Amerika bize Twitter kullanıcısı bilgisi verebilir mi?

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, SOSYAL MEDYA, ULUSLARARASI TELEKOM

d74c6171033705f4

Yeni Şafak ve Habertürk gazetelerinde enteresan bir haber var. Ki bu haber bugünün gündemini belirledi sessiz sedasız. Ama kimse bu haberin aslında ne anlama geldiğini kavrayamadı. Üstüne de gitmedi. Biz gidelim. TKNLJ formatında…

  • Twitter’ın bize bir bilgiyi vermesi için bir takım uluslararası arenada suç sayılan şeylerin oluşması gerekiyor. Twitter bize bu bilgiyi vermedi çünkü bizi üçüncü dünya ülkesi sayıyor yaklaşımı çok ezik.
  • Twitter’ın vermediği bilgiyi Amerika verdi demek çok acayip. Çünkü Amerika bir şirketinin vermek istemediği bir bilgiyi onun ciğerinden alıp nasıl versin ki? Size mantıklı geliyor mu?
  • Edward Snowden şu anda neden o ülke sizin bu ülke benim gezip duruyor? Çünkü o Amerika’nın Twitter ve Facebook gibi kurumlardan bilgi aldığını söyledi. Amerika bunu reddetti ve adamı istenmeyen adam ilan etti. Şimdi Amerika Habertürk e Yeni Şafak gazetesi aracılığıyla Snowden doğru söyledi aslında mı diyor?
  • Amerika bu bilgileri nasıl alıyor? Twitter’ın arka kapısından onun haberi olmadan mı giriyor? Yoksa kendi iç güvenliği için Snowden’in dediği gibi zaten böyle mekanizmalar ona açılmış durumda mı? Her ne olursa olsun Amerika kendi güvenliği için topladığı bilgileri Türkiye’nin güvenliği için bize verir mi?
  • Diyelim ki bu bilgiler bize bahsi geçen haberdeki gibi Twitter tarafından değil dolambaçlı yollardan Amerika tarafından verildi. Peki Amerika’nın kriteri ne bu bilgileri vermek için? Mesela bu Serhat Ayan çok alengirli haberler yazıyor kesin Ankara patlamasında parmağı vardır derse benim IP bilgilerimi de verecek mi Amerika? Çok korkunç değil mi böyle düşününce?
  • Umuyorum ve istiyorum ki bir mekanizma olsun ülkeler arasında teröre karşı. O mekanizma çalıştırılmış olsun. Ama o zaman da şunu yerine oturtamıyorum: Twitter ülkeler arasındaki anlaşmaları onaylamayacak kadar büyük mü ki o vermiyor da Amerika ondan zorla alıp veriyor.
  • TİB ve/veya BTK bu konuda bir açıklama yapsa süper olur. Bu haberin yalanlanması yetmez ama… Bugün gazete ve televizyonlara yansıyan o mesajları atanlar PKKlıymış bilgisini nereden aldıklarını anlatabilmeleri lazım…

Birileri bunu acilen cevaplamalı bence…

Milliyet ve Linux kullanan bilirkişiler

ANKARA, MANŞET, POLEMİK

kulakMilliyet’i severim, gazeteciliğe başlama yuvamdır. Çok şey verip çok şey aldığım bir yerdir. Teknoloji konusunda Türkiye’de yapılmış ilk sayfalardan birini hayata geçirdiğim yerdir. Gazetede yapılmış ilk teknoloji sayfasını hayata geçirdiğim yerdir. Teknoloji konusunda acayip şeyler yazdığında o yüzden “o ne abi” demek anamın ak sütü gibi hakkımdır.

Tolga Şardan, Milliyet’in Ankara kurdu, bir yazı yazmış gazetede: Diyor ki Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı TİB’de müdahale varmış, ilk biz yazdık. OK abi siz öyle diyorsanız öyledir. Sonra geçiyoruz datalar kısmına. Başlıkta diyor ki 40 milyon ses dosyası silinmiş. Allah allah… Peki sonra ne olmuş? 50 petabayt veri incelenmiş. Petabaytın bir milyon gigabayt olduğunu bilenler neden bahsettiğimizi, ne kadar bir büyüklük olduğunu biliyorlarsa sorun yok. telefon konuşmalarının saniyede 8 kilobite kadar olduğunu düşünecek olursak, saniyede 1 kilobayt veri saklama alanı ister. Dakikada 60 kilobayt, saatte 3.6 megabayt yapar. 3 saatte 10 megabayt, 15 saatte 50 megabayt, 15 bin saatte 50 gigabayt yapar. 15 milyar saatte 50 petabayt yapar. O da en kaba hesapla 1.5 milyon yıllık bir ses kaydı olması lazım. Yani Graham Bell telefonu icat ettiğinden bu yana binlerce kişiyi dinlemiş olsalar yine bu kadar datayı toplayamazlar.

Hadi petabayt olayını da geçelim. Diyorlar ki 11 gigabaytlık veri üstünde 2 hafta inceleme yapan bilirkişiler… Bu bakış açısıyla 50 petabayt veriyi incelemek 10 milyon hafta sürüyor… Güzel hatırın için onu da geçiyorum…

Bilirkişiler Linux programı kullanarak tespit yapmışlar. Vaaay o zaman kesin doğrudur hacı. Linux oğlum özgür yazılım… Mesela Microsoft ile tespit yapsalar o kadar doğru çıkmayabilir. Ama Linux ie tespit yapmışlar… Ben Türkiye’de Lİnux ile tespit yapabilen uzmanların olduğunu ilk kez duydum, geleceğe daha bir umutla bakıyorum artık…

Ama en büyük bomba şu: 11 gigabaytlık sunucu verisi inceliyorlar ve orada 40 milyondan fazla silinmiş ses dosyası buluyorlar. Sayılarla arası iyi olmayanlar için hemen daha önceki yaptığımız hesabı bu sefer tersten yapalım: 11 gigabaytın içinde 40 milyon dosya varsa o zaman bu dosyaların zaman boyutlarının çok küçük, yani saliseler düzeyinde olması lazım…

Bu bana şunu çağrıştırıyor: Manyağın biri dinlendiğini anlamış, karşı tarafı çaldırıp çaldırıp kapatıyor. Polisleri sinir ediyor yaptığı bu işlemle. Polis tam dinleyecek tak kapatıyor. Bunu da arkadaşlarıyla anlaşıp 40 milyon kere yapıyorlar.

Bence gazetecilerin her söylenen şeye tak diye inanmaması gerekiyor. Gazeteci kaynağını biraz daha sorgulamalı, dinlediği şeyleri anlamadıysa üstüne gidip doğrulatma almalı. Yoksa böyle tuhaf yazılar çıkıyor ortaya. Ben, bir nefeste benim yaptığım bu yorumları Tolga Şardan’a söyleyebilecek beş kişi sayarım yazı işleri seviyesinde…

Bunun için Linux kullanan bilirkişi olmaya bile gerek yok!..

Dinleme mi montaj mı karar veremeden dinleyenleri tutuklama zamanı

ANKARA, MANŞET, POLEMİK

telefon dinlemeBugün Türk tarihi için yine karanlık günlerden biri. Devlet yine paralel yapıya bağladığı TÜBİTAK ve TİB yetkililerini gözaltına alma operasyonu yapıyor. Bu gözaltıları ve dinlemeyle ilgili konuları TKNLJ formatında masaya yatıralım, neyin ne olduğunu hep beraber inceleyelim…

  • Operasyon kapsamında aralarında TİB eski Başkan Yardımcısı Hasan Palaz, TİB Başkan Vekili Osman Nihat Şen ve Bilgi Sistemleri Daire Başkanı İlhan Elieyioğlu’nun bulunduğu toplam 28 kişi yakalama kararı çıkartıldı. Dinlemeyle ilgili konular yaklaşık iki yıldır tartışılıyor. Bu isimler yaklaşık iki yıldır hedefte. Neden 4 bakanın fezlekesinin mecliste oylanacağı gün bu tutuklamalar yapılıyor? Bu nasıl bir mesajdır? Bunun rastlantı olduğunu düşenen kimse var mı?
  • Operasyonun sebebi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Milli Güvenlik Kurulu üyelerine ait kriptolu ve normal telefonların usulsüz dinlenmesi… Söyleyin bakalım gerçekten dinleme kayıtları bulundu mu? Ses kayıtlarına ulaşamasanız bile oradaki sistemi bilen herkesin akıl edeceği gibi dinlemeyle ilgili kayıtlara ulaşabildiniz mi? Hayır şu ana kadar basına yansımış bir olay yok.
  • Şu ana kadar kriptolu telefonların dinlenebilmesi sağlayacak herhangi bir teknolojik düzenek ulunabildi mi TİB binası içinde? Herhangi bir düzenek? Hayır bu konuda kimse bir şey söylemedi. Şimdiye kadar defalarca sorulan bu sorunun cevabı hep hayır olarak kaldı.
  • Peki o zaman hem bu dinlemelerin kaydı yoksa hem de kriptolu telefon dinleme düzeneği yoksa zamanın başbakan ve arkadaşlarının sesleri nasıl dinlenmiştir? Acaba başbakanın cep telefonuna korsan bir yazılımla dinleme kapısı açılması mümkün müdür bunu kimse sormuş mudur? Ben söyleyeyim kimse sormadı. Başbakanın cep telefonunun veri bütünlüğünü kim sağlamaktadır? Bunun cevabını merakla bekliyorum.
  • Erdoğan’ın her sesli mesajı çıktığında farkettiğimiz seslerin telefon değil ortam dinlenmesi gibi çıktığı göze kulağa çarpıyordu. Peki onun cep telefonu, o zaman kullandığı cep telefonu incelendi mi?
  • İşin en acayip tarafı da TÜBİTAK’ın defalarca montaj bunlar denleme yok demesine rağmen hala insanların dinlemeden tutuklanması bize bir şeyler anlatmalı: Ya bunlar dinleme değil ve adamları haybeye tutukluyorsunuz ya da bunlar dinleme adamlı doğru tutukluyorsunuz ve bu konuymaları yapan başbakan ve bakanlar da tutuklanmalı… Bunun üçüncü bir seçeneği yok!..

Anayasanın fıkralarını laz fıkrası sananlara özel…

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, POLEMİK, Sansür

Anayasa Mahkemesi internet için çıkarılan acayip kanunları iptal etmekten yoruldu yasa çıkaranlar böyle kararlar almaktan yorulmadı… İŞ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İLE BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA DAİR KANUN diye bir torbadan çıkan kanun bizim tartışma konumuz…

Anayasa Mahkemesi (AYM), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) dört saat içinde internet sitesi kapatmak yetkisi veren düzenlemenin iptaline ilişkin gerekçelerini açıkladı. Bunu 1 Ocak günü yayımlanan 29223 sayılı Resmi Gazete’nin 145. sayfasından itibaren anlatmaya başladı. Gazetelere özetin özeti, tavuğun suyunun suyu olarak yansıdı. Ben Resmi Gazeteyi okuyan biri olarak sizlere bunun içinden “baba başlıkları” aktarmak istiyorum. Elbette TKNLJ formatında:

  • Mahkeme açıkça eskiden suç eylemlerini aydınlatmak için bunları istiyordunuz, şimdi ne oldu da bunu değiştiriyorsunuz diye soruyor. Yeni düzenlemelerle Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuki belirlilik ilkesine aykırılık  tespit etmiş AYM. Siz ne yapıyorsunuz kuzum diyor açık bir biçimde
  • Açık, anlaşılır ve sınırları belli olmayan elastiki kavramlar vatandaşını korumaz aksine ona zarar verir diyor
  • Eğer siz öngörülebilir sonuçları olan kurallar getirmezseniz vatandaş devlete olan güvenini kaybeder diyor
  • İstenen trafik bilgilerinin ne olduğunun tanımının yapılmadan langır lungur istenmesinin hukuk devletiyle çelişeceği dile getiriliyor
  • Ortada ihbar, iddia ya da şikayet olmaksızın tanımlanmamış tüm bilgilerin istenmesinin (örneğin) yürütme organıyla iyi geçinmek zorunda olan TİB’in (vallahi AYM’nin kendi ifadesi bu) kanunsuz hareket etmesine neden olacağı belirtiliyor
  • AYM Anayasa’nın en önemli maddelerinden biri olan 20. maddenin birinci fıkrasını sokuyor cümle alemin gözüne: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini işleme hakkına sahiptir. Öze! hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz!”
  • Bunun kadar önemli noktalardan biri benim de hiç düşünemediğim farkındalık: Trafik bilgilerinin temini süreci boyunca mezkûr bilgilerin muhatabı olan kişilerin hiçbir şekilde bilgi akışından haberi olmayacaktır… Çünkü Anayasa’nın 20. maddesinin 3. fıkrası (laz fıkrası değil bu ciddiye almak lazım) diyor ki: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.
  • Datalarımızı almak isteyen insanlara önemli bir hatırlatmada bulunuyor mahkeme: Kişinin açık rızası yok ise, kişisel verilerinin işlenebilmesi imkânsızdır… O zaman suçluları nasıl yakalayacağız diyen aklıevvellere yine Anayasa okumasını öneriyor AYM. Çünkü orada deniyor ki “kanunda öngörülen haller” olmalı. Ama çıkarılmaya çalışılan kanunun hiçbir maddesinde bu öngörülür hallerden bahsedilmemiş (kaçakçılık, cinayet, rüşvet engelleme, vs…)
  • AYM inanılmaz bir cümleyle kanun yapanları vatandaşına karşı saygısızlıkla suçlamış: Düzenleme, kişilerin özel hayatına ve aile hayatının gizliliğine saygısızca dokunmakta…
  • AYM Anayasa’ın 13. maddesine de aykırılık bulmuş bu yeni kanun metninde: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
  • AYM ilerleyen satırlarda teknik tarafa da göz kırpıyor: Mezkûr bilgileri temin etme yöntemi de net ve sarih değildir… Halk dilindeki söyleyişiyle “siz daha bu bilgileri nasıl ve kimden isteyeceğinizi bilmiyorsunuz oğlum…”
  • 4 saat kuralına da gönderme yapıyor AYM: “Mevcut hâliyle dahi kamuoyunda tepki alarak eleştirilen 5651 sayılı Kanunu iyileştirmek yerine, kısıtlayıcı yöntemlere interneti izlemeyi, trafik bilgilerine erişmeyi ve erişimin engellenmesi kararlarının yerine getirilmesini hızlandıran kolaylaştıran ve bu engellemeleri arttıracak olan dava konusu bu tür düzenlemelerin, demokratik ve özgürlükçü bir yaklaşım olmadığı açıktır…” Mahkeme daha ne desin? Siz zaten kötü olan bir şeyi daha da kötü hale getiriyorsunuz demiş en net bir biçimde…
  • Bir cümle kurmuş ki mahkeme… Ben hükümet olsam bu cümleyi okuyunca utancımdan bir hafta saraydan çıkamazdım: “Toplumda bilgi birikiminin sağlanması, bilgi ekonomisinin oluşturulması ve son tahlilde, haberleşme hürriyeti, ifade hürriyeti ve basın hürriyeti kapsamında Türkiye’nin bilişim toplumu olarak küresel rekabetle yerini alma hedefleri ile örtüşmediği aşikârdır.”
  • Hem ifade hem de basın hürriyetiyle bağdaşmayan bu maddelerin varlığı hukuk devleti ilkesiyle uyuşmuyor diyor AYM…
  • AKP hükümetine ölçülü olmayı önermiş AYM. Bunu da çok kibar ve bilimsel bir yolla yapmış: Ölçülülük ilkesi, ‘elverişlilik’, ‘gereklilik’ ve ‘orantılılık’ olmak üzere üç alt unsurdan oluşur. ‘Elverişlilik’. başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, ‘gereklilik’ başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve ‘orantılılık’ ise başvurulan önlem ile ulaşılmak istenen amaç arasında makûl, meşru ve âdil bir dengenin olmasını ifade etmektedir.
  • Peki neden ölçüsüz bir kanun bu? Çünkü: Yasal düzenlemeye bakıldığında, “elverişlilik” unsuru gereği, başvurulan önlemin (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kararın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önleminin) ulaşılmak istenen amaç (erişimin engellenmesinin sağlanması amacı) bakımından her koşulda elverişli olmadığı; “gereklilik ” unsuru gereği, başvurulan önlemin (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kurarın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önleminin), ulaşılmak istenen amaç (erişimin engellenmesinin ,sağlanması amacı) bakımından her koşulda gerekli olmadığı ve ‘orantılılık’ yönünden ise başvurulan önlem (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kararın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önlemi) ile ulaşılmak islenen amaç (erişimin engellenmesinin sağlanması amacı) arasında makûl. meşru ve âdil bir dengenin bulunmadığı görülmektedir…
  • Gelelim bu kararları alanlara karşı bizim yapabileceklerimize… Elbette orada da kamyon dolusu yanlışlar var: “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” ile ilgili Anayasa nın 40. maddesinin birinci fıkrası “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” diyor. Ama hayata geçen kanunda TİB Başkanının talimatı üzerine TİB tarafından yapılacak erişimin engellenmesi kararlarına karşı -içerik sahibi de dâhi olmak üzere- kimseye itiraz hakkı tanınmamış ve gidilebilecek hiçbir itiraz yolu gösterilmemiş… Yok böyle bir dünya, olmayacak da… Tıpkı bizim ilk günden itibaren söylediğimiz gibi…
  • Kanunda erişimin engellenmesinin sınırlarının nerede başlayıp, nerede biteceği madde metninde açıklanmıyor. AYM ideal bir internet faaliyeti düzenleyen kanunun Telekomünikasyon örgütünün yapısını, temel işlevini, görev alanlarını, yetkilerini, sınırlarını ve denetim mekanizmalarını açık net ve anlaşılabilir bir biçimde belirlemesi gerekiyor. Bu böyle olmamış diyor AYM…
  • Haberleşme hürriyeti gibi anayasal hakları ancak kanun engeller burada TİB başkanı engellemeye çalışıyor ne yapıyorsunuz siz diye soruyor AYM… “Kanun benimmm” diye bağıran Cüneyt Arkın filmleriyle büyümüş nesli eleştiriyor biraz…
  • En önemli tespitlerden biri de şu: Verilere ulaşılabilirlik, kişilerin tercihleri, düşünceleri ve davranışları hakkında fikir verebileceğinden kişilerin özel hayatlarına müdahale edilme riskini içermektedir… Evet ya ben bunu istemiyorum. Benim tüm fikirlerim açık ama bunları ifade etmek istemediğim zaman devletin kristal dükkanına giren fil gibi bunların üstüne oturmasını istemiyorum!
  • Temel yanlışı ise şu cümle ortaya koyuyor: Milli güvenlik, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi konularında ilgili ve yetkili kurumların değerlendirme ve karar verme yetkileri gözetilmeksizin tek başına TİB’e erişimin engellenmesi yetkisi verilmesi… Gerçekten ya TİB ne ki bu görevlerden sorumlu olacak?

AYM’nin söylediklerinden ben sade suya bir vatandaş olarak şunu çıkarıyorum: Halkınızı zaptetmek için adam gibi yapılmamış bir kanun, adam gibi çerçevesi çizilmemiş kararlar ve TİB gibi bir kurumla bana gelmeyin. Ben yemem… Benden geçmez.

Hele o kanunun konduğu torbanın adı… Gerçekten de uzaktan bakıldığında halk o kadar aptal mı görünüyor?

Devlet “dinlettiremeyen varolmasın” dedi

ANKARA, MANŞET, Sansür

dinleme293 alternatif işletmeci dinlenemiyor diye kapatılacak haberi çıktı. BTK bunu kesin bir dille yalanlar gibi yaparak aslında doğruladı.

Yılın son gününden önce Resmi Gazete’de haber yayımlandı ve devletimiz kesin bir dille dinlenemeyecek olan işletmecilerin kapatılmasını istedi.

Bugün itibarıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), iki önemli yönetmelikte değişiklikler yaptı. Kamu güvenlik ve istihbarat kurumlan (MİT-emniyet jandarma) ile TİB’in istediği sistemi kurmayan elektronik haberleşme hizmeti sunan ve alt yapı hizmeti sağlayan şirketlerin lisansları iki ay içinde iptal edilecek. Sabit telefon hizmeti (STH) vermek isteyen şirketler için en az ı milyon lira kuruluş sermayesi şartı da getiren değişiklik; bu hizmeti veren ve aralarında dev firmaların da bulunduğu 300’e yakın şirketten büyük bölümünün tasfiyesiyle sonuçlanabilecek.

Telekomünikasyon sektöründe Türk Telekom tekelinin kırıldığı 2008’den bugüne kadar BTK tarafından sabit telefon hizmeti (STH) lisansı verilen yaklaşık 300 kadar firmayı doğrudan etkileyecek ilk değişiklik İdari Yaptırımlar Yönetmeliği’nde oldu. Bu değişikliklerle öngörülen yeni sistem şöyle işletilecek: Kamu güvenlik ve istihbarat kurumları ile TİB’in, özel yasaları ile kendilerine verilmiş bulunan görevleri yerine getirmelerine imkan sağlayacak Sırada İnternet var BTK’nın dünkü yönetmelik değişikliklerine dayanarak önümüzdeki haftalarda, yem Yükümlülükleri karşılamadıkları gerekçesiyle birçok firmanın sabit telefon lisansın, iptal edeceği ve yen, dönemde çok sınırlı sayıda yeni lisans vermeyi planladığı konuşulmaya başlandı.

Bu hüküm iki ay sonra yürürlüğe girecek.

Dinlemek ve dinlenmek ülkenin en büyük sorunu. Devlet dinleyemiyor diye firma kapatmaya da başladıysa bizi gerçekten çok zor günlerin beklediğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Bundan sonra ne olacak? İçinde neler olduğu görülemeyen internet sitelerinin kapatılması mı? İsminden kime ait olduğu çözülemeyen sosyal medya hesaplarının kapatılması mı? (Uuu pardon bu zaten yapılmıştı değil mi)

TİB 2 milyar saat hukuksuz dinleme yaptı ne demek?

ANKARA, MANŞET, POLEMİK

surprizBugün gazetelere bir haber servis edildi. Söylenenlere göre TİB’de 2 milyar saatlik dinleme yapılmış. Bu rakam elbette ki herkesi, daha doğrusu hayata şuurlu bakan insanları çok eğlendirdi. Neden eğlendirmesi gerektiğini sizlere TKNLJ stilinde örneklerle açıklayalım…

  • 2milyar saat demek 120 milyar dakika anlamına geliyor. Bir günde 24 saat yani 1.440 dakika var. Bir yılda 525 bin 600 dakika var.
  • 2 milyar dakika kaba bir hesap ve yuvarlamayla 3 bin 805 yıldan biraz daha fazla yapıyor.
  • Türkiye’de Avrupa ülkelerinin çok üstünde, ayda ortalama 300 dakika konuşuluyor. Böyle bir ortalamadan bakıldığında 6 milyon 666 bin 666 kişinin bir aylık konuşmasının kaydedilmesi söz konusu.
  • Aynı rakamlarla yola çıktığımızda 3 yıl boyunca hiç durmadan dinleme yapıldığı düşünsek 185 bin 185 kişinin tüm aylık konuşmalarının dinlendiği anlamına geliyor bu rakam…
  • Haydi ortalama konuşma süresi saçma geldi diyelim. Bir kişi hiç uyumadan hiç susmadan, şarjı hiç bitmeden, yemek yemeden tuvalete gitmeden konuşsa, 3.805 yıl konuşması gerekiyor.

Lütfen bazı rakamları atarken biraz daha insaflı ve şuurlu olalım.