Hackerlar gözünü şirketlerin “nesnelerine” dikti

Hayatımızın her alanına hızlı bir şekilde girmeye başlayan nesnelerin interneti (IoT) cihazları, kurumsal işletmelerde kullanım popülerliğini sağlamlaştırıyor. Şirketlerde çalışanlar tarafından kullanılan IoT cihazlarının durumları hakkında yapılan en güncel araştırmayı değerlendiren Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, kurumsal ağlara bağlı olarak kullanılan IoT cihazların, şirketlerin IT güvenliğini sekteye uğratacağını belirtiyor.

Ayda 56 Milyon İşlem Gerçekleştiriyorlar

IoT cihazlarının şirketlerdeki varlığını ve durumlarını gözler önüne sermek için gerçekleştirilen 2019 IoT Tehdit Raporu araştırması, şirket ağında bir veya daha fazla IoT cihazı çalıştıran 1000’den fazla şirket üzerinde gerçekleştirildi. İncelenen şirketlerin, 153 farklı IoT üreticisinden 270 IoT cihazı çalıştırdığı tespit edilen raporda, cihazlar tarafından ayda 56 milyon işlem yapıldığı belirlendi. IoT cihazlarından gerçekleşen işlemlerin %91,5’inin düz bir metin kanalı üzerinde yürütüldüğüne dikkat çeken Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, IoT cihazlarının gerçekleştirdiği işlemler sonucunda oluşan verilerin, genellikle güvenliksiz dolaştığını ve hackerlerin oltalarına kolaylıkla takılabildiğini belirtiyor. Ayrıca SSL kullanılarak çalıştırılan IoT cihazlarının %18’inin de güvenliklerinin yetersiz olması, genel güvenlik unsurlarının IoT cihazlarındaki geçerliliğini tartışmaya açıyor.

En Çok Set Üstü Kutular Kullanılıyor

Çalışanların farklı IoT cihazlarını kullanmayı tercih etmesi, şirketlerin farklı IoT cihazlarına ev sahipliği yapması anlamına geliyor. İncelenen kurumlarda en sık görülen IoT cihazlar arasında ise set üstü kutular, akıllı TV’ler ve akıllı saatler bulunuyor. Şirketlerde çok sayıda farklı IoT cihazı bulunmasının güvenlik kalkanlarını olumsuz etkilediğini ifade eden Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, düşük şifreleme düzeylerine sahip olan IoT cihazlarıyla karşılaşılmasının da bir sürpriz oluşturmadığını ekliyor. Ayrıca kullanılan çoğu IoT cihazının varsayılan bir kodlamayla şifrelenmesinin hackerlere karşı savunmada büyük bir zayıflık göstergesi olduğu belirtilen raporda, oluşan fırsattan istifade edip harekete geçen hackerlerin, incelenen IoT cihazlarında yaklaşık 6 bin adet kötü niyetli işleme giriştiği de kayıt altına alınıyor.

Birbirlerine Virüs Bulaştırıyorlar

Araştırma raporunu inceleyen Komtera Teknoloji güvenlik uzmanlarının dikkatini çeken bir diğer durum ise, kötü amaçlı yazılım bulaşan IoT cihazının bir başka IoT cihazına da virüs bulaştırmak için kullanıcı adı ve şifrelerin bir listesini oluşturması oluyor. Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, şirketlerin yarısına yakınının kullanılan IoT cihazlarını düzenli olarak taramadığını ve bu durumun neticesinde kötü amaçlı yazılım bulaşmış IoT cihazlarının zararlarını öngöremeyip, engelleyemediklerine dikkat çekiyor.

Microsoft Github’ı kendi için mi satın aldı?

Microsoft Linkedin’i 26,2 milyar dolara satın almıştı. Ondan önce de Skype’ı 8,5 milyar dolara almıştı. Tarihinin en büyük üçüncü satın almasını GitHub için yaptı ve bu şirkete 7,5 milyar dolar verdi.

Github’ın yıllık kazancının 30 katı bu verdikleri ücret. Yeni Microsoft diyor ki GitHub fikrini oluşturan, onu kuran ve canını dişine takarak büyütmeye çalışan insanların göremediği bir şey var. Biz onların göremediklerini görüyor, bilmediklerini biliyoruz. 1980’lerden beri yazılım geliştirmesi yapıyoruz, onların sonradan gelip yaptığı işe 7,5 milyar dolar vermek zorunda kaldık ama olsun. 30 yılda kazanacağı parayı trank diye masanın üstüne koyup alırız…

Bilindiği gibi Skype mesela hiç para kazanamazdı, Microsoft satın aldıktan sonra uzaya gitti. Linkedin para kazanamazdı, Microsoft satın aldıktan sonra para basmaya başladılar.  Üstelik Linkedin’e profilini koyanlar sebebini bilemedikleri bir biçimde Office paketi satın almaya başladılar.

Microsoft’a evde tost yaptım diye mesaj göndersem koşa koşa gelir onu da alır 75 milyar dolara…

GitHub’ın şu andaki piyasa değeri 3 milyar dolar. Microsoft para bende, ağa benim demek için midir nedir bilinmez 4,5 milyar dolar fazlasını verdi.

Bence görgüsüz bir hareket. O para eder mi etmez mi tartışılır ama tartışılmayacak bir tek şey var: Microsoft şimdiye kadar satın aldığı neyden para ve fayda kazandı?

Biz oraya geldiğimizde zaten orada olan adam gitti

1990’ların başında gazeteci olmak bugünkünden daha kolay değildi ama en azından daha keyifliydi. Her şeyden öte, en azından daha umutluyduk. Gelecek için planlarımız vardı, ülke geleceği için öngörülerimiz vardı. Özellikle teknolojiyi dikey bir alan seçmeyi planlayan benim gibi idealist sersemler için her gün doğumu daha parlaktı.

Teknolojinin kendi içinde bölümleri yoktu o yıllarda. Teknoloji ile uğraşan gazeteci bile lükstü ya basın organları için… O alanda o dal bu dal diye bir ayrım imkanı yoktu. Teknolojiyle uğraşan adam, donanım da bilecekti, yazılım da, telekomünikasyon da, devletin teknolojiye bakışını da, hatta çıkarılmaya çalışılan acayip kanunlara karşı bedenini siper etmek için hukuku da…

O zamanlar bir havalarla kimsenin bakmadığı teknoloji alanına “hoş” geldiğimizi, oradaki insanlara çalışkanlığımızla, bilgi ve görgümüzle iş öğreteceğimizi sandığımız günlerde tanıştım Mustafa Akgül ile… Başta garip geldi çünkü o zamanların sektöründe vermeden alan insanların dünyasında almadan vermeyi düşünen ender tiplemelerdendi. Şöyle bir geçmişine bakınca cümle içinde kullandığımızda önümüzü iliklemek isteyeceğimiz yapılardan geçmişti. Buna rağmen prof bile değildi sadece doç yazıyordu isminin başında.

O zamanların Ankarasında konferanslar,  konuşmalar yapmaya, yazılar yazmaya çalışıyordu. Ankara’dan İstanbul’a gelip Askeri Müze’de internetin faydalarını anlatmak istiyordu. “Acaba kendine bir vekillik, bir para kazanma mekanizması mı ayarlamaya çalışıyor” diyordu herkes. Ama yok, ısrarla sadece bildiklerini anlatmaya, insanlardan bildiklerini diğerlerine aktarmasını sağlamaya çalışıyordu.

Başta onu destekleyen şirketler oldu. Sonra onlar da elini eteğini çektiler. Anlamadılar onun yapmak istediği şeyleri. “Biz de yaparız ne var” diyerek ticaretini yapmaya çalıştılar insanları bilgilendirmenin. “Sadece reklamla yaşanmaz konferans da yapmak lazım” söylemleri rakip oldu ona. Oysa sadece bildiklerini vermeye çalışıyordu. Hiç 8 yıldızlı bir otelin başbakan himayesindeki ulaştırma bakanı davetli toplantılarını organize etmedi.

Yıllar yıllar önce kurduğu AKGÜL isimli mail grubundan bıkmadan üşenmeden bilgi aktardı. Basına ayrı sektöre ayrı aktardı bildiklerini. Reklam da almadı sponsor da… Onun sayesinde bilmediğimiz şeyleri öğrendik, bilmediğimiz insanlarla aynı olduğumuzu öğrendik, nereye nasıl bakacağımızı da öğrendik.

Başkasını bu kavramın içine sokup konuyu özünden saptırmayacağım. Benim için ukalalığımı ve cahilliğimi yontan bir kişilik oldu. Onu hep güzelliklerle anacağım.

Yurtsan Atakan gitti, Özgür Uçkan ve şimdi de Mustafa Akgül. Bugün bir şeyler bildiğini düşünenler, nereden bildiklerine tam emin olamayacaklar bazı şeyleri. Ama bu yazı arama motorlarının endekslerinde durdukça bir umut olacak bu güzel insanların yaptıklarının bilinmesi için.

Bir akşamüstü, sanırım Antalya’da bir TBD toplantısında, saatlerce tartıştık. O “internet hayattır” dedikçe “olur mu hocam internet bir alettir, bu kadar çok şey yüklemeyin üstüne” şeklinde üstüne gittim onun. Gülmekten katılarak kavga ettik saatler boyunca. İnsanlar kavga mı ediyoruz yoksa dalga mı geçiyoruz konusunda kararsız kaldığı için gelememişti yanımıza.

Bugünün iPhone, Samsung ve operatör tarifesi forumculuğunu haber zanneden kitlesi onun değerini bilemeyebilir. Ama bugün kullandığınız internetin her bitinde, konuştuğunuz telefonun her megahertzinde, kullandığınız çoğu yazılımın satırlarında onun emeği var.

Biz yokken o vardı. Şimdi o yok, ama biz de yokuz zaten.

Biz o kadar yasağı boyuna mı getirdik? Bu çocuklar nereye giriyor?

Bitdefender bir araştırma yapmış bu porno sitelere giren çoluk çocuk var mı diye… Doğal olarak bir sürü çocuk çıkmış. Ama zorlu bir iletişim olmuş bu. Hem konuyu hem de iletişimini konuşalım…

Öncelikle Bitdefender porno siteleri uygunsuz içerik olarak tanımlamış. Porno 18 yaşından gün almış her erkek ve kadın için uygunsuz olmayan bir içeriktir. Bunu kendilerine özellikle hatırlatmayı bir borç biliyorum. Sözlerimize dikkat edelim.

Şirket siteye girenlerin yaşını doğrulamak mümkün olmuyor ama biz baktık araştırdık girenlerin yüzde 10’u 10 yaşın altında diyor. Bu araştırma nası yapılmıştır bilmiyorum. Gidip çocuklara sorarak mı, porno sitelere giren bilgisayarları inceleyerek mi… Her türlü araştırmanın güvenilirliğine inanabilmek o kdar kolay değil Bitdefender benim kusuruma bakmasın.

Bitdefender’ın yaptığı ikinci büyük hata, sözde uygunsuz olan porno sitelerin hangilerine çocukların girdiğini göstererek ve bizzat isim vererek yeni bir bookmark olmuş insanlara. Bu da başta söylediğiyle çelişiyor.

Şirketin iddiasına göre çevrimiçi pornografik video tüketiminin 18 yaş altı kişiler arasında dağılımında ise yüzde 42’lik bölümü 15-18 yaş, yüzde 36’lık bölümü 10-14 yaş ve yüzde 22’lik bölümü ise 10 yaş altı oluşturuyor.

Sonuç olarak Bitdefender herkese ipuçları veriyor bu korkutucu verileri paylaştıktan sonra:

  • Aile bilgisayarını herkesin ekranı görebileceği bir yere koyun.
  • Çocuğunuza bilgisayar kullanımı ile ilgili kurallar koyun ve onlarla nelerden endişelendiğiniz hakkında konuşun.
  • Çocuğunuzu müstehcenlik ve saldırganlık içeren spam mesajlar, anlık mesajlar ve e-postaları cevaplamaması konusunda uyarın.
  • Çocuğunuz sosyal medyada hesap oluştururken, gizlilik ayarları için ona yardımcı olun. Maruz kalacağı içerikleri kısıtlamak konusunda teşvik edin ve çevrimiçi arkadaşlarını gerçek hayatta da tanıdığınızdan emin olun.

Bu arada yazıda bahsi geçen araştırma, Eylül 2016’da Bitdefender güvenlik çözümlerini kullanan 706 kullanıcı ile Bitdefender tarafından gerçekleştirilmiş. Yani bu firmanın ürünlerini kullananlar o çocuklar…

Bir de son olarak söylenecek şey şu: Bu araştırmanın içinde kaç Türk var? Türkiye’nin büyük porno şasakları çocuklara nasıl etki etmiş? Bence esas haber olacak şey bu…

Çocuklar ülkeyi Minecraft ile kurtarıyor

Hatırlayacağınız üzere ülkemizde bilişimde saçma tartışmalar yapılırken ABD Başkan’ı Obama televizyondan halka seslendi ve çocuklara yazılım öğretmeyi temel hedeflerden biri olarak koydu. Ülkemizde bir takım şirketler de bu yolda kendilerine ciddi amaçlar koydular. Microsoft Türkiye bunlardan biri…

Tüm dünyada Bilgisayar Bilimi Eğitimi Haftası olan 7-13 Aralık’ta gerçekleşen Kod Saati İnsiyatifinin üçüncüsünde, çocuklar,13 Aralık Pazar günü, Microsoft Türkiye binasında Minecraft Kod Saati eğitiminde buluştu.

Bilgisayar alanında tüketici değil üretici bir nesilin yetişmesine destek olan Microsof Türkiye, bu yıl çocukların severek oynadığı Minecraft oyununu yazılım dünyasına açılan bir pencere haline getirdi. Çocuklar ve her yaştan bilgisayar bilimine ilgi duyan bireyler, https://www.code.org/mc adresinde eğlenceli ve popüler “Minecraft” ortamında basit kodlamayla tanıştı. “Minecraft” oyun tasarımcılarının Code.org ile birlikte oluşturduğu programda, “Minecraft’tan” Steve ve Alex’in yanı sıra “Minecraft’tan esinlenen” dünyada 100 milyondan fazla oyuncuya tanıdık gelecek zorluklar yer alıyor.

Biz de bizzat bu etkinliklerin içine ailecek çocuklu çocuklu katıldık. Bilgisayara uzanmaya boyu yetmeyen çocuklardan “biz var ya bunu hackleriz ha” diyenlere kadar uzanan geniş bir yelpazede çocuklar heyecanla öncesinde elma şekerlerini yiyerek girdiler içeri.

İçeride yapılanları canlı yayınla dışarıda bekleyen heyecanlı ailelere yansıtan Microsoft yetkilileri en az içeridekiler kadar kıpır kıpırdı.

Altı ve üzeri yaşlar için tasarlanan Minecraft eğitim programı, oyuncuları basit kodlama becerileriyle tanıştırıyor. İki boyutlu Minecraft dünyasında, blokları birleştirerek tüm eylemleri tamamlayarak ve bilgisayar kodu yaratarak oyuncuların seyir halinde bulunmalarını, madencilik yapmalarını, yetenek kazanmalarını ve keşfetmelerini cesaretlendirmeyiz hedefliyor.

Çocuklar başlıkta söylediğim gibi Minecraft ile ülke ya da dünyayı kurtarmayacaklar belki. Ama bilişime ve yazılıma uzanan yepyeni bir gençlik için çok önemli olan ilk adımları atacaklar. Çünkü bu çocuklar internetten indirdikleri iki satırlık uygulamalarla hacker oldum zannetmeyecekler. Veya anne babalarının dizi filmlerde izlerini CIA karargahına girip bilgi çalma olayından farklı bir yazılım dünyası olduğunu anlayacaklar.

Eğitimlerden  görebildiğim kadarıyla farkında olmadan yazılım içinde nesne tanımlamadan başlıyorlar, bir şey gerçekleşene kadar şunu yap gibi döngü kurmanın manasını kavrıyorlar, karşına şu çıkarsa bunu yap gibi şartlarla döngülerin kısır olmasını engelleyici şartlar koyuyorlar.

Yazılımı bilen bilir, bunlar algoritmik düşüncenin temel taşları. Çocuklar if close ya da while döngüsü yarattıklarının farkında değiller. Ama bir şekilde bunu yapıyorlar işte.

Microsoft bunu yaparken “haydi anne babanıza söyleyin de size bir Windows 10 alsın daha iyi çalışırsınız” modunda değil. Umurlarında da değil. Onlar dışarıda bekleyen veliler gibi olayın keyfine varmışlar. Ortalığı yıkan, insanların gözlerini doldurmaya yönelik kurumsal sosyal sorumluluk projeleri yerine bunu yapıyorlar. Engelli haftasında üç devlet büyüğünü konuk etmek veya dizi film gösteren kötü kanalları izleyen ev kadınlarını duygulandırıp ağlatmak gibi bir amaçları yok. Bildikleri işi yapıp programlama konusunda merak uyandırmak, ilk temeli atmak istemişler. Çocukların suratlarından görebildiğim kadarıyla bunu da bayağı başarmışlar.

Yaptıkları bizi müreffeh yarınlara götürmeyebilir. Ama en azından bu hafta dünyanın dört bir yanında yapılan yazılım etkinliklerinde çocuklarımızın geride kalmamasını sağlıyorlar. Çocuklarımızın batılı ya da doğulu çağdaşlarından daha ileri gitmesini istiyorsak bizler de üstümüze düşeni yapmalıyız.

Bu minik parmaklı canavarlara destek için pazarını feda eden çoğunluğu üniversite öğrencisi code.org gençlerine ayrı bir teşekkür…

 

Türkiye’de yazılımın sorunları

Yazılım konusu hepimiz için çok önemli. Ülkede devlet otoritesi, otomobil fabrikaları, cep telefonu tesisleri kurmayı planlarken bunun sebebi olarak cari açığın azaltılması ve ülkenin ithalatının düşerken ihracatının bir nebze olsun zıplama yapma olasılığı olarak gösteriliyor.

Ne var ki ortada yazılım gibi bizim hemen hayata geçirebileceğimiz otomobil ve beyaz eşya gibi donanım üretecek fabrikaların kurulumundan çok daha ucuz, hızlı ve doğa dostu para kazanma yolları var. Üstelik bu yollar ithalatı ve ihracatı bizim lehimize çok daha hızlı ve etkin bir biçimde değiştirebiliyor.

Biz tüm bunları bırakıp yazılımın dibine kibrit suyu dökmeye çalışıyoruz.

Peki yazılım nasıl daha iyi günlere gelebilir? İşte bu konuyu Yurt TV’de yayımlanan Teknoport programında Tegsoft Kurucu Ortağı Eray Gürsoy ile tartıştık. Daha iyi olabiliriz. Eskiden daha iyi olmak için teşvik bekliyorduk artık onu da aştık sadece devlet engel olmasın diyoruz

 

[wpdevart_youtube]nxJnIYhZexA[/wpdevart_youtube]

[wpdevart_youtube]Q5AvXBUw1U[/wpdevart_youtube]

Kamuflajlı Türk antivirüs yazılımı istemiyorum

Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın iştiraki olan STM, 30-31 Ekim 2015 tarihlerinde ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Uluslararası Bilgi Güvenliği ve Kriptoloji Konferansı’na (ISC Turkey 2015) katıldı. Konferansın “Siber Güvenlikte Yerli Çözümler” başlıklı panelinde bir konuşma yapan STM Genel Müdür Yardımcısı Ömer Korkut, 2015 yılı içinde dünya genelinde yapılan siber güvenlik harcamalarının 76,9 milyar ABD Dolarına ulaşacağını ve harcamaların yıllık artış hızının yüzde 8,2 olduğunu söyledi. Korkut, “Siber güvenlikte, geleneksel tedbirler yanında, bulutun ve mobil ortamın güvenliğini sağlayacak çözümlere, tehditleri uygulama seviyesinde tespit edip önleyecek yeni nesil güvenlik duvarlarına ve büyük veri teknolojileri destekli veri analitiği yöntemlerini kullanan karar destek uygulamalarına ihtiyaç var. Bu tür yenilikçi çözümlerin önümüzdeki üç yıl içinde 15-20 milyar ABD Dolarlık bir pazar payı elde edeceği tahmin ediliyor” dedi.

Bunlar işin kitabi yönleri. Peki biz ne yapıyoruz? Sürekli cari açıktan bahsedip telefonlara ek vergi getirmeyi planlıyor, kendi İsveç arabamızı üretmeye çalışıyoruz.

Peki en kolay yapabileceğimiz şeyde, yazılımda neredeyiz? Sürekli olarak yurt dışından koruma korunma ürünü alıyoruz. Hayır bunu yapmıyoruz diyebilecek mi kimse? Dünyada 80 milyar dolara ulaşmış sektörde Türkiye ne durumda? STM Genel Müdürü bu konuya değinmemiş. Bizim devlet ve savunma kuruluşları da dahil olmak üzere güvenlik yazılımlarımızı nereden alıyoruz? İsrail, Rusya ve ABD değil mi? Aynı tank ve tüfeklerimizi, uçak ve gemilerimizi aldığımız gibi…

Bilgi güvenliği derneği bu konuda konferanslar dışında ne yapıyor? Bilemiyorum belki gizli çalışıyor ve basından gizli gizli kendi uygulamalaramızı geliştiriyordur. Küçük bir ihtimal.

Yabancı bilgi güvenliği firmaları on numara insanlar olabilir. Ama bir antivirüs yazılımı yüklediğimizde bilgisayarımızın içindeki her dosyayı dibine kadar soruşturduğunu, okuduğunu, yazılımların beğendiğine yetki verip beğenmediklerini yavaşlattığını unutmamak lazım.

Bence konferans değil somut iş yapmak lazım. “Biz kendi yazılımımızı yaptık” haberini yazmayı dört gözle bekliyorum.

Ama öyle kamuflajlı filan değil… Türk yazılımı…

 

Cumhurbaşkanı yazılımdan sorumlu bakan oluyor

Sabah gazetesi bugün enteresan bir haberden bahsetmiş. Bu habere sevinmeli miyiz bilemiyorum. Ama içindeki mutluluk verici yönlerle saçmalıkların dökümünü sizin için hazırladım. TKNLJ formatında:

  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin bilişim alanında sıçrama yapması için önemli bir plan hazırladı. Erdoğan, dünya çapında bilişim uzmanları, programcılar ve yazılımcılar yetişmesi için özel bir projeyi hayata geçirecek. Peki ben anlamıyorum cumhurbaşkanları proje yapar mı? Bu bir sosyal sorumluluk projesi olsa anlarım. Ama içinde milli eğitim sanayi ve bilişim bakanlıklarını olduğu bir proje. Cumhurbakanına ne oluyor kuzum?
  • Cumhurbakanı 11 yıl başbakanlık yaptı. O zaman kendimizi yırttık. Niye bu fikir görmezden gelindi?
  • Cumhurbaşkanı, yazılım, e-girişim ve bilişim teknolojileri alanlarının parlayan yıldızları ile bir araya gelecek. Türkiye’nin bu alanlardaki sorunlarını ve yapılması gerekenleri dinleyecek. Özel sektör ve kamunun bu alana ilgisini artıracak adımları belirleyecek. Gelecek nesillerin bu alana ilgisini artırmak için öğrencilerle bilişim şenliklerinde bir araya gelecek. E hadi bütün bunları yaptı. Bunlardan çıkan sonuçları cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinden mi yapılacak? Ne diyorsunuz siz yahu?
  • Erdoğan bu şenliklerde, Türkiye’yi bilişim ve yazılım alanında sıçrama yapması için öğrencilerle birlikte program ya da oyun komutu yazacak. Ne yazacak Black Ops modları mı? Taksim’de Black Ops  mu yapacak seçilmiş polisler?
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde başlattığı, Fatih Projesi, tablet bilgisayar ve akıllı tahta gibi uygulamalara ve yatırımlara rağmen, Türkiye’nin bilişim ve yazılım alanındaki zayıf karnesi masaya yatırıldı. Yalan söylüyorsunuz. Bunların karnesi masaya hiç yatırılmadı. Eğer yatırılsaydı bu projeyi yürüten insanların zan altında olması gerekirdi…
  • Erdoğan ilk olarak, yazılım, e-girişim ve bilişim teknolojileri alanlarında son dönemde önemli işlere imza atan parlak beyinler ile bir araya gelecek. Cumhurbaşkanlığı Sofrası bu amaçla düzenlenecek ve son dönemde önemli programlara, yazılımlara ve e-ticaret alanında projelere imza atan isimlerle bu alanın önemli akademisyenleri davet edilecek. Yani TÜBİSAD, YASAD gibi dernekler Ak Saray’da yemek yiyecek ve ülke bilişim alanında kalkınacak… Yaşasın!!!
  • Bu arada o haberde geçmeyenleri anlatalım sizlere: Bilişim öğretmenlerinin öğrencilere yazılım dersleri vermesinden hiç bahsedilmiyor
  • Meslek liselerinin torna tezgahı bölümlerinin yanına birer yazılım bölümü açılması konusunda herhangi bir şey söylenmemiş.
  • Girişimi olan insanların devletten hakettikleri yatırımı alabilmeleri için maymun gibi uğraşmamalarını sağlayacak sistemlerin hayata geçirilmesinden bahsedilmemiş
  • Türkiye’ye sermaye olarak gelen şirketleri korkutan internet kapatmaları, site yasaklamaları, şirket çalışanlarının hapse atılması gibi konularda yapılacak iyileşmelerden hiç bahsedilmemiş
  • Minik çocuklara temel yazılım dersleri vermeye çalışan şirketlere yapılacak güzelliklerden bahsedilmemiş…

Herkes manşet atmış yaşasın cumhurbaşkanı yazılıma eğiliyor diye… Ama kimsenin soru sorduğu yok. Herkes pasif. Öyle edilgen edilgen haber yazıyorlar.

Çılgın Türkler 4K’yı internete soktu

Dünyanın en büyük sorunlarından biri, yeni çıkan teknolojileri herkes tarafından kullanılabilir hale getirmek. Bunun en önemli örneklerinden biri 4K. HD yayınlar ilk kullanıma sunulduğunda bunun yayınlanacağı platform ve doğru TV cihazları bulamayan yayıncılar için durum daha farklı: 4K yayın teknolojisi, kendinden önce gelen teknolojilere kıyasla çok daha hızlı gelişiyor. Ne var ki cihazlar hazır olsa da internet üstünden geçmemesi bu teknolojiyi daha az kullanılmasına neden oluyor.

Neden internet üstünden geçmiyor? Çünkü dedesi teknolojilere kıyasla çok daha büyük bant genişlikleri istiyor. İlk hayata geçirildiğinde 50 megabitler mertebesinde olan bant genişliği isteği, 5 yıl içinde yaşanan gelişmelerle ortalama 15 megabite kadar düştü. Yine de ortalama hızı 10 megabitler mertebesinde olan dünyanın büyük bir kısmı için kullanılabilir değil.

Bu sorundan yola çıkan yüzde yüz Türk şirketi Erstream, global bir çözüm için kolları sıvamış. Türk mühendislerinin yaptığı geliştirmelerle 4K yayınları üstünde çok özel bir sıkıştırma teknolojisi geliştirmiş. Yeni sıkıştırmayla 4K yayınları neredeyse kayıpsız bir biçimde ortalama 5 megabit hızla internet üstünden izlenebilir hale geliyor. Bu hız ne anlama geliyor? ADSL ve 3G gibi dünyanın çok büyük bir bölümünde kullanılan bağlantı teknolojileriyle dahi izlemek mümkün olacak.

Bir Türk şirketi belki de ilk kez dünyanın böylesine büyük bir sorununa çare üretiyor. Erstream bu hizmeti dünyanın en önemli yayıncılık fuarlarında şirketlere sunuyor ve en büyük şirketleri tarafından kabul ve destek görüyor. Çünkü bant genişliği dışında saklama alanları üstünde yaratacağı daralmayla ciddi fiyat ve rekabet avantajı sağlıyor yaptıkları bu geliştirme…

Türkleri çılgın yapan, savaşta attıkları adımlar değil bu gibi teknolojik zıplamalar olmalı. Bir Türk’ün beyin kıvrımlarından çıkan fikirler; Google, Facebook ve Netflix gibi yüz milyar dolarlarla ifade edilen şirketlere çare oluyorsa o zaman biz gerçekten dünyanın önemli bir ülkesiyiz diyebileceğiz… Bu kadar büyük şirketler Türkiye’ye gelip bizim kapımızı çalarsa gurur duymalıyız yaptıklarımızla.

Gavura dava açma sanatı

2014 yılının en komik olaylarından biri; Türk teknoloji üreticisi Vestel ve birkaç arkadaşının yabancı teknoloji üreticilerine (belki de biraz devletin zoruyla) dava açmasıydı. “Yabancılar bizi dövüyor çok güzel ürünler çıkarıyor, biz çıkaramıyoruz. O yüzden de devlet bizi korusun” anlamına da gelebilecek olan bu davanın son durumunu bilmiyorum. Açıkçası o kadar saçma bir dava ki bunun sonunu merak dahi etmiyorum.

Diğer tarafta Uygar Saral adında gencecik bir patronla tanıştım. Dünyayla kavga etmek yerine dünyayı anlayıp onunla birlikte hareket etmek üzerine bir strateji belirlemiş. “Türkiye’de üretim yapmak iş değil ki” diyor. Birkaç kuruş koyan herkesin üretim bandı üstünden bilgisayar, televizyon, cep telefonu veya benzeri teknolojik aletleri geçirmesi için dahi olması gerekmiyor günümüz dünyasında.

Ancak şunu düşünmek için dahi olmak şart: Bu adamlarla savaşmak yerine onların oyununu oynayıp yeterince volümlü mal üretirseniz adam ilk çıkan teknolojik gelişmeleri sizin cihazınıza takar. Uygulama konusunda yeterince içlerine nüfuz ederseniz dünyanın en iyi platformlarını sizin için yazar…

Yaptığımız röportajın en can alıcı yeri geleceğe bakış açısı: Intel şu anda HP ile Teknosa’yı birleştirip bu sattığımız tablet mi laptop mu isminde bence gerçekten çok anlamsız bir kampanya yürütüyor. Bu kampanya ciddi ve teknolojiye değer veren gazeteler ve yayın organları yerine spor gazetelerinde kendini ifade ediyor. (Belki de gelişmemizin yolu budur)

Saral yakın gelecekte kendi pazarlama ve iletişim yöntemlerini kullanarak Intel’in kendine iş ortağı olarak seçtiği ve milyonlarca sipariş verdiği bir kurum olarak görmek istiyor şirketini. Muhtemelen şirketi Türkiye’ye gelen yabancı şirketlerin düştüğü mevcut pazarlama hatalarına da düşmeyecektir.

Bu bakış açısıyla Türkiye’de üç beş tane telefon üreten şirketler mi bizim kahramanımız olmalı yoksa dünyanın altını üstüne getirenler mi…

Jeremy Burton abi teknolojiye atar yapmış

EMC pazarlama direktörü Jeremy Burton teknoloji konularına sert girmiş. Başlıklarıyla dediklerine girelim. Altına da benim yorumlarımı görün. Benim yazdıklarımı dağıtabilecek bir basın bülteni mekanizmam yok. Ama Burton abinin var…

Gerçekten Giyilebilir mi?

Dünyanın dört bir yanındaki Apple fanatikleri, giyilebilir teknoloji ürünlerinin Apple Watch’ın ortaya çıkışı ardından yaygınlaşacağı beklentisi içindeydi. Ben o kadar da emin değilim. Bir gerçeği kabul edelim; 35 yaş altı kimse artık saat takmıyor. Bunun yerine her konuda akıllı cep telefonlarına güveniyorlar. Şu an bu pazarı destekleyen tek kitlenin, tüm gün Bluetooth kulaklıkla gezen insanlar olduğu düşünülürse, giyilebilir birçok teknoloji ürünü başarısız olacaktır. Elbette tamamı değil. Sektörü olumlu yönde etkileyecek olan; nabız, tansiyon gibi hayati verileri ya da sağlıkla ilgili etkinlikleri takip eden FitBit ya da JawBone gibi bağımsız, teknoloji ürünleri büyümeye devam edecek ve spor giyimin, ayakkabıların ya da ekipmanların bir parçası olacak.

Evet 35 yaş üstü kimse saat takmıyor. Ama gözü bozuk olmayanlar da gözlük takmıyor. Diğer taraftan 10 sene önce kimsenin tableti yoktu. 20 sene önce kimsede cep telefonu yoktu. 25 sene önce internet yoktu… Yani alışkanlık yok diye bu aletler kullanılmaz demek cahilliktir demek istemiyorum ama kendimi tutmakta gerçekten çok zorlanıyorum.

“Suçüstü” Yakalanan Tüketiciler

Mobil cihazlar hemen hemen her sektörde yeni teknolojilerin geliştirilmesi için itici güç görevi görüyor. Mobil cihazları iş yaşamına uyarlayan ve hizmetlerini bu cihazlara taşıyan işletmeler, tüketiciyle doğrudan bir ilişki kurabiliyor. Bu da pazarlamacılar için adeta Nirvana’ya ulaşma fırsatı yaratıyor. Zira tüketicileri “suçüstündeyken” yakalama imkânına sahip olarak, dikkati ilgili ürün ve hizmetlere toplayabiliyorlar. Tüketicilerin mağaza içindeki konumu hakkında bilgili olan bir perakendeciyi ya da egzersiz rutinlerinden ve müşterilerinin sağlık durumlarından anlayan bir spor giyim mağazasını düşünün. Tam bir altın madeni değil mi? Ancak tüketiciler kararsız ve sabırsız. Birçok şirket bu konu üzerinde yıllardır çalışıyor. Konunun yakın zamanda kapsamlı bir şekilde yaygınlaşmasını bekliyorum. Bu da çok büyük miktarlarda verinin gerçek zamanlı olarak işlenmesi gerekeceği anlamına geliyor. Bellek içi veri tabanları ve flash depolama gibi teknolojilerin de kullanımını oldukça artıracak.

Şimdi bir spor mağazası düşünün. O kadar büyük ki içinde ürünler kayboluyor. Müşteriler ne alacaklarını bilemiyorlar. Pazarlamacılar nasıl mal satacaklarını bilemiyorlar. O mağazalarda yeni hayata geçen teknolojiler sayesinde ürünler satılmaya başlanıyor. Düşündünüz değil mi? Şimd o mağazalardan kaç tane var onu düşünün. Cebinde parası olan insanlar o ölçekteki bir mağazaya kaç kere gider onu da düşünün. Sonra da bu mağazadaki ürünü pazarlamak için herkesin cep telefonuna yapacağınız yatırımı düşünün. Çok acayip değil mi?

Asıl Konu Yazılımla İlgili

Geçtiğimiz 10 sene içinde birçok şirket yazılım işini bıraktı. BT departmanları, veri merkezi altyapısı yönetme ve ERP sistemlerinin kurulumunu yapma konusunda uzmanlaştı. Önümüzdeki 10 sene içinde hemen hemen tüm sektörler, yazılımlarla yeniden tanımlanacak ve bu yazılımların birçoğu da mobil cihazlarda ortaya çıkacak. Akıllı telefonlar ve tabletlerin dışında otomobillerde, uçak motorlarında, koşu ayakkabılarında ve hatta insanlarda! Tesla’yı düşünün. Tesla elektrikli bir otomobildir, öyle değil mi? Evet, ama dahası, Tesla yazılım-tanımlı bir otomobildir. Tesla, Apple’ın cep telefonu deneyimine yaptığını araç sürüş deneyimine yapmıştır. Otomobiliniz artık üzerinde yenilikler yapılabilecek bir yazılım platformudur. Bu şekilde yenilikler yapmayan şirketlerin ömrü uzun olmayacak.

Bu trend, aynı zamanda bizi de yakından ilgilendiriyor. EMC’nin de içinde olduğu veri merkezi altyapısı sektörünü bunun dışında tutmuyorum. Veri depolama dizilimleri, sunucular, ağ sistemleri ve tüm veri merkezi sistemleri, gelecekte akıllı yazılımlarla çalışacak ve yönetilecek.

Bu bir trend değil mevcut durumun tespitidir. Geleceğe yönelik bir şey değildir. Mesela geleceğin enerji trendlerini veriyorum petrol çok önemli desem muhtemelen konuşma yaptığım yerden beni sopayla kovalarlardı. Şirketlerin hepsi zaten bu konuma geldi. Şunu dese yine anlardım: Mevcut mobil cihazlar o kadar kuvvetlenecek ki tüm yazılımlar fazla değiştirilmeden o aletlerde çalışabilir hale gelecek…

Çevik Yazılım Geliştirme + Y Kuşağı = Yeni BT

Önümüzdeki 10 sene içinde işin dönüşümünü yeni, farklılaşmış, mobil cihazlar üzerinde çalışan yazılımlar yönlendirecek. Ancak bu yazılımlar, 20 sene önceki gibi olmayacak. Şu an 40’lı yaşlarda olanlarımız, okulda yazılım geliştirme yaşam döngüsünün geç bir evresinde herhangi bir değişiklik yapmanın pahalı bir iş olduğunu öğrendi. Bu yüzden de gereksinimleri erkenden belirleyip değişimle savaşmak zorundaydık. Değişim kötüydü. Birçoğumuz meslek yaşamımız boyunca, yıllarca süren ve sonuçta yanlış şeyi veren projeler üzerinde çalıştık.

Eğer işte dönüşüm olacaksa, bu dönüşümü işletmenin kendisi yönlendirecek. Daha çevik teknikler benimsenecek, iş öncelikli olacak ve sonra işten gelen geri bildirimlere göre birkaç haftada bir yeniden bu döngü tekrar edecek. Burada BT için yeni bir modelden bahsediyoruz. Neredeyse anında mükâfat ve memnuniyet sunan, iş yaşamına bu dönemde başlayacak olan Y Kuşağı için, oldukça uygun olan bir model. 2015 BT’nin merkeziyetten uzaklaşma sürecinin başlangıcını temsil edebilir. BT operasyonları merkezi kalmakla beraber, yazılım geliştirme ise farklı iş birimlerine geçecek.

Bu cümleler çevik yazılım geliştirme için mi söylendi yoksa konuşulanların hepsi alınamadı mı bilemiyorum. Ama söylemde çevik yazılım nasıl yapılacak nasıl uygulanacak gibi şeylerin söylenmesi gerekirdi. Mesela öyle bir yazılım dili geliştirilecek ki muhasebeci kendi uygulamasını, pazarlamacı kendi işinde ihtiyaç duyduğu şeyi yapabilecek gibi… Trend vermek böyle bir şey olmalı…

Bunu Herkese Öğretin!

2015, eğitimde yeni bir çağın başlangıcı olacak. Sınıflarda verilen dersler için sonun başlangıcını göreceğiz. Öğrenim metodu olarak profesörlerin sınıfta ders anlatması yöntemi, geçerliliğini yitiriyor. Öncü üniversitelerde yapılan deneme çalışmaları, ortalama bir öğrencinin 40 dakikalık bir dersin yalnızca 7 dakikasına dikkatini verdiğini gösteriyor. Eğer bu ders 60 dakika olursa, dikkat süresi daha da düşüyor. Sınıflardaki derslerin yerini internet ortamındaki derslere bıraktığı bu dönemde, üniversitelerde bütünleme sınavlarına girme oranı da yüzde 50’lerden tek haneli rakamlara düştü. Tek iyi haber ise bu değil. İçerikleri internet ortamına taşımak, eğitim içeriğini dünyaya yayma olanağı da sunuyor. Herkesin Ivy League (Amerika’nın en iyi sekiz üniversitesi) üniversitelerinde öğrenim görme imkânına sahip olduğu bir dünya hayal edin! Çocuklarınız Khan Academy’de eğitim görürken daha dikkatli bakın. İş yaşamında eğitimin geleceğine bakıyor olacaksınız.

Sorunumuz kötü eğitim değil, doğru adama kendi işiyle ilgili eğitim verebilmekte yatıyor. İnternetin en önemli olanağı Namibya’daki karnı şiş ama zayıf çocuğa izafiyet teorisini anlatarak dünyayı daha yaşanabilir yer haline getiremezsiniz. Yeni trend oradaki adama MIT üniversitesinin güneş enerjisinin daha etkin kullanımıyla ilgili etkin tarım bilgilerini verebilmek… Ama bunu anlatabilmek lazım. Artık dikey ve uzman eğitim gerekiyor. Çoklu eğitim sisteminin veremeyeceği bir şey bu. İnternet bizi dikeye götürecek. Trend budur internetteki Ivy League değil…

Teknolojinin 2015 sihirli küresi

4G nasıl gelecek?

2014 yılının son çeyreğinde en önemli tartışma konularından biri 4G oldu. Türkiye 3G’ye geçerken dünyada yaygınlaşan 4G’nin 2015 yılında kullanıma gireceği müjdelendi. Ancak operatörlere bu hizmetin nasıl dağıtılacağı konusu açıkta kaldı. 4G için en önemli şey frekanslar ve bunların nasıl dağıtılacağı belli olmadı. Mevcut duruma bakıldığında devlet tüm operatörlere eşit biçimde yaklaşmayı ve frekansları en çok para verene göre değil, eşit bir biçimde dağıtmayı hedefliyor. Ancak daha netleşmiş değil. Bu arada yine geçtiğimiz senelerde çok konuşulan tesis paylaşımı da 2015 yılında gündeme gelebilir. Mevcut durumda hiçbir operatör baz istasyonunu diğeriyle paylaşma üzerine bir anlaşma yapmadı. Sadece baz istasyonlarının takıldığı kulelerde paylaşıma gidildi. Ülke kaynaklarının daha az harcanması ve herkesin kurduğu sistemi rakibinin bulunmadığı bölgelerde kiralaması 2015 yılında gündeme gelebilir. Türkiye’de 4G için ekipmanlara daza az para yatırılması ve bütçe açığı yaratmaması için 4G baz istasyonu teknolojilerinin yaratılması da özendirilebilir.

Fiberin artış yılı olacak

Son iki yıl içinde fiber konusunda hiçbir somut adım atılamadı ve şirketlerin fiber döşeme hızı diğer yıllara göre oldukça düştü. Bu konuyu gündemlerinde tutan BTK ve ilgili bakanlıkların yaptığı çalışmalar sonlanmak üzere olduğu dile getiriliyor. Bu sayede hem fiberin istenen her yere döşenmesi mümkün olacak hem de bazı telekom firmalarının ellerinde bulunan fiberi paylaşmak için isteksizlikleri devlet eliyle ortadan kaldırılacak. İki sene öncesinin fiber döşeme hızı yakalandığında fiberin ülkenin birçok alanına daha çok yayılması ve ADSL gibi giderek eskiyen ve fibere göre yavaş kalan teknolojilerden kurtularak ülkede gerçek yüksek geniş bant teknolojilerinin gelmesi söz konusu olabilir. Zaten 4G’nin için en önemli gerekliliklerin başında fiber teknolojileri geliyor. Fiberin dağılımının artmasıyla hem şirketler hem de bireyler daha hızlı internete girebilecek.

 

Telekomünikasyonda eski tatlı karlar olmayacak

Türkiye’de telekomünikasyon, dünyadakinin aksine bir gelişme gösteriyor ve global daralmaya rağmen giderek artıyordu. Daha çok konuşma süresi, durmadan artan kar oranları ve tüm dünyayı kıskandıracak kadar hızlı artan 3G kullanımı. Ancak telefon penetrasyonunda neredeyse yüzde 100’e gelindi. Türk Telekom’un sabit abone sayısında yaşadığı kayıplar onu ülkenin dördüncü operatörü haline getirdi. Avea 2014 yılının başında hala karlılık açıklayamazken Vodafone Turkcell’i yakalamak için yüksek pazarlama bütçeleriyle çalışmaya başladı. Turkcell ise neredeyse kurulduğu günden bugüne ilk kez abone sayısında Pazar toplamının yüzde 50’sinin altına düştü. 2015 yılında şirketler toparlanma dönemine girecek. Yüksek ihtimalle karlılığı artıracak tedbirler alınacak ve fiyat rekabetinin hızı düşecek. Şirketler birbirleriyle teknoloji ve 4G gibi alanlarda yarışırken daha ucuz olmak artık bir seçenek olmaktan çıkacak.

 

İnternet ve telefon dinlemeleri

2015 yılında dinlemeler Türkiye’de en az konuşulan konulardan biri olacak. Çünkü artık dinlemeler tamamen MİT kontrolüne geçecek. Doğal olarak da kimin, nasıl ve hangi sebeplerden dolayı dinlendiği konusunda daha az hesap verilmeye başlanacak. BTK içinde yapılanan TİB’i daha az duyuyor olacağız. Bunun yanında 2014 yılında etkin bir biçimde konuşulan internet dinlemeleri 2015’te de en önemli konulardan biri olacak. Her ne kadar Facebook ve Twitter arzu edildiği kadar çok kimlik bilgilerini Türk yargısıyla paylaşmıyor olsa da yine de buzlama ve yayından kaldırma işlemi sayesinde daha sakin bir seçim dönemi geçirilecek. Bu bakış açısıyla, çok önemli bir şey çıkmadığı sürece Twitter ve Youtube gibi sitelerin kapatılması beklenmiyor. Ancak seçim süreci boyunca etkinliği artan Türk haber sitelerinde geçmiş döneme göre daha büyük yasaklar gelebilir…

 

Mobil telefon dünyası

Mobil teknolojilerde özellikle telefonlar alanında geçmiş senelere kıyasla daha küçük gelişmeler olması bekleniyor. Telefonların parçalarının üretiminin tamamına yakını Çin’de yapıldığı için cihazlar birbirlerine çok benzeyecek. Daha yüksek pikselli fotoğraf makinesi, daha büyük ekran gibi teknolojilerde sınırlara gelindiği için yenilikler tasarım alanında aranacak. Telefonların çok fazla birbirine benzemesi, rekabeti fiyata çekecek ve tüm pazar araştırmalarının gösterdiği gibi dünyada markasız (no name) Çin malı ucuz ürünlerde patlama yaşanacak. Markalar bir anlamda kendilerini yaratan ve ucuza satılmasını sağlayan kaynaklarla fiyat rekabetine hazırlanıyor. Bu savaşı kullanıcısıyla duygusal bağ kurmayı başaran ürünler kazanacak. Ancak giderek zorlaşan bir ekonomide fiyat ve duygusal bağ arasındaki savaşın oldukça zorlu geçmesi bekleniyor. Türkiye’de üretimi özendirebilmek için devlet önümüzdeki sene yabancı telefonlara ekstra vergi getirmek istediğini söyledi. Bu da yabancı telefonlarla Türk olanlar arasında çok ciddi bir fiyat farkının doğabileceğini gösteriyor. Yani 2015 yılında ülkemizde ya Türk telefonlar ya da tamamen isimsiz Çin malı ürünler görme ihtimalimiz çok yüksek…

 

Bilgi güvenliğinde daha da çok zorlanacağız

2014 yılında insanların internet üstünden dolandırılması ve dijital saldırılara maruz kalması olaylarını çok görmüştük. Ne yazık ki saldırılar dozunu ve yaratıcılıklarını daha da artırarak sürdürecek. Dolandırıcılıklar yerel hırsızlık vakalarından çıkarak uluslararası bir boyut kazanacak. Kişisel bilgilerin ortada dolaşması eskisinden daha çok rahatsız edici olacak. E-Devlet hizmetlerinin de giderek artış göstermesiyle dijital kimlikleri çalınan vatandaşların adına sanal şirketler kurulabilecek, banka hesapları boşaltılacak, hatta işinden dahi olabilecek. Bilgisayar korsanlarının yeni ve en önemli hedefi ise herkesin kişisel bilgilerinin bulunduğu cep telefonları olacak. Önümüzdeki sene bilgisayar saldırılarıyla cep telefonu saldırı sayısının eşitlenmesi bekleniyor.

 

İstenmeyen SMS ve maillere son

Yıllarca herkesin her daim yanında olan telefonlara gelen istenmeyen mesajlar kullanıcılara hayatı zehir etti. Ancak 2014 yılının son çeyreğinde çıkarılan bir kanunla kullanıcıların istemedikleri SMS’leri göndermek isteyenlere ciddi para cezaları verilmesi gündeme geldi. 2015 yılının ortasından itibaren şirketler SMS atmak istedikleri kullanıcılardan öncesinde izin almış olmaları gerekiyor. Böylece otomobil tamircilerinden kuru temizleme şirketlerine, uydu çanak satıcılarından internet hattı dağıtan bayilere kadar birçok şirketin önü kesilmiş olacak. Özellikle GSM şirketleri ciddi adımlar atmak ve kendileri üstünden gönderilen SMS’lerin kanuna uygunluğunu denetlemek zorunda kalacak. Kurumlar kullanıcıları SMS almaya ikna etmek için yaratıcı kampanyalar yapmaya başlayacak.

 

Nesnelerin interneti patlayacak

Makinelerin arada insan müdahalesi olmadan kendi aralarında haberleşerek veri oluşturması ve belirli bazı işleri yapabilmesi anlamına gelen nesnelerin interneti 2015 yılında çok daha ileri gidecek. Makinelere takılan GSM hatlarına vergi avantajı sağlanmıştı. Artık belirli bir doygunluğa ulaşmış, halkın yüzde 100’üne erişmiş GSM pazarında satılacak “makineler arası iletişim” hatları yepyeni bir soluk getirecek. M2M adı verilen bu sistem, aynı zamanda şirketlerin iş yapış biçimlerini de değiştirerek daha verimli çalışmalarını sağlayacak. Tarımdan fabrikalara, belediye hizmetlerinden elektrik su ücretlerinin toplanmasına kadar birçok alanda devrimsel ilerleme söz konusu olacak.

 

Buluta güvenlik geliyor

Bulut bilişim bundan birkaç sene önce, çok hızlı bir biçimde kullanıma girdi. Verilerin internet üstünde tutulması ve yedeklenmesi şirket ve kullanıcıların kafasında yepyeni ufuklar açtı. Ancak 2014 yılında bu verilerin kötü niyetli kullanıcılar tarafından ele geçirilmesi ve sanatçıların istenmeyen fotoğraflarının kamuoyuyla paylaşılması buluta olan güvenin sarsılmasına neden oldu. Bilgilerin sızma nedeni olarak kullanıcıların yeterince sağlam parola belirlememesi gösterildi. 2015 yılında alınan dersler ışığında bulutun güvenliğine daha çok önemi verilecek. Apple, Google ve Microsoft gibi verileri buluta taşıyan şirketler yepyeni kurallar belirleyecek ve bilgilerin çalınmasını engellemeye çalışacak.

 

Bilgisayar yerini tablete bırakacak

Mikro işlemci teknolojilerinin giderek gelişmesi, eskiden sınırlı işler yapabilen tabletlerin yeteneklerini artırdı. Bilgisayarlar ve tabletler arasındaki fark giderek kapandı. Özellikle tabletler içinde bulunan yazılımın getirdiği destekle de geniş kitleler için bilgisayar kullanmak anlamsız hale gelmeye başladı. Tüm teknoloji analistleri, 2015 yılında tabletlerin çok ucuzlayacağını, bu yüzden de satışların patlayarak bilgisayarları tahtından indireceğini söylüyor. Uzmanlar 2015 yılında bilgisayar almak isteyenlerin tablet seçeneklerini gözden geçirmeden satın alma yapmamaları gerektiğini dile getiriyor.

 

Yazılıma harcanan para artacak

Geçtiğimiz yıllarda çok yüksek fiyatlara satılan yazılımlar tablet ve akıllı telefonların gelmesiyle farklı bir dönemece girdi. Korsan kullanımın bu cihazlar sayesinde azalmasıyla yazılımlar son derece ucuzladı. Bundan on sene önce 100-300 dolarlar mertebesinde satılan yazılımlar herkesin bunu almaya başlamasıyla birlikte 10 doların altına düştü. Hatta çoğu yazılım sadece 1 dolara satılıyor. Bu yüzden kullanıcılar daha fazla yazılıma para verir hale geldi. Yazılımcıların daha çok para kazanması ise hemen her konuda yeni bir yazılımın üretilmesine neden oldu. Kullanıcıların yazılımlar için harcadığı para, neredeyse akıllı telefon ve tabletlerine verdiği ücretle eşdeğer hale geldi.

Bu devlet yazılım almayı kesinlikle öğrenemeyecek…

Yanlış yazılım yüzünden Türkiye'ye girmemesi gereken 5 bin mülteci girdi
Yanlış yazılım yüzünden Türkiye’ye girmemesi gereken 5 bin mülteci girdi

Geçtiğimiz hafta eczacılarla ilgili bir yazı yazdım. Eczanelerin kullanması gereken yazılımlar adam gibi alınmadığı için ilaç alımlarının suyu çıktı ve halkımız adam gibi ilaç alamıyor, bunun parasını devlete yazdırmak yerine kendi cebinden veriyor…

Bugün Milliyet gazetesi manşetinde inanılmaz bir yazı vardı: Türkiye’ye giren Suriyelilerin kimlikleri ve biyometrik bilgilerinin kayıt altına alınması için Emniyet’in satın aldığı 7 milyon liralık bilgisayar programının işe yaramadığı ortaya çıkmış…

Yurda giriş yapan yabancıların aranma bilgisi ile giriş yasaklarını kontrol eden bir mekanizmaya sahip olmayan bilgi sistemi nedeniyle ‘sorunlu’ 5 bin Suriyelinin Türkiye’ye girdiği anlaşılmış…

Yani şu anda yetkin olmayan bir yazılımcı ve ne aldığının farkında olmayan bir devlet yetkilisi yüzünden ülkede 5 bin adet tehlikeli, ülkede olmaması gereken bir Suriyeli ordusu dolaşıyor.

Olayın hikayesi şöyle başlıyor: Suriye’deki iç çatışmalarla birlikte Türkiye’ye giriş yapan binlerce Suriyelinin kayıt altına alınması amacıyla Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönelim Başkanlığı’nın (AFAD) koordinesinde özel bir çalışma başlatılıyor. Ankara’da EGM merkezinde kurulması öngörülen bilgisayar yazılımı için Mayıs 2013’te özel bir firmanın kazandığı ihale karşılığı yaklaşık 2.7 milyon dolarlık anlaşma yapılıyor. Firmaya Ekim 2013’te Başbakanlık’tan gelen ödenek ile yaklaşık 6.5 milyon liralık fatura bedeli karşılığında ödeniyor. İhale sonrasında ortaya çıkan yeni ihtiyaçların giderilmesi amacıyla yapılan ikinci ihale içinse, 165 bin dolar karşılığı olarak 390 bin lira ödeme yapılıyor.

Sistemin kurulması sonrasında; Türkiye’ye sığman ve kamplarda yaşayanlardan yaklaşık 600 bin kişiye ait tüm kayıtlar veri tabanına yüklenmeye başlanıyor. Bu süreçte; emniyet teşkilatında başlatılan yeniden yapılanma çalışmaları kapsamında Suriyeli sığınmacıların verilerinin tutulduğu 6.8 milyon liralık sistemin kurulum aşamaları müfettişlerce mercek altına alınıyor. Yapılan incelemelerde; kumlumu ve işletimi sağlanan bilgi sisteminin yurda giriş yapan yabancıların aranma bilgisi ile giriş yasaklarının olmadığını kontrol eden bir mekanizmaya sahip olmadığı belirleniyor.

Tespitin ardından, sistemde kayıtlı yaklaşık 600 bin Suriyelinin kayıtları gerekli incelemelerin yapılması için emniyetin kullandığı Pol-Net ve Adalet Bakanlığı’nca kullanılan UYAP bilgi sistemindeki verilerle karşılaştırılıyor. Kayıtlardaki Suriyelilerin aranan kişiler olup olmadığı ve yurda giriş yasaklarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan “sağlama” analizlerini sonucunda, çeşitli gerekçelerle ve ilgili makamlarca yurda giriş yasağının yanı sıra adli ve idari değişik nedenlerden haklarında arama kaydı bulunan yaklaşık 5 bin Suriyelinin ülkeye giriş yaptığı ortaya çıkıyor.

Bu devlet neden uygulama satın almayı beceremiyor? 7 milyon dolarlık bir yazılımın ne kadar büyük bir şey olduğunu ve ülkedeki tüm baba yazılımcıların iştahını kabarttığının farkında mısınız? Bu ülkeye girmemesi gerekirken giren 5 bin kişi burada bir eylem yapsa ve insanların başına kötü bir şeyler gelse neler olur farkında mısınız? Ne yapalım biz görmemişiz deyip kurtulabileceğiniz bir şey mi bu? Devletin bilişim işlerini yönetmek gerçekten çok ciddi bir iş…

Vodafone’dan Saint Benoit’ya tablet ve yazılım desteği

Vodafone Türkiye, eğitimde de dijital dönüşümü yaşatmak için Özel Saint Benoît Fransız Lisesi ile tablet bilgisayar işbirliğini duyurdu. Vodafone işbirliği ile tabletlerle dijital eğitime geçecek Özel Saint Benoît Fransız Lisesi öğrencilerinin öğrenme hızı artacak, eğitim ihtiyaçlarına yönelik çözümle eğitimin bireyselleşmesi ön plana çıkacak.

2014-15 eğitim yılında başlayarak, 2017’ye kadar 1.000 adet tablet Özel Saint Benoît Fransız Lisesi öğrencilerine dağıtılacak. En geç üç yıl içinde tüm okul dijital eğitime geçmiş olacak. Bu projeyle Özel Saint Benoît Fransız Lisesi, Vodafone İş Ortağım iş birliğiyle dijitalleşme sürecine ilk adımı atan ve fark yaratan eğitim kurumları arasında yerini almış oldu. Özel Saint Benoît Fransız Lisesi fark yaratan bu projeyle, eğitim sektörüne dijitalleşme alanında öncülük etti.

Vodafone İş Ortağım tablet projesi sayesinde Özel Saint Benoît Fransız Lisesi öğrencileri, Vodafone SIM kartları aracılığıyla 3G mobil internete yer ve mekandan bağımsız olarak erişebilecek. Smart Edu mobil eğitim yazılımı ile eğitim içeriğine ulaşımda verimlilik artışı sağlanacak. Özel Saint Benoît Fransız Lisesi öğrencileri, kendilerine özgü içeriklere Smart Edu ile ulaşarak eğitim kaybının önüne geçecek. Vodafone İş Ortağım’ın sunduğu mobil cihaz yönetimi çözümü, okul idaresine de cihazların uzaktan kontrolü imkanını sunacak. Böylece öğrencilerin içeriklere erişimi ve güvenli internet kullanımları tek merkezden yönetilebilecek. Tabletlerle okul, öğrenci ve velilerle ilgili tüm süreçlerde verimlilik ve memnuniyet artışı hedeflenirken, öğrencilerin eğitim geçmişi kayıt altına alınarak, ilerlemeleri ve gelişme noktaları tespit edilebilecek.

Eğitimde dijitalleşmeyi hedefleyen bu proje, tablet kullanımının pedagojik avantajlarını da öğrencilerin hizmetine sunuyor. Okuduğunu anlama, sözlü anlatım, resimlerin okunması, yazım hatalarının düzeltilmesi gibi faydalar; tabletlerdeki birçok metin, yazılım ve uygulamayı eğitimde verimlilik artışıyla buluşturuyor. Öğrencilerin dünyaya açılmasını sağlayan tabletler Vodafone 3G Süper İnternet ağına erişim sağlayarak öğrencilerin birçok farklı konuda bilgiye ulaşmalarını kolaylaştırıyor. Tablet bilgisayarlar okuma kolaylığıyla kitap okumaya ve PDF formatında birçok belgeye erişime imkan tanıyor. Tabletler, öğrencilerin kendi öğrenme süreçlerinde etkin rol almasına yardımcı oluyor, motivasyonu ve adaptasyon hızını artırıyor.

Eğitimde verimliliği artıran tabletlerle öğretmenlerin de işi kolaylaşıyor. Öğrencinin kendi başarısını ya da öğrenci başarısının öğretmenler tarafından güvenilir bir şekilde değerlendirilmesi tabletlerle kolaylaşıyor. Her öğrencinin kolayca takip edilmesine zemin sunan bu sistem, öğrencinin gelişiminin aynı zamanda ailesi tarafından da izlenebilmesine yardımcı oluyor. Öğrencilere dersin işleyişine katılımlarıyla ilgili zaman kazandırıyor. Değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkan sonuçlara hızlı bir şekilde ulaşılmasını sağlıyor. Öğrencilerin kitap defter gibi ağırlıklardan kurtularak daha mobil olmaları tabletlerle mümkün oluyor.

Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Engin Aksoy, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“Giderek birbirine yakınlaşan, daha bağlantılı hale gelen dünyamızda eğitim de hızla dijitalleşiyor. Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme ve ekonomik kalkınma hedefleri doğrultusunda daha donanımlı, teknolojiyle iç içe bir neslin dijital eğitim ve en son teknolojiyle buluşması gerektiğine inanıyoruz. Vodafone Türkiye olarak, eğitimde verimliliğe katkı sağlamayı hedefleyen tablet projemizi Özel Saint Benoît Fransız Lisesi ile hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Kurumsal vatandaşlık görevimiz olarak gördüğümüz eğitime destek faaliyetlerimize yeni bir halka eklerken, Özel Saint Benoît Fransız Lisesi öğrencilerinin Vodafone 3G mobil internet sayesinde her an her yerden tabletlerle eğitime erişimini kolaylaştırıyoruz. Sürekli yatırımlarla her ölçekten kuruma verimlilik artışı sağlayan teknolojiler geliştiren Vodafone İş Ortağım ile eğitim kurumlarının da güvenilir iş ortağı olarak onların dijitalleşme vizyonuna katkı sağlamaktan mutluluk duyuyoruz.”

Saint Benoît Lisesi Okul Müdürü Pierre Gentric ise şunları söyledi:

“Özel Saint Benoît Fransız Lisesi olarak, 1783 yılından bu yana nitelikli ve ayrıcalıklı eğitim kurumu kimliğinden ödün vermeden, Türk gençliğine en iyi eğitimi sunmayı hedefliyoruz. Öğrencinin, eğitici projelerin merkezinde olmasını sağlayan anlayışımızla, bilgi aktarımını en iyi şekilde sağlamayı amaçlıyoruz. Özel Saint Benoît Fransız Lisesi öğrencilerini her anlamda eğitmek, öğrenim sürecine anlam katmak, kendini keşfederek gelişmesini sağlayan yolda ona öncülük etmek üzere eğitimde teknolojinin olanaklarını kullanıyoruz. 2014-15 eğitim yılından başlayarak Vodafone ile birlikte hayata geçirdiğimiz tablet projemizle, öğrencilerimize dijital eğitimin imkanlarını ulaştıracak olmanın ve eğitim sektöründe bir ilke imza atmanın gururunu yaşıyoruz.”

İmam hatip yerine yazılım lisesi

İnsanların yazılımcılara bakış açısı çok nettir ve filmlerde bunu görebilirsiniz: Şişe dibi gibi kalın gözlükler takan, çoğunlukla şişman, yüzü sivilceli ve bakımsız insanlar… Bunlar kendilerinden her isteneni birkaç dakikada yerine getirir sonra da filmdeki esas oğlanın kahramanlıklarına bakar sevinirler.

Bunlar, akıllı olanlara karşı akılsız olan çoğunluğun kendini koruma yöntemidir. “Bakın akıllı ama ben daha yakışıklı üstelik sosyalim” dedirtir Amerikan sineması. Böylece aptallığıyla daha kolay yüzleşebilir seyirci.

Yazılımcı dediğimiz kişi aslında nedir? Soyut düşünebilen, mühendis zekasında, geleceği sezinleyebilen, insanların istek ve ihtiyaçlarını onlardan önce düşünmesi gereken, diğer taraftan paranoyak bir biçimde ortaya çıkması muhtemel bütün sorunlara karşı yazılımını korumaya çalışan, yazılımı piyasaya çıkar çıkmaz her farklı soruna karşı düzeltmelerini yapan bir insandır. Bireysel bir kahramandır, genelde afişin en dikkat çekici yerinde ismi geçmez. Yaptığı işlerle madalyayı hak etse de aslında pazarlamacı ve dükkan sahibinin egosundan ona çok bir şey düşmez.

Bu insanların hayata geçirdiği “tutan yazılımların” onlarca çalışanı olan bir çağrı merkezinden, turizm şirketlerinden, otellerden motellerden ve hatta fabrikalardan çok kazandırdığı artık bilinen bir gerçek. O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: Neden saydığımız diğer dükkanlara teşvik veren devlet bu konuya eğilmiyor?

Eğilip de ne yapacak? Cevap çok basit: Öncelikle bu çocuklara hukuki ve finansal destek verecek. Onların yurt dışına açılması için önlerine kırmızı halı serecek. Gerekirse çeviri ve diğer ülkeler için yerelleştirme ihtiyaçlarını üstlenecek. Bir ürünü dünyaya açtığınızda tutması durumunda dünyadan ülkemize milyonlarca doların aktığını unutmayacak.

Bir de bu yazılımcıların sayısının artırılmasını sağlayacak. Bunun için yapması gereken yazılımın temelinde olan matematik bilgisini okullarda adam gibi vermek, gençleri öbür dünya için yetiştirmeyi bırakıp analitik düşünmeye itmek.

İşte bu kadar derdimizi halledecek, bu kadar gelecek vadeden konuyu çözmek için şu anda boş kalan ve çocukların zorla sokulmaya çalışıldığı imam hatip liselerinden birkaçını yazılım lisesi yapmaya ne dersiniz? Sizce de yeteri kadar çok imam ve hatibimiz yok mu ülkede? İmam Hatip liselerinin yanına bir de yazılım lisesi seçeneği sunsak? Bakalım çocuklar onu mu boş bırakıyor yoksa berikini mi? Bir deneyelim görelim. Her halükarda kazançlı çıkacağız, bu yarışmanın kaybedeni olmayacak.

Programcılık üniversitede harika öğrenilebilir. Ama benim gençlerden edindiğim izlenim, lise ve dengi okullarda verilmesinin çok daha yararlı olacağı. Çünkü şimdiye kadar doktor ve sosyoloğun ihtiyaçlarını yazılımcı mühendisler karşıladı. Ama yarının dünyasında ihtiyaçlar öylesine çeşitlenecek ki sosyolog ve doktorun kendi programını kendi yazması beklenecek. Bunu da üniversitede değil, lisede aldığı eğitimle yapması lazım…

Eğer hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı ülkesini gerçekten seviyorsa bunu bir kez daha düşünsün.

Türkiye’de mobil yazılımcılığı takdimimizdir

Türkiye katma değerli ürün ve hizmet üretiminde oldukça geri kalmış durumda. Bunun en kolay yollarından biri yazılım, özellikle de mobil yazılım. Türkiye’de konunun önde gelen uzmanlarından, eğitmen, akademisyen ve girişimci Ozan Uysal ile devlet teşvikinden satış kanallarına, çalışanların ücretlerinden melek yatırımcılara kadar uzanan bir yelpazedece geleceğin mobil dünyasını tartıştık…

Türkiye’de meraklı bir kişi nasıl yazılımcı olabilir?

Meraklı olanların yaşına göre alternatifler mevcut. Lise öğrencileri için bir çok okulda çeşitli programlama kursları başlamış durumda. Örneğin geçen sene Üsküdar Amerikan Koleji’nde 9 – 11. sınıf arası gençlere iPhone programlamayı hedefleyen bir kulüp kuruldu ve 10 kişilik bir öğrenci grubuna programlamanın temelleri anlatıldı. Kariyerini yazılımcı olarak ilerletmeyi planlayan bu gençler, yabancı üniversitelere başvururken deneyimlerinden bahsederek güçlü bir özgeçmiş hazırlayabiliyor. Üniversite düzeyine baktığımızda ise Türkiye’de oldukça iyi programlama eğitimi veren üniversiteler mevcut. Özellikle özel üniversitelerin, yazılım alanında iyi kadroları bünyelerine kattıklarını görüyoruz. Son dönemin popüler mobil uygulamalarıyla ilgili derslerin programa eklenmesi önemli bir gelişme.

Temel mühendislik eğitimi dışında özel kurslara giderek yazılım konusundaki açıklar kapatılabilir. Ancak yazılımda usta çırak ilişkisi esas olduğundan en etkili yöntem iyi bir yazılım mühendisinin yanında çalışmak olacaktır. Bu fırsatı bulamayanlar için çevrimiçi kaynakları takip etmek de bir çözüm olabilir. Son dönemde Turkcell Geleceği Yazanlar gibi örnekler, Türkçe kaynaklar konusundaki eksiği olan, yazılım konusunda kendini evinde geliştirmek isteyenlerin önünü açtı.

Mobil programlama yazılımcıların hayatına neler kattı?

Mobil uygulamalar şu sıralar Türkiye’de inanılmaz popüler, hatta yurtdışına göre daha popüler olduğunu söyleyebiliriz. Firma ya da şahıs herkesin bir mobil uygulama fikrine sahip olduğu bir ortamda mobil uygulama geliştiriciler altın dönemlerini yaşıyor. Özellikle son 4 senede Apple sayesinde inanılmaz hızlı gelişen mobil dünya, geliştirici eğitmek konusunda o kadar hızlı olamadı. Bu yüzden de geliştirici sayısı, artan talebe yetişemedi. Mobil yazılımcılar çok deneyimleri olmasa da web ve masaüstü yazılımcılarına göre daha fazla kazanır hale geldi. Bunun ötesinde web programlama tarafında en erken 5 yılda “deneyimli” sıfatına kavuşan yazılımcılar mobil tarafta 1 sene içinde “efsane” haline gelebiliyor: Bunun sebebi mobil projelerin ortaya çıkma süresinin çok daha kısa olması ve bu sayede CV’lerin oldukça “dolu” görünmesi.

Eskiden yazılımcılar kendilerine verilen işleri yaparken mobille beraber kendi kendinin patronu olmayı becerebildiler mi?

Web’de kendinin patronu olmak, tek başına ayakta durmak senelerdir mümkün. Ancak mobil platformların bu konuda sağladığı mobil mağaza avantajı var. AppStore ya da Google Play, bugüne kadar kimsenin yapamadığı bir şeyi yaptı: Kullanıcıları internet karmaşasından kurtararak bütün yazılımların tek bir kanaldan erişimine imkan sağladı. Bunu bir anlamda her dükkanın toplandığı bir AVM olarak da düşünebilirsiniz. AppStore’da tek bir uygulamayı açarak ihtiyacınız olan şeye iki üç adımda ulaşabiliyorsunuz. Müşteriye böyle bir dağıtım kanalı sunulup yazılımcılara da yüde 70 kazanç verildiğinde AppStore’un ve dolayısıyla mobil dünyanın bu derece gelişmesi mümkün oldu. Apple ve Google gibi firmaların hem kullanıcıya hem de geliştiriciye ödeme güvencesi vermesi mobil yazılımcıların ürünü direk satmasını kolaylaştırdı.

Mobildeki bu ortam, bir çok yazılımcının kendi işinin sahibi olmasını kolaylaştırdı ve evinden milyonlar kazanan bir kitle oluşturdu. Ülkemizde de bunu başarmış yazılımcıların sayısı az. Başarı hikayeleri çoğalıp ve ailenin maaşlı çalışma yönlendirmesi azaldıkça kendi işini kuran daha çok kişinin çıkacağına inanıyorum.

iOS, Windows ve Android platformlarının hangileri yazılımcılara daha yüksek kazanç fırsatı sunuyor?

Uygulamadan para kazanmanın çeşitli yolları var. Yazılımcı olarak ya bir yerde maaşlı çalışabilir, kendi uygulamanızı AppStore’a koyabilir ya da dış kaynak kullanımlı adam çalıştırabilirsiniz. iOS platformuyla çalışanlar diğerlerine göre daha yüksek ücret alıyorlar. Bunun sebebi de iOS platformunun öğrenme süresinin uzun olmasının ve Apple cihazlarının yüksek fiyatlarının geliştiricileri bu platformdan uzaklaştırması. Kendi uygulamanız üzerinden para kazanmak isterseniz yine iOS platformu en yüksek geliri size sunuyor. Özellikle uygulama içi satın alma sistemini kullanan bir çok uygulama oldukça iyi kazançlar elde edebiliyor. Google Play ise kazanç konusunda iOS platformunun gerisinde kalıyor, ancak her geçen gün aralığı biraz daha kapatıyor. Tabii Google Play’de AppStore’a göre daha fazla uygulama olduğunu da hatırlatmak gerek, bu da daha fazla rekabet demek oluyor.

Devletin teşvikleri yeterli mi?

Öncelikle devlet ve teşvik alanların birbirine karşı dürüst olması gerekiyor. Şu anda sadece bu desteklere güvenerek iş yapmaya kalkan ve sonunda başarısız olan bir çok firma var. Bunun sebebi ortada bir pazar ya da iş yapma imkanı yokken sadece devletin parasıyla ayakta kalmaya çalışmaları. Devletin maaşlı çalışanı olarak fikrini yapabilme ve ayakta durabilmeyi hayal ediyorlar. Girişimcilerin kaçırdığı nokta, bunun bir “teşvik” olduğu, ömür boyu hayatta kalma güvencesi vermediği. Mevcut iş planı ve satış ağınız olacak, devletin sunduğu imkanlarla bunu büyütme fırsatı elde edeceksiniz.

Devlet tarafından baktığımızda ise bu tarz teşviklerde karşılaşılan sonsuz bürokrasi ve girişimciye karşı güvensizlik, bir noktadan sonra teknoloji geliştirmesi gereken girişimcileri evrak peşinde koşan mali müşavire çeviriyor. Dolayısıyla iki tarafın da birbirinden ne beklediğini bilmesi ve teşviklerden buna göre faydalanması gerekiyor. En mantıklısı yüksek maliyet gerektiren projelerde profesyonel yatırımcı sermayesi ve devlet teşvikinin birleştirilmesi.

Verilen teşviklerle Türkiye’den bir Facebook çıkarabilir mi?

Bu soru gerçekten bir Facebook çıkmalı mı diye cevaplanabilir. Türkiye otomobil yapmalı mı yoksa yedek parça ve patent tarafından daha çok kazanıyorsa otomobili yapmaya ne gerek var tartışmasına benzer şekilde Facebook gibi bir sosyal ağ yapmalı mıyız yoksa veri madenciliği konusunda gelişip patent ve ürünlerle Big Data firmalarının analiz işlerini üzerimize mi almalıyız sorusu daha doğru bence. Türkiye’nin en önemli eksikliği belirli bir stratejisinin olmaması, varsa da bunu yeterince duyurmaması.

Son yıllarda melek yatırımcılar Türkiye’ye daha çok gelmeye başladı. İş geliştiricilerenler buna adapte olabildi mi?

Şahsen benim melek yatırımcılarla bir deneyimim olmadı, oldukça yeni olan firmam Türkiye’nin önde gelen inkübasyon merkezlerinden Inovent Ventures bünyesinde geliştirdiği mobil çözümlerle ayakta duruyor ve ürün geliştirmeye çabalıyor. Ancak piyasada gördüğüm ve tanıdığım kişilerden duyduğum, Türkiye’de ilk başlarda melek diye duyurulan yatırımcıların pek de melek olmadığı. Birçok projede yüksek yüzdelerle şirketi ele geçirilip fikir sahiplerinin maaşlı çalışan haline getirilmesi meleklere karşı olan güvenin azalmasına sebep oldu. Bunun dışında girişimcilerde gözlemlediğim ise yatırıma vur-kaç mantığında yaklaşmaları; “1 milyon alsak ertesi gün bizi bulamazlar” sözünü o kadar çok duydum ki insanların bu işi milli piyango gibi gördüğüne inanmaya başladım. Halbuki yatırım, işi büyütmek için bir katalizör, bir şirketin hayatında ise en fazla “iyi bir gün” olabilir. “Patron olan yatar” mantığı günümüzde “yatırım alan köşeyi döner”e dönüştü. Çoğu kişi Whatsapp satışının nasıl gerçekleştiğini incelemezken sadece 19 milyarın hayalini kuruyor, hemen eve gidip bir mesajlaşma uygulaması yazmaya çalışıyor. Girişimcilerin öncelikle paranın amaç değil araç olduğunu anlaması ve işi geliştirmek için paradan daha değerli şeyler (danışmanlık, hukuk desteği, network) olduğunu da bilmesi gerekiyor.

Türkiye’den dünya çapında bir uygulama ya da fikir çıkması için hangi şartların oluşması lazım?

Yazılım sektörü insan faktörünün oldukça önemli olduğu bir sektör, dolayısıyla yazılımcıların olgunlaşması sektörün de ilerlemesi anlamına gelecektir. Burada olgunlaşma sadece yazılım eğitimi değil biraz kendini bilmekle de alakalı. Genç yazılımcı adaylarının mezun olduktan sonra en yüksek maaşlı iş yerine en çok kendini geliştirebilecekleri işi kovalamaları hem kendilerine hem de sektöre yapacakları en büyük yatırım olacaktır. Bunun dışında sektörde çalışanların sadece teknolojiye odaklanmamaları, sosyal bilimlere de hakim olmaları onlara farklı fikirler geliştirme olanağı sunacak, değişik vizyonlara sahip olmalarını sağlayacaktır. Dünya çapında fikirler oluşturmak için dünyayı takip etmek, insanların nelere gülüp nelere üzüldüklerini bilmek gerekir. Facebook’u, Twitter’ı global yapan bütün dünya insanlarının yaşantılarına dokunmasıdır. Yazılım sektöründe ilk yatırım maliyetleri oldukça düşük olduğundan, global proje üretme konusunda sürekli ekonomiyi ve ülkenin durumunu sorumlu tutmak bence çok doğru değil. Ama bahsettiğim tipte insanların yetişmesini istiyorsak en azından üniversitelerde mühendislik programlarına daha çok sosyal bilimler eklemeli, mühendis adaylarının bakış açılarını sadece teknolojiyle kısıtlanmasını engellememiz gerekmektedir. İnsana yatırım yaptığımızda fikirler kendiliğinden gelecektir.

Siz lise ve dengi okullardaki öğrencilere birebir dersler veriyorsunuz. Öğrencilerin geleceğin bu mesleğine bakışını nasıl buluyorsunuz?

Açıkçası ortaokul ve lise seviyesindeki okullarda inanılmaz gençlerle tanıştım. Ankara’da bir eğitimde 12 yaşındaki bir gence iOS programlamayı öğrettim ve kendisi şu anda bir uygulamasını AppStore’a koydu. Bu çocuğun mobil uygulama konusundaki bilgi ve mühendislik yetenekleri çok yüksek düzeyde. Üsküdar Amerikan Kolejinde danışmanlığını yaptığım iOS Kulübünde tanıştığım 9-12. sınıf arasında gençler ise benzer şekilde hem sordukları sorularla hem de ortaya sundukları fikirlerle yaşlarının çok ötesinde bir bilgi ve vizyona sahip olduklarını gösterdiler. Bilgiye aç ve hızlı öğrenen bu gençler, henüz sektörü bilmediklerinden ve nasıl kurumsal davranmaları öğretilmediğinden inanılmaz yaratıcı fikirlere ve şaşırtıcı bir vizyona sahipler. Bu noktada yapılması gereken k12 seviyesindeki bu öğrencilerin ÖSS gibi sınavların stresine boğulmasını engelleyip yaratıcı fikirlerini genişletmeleri için fırsat vermek olmalıdır. Ülkenin en değerli doğal kaynağı olan gençlere yapılan yatırım ileride Türkiye’nin teknoloji alanında çok büyük atılımlar yapmasını sağlayacaktır.

Türkiye’de yazılımcı kadrosu yeterli mi? Adam/saat fiyatları fikirlerin hayata geçmesi için uygun mu?

Bir fikrin hayata geçmesi adam/saat fiyatının oldukça ötesinde bir şey. Ben Türkiye’deki eksikliğin yazılımcılarda değil ürün yöneticilerinde olduğunu düşünüyorum. Ürün yöneticisinin görevi fikir aşamasından satışa kadar her aşamada ürünün başında olmak, onun her detayıyla ilgilenmek ve geliştirmektir. Dolayısıyla iyi bir ürün yöneticisi hem yazılımın kalitesini değerlendirmeli, hem pazarlamayı düşünmeli, hem teknik analize hakim olmalı, hem de gelişmeleri takip ederek ürüne bir vizyon çizebilmelidir. Ne yazık ki ülkemizde bu kritik görevin hak ettiği değeri bulmadığını düşünüyorum.

Yazılım tarafına dönersek Türkiye’de gerçek bir uzman yazılımcı bulmak zor ve bu kişiler de herkesin bir senede “uzman” olduğu bir ortamda yurtdışına göre daha yüksek ücret talep ediyor. Bu da çoğu işin ekonomik olarak yapılmasını engelliyor. Burada ülkemizdeki çarpık “uzmanlık” sisteminin de payı olduğunu düşünüyorum. Yurtdışında 10 bin saat çalışmadan kendine uzman demeyen insanlar varken, biz de Linkedin hesapları iş hayatında 1,5 sene geçmeden “senior” olarak güncelleniyor.

Android iPhone’u Sıkı Takipte

Şuna hiç şüphe yok ki Apple, yarattığı 300 binin üzerindeki uygulama ile cep telefonlarına bakış açımızı değiştirdi. Her ne kadar Apple, tek başına oynadığı zamanları iyi kullansa da, artık durum değişti. Android 2010 yılının ilk yarısında sattığı cihazlarla iPhone’u geride bırakmayı başarmıştı. Şimdi de aynısını kendi uygulama pazarı olan Android Market’te yapmaya hazırlanıyor. Yüz binin üzerinde uygulama bu pazarı canlandırırken esas ayakta tutan şey ise Android’de olup iPhone’da olmayan yazılımlar. Yakın zamanda uygulama pazarında rekabetin daha da artması bekleniyor.