İnternet zehir midir?

Cumhurbaşkanı yaptığı bir konuşmada “zehir evlere girdi” dedi. Ben başta uyuşturucuyu kastediyor sandım. Sonra atık su kanallarına dökülen ve oradan evlerin tuvaletlerinden evi kokutan fabrika atıklarını düşündüm. Hatta üç zehir tuz, şeker ve un bile geçti aklımdan. Ama asla internetten bahsettiği aklımın ucundan geçmedi.

İnternet bu ülkede çok sopa yedi. Yaygınlaştırılamadı. Serbestleştirilemedi. Özelleştirilemedi bile. Sık sık ve olur olmaz her yeri yasaklandı. Ama cumhurbaşkanı seviyesinde zehir olarak nitelenince gerçekten derinden yara aldım. Çok üzüldüm.

Daha önce Fetö ekibi de interneti eleştirmişti. Devvar u gaddar demişti bu gelişmeye. Ben de bunu TKNLJ’ye taşımıştım.

İnternet daha önce Binali Yıldırım’ın bakanlık ve başbakanlık döneminde de dile getirdiği gibi bir alet. Mesela bir bıçak. Yine Yıldırım’ın sözleriyle baktığımızda doktorun elinde hayat kurtaran bir bıçak, katilin elinde kötü bir alet. Biz bunu zehir olarak niteleyerek ülkede zaten giderek batağa saplanan eğitim sisteminin yedek lastiği olabilecek özellikler taşıyan bir güzelliğin hak tarafından kullanılmasını engellemeye çalışıyoruz.

Sevgili devlet büyüklerim. Sevgili aklı başında insanlar. Lütfen bunu yapmayınız. Lütfen hepimiz için çok önemli fırsatlar taşıyan bu güzelliği iyi yönleriyle anlatınız halka. Doğru kullanırsak hayatımızı nasıl kolaylaştıracağını konuşalım. Siz de biliyorsunuz ki bir kesim ne derseniz onu yapıyor nereye derseniz oraya gidiyor.

Eğer bu sistemin güzelliklerini görmekte zorlanıyorsanız elimden gelen yardımı yapmaya hazırım size.

Ey internetten faydalanan insanlar… Lütfen internetin güzelliklerini devlete anlatmamızda, onların bu sistemi eleştirmesini durdurmakta bizlere yardımcı olun…

ABD regülasyonu “bazı siteleri yavaşlatabilirsiniz” diyor…

ABD’de “net neutrality” adında bir kavram tartışmaya açıldı. Önce bu kavramın ne olduğunu size hatırlatayım: Diyelim ki bir servis sağlayıcınız var. Bu servis sağlayıcısı, tüm internet sitelerinin müşterilerine aynı hızlarla, mümkün olan en yüksek hızlarla gelmesini sağlamak zorunda. Buna ağ tarafsızlığı deniyor.

“Sana ne kardeşim sen onun adresine filan bakma neyse getir” deniyor ki bu da size mantıklı gelmiştir. Tabi canım insanlar neden bazı siteleri yavaşlatsın bazılarını hızlandırsın ki? Biz ülkemizde bu sorunun cevabını yaşadık. Terörist eylemler zamanı sosyal medya, özellikle de Twitter ve Facebook, tartışmaların çok da uzamaması için gözle görülür biçimde yavaşlatıldı. Buna kimi sözde gazetecilerimiz ama kapanmadı sansür yok diyerek destek bile verdi. Onların işi ve parası çok ama yatacak yeri yok. Neyse ana konumuz bu değil.

ABD, 2 yıl önce bu olayın önemini, bizzat o zamanki başkanı Barack Obama’nın yaptığı geniş açıklamalarla halkına anlattı. Ve bunun için yapılan özgürlükçü söylemleri regülasyonlar takip etti.

ABD’de bizdeki BTK’nın muadili bir kurum var. Adı Federal Communications Commission… Komisyonun şimdiki başkanı, Ajit Pai, ajitasyon yaparak bu kuralların kaldırılmasını istediğini dile getirdi.

Bir ülke bunu neden kaldırmak ister? Akıl sır erdirmek zor. 14 Aralık günü bunun oylanması yapılacak. Pai bu tarafsızlığı kaldırarak internetin özgürlüklerini yeniden getirdiğini, servis sağlayıcılar üstündeki baskıyı kaldırdığını dile getiriyor şaşırtıcı bir biçimde. İsteyen istediğini. beğenmediğini yavaşlatma özgürlüğüne sahip olsun diyor.

Amerika ciddi adımlarla bir kabile devleti olmaya doğru ilerliyor.

FCC’nin oylaması üçte iki çoğunluğa sahip Cumhuriyetçilerin oylarıyla birlikte kesin kabul edilecek. Orada hemen kimsenin şüphesi yok.

Peki bu noktadan sonra ne olacak? Servis sağlayıcılar internet sitelerinden para alacak ve diyecek ki para verenler hızlı gelsin parasını vermeyenler sürünsün, öyle yavaş gelsin ki millet bezip bize para veren öteki sitelere gitsinler.

İnternetin doğasına ve ruhuna aykırı bu hareket dünyaya yayılır mı? Kesin örnek alan çok ülke olacaktır. Ben Türkiye’de para için bu yola girilmez gibi geliyor ama belli de olmaz. Gelecek için temkinli bir iyimserlik içindeyim.

Peki para kazanma tarafını söyledik. Ya şirketler farklı düşüncelere sahip internet sitelerinin hızlarını yavaşlatırsa? Farklı fikirler derken… Alternatif bakış açıları, muhalifler, büyük şirket ve iktidarı eleştirenler… Böyle sayınca kesin olmaz diyebilir misiniz? Ben diyemem.

Ha kural ve kanun takip edilecekse, 2011 yılında konjonktüre rağmen BTK’nın dimdik durarak aslanlar gibi çıkardığı harika kararlar var.

Dünya giderek, palyaçoların yönettiği bir gezegen olma yolunda büyük adımlarla ilerliyor. Bizim akıllı olmamız, o ülke bu ülke demeden bu tarzda söylemlere karşı durmamız gerekiyor.

Ya da Elon Musk’a gidip ne oldu abi şu bizim Mars işi deyip duracağız.

Çok fazla seçeneğimiz yok…

 

 

TBV’den Wikipedia için 6. ay hatırlatması

İnternet üzerinden yayınlanan, dünyanın en büyük ansiklopedisi Wikipedia’ya, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından 29 Nisan 2017’den itibaren “idari tedbirle” erişimin engellenmesi 6 aydan fazla bir süredir devam ediyor. Wikipedia, doğrudan doğruya kullanıcıların kattıkları bilgilerle sürekli güncellenen bir ansiklopedidir ve Google, Facebook, Twitter, Instagram ve benzeri siteler gibi gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur.

“İdari tedbir” kararı, Türkçe ve diğer dillerde yaklaşık 45 milyon makale içeren Wikipedia.org sitesini sadece Türkiye’deki kullanıcılara kapatıyor. Türkiye ile ilgili “sakıncalı” olduğu değerlendirilen içeriğe ise Türkiye dışındaki ülkelerde serbestçe ulaşılıyor. Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi ve Avrupa Birliği’ne aday olmasına rağmen, ne yazık ki, Wikipedia’yı yasaklamış ülkeler arasında yer alıyor.

Türkiye Wikipedia’da kendini savunamıyor

Wikipedia’nın sadece Türkiye’den erişime kapatılması, Türkiye’deki kullanıcıları bilgiye anında ulaşmaktan alıkoyduğu kadar, daha da vahim bir duruma yol açıyor: Wikipedia, kullanıcıların kattıkları bilgiyle sürekli yenilendiği için, Türkiye’deki kullanıcıların, “sakıncalı” bulunan içerikleri düzeltme, ekleme ve çıkartma yapma olanağı da kalmıyor. Ülkemizi ilgilendiren değerlendirmelere bütün dünya katılım gösterirken Türkiye’den kullanıcılar, kitlesel olarak görüşlerini iletemez ve kendilerini savunamaz durumdadır. Dolayısıyla, erişim yasağı nedeniyle, küresel olarak şekillenen dünya görüşlerine Türkiye savunmasız kalmaktadır. Benzer şekilde, erişim yasağı, ülkemizin algısını da olumsuz etkilemektedir.

Wikipedia, hem Türkçe, hem diğer dillerdeki yayınlarıyla özellikle eğitim çağındaki gençlerimiz tarafından yoğun biçimde tercih edilmektedir. Wikipedia gibi bir bilgi kaynağının kullanıma kesintisiz açık olması, bir bilgi toplumu olmayı hedefleyen ülkemizin ve vatandaşlarımızın yararınadır.

Wikipedia’da kullanıcıların el birliği ile oluşturduğu içeriklerde hukuka aykırı, rahatsız edici veya doğru olmayan bilgiler hakkında yasal merciler tarafından hukuka uygun ve yetkileri çerçevesinde önlemler alınması hukukun en tabii gereğidir. Bu önlemler alınırken hukukumuzun ve evrensel hukukun temel prensibi olan “ölçülülük” ilkesi çerçevesinde hareket edilmesi önem taşımaktadır. Ölçülülük ilkesi çerçevesinde, hukuka aykırı, rahatsız edici veya doğru olmayan içeriğe yönelik olarak teknik ve hukuki tedbirlerin alınması mümkündür. Ülkemizin bilgi toplumu niteliği kazanması için 20 yıldan fazla bir süredir çalışan Türkiye Bilişim Vakfı’nın arzusu Wikipedia erişiminin engellenmesi konusunun bu çerçevede yetkili makamlar tarafından değerlendirilerek konuya çözüm bulunmasıdır.

Parası olan yazdıklarımızı internetten silebilir mi?

Bana gelen bir basın bülten kafamda internette parası olan herkes bizim yazıp çizdiklerimizi silebilir mi sorusunu uyandırdı kafamda… Bunun için bana bülteni gönderen kurumla derinlemesine bir sohbete girdik. Önce gelen basın bültenini sizinle paylaşarak neden bende bu izlenimin uyandığını sizinle paylaşmak istiyorum…

Bültenin başlığı “İNTERNETTE İSTENMEYEN HABERLERDEN KURTULMAK MÜMKÜN” ile verilmiş. Devamındaki spotunda Hakkınızda yayınlanmış asılsız haberlerin kaldırılması zor değil deniyor.

Şirket bize diyor ki “kişi ve kurumlar dijital ortamda yayınlanmış asılsız haberler veya yanlış bilgilerin kaldırılması için çoğunlukla tek tek haber kaynaklarına ulaşmak zorunda kalıyor. Dijital hukuk alanında yaşanan gelişmeler bu sorunların çözümünü de kolaylaştırıyor. “E-koruma.net”, dünyanın önde gelen arama motorları, sosyal ağlar ve dosya paylaşım sitelerinde yer alan istenmeyen içeriklerin kaldırılmasında yüzde 100’e yakın bir başarı sağlıyor.”

Şirketin kurumsal iletişim yöneticisi Esra Topal, “dijital ortamlarda paylaşılan asılsız, karalayıcı ve küçük düşürücü içerikler kişi ve kurumların itibarını zedeleyebiliyor. Bu tür içerikler internet ortamında geleneksel mecralara göre çok daha hızlı yayılıp tek tıkla milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Özellikle göz önünde olan kişiler, büyük şirketler ve ünlü isimler zaman zaman internet ortamında yıllarca emek vererek oluşturdukları itibarlarını, çalışma hayatlarını, iş ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecek içeriklerle karşılaşabiliyor. Bu içerikler; asılsız, karalayıcı haberler ve özellikle telif haklarına aykırı her hangi bir durum olarak karşımıza çıkıyor. E-koruma.net’in dijital hukuk alanında yaptığı çalışmalar bu tür haberlerin ve içeriklerin internet ortamından kaldırılmasına yardımcı oluyor” demiş.

İstenmeyen içeriklerin kaldırılması konusunda sosyal medya ajansları, dijital pazarlama ve marka ajanlarının yetersiz kalacağını belirten Topal ”Örneğin geçtiğimiz dönemlerde büyük bir içecek firmasına yapılmış olan karalama kampanyası gerçeği yansıtmamasına rağmen haksız rekabet oluşturarak hedef kitlesini yanıltıcı ve itibar zedeleyici imaj çizmişti. İnternette hakkınızda çıkmış olan bu tür haberlerin tespit, takip ve dava süreçleri uzman kişi ve kurumlar tarafından yapılmalıdır. Hukuki ve bilişim alt yapısı olmayan kurumlar bu işlemleri gerçekleştiremez. Yaptıracağınız hiçbir işlemin yüzde 100 bir sonucu yoktur. Yapılacak işlemin kaldırılma süreçleri içeriğin boyutuna göre değişkenlik göstermektedir.’’ açıklamasını getirmiş.

“Bu davaların hızlı bir şekilde çözüme kavuşması için uzman kişilerden destek almanızda fayda var” diyor.

Peki o zaman benim aklıma gelen soru muhtemelen bir çoğunuzun da aklına gelmiştir. Mesela ben bir şey söylüyorum ve bu benim kendimi ifade etme özgürlüğümle uyuşuyor. Peki buna rağmen bu yazılanların internet ortamından silinmesi mümkün mü? Konuyu birkaç soruyla şirkete yönelttim. Esra Topal ivedilikle bu sorulara samimi cevaplar verdi:

Twitter “sen kime ne cezası kesiyorsun” davası açtı

BTK Twitter’ın terör örgütünü öven içeriklerini çıkarmadığı için 150 bin TL para cezası kesti. Öylesine… Durduk yerde…

Twitter da şimdi karşı dava açmış. Böyle ceza mı kesilir diyor. Yapılan işin anlamsızlığını dile getiriyor.

Kanaltürk’e Türksat uymadı Arabsat uydu

Hatırlanacağı üzere ismi cemaatle anılan kanallar Türkiye’de yayıncılık üzerine bilinen tüm sistemler üzerinden itinayla ayıklandı. Ne Digiturk, ne Tivibu, ne Turkcell TV ne de Türksat… Sadece yayın saçakları ve platformlardan çıkarılmakla kalmadılar aynı zamanda parasını verip girdikleri Türksat uydularından da çıkarıldılar. İnsanlar bunu doğal olarak onlara yapılmış bir sansür olarak tanımladı.

Alman demokrasisini yüzde 80 tutturduk

Almanya’da bir internet sitesi, netzpolitik.org bir haber yapıyor. Haber, devletin Alman vatandaşları üstündeki online takibini artırmasına yönelik unsurlar içeriyor. Alman Federal Savcısı Harald Range bu yapılan haberlerin devletin sırlarını ifşaya yönelik vatana ihanet olduğunu düşünmüş olacak ki kendi fikrini doğrulatmak için bağımsız uzmanlardan görüş istedi.

Bu noktaya kadar olan her şey ülkemizde de yaşanıyor. Yani biz Alman demokrasisinin kaba bir hesapla yüzde 80’ini tutturuyoruz. Bizde de savcılar, acelece ve acemilikle çıkarılmış kanunların onlara verdiği yetkiye dayanarak zırt pırt internet sitelerini kapattırabiliyor hatta birisi açılsın diyene kadar Twitter’ından Youtube’a kadar geniş bir yelpazede sitelere erişimi engelliyor.

Ancak Almanya’da durum bizimkinden biraz daha farklı: Adalet Bakanı Heiko Maas, internet sitesinde yayımlanan haberin devletin sırlarını ifşaya yönelik bir şey olduğundan şüphe duyduğunu dile getirdi ve Başbakan ile mutabık kalarak Cumhurbaşkanından Range’i emekli etmesini istedi.

İşte Alman demokrasisiyle aramızdaki bu yüzde 20’lik küçük fark; onları Avrupa’nın başkenti, bizi Ortadoğu’nun Paris’i yapıyor sanırım…

Bu haberi okuyup bir süre düşünmenizi öneriyorum size hayatın gerçekleriyle alakalı…

 

İnternet çılgınlığı artıyor!

Yandaş gazeteleri anlamakta zorluk çekiyorum. Bunlardan birinin birinci sayfasına taşıdığı bir haber: İnternet çılgınlığı artıyor, yapılan araştırmaya göre günde 4 saatten fazla internet kullanır hale gelmişiz.

O kadar acayip bir şey ki bu… Sanırsınız internet çirkinliklerin merkezi, orada olmak insanları daha kötü hale getiriyor. Yahu internet bu, siz ne kadar kötüyseniz o kadar kötü bilgiler alabiliyorsunuz oradan. Siz kendinizi ne kadar geliştirmek istiyorsanız o kadar doğru bilgiler edinebiliyorsunuz…

Bugün interneti kötülemek, insanları internete girdiği için eleştirmek bizim yapmamız değil kaçınmamız gereken bir şey. Bunu sadece yandaş medyaya değil Yeşilay gibi gençleri aşırı bağımlılıklarından kurtarmakla yükümlü kurumlara da anlatmak lazım: İnternette olmak kötü bir şey değil. Siz girdiğinizde kötü şeyler görüyor olmanız herkesin orada kötü şeyler yapacağı anlamına gelmiyor. İnsanlar internette paylaşıyor, birbirlerine bilgi aktarıyor, öğreniyor ve zaman zaman da öğretiyor. Daha ucuza ürün ve hizmet alıyor, şirketini daha geniş kitlelere açıyor, global dünyaya bir tıkla ulaşıyor. Ama biz bunu internet çılgınlığı ve bağımlılık olarak tanımlıyoruz.

Belki internete daha az girmemizi sağlayarak insanların ortak bir şuur geliştirmesini engellemek istiyorlar. Belki orada örgütlenen kullanıcıların seçim sandıklarına sahip çıkmak için topluca sandık müşahidi olmak için harekete geçmesini istemiyorlar. Belki sandıklarda yaşanacak kötü olayların o hızla herkes tarafından bilinir hale gelmesini istemiyorlar. Belki de çok basit bir biçimde insanların kendilerine tepki göstermesini engellemek istiyorlar.

Öyle ya da böyle internetin kullanılmasını engellemeye çalışmakla 10 Mayıs 1933 yılında Berlin meydanlarında kitap yakan Nazi iktidarının ne farkı var? Çıkış noktaları çok mu farklı? Birisi Alman olmayan her şeyi yakın sloganıyla Karl Marx, Thomas Mann, hatta Marcel Proust’un kitaplarını ateşe atıyordu. Bizimkiler aman çok bağımlılık yapıyor diye internete girmemizi yasaklıyor ve siteler kapatıyor…

İnterneti kapatarak, kullanımı kısıtlayarak daha iyi bir kullanım ve daha mutlu çocuklar yaratamazsınız. Onlara doğru kullanımı göstermeniz, bilgiye ulaşma yollarını anlatmanız, bilgi yaratmayı öğretmeniz gerekiyor.

Tabi bunun için de sizin internete girmeniz gerekiyor. Önce siz…

“CHP engelleyince sansürcü mü oldu” sorunsalı

Sabah uyandığımda internet üstünde bazı ses özgürlüğü savunucularının CHP’ye sert ifadelerle eleştiri oklarını yönelttiğini gördüm ve hemen bunun ne olduğunu anlamaya çalıştım. İddialara göre (İddia diyorum çünkü CHP’nin bazı gönderileri engellediği söyleniyordu ve bunların engellendiğine dair elimde somut bir kanıt yok) CHP, içinde Doğan Grubu yayınlarının isimlerinin terörist bir örgüt gibi anıldığı bazı girdileri engellemişti. Konuyla ilgili tartışmalarda elimizde somut veriler olsun diye fikirleri TKNLJ formatında yayımlamak isterim:

  • Yapılan ifade bir ifade miydi ki özgürlüğünü savunalım konusunu masaya yatıralım. Hatırlanacağı gibi savcının vurulması sırasında haberlere yayın yasağı getirildi. Bu yayın yasağının yanlışlığını savunan bazı yayınlar vatandaşın bilgilendirilme hakkını savunma adına haberini ısrarla yaptığı için bazı kesimlerce terörist ilan edildi
  • “İfade özgürlüğünü savunan birilerni terörist olarak tanımlamak ifade özgürlüğü mü” konusunu öyle hoppala cuppala diye değil, cidden tartışmak lazım
  • “İfade özgürlüğünü kullanan birini terörist ilan edenin girdilerini kapatmayı ifade özgürlüğü kapsamında eleştirmeli misiniz” sorusu iki katmanlı bir oksimoron çıkarıyor ortaya.
  • CHP’nin bu bakış açısıyla sansürcü sayılması için mesela Kılıçdaroğlu’na bir eleştiri sonrası hesapların kapatılmasını görmemiz gerekmez mi? Mesela hesabınız çok yanlış diyen bir mesajı kapatınca hepimiz gönül rahatlığıyla sansürcü demez miyiz?
  • CHP niye basını savunuyor, basın kendini savunsun demek de çok yanlış geliyor bana. Çünkü basın özgürlüğünü savunmak sadece gazetelere değil bize de düşer. Çünkü bu bir otomotiv şirketi değil hepimizin hayatının önemli bir parçasıdır.

Twitter ve Youtube neden kapandı?

Twitter ve Youtube yine bir ulusal saçmalığa imza atılarak kapatıldı. Peki neden kapatıldı? Eldeki imkanlarla edindiğimiz belgelere dayanarak sizlerle paylaşalım…

Bekir Altun isimli hakimimiz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından kendine gönderilen belgeye dayanarak kapatma kararlarını çıkardı. Konu, 31 Mart günü yaşanan terör saldırısı. O saldırıdan yola çıkılarak resimlerin paylaşılması, kapatmanın başlıca sebebi olarak gösterildi.

Muhtemelen Youtube, Twitter ve Facebook’a kapatma istekleri gönderildi. Neydi bu istekler? NTV’de yayımlanan bir resim, Facebook’ta belli adreslerde yayımlanan resimler, sondakika.com sitesinde yayımlanan haber, Twitter’da Metin Uca gibi önde gelen isimlerin paylaşımları… Önce üç ana akım da kapatılacakken son dakikada Facebook tekrar açıldı ve gösterime girdi.

Bu kapatma kime ne sağlar? Resimleri gören gördü zaten. Gazetelere yasak da getirildi. Bu saatten sonra getirilen yasaklamalar tamamen halkın haber alma hakını ellerinden almak ve istedikmeri anda istedikleri içeriği kaldırmayan, bir başka deyişle dümen sularına gitmeyen Google ve Twitter’a kafa atmaya yöneliktir.

Bir de 7 Nisan günü milletvekili adayları açıklanacak ve Cumhurbaşkanı’nın onayıyla birçok milletvekili dışarıda kalıp bağırıp çağıracak. Gündemin değişmesi lazım tabi…

Türkiye Twitter’ı sansür şampiyonu yaptı

Twitter’da içerik sildirmede yine dünya birincisi olduk. Twitter’a gelen 796 içerik kaldırma talebinin 477’si Türkiye’den gitti. Gizlenen 1982 mesajdan 1820’si, askıya alınan 85 hesaptan da 62’si Türkiye’nin isteğiyle yapıldı.

Bunu necip Türk basınının yapmayı düşünmediği farklı bir yöntemle inceleyelim ne mal olduğumuz daha iyi ortaya çıksın:

  • Gizlenen veya hükümetimizin daha şirin gözükmek için icat ettiği deyimiyle buzlanan mesajların yüzde 92’si Türkiye’den…
  • Bu içerik olmamış çok zararlı bunu kaldıralım taleplerinin yüzde 60’ı Türkiye’den
  • Bu adamlar çok tehlikeli bunların hesabını kapatalım taleplerinin yüzde 73’ü Türkiye’den…

Bu şekilde baktığımızda eğer Türkiye Twitter’a girmeseydi bu ortam yüzde 60 ile 92 arasında daha az sansürcü görünecekti.

Yılın ikinci yarısında Twitter’dan içerik kaldırma talepleri 2014’ün ilk yarısına göre yüzde 84 artış gösterdi, engellenen hesap sayısındaki artış ise yüzde 348’i buldu.

Yani biz sansürcü yeteneğimizi hızla artırıyoruz. Twitter hızla sansüre dönüyor bizim sayemizde. Elimizi değdirip de bozmadığımız bir sosyal medya kalmıştı.

Artık kalmadı…

Koltuğun kenarına oturan misafir

Eskiden büyüklerimiz öyle derdi: Koltuğun kenarına oturan misafir. Özellikle bayramlarda eve gelen misafirlerdi bunlar. Her an kalkacakmış gibi oturan, uzun ve keyifli bir ziyarete gelmemiş olan kişiler için söylenirdi bu. Gerçekten de koltuğa değil koltuğun kenarına otururdu bu misafirler.

Şimdi bakıyorum sosyal medyamız da aynı durumda. Haberini yaptım kan ağlayarak…Facebook, Twitter ve Google Plus önemli bir kapanma tehlikesi atlattı. Ülkemde örgüt olarak tanımlanan birileri Adana’da yakalanan TIR’ların muhteviyatıyla ilgili bilgi geçirmiş ele. Bunu da sosyal medyadan yayımlamış. Yayımlayınca ortalık ayağa kalkmış ve bütün sosyal medya araçları dürtülmüş.

Allahtan sosyal medya sahipleri “tamam baba ne demek hemen kaldırıyoruz” dediler de hala bir sosyal medyamız var. Ama olmayabilirdi de…

Mesela Google Plus’ta çalışan Elisabeth ablanın o gün muayen günü olduğu için çok acı çekmesi söz konusu olabilirdi. Kendisine ulaştırılan bilgiyi alamamış olabilirdi. “Aman ablacığım ne yapıyoruz” sorusuna içinde bulunduğu günün anlam ve önemine binaen “ay bana ne ne yapıyorsanız yapın bana mı güvenip internete girdi Türkiye” diyebilirdi.

Mesela Facebook’ta çalışan Richard amca, kaynının düğün halayına katılmak için Boston’a gitmiş olabilirdi. Telefon açıp “hacı maillerine bakmıyorsun ama Türkler kapatırız diyorlar bak” diyenleri “dur oğlum tam hızımızı aldık yemişim Türkiye’yi dünyayı lay lay laaay la” cevabıyla geçiştirebilirdi…

Veya en acayibi, Twitter’daki Joe, “oğlum Türkler sansürcü gözükmesin diye ben niye içerik kaldırıyorum… Bunlarda herhangi bir sorun yok ki. Bana ne lan biz sansürcü olacağımıza kaldırmayalım bunları Türkler sansürcü olsun” diyebilir…

Yani Türkiye’de sosyal medyaya yatırım yapan binlerce şirket, oranın vasıtasıyla iş bulmuş on binlerce insan, haber kaynağı olarak orayı kullanan milyonlarca insan, Elisabeth, Joe ve Richard’ın kafa durumuna bağlı.

Yani bir başka deyişle internet koltuğun kenarında oturuyor.

Yapmamız gereken ne? Maddeler halinde, TKNLJ formatında yazalım:

  1. Sosyal medya şirketlerinin bu bakış açısıyla Türkiye’de en azından irtibat ofisi açmaları şart. Bu iş gerçekten Türkiye şartlarında kaçınılmaz oldu
  2. Türkiye kural ve kanunlarını benim dediğim tek doğrudur modundan çıkarmalı… Biz artık dünyayla entegre çalışıyorsak sadece kendi doğrularımızla dünyanın bize uymasını bekleyemeyiz.
  3. Sosyal medyada yayılan bilgiler eğer biz bu derece üstüne gidersek daha hızlı yayılıp efsane oluyor. Mesela Adana ve TIR hikayesi sosyal medya bu yüzden kapatılma riskiyle karşı karşıya kalana kadar kesinlikle radarımda değildi. Ama şimdi o konuda bayağı şey okudum. Buna Streisand Effect deniyor. Ben de yazmıştım bu konuda… Yani bazen görmemek dikkatleri üstüne çekmemek anlamına da gelir.

İran paso göstermeden internete giremeyecek

İran Ulaştırma Bakanı Mahmud Vaizi, internet sistemine uygulanacak projeyle, kullanıcıların internete girmeden önce kimliklerinin tespit edileceğini açıkladı.

Mehr haber Ajansı’nın haberine göre, Vaizi, başkent Tahran’da düzenlediği basın toplantısında, ülkede internet kullanıcılarının kimliklerinin tanımlanması için yeni bir projenin uygulanacağını belirtti. Vaizi, proje sayesinde internet kullanıcılarına telefon numarası gibi internet numarası verileceğini belirterek, “Bu uygulama, iletişim araçlarının şeffaf kullanılmasında yeni bir yöntem. Şu anda söz konusu projenin altyapısı oluşturuluyor. Bu uygulamayla izinsiz internet kullanımını ve dolandırıcılığı önlemeyi hedefliyoruz. İnternet kullanıcıları telefon kullanıcıları gibi internet numarasına sahip olacak. Bu uygulamayla kullanıcıların gizliliğini ihlal etme niyetinde değiliz” dedi.

Siber Yüksek Konseyi’nde, e-devlet sistemlerinin geliştirilmesi için Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından imzalanan yol haritasını hatırlatan Vaizi, bu kapsamda oluşturulacak milli internet ağının ülkenin ihtiyacı olduğunu ve çalışmaların hızlandırıldığını ifade etti.

AKP’den özür diliyorum

Ben internete getirilmeye çalışılan sansür konusunda çok yazdım çizdim ve AKP hükümetini ve getirdiği devlet unsurlarını suçlayıp durdum. Çok yanlış yapmışım. Meğer benim sandığım gibi interneti kalan son basın ortamını ele geçirmek için sansürlemiyormuş devlet büyükleri. Meğer internetten bizi korumak için, internetteki cinleren korumak için yapıyorlarmış.

Milli Gazete’den adını zikredersem sitenin kirleneceğini düşündüğüm bir abi şöyle buyurmuş:

“Duyarlı Müslüman bir hanım, internet gibi insandan cine kadar herkese açık ve bir daha kapatılamayan bir ortama fotoğraflarını nasıl koyabilir”

Ben nereden bilebilirim? Öyle cinliklerim filan yok benim. Kafadan sansürü düşündüm hep…

Meğer kadın kardeşlerimizin resimlerine bakan cinler ecinniler varmış. Onun için internete girilmesini istemiyormuş büyüklerimiz.

Abi şunu baştan söylesenize… Söz girmeyeceğim bir daha internete, tanıdığım kadınları da girmemeleri için uyaracağım.

Tekrar özür dilerim sevgili o kesim…

Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı

Burada biz bizeyiz. Kimse sansür olsun demiyor. Kimse birileri yazdıkları yüzünden cezalandırılsın demiyor. Birisi Kemal Kılıçdaroğlu ile Führer arasında bağlantı kurduğunda ciddiye bile almamak lazım. Ama CHP milletvekili Aykan Erdemir konuyu o kadar güzel toparlamış ki hukukun oportünizm ve adam kayırmacılığa nasıl kurban gittiğini net bir şekilde görmemizi sağlamış…

CHP Bursa milletvekili Aykan Erdemir, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Bursa il müdürü Kadir Akarkaya’nın Twitter hesabını kullanarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na hakaret edenler hakkında savcıları göreve davet etmiş. 17 Temmuz 2014 tarihinde Kadir Akarkaya’nın Twitter hesabından paylaşılan “führer ke-MAL” ifadesiyle ilgili Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’a soru önergesi veren CHP’li Erdemir, BYEGM il müdürü Akarkaya’nın bir gazetede yer alan “Ben Twitter kullanmıyorum. Böyle bir şey yazmadım.” beyanı sonrasında sorumluların ortaya çıkarılması talebinde bulundu.

Bir kamu görevlisine yakışmayan bu hakareti Akarkaya’nın sahiplenmemesinden memnuniyet duyduğunu belirten Erdemir, “Akarkaya’nın sözüne itibar ettiğimiz için bu işin takipçisi olacak ve Haziran 2011’den bugüne Akarkaya’nın hesabından kendisi adına twit atan sahtekarları er geç ortaya çıkaracağız” dedi.

Meselenin yalnızca bir sahtekarlık meselesi olmadığını, Akarkaya adına @kadirakarkaya hesabını kullanan kişilerinin gün be gün kendisinin tüm ziyaretçilerinin bilgilerini ve fotoğraflarını da paylaştığını hatırlatan Erdemir “belli ki il müdürlüğü içindeki paralel bir yapılanma Akarkaya’nın tüm bilgilerini sahte Twitter hesabından paylaşarak büyük bir güvenlik zaafiyeti oluşturmaktadır” dedi.

Yani bir adam birisi hakkında haberi olmadan Twitter hesabı açacak. Her gün çoluğu çocuğuyla resimlerini koyacak. Sonra hukuki sonuç doğuracak bir mesaj atıldığında ben Twitter bile kullanmıyorum diyecek. Yemezler canım.

Devletin bu gibi mesajların kökenini bulmak için Twitter’ı kapatmaya kadar giden aksiyonlar aldığını biliyoruz hepimiz. Hapise giresim olsa deneme yapıp mesaj olarak bir devlet büyüğüne Führer yazsam muhtemelen beni 10 dakikada ayıklarlar. Ki ben devlet memuru bile değilim.

Bu durum güzel Türkçemizde net olarak tanımlanmıştır: Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı…

Anayasa Mahkemesi yargı olmadan kapatamazsın dedi

Anayasa Mahkemesi siz öyle kafanıza göre 4 dakikada internet sitesi filan kapatamazsınız dedi. Torba yasaya sokuşturulmaya çalışılan maddeyi kökünden iptal etti.

Daha önce demişti bunuTİB’e… Tatava yapma hemen aç demişti.

Sonra başka şeyler de söyledi koskoca AYM… Bu işe BTK değil kanunlar baksın dedi.

Hükümet tüm bunlara rağmen ısrarla kanunlara gece yarısı baskınıyla torba yasa marifetiyle internet yasağı sokmaya çalışıyor. Yanu yemiyor kimse işte… Dönüş dolaşıp Anayasa Mahkemesi’ne kadar gidiyor olay.

Ya bu mahkemeyi değiştirin ya da bu kafayı. Yaptığınız anayasaya aykırı. Üç kere yapmaya çalışmanız yaptığınız şeyi daha doğru yapmıyor. Bir şeyi tekrarlayarak daha doğru hale getiremeyeceğiniz net bir biçimde göründü.

Einstein deliliğin tanımını şöyle yapar: Aynı deneyi arka arkaya yaparak farklı sonuçlar çıkmasını denemek…

Yeter artık uğraşmayın benim internetimle…

Antidemokratsınız bari şamar oğlanı olmayın…

Bu ülkeyi kuranlar, bu anayasayı yapanlar sizin gibi insanların geleceğini düşünmüş ki sansürü geirtmeyecek bir sistem kurmuşlar yasa maddeleri ve anayasa mahkemesiyle… Daha güçlü olabilirsiniz ama daha akıllı değilsiniz o zamanki insanlardan…

İnternetin değişen maddeleri ve gerekçeleri

İnternet yasaklarıyla yakından tanıdığımız 5651 kanunu değişti. Sizler için değişen kanun maddelerini ve hükümetin bu değişikliğe yönelik kafasındaki gerekçeleri birinci kaynaktan, yani meclis tutanaklarından sizler için çıkardım. Tartışırken inceleyebilmeniz için sizlerle bu maddeleri noktasına dokunmadan paylaşıyorum:

“MADDE 129- 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “iki bin Yeni Türk Lirasından on bin Yeni Türk Lirasına” ibaresi “iki bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına” şeklinde ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir.”

Gerekçe:

Mevcut durumda internet trafiğine ait bilgiler ancak bir soruşturma ya da kovuşturma olması durumunda mahkeme kararı ile işletmeciden temin edilebilmektedir. Hâlbuki çoğu zaman bir soruşturmaya başlanabilmesi için bu bilgiler gerekmektedir. Ayrıca trafik bilgilerinin farklı işletmecilerden farklı biçim ve düzenlerde gönderilmesi, bu bilgileri talep eden ilgili mercilerde kullanım zorluğu doğurmaktadır.

Mahkeme kararı üzerine ilgili işletmeciye başvurup trafik bilgisinin talep edilmesi ve işletmecinin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirip göndermesi ya da ham olarak gönderilen bilgilerin Başkanlık tarafından kullanılabilir ve anlamlı hale getirilmesi zaman almakta, böylece soruşturma ve kovuşturmaları geciktirmektedir. Terör saldırısı tehdidi gibi acil durumlarda talebe zamanlıca cevap verilmesi imkânı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, işletmecilerin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirmesi işlemleri ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Bu nedenle, fıkra ile işletmecilerin ek mali külfet altına girmesinin önlenmesi de sağlanmış olmaktadır.

Bu nedenlerle, temin edilecek genel internet trafiğine ilişkin bilgilerin hâkim kararı üzerine ilgili mercilere verilmesi öngörülmektedir.

“MADDE 130- 5651 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “yirmi dört saat” ibaresi “dört saat” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(16) Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar.

Gerekçe:

Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden biri veya bir kaçına bağlı olarak internet ortamında vuku bulacak ihlallere yönelik çok kısa sürede koruyucu idari tedbir alınabilmesi hedeflenmiştir. Bu değişiklikle “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” ile “suç işlenmesinin önlenmesi” hususlarında, “gecikmesinde sakınca bulunan hal” kapsamında erişimin engellenmesi öngörülmüş ve böylece Anayasadaki düzenlemelere uygunluk sağlanmıştır. Bu kapsamda verilecek idari tedbir kararlarının, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması ve hâkimin, kararını kırk sekiz saat içinde açıklaması öngörülmektedir.

 

Devlet herkesi internetten fişleyecek

Yine bir torba yasa tasarısı teklifi, yine internet yasaklarıyla ilgili atılmış gece yarısı adımları…

Dinlemeler konusunda en büyük polemiklerin odağında kalan TİB, telefonla dinleme ve takibin içine bir de internet takibini katmış bulunuyor. Dün gece geçirilen torba yasayla TİB, trafik bilgilerini en az 6 ay saklayacak ve ihtiyaç duyulduğunda doğrudan mahkemeye ulaştıracak. Bu konunun altındaki saçmalıkları yukarıdan aşağı TKNLJ formatında dizelim:

  • Telefon dinlemelerinde trafik bilgisi şirketlerden isteniyor. Bu konuda anlaşılan o ki internet trafik bilgilerini doğrudan TİB alacak ve saklayacak
  • Normal şartlarda dinleme yapılması için mahkeme emri veya savcıların prosedüre uygun istekleri geliyordu. Oysa internet bilgileri ne olur ne olmaz günün birinde istenebilir diye tamamıyla kontrol edilip saklanacak
  • Eskiden potansiyel suçlular izlenirken şimdi herkes izlenecek, herkes potansiyel suçlu olacak
  • Erişim Sağlayıcıları Birliği kurulması planlanıyor ve bu yönde adımlar atılıyordu. Bu adımın atılmasıyla bu birlik kadük oldu
  • Eskiden Türk Telekom ve benzeri servis sağlalyıcılardan bilgiler istendiği için halkın negatif ilgisine maruz kalıyorlardı. Şimdi bundan kurtulmuş oluyor şirketler…
  • TİB’in MİT’e devrinin bizzat cumhurbaşkanlığı seviyesinde konuşulduğu şu günlerde çok enteresan bir karar olduğunu kabul etmek lazım yeni torba yasanın…
  • Lütfen bu yasayla birlikte kimsenin nereye girdiğini ne olduğunu anlamıyoruz fişlemiyoruz demeyin. Bir insanın internet trafiğini bana verin size tüm hayatıyla ilgili her şeyini dökeyim size. Eer böyle bir şey olmaz diyorsanız ve yüreğiniz yetiyorsa sizin seçtiğiniz bakan ya da hükümet görevlilerinden başlayalım internet trafiklerini incelemeye…

Eğer yasaklıyorsanız güveniniz olmadığındandır

AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Neelie Kroes, aslında IGF toplantıları için İstanbul’a gelmişti. Ancak Bilgi Üniversitesi’nde özel bir oturuma katılarak bağımsız internetçilere sağlam bir selam çaktı. AB Komisyonu’nun dijital gündemden sorumlu ismi Kroes, Hürriyet gazetesi aracılığıyla Türkiye’ye birbirinden ilginç mesajlar verdi. İşte bunlardan birkaçı:

  • Türkiye’nin geleceğini, kalkınmasını ve kaderini önemsediğim için Türkiye’deki insanlarm hak ettikleri özgürlük ve refahtan faydalanmalarım istiyorum.
  • Türkiye’nin mart ayındaki 13 günlük Twitter kapatma kararıyla kendi anayasasına karşı hareket etmiş oldu. TİB’in o kararı ülkenizin demokrasisinin temeli olan anayasanıza karşı gelmekti. O karar orantısız, özgürlüklere aykırı ve insan haklarıyla uyumsuz bir karardı.
  • Twitter’ın kapatılmasından duyduğumuz üzüntü daha genel bir yaklaşımın izdüşümü olmasıyla ilgili. Bunu aynı şekilde bakan Elvan’a da söyledim. Bu mesele tek bir kararla sınırlı olmayıp, Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğüne ilişkin endişe verici eğilimin bir parçasını oluşturuyor. Bu husus, uluslararası camiada pek çok kişinin bir süreden beri gündeme getirmekte olduğu bir eğilim ve endişe kaynağı.
  • Kısa süre önce gerçekleştirilen seçimleri gözlemleyen AGİT, kamu yayın organı dahil takip edilen TV kanallarının çoğunun belirgin şekilde iktidar yanlısı bir tutum sergilediklerini saptadı. Avrupa ailesinin bir üyesi olmak isteyen bir ülkede ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü mutlaka garanti altma alınmalı.
  • Bütün ülkeler hata yapar ya da gün olur onaylanamayacak bir tavır benimser. Önemli olan hatalı tavrı değiştirme yönünde bir irade olduğunu ortaya koymaktır. Eğer ülkenizdeki en yüce mahkeme Twitter’ın kapatılmasını yasaklayan bir karar alıyorsa o noktada hükümetin de bu kararı başlangıç noktası olarak gördüğünü beyan etmesi Türkiye’yi suçlayan tartışmaların büyük bölümünün ortadan kalkmasını sağlayabilir.
  • Mahkeme kararı ortada, söz konusu internet sitelerinin kapatılamayacağım söylüyor. Bizim de bir daha bu sitelerin kapatılmasını önüne geçecek garantileri içeren bazı yasal önerilerimiz var. Sonuçta bugün Türkiye’de herkesin kabul edip saygı duyması gereken mahkeme kararı var.
  • Ne zaman ki bir siyasetçi medya üzerinde güç uygulamaya kalkarsa ben bunun bir güçsüzlük işareti olduğunu düşünürüm. Mesleğin tanımı gereği profesyonel gazeteci, farklı görüşlerin diyalog içinde ifade edilmesinin önünü açacak tartışmaları harekete geçiren kişidir. Eğer bunun yapılmasını istemiyorsanız davanızdan şüpheniz vardır.
  • Liberal olmayan, gayrimeşru ve hukuk dışı adımlar Türkiye’nin kalkınmasına zarar verdiği gibi halkı da mağdur etmektedir. Açık internette özgür ifade Türkiye’nin üerlemesine ve halkına destek olabilir. Artık buna kucak açmanın zamanıdır. Kalkınma ve demokrasiyi hedefliyorsanız dijital ortamların da peşinde olmalısınız.
  • Dijital dünyanın elbette olumsuz unsurları da var. Burada önemli olan özel hayatın hangi bölümünün ihlal edildiği meselesi. Bu hiç de kolay bir tartışma değü. Ama kolay değil diye “Biz engeller geçeriz” demek yakışıksız bir tavır. Bu meselenin çapını aşar. Bu tür bir yaklaşımın kabul edilebilir bir yanı yok. Oturur tartışırsınız -ki zaten sonuçta Türk hükümeti de Twitter yetkilileriyle oturdu konuştu. Özel hayata spesifik saldırılar olduğu kanıtlandığında zaten Twitter harekete geçiyor.
  • AB olarak şu anda ifade özgürlüklerine bakış konusunda aynı fikirde değiliz. Ama “Senin görüşlerini beğenmiyorum artık seninle konuşmuyorum” gibi bir tavra gitmek yerine oturup masada ortak bir anlayışa varmaya çalışmak lazım. Tartışmaktan vazgeçmek çözüm değü. Hep vurguluyorum, ülkenizde olağanüstü gelişmeler var. Ama ifade özgürlükleriyle ilgili mesele demokrasi önünde gerçek bir tehdit, yapıcı ve olumlu bir şekilde ele alınması gerekiyor. Oysa ifade özgürlüklerinin toplumunuza getireceği fayda çok. Sonuç ‘kazan-kazan’ şeklinde olabilir.

Türkler mi çok kötü devlet mi çok baskıcı?

Twitter yeni şeffaflık raporunu açıkladı. Raporda Türkiye, yerin dibine geçiyor. Çünkü bütün kaldırma isteklerinin en fazlasını Türkiye yapmış. Bu konuda karşımıza iki olasılık çıkıyor: ya Türk Twitter kullanıcıları, dünya Twitter kullanıcılarından daha kötü niyetli ve hepsinden fazla kötü hareket yapıyor ya da Türk hükümeti dünya hükümetlerinin hepsinden daha baskıcı. İşte size rakamlar:

  • Türkiye Twitter’a ulaşan 88 mahkeme kararının 65’ine, yani yüzde 73’üne sahip
  • Türkiye ilgili devlet kurumlarından gelen 344 kaldırma istekğinin 121’ini yani yüzde 35’ini yapmış.
  • Türkiye Twitter’a gelen 723 hesap kapatma isteğinin 304’üne yani yüzde 42’sine sahip.
  • Türkiye Twitter’dan kısıtlanması istenen 25 hesabın 17’sine yani yüzde 68’ine sahip.
  • Türkiye Twitter’dan kısıtlanması istenen 251 mesajın 183’üne yani yüzde 73’üne sahip.

Bu utanç verici tablonun yorumunu size bırakıyorum.