TİB “biz her şeyi kapatıyoruz merak etmeyin” dedi

kumar_2Ocak başında birkaç gazetede çıkan bir haber dikkatleri çekmişti: Kumar siteleri kanunlara rağmen kapatılmıyor diye… Sonra aynı haberi bu hafta paralel olarak adlandırılan medya da kullanınca BTK’dan açıklama geldi:

Amerika bize Twitter kullanıcısı bilgisi verebilir mi?

Yeni Şafak ve Habertürk gazetelerinde enteresan bir haber var. Ki bu haber bugünün gündemini belirledi sessiz sedasız. Ama kimse bu haberin aslında ne anlama geldiğini kavrayamadı. Üstüne de gitmedi. Biz gidelim. TKNLJ formatında…

  • Twitter’ın bize bir bilgiyi vermesi için bir takım uluslararası arenada suç sayılan şeylerin oluşması gerekiyor. Twitter bize bu bilgiyi vermedi çünkü bizi üçüncü dünya ülkesi sayıyor yaklaşımı çok ezik.
  • Twitter’ın vermediği bilgiyi Amerika verdi demek çok acayip. Çünkü Amerika bir şirketinin vermek istemediği bir bilgiyi onun ciğerinden alıp nasıl versin ki? Size mantıklı geliyor mu?
  • Edward Snowden şu anda neden o ülke sizin bu ülke benim gezip duruyor? Çünkü o Amerika’nın Twitter ve Facebook gibi kurumlardan bilgi aldığını söyledi. Amerika bunu reddetti ve adamı istenmeyen adam ilan etti. Şimdi Amerika Habertürk e Yeni Şafak gazetesi aracılığıyla Snowden doğru söyledi aslında mı diyor?
  • Amerika bu bilgileri nasıl alıyor? Twitter’ın arka kapısından onun haberi olmadan mı giriyor? Yoksa kendi iç güvenliği için Snowden’in dediği gibi zaten böyle mekanizmalar ona açılmış durumda mı? Her ne olursa olsun Amerika kendi güvenliği için topladığı bilgileri Türkiye’nin güvenliği için bize verir mi?
  • Diyelim ki bu bilgiler bize bahsi geçen haberdeki gibi Twitter tarafından değil dolambaçlı yollardan Amerika tarafından verildi. Peki Amerika’nın kriteri ne bu bilgileri vermek için? Mesela bu Serhat Ayan çok alengirli haberler yazıyor kesin Ankara patlamasında parmağı vardır derse benim IP bilgilerimi de verecek mi Amerika? Çok korkunç değil mi böyle düşününce?
  • Umuyorum ve istiyorum ki bir mekanizma olsun ülkeler arasında teröre karşı. O mekanizma çalıştırılmış olsun. Ama o zaman da şunu yerine oturtamıyorum: Twitter ülkeler arasındaki anlaşmaları onaylamayacak kadar büyük mü ki o vermiyor da Amerika ondan zorla alıp veriyor.
  • TİB ve/veya BTK bu konuda bir açıklama yapsa süper olur. Bu haberin yalanlanması yetmez ama… Bugün gazete ve televizyonlara yansıyan o mesajları atanlar PKKlıymış bilgisini nereden aldıklarını anlatabilmeleri lazım…

Birileri bunu acilen cevaplamalı bence…

Milliyet ve Linux kullanan bilirkişiler

Milliyet’i severim, gazeteciliğe başlama yuvamdır. Çok şey verip çok şey aldığım bir yerdir. Teknoloji konusunda Türkiye’de yapılmış ilk sayfalardan birini hayata geçirdiğim yerdir. Gazetede yapılmış ilk teknoloji sayfasını hayata geçirdiğim yerdir. Teknoloji konusunda acayip şeyler yazdığında o yüzden “o ne abi” demek anamın ak sütü gibi hakkımdır.

Tolga Şardan, Milliyet’in Ankara kurdu, bir yazı yazmış gazetede: Diyor ki Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı TİB’de müdahale varmış, ilk biz yazdık. OK abi siz öyle diyorsanız öyledir. Sonra geçiyoruz datalar kısmına. Başlıkta diyor ki 40 milyon ses dosyası silinmiş. Allah allah… Peki sonra ne olmuş? 50 petabayt veri incelenmiş. Petabaytın bir milyon gigabayt olduğunu bilenler neden bahsettiğimizi, ne kadar bir büyüklük olduğunu biliyorlarsa sorun yok. telefon konuşmalarının saniyede 8 kilobite kadar olduğunu düşünecek olursak, saniyede 1 kilobayt veri saklama alanı ister. Dakikada 60 kilobayt, saatte 3.6 megabayt yapar. 3 saatte 10 megabayt, 15 saatte 50 megabayt, 15 bin saatte 50 gigabayt yapar. 15 milyar saatte 50 petabayt yapar. O da en kaba hesapla 1.5 milyon yıllık bir ses kaydı olması lazım. Yani Graham Bell telefonu icat ettiğinden bu yana binlerce kişiyi dinlemiş olsalar yine bu kadar datayı toplayamazlar.

Hadi petabayt olayını da geçelim. Diyorlar ki 11 gigabaytlık veri üstünde 2 hafta inceleme yapan bilirkişiler… Bu bakış açısıyla 50 petabayt veriyi incelemek 10 milyon hafta sürüyor… Güzel hatırın için onu da geçiyorum…

Bilirkişiler Linux programı kullanarak tespit yapmışlar. Vaaay o zaman kesin doğrudur hacı. Linux oğlum özgür yazılım… Mesela Microsoft ile tespit yapsalar o kadar doğru çıkmayabilir. Ama Linux ie tespit yapmışlar… Ben Türkiye’de Lİnux ile tespit yapabilen uzmanların olduğunu ilk kez duydum, geleceğe daha bir umutla bakıyorum artık…

Ama en büyük bomba şu: 11 gigabaytlık sunucu verisi inceliyorlar ve orada 40 milyondan fazla silinmiş ses dosyası buluyorlar. Sayılarla arası iyi olmayanlar için hemen daha önceki yaptığımız hesabı bu sefer tersten yapalım: 11 gigabaytın içinde 40 milyon dosya varsa o zaman bu dosyaların zaman boyutlarının çok küçük, yani saliseler düzeyinde olması lazım…

Bu bana şunu çağrıştırıyor: Manyağın biri dinlendiğini anlamış, karşı tarafı çaldırıp çaldırıp kapatıyor. Polisleri sinir ediyor yaptığı bu işlemle. Polis tam dinleyecek tak kapatıyor. Bunu da arkadaşlarıyla anlaşıp 40 milyon kere yapıyorlar.

Bence gazetecilerin her söylenen şeye tak diye inanmaması gerekiyor. Gazeteci kaynağını biraz daha sorgulamalı, dinlediği şeyleri anlamadıysa üstüne gidip doğrulatma almalı. Yoksa böyle tuhaf yazılar çıkıyor ortaya. Ben, bir nefeste benim yaptığım bu yorumları Tolga Şardan’a söyleyebilecek beş kişi sayarım yazı işleri seviyesinde…

Bunun için Linux kullanan bilirkişi olmaya bile gerek yok!..

Dinleme mi montaj mı karar veremeden dinleyenleri tutuklama zamanı

Bugün Türk tarihi için yine karanlık günlerden biri. Devlet yine paralel yapıya bağladığı TÜBİTAK ve TİB yetkililerini gözaltına alma operasyonu yapıyor. Bu gözaltıları ve dinlemeyle ilgili konuları TKNLJ formatında masaya yatıralım, neyin ne olduğunu hep beraber inceleyelim…

  • Operasyon kapsamında aralarında TİB eski Başkan Yardımcısı Hasan Palaz, TİB Başkan Vekili Osman Nihat Şen ve Bilgi Sistemleri Daire Başkanı İlhan Elieyioğlu’nun bulunduğu toplam 28 kişi yakalama kararı çıkartıldı. Dinlemeyle ilgili konular yaklaşık iki yıldır tartışılıyor. Bu isimler yaklaşık iki yıldır hedefte. Neden 4 bakanın fezlekesinin mecliste oylanacağı gün bu tutuklamalar yapılıyor? Bu nasıl bir mesajdır? Bunun rastlantı olduğunu düşenen kimse var mı?
  • Operasyonun sebebi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Milli Güvenlik Kurulu üyelerine ait kriptolu ve normal telefonların usulsüz dinlenmesi… Söyleyin bakalım gerçekten dinleme kayıtları bulundu mu? Ses kayıtlarına ulaşamasanız bile oradaki sistemi bilen herkesin akıl edeceği gibi dinlemeyle ilgili kayıtlara ulaşabildiniz mi? Hayır şu ana kadar basına yansımış bir olay yok.
  • Şu ana kadar kriptolu telefonların dinlenebilmesi sağlayacak herhangi bir teknolojik düzenek ulunabildi mi TİB binası içinde? Herhangi bir düzenek? Hayır bu konuda kimse bir şey söylemedi. Şimdiye kadar defalarca sorulan bu sorunun cevabı hep hayır olarak kaldı.
  • Peki o zaman hem bu dinlemelerin kaydı yoksa hem de kriptolu telefon dinleme düzeneği yoksa zamanın başbakan ve arkadaşlarının sesleri nasıl dinlenmiştir? Acaba başbakanın cep telefonuna korsan bir yazılımla dinleme kapısı açılması mümkün müdür bunu kimse sormuş mudur? Ben söyleyeyim kimse sormadı. Başbakanın cep telefonunun veri bütünlüğünü kim sağlamaktadır? Bunun cevabını merakla bekliyorum.
  • Erdoğan’ın her sesli mesajı çıktığında farkettiğimiz seslerin telefon değil ortam dinlenmesi gibi çıktığı göze kulağa çarpıyordu. Peki onun cep telefonu, o zaman kullandığı cep telefonu incelendi mi?
  • İşin en acayip tarafı da TÜBİTAK’ın defalarca montaj bunlar denleme yok demesine rağmen hala insanların dinlemeden tutuklanması bize bir şeyler anlatmalı: Ya bunlar dinleme değil ve adamları haybeye tutukluyorsunuz ya da bunlar dinleme adamlı doğru tutukluyorsunuz ve bu konuymaları yapan başbakan ve bakanlar da tutuklanmalı… Bunun üçüncü bir seçeneği yok!..

Anayasanın fıkralarını laz fıkrası sananlara özel…

Anayasa Mahkemesi internet için çıkarılan acayip kanunları iptal etmekten yoruldu yasa çıkaranlar böyle kararlar almaktan yorulmadı… İŞ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İLE BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA DAİR KANUN diye bir torbadan çıkan kanun bizim tartışma konumuz…

Anayasa Mahkemesi (AYM), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) dört saat içinde internet sitesi kapatmak yetkisi veren düzenlemenin iptaline ilişkin gerekçelerini açıkladı. Bunu 1 Ocak günü yayımlanan 29223 sayılı Resmi Gazete’nin 145. sayfasından itibaren anlatmaya başladı. Gazetelere özetin özeti, tavuğun suyunun suyu olarak yansıdı. Ben Resmi Gazeteyi okuyan biri olarak sizlere bunun içinden “baba başlıkları” aktarmak istiyorum. Elbette TKNLJ formatında:

  • Mahkeme açıkça eskiden suç eylemlerini aydınlatmak için bunları istiyordunuz, şimdi ne oldu da bunu değiştiriyorsunuz diye soruyor. Yeni düzenlemelerle Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuki belirlilik ilkesine aykırılık  tespit etmiş AYM. Siz ne yapıyorsunuz kuzum diyor açık bir biçimde
  • Açık, anlaşılır ve sınırları belli olmayan elastiki kavramlar vatandaşını korumaz aksine ona zarar verir diyor
  • Eğer siz öngörülebilir sonuçları olan kurallar getirmezseniz vatandaş devlete olan güvenini kaybeder diyor
  • İstenen trafik bilgilerinin ne olduğunun tanımının yapılmadan langır lungur istenmesinin hukuk devletiyle çelişeceği dile getiriliyor
  • Ortada ihbar, iddia ya da şikayet olmaksızın tanımlanmamış tüm bilgilerin istenmesinin (örneğin) yürütme organıyla iyi geçinmek zorunda olan TİB’in (vallahi AYM’nin kendi ifadesi bu) kanunsuz hareket etmesine neden olacağı belirtiliyor
  • AYM Anayasa’nın en önemli maddelerinden biri olan 20. maddenin birinci fıkrasını sokuyor cümle alemin gözüne: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini işleme hakkına sahiptir. Öze! hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz!”
  • Bunun kadar önemli noktalardan biri benim de hiç düşünemediğim farkındalık: Trafik bilgilerinin temini süreci boyunca mezkûr bilgilerin muhatabı olan kişilerin hiçbir şekilde bilgi akışından haberi olmayacaktır… Çünkü Anayasa’nın 20. maddesinin 3. fıkrası (laz fıkrası değil bu ciddiye almak lazım) diyor ki: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.
  • Datalarımızı almak isteyen insanlara önemli bir hatırlatmada bulunuyor mahkeme: Kişinin açık rızası yok ise, kişisel verilerinin işlenebilmesi imkânsızdır… O zaman suçluları nasıl yakalayacağız diyen aklıevvellere yine Anayasa okumasını öneriyor AYM. Çünkü orada deniyor ki “kanunda öngörülen haller” olmalı. Ama çıkarılmaya çalışılan kanunun hiçbir maddesinde bu öngörülür hallerden bahsedilmemiş (kaçakçılık, cinayet, rüşvet engelleme, vs…)
  • AYM inanılmaz bir cümleyle kanun yapanları vatandaşına karşı saygısızlıkla suçlamış: Düzenleme, kişilerin özel hayatına ve aile hayatının gizliliğine saygısızca dokunmakta…
  • AYM Anayasa’ın 13. maddesine de aykırılık bulmuş bu yeni kanun metninde: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
  • AYM ilerleyen satırlarda teknik tarafa da göz kırpıyor: Mezkûr bilgileri temin etme yöntemi de net ve sarih değildir… Halk dilindeki söyleyişiyle “siz daha bu bilgileri nasıl ve kimden isteyeceğinizi bilmiyorsunuz oğlum…”
  • 4 saat kuralına da gönderme yapıyor AYM: “Mevcut hâliyle dahi kamuoyunda tepki alarak eleştirilen 5651 sayılı Kanunu iyileştirmek yerine, kısıtlayıcı yöntemlere interneti izlemeyi, trafik bilgilerine erişmeyi ve erişimin engellenmesi kararlarının yerine getirilmesini hızlandıran kolaylaştıran ve bu engellemeleri arttıracak olan dava konusu bu tür düzenlemelerin, demokratik ve özgürlükçü bir yaklaşım olmadığı açıktır…” Mahkeme daha ne desin? Siz zaten kötü olan bir şeyi daha da kötü hale getiriyorsunuz demiş en net bir biçimde…
  • Bir cümle kurmuş ki mahkeme… Ben hükümet olsam bu cümleyi okuyunca utancımdan bir hafta saraydan çıkamazdım: “Toplumda bilgi birikiminin sağlanması, bilgi ekonomisinin oluşturulması ve son tahlilde, haberleşme hürriyeti, ifade hürriyeti ve basın hürriyeti kapsamında Türkiye’nin bilişim toplumu olarak küresel rekabetle yerini alma hedefleri ile örtüşmediği aşikârdır.”
  • Hem ifade hem de basın hürriyetiyle bağdaşmayan bu maddelerin varlığı hukuk devleti ilkesiyle uyuşmuyor diyor AYM…
  • AKP hükümetine ölçülü olmayı önermiş AYM. Bunu da çok kibar ve bilimsel bir yolla yapmış: Ölçülülük ilkesi, ‘elverişlilik’, ‘gereklilik’ ve ‘orantılılık’ olmak üzere üç alt unsurdan oluşur. ‘Elverişlilik’. başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, ‘gereklilik’ başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve ‘orantılılık’ ise başvurulan önlem ile ulaşılmak istenen amaç arasında makûl, meşru ve âdil bir dengenin olmasını ifade etmektedir.
  • Peki neden ölçüsüz bir kanun bu? Çünkü: Yasal düzenlemeye bakıldığında, “elverişlilik” unsuru gereği, başvurulan önlemin (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kararın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önleminin) ulaşılmak istenen amaç (erişimin engellenmesinin sağlanması amacı) bakımından her koşulda elverişli olmadığı; “gereklilik ” unsuru gereği, başvurulan önlemin (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kurarın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önleminin), ulaşılmak istenen amaç (erişimin engellenmesinin ,sağlanması amacı) bakımından her koşulda gerekli olmadığı ve ‘orantılılık’ yönünden ise başvurulan önlem (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kararın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önlemi) ile ulaşılmak islenen amaç (erişimin engellenmesinin sağlanması amacı) arasında makûl. meşru ve âdil bir dengenin bulunmadığı görülmektedir…
  • Gelelim bu kararları alanlara karşı bizim yapabileceklerimize… Elbette orada da kamyon dolusu yanlışlar var: “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” ile ilgili Anayasa nın 40. maddesinin birinci fıkrası “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” diyor. Ama hayata geçen kanunda TİB Başkanının talimatı üzerine TİB tarafından yapılacak erişimin engellenmesi kararlarına karşı -içerik sahibi de dâhi olmak üzere- kimseye itiraz hakkı tanınmamış ve gidilebilecek hiçbir itiraz yolu gösterilmemiş… Yok böyle bir dünya, olmayacak da… Tıpkı bizim ilk günden itibaren söylediğimiz gibi…
  • Kanunda erişimin engellenmesinin sınırlarının nerede başlayıp, nerede biteceği madde metninde açıklanmıyor. AYM ideal bir internet faaliyeti düzenleyen kanunun Telekomünikasyon örgütünün yapısını, temel işlevini, görev alanlarını, yetkilerini, sınırlarını ve denetim mekanizmalarını açık net ve anlaşılabilir bir biçimde belirlemesi gerekiyor. Bu böyle olmamış diyor AYM…
  • Haberleşme hürriyeti gibi anayasal hakları ancak kanun engeller burada TİB başkanı engellemeye çalışıyor ne yapıyorsunuz siz diye soruyor AYM… “Kanun benimmm” diye bağıran Cüneyt Arkın filmleriyle büyümüş nesli eleştiriyor biraz…
  • En önemli tespitlerden biri de şu: Verilere ulaşılabilirlik, kişilerin tercihleri, düşünceleri ve davranışları hakkında fikir verebileceğinden kişilerin özel hayatlarına müdahale edilme riskini içermektedir… Evet ya ben bunu istemiyorum. Benim tüm fikirlerim açık ama bunları ifade etmek istemediğim zaman devletin kristal dükkanına giren fil gibi bunların üstüne oturmasını istemiyorum!
  • Temel yanlışı ise şu cümle ortaya koyuyor: Milli güvenlik, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi konularında ilgili ve yetkili kurumların değerlendirme ve karar verme yetkileri gözetilmeksizin tek başına TİB’e erişimin engellenmesi yetkisi verilmesi… Gerçekten ya TİB ne ki bu görevlerden sorumlu olacak?

AYM’nin söylediklerinden ben sade suya bir vatandaş olarak şunu çıkarıyorum: Halkınızı zaptetmek için adam gibi yapılmamış bir kanun, adam gibi çerçevesi çizilmemiş kararlar ve TİB gibi bir kurumla bana gelmeyin. Ben yemem… Benden geçmez.

Hele o kanunun konduğu torbanın adı… Gerçekten de uzaktan bakıldığında halk o kadar aptal mı görünüyor?

Devlet “dinlettiremeyen varolmasın” dedi

293 alternatif işletmeci dinlenemiyor diye kapatılacak haberi çıktı. BTK bunu kesin bir dille yalanlar gibi yaparak aslında doğruladı.

Yılın son gününden önce Resmi Gazete’de haber yayımlandı ve devletimiz kesin bir dille dinlenemeyecek olan işletmecilerin kapatılmasını istedi.

Bugün itibarıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), iki önemli yönetmelikte değişiklikler yaptı. Kamu güvenlik ve istihbarat kurumlan (MİT-emniyet jandarma) ile TİB’in istediği sistemi kurmayan elektronik haberleşme hizmeti sunan ve alt yapı hizmeti sağlayan şirketlerin lisansları iki ay içinde iptal edilecek. Sabit telefon hizmeti (STH) vermek isteyen şirketler için en az ı milyon lira kuruluş sermayesi şartı da getiren değişiklik; bu hizmeti veren ve aralarında dev firmaların da bulunduğu 300’e yakın şirketten büyük bölümünün tasfiyesiyle sonuçlanabilecek.

Telekomünikasyon sektöründe Türk Telekom tekelinin kırıldığı 2008’den bugüne kadar BTK tarafından sabit telefon hizmeti (STH) lisansı verilen yaklaşık 300 kadar firmayı doğrudan etkileyecek ilk değişiklik İdari Yaptırımlar Yönetmeliği’nde oldu. Bu değişikliklerle öngörülen yeni sistem şöyle işletilecek: Kamu güvenlik ve istihbarat kurumları ile TİB’in, özel yasaları ile kendilerine verilmiş bulunan görevleri yerine getirmelerine imkan sağlayacak Sırada İnternet var BTK’nın dünkü yönetmelik değişikliklerine dayanarak önümüzdeki haftalarda, yem Yükümlülükleri karşılamadıkları gerekçesiyle birçok firmanın sabit telefon lisansın, iptal edeceği ve yen, dönemde çok sınırlı sayıda yeni lisans vermeyi planladığı konuşulmaya başlandı.

Bu hüküm iki ay sonra yürürlüğe girecek.

Dinlemek ve dinlenmek ülkenin en büyük sorunu. Devlet dinleyemiyor diye firma kapatmaya da başladıysa bizi gerçekten çok zor günlerin beklediğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Bundan sonra ne olacak? İçinde neler olduğu görülemeyen internet sitelerinin kapatılması mı? İsminden kime ait olduğu çözülemeyen sosyal medya hesaplarının kapatılması mı? (Uuu pardon bu zaten yapılmıştı değil mi)

TİB 2 milyar saat hukuksuz dinleme yaptı ne demek?

Bugün gazetelere bir haber servis edildi. Söylenenlere göre TİB’de 2 milyar saatlik dinleme yapılmış. Bu rakam elbette ki herkesi, daha doğrusu hayata şuurlu bakan insanları çok eğlendirdi. Neden eğlendirmesi gerektiğini sizlere TKNLJ stilinde örneklerle açıklayalım…

  • 2milyar saat demek 120 milyar dakika anlamına geliyor. Bir günde 24 saat yani 1.440 dakika var. Bir yılda 525 bin 600 dakika var.
  • 2 milyar dakika kaba bir hesap ve yuvarlamayla 3 bin 805 yıldan biraz daha fazla yapıyor.
  • Türkiye’de Avrupa ülkelerinin çok üstünde, ayda ortalama 300 dakika konuşuluyor. Böyle bir ortalamadan bakıldığında 6 milyon 666 bin 666 kişinin bir aylık konuşmasının kaydedilmesi söz konusu.
  • Aynı rakamlarla yola çıktığımızda 3 yıl boyunca hiç durmadan dinleme yapıldığı düşünsek 185 bin 185 kişinin tüm aylık konuşmalarının dinlendiği anlamına geliyor bu rakam…
  • Haydi ortalama konuşma süresi saçma geldi diyelim. Bir kişi hiç uyumadan hiç susmadan, şarjı hiç bitmeden, yemek yemeden tuvalete gitmeden konuşsa, 3.805 yıl konuşması gerekiyor.

Lütfen bazı rakamları atarken biraz daha insaflı ve şuurlu olalım.

Bu evde oturmayalım çünkü böcek var

Bir evde oturuyorsunuz, bir böcek görüyorsunuz. Ne yaparsınız? Ben olsam önce böceği ezerim, sonra daha dikkatli bakmaya başlarım sağa sola eğer başka .öcek görürsem evin tamamını ilaçlatırım. Tek bir böcek görmeyinceye kadar da ilaçlamaya devam ederim. Peki devletimiz ne yapıyor? Burada böcek var diyerek kendi evinden çıkıp başka bir ev satın almaya çalışıyor.

Bu benzeştirme Ulatırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan’ın TİB binası için verdiği demece yönelik dile getirildi. TİB binasında bilemedikleri kadar çok böcek olduğu için oradan ayrılma kararı almışlar.

TKNLJ formatında bakanın söyledikleri ve bildiklerimizi buluşturalım:

  1. Elvan “TİB mevcut binasından çıkarılmalı. Çünkü orada 17-25 Aralık öncesi ne olduğunu bilemiyoruz” diyor. Orası kimin? Orayı kim yaptırdı? Gerçekten varsa paralel yapıya her şeyini teslim mi oldu bu devlet bu kadar büyük bir acz içinde mi? Başka teslim olduğu yapılar var mı?
  2. Bir binanın içinde ne olduğunu bilmiyorsanız o binadan çıkar mısınız? Yoksa temizlemeye filan çalışmaz mısınız?
  3. “Kayıtlmarın tamamı silinmiş” diyor bakan Elvan… O kayıtların sonsuza kadar saklanması hukuki olarak yanlış olacağı için kanunda belirtildiği gibi silinmiş olabilir mi? Konuyla ilgili insanlar dinlendiğinde silinmiş olabilir mi?
  4. Bu arada bizim bildiğimiz kadarıyla TİB içinde yapılan tüm işlemler bir kez yazılabilen disklerle bezeli sunucularda saniyesi saniyesine kaydediliyor. Yani doğru bir şey çıkarmak istiyorsanız adam gibi araştırıp müsebbibini bulmanız mümkün…
  5. TİB’de görevini kötüye kullanan insanlar varmış… Kim bunlar? Bir türlü gönderilemeyen, hakkında dava açılamayan eski başkanı mı? Niye tek bir isim verilemiyor? Koskoca bakan havaya konuşabilir mi?
  6. TİB’in yaptığı işi MİT yapsın zaten onun görevi diyor Erdoğan ve Elvan. Hayır!.. Mahkemeler önünde hesap verme zorunluluğu olmayan bir kurum bunu yapamaz. Yapmamalı. Kimi ne zaman ne amaçla hangi mahkeme kararıyla dinlediği bilinmeyen bir kuruma dinleme emanet edemezsiniz. Nerede kaldı mahkeme kararları?

Anayasa Mahkemesi yargı olmadan kapatamazsın dedi

Anayasa Mahkemesi siz öyle kafanıza göre 4 dakikada internet sitesi filan kapatamazsınız dedi. Torba yasaya sokuşturulmaya çalışılan maddeyi kökünden iptal etti.

Daha önce demişti bunuTİB’e… Tatava yapma hemen aç demişti.

Sonra başka şeyler de söyledi koskoca AYM… Bu işe BTK değil kanunlar baksın dedi.

Hükümet tüm bunlara rağmen ısrarla kanunlara gece yarısı baskınıyla torba yasa marifetiyle internet yasağı sokmaya çalışıyor. Yanu yemiyor kimse işte… Dönüş dolaşıp Anayasa Mahkemesi’ne kadar gidiyor olay.

Ya bu mahkemeyi değiştirin ya da bu kafayı. Yaptığınız anayasaya aykırı. Üç kere yapmaya çalışmanız yaptığınız şeyi daha doğru yapmıyor. Bir şeyi tekrarlayarak daha doğru hale getiremeyeceğiniz net bir biçimde göründü.

Einstein deliliğin tanımını şöyle yapar: Aynı deneyi arka arkaya yaparak farklı sonuçlar çıkmasını denemek…

Yeter artık uğraşmayın benim internetimle…

Antidemokratsınız bari şamar oğlanı olmayın…

Bu ülkeyi kuranlar, bu anayasayı yapanlar sizin gibi insanların geleceğini düşünmüş ki sansürü geirtmeyecek bir sistem kurmuşlar yasa maddeleri ve anayasa mahkemesiyle… Daha güçlü olabilirsiniz ama daha akıllı değilsiniz o zamanki insanlardan…

İnternetin değişen maddeleri ve gerekçeleri

İnternet yasaklarıyla yakından tanıdığımız 5651 kanunu değişti. Sizler için değişen kanun maddelerini ve hükümetin bu değişikliğe yönelik kafasındaki gerekçeleri birinci kaynaktan, yani meclis tutanaklarından sizler için çıkardım. Tartışırken inceleyebilmeniz için sizlerle bu maddeleri noktasına dokunmadan paylaşıyorum:

“MADDE 129- 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “iki bin Yeni Türk Lirasından on bin Yeni Türk Lirasına” ibaresi “iki bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına” şeklinde ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir.”

Gerekçe:

Mevcut durumda internet trafiğine ait bilgiler ancak bir soruşturma ya da kovuşturma olması durumunda mahkeme kararı ile işletmeciden temin edilebilmektedir. Hâlbuki çoğu zaman bir soruşturmaya başlanabilmesi için bu bilgiler gerekmektedir. Ayrıca trafik bilgilerinin farklı işletmecilerden farklı biçim ve düzenlerde gönderilmesi, bu bilgileri talep eden ilgili mercilerde kullanım zorluğu doğurmaktadır.

Mahkeme kararı üzerine ilgili işletmeciye başvurup trafik bilgisinin talep edilmesi ve işletmecinin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirip göndermesi ya da ham olarak gönderilen bilgilerin Başkanlık tarafından kullanılabilir ve anlamlı hale getirilmesi zaman almakta, böylece soruşturma ve kovuşturmaları geciktirmektedir. Terör saldırısı tehdidi gibi acil durumlarda talebe zamanlıca cevap verilmesi imkânı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, işletmecilerin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirmesi işlemleri ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Bu nedenle, fıkra ile işletmecilerin ek mali külfet altına girmesinin önlenmesi de sağlanmış olmaktadır.

Bu nedenlerle, temin edilecek genel internet trafiğine ilişkin bilgilerin hâkim kararı üzerine ilgili mercilere verilmesi öngörülmektedir.

“MADDE 130- 5651 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “yirmi dört saat” ibaresi “dört saat” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(16) Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar.

Gerekçe:

Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden biri veya bir kaçına bağlı olarak internet ortamında vuku bulacak ihlallere yönelik çok kısa sürede koruyucu idari tedbir alınabilmesi hedeflenmiştir. Bu değişiklikle “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” ile “suç işlenmesinin önlenmesi” hususlarında, “gecikmesinde sakınca bulunan hal” kapsamında erişimin engellenmesi öngörülmüş ve böylece Anayasadaki düzenlemelere uygunluk sağlanmıştır. Bu kapsamda verilecek idari tedbir kararlarının, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması ve hâkimin, kararını kırk sekiz saat içinde açıklaması öngörülmektedir.

 

Devlet herkesi internetten fişleyecek

Yine bir torba yasa tasarısı teklifi, yine internet yasaklarıyla ilgili atılmış gece yarısı adımları…

Dinlemeler konusunda en büyük polemiklerin odağında kalan TİB, telefonla dinleme ve takibin içine bir de internet takibini katmış bulunuyor. Dün gece geçirilen torba yasayla TİB, trafik bilgilerini en az 6 ay saklayacak ve ihtiyaç duyulduğunda doğrudan mahkemeye ulaştıracak. Bu konunun altındaki saçmalıkları yukarıdan aşağı TKNLJ formatında dizelim:

  • Telefon dinlemelerinde trafik bilgisi şirketlerden isteniyor. Bu konuda anlaşılan o ki internet trafik bilgilerini doğrudan TİB alacak ve saklayacak
  • Normal şartlarda dinleme yapılması için mahkeme emri veya savcıların prosedüre uygun istekleri geliyordu. Oysa internet bilgileri ne olur ne olmaz günün birinde istenebilir diye tamamıyla kontrol edilip saklanacak
  • Eskiden potansiyel suçlular izlenirken şimdi herkes izlenecek, herkes potansiyel suçlu olacak
  • Erişim Sağlayıcıları Birliği kurulması planlanıyor ve bu yönde adımlar atılıyordu. Bu adımın atılmasıyla bu birlik kadük oldu
  • Eskiden Türk Telekom ve benzeri servis sağlalyıcılardan bilgiler istendiği için halkın negatif ilgisine maruz kalıyorlardı. Şimdi bundan kurtulmuş oluyor şirketler…
  • TİB’in MİT’e devrinin bizzat cumhurbaşkanlığı seviyesinde konuşulduğu şu günlerde çok enteresan bir karar olduğunu kabul etmek lazım yeni torba yasanın…
  • Lütfen bu yasayla birlikte kimsenin nereye girdiğini ne olduğunu anlamıyoruz fişlemiyoruz demeyin. Bir insanın internet trafiğini bana verin size tüm hayatıyla ilgili her şeyini dökeyim size. Eer böyle bir şey olmaz diyorsanız ve yüreğiniz yetiyorsa sizin seçtiğiniz bakan ya da hükümet görevlilerinden başlayalım internet trafiklerini incelemeye…

Dinlemelerle ilgili hiç bilemedikleriniz…

Hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen dinlemelerle ilgili sizlerden gelen soruları derleyerek hepsi için cevapları konunun uzmanı kimliklerle paylaştık. İşte sizleri şaşırtacak cevaplar…

Almanya bizi dinledi mi?
Teknik olarak Almanya bizi dinlemedi demek yanlış olmaz. Zira Almanya gerçek anlamda bizi değil kendi ülkesinde bulunanları dinliyor. Yapılan açıklamalara ve kaynak olan dergilere baktığımızda karşımıza kendi ülkesindeki terörist faaliyetleri engelleme çabası çıkıyor. Kendi ülkesindeki bir takım grupların Türkiye’den gelen konuşmaları dinlemesi, teknik olarak bizi dinlemek değil. Özetle, bir kişi dinleniyorsa onunla konuşanların dinlemeye takibe alındığını söylemek yerine neden dinlenmeyi hak edenlerle konuştuğumuzu sorgulamak lazım.

TİB’i tek suçlu ilan etmek…

Hükümetin her şeyden bir mağduriyet çıkarma kampanyasının bu haftaki durağı TİB, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı oldu. Kısaca hatırlatmak gerekirse TİB, 2005 yılında alınan bir kararla kuruldu ve 2006 yılında fiilen iş yapmaya başladı. Devletin dinlemelerini yapsın diye kuruldu. Ülkenin tüm iletişim varlığı, tüm aramalar bir boru halinde TİB binasına girdi ve oradan sahiplerine ulaşmaya başladı. Söylenenlere göre bu sesler içeri giriyor ve sadece mahkeme kararıyla izin verilenler izin verildiği kadar dinlenebiliyordu.

Biz o yıllarda bunun çok kötü ve şeffaflıktan uzan bir yol olduğunu dile getirdiğimizde bize “peki suçlular dinlenmesin mi ülkede teröristler kol mu gezsin” antiteziyle geldiler.

Hükümet, mahkemeler ve ilgili kurumlara sadece güvenmemizi istediler bizden. Ardından 17 ve 25 Aralık dalgalarıyla bir anda bizim daha önce öngördüğümüz şeyler hayata geçmeye başladı. Başbakanın oğlunun sevgilisiyle yaptığı iddia edilen konuşmalarından sıfırlama çalışmalarına, alo Fatihlerden hece hece bir araya getirildiği iddia edilen “bıbıcım” sohbetlerine… Bunlar yalan veya gerçek, sevilen ya da sevilmeyen insanların başına gelse de özel hayata bir müdahale olarak adlandırılabilir dinlemelerdi. Şahsım adına konuşmama gerekirse dinlenip dinlenmediğimi, uygun konjonktür oluşursa bunların yayımlanıp yayımlanmayacağına emin değilim. Kimsenin de emin olduğunu düşünmüyorum.

Bu hafta hükümet ve ona yakın olan gazeteler yoğun bir biçimde TİB’e karşı bir karalama kampanyası başlattı. Dinlemek için devletin meclisi tarafından kurulmuş bir kurumu dinlediği için suçlamak, 100 bin kişiyi dinlediği için ayıplamak sadece Türkiye’nin akıl seviyesine uygun bir hareket olabilirdi.

Peki ne yapılmalı bundan sonra? Öncelikle mevcut dinleme sisteminin ve yapısının yeni baştan tasarlanması gerekiyor. Bir kişinin konuştuğu kişinin konuştuğu kişinin konuştuğu kişiyi dinleme garabetinin ortadan kalkması gerekiyor. Haksız yere dinlenmiş olan insanların bilgilendirilmesi ve onlardan bir şekilde özür dilendikten hemen sonra kayıtların ortadan kaldırılması gerekiyor. Kanunsuz dinleme yapanlara emsal teşkil edecek bir dava açılması ve bir daha kimsenin bu işe kalkışmamasını sağlayacak kadar büyük cezalar verilmesi gerekiyor.

Ama hepsinden daha önemlisi, halka ve mahkemelere hesap verme zorunluluğu olmayan Mili İstihbarat Teşkilatı gibi kurumların dinleme yapmasının başbakan gibi en tepe yöneticilerin ağızlarından teşvik edilmemesi şart.

Bir de tek suçluyu TİB göstermemek gerekiyor tabii ki. Trafik kazalarında arabalar değil onların şoförleri yargılanır…

Başbakan TİB’i MİT’e bağlıyor kurtuluyor

Cumhurbakanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Şafak gazetesine verdiği röportajın son cümlesinde röportajın manşetini vermiş: “Böyle bir TİB olmaz. Zaten MİT de bu işi yapabiliyor. TİB’i kurumsal olarak kaldırıp yetkilerini TİB’e devredeceğiz…”

Başbakan bu konuya HSYK ve pararlel yapıyla ilgili bir tartışma kapsamında kendisine sorulmadan cevap veriyor. Yani TİB ile ilgili kafasında paralellik tartışmaları var. Bunu daha önce de TİB ve dinlemeler için dile getirmişti.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir iki madde var:

  • TİB’in görevlerini MİT zaten yapıyordu deyince dinlemeri TİB dışında MİT de kendi içinde sürdürebiliyor muydu?
  • 2559 sayılı Kanunun ek 7 nci maddesi, 2803 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesi ve 2937 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde “telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına yönelik iş ve işlemleri tek bir merkezden yürütmek” deniyordu. Başbakanın söylediğine göre bu iş zaten tek merkezden yürütülmüyormuş o zaman?
  • TİB şimdiye kadar elde ettiği veri ve bilgileri ilgisine göre Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına, Emniyet Genel Müdürlüğüne ve Jandarma Genel Komutanlığına, talep etmeleri halinde mahkemeye ve Cumhuriyet başsavcılıklarına iletiyordu. Şimdi bunu MİT mi yapacak? Yetki karmaşası olmayacak mı?
  • Başbakanın söylediğine bakacak olursak bundan sonra MİT telekomünikasyon alanında ulusal ve uluslararası alanda meydana gelen gelişmeleri takip edecek, bu kapsamda uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyonu sağlayacak. Şaka gibi
  • Atatürk’e hakaret ve porno yayınlar gibi konularda önleyici hareketleri artık MİT alacak.
  • Türk Telekom ve Turkcell gibi toplu kullanım sağlayıcılara verilecek izin belgelerinde filtreleme ve bloke etmede kullanılacak sistemlere ve yapılacak düzenlemelere yönelik esas ve usûlleri MİT belirleyecek.

 

 

Başbakan MİT ve TİB’i ne sanıyor bilmiyorum. Ama bir inat uğruna TİB’i kapatıp oun yetkilerini MİT gibi bambaşka açılımları olan bir kuruma vermek çok yanlış olur. MİT’in hesap vermesiyle TİB’i bir tutmak bile çok yanlış. Umarım bu sadece bir dil sürçmesidir.

Somalılara internet cezası vermeyi mi planlıyorsunuz bayım?

Soma’daki işçilerin hayatının korunması ve daha insani şartlarda çalışabilmeleri için kanunlar çıkarılacağı dile getirildi. Bu kanunların bir an önce çıkarılması istendi. Hepimiz toplumsal mutabakatla buna onay ve destek verdik. Soma için tek kanun çıkamaz o yüzden torba yapalım dediler, desteğimizi sürdürdük. Sonra bir de baktık ki bu yasa tasarıları 100 olmuş, 150 olmuş. Araya da internetle ilgili bir iki madde karışmış. Karışmış derken yanlışlık olmuş izlenimi uyandırdıysam özür dilerim. Hiç de yanlışlık değil bu…

Torbadan internetle ilgili iki değişiklik çıktı: Bunlardan biri özellikle internetin basın kanunuyla birlikte gitmesini sağlayan, internetçilerin artık birer gazeteci gibi anılmasını sağlayacak yasanın yeni bir değişikliğiydi. Tabii ki pozitif yönde bir değişiklik değildi. Torbadan çıktığı haliyle eğer bir kişi internet sitesine adını ve barındırıldığı yeri söylemezse ona 2 ila 10 bin TL arasında bir ceza verilmesi öngörülmüştü. Bu cezanın üst limiti 50 bin TL’ye çıkarıldı

TİB Başkanı Ahmet Cemalettin Çevik yasanın sebebini plan bütçe komisyonuna anlatırken “internet üstünde kişilerin hakları ihlal edildiğinde site sahibini bulmak kolay olsun diye” minvalinde bir konuşma yaptı. Plan bütçe komisyonu çok meşguldü ki şu soruyu TİB başkanına soramadı: Peki bu adamlar 10 bin lira ceza için yazmıyorlar da 50 bin lira ceza için isimlerini yazacaklar mı? Bu kadar elzem mi bu madde ki Soma torbasının içine apar topar sıkıştırıyoruz?

Haydi onlar sormadı ben soruyorum: Soma’dakiler isimsiz internet siteleriyle hükümeti mi eleştirecekler ki bu yasayı apar topar Soma torbasının içine tıkıştırdınız? Yoksa bunun yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle bir alakası mı var?

Cevap istediğim için sormadım bunu, öylesine… Spor olsun diye…

866 bin kişinin dinlenmesi kimin suçu?

Devletimiz her zaman yaptığı gibi bir toplantıda paralel yapıyı hedefe koyarak neredeyse ağlamaklı bir ses tonuyla 866 bin kişinin paralel yapı tarafından dinlendiğini söyledi.

866 bin kişi dinlenebilir mi? Eldeki imkanlarla kesinlikle ve kolayca dinlenebilir. Çünkü dinlemeyi otomatik olarak bilgisayar yapıyor. Peki 86 bin kişinin dinleme bilgileri çalınabilir mi? Kesinlikle çalınabilir. Çünkü elinde bir kullanıcı adı ve parolası olan herkes sisteme bağlanarak megabayt bile olmayan bu konuşmaları kendi bilgisayarına indirebiliyor.

Peki bunların çalınması paralel yapının kurnazlığı mı? Kesinlikle hayır. Bence kesinlikle ve kesinlikle devletin işbilmezliği, hesapsızlığı ve yanlışı… Devlet dinlemeleri kolaylaştırmak için bizim tüm uyarılarımıza rağmen bu dinlemeleri TİB üzerinden mümkün hale getirdi. Herhangi bir somut delil aranmadan ismi girilen herkesin cebinin dilenmesine izinverdi. Sonuç? Başbakan ve ailesi dahil herkes dinlendi, bir de üstüne aslında dinlenmedik bunların hepsi hece hece bir araya getirilmiş montaj muhabbeti yapıldı.

Adam gibi telefon güvenliğimizi sağlayamadığı için bu hükümetin koşa koşa istifa etmesi gerekirken basın toplantıları yaparak bize ağlayıp “var yaa sizin seslerinizi çaldılar” diye salya sümük bize yakınıyorlar. Çaldırmasaydın kardeşim, korusaydın beni…

Peki ülke bundan ders aldı mı? Tabii ki hayır. Şimdi aynını internet bağlantıları için Tük Telekom’a hukuk sınırları dahilinde aldırdıkları aletlerle yapacaklar. Ben yine söylüyorum, bakın internette yapılanları dinlemeye başlarsanız sonra yine sizin, çocuğunuzun, başbakanınızın meclis başkanınızın bir şeyleri çıkar ortaya. Çünkü ortada bir yere kaydediorsunuz bu dinlemeleri. Türk Telekom’a emanet araçlarla bakacaksınız sağa sola. Bu birinin eline geçerse sonra çok başınız ağrır.

Bu kadar insanın dinlenmesi, hatta dinlenebiliyor olması sizin suçunuz. Yeter artık artırmayın bu suçun yükünü. İptal edin bu alımları…

Devleti ve interneti yönetmek ciddi bir iştir

Dünden beri kafalarımızı kurcalayan sor: Google Plus’a ne oldu? Yine kim ne yaptı?

Dün Google’ın sosyal medya ağı Plus’a ulaşmaya çalışanlar, mahkeme kararıyla karşılaştı. Saatlerce erişime kapalı olan ve Türkiye saati ile 11.00 sularında erişime acılan sitenin internet servis sağlayıcılar ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) arasında yaşanan bir teknik sorun nedeniyle erişime kapandığı belirtildi. Dün sabah saatlerinde DNS ayarlarını değiştirmeyen veya VPN uygulamalarını kullanmayan kullanıcılar plus.google.com adresine girmeye çalıştığında siteye erişim sağlayamadı. Kararı erişim kapalı olduğu dakikalardaBTK‘nın internet sitesi sorgulama sayfasında kontrol edildiğinde ise TİB’in site üzerinde idari tedbir uyguladığı ortaya çıktı. Siteye girilmeye çalışıldığında şu uyarı görüldü: “5651 sayılı kanun uyarınca yapılan teknik inceleme ve hukuki değerlendirme sonucunda bu internet sitesi (plus.google.com) Google + hakkındaki Telekomünikasyon İletişim Başkanlıgı’nın 10/06/2014 tarih ve 490.05.01.2014.-113227 sayılı kararına istinaden Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından idari tedbir uygulanmaktadır.”

Devlet ile TİB ve BTK’nın ilgili birimleri bu yaptıklarından utanmalıdır. Eğer gerçekten gazetelere yansıdığı gibi hata sonucu böyle bir şey oluştuysa kendi ciddiyetlerini sorgulamalı, bu utanç tablosundan nasıl kurtulacaklarını çevrelerindeki insanlara veya gazetecilere sormalıdırlar.

Palyaçoluk utanılacak bir meslek değildir. Utanılacak durum palyaçoluğu inkar etmeye çalışmaktır.

Ne başbakanı? Adam karısını dinletiyor be!

Milliyet’te bugün çıkan TİB dinleme haberi çok enteresan. Biz başbakanı, onun çocuklarını, bakanları ve bürokratları dinleyenlere lanet okuyup duruyoruz ülkece. Bunu nasıl yaparlar filan diyerek dinlemede ortaya çıkan verileri toplumdan kaçırmaya çalışıyoruz. Ama adamlar bu sistemi öylesine babasının malı gibi kullanmış ki karısını dinletmiş. TİB tamamen ayıplı mal haline gelmiş.

Habere göre TİB’de inceleme yapan müfettişler kurumdaki bir görevlinin mahkeme kararı olmaksızın eşini 3 ay boyunca dinlediğini tespit etmiş. 

Gerisini TKNLJ formatında başlıklara bırakalım:

  • Birinin karısını değil dinlemesi, telefonuna bilgisayarına bakması bile çok aşağılık
  • Bir insan mahkeme kararı olmadan karısını dinleyebiliyorsa bizi de herhangi bir engelleme olmadan dinleyebilir. Devlet bunun önlemini almadan dinlemeleri başlattığı için acilen özür dilemeli ve hatasını kabul ederek mevcut sistemi değiştirmelidir.
  • Devlet acilen kimlerin nasıl dinlendiğini herkesle paylaşmalıdır ve bu lekeyi üstünden temizlemelidir.
  • Sadece bu işi yapanlar değil buna engel olamayanlar da, başta ulaştırma bakanlığı, içişleri bakanlığı ve adalet bakanlığı olmak üzere TİB’in tamamını da içine koyarak işten attırılmalıdır.
  • Hem başbakana hem de potansiyel olarak halka zarar verdiği gün gibi kanıtlanan bu sistem yerine daha şeffaf ve halk tarafından kontrol edilebilir bir yapı getirilmelidir.

TİB başkanına skandal suçlama

Ülke yapılan dinlemelerin skandal mı, paralel mi yoksa bir suçun ortaya çıkarılması için atılmış doğru adımlar olup olmadığını tartışadursun, TİB’in yeni yapılanmasına yönelik şok bir suçlama geldi: Telekomünikasyon iletişim Başkanlığı’nda çalışan bir uzmanın, başkan ve daire başkanları hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğu gazete sayfalarına yansıdı.

Suç duyurusundaki iddialara göre, Cemalettin Çelik göreve geldikten sonra TİB’de çok sayıda usulsüzlüğe imza attı ve personel üzerinde büyük bir baskı kurdu, buna karşı çıkan personel de tasfiye edildi. Yeni yönetimin devletin en gizli bilgilerini yetkisiz ve görevsiz kişilere açtığı ileri sürülen suç duyurusunda 23 Aralık 2013 tarihinde TİB Başkanlığına atanan Ahmet Cemalettin Çelik’in atandıktan sonra hukuk dışı eylemler yaptığı ileri sürüldü. Cemalettin Çelik, yasal dinlemelerden sorumlu daire başkanı A.Ö. ve M.S. hakkında bilişim sistemine girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçlarını işledikleri iddia ediliyor. Hatırlanacağı üzere ‘sıfırlama görüşmesi’ olarak bilinen Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında 17 ve 18 Aralık tarihlerinde geçen görüşmelere ilişkin telefon kayıtlarının TİB tarafından sistemlerden silindiği iddia edilmiş ve 10 Mart 2013 tarihinde CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevaplaması istemiyle verilen yazılı soru önergesinde bu görüşmelere ilişkin kayıtların silindiği iddialarının doğru olup olmadığı sorulmuştu.

TİB uzmanı tarafından yapılan suç duyurusunda ayrıca, iftira, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, göreve ilişkin sırrın açıklanması ve gizliliğin ihlali suçlarının işlendiği de iddia ediliyor. TİB sistemlerine kasıtlı ve kötü amaçlı müdahaleler yapıldığını, suç için delil, suçlamak için de personel arandığını iddia eden TİB uzmanı, suç duyurusunda iddialarda bulundu: “17 Ocak 2014 tarihinde daire başkanlarının görevden alınmasını müteakip 20 Ocak 2014 tarihinde BTK Başkanı’nın yetkisinde olmasına rağmen, hukuka aykırı olarak TİB Başkanı’nın onayı ile yapılan görevlendirmeler neticesinde Veri İşlemleri Koordinatörü görevinden alındım. BTK başkanının yetkisinde olan görevden alma yetkisi TİB başkanı Ahmet Cemalettin Çelik tarafından kullanılmış, yetkisiz hukuksuz işlem yapılmıştır.”

Demek ki neymiş? Sizin sisteminiz kötüymüş. Bir yere atadığınız adam, o yerin altyapısı kuvvetli değilse bağlı bulunduğu görüşe yönelik kötü ve yanlış işler yapar. Kimisi bunu başbakanı dinlemek için kullanır, kimisi sen paralelsin osun busun diyerek çalışanlarına terbiye sınırları dışında müdahaleler yapar. Haydi bakalım gelin bunu açıklayın paralel olmayanlar…

Kara tren gecikir belki hiç gelmez

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Elvan, basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Elvan, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararının henüz TİB’e ulaşmadığını dile getirdi. Bu kararın TİB’e ulaşmasının da Youtube’un açılması anlamına gelmeyeceğini belirten Elvan, “karar ulaştıktan sonra TİB gerekli değerlendirmeyi yapacaktır” dedi.

Sene olmuş 2014, insanların evinde 1 gigabit internet var, biz bir mahkeme kararının üç gündür Ankara mahkemesinden Ankara’nın TİB’ine gitmesini bekliyoruz. Bu arada tüm yargı sistemimiz elektronik ortama geçmiş, avukatlar davalarını internetten takip ediyor ama biz basın tarafından tüm detayları yazılan bir sarı zarfın birkaç kilometreyi katetmesini bekliyoruz.

Buradan anlıyoruz ki insanların açmaya gönlü yok. Yerim dar diyor, yenim dar diyor.

Açmaya gönlünün olmadığını da zaten son cüleden anlıyoruz. Hele bir gelsin bizimkiler baksınlar değerlendirsinler bakalım. Demek ki bu ülkede güçler ayrılığı mahkeme ve bürokrasi arasında gerçekleşiyor. TİB istemezse mahkeme kararını uygulamaya koymayabiliyor.

Hukuk guguk olmuş.

Toptan kapatın şunu da rahat etsin herkes…