MENU

Dünyanın en hızlı kelime oyunu

Turkcell ayda 6 liraya yol gösteriyor

26/09/2011 Comments (0) Views: 4069 İNTERNET, KISA KISA, MANŞET, Serhat Ayan, YAZARLAR

Türkiye’de Vizontele kalmaya mahkumuz

Filmin o bölümünü seyretmemiş olanlar için özetleyelim: 1970’li yıllarda Türkiye’nin ücra bir kasabasına ilk kez televizyon gelir. Köyün meczubu, her aleti tamir edebilen, kendince icatlar yapan akıllı adamı, televizyonu görür. “Bu ne” der. Oradakiler anlatırlar sinyallere dönüştürülmüş görüntüleri bize gösteren alet diye… Adam bakar, “vallahi ben düşünmüştüm” der… Herkes çok güler bu diyaloğa. Aslında gülünecek bir tarafı yoktur. Türkiye’nin ve onun gibi ülkelerin lanetidir bu. Bu lanetin farkında olmayan herkesin katıla katıla gülmesi normaldir.

Bundan yaklaşık 8 ay önce bir fikrin peşinden koşmaya başladım. Olmayan, yapılmamış bir şeydi. En kaba haliyle Facebook üstünde, platform üstünde bir platform yaratmayı hedefliyordu. İnsanlar burayı o anda ne yaptığını anlatan bir site olarak kullanıyorlardı. Oysa hayatın kendisini buraya taşımak mümkündü. Konusunun uzmanı olan insanlarla da konuşarak dedik ki hayatımızı düz bir yazı haline dönüştürtsek… Herkes hayatımızın bir bölümünü bizim için yazsa. Sonuçta bu yukarıdan aşağı doğru akan hayatın bir nevi kitabı olsa… Farklı gelir modelleriyle birlikte konuyu eni konu her yönüyle paketledik.
Sonra bunun için geliştirdiğimiz gelir modellerinin üstüne gittik. İşin içine girmesi muhtemel insanlardan görüş aldık. Ancak bu işi hayata geçirecek insanları çalıştıracak birikime sahip değildik. Bunun için devletin verdiği kredileri araştırmaya başladık. Konunun uzmanı birini bularak fikrimizi açtık. O bize devletin ilgili kurumlarının hangi işlere ne gibi şartlarla nasıl ve hangi vadede kredi verdiğini anlattı.
Biz yine de konuyla ilgili nasıl çalışabileceğimizi nereden kaynak bulabileceğimizi araştırıp durduk umutsuzca. Eğer birkaç adım atabilseydik en önemli yatırımımız bununla ilgili yapacağımız patent çalışmaları olacaktı. Hemen her şeyi düşünmüştük. Sadece Türkiye şartlarında, az olan yazılımcı, tasarımcı ve para kaynağıyla “bu hızla” gitmek durumundaydık.
Sonra hani şu Facebook kurucusu Mark Zuckerberg’in hayatını anlatan Sosyal Ağ filmini seyrettiğim bir günün sonunda, gece saat 12’ye doğru bir basın bülteni geldi. Facebook’un Türkiye’deki basın ajansından geliyordu bu bülten. Bizim üstünde çalıştığımız şeyi, bizim kurduğumuz özellikler ve algoritmamızla yapmıştı Mark Zuckerberg.
Biz sadece “vallahi ben düşünmüştüm” deme durumundaydık. Söyleyecek başka bir şey yoktu. Bunu da benim gibi yüksek sesle söylerseniz sizinle dalga geçmek için sıraya girecek, sizi meczup yerine koyacak binlerce adam olacak etrafınızda. Vizontele’de Yılmaz Erdoğan’ın canlandırdığı karakter televizyonu gerçekten düşünmüş olsa da hayata geçiremezdi. Tüpünü bile yapamazdı televizyonun.
Bizi Vizontele’den ayıran ne vardı ki? Hiçbir şey. Devlet Ar-Ge için bir bakanlık ayırdı ve gerçekten bu gibi projelere para veriyor. Ama siz devletle konuşuyorsunuz, kendinizi anlatıyorsunuz. Bir jüriden geçip kendinizi kabul ettirdikten ve her şeyi yoluna koyduktan 6 ila 12 ay sonra para almaya başlıyorsunuz. Alınan paraya bir lafım yok. Mükemmel ve karşılıksız bir kredi. Ama Mark Zuckerberg ile bizi yarıştırabilir mi? Rüya görmeyelim.
Veya proje besleyen para sahibi melek yatırımcılar… Zuckerberg, Yahoo ve Google gibi şirketlerin geçmişlerine bakın. Türkiye’de çok seçilmiş, çok mükemmel insanlarla iş yaparak bir yatırımcı buldunuz diyelim. Şirketinizin yarısından fazlasını alma şartıyla size bir miktar geliştirme ücreti verecektir. Ama aynı şeyi Amerika’da yapacak olsanız size sunulan paralar, burada verebildiklerinin yüzlerce katı olacaktır. Siz burada size sağlanan kaynakla ürün geliştirirsiniz. Amerika’da ise Yahoo, Google veya Facebook açarsınız.
Suçu hep başkalarına atmak istemiyorum. Kesinlikle benim yetersizliğim, insanlara ulaşma ve anlatma sorunum, paketleme yeteneksizliğim ve işi sürüklemede eksiklerim vardır. Bu eksikler için bahane arama yazısı değil bu.
Ama Teknoloji dünyasında geçirdiğim 20 yıldan sonra anladığım şey şu: Biz diğer takımlarla aynı şartlarla yarışamıyoruz. Yarışamayacağız da.
Biz Vizontele karakterleriyiz. “Vallahi düşünmüştüm” insanlarıyız. Onlar Oscar ödüllü karakterler…

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.