Peki biz o bokları neden yedik?

Padişah veziriyle gezintiye çıkmış. Hava güzel, kuşlar cıvıl cıvıl. Keyif dolmuş yürürken. Derken yolda bir öbek bok görmüşler. Padişah keyifle vezirine takılmış: “Vezir şu bokların hepsini son kırıntısına kadar yersen kavuğu sana vereceğim padişah sen olacaksın…”

Vezir bir boka bakmış, bir padişaha. Hemen gidip hapır hupur boku son kırıntısına kadar yemiş. Herkes donup kalmış. Padişah o kadar adamın arasında verdiği sözü yutamamış. Sıkıntı içinde kavuğunu çıkarıp vezire vermiş.

Vezir önce acayip sevinmiş. Fakat sonra bir bakmış ki etrafında kellesini almak isteyen adamlar… Sırada bekleyen devlet işleri. Savaşlar… Bu kadar adamın idaresi… Yaptığına son derece pişman olmuş. Tam o anda imdadına yeni bir öbek bok yetişmiş. Heyecanla dönmüş eski padişah yeni vezire… “Şu bokları yersen kavuğu sana vereceğim” deyivermiş.

Pişmanlıktan ölen padişah durur mu? Koşmuş kafayı gömmüş bokun içine hepsini hapır hupur yemiş bitirmiş.

Saraya doğru dönerken sakalındaki bokları temizlemeye çalışan padişah “yahu” demiş vezire… “Demin sen vezirdin ben padişahtım. Şimdi yine sen vezirsin ben padişahım. Peki biz o bokları neden yedik?”

Geçtiğimiz günlerde Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın yaptığı açıklamaya göre 24 Mayıs’ta Başbakan Binali Yıldırım’ın katılımıyla Ankara’da gerçekleştirilecek törende, tüm telekomünikasyon şirketleri sabit elektronik haberleşme altyapılarını karşılıklı kullanıma açan protokole imza atacaklar.

TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Ata Arıak, Türk Telekom CEO’su Paul Doany, Turkcell CEO’su Kaan Terzioğlu, Vodafone Türkiye CEO’su Colman Deegan ve Türksat CEO’su Cenk Şen arasında imzalanması beklenen anlaşma, ülkemizin gücüne güç katacak.

TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Ata Arıak, telekomünikasyon şirketlerinin aldığı bu kararın; uzun yıllardır süregelen fiber altyapı meselesini çözeceğini, yeni altyapı kurulması için yapılması gereken 25 milyar liralık yatırımı 4-5 milyara liraya düşüreceğini ve internet fiyatlarının düşmesine destek vereceğini dile getirdi.

Anayasa Mahkemesi interneti özgürleştirdi mi?

Bugün Anayasa Mahkemesi bir karar alacaktı 5651 numaralı kanunla alakalı… Bu kanun, internete sınırlamalar getiren, bizim hep birlikte birçok maddesini eleştirdiğimiz bir yapıya sahip. Sitelerin kapatılması, engellenmesi ve türevi hareketler, gücünü bu kanun maddesinden alıyor.

Kanunun eleştirilecek birçok yönü varken TELKODER kanalıyla işletmecilere dokunan maddesi Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Neydi o yasanın 9. maddesi? Hemen öğrenelim:

Yer sağlayıcı, yer sağladığı hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini 1 yıldan az ve 2 yıldan fazla olmamak üzere yönetmelikte belirlenecek süre kadar saklamakla ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlüdür”, 4. fıkra, “Yer sağlayıcılar, yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yaptıkları işin niteliğine göre sınıflandırılabilir ve hak ve yükümlülükleri itibarıyla farklılaştırılabilirler

Bu niçin TELKODER’in eleştiri oklarına hedef oldu? Çünkü kullanıcıların tüm yaptıklarını iki yıl boyunca saklayacaksınız işletmeci olarak. Bu da kolay bir iş değil. Çünkü herkesin on binlerce kullanıcısı var. Bu kadar kullanıcının bilgisini iki yıla kadar saklamak kadar onları toplayabilmek de çok ciddi ve maliyetli bir iş.

Şu anda hizmet veren 300 kadar çoğunluğu TELKODER üyesi şirketlerin bu yükün altından kalkması çok da mümkün görünmüyor.

Bu alınan karar TELKODER için ciddi bir zaferdir. Bunu bir kenara yazmak lazım. Bu arada kanundan çıkarılan bir diğer şey de “erişim sağlayıcının yükümlülükleri” başlıklı 6. maddeye eklenen “Erişimi engelleme kararı verilen yayınlarla ilgili olarak alternatif erişim yollarını engelleyici tedbirleri almakla” ve “Başkanlığın talep ettiği bilgileri talep edilen şekilde Başkanlığa teslim etmekle ve Başkanlıkça bildirilen tedbirleri almakla, yükümlüdür” cümleleri.

Düşünsenize devlet diyor ki bunu engelle. Siz engellediğinizi düşünüyorsunuz ama birisi bir yol bulup giriyor. Siz bundan sorumlu olacaksınız. Devletin kendinin tam anlamıyla yapamadığı bir şeyi şirketlerden istemesi, buna bir yol bul diyerek diretmesi bana çok doğru gelmiyor…

Ama bana en çok yanlış gelen şey de şu: Bu kanunla bir savcı mahkeme kararı bile olmadan bir siteyi kapattıbiliyor. Hukuk mekanizmaları devreye girmeden, site sahibinin haberi dahi olmadan bir site öyle bir savcı istedi diye kapalı kalabiliyor. Bunun için tanımlanmış bir şey yok. Diyelim ki siteniz kapandı ve siz bunun gereksiz yere olduğunu kanılayıp açtırdınız. Mesela iki gün boyunca kapalı kaldı siteniz ve zarara uğradınız. Bu konuda tazminat da talep edemiyorsunuz.

Tanımı net olmayan bir müstehcenlik ve nasıl yapıldığı bilinmeyen bir intihara teşvik ile sitelerin kapatılabiliyor olması kimseye batmadı. Sadece bu kadar adamın verisini saklamak zor öyle her istendiğinde kapatmak da zor gibi şeylerin sonucunda birkaç cümle iptal edildi.

Yani özetle… İnternetin özgürleştirildiği filan yok. Birkaç şirketin zarara girmesi engellendi. O kadar…

Hemen sevinmeyin diye söyleyeyim dedim…

 

Türk Telekom’un kurumsal bakışının analizi

Türk Telekom, Kurumsal İş Birimi CEO’su Mehmet Ali Akarca ile kurumsal hizmetlerinin duyurusunu yaptı, hangi noktada olduklarını detaylı olarak anlatmaya çalıştı. Aldığım küçük notları, doğru ve yanlışları, TKNLJ formatında sizlerle paylaşmak istiyorum:

  • Öncelikle Akarca ile bundan 10 sene önce de 3 sene önce de konuştuğumuzu ve o zamanlar onun Türk Telekom konusunda en sert açıklamaları yapan TELKODER yönetim kurulunda olduğunu hatırlatmakta fayda var diyeceksin. Ama benim de 10 sene önce Türk Telekom’a kurumsal iletişim hizmeti veren bir firmada olduğumu düşünecek olursak çok bir şey ifade etmediğini söyleyebiliriz…
  • Akarca’nın bence en yanlış iletişimi; konuşmasına internetin kurumlar için faydalarını anlatarak başlamasıydı. Sifondan bile internete girildiği şu günlerde biraz tuhaf kaçtı.
  • Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin Türk Telekom’dan hizmet alıyormuş. KOBİ’lerin yarısı… Akarca bununla çok övünüyor. Sanki bu hizmetleri alanların başka bir seçenekleri varmış gibi.. Sanki başka bir kurumun 444’lü hat vermesine izin veriliyormuş gibi… Sanki başka bir kurumun istediği yere fiber çekmesine kolayca izin veriliyormuş gibi…
  • KOBİ’ler teknolojiyi yüzde 10 fazla kullanırsa 15 milyar dolar ek gelir elde edecekmiş. Konuşmada adı verilmeyen araştırmalar bunu söylüyormuş. Çok inandırıcı gelmiyor ama araştırmayı görmeden bir şey söylememiz imkansız.
  • Akarca’nın gözünü diktiği en önemli noktalardan biri ise veri merkezleri. İstanbul’u Almanya ve Hollanda’dan sonra dünyanın önde gelen veri merkezlerinden biri haline getirme gibi çok ciddi amaçları var. Akarca bir zamanlar bu hedefe yönelik Türkiye’nin önde gelen servis sağlayıcılarını bir araya getirerek TNAP (Türkiye’nin Network Altyapı Platformu) diye bir yapı kurulmasına önayak olmuştu. 2011 yılında bunun basın toplantısında konuşmuştuk Akarcalı ile… Orada Türk Telekom’a karşı yapamadığını burada Türk Telekom ile yapabilir…
  • Akarca’nın en acayip açıklaması ise fiberin Türkiye için 3 ve 4G için yeterli olduğunu dile getirmesiydi. Bence fiber Türk Telekom için yeterli olabilir. Ama Türkiye için kesinlikle değil. Çünkü Türk Telekom tesis paylaşımı yapmıyor, çünkü kendinin bulunduğu yerlerde başkalarının fiber çekmesine zorluk çıkarıyor, çünkü fiber kira bedeli olarak cidden fahiş fiyatlar çekiyor.
  • Türk Telekom ciddi abone kaybı yaşıyor. Toplantı sırasında da sorduğum gibi kalan abonelerin büyük bir kısmının kurumsal hat sahipleri olduğunu düşünüyorum. Ama Türk Telekom bu konuda bilgi vermekten kaçınıyor. Sebep basit: Borsa’ya açıklar.
  • Son olarak… Türk Telekom’un kurumsal birimi reklam kampanyalarını ucuzluk üstüne temellendirmiş. Reklam ve dili gibi konuları bilmem anlamam. Sade suya bir izleyiciyim. Ama iletişimsel olarak verilen hizmetlerin albenisinin ucuzluk olmadığını sezinleyebiliyorum…

 

Fiberi yok gezmeye tahtırevanla gider ihaleye

4G ihalesi tüm hızıyla devam ederken TELKODER herkesin dikkatini bizim her zaman çektiğimiz bir noktaya “davet etti”…

TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Ata Arıak, 4.5G teknolojisini tam anlamıyla kullanabilmek için mevcut fiber altyapısının 5-6 kat artırılması gerektiğini, mevcut açığın kısa sürede kapatılmasının çok zor olduğunu dile getirdi.

4.5G teknolojisi için fiber altyapının olmazsa olmaz olduğunu belirten Yusuf Ata Arıak, 4.5G ile ortaya çıkacak olan büyük kapasitenin taşınabilmesi için her baz istasyonunun fiber ile merkez santrallere bağlanması gerektiğini, yeni ihale ile hali hazırda 65 bin civarında olan baz istasyonu sayısının çok daha artacağını, bu sebeple fiber şebekelerin hızla yaygınlaştırılmasının şart olduğunu söyledi.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından yayınlanan 2015 ilk çeyrek verilerine göre hali hazırda Türkiye’de toplam 250.614km uzunluğunda fiber altyapı bulunuyor. BTK’nın raporunda mevcut altyapının 197.262km’lik bölümünün Türk Telekom’a ait olduğu, geri kalan 53.352km’lik bölümün ise alternatif işletmeciler arasında dağıldığı görülüyor. “4.5G için fiber altyapının tahminen 5-6 kat artırılması gerekiyor. BTK raporlarını incelediğimizde son beş yılda fiber altyapının yıllık artış hızının yaklaşık %23 olduğunu görüyoruz. Yani beş yılda ancak iki katına çıkabilmiş. Aynı artış hızıyla devam edilirse fiber altyapı açığının bu kadar kısa sürede kapatılamayacağı açıkça görülüyor.” şeklinde konuşan Yusuf Ata Arıak sektörün önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirtti.

Fiber şebekelerin yaygınlaşması için “Geçiş Hakkı” ve “Tesis Paylaşımı” olmak üzere iki yol bulunduğunu belirten TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Ata Arıak, bu iki yolun da henüz Türkiye’de verimli şekilde kullanılamadığını söyledi. Bir işletmecinin kendi şebekesini (fiber kablo, kanal, göz) kurabilmesi ve kamu/özel mülkiyet altındaki arazilerden geçebilmesi için kazı yapma izni alması olarak tanımlanabilecek “Geçiş Hakkı” izni konusunda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından yapılan düzenlemelerin beklenen sonuçları vermediğini söyleyen Arıak, “Tesis Paylaşımı” konusunun da çok farklı olmadığını dile getirdi. Arıak, “Tesis paylaşımı yoluyla her işletmecinin kendi kazısını yapmasının yerine, mevcut kurulmuş fiber şebekesinin herkes tarafından kullanılması sağlanıyor. Bu sayede fiber şebekelerin yaygınlaşması büyük hız kazanabiliyor. BTK’nın ilgilendiği tesis paylaşımı konusunda da çok gecikmeli olarak yapılan düzenlemeden beklenen sonuç alınabilmiş değil. Ayrıca BTK’nın 2011 yılında aldığı karar ile Türk Telekom’u fiber yatırımı yapması halinde 5 yıl boyunca tüm düzenlemelerden muaf tutmasının da rekabeti engellemek dışında bir şeye hizmet etmediği açıkça görülüyor. Yatırımların artması için bu kararın ortadan kaldırılması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Yusuf Ata ARIAK, 4.5G ihale şartnamesinde yer alan kademeli kapsama alanı şartına da dikkat çekerek, fiber altyapı kurulmasının önündeki engellerin süretle ortadan kaldırılmasıyla sorun yaşanmasının önüne geçilmesinin mümkün olabileceğini de sözlerine ekledi.

Telkoder “belediye kafasına göre para alamaz” dedirtti

TELKODER, Elektronik Haberleşme Geçiş Hakkı Hizmet Tarifesi’nde yer alan haksız maddelerin iptaline ilişkin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı açtığı davayı kazandı. İstanbul’da fiber İnternet hizmeti vermek üzere altyapı çalışmaları yapmak isteyen firmaların önündeki en büyük engellerden biri İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nin aldığı kararla kalktı. Diğer belediyelerin uygulamalarına karşı emsal olarak gösterilebilecek olan kararda ilgili tarifenin geçiş hakkı ücretini belirleyen miktara ilişkin kısımları keyfi/fahiş artırımlar yapılamayacağı gerekçesiyle iptal edildi. Bu karar başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye’de fiberin yaygınlaşması için daha uygun bir ortam oluşmasına katkı sağlayacak.

AB ülkelerinde %16 seviyesine ulaşan çok hızlı fiber internet kullanım oranı ülkemizde sadece %1,9 oranındadır. Fiber şebekelerinin yaygınlığının önündeki en büyük engellerin başında, belediyeler tarafından verilmeyen kazı izinleri ve fiber kabloları döşemek için talep edilen yüksek ücretler geliyor.

TELKODER’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı verilere bakıldığında, İstanbul’da kazı izni verilen fiber optik metrajları 2008’den 2014’e kadar büyük ölçüde düşmüş görünüyor. 2008 yılında İstanbul’da 678 kilometre fiber şebeke döşenmişken bu uzunluk 2014 yılında sadece 17 kilometre… Bu sonucun ortaya çıkmasında; verilmeyen kazı izinleri kadar, fiber kablo döşenmesi için İBB’nin talep ettiği yüksek ücretlerin de etkisi bulunuyor.

Fiber İnternet şebekesi için kazı yapma ve kablo döşeme (geçiş hakkı) konusunda belediyelerin uygulamalarına karşı harekete geçen TELKODER’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2014 yılı Geçiş Hakkı tarifesinde yer alan tartışmalı maddelerin iptali için açtığı dava sonuçlandı. İstanbul 8. İdare Mahkemesi tarafından alınan kararda, 2014 yılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Elektronik Haberleşme Geçiş Hakkı Hizmet Tarifesinde yer alan birçok madde geçersiz sayıldı. Diğer belediyelerin uygulamalarına karşı emsal olarak gösterilebilecek olan kararda tarifenin geçiş hakkı ücretini belirleyen miktara ilişkin kısımları keyfi/fahiş artırımlar yapılamayacağı gerekçesiyle iptal edildi.

Konuya ilişkin açıklama yapan TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, “Fiber İnternet hem ülke ekonomisi hem de vatandaşlarımız için büyük önem taşıyor. Akamai 2014 verilerine göre internet hızında Türkiye 5,8 Mb hız ile dünya genelinde 52. Sırada yer alıyor. Ülkemiz 2023 vizyonu kapsamında hızla gelişen ekonomiler arasında olacak diyorsak, fiber İnternet’in yaygınlaşması için herkese büyük görev düşüyor. Bu noktada Belediyeler, hem kazı izinleri hem de fiber döşenmesi için talep ettikleri ücretlerle gelişim yolunda ülkemize adeta engel oluyorlar. Başta İBB olmak üzere kâr amacı gütmeden halka hizmet için aracı olması gereken bazı Belediyeler, fiber İnternet alanında ne yazık ki sadece gelir elde etmek hedefindeler. Bunun önüne geçmek için TELKODER olarak açtığımız davalardan birini daha kazandık. İstanbul 8. İdare Mahkemesi tarafından alınan karar, fiber İnternet ağlarının yaygınlaşmasına biraz daha katkı sağlayacak”dedi.

TELKODER tarafından kazanılan dava sonucunda İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nce alınan kararlar ise şu şekilde oldu:

  • Tarifenin Açıklamalar kısmındaki 2. maddede yer alan “Belediye bu tarife kapsamındaki tesis ve altyapıları kullandırıp kullandırmamakta serbesttir. Bundan kaynaklanan tasarruf ve uygulamalarından sorumlu tutulamadığı gibi, işletmeci/kurum/operatörlerce bu konuda herhangi bir hak iddia edilemez.” İfadesi, 5809 sayılı Kanun’un ihlal edilerek geçiş hakkı talepleri konusunda İBB’nin kendisine ayrıcalıklı bir yetki alanı oluşturduğu ve sınırsız bir takdir yetkisi alanı oluşturduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.

  • Tarifenin Açıklamalar kısmındaki 4. maddesinde yer alan “İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından 2014 ve takip eden diğer yıllarda yeni bir ücret tarifesi karar alınıncaya kadar aynı tarife her yıl %10 fazlası (mevzuatta aksi belirtilmediği sürece) ile uygulanır.” İfadesi, takip eden yıllarda tarife artırımının ÜFE oranında yapılabileceği, keyfi/fahiş artırımlar yapılamayacağı gerekçesiyle iptal edilmiştir.

  • Tarifenin Açıklamalar kısmındaki 5. maddesinde yer alan “İBB; her türlü haberleşme sistem ve ekipmanları tesis yerini ve elektronik haberleşme altyapısını kamu kurum ve kuruluşları ile İBB’ye bağlı Genel Müdürlük ve iştiraklerine iş bu tarifedeki maddelerde belirtilen ücretlerden hiçbirini almadan (ücretsiz) olarak kullandırabilecektir.” İfadesi, ayrım gözetmeme, serbest rekabet ilkelerine ve mevzuata aykırı olması nedeniyle iptal edilmiştir.

  • Tarifenin 14. maddesinde yer alan “Altyapı Katılım ve Güzergah Bakım Bedelleri altyapı tesisini kuran işletmeci veya kuruma ödenmesi gereken ücretlerdir. Mevcut altyapıyı kullanmak isteyen her işletmeci alt yapı katılım bedeli olarak 2.2 tarife pozunun 1/2 veya 1/3 oranında ödeme yapar. Güzergahın tesisi işletmeci tarafından yapılmış ise altyapı kullanım bedeli, mevcut altyapının kullanımını talep eden ilk işletmecinin güzergahı tesis eden işletmeciye, mevcut altyapının kullanımı talep eden 2.,3. ve diğer işletmecilerin ise İBB’ye ödeyeceği ücretlerdir. Daha önce altyapı katılım bedeli altyapıyı tesis eden işletmeciye ödendi ise ödeme miktarı gözetilmeksizin altyapı katılım bedeli İBB’ye ödenecektir.” İfadesi, mevzuata aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Danıştay Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne dur dedi

Geçtiğimiz sene Şubat ayında 5651 sayılı internet kanununa torba yasayla eklenen bir madde ile “Erişim Sağlayıcılar Birliği” kurulması zorunlu hale getirilmişti. Bu Birliğin Tüzüğünü onaylayan BTK kararının iptal edilmesi için TELKODER tarafından Danıştay’da açılan davada, Danıştay yürütmeyi durdurma kararı aldı.

TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, Danıştay 13. Daire Başkanlığı’nın aldığı yürütmeyi durdurma kararına ilişkin, “Kanun yoluyla Erişim Sağlayıcıları Birliği adında bir Sivil Toplum Kuruluşunun zorunlu olarak kurulmasını ve zorunlu olarak üye olunmasını doğru bulmuyoruz. Ancak, Kanun gereği kurulacak olan söz konusu Birliğin gerçekten sivil karakterde olması, öncelikle orta ve küçük cirolu işletmeciler olmak üzere tüm işletmecilerin beklenmedik yatırım/harcama risklerinden korunması, adil temsilin sağlanması, TELKODER üyelerinin de aralarında bulunduğu 116 işletmecinin bir araya gelerek oluşturduğu ve “Serbest Grup” olarak adlandırılan işletmecilerin kabul ettiği temel ilkelerdi. Bu ilkeler doğrultusunda hazırlanmış olan Serbest Grup ESB Tüzüğü, 116 işletmecinin imzası ile birlikte BTK onayına sunulmuştu. Ancak BTK çoğulcu yaklaşımla hazırlanmış olan bu Tüzük yerine, 12 büyük cirolu işletmeci tarafından imzalanmış olan bir Tüzüğü onaylamayı tercih etmişti.

Danıştay tarafından yürütmesi durdurulan ve 12 büyük cirolu işletmeci tarafından imzalanmış olan Tüzük, aşağıdaki sakıncaları içermekteydi:

  • Yasaya uygun değildi,
  • Geniş tabanlı olarak hazırlanmamış, büyük çoğunluktaki işletmeciler göz ardı edilmişti,

  • Üyelere eşit oy hakkı verilmemişti, oy hakkı ciro büyüklüğü esas alınarak belirlenmişti,

  • Yönetime seçilme hakkı adil değildi, 11 kişilik Yönetim Kurulu üyeliklerinin 9 tanesinin büyük cirolu işletmecilere verilmesi zorunlu tutulmuştu,

  • Orta ve küçük ölçekli işletmecileri gereksiz yatırım ve yükümlülüklerden koruyacak maddeler bulunmamaktaydı,

Kanun zoruyla da olsa bu Birliğin kurulması ilk defa 116 işletmecinin aynı amaç doğrultusunda bu büyüklükte bir araya gelmesine sebep olmuştur. Serbest Grup çatısı altında 116 işletmeci kendi hakkına sahip çıkmıştır ve çıkmaya devam edecektir. TELKODER bu mücadelede sadece öne düşmüş ve yol göstermiştir. Küçük ve orta ölçekli işletmecileri, yani bu sektörün fidanlığını, görmezden gelen bu anlayışı değiştirmek için hep birlikte ve her ortamda kararlı mücadelemize devam edeceğiz.

Danıştay kararını verdi ve 12 büyük cirolu işletmeci tarafından hazırlanmış olan tüzüğü onaylayan BTK kararının yürütmesini durdurdu! Bu kararla birlikte Erişim Sağlayıcılar Birliği’nin yasal dayanağı ortadan kalkmıştır. Biraz geç alınmış bir karar olsa da yanlışa dur diyen bu kararın alınmasından dolayı mutluyuz” dedi.

Bu noktada yorum girmem gerekirse: Telkoder’den daha önce aldığımız bilgilere göre bir Erişim Sağlayıcıları Birliği kurulması planlandı devletin açtığı kanun maddelerne göre. Ama devlet bu maddelerin arasında birkaç cambaz adımı atıp bunun yönetimini küçük ama yakın bir şirketler grubuna verdi. Telkoder buna itiraz etti çünkü mevcut kurulmuş Erişim Sağlayıcıları Birliği her gelen kapatma önerisini hiç itirazsız hızla yerine getiriyordu. Bakalım bundan sonra neler olacak hep birlikte göreceğiz.

Rakip şirketler konu TV vergisi olunca kol kola girdi

Telkoder, TV yayınları için kendi içinde bir yapı oluşturdu. Bu yapıya D-Smart, Tİvibu ve Turkcell dahil oldu. Normalde kendi içinde kıyasıya rekabet eden şirketler bu komisyon kapsamında ortak hareket edecek… İşin ilginç yanı Telkoder Tivibu’nun şemsiye grubu Türk Telekom’a sürekli negatif mesajlar çıkarken bir noktada beraber çalışmayı benimsemesi…

Hatırlanacağı gibi 1999 yılında yaşanan deprem ile geçici olarak Özel İletişim Vergisi (ÖİV) hatımıza girdi. Sonra bu vergi çok beğenildi ve kalıcı oldu. Bu vergi daha sonraki yıllarda İnternet hizmet bedelleri %25-15’ler seviyesinden %5’lere kadar çekildi. Ancak, yayıncılık platformu hizmetlerindeki vergi yükü olduğu gibi bırakıldı. Bu durumdan bilgi ekonomisinin önemli bir bölümünü oluşturan yayıncılık platformu olumsuz yönde etkileniyor ve tabii ki işin yükünü tüketici çekiyor. Bu vergiler, tüketicinin cebinden çıkıyor ve bilginin büyük kitlelere ulaşmasını önlüyor.

Dünyada iletişim hizmetlerine uygulanan vergiler ile ülkemizde uygulanan vergiler karşılaştırıldığında, Türkiye’de hem uygulanan vergilerin çok çeşitli ve karmaşık olduğu hem de vergilerin çok yüksek oranlarda uygulandığı görülüyor. Dünyada tüketicinin TV seyretmek için verdiği vergi oranı ortalama yüzde 20’ler seviyesinde iken ülkemizde yüzde 33 (KDV+ÖİV) oranında olduğu görülüyor. Ayrıca, ülkemizde yayıncılık platformlarının yayınlarının izlenebilmesi için kullanılan alıcı cihazları üzerinden ithalat veya imalat aşamasında yüzde 19,7 oranında Özel Tüketim Vergisi, Bandrol ve Kültür Bakanlığı kesintileri de alınıyor. Bunların da en fazla yüzde 10 olacak şekilde azaltılması gerekiyor.

Bu vergiler ve kesintiler kullanım yaygınlığını olumsuz etkiliyor. Avrupa Birliğinde yüzde 63, Doğu Avrupa ülkelerinde  yüzde 50’ler seviyesinde olan kullanım yaygınlığının ülkemizde yüzde 30’lar seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. Hatta Doğu Avrupa ülkelerinde 2017 itibariyle yüzde 61 seviyesine ulaşması bekleniyor. Ülkemizde, Maliye Bakanlığı ile Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Bakanlığı tarafından acil olarak yeni bir sektörel vergi reformu yapılmasına ihtiyaç duyuluyor.

Diğer yandan, Yayıncılık platformlarınca yapılan TV ve radyo gibi içerik satışı elektronik haberleşme hizmeti olmadığından sunulan bu hizmetler dolayısıyla alınan içerik bedellerinin Özel İletişim Vergisi (ÖİV)’ye tabi tutulmaması da gerekiyor. Tüketiciler içerik üzerinden ÖİV ödemek zorunda kalmamalılar.

Ülkemizde uydu ve İnternet üzerinden film, dizi gibi alanlarda yayın yapan ve 6112 sayılı Radyo Ve Televizyonların Kuruluş Ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun kapsamında yerleşik kabul edilmediğinden lisans almak zorunda olmayan bazı yabancı kanallar ücret karşılığında izleniyor. Ancak bu yayınları yapan yabancı şirketler devlete vergi ödemiyorlar. Aynı işi yapan yerli şirketler ise devlete her türlü vergilerini ödüyorlar. Bu durum sektörde haksız rekabete yol açıyor. Devlet vergi kaybediyor. Haksız rekabete sebep olan ve vergi kaybına yol açan bu uygulamaların da makul çerçevede düzenlemesi, şartların dengelenmesi gerekiyor.

Bir ailenin iletişim faturası yıllık ortalama 1.373 TL

TELKODER yine çok ilginç çalışmaya imza atarak 2014 yılında bir ailenin yıllık ortalama haberleşme giderinin ortalama yaklaşık 1.373 TL olduğunu bulmuş.

Nasıl yapmış bunu? Hemen bakalım: BTK’nın yayınladığı veriler ile TELKODER’in yaptığı genel sektör değerlendirmesi sonucunda; bir cep telefonu, bir sabit telefon ve de bir İnternet aboneliğine sahip olan bir ailenin aldığı haberleşme hizmetleri için ayda ortalama 114,45 TL harcadığı ortaya çıkmış.

BTK Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü Üç Aylık Pazar Verileri Raporu’na göre sabit telefona aylık ortalama 23,07 TL ödeniyor. Aynı raporda, 3 GSM operatörünün abonelerinin ortalama aylık ödemelerinin ise 22,97 TL’ye ulaştığı belirtiliyor. Genişbant İnternet bağlantısı abonelerinin aylık ortalama gideri ise aylık ortalama 41,4 TL seviyesine gelmiş durumda. Tüm bu giderlere yüzde 18 KDV, mobil telefon için yüzde 25, sabit telefon için yüzde 15 ve İnternet bağlantısı için yüzde 5 olarak belirlenen Özel İletişim Vergisi olarak Devlete ödenen toplam 27 TL tutarında vergiler eklendiğinde bir ailenin ortalama haberleşme gideri ayda ortalama 114,45 TL’ye, yılda ise yaklaşık 1.373 TL’ye ulaşıyor.

Bu fiyatlar Türkiye ortalaması olarak gözükse de aslında ihtiyaçların çok altında. Sadece telefon ve fiber kullanımım bile bu yıllık ücretin neredeyse iki katı…

Bence kaç liralık konuşulduğundan öte, kampanya, cep telefonu satışı Digiturk vs. hizmetlerle kullanıcıların cüzdan payından iletişim için ne kadar çıktğına bakmak lazım…4 kişilik bir ailede cebinizden çıkacak para asgari ücreti yakalayabilir…

Bir buçuk sene önce yapılan aynı TELKODER haberinde 4 kişilik bir ailenin harcaması 2.451 TL olarak bulunmuştu… Bu seneki fiyat 2.556 TL olmuş…

Fiber niye gelmiyor?

  1. Fiberin arazisinden geçmesi gereken belediye ve benzeri devlet kurumları firmaları yolunacak kaz gibi görüyor ve fahiş fiyatlar istiyor.
  2. Bir yerde baz istasyonu varsa ikincisinin dikilmesine izin veren devlet bir yerde fiber varsa ikincisinin oradan geçmesine izin vermiyor ve ilk fiber sahibine (çoğunlukla Türk Telekom’a) sorun diyor.

  3. Bir kurumun yatırım yapmak için Türk Telekom’dan yani zaten hakim ve en büyük rakibinden izin almaya çalışmasının ne kadar imkansız olduğunu herkes görüyor bu yüzden 8 aydır tek bir çalışma sonlandırılabilmiş değil.

  4. Diyelim ki uzlaşma oldu ve şirket fiberlerinin kullanım iznini verdi. Türk Telekom o kadar ciddi rakamlar istiyor ki kira ve bakım ücretlerinin toplamı kendi fiberini çekmek isteyenlere daha ucuza geliyor.

  5. Her alanda mükemmel bir regülasyon çalışması gösteren BTK, ne yazık ki belirlenen fiyatların elden geçirilmesinde çok geride kaldı. Şimdiye dek yapılan eleştirileri haklı ya da haksız bulmadı. Fiyat ayarlaması konularında sessizliğine alışık değiliz kurumun…

  6. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bu konuyu çözecek her tür kanuni imkana sahip. Ama nedense onlarda da ses yok. Ne belediyelere sesini çıkarabiliyor ne de tıkanıklık noktalarını açacak adımlar atıyor. Twitter’a yaptığı buyurgan tavrın yarısını bile getiremiyor ne Çemişkezek Belediyesi’ne ne de Türk Telekom’a…

  7. Şu anda toplam kullanıcı nüfusunun sadece yüzde 15’i fibere kavuşmuş durumda. Bu noktada rekabet ortamı sağlanırsa daha önce düşülen hataları tekrar yaşamamış oluruz. Ama bir şirket toplam kullanıcının yüzde 60-70’ini alıp resmi tekelini kurduktan sonra tren kaçmış olacak. Ondan sonra yine alternatif telekomünikasyon şirketleri büyük şirketlerin abone merkezleri gibi çalışmaya mahkum olacak.

Yarın, hemen bakanlık harekete geçmeli ve kanunla kendine yüklenen görevleri uygulamalı. BTK numara taşıma ve 3G gibi alanlarda verdiği aktif duruşu yeniden sergilemeli.

Türkiye’de artık kimse ADSL’i hak etmiyor.

Saniyede 100 megabit hızla kaçan fiber treni

Türkiye tam fiber trenini yakalamaya başlamışken devlet nereden çıktığı kimin çıkardığı bilinmez bir karar aldı: Eğer bir yerde fiber varsa ikincisini çekmeyin ülkenin parası çarçur olmasın, aranızda anlaşıp fiberi paylaşın…

Harika bir karar gibi gözükse de ne kadar saçma olduğu hemen ortaya çıktı: Fiber bu ülkede büyük oranda tek bir kurumun, Türk Telekom’un tekelinde. O da açık bir şekilde bunu diğerleri sahip olsun istemiyor. Bu yüzden de gerek yarattığı yüksek fiyat politikası, gerekse yokuşa sürme isteğiyle bunun önünü kesiyor. Bunu Vodafone, Superonline ve TELKODER başkanları üstüne basarak söyledi.

Türk Telekom gibi yatırımcılarını korumakla yükümlü bir şirketin bunu yapmasını yadırgamıyoruz. Şirketlyer için çoğu zaman karını maksimize etmek ve piyasa etkin gücünü korumak, ülke yararının önünde gelebilir. Ancak bunun için kurulmuş kural koyucu kurumlar var. Örneğin BTK… Kurum 8 ay boyunca bu konuya hiçbir müdahalede bulunmadı. 8 ay boyunca ülkede bir metre dahi fiber kablo çekilemedi. Kim kazandı sorusu cevaplandığı için geçiyorum. Peki kim kaybetti? Metropollerin göbeğinde ADSL’e mahkum bırakılmış, 8 megabite kadar garabeti altında internete girmeyi başaramayan halkımız…

Hafta sonu Hürriyet gazetesinde fiber savaşa hızlı müdahale başlığı altında adımlar atıldığı söylenmesi bana bir şey ifade etmiyor. 8 ay bir ülke için çok büyük bir kayıptır. Saniyede 100 megabit hızla 8 ay boyunca kaçan bir trendir bu. BTK’nın daha önce, daha hızlı müdahale etmesi gerekirdi. Yapamadılar.

Bugün söylenenlere bakılırsa Ulaştırma Bakanlığı internet sitesinde yayınlanan “Geçiş Haklan Yönetmeliği Usul ve Esasları’nda yeni düzenlemelere yer verlidi. Düzenlemeyle, belirli iki nokta arasında uçtan uca erişim sağlanamadığı (talep edilen güzefgahın sadece belirli kısımlarında kapasite veya altyapı olması) durumunda alternatif operatörlerin uçtan uca olmayan eksik olan parçaları tamamlayıcı yatırım yapabilmeleri mümkün oluyor. Parçalı yatınm, esas olarak belirli iki nokta arasmda planlanan bir yatırımın tesis paylaşımı çerçevesinde kısmen mevcut tesis üzerinden ve bunun olmadığı yerde bağlantı yatırımının kazı gibi yöntemlerle tamamlandığı bir yatırım modelini ifade ediyor.

Yeter mi? Kesinlikle yetmez. Lütfen ülke olarak biraz kendimize gelelim. Bu ülkede alternatifli bir fiber şebeke olmadığı sürece ne yapsak ne desek suya yazmış olacağız. Bu ayıbı silelim üstümüzden.

Fiberde “akıl tutulması”

Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği Başkanı Yusuf Ata Arıak Türkiye’nin fiber stratejilerini eleştirdi: “Türkiye’de bir akıl tutulması yaşanıyor ve fiber yatırımı yapmak isteyen firmaların önü kesiliyor…”

Fiber yatırımı dünyanın her yerinde teknolojinin en değişmez bileşeni olarak gösteriliyor. Hem evlerden hızlı bir biçimde internete girilmesi hem de bağlantı hızı 4G ile 100 megabitlere varan cep telefonlarını çalıştıran baz istasyonlarının beslenmesi için yoğun bir biçimde fiber bağlantısı gerekiyor.

Ne var ki Türkiye’de fiberin gelişebilmesi için etkin adımlar atılamıyor. Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği TELKODER’in başkanı Yusuf Ata Arıak, Türkiye’nin fiberleşmesi için iki temel sorunun olduğunu ortaya koydu. Bunlardan ilki fiber paylaşımı için şu anda en uzun fiber altyapısına sahip Türk Telekom’un istediği ücret. İkincisi ise aslında doğru bir bakış açısıyla hayata geçirilmiş ancak sonrasında fiber döşemenin önünü tıkayan izinler: Eğer bir bölgede fiber varsa, şirketler fiber döşenmesi için o şirketten izin alınması gerekiyor. Tabii ki bu izin alınamıyor.

Bakanlıktan fiber döşenmesi için izin almada ne gibi sorunlar yaşanıyor?

Yeni altyapı yapılması içi bakanlıkta önemli bir sorun yaşanıyor. Kanun Hükmünde Kararname’de “yeni şebeke yapmanın şartları bakanlıkça belirlenecektir” denmesinin üstünden 3,5 sene geçti. Bu süreçte hiçbir altyapı için izin alınabilmiş değil.

Kiralama konusunda temel unsur Türk Telekom. Burada kiralanmak istenen şehirlerarası ve şehir içindeki ana arterler değil. Herkes bunu yaptı zaten. Esas mesele “last mile” adı verilen nihai tüketiciye ulaşmadaki son noktada yaşanıyor. Elinde nihai tüketiciye ulaşmak için fiber kanalları olan işletmeciler makul fiyat, şartlar ve zamanda vermek zorunda tutulmalı.

Eğer alternatif işletmeciler Türk Telekom’dan alamadıkları bir hizmete karşı fiyatına razı olup kendi şebekelerini kurma fırsatı bulamazlarsa problem yaşanır.

Süreç nerede tıkanıyor?

Şu andaki mevcut regülasyonlar içinde Türk Telekom işlerin yürümesini istiyor olsaydı her şey çok kolay olurdu. Türk Telekom toplantılarda “engel yok isteyene hattımızı kiralatıyoruz” diyor ama bir tane örneğine rastlamadım. Şu ana kadar altyapı konusunda işletmecilik yapmak isteyenlerde ilerleme olmadı. 3-5 kilometre fiber kiralaması için dahi anlaşma yapıp bu işe başlamış hiçbir firma yok.

Türk Telekom istekli olsaydı “siz de kazanın ben de” demesi ve istekli olan firmalarla iletişime geçmesi gerekirdi. Ama böyle bir durum yok.

Fiber kiralama ücretleri konusunda uzlaşma sağlandı mı?

BTK, fiber hatların içinden geçen fiber kılı başına fiyatların ücretinin yüksekliğini anladı ve kabul etmedi. Fiyat hesaplarımıza göre hala yüksek. Ama eğer başvuranlara ipe un serecek şekilde davranmazsa bu fiyata rağmen en azından belli yerlerde fiber kiralamak isteyen kurumlar olabilir.

Önümüzdeki günlerde bir çözüm öngörüyor musunuz?

Fiber döşenmesi ilkbahar, yaz ve sonbaharda yapılır. Biz şimdiden iki mevsimi kaybettik. Eğer işler sonbaharda da yürümezse bir tam yılı daha kaybetmiş olacağız.

Kanuni düzenlemelerin kalbi hakim durumdaki işletmeyi regüle etme üstüne kurulmuş olmalı. Onu düzenleyecek ki piyasaya girmek isteyenlerin önü açılsın, telekomünikasyon sektöründe rekabet yaşansın. Yoksa zaten piyasadaki kuvvetli olanın niyetine tutumuna bağlı bir şey yapılıyorsa zaten düzenleme olmaz o. Bizde eksik kalan kısım kendi şebekesini kurmak isteyenlerin işlerinin kolaylaştırılması. Şirketin elinde parası var bakanlığa gidiyor bakanlık onları Türk Telekom’a gönderiyor. Yatırım yapmak isteyene git bir de şu şirketle konuş demesi çok ayıp bir şey.

Telkoder aynı sertlikle devam kararı aldı

Telkoder, 12 yıldır telekom sektöründe yaşanan aksaklıkları dile getirip rekabetin sağlanması için fikir belirtiyor. Şimdiye kadar verdiği fikirleri çok yumuşak bir şekilde dile getirdiğini söylemek zor. 12. doğum gününü kutlayan kurum, “Strateji Belirleme Toplantısı” gerçekleştirdi. Dernek üyeleri ve elektronik haberleşme sektörünün en önemli 24 alternatif işletmecisinin bir araya geldiği toplantıda üç ana başlıkta yer alan konular ele alınarak aşağıdaki tespit ve değerlendirmeler yapıldı…

Onların konu başlıklarını farklı renkte yorumlarla size sunuyorum…

1- Önümüzdeki 5 yıl için öngörüler:

– Sabit şebekeye erişim modellerinin önemi daha da artacaktır.

Sabit hat eridi bitti. Belli ki mevcut yöntemler kullanılarak artık geri gelmeyecek. Bunun yerine devletin ve hatların kullanım hakkına sahip Türk Telekom’un biraz da rekabeti denemesi güzel olurdu.

– Artan veri trafiğine ve 4G’nin gelişine paralel olarak alt yapı, kapasite ve hız gereksinimleri artarak devam edecektir.

Bunun ülkedeki önemini herkes biliyor ama her nedense bunu bir türlü belediyelere anlatamıyorlar. Ülkenin üstünde fırtına gibi esip gürleyen hükümetin gücü her nasılsa büyükşehir belediyelerine yetmiyor. Kimisi bu güç yetersizliğini belediyelerin şirketlerden ekstra para istemesine ve onların haksız yönden zenginleşmearayışına bağlıyor. Ben tarafsızım.

– OTT’lerin rekabet engelleyici etkisi artarak devam edecektir.

OTT’lerin engelleyici etkisi ne? Çok trafik yaratmak. Telkoder üyeleri bundan şikayet ediyorlar. Peki sizce ben Telkoder üyelerine niye para veriyorum? OTT’lere ulaşmak için. Yani bunlardan şikayet etmek yerine onların kullanımını artırması onlara erişimi hızlandırması lazım. Google, Facebook, Twitter ve Gmail’i kaldırırsak ben internetin neresine gireceğim? AKparti.org.tr adresine mi? Ciddi olalım lütfen…

– Türk Telekom’un öne sürdüğü sabit ve mobil pazarın birleştirilmesi iddiaları devam edecektir.

Bu iddialar bundan 10 sene önce dile getirilseydi ciddiye alınabilirdi. Türk Telekom kardan zarara girdikten sonra, 6 milyondan fazla abonesini havaya saçtıktan sonra dile getirilince aynı etkiyi yaratmıyor tabi. Kabaca sembolleştirmek gerekirse sağa sola paralarını savuran kulüplerimizin sonra Maliye Bakanlığı’na ağlamasından çok farklı değil.

– İnternet üzerindeki denetim ve yasaklar artacaktır.

Derneğin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor. Denetim bizi nereye getiriyor? Kurumlardan neler alıp götürüyor? Ben Telkoder üyelerini yüksek sesle yasağa karşı çıkarken, kapatmalar olmasın, filtreler olmasın derken göremedik. Önümüzdeki maçlarda görürüz inşallah…

– Veri merkezi ve bulut bilişim teknolojileri önem kazanacaktır ve üzerinde daha yoğunlaşmak gerekecektir.

– MVNO (Mobile Virtual Network Operator) önem kazanacaktır.

MVNO son 5 yıldır tartışılan bir konu… Ne kanunu çıktı ne de operatörlere bunu ilerletmeleri için yol verildi. Virgin’in sahibi Richard Branson Türkiye’ye geldi MVNO için “git oğlm svmiyoruz biz seni” dedik, sade suya konferans verip uzaklaştı. Sonuç? Herkes Fenercell’i MVNO sanıyor, kimse MVNE ne demek bilmiyor. Dağılalım o zaman…

– Teknolojinin gelişimi ile birlikte sektörlerin ve düzenleyici kurumların birbirine yakınsaması artacaktır.

Bu yakınsamadan kasıt daha yakın çalışarak birbirini dinlemekse… “İnşallah canım ya” diyorum.

– Kablosuz teknolojilerin sabit genişbant pazarına etkisi ile geniş bant pazarı göreceli olarak daha da daralacaktır.

Bu bence yanlış bir çıkarım: Şu anda genişbant pazarı tanımı içinde 3G telefonların yarattığı data alışverişi de var. Dolayısıyla birisi artarsa öteki de bundan faydalanıyor. Pazarın daralması fiilen mümkün değil, en azından kablosuzların etkisiyle… Bunun yerine burada dile getirilmeme sebebini bir türlü anlayamadığım fiberin gelişme sorunları dillendirilmiş olsa çok daha başarılı bir maddemiz olabilirmiş.

2- Bu öngörülere uygun olarak TELKODER’in öncelikleri ve yapılanması için öneriler:

– Telkoder bu güne kadar başarıyla sürdürdüğü, sürdürebilir rekabet ortamının yaratılmasına odaklanan, bağımsız duruşundan ödün vermeyen çizgisini korumalı.

Öncelikler olarak mevcut çizginin korunması isteği çok şık durmamış bence. Bunu dile getirmeye bile gerek olduğunu düşünmüyorum.

– Küçük cirolu ve yeni işletmecileri de dahil edecek şekilde daha kapsayıcı bir üyelik yapısı düşünülmeli, daha proaktif olunmalı.

Bu kesinlikle atılması gereken en öneml adım. Telkoder bir patron kulübü olma yolunda olduğu izlenimini ortadan kaldırmalı ve sektörün tamamına hitabetme yolunda doğru adımlar atmalı. 

3- Önümüzdeki 5 yılın çalışılacak en önemli başlıkları (pazar ve rekabet sorunları)

– Sabit şebekeye erişim (Fiber, VULA, vs.) sorunlar ve ürün çeşitliliği talepleriyle ilgili sorunlar devam edecek.

– TELKODER üyesi firmaların sektörün büyük gruplarıyla rekabet sorununu çözmek için gerek yeraltı gözlerinin gerekse baz istasyonlarının paylaşımı sağlanmalı. Makul fiyatlar ile küçük firmaların büyümesi ve yeni firmaların piyasaya girebilmesinin önü açılmalı.

– İnternet üzerindeki kamu denetiminin giderek artacak olmasına dikkat edilmeli.

– Düzenlemelerin, bulut bilişim ve veri merkezi pazarındaki rekabetin global özeliklerine uygun olarak yapılması için çalışılmalı.

– Veri merkezi sektörü ile ilgili bilgi kaynağı oluşturulmalı.

– OTT hizmetlerinin mevcut lisanslı işletmecilerin üzerindeki baskıya dikkat edilmeli.

– Tesis paylaşımı ve geçiş hakları sorunları devam ediyor. Alt yapı yatırımlarının engellenerek ve geciktirilerek verimliliğin sağlanamamasının önüne geçilmeli.

– ERG/BEREC ve AB normlarına uygun düzenlemeler, rekabet bozucu davranışları önleyen düzenlemeler, net anlaşılır kamuya açık maliyet modelleri eksiktir. Dikey bütünleşik yerleşik operatörün fiyata ilişkin ve fiyat dışı (ürünün tekrar edilebilirliği, toptan pazarda verilen ürünün perakende pazarda ürün ve fiyat olarak tekrarlanabilmesi, hizmet vermeyi reddetme, hizmet kalitesini bozma, elindeki veriyi kötüye kullanma) rekabeti bozucu uygulamaları ve fiyat sıkıştırması gibi uygulamalarının önüne geçilmeli.

– Türk Telekom’un etkin piyasa gücüne sahip işletmelikten çıkma çabalarına dikkat edilmeli.

– Türk Telekom’un yeni organizasyon yapısına dikkat edilmeli.

Telkoder’in yaptığı toplantıdan çıkardığı maddelerde şunlar bunlar oluyor başlıklarını göndermeleri önemli. Ama ben bir telekomünikasyon kullanıcısı ve gazeteci olarak bunun için Telkoder’in atacağı somut adımlar listesi görmek isterdim. Bunları göremeyince “peki ne tartıştık biz şimdi” diye sormadan edemiyorum. Tekoder’den iletişim olarak şu yapılmalı, bundan kaçınılmalı, bu konuda devlet şu adımları atmalı gibi net söylemler görmek istiyorum. Dolayısıyla Telkoder’in eski ses tonunu çözüm önerici bir tavırla sürmesini istiyorum…

Başbakan TELKODER’e de saygı duymayacak

Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği TELKODER’in Danıştay’da açtığı davada, haberleşme mahremiyetinin korunması açısından çok değerli bir yürütmeyi durdurma kararı alındı. Geçen yıl BTK tarafından alınan bir karar, tüm telefon konuşmalarının TİB’e gönderilmesini gerektiriyordu. TELKODER’in açtığı dava sonunda Danıştay, bu kararın yürütmesini durdurdu ve sadece mahkemelerin izin verdiği telefonların TİB’e gitmesi için yolu açtı.

TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, alınan bu kararın haberleşme güvenliği ve mahremiyetin korunması açısından çok değerli olduğunu belirtti. Arıak’a göre bu karar, telefon işletmecilerine büyük külfet getiren gereksiz harcamaları da önleyecek.
Konuya ilişkin bir açıklama yapan TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, “TELKODER kendisine üye olan işletmeciler kadar, insanlarımızı ve toplumu da çok önemsemektedir. Geçen yıl alınan bir kararla, sabit telefon hizmetleri sunan işletmecilerden tüm telefon trafiklerini TİB’e göndermeleri istenmişti. Bu durum işletmecilerin büyük mali külfetlerle karşılaşması anlamına geliyordu. Öte yandan vatandaşların mahremiyetleri ve haberleşme özgürlükleri de mutlaka güvenceye alınmalıydı. Mahkeme kararlarıyla yasal olarak dinlenebilecek insan sayısı, hiçbir zaman binde biri bile geçmezken, tüm konuşmaların bir noktaya toplanmasını doğru bulmadık” dedi.

Konuyu her iki açıdan değerlendirerek Danıştay’a başvurduklarını belirten Arıak konuşmasını şöyle sürdürdü: “Danıştay Türkiye için çok önemli bir karar alarak bu uygulamanın yürütmesini durdurdu. Alınan karar, tüm telefon trafiğinin TİB üzerinden geçirilmesinin önüne geçiyor. Böylece milyonlarca kişinin görüşme bilgileri risk yaratacak ve savunmasız halde kaydedilmeyecektir. Geçen yıl bu kararı alan BTK, yapılan eleştirilere karşı yaptığı 13.10.2013 tarihli açıklamada söz konusu kararın “….yetkili ve görevli birimlerce mahkeme kararıyla belirli numaralara ilişkin dinleme yapılması sırasında karşılaşılan teknik sorunların giderilmesini sağlamak amacıyla….” alındığını belirtmişti. O tarihten sonra TELKODER, Sayın BTK Başkanı’nın desteğiyle TİB yöneticileriyle yaptığı toplantılardan sonra hem BTK’nın açıklamasında yer alan teknik güçlükleri ortadan kaldıran, hem gereksiz yatırımları önleyen hem de mahremiyeti sağlayan bir çözüm oluşturdu ve ilgililere bu çözümü anlattı. Bu çözüm, tüm telefon trafiği yerine sadece mahkemelerce izin verilen kişilerin teknik takibini sağlamaktadır”.

TELKODER’in hem teknik hem de hukuki çalışmalarıyla, bir yandan yasadışı telefon dinleme risklerini azaltarak özgürlük ve mahremiyeti korumaya çalıştığını; hem de yasal işlemlerin önündeki teknik sorunların aşılması için çözüm ürettiğini de ifade eden Arıak, alınan olumlu sonuçlardan mutluluk duyduklarını da belirtti.

TELKODER’in bu hamlesi tüm “serbest olmayan” telekomünikasyon şirketlerine örnek olmalı. Ne dinleyeceksen söyle onu vereyim, dinleyeceğinin de mahkeme kararını bana göster diyor. Başlıkta dediğimiz gibi hukuken çok doğru olan bu karara başbakan saygı duymayacak muhtemelen. Umarım “aa böyle bir şey yapılabiliyormuş o zaman biz de yapalım” diyen 4 büyükler de çıkar karşımıza. Bizim haklarımızı korumak bizden para kazanan şirketin yapması gereken bir şey…

Türkiye’deki fiber tünelleri boğaz manzaralı mı?

Telkoder bir toplantı yaptı ve yine mevcut düzendeki aksaklıkları dile getirdi. Bu seferki konuşmalar Türkiye’de fiberin etkinleşmesi ve yaygınlaşmasıyla alakalı. Fiber neden yaygınlaşsın? Çünkü mevcut düzende mevcut bakır üstünden geçen ADSL bağlantıları kimseye yetmiyor. Ülkenin bir fiber ayltyapısının oturması lazım, bunun için de bir iki firmanın değil herkesin fiber çekmesi veya çekilmiş fiberi kullanabilmesi lazım.

Hal böyleyken Telkoder; Turknet’ten Mehmet Çelebiler, Superonline’dan Çiğdem Aygözer Önal, Telkoder başkanı Yusuf Ata Arıak ve Grid Telekom’dan Hakan Alkan konuşmalarıyla yapıldı.

Arıak Avrupa’nın hedefler koyduğunu, 2020 yılında evlerin yarısının 100 megabitle internete bağlanmasının konuşulduğunu dile getirdi. Geri kalanların da yine ülkemizde çok bulunmayan 30 megabitle internette olması öngörülüyor.

Arıak iki konuda sıkıntı görüyor: Bir işletmeyi tesis yapmışsa başkalarının da bedelini ödeyerek bundan faydalanması gerekiyor. Buna tesis paylaşımı deniyor. İkincisi bir yerde şebeke hiç olmayabilir veya başkası da orada yapmak istiyordur rekabet etmek istiyordur… Onların da kolayca kazabilmesi gerekiyor. Buna da geçiş hakkı deniyor. Kamu ve özelden geçebilmeleri gerekiyor engellemelerin olmaması gerekiyor.

Söylenenlerden anladığımız kadarıyla bu ikisi de fiilen mevcut değil. Telkoder yetkililerinin verdiği rakamlara bakılacak olunursa Türk Telekom, fiberin yıllık kirasının metresinin 48,77 TL olmasını istiyor. Hesaplar dip toplamda bunu veriyormuş. Bu fiyatların yurt dışında bunun 30 kat altında olduğu dile getiriliyor. İkincisinde ise başta İstanbul ve Ankara belediyeleri olmak üzere birçok yerde yerel yönetimler fiber döşenmesi için yapılan kazılarda sadece Türk Telekom’a izin veriyorlar.

BTK şu anda Türk Telekom’un verdiği fiyatlar üstünde çalışıyormuş. Nasıl ara bağlantı ücretlerinde fiyatlar mantıklı bir yere getirildiyse bence fiberde de istenenin değil olması gerekenin adil fiyat düzeninin BTK tarafından oturtulması lazım. Bence BTK’nın bu sene yapacağı en önemli iş bu.

İşin ikinci kısmının içinden ben bir türlü çıkamıyorum. Hangi hastalıklı bakış açısıyla İstanbul Belediyesi ve Ankara Belediyesi fiber döşeme izinlerini sadece Türk Telekom’a verir? Mart sonu yerel yönetim seçimleri yaşayacak olan bu ülkede gençler oy vermeden önce bu belediyeleri bununla değerlendirmeli. Şehrin göbeğinde değil kenarlarında fiber kullanılmasına neden olan bu çirkin seçiciliğin cezası sandıkta mutlaka ama mutaka verilmeli. Hatta benden oy istemek için gelecek olan belediyeler beni fiber döşenmesine yardımcı olacakları konusunda ikna etmeli. Yoksa oy değil su yok onlara… Eğer büyükşehir dışındaki belediyelerde 30 liranın altına döşenen fiber, işin içine büyükşehir girince 110 TL’nin üstüne çıkıyorsa… Ve o belediyeler bayramlarda çocuklara plastik oyunca dağıtmakla övünüyorlarsa… Benim söyleyeceğim her şey sitemin hakaret yüzünden kapatılmasına neden olur. Bu bakış açısıyla söyleyeceklerimin ne olduğunu herkesin hayal gücüne ve kelime bilgisine bırakıyorum.

Bu arada bir sözüm BTK’ya: GSM şirketlerine verilerini bir gün geç paylaştıkları için milyonlarca TL ceza kesen kurum, 1 senedir uygulanmayan tesis paylaşımı ve belediyelerin izin vermemesini es geçiyor? Kaybedilen bir senenin hesabını kim, kimden soracak bu belli değil.

Telkoder şimdiye kadar verdiği en net mesajı sunuyor devlet büyüklerine: Onlar otomotiv ve ona bağlı sanayii sektörü gibi bana para ver, bana bedava elektrik ver yer ver gibi isteklerde bulunmuyor. Onlar sadece şu önümüzdeki engelleri kaldırın da biz de fiber döşeyelim diyor.  Sizce de çok çirkin değil mi yatırım yapmak isteyenlerin önüne bu engellerin çıkarılması?

Bu haber yazılırken Türk Telekom’dan karşı açıklama geldi. O açıklamaları sizlerle ayrıca paylaşacağım…

“O numara itibarsızdır” numarası

Türkiye’nin en ilginç tartışmalarından biri Türk Telekom’un 444 reklamlarıyla başladı. Türk Telekom 444’ü prestijli bir numara olduğunu söylemesiyle beraber anlamsız bir biçimde 850’li numaraların itibarsız şirketler tarafından kullanıldığı dile getirilmeye başlandı. Bunun tezi olarak da düzenli olarak arayan kötü firmaların 850 kodundan çıkış yapmaları gösterildi.

Telkoder başkanı Yusuf Ata Arıak, sivil toplum kuruluşu adına bir bülten geçerek “Bazı haberlerde, yapılan dolandırıcılığa karşı vatandaşın uyarılması gerekirken, maalesef arayanın telefon numarası suçlu gibi gösteriliyor. Telefonla aramalarda herhangi bir numara kullanılabilir. Arayan numaralar 444’lü, 0850’li, sabit veya cep telefonu numarası olabilir. Arama yapanlar için bunların birbirlerinden farkı yok; dolayısıyla belli bir numara gurubunun suçlu gibi gösterilmesi doğru değil” dedi.

Numaraların veya rakamların itibarı olmaz. Bu rakamlar üstüne atfedilen değerler bunların itibarını yükseltir. 850 ile 444 arasındaki farkları sıralamak gerekirse:

  • Bu sayılardan biri 5’e bölünür, diğeri bölünemez
  • 444 çok uzun yıllardır var. Daima pahalı bir hizmet oldu. O yüzden de büyük firmalar alabildi bu numaraları
  • Bugün 444’lerin daha ucuz olması yüzünden eski prestijlerine sahip değiller
  • 444’lü numaralar BTK tarafından regüle edildi. GSM şirketlerinin ağlarına zorla sokuldu
  • Tarihte 444’lü hatların kullanıcılar için neredeyse ücretsiz olduğu zamanlar oldu. Ki o noktaya şehirlerarası aramaların yurt dışı aramaya yakın olduğu zamanlardan gelindi. 444 şehir içi sayılınca kullanıcılarla şirketler arasında bir varlık barışı yaşanmıştı. Kimse hatırlamaz o devirleri. Daha TT özelleşmemişti o yıllarda…
  • 850’li numaralar hep şirketler için çalıştı. Hesaplıydılar. Alması kolaydı. Herkes aldı.

Hal böyleyken bugün Yapı Kredi, Garanti ve Akbank 850’li numara kullanmaya başlasın görürüz kim prestijli kim değil… Bunun tam tersini düşünürsek: İki tane penis büyütücü şirket 444’lü numara alınca bakalım o prestij nerede kalıyor onu da incelemek isterim. Ben şirket olarak buradan arama yapacağım dese birisi çıkıp yok abi sen büyütüyorsun vermeyiz mi diyecek? Yok artık.

Tabi bu noktada bizim halk olarak dikkat etmemiz gereken bir şeyi de gözden kaçırmayalım (ki halk umarsız olduğu için bu söylediğimi dikkate almayacak bile): 850’li numaralar serbestleşmeye çalışan ancak sürekli tökezleyen sektörün Don Kişot tarafıdır. Onları yaşatmak gerekir.

Türkiye’de 47 GSM operatörü ve 35 milyon antrenör var

Telkoder hafta sonu yayımladığı bir bültenle Türkiye’de aslında 3 GSM operatörü dışında 44 adet yetkilendirilmiş Sanal Mobil Operatör yetkilendirmesi olduğunu duyurdu. 2008 yılından bu yana yapılan bu yetkilendirme olsa da henüz Türkiye’de resmi bir adım atılmış değil.

Ancak bunu böyle söylemek bana hiç doğru gelmiyor. Çünkü bir şirketin yetki belgesi ve yeterlilik alması, onun mobil operatör olmasını gerektirmiyor. Arada dikkat edilmesi gereken iş modelleri, doğru kitle yakalama stresi ve operatörlerle yapılacak işbirlikleri var.

TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Ata Arıak, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi;

“Türkiye’de GSM hizmeti sunmak üzere kurulmuş ve resmi olarak da onaylanmış 47 şirket var, fakat biz sadece 3’ünü tanıyoruz. Çünkü; bu yeni 44 işletmecinin devlete daha fazla hazine payı ödemesi isteniyor ve bu şirketlerin vatandaşa hizmet sunmak için mevcut cep telefonu işletmecilerine yaptıkları başvurular da bugüne kadar sonuçsuz kaldı. BTK’nın yeni düzenlemeleriyle birlikte bu alanda faaliyetlerin başlayacağını umuyoruz. Tüketicilerin daha fazla alternatif bulduğu, daha uygun fiyata haberleştiği bir Türkiye için bu gelişmeleri TELKODER’in yaptığı gibi tüm çevrelerin desteklemesi büyük önem taşıyor.”

Aynı bakış açısıyla baktığımızda Türkiye’de en az 35 milyon tane futbol antrenörü var. Evet biri de benim. Ne zaman bir takımın maçı olsa o kadro mu çıkarılır u mu yapılır şeklinde fikir beyan ediyorum. Hem de fütursuzca. Hem de o antrenörün geçmişini hiçesayarcacasına…

Bu bakış açısıyla Mobil sanal operatör olmak isteyenlerin atacakları adımlar için destek değil, iş bilmek gerekiyor. Farklı bir açık yakalamak gerekiyor. Bunların ötesinde ne yapsanız boş, kimden destek isterseniz isteyin yalan ve dolan.

Birilerinin zorlaması ve desteğiyle mobil operatör olmak zor dostum…

Rekabet Kurumu işini “mahkeme zorlamasıyla” yapacak

O kadar acayip bir ülkeyiz ki… Rekabet Kurumu, telekomünikasyon sektörüne ben bakmam diyor. BTK rekabet olaylarını ben hallederim diyor. Telkoder, rekabet davalarına Rekabet Kurumu baksın diye yargıya başvuruyor. Yargı da doğru diyorsun hakikaten rekabet olaylarına Rekabet Kurumu baksın diyor. Gerçekten çok acayip bir ülkedeyiz.

Konuyla ilgili bilgiyi TELKODER’in basınla paylaştığı bültenden alıyoruz. Bunun bir Türk Telekom karşı bülteni olmaz diye düşünüyorum:

TELKODER olarak 11 yılı aşkın süredir Türkiye’de telekom piyasasının serbestleşmesi adına yürüttüğümüz iyi niyetli çalışmalar, geçtiğimiz günlerde önemli bir aşama daha kaydetti. Danıştay, TELKODER’in 2012 yılında açtığı bir dava sonucunda fiyata dayalı rekabet ihlallerinin (Fiyat sıkıştırması, Yıkıcı fiyatlandırma vs.) önlenmesinde Rekabet Kurumu’nun da görevli olduğuna karar verdi.

Rekabet Kurumu (RK), şimdiye kadar Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu (BTK) tarafından tarifesi onaylanan konularda karar almama, görevli olmama yaklaşımını benimsiyordu. TELKODER’in 2008 yılında Türk Telekom’un toptan ve perakende tarifeleri yoluyla “fiyat sıkıştırması” uyguladığı gerekçesiyle RK’ya yaptığı şikayet hakkında Rekabet Kurumu bu konularda karar almama uygulamasını sürdürdü. Fakat TELKODER’in açtığı dava sonucunda Danıştay’ın aldığı karar, bu konudaki süreçlerin geleceği açısından oldukça önemli bir dönüm noktası oldu. Bu kararın ardından Rekabet Kurumu, TELKODER’i davet ederek şikayet konusundaki bilgi, belge ve açıklamalarımızı talep etti ve ardından da en önemli yaptırım aracı olan soruşturma sürecini Ocak 2013 tarihinde başlattı.

Bu soruşturma kararının ardından bu kez de Türk Telekom’un TTKart isimli arama kartının fiyatını maliyetlerinin altına düşürerek rekabet ihlali yaptığı gerekçesi ile TELKODER tarafından yapılan şikayet, Rekabet Kurumu tarafından kabul edildi ve geçen hafta bu konuda da Türk Telekom hakkında soruşturma başlatıldı.

Türk Telekom hakkında RK tarafından yürütülmekte olan bu iki soruşturma ile yeni bir dönem başlamış oldu. RK artık BTK tarafından onaylanmış olsa dahi, fiyatla ilgili rekabet ihlali şikayetlerini incelemeye başladı.

Ocak 2013’de başlatılan birinci soruşturmanın konusu, 2008 yılında Uzak Mesafe Telefon Hizmetleri (STH – Sabit Telefon Hizmetleri) işletmecilerinin Türk Telekom’dan almak zorunda oldukları Arabağlantı, kiralık hat gibi toptan hizmetlerin bedellerinin yüksek, buna karşılık kendi perakende tarifelerinin düşük olarak belirlendiği, bu durumda UMTH (STH) işletmecilerinin iş yapamaz hale geldiği, bu uygulamanın “Fiyat Sıkıştırması” olarak adlandırılan rekabet ihlaline yol açtığıdır.

Türk Telekom hakkında RK tarafından geçen hafta açılan ikinci soruşturmanın konusu ise, Türk Telekom’un 2012 sonundan itibaren TTKart adlı arama kartını maliyetinin altında piyasaya sürmesi ve bu yolla aynı piyasada bulunan işletmecilerin kart satışı yapamamalarına neden olacak “Yıkıcı fiyatlandırma” uygulaması, aynı zamanda arabağlantı ve kiralık hat gibi toptan ücretlerini yüksek, perakende fiyatlarını ise maliyetinin altında tutarak “Fiyat sıkıştırması” uygulayarak rekabet ihlali yapmasıdır.

Kısacası Türk Telekom, yıkıcı fiyat politikaları ile diğer operatörlere sağladığı hizmetlerden dakika başına yüksek kâr elde ederken, fiyat sıkıştırma yöntemiyle hizmetlerini etiket fiyatlarının altında satarak, diğer operatörlerin kâr elde etmesini engellemiştir. Tüm bunlar Türk Telekom’un pazardaki hakim konumunu kötüye kullandığını göstermektedir.

Pazarda diğer oyuncuları iflasa sürükleyecek, tekel konumunu pekiştirici bu yaklaşımlara karşı TELKODER, mücadelesini her zaman sürdürmüştür ve bundan sonra da sürdürecektir.

Telkoder olarak şu noktaya özellikle vurgu yapmak isteriz; Dernek olarak amacımız, hakim durumdaki operatörlere yaptırım uygulanmasını sağlamak değil, tüzüğümüzde de yer aldığı gibi “Türkiye’de telekomünikasyon hizmetleri sektöründe tam rekabet ve liberal bir anlayışın hakim kılınmasına doğrudan katkıda bulunmak” yönündedir. Çalışmalarımıza bundan sonra da bu anlayışla devam edeceğimiz, sektörün tüm çevreleri tarafından bilinmelidir. TELKODER’in şikayetlerini ciddi bulan RK soruşturma açma kararı vermiştir. TELKODER, soruşturma sonucunda serbestleşme konusunda Türkiye’nin önünü açacak kararlar verilmesi beklentisindedir.

Kaplumbağa hızıyla gelen adalet adalet değildir

Rekabet Kurumu’nun sayfalarına gidin. Sağ üstteki arama kutucuğuna Türk Telekom yazın. Sonra kararlar içinde arayın deyin. O kadar çok Türk Telekom sonucu geliyor ki… Eminim birçok firma için çok şey geliyordur. Ama özellikle özelleştikten sonra Rekabet Kurumu’nun çok başını ağrıttı bu kurum.

Türk Telekom çok ciddi sorunlarla uğraşıyor. Bir yandan eriyip giden müşteri kitlesi, diğer yandan günbegün azalan telefon sayısı. Gece 7 sabah 7 kampanyasına rağmen azalan trafiği de buna kattığınızda Türk Telekom’un bir şeyler yapması gerekiyor. Ancak özellikle zor zamanlarda yaptığı her şey regülasyonu aşamıyor.

Yine Rekabet Kurulu, Türk Telekomünikasyon hakkında soruşturma açılmasına karar verdi.

Rekabet Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin, TT Kart isimli ürününün kendi bayilerine veya acentelerine satış fiyatının ürünün maliyetinin altında olduğu iddiasını içeren şikayet başvuruları üzerine yürütülen ön araştırma Kurul tarafından karara bağlandı.

Zaten Telkoder başkanı da bundan çok şikayetçiydi: “Bize verdiği fiyatın atına iniyor. Toptan fiyatın altında satması doğru değil. Bizim gece 7 sabah 7 gibi bir kam;anyaya bu fiyatlarla gitmemiz mümkün değil…”

Ön araştırmada elde edilen bilgi, belge ve yapılan tespitleri 9 Mayıs 2012 tarihli toplantısında müzakere eden Kurul, bulguları ciddi ve yeterli bularak, Türk Telekomünikasyon A.Ş. hakkında soruşturma açılmasına karar verdi.

Bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi hâkim durumun kötüye kullanılmasını yasaklıyor. Soruşturma, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin sabit telefon hizmeti kapsamında ürettiği telefon kartına ilişkin fiyatlandırma uygulamaları ile 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla başlatıldı.

Sadece dikkat edilmesi gereken tek şey var: Tarihler. Bundan tam bir yıl önce müzakere edilmiş konunun şimdi konuşuluyor olması benim yüreğimi burkuyor. Devletimizi bu konuda her açıdan daha hızlı davranmaya çağırmak lazım…

Bir aile iletişime yılda 2.451 TL harcıyor

TELKODER (Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği) ülkemizde bir ailenin yıllık ortalama haberleşme giderinin 1.320 TL olduğunu açıkladı. Telekomünikasyon alanının düzenleyici kuruluşu olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) yayınladığı veriler ile TELKODER’in yaptığı genel sektör değerlendirmesi sonucunda; bir internet, bir cep telefonu ve bir sabit telefon aboneliği bulunan bir ailenin aylık ortalama haberleşme giderinin 110 TL olduğu belirtildi. Ortalama olarak sabit telefona aylık 22 TL, cep telefonuna 22 TL ve internet hizmetine de 40 TL ödeniyor, bunlara ayrıca devlete ödenen toplam 26 TL KDV ve Özel İletişim Vergisini de ilave etmek gerekiyor.

Ortalama 4 kişiden oluşan bir ailenin tüm fertlerinin cep telefonu kullandığı düşünüldüğünde ise 110 TL’lik haberleşme giderinin ortalama 204 TL’ye yükseldiği görülüyor. Bir internet, bir cep telefonu ve bir sabit telefon aboneliği bulunan bu ailenin tüm üyelerinin cep telefonu kullandığı varsayıldığında ise bahsi geçen yıllık haberleşme gideri de ortalama 2.451 TL’ye çıkıyor.

Fiber nasıl kurtulur? – 3

Gelelim fiberin neden Türkiye’ye asla adam gibi gelemeyeceği konusunda karanlık düşüncelere sahip olanların kafalarından geçenlere. Fiber gibi ulvi bir konu için neden bu kadar karanlık düşüncelere sahip insanlar var diye sormayın. Karanlık göreceli bir kavramdır, kişiden kişiye olduğu gibi zamandan zamana da değişir.

Yılda sadece bir kez yapılan bir toplantı. Üstelik bakan beyin seçim bölgesi diye İzmir’e taşınmış. Ama bakan bey toplantıya bir saat geç geldi, konuşmasının bitmesiyle birlikte aynı hızda oradan ayrıldı. O ayrılırken yanında ön saflarda kalabalık yapan ve fiberle ilgisi olmayan güruhla beraber gitti. Günün en önemli toplantısı salyonun yarısına yapılabildi. Bu da aslında devletin bu işe nasıl baktığının çok önemli bir göstergesiydi.

Binali Yıldırım bu işin yapılmasını, tesis paylaşılmasını çok istediğini söyledi. Ama bunun ülke genelinde nasıl olacağını, bakanlığına geçen belediyeleri itme görevini nasıl yerine getireceğini, bu konuda gücü elinde tutan operatörlerin nasıl tesis paylaşacağını anlatmadı. “Ne var bunda” demeyin, bundan yıllar önce numara taşınması gibi konularda bakan bey kimin numarası nereye nasıl ve saat kaçta taşınacağına kadar olan tüm detayları söylerdi.

Ardından Türk Telekom’a gelelim… Türk Telekom, Türkiye’nin en büyük fiber yatırımını yapmış olmanın gururuyla konuya yaklaşıyor. Yurt dışında, Avrupa’da da fiber döşeyecek yeterliliğe sahip. Türk Telekom yaptığı yatırmın karşılığını almak istediğini söylüyor her fırsatta. Bu kadar yatırım yapmanın bir karşılığı olması gerektiğini dile getiriyor. Herkes paylaşım dediğinde o çok paylaşıma yaklaşmıyor gibi duruyor söyledikleri. Hatta öyle ki fiber satışında uygulayacağı tarifelerle ilgili BTK’dan izin dahi almak istemiyor. Zaten bunun için devletten de gerekli izinleri almış durumda. Bu yüzden konu paylaşım olduğunda hep yüzleri asılıyor, açık ve kapalı her tür iletişimde bunun mümkün olmadığını dile getiriyorlar. Konu fiber olduğunda genel toplantılara genel müdür yardımcısı düzeyinde dahi katılmıyorlar. Türk Telekom istemezse bu iş kesinlikle olmaz gibi gözüküyor.

BTK aynı şekilde daha önce Türkçe SMS konusunda gösterdiği kararlılığın yarısını dahi göstermiyor bu işin gelişmesi için. Konu bakanlık düzleminde ele alındığı için biraz geride kalmış gözüküyorlar, en azından neden geride kalmaları gerektiğine dair bir sebep var ellerinde. Örneğin kaç kişinin fiber kullandığı, kaç kişinin kullanabileceği ve Türkiye’nin bu alanda dünyadaki yeri BTK için birövünç kaynağı değil gibi gözüküyor. Bir senedir çok fazla iletişimi yapılan bu konuda verdikleri mesajların toplamı, güvenli internet kullanıcı sayısı konusundaki söylediklerinin yarısından az. Bunun sebebini anlamak mümkün değil. BTK başkanları ne zaman bu konu gündeme gelse halkın, basın ve STK’ların bilip bilmeden konuştuğunu alenen söyleyen konuşmalar yapıyor. Ama kendileri konuşmaktan da kaçınıyorlar.

Aslında tüm bu olanları Telkoder’in kesin bir biçimde kanıtlanması imkansız öngörüleriyle açıklamak mümkün. Telkoder Yönetim Kurulu Başkan Vekili Tanju Erkoç, şimdiye kadar hiç konuşulmamış bir iddiayı gündeme getiriyor: Bilindiği gibi Türk Telekom’un çok önemli bir bakır altyapısı var. Bu altyapı kurulup her tür sorunu halledildiği ve bakımı için her ay kullanıcılardan 15 TL’ye yakın bir ücret alındığı için Türk Telekom oyunun bakır üstünden sürmesini istiyor. Erkoç’a göre bu alan çok daha karlı üstelik alternatifi de yok. Halkın 8 veya 1.000 megabit kullanıyor olmasını çok fazla umursuyor gözükmüyorlar. BTK ve bakanlığın konuşmama sebebini de belki bu sözlerin içinde aramak gerekiyor.

Son olarak Telkoder üyesi, Grid Telekom’dan Hakan Akan uzun zamandır peşinden koştuğu, bakanlık, BTK ve Türk Telekom’un cevap vermekten kaçındığı soruyu gündeme getiriyor: Acaba Türk Telekom satın alınırken ihale şartnamesinde bir dönem fiber döşenen yerlerden geçiş hakkı için ara ödenmeyeceği konulu bir madde var mı? Akan böylesi bir durum olması halinde rekabetin zarar görüp görmeyeceğini sözlü olarak Rekabet Kurulu ve BTK yetkilisine soruyor. Cevap alamıyor.

Ben sıradan bir kullanıcı olarak bazı şeyleri anlamakta çok büyük zorluk çekiyorum: Bir tarafta Avea Genel Müdürü Erkan Akdemir adil bir frekans paylaşımı, daha çok 900 Mhz bant genişliği istediğini söylüyor. Ama fiberin adil paylaşımı konuşulmuyor. GSM şirketlerinin kendi paralarıyla kurdukları baz istasyonlarının Türkiye’de bütçe açığı yaratacağı bu yüzden paylaşılması isteniyor ama  çoğunluğunu devletin kurduğu fiberin paylaşılmasını devlet dahil kimse istemiyor. Belediyelerin GSM konusunda sorun çıkarmaması isteniyor ama fiber döşenmesinden fahiş fiyat istememeleri sağlanamıyor.

Ben fiber ile internete girmek istiyorum. Eğer bu sağlanıyorsa bunu sağlayamayan devlet, bakanlık, regülatif kurumlar ve şirketler, hepsi suçludur. Az suçlu çok suçlu diye bir tartışmaya şimdilik girmek istemiyorum.