Yataş Youtube’a güvenli masallar koydu

BÜLTEN, İNTERNET, MANŞET, SOSYAL MEDYA

Yataş, YouTube kanalı Uyku ve Çocuk by Yataş’ta çocukları öğretici ve hayal gücünü geliştiren modern Türk Masalları ile buluşturmaya devam ediyor. Bir buçuk yıl önce açılan Uyku ve Çocuk by Yataş kanalında yer alan birbirinden güzel masallar, bugüne kadar 2.5 milyonu aşkın izlenme rakamına ulaştı. Günde ortalama 10 bin kez görüntülenen Uyku ve Çocuk by Yataş kanalında en çok izlenen masal ise 454 bin rakamıyla “Kayıp Prenses Bebek” oldu. Masalcı Gümeç Abla’nın (Gümeç Alpay Aslan) anlattığı ve keyifli çizimlerle renklenen masallar, metin ve görsel olarak pedagog filtresinden geçen, tamamen özgün senaryolarla ve titizlikle oluşturuluyor.

Uyku ve Çocuk by Yataş kanalında çocukların yanı sıra ebeveynler için de özel içerikler yer alıyor. Uzman pedagogların hazırladığı videolarda yeni anneler için emzirmenin püf noktalarından çocuklarda inatçılık dönemine,akran zorbalığından çocuklar için güvenli internet kullanımına dair birçok konu ele alınıyor. Kanalda ayrıca ebeveynlerin günün yorgunluğu ve stresinden uzaklaşmasına yardımcı olan yağmur, okyanus, orman ve doğa, kuş sesi gibi meditasyon müzikleri de yer alıyor. Uyku ve Çocuk by Yataş kanalına buradan ulaşılabiliyor.

Instagram Youtube olma adımları atıyor

İNTERNET, MANŞET, SOSYAL MEDYA

Instagram enteresan bir mecra. Facebook içinde olmak istemeyen genç nesli harika bir biçimde toparlayıp bünyesine aldı. Orada harika hayatlar ve mükemmel resimlerle kendi iç kitlesini yarattı. Ancak video alanında biraz zayıftı. Çünkü buraya videoları ölçüp biçerek koymak gerekiyordu, zaman kısıtlaması vardı.

Instagram, WallStreet Journal haberine göre bunu bir kenara bırakıp artık bir saate kadar videoları da bünyesine katma kararı aldı. Bu da başta kaynak gazete olmak üzere herkes tarafından Instagram Youtube olmak istiyor şeklinde yorumlandı.

Bir dakikadan bir saat geçmek Instagram bakış açısı için çok önemli. Bu bakış açısıyla şirketler kurumsal videolarını çok da düşünmeden bu mecraya koymak için adımlar atmaya başlayacak belki de.

Peki neden Youtube’a video konmasın da Instagram’ı tercih etsinler? Bunun birkaç bariz sebebi var. Gelin bunları TKNLJ formatında inceleyelim:

  • Instagram tam bir “bugünün sosyal medya aleti”… Oysa Youtube sosyal medya ortamı değil. Mesela küfürlü yorumlara baktığınızda Youtube çirkinliğin merkezinde ama Instagram’da bunlar göreli olarak çok daha az gerçekleşiyor.
  • Youtube’e kıyasla Instagram’da daha etkin sayıda genç var. Bakın daha çok demiyorum, etkin diyorum. Gençler Youtube ortamında kendilerini ifade etmek istemiyor. Ama Instagram’da bunu yapıyor.
  • Hızla değişen nesil Instagram’da kendini gerçekleyebiliyor ama Youtube içinde kendini kaybolmuş hissediyor paylaşım anlamında. Bu tezimin kaynağı şu: İnsanlar Youtube’a konan mallarını Instagram gibi Twitter gibi alanlarda paylaşıyor. Ama Instagram için aynı şey söz konusu değil. Oraya bir paylaşım yapıldığında konu kapanmış oluyor.
  • Şirketler Youtube’a ne çekerlerse koyuyorlar ama Instagram için özel çalışmalar yürütüyorlar.
  • Instagram reklam konusunda hep daha ileri adımlar atmaya çalışıyor. Bunu video ile yapmak da bence gayet iyi bir fikir.

Hal böyleyken Instagram’ın böyle bir şey yapsak mı acaba sorusu bile heyecan yaratıyor.

Peki insanlar bu alanı neden tercih etmesinler? İşte bu nokta da çok önemli: Youtube içerik geliştiricilere para veriyor. Tamam çekilen videoların daha çok gösterilmesi, Instagram kitlesine sunulması güzel ama bu şirket şimdiye kadar hiç gelir paylaşımlı bir modele gitmedi. Youtube üstünden para kazananlar “varsın para gelmesin yeter ki seyredilsin videom” der mi? Bence demez.

Bir de şunu düşünmek lazım: Instagram bir dakikadan uzun video seyretmek isteyen insanların alanı mıdır? Ben zannetmiyorum. İnsanlar oradaki resimlere bile detaylı bakacak zaman harcamıyorlar bu ortamda…

Değişik tartışmalar bizi bekliyor.

Ailenin çükeleki aileyi mahkemeye verir mi?

İNTERNET, MANŞET, SOSYAL MEDYA

Sosyal medya… Paylaşım ortamı. İnsanlığı hazırlıksız yakalamış bir teknolojiler bütünü. Biz uzun uzun hazırlanmadan bu kadar özel hayatımızı açacağımız bir ortam tarafından ele geçirileceğimize inanamazdık. Hayaldi gerçek oldu.

Biz neyi nerede nasıl paylaşacağımızı düşüneduralım, hayatta yaşananlar bizi belli bir yere çekiyor zaten. İtalya’da 16 yaşındaki bir çocuk, babasının da desteğiyle anneyi paylaştığı resimler yüzünden mahkemeye vermiş.

Haksız mı çocuk? Bence sonuna kadar haklı. Bizim ev halkı içide tontiş veya çükülek gibi isimlerle çağırdığımız biricik şirin varlığımız… Dünyada kendine bir yer arıyor özellikle 10’lu yaşlarında. Bulmayı umduğu yer, vermek istediği imaj muhtemelen çükelek değil.

Bizim neslin de muhtemelen gurur duymadığı fotoğrafları çok vardı. Ama bunlar aile albümleri içinde özene bezene saklandı. Şimdi orası burası gözüken ismi fotoğrafa etiketlenmiş çocuğun durumundan çok farklıydı bizim olayımız tabi ki.

Ne yapmamız lazım? Benden size birkaç minik not… TKNLJ formatında:

  • Arkadaşlarınız ve aileniz de dahil kimsenin resmini onun açık izni olmadan sosyal medyaya koymayın
  • Size sormadan sizi etiketleyip resimlerinizi paylaşanları uyarın. Bu, hiç de ayıp değil. hatta o insanları eğitmek için gerekli
  • Çocuğunuz çok istese de kendi resimlerini belli bir yaşa gelinceye kadar paylaşmasına izin vermeyin. Çünkü küçük yaşlarda ona cool gelen şeyler ilerde büyük pişmanlık olarak geri dönüyor. Vücuduna çocukken Tsubasa dövmesi yaptırmak isteyen çocuğun durumu bu…
  • Hiç mi çocuğumuzun resmini paylaşmayacağız? Mümkünse hiç paylaşmayın. Nazar filan yüzünden değil iyi niyetliler var kötü niyetliler var. Yaparsınız kapalı bir grup, orada bildiğiniz tanıdığınız insanlara verirsiniz resimleri.
  • Aslında size çok önemli bir görev de düşüyor: Yapacağınız paylaşımlarla çocuğunuza neyi nerede nasıl paylaşacağını gösterebilirsiniz ki bu sayede çocuğunuz o sırada siz farkına bile varmadan saçma sapan resimlerini başkalarına açmasın… Ama siz yediği yemekten içtiği sigaraya paylaşan bir insansanız çocuğunuza bunu nasıl anlatacaksınız ki?

Yargıtay çözemediği işlere girmiş olabilir

ANKARA, MANŞET, POLEMİK

Ülkemde gün olmuyor ki teknoloji ve hukukla ilgili vay arkadaş dedirten bir şey olmasın. Yargıtayın son aldığı karar beni yine derin düşüncelere daldırdı.

Bir çift var. Mutlular. Beraber ezip tozuyorlar. Resimler çektirip sosyal medya hesaplarına koyuyorlar. Ne kadar güzel bunlardan Türkiye’de milyonlarca çıkarabiliriz sanırım.

Sonra çiftin arası bozuluyor ve ayrılıyorlar. Bu da milyonlarca kişinin başına gelebilecek bir olay. Fakat olayı eşsiz yapan şey, çiftin kız tarafının mahkemeye gidip erkek tarafına dava açması. Neden dava açmış? Çünkü erkeğe demiş ki benim fotoğraflarımı sosyal medyadan kaldır. Oğlan demiş ki kaldırmam. Kız da al o zaman deyip mahkemeye gitmiş.

Mahkeme olayı incelemiş ve demiş ki resimlerin ilişki bittikten sonra sosyal medyaya konduğunu anlamanın kesin bir yolu yok. Belirsizlik durumunda üstüne suç atfedilen kişinin söylediği doğru sayılır. Konu da öyle kapanmış.

Şaka şaka kapanmamış. Kız, ülkenin sorunları bittiği için bu olayı temyize taşımış. Bir de siz bakın demiş. Yargıtay’ın 12. dairesi almış konuyu derinlemesine incelemiş ve demiş ki kız haklı adamı hapse atın.

Yargıtay adamın neden suçlu buluyor? Hangi maddeden? TCK’nın 136 sayılı maddesindeki “kişisel verileri hukuka aykırı biçimde başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi” sıfatıyla yargılamış.

Yani bizim telefon numaralarını SMS gönderen çirkin reklamcı şirketlere satanlardan bir tanesi bile yargılanmazken, bize her allahın günü bir bahis sitesinden istemediğimiz reklam gelirken bu adamları kanunun önünden geçireme. Kız arkadaşıyla çektirdiği resimleri internete koyan, sonra da kaldırmayan adamı 4 sene hapisle yargıla.

Bir dakika arkadaş… Bu adam resimleri kızın haberi yokken gece uyurken mi çekti? Hayır. Çekerken rızası var mıydı? Evet. PEki internet ortamına koyarken rızası var mıydı? Elbette. Çünkü olmasa eşek değil ya görürdü bir şekilde. İnsan sevgilisinin sosyal medyasına bakar değil mi?

Yayma eylemine bakalım. Sosyal medya yahu. Yaymak için oraya koyuyorsunuz kitap yazmak için değil o kadar malı. Ha istemiyorum kaldır deyince… Resimler kadının kendi malı mı? Adam orada yok mu? Resim üstünde söz hakkı yok mu adamın yani? Resimlerde bir açıklık saçıklık var mı? Muhtemelen yok çünkü onun ayrı ceza maddesi zaten vardır diye tahmin ediyorum.

Şimdi bu resimleri kaldırmayan bir erkek diye buna atarlanacak insanlar olacaktır. Davayı tersine çevirin. Bu resimleri kaldırmayan bir kadın olsaydı? Kadın 4 sene hapisle yargılansın erkek kapris yaptığı için deseydim ben? Muhtemelen ağzımı yüzümü kırardınız.

Yargıtay bence yanlış karar almış. Aslında konu bile olmaması gereken bir olayı anlamsızca büyütmüş. Bir de çirkin bir içtihat yaratmış. Şimdi birisiyle resim çektirdikten sonra adam diyecek ki “abi gözlerim kapalı çıkmış bunu kaldır”. Yahu altında onlarca arkadaşımın yazdığı güzel sözler var. Bunu kaldırırsam onlar da gidecek. “Vaay kaldırmıyorsun al sana 4 yıl hapis”…

Vallahi Türkler İstanbul’a girerken Galata Kulesi’nde meleklerin cinsiyetini tartışan gereksiz rahiplerden zerre kadar farkımız yok. Gerçekten internetin tüm sorunları bitti atarlı insanların resim kaldırtmasına kaldık. Ona da yanlış karar veriyoruz.

 

Ülke ve dünya gerçeklerinden bu kadar kopuk olmak bu kadar kolay mı yahu?

ABD regülasyonu “bazı siteleri yavaşlatabilirsiniz” diyor…

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, OPERATÖRLER

ABD’de “net neutrality” adında bir kavram tartışmaya açıldı. Önce bu kavramın ne olduğunu size hatırlatayım: Diyelim ki bir servis sağlayıcınız var. Bu servis sağlayıcısı, tüm internet sitelerinin müşterilerine aynı hızlarla, mümkün olan en yüksek hızlarla gelmesini sağlamak zorunda. Buna ağ tarafsızlığı deniyor.

“Sana ne kardeşim sen onun adresine filan bakma neyse getir” deniyor ki bu da size mantıklı gelmiştir. Tabi canım insanlar neden bazı siteleri yavaşlatsın bazılarını hızlandırsın ki? Biz ülkemizde bu sorunun cevabını yaşadık. Terörist eylemler zamanı sosyal medya, özellikle de Twitter ve Facebook, tartışmaların çok da uzamaması için gözle görülür biçimde yavaşlatıldı. Buna kimi sözde gazetecilerimiz ama kapanmadı sansür yok diyerek destek bile verdi. Onların işi ve parası çok ama yatacak yeri yok. Neyse ana konumuz bu değil.

ABD, 2 yıl önce bu olayın önemini, bizzat o zamanki başkanı Barack Obama’nın yaptığı geniş açıklamalarla halkına anlattı. Ve bunun için yapılan özgürlükçü söylemleri regülasyonlar takip etti.

ABD’de bizdeki BTK’nın muadili bir kurum var. Adı Federal Communications Commission… Komisyonun şimdiki başkanı, Ajit Pai, ajitasyon yaparak bu kuralların kaldırılmasını istediğini dile getirdi.

Bir ülke bunu neden kaldırmak ister? Akıl sır erdirmek zor. 14 Aralık günü bunun oylanması yapılacak. Pai bu tarafsızlığı kaldırarak internetin özgürlüklerini yeniden getirdiğini, servis sağlayıcılar üstündeki baskıyı kaldırdığını dile getiriyor şaşırtıcı bir biçimde. İsteyen istediğini. beğenmediğini yavaşlatma özgürlüğüne sahip olsun diyor.

Amerika ciddi adımlarla bir kabile devleti olmaya doğru ilerliyor.

FCC’nin oylaması üçte iki çoğunluğa sahip Cumhuriyetçilerin oylarıyla birlikte kesin kabul edilecek. Orada hemen kimsenin şüphesi yok.

Peki bu noktadan sonra ne olacak? Servis sağlayıcılar internet sitelerinden para alacak ve diyecek ki para verenler hızlı gelsin parasını vermeyenler sürünsün, öyle yavaş gelsin ki millet bezip bize para veren öteki sitelere gitsinler.

İnternetin doğasına ve ruhuna aykırı bu hareket dünyaya yayılır mı? Kesin örnek alan çok ülke olacaktır. Ben Türkiye’de para için bu yola girilmez gibi geliyor ama belli de olmaz. Gelecek için temkinli bir iyimserlik içindeyim.

Peki para kazanma tarafını söyledik. Ya şirketler farklı düşüncelere sahip internet sitelerinin hızlarını yavaşlatırsa? Farklı fikirler derken… Alternatif bakış açıları, muhalifler, büyük şirket ve iktidarı eleştirenler… Böyle sayınca kesin olmaz diyebilir misiniz? Ben diyemem.

Ha kural ve kanun takip edilecekse, 2011 yılında konjonktüre rağmen BTK’nın dimdik durarak aslanlar gibi çıkardığı harika kararlar var.

Dünya giderek, palyaçoların yönettiği bir gezegen olma yolunda büyük adımlarla ilerliyor. Bizim akıllı olmamız, o ülke bu ülke demeden bu tarzda söylemlere karşı durmamız gerekiyor.

Ya da Elon Musk’a gidip ne oldu abi şu bizim Mars işi deyip duracağız.

Çok fazla seçeneğimiz yok…

 

 

Paylaştıkça azalıyor olabilirsiniz

KISA KISA

Facebook ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında bilgi ya da fotoğraf paylaşmak, birçoğumuzun alışkanlığı haline geldi. Ancak Kaspersky Lab’ın araştırmacıları, Türkiye’deki kullanıcıların kişisel verilerini ne kadar çok paylaştığı konusunda bazı detayları ortaya çıkardı. Araştırma sonuçlarına göre insanların %95’i bilgilerini dijital ortamlarda paylaşırken, bunların %79’u çocuklarının fotoğraf ve videolarını, %62’si ise başkalarını içeren kişisel ve hassas video ve fotoğraflar paylaşıyor. Bu alışkanlıklar, çoğu ülkede kişisel verilerini tanımadıkları insanların erişimine büyük oranda açan genç nesiller özelinde daha da kötü bir noktaya ulaşmış gibi görünse de, Türkiye’de yaşlılar da benzer davranışlarda bulunuyor.

Endişe verici bir şekilde, yapılan araştırmaya Türkiye’den katılan internet kullanıcılarının yarısına yakını (%42) bilgilerini herkesin görebileceği şekilde paylaştığını söylüyor. Ancak bu şekilde paylaşılan verileri daha sonra kimin ne amaçla kullanabileceği belli olmuyor. Her 5 kişiden biri (%23) hassas verilerini iyi bilmediği insanlarla ve yabancılarla paylaştığını, dolayısıyla bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağı üzerindeki kontrolü elden bıraktıklarını itiraf ediyor. Böylece, Türkiye’deki kullanıcılar finansal detaylarını (%53), pasaport, ehliyet ve benzeri kişisel belgelerinin taranmış hallerini (%35) veya şifrelerini (%44) paylaşarak kimlik hırsızlığına veya finansal saldırılara açık hale geliyor.

Bunlar Kaspersky Lab’ın yürüttüğü ve kullanıcıların veri paylaşım alışkanlıklarını ortaya koyan My Precious Data: Stranger Danger (Benim Kıymetli Verim: Yabancı Tehlikesi) adlı raporunun sonuçları. Araştırmaya göre, insanlar sadece verilerini değil, değerli verilerini depolayan cihazları da paylaşıyor. Neredeyse her 10 kişiden ikisi (%16) cihazlarına erişim sağlayan PIN numarasını bir yabancıyla paylaşmış ve yaklaşık her 10 kişiden üçü (%27) kalabalık ortamlarda cihazlarını kilitsiz ve denetimsiz bırakıyor. Dahası, insanların yaklaşık 4’te biri (%23) cihazlarını bir süreliğine kullanmaları için başka birine vermiş.

“Kişisel verilerin, insanlar ve şirketlerle aşırı şekilde paylaşılması gerçekten tehlikeli bir alışkanlık” diyen Kaspersky Lab Tüketici İşleri Birimi Başkanı Andrei Mochola, şöyle devam ediyor: “Günümüz dünyasında, başkalarıyla bilgi paylaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı ve bir çok açıdan bakıldığında internetin bunun için yaratıldığını söyleyebiliriz. Ama tek bir tuşa basarak önemli ve hassas bilgileri paylaştığımızda, bu bilgiler üzerindeki kontrol artık bizde değildir, çünkü bu verilerin nereye gittiğinden ve nasıl kullanılacağından emin olamazsınız. Kullanıcılar kelimenin tam anlamıyla değerli kişisel verilerini ve hatta onları depolayan aygıtları kendi elleriyle başkalarına veriyor.”

Araştırma, başkalarıyla çekilmiş özel ve hassas fotoğrafları paylaşma olasılığı en yüksek olanların gençler olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki 16-24 yaş grubu gençlerin %78’i, bu tür paylaşımlar yaptığını söylerken, 55 ve üzeri yaşlardakilerin %66’sının çok da farklı davranmadığı görülüyor. Benzer alışkanlıklar finansal bilgilerin paylaşımına da yansıyor. Gençlerin neredeyse yarısının (16-24 yaş grubundakilerin %45’i) ve 55 yaşın üzerindekilerin de %37’sinin finansal ve ödeme ayrıntılarını diğer kişilerle paylaştığı görülüyor.

Andrei Mochola son olarak, “İnternet kullanıcılarının birbirleriyle fotoğraflarını, kişisel bilgilerini ve diğer bilgileri paylaşmayı bırakmasını beklemek gerçekçi olmasa da, onları önemli bilgileri herkese açık olarak paylaşmadan önce iki kez düşünmeye davet ediyoruz. Ayrıca tüm internet kullanıcılarını, cihazlarının veya verilerinin yanlış ellere düşme ihtimaline karşı, verilerini ve gizliliklerini koruyacak güvenlik önlemleri almaya teşvik ediyoruz” diyor.

Ülke tanıtımına sosyal medya ve blog desteği geliyor

BÜLTEN, İNTERNET, MANŞET, SOSYAL MEDYA

inflow

Ülkelyi hep konvansiyonel yollardan tanıtmaya çalışıyoruz. Hep yukarıdan aşağı doğru bilgiler aktarıp aşağıdaki insanların gelmesini bekliyoruz turist olarak akın akın… Bunu yapması gereken ülkesinde turistik varlığı olmayan, tanıtım konusunda doğal becerisi olmayan ülkeler… Oysa en azından bizim için yapılması gereken şey bu değil. Bizim tanıtacak o kadar çok malımız var ve bunlar gerçekten o kadar iyi şeyler ki… Bunlar eski Yunan medeniyetinin parçası olan tarihi eserler, bunlar Bizans döneminin entrikaları, bunlar milattan önce 10 binli yılların duvara çizilmiş resimleri ve üstü toprakla örtülmüş belki de uzaylılar tarafından hayata geçirilmiş eserleri…

Dünya bunları zaten biliyor… Bunları bir devlet olarak bizim büyük büyük kelimelerle anlatmaya çalışmamız yerine aşağıdaki insanların birbirlerine kendi cümleleriyle anlatmasını sağlamamız gerekiyor. Bu konuda atılmış en önemli adımlardan biri Kasım ayında yaşanacak…

Fotoğraf, video ve yazılarıyla tüm dünyada milyonlarca kişinin seyahat tercihine yön veren içerik yaratıcıları, bloggerlar ve sosyal medya fenomenleri, İstanbul’da bir araya geliyor. 24 – 25 Kasım tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek INFLOW Travel Summit 2016’nın katılımcıları arasında, ‘Follow Me To’ konseptiyle çektiği fotoğraflarla ünlenen Murad Osmann da bulunuyor.

Tüm dünyada seyahat akımlarının hızla değişmesi ve çeşitlenmesinde büyük rol oynayan içerik yaratıcıları, bloggerlar, fotoğrafçılar ve sosyal medya fenomenleri, İstanbul’da bir araya geliyor. 24 – 25 Kasım tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek olan INFLOW Travel Summit 2016, sektör profesyonellerinin ve önemli markaların da katılımıyla, dijital pazarlama dünyasını seyahat özelinde ele almaya hazırlanıyor.

INFLOW Travel Summit 2016’ya, dünyanın farklı ülkelerinde eşi Nataly Zakharova Osmann’ın elini tuttuğu ‘Follow Me To’ konseptli fotoğraflarla ünlenen Murad Osmann ve gezi-kültür programlarıyla yakından tanıdığımız perküsyon sanatçısı Ayhan Sicimoğlu’nun yanı sıra Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden seyahat dünyasına yön veren isimler katılıyor.

Türk Havayolları ve TAV ana sponsorluğunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TÜRSAB’ın desteğiyle gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında, katılımcılar panellerin yanı sıra B2I (Business-to-Influencer) toplantılarına katılarak, dijital platformun öncüleri, sektör profesyonelleri ve marka temsilcileriyle görüşme imkanına sahip olacak.

Bu konuya sponsorluk yapan THY ve TAV’a çok teşekkürler. Umarım Turizm Bakanlığı bölgesel sınırlamalar, biz oy verenler vermeyenler ayrımına girmez tanıtım yapacakları yerler konusunda. Türkiye’nin Trakyası ayrı, Güneydoğusu ayrı güzel.

Devletimiz bunları bizzat tanıtmaya çalışmak yerine turistik bölgeleri yetiştirmeye çalışmalı. Mesela INFLOW ile gelen bloggerları baştan çıkarmaya çalışmalı Didim belediyesi. Aynı şekilde gelecek sene de onları ziyaret etmesini sağlamalı Mardin’in turistik tesisleri. Biz bir seferlik değil zamana yayılmış adımlar atmalıyız bu etkinlik çerçevesinde.

Umarım bu sesimizi duyanlar olur…