Devlet dinlenemiyorlar diye alternatifleri bitirecek

polisYeni Şafak gazetesinin manşeti, karanlık yarınların göstergesi. O kadar kötü bir başlangıç ki tarihe kapkara harflerle manşet atılabilir. TKNLJ formatında inceleyelim:

  • Devlet 293 alternatif operatörün lisansını iptal ediyor. Çünkü devlet onları dinleyemediğini, onların kayıtları değiştirdiğini düşünüyor.
  • Serbest Telekom Hizmeti veren bu kurumların lisans iptalleri 12 Kasım günü yapılan Üst Kurul toplantısında kararlaştırılmış.
  • Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği’nin değiştirilmesine karar verilmiş.
  • Yeni alternatif operatör olmak isteyen firmalara red cevabı verilmeye başlanmış.
  • Habere göre BTK sözde kumpası deşifre etmiş. Paralel yapı Sabit Telefon Hizmeti vermek için yetki alan bazı firmalar üzerinden iletişim sağladığı belirlenmiş. Bu firmalar üzerinden iletişim kaydı tespitini sağlayan HTS kayıtlarının değiştirilebildiği, teknik takibin imkansız hale getirilebildiği ortaya çıkarılmış.
  • Devlet bunu yaparak paranoyasını bir üst seviyeye çıkardı. Sözde paralel yapı bir firmada sözde örgütlendi diye 293 firmayı birden kapatmak niye? Onların müşterileri ne olacak?
  • Haberde o noktalar görmezden gelinmiş ama ben size bir teknolog olarak hemen rakamları vereyim: Şu anda 2 milyon kişi alternatif telekom hizmetlerini kullanıyor. 3 ayda verdikleri ücret yaklaşık 300 milyon TL. Son bir yılda, yani dört çeyrekte elde ettikleri ücret yaklaşık 1 milyar 125 milyon TL… Bu arada bu gelirlerin 2011 yılında 464 milyon, 2012 yılında 701 ve 2013’te 972 milyon olduğunu, her sene giderek arttığını vurgulamakta fayda var…
  • Alternatif operatörlerin verdiği internet hizmeti tüm genişbant internet hizmetinin yaklaşık 12,4’üne tekabül ediyor. Tüm xDSL hizmetlerinin ise yüzde 16’sına denk düşüyor.
  • Yeni Şafak alışılmış pislik atmanın örneklerini haberinde de kullanmış. Öyle ki lisans alan 293 şirketin Türk Telekom ve GSM operatörlerini yılda 50 milyon TL zarara uğrattığını söylemiş. Be adam bu insanlar iş yapıyorlar, ses taşıyorlar. Zarara uğratmıyorlar. Eğer birisi birini zarara uğratıyorsa o da yanlış politikalarla Türk Temekom’u 12 milyon abonenin altına düşüren beceriksizlerdir…
  • Bu konudan kim kazançlı çıkıyor sorusuna baktığımızda sabit numara taşınabilirliği de dahil olmak üzere Türk Telekom’un adı ön plana çıkıyor. Türk Telekom’un da bir an önce konuyla ilgili görüş bildirmesi şart gibi gözüküyor…

Bu konu bir ülke meselesi. Bir an önce TELKODER de dahil tüm sivil toplum kuruluşlarının konuya el atması ve görüş bildirmesi, ülkenin tek alternatif iletişim kanallarının yıllık bir milyar liralık pazarın iptal edilmemesi gerekiyor

Bu devlet yazılım almayı kesinlikle öğrenemeyecek…

Yanlış yazılım yüzünden Türkiye'ye girmemesi gereken 5 bin mülteci girdi
Yanlış yazılım yüzünden Türkiye’ye girmemesi gereken 5 bin mülteci girdi

Geçtiğimiz hafta eczacılarla ilgili bir yazı yazdım. Eczanelerin kullanması gereken yazılımlar adam gibi alınmadığı için ilaç alımlarının suyu çıktı ve halkımız adam gibi ilaç alamıyor, bunun parasını devlete yazdırmak yerine kendi cebinden veriyor…

Bugün Milliyet gazetesi manşetinde inanılmaz bir yazı vardı: Türkiye’ye giren Suriyelilerin kimlikleri ve biyometrik bilgilerinin kayıt altına alınması için Emniyet’in satın aldığı 7 milyon liralık bilgisayar programının işe yaramadığı ortaya çıkmış…

Yurda giriş yapan yabancıların aranma bilgisi ile giriş yasaklarını kontrol eden bir mekanizmaya sahip olmayan bilgi sistemi nedeniyle ‘sorunlu’ 5 bin Suriyelinin Türkiye’ye girdiği anlaşılmış…

Yani şu anda yetkin olmayan bir yazılımcı ve ne aldığının farkında olmayan bir devlet yetkilisi yüzünden ülkede 5 bin adet tehlikeli, ülkede olmaması gereken bir Suriyeli ordusu dolaşıyor.

Olayın hikayesi şöyle başlıyor: Suriye’deki iç çatışmalarla birlikte Türkiye’ye giriş yapan binlerce Suriyelinin kayıt altına alınması amacıyla Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönelim Başkanlığı’nın (AFAD) koordinesinde özel bir çalışma başlatılıyor. Ankara’da EGM merkezinde kurulması öngörülen bilgisayar yazılımı için Mayıs 2013’te özel bir firmanın kazandığı ihale karşılığı yaklaşık 2.7 milyon dolarlık anlaşma yapılıyor. Firmaya Ekim 2013’te Başbakanlık’tan gelen ödenek ile yaklaşık 6.5 milyon liralık fatura bedeli karşılığında ödeniyor. İhale sonrasında ortaya çıkan yeni ihtiyaçların giderilmesi amacıyla yapılan ikinci ihale içinse, 165 bin dolar karşılığı olarak 390 bin lira ödeme yapılıyor.

Sistemin kurulması sonrasında; Türkiye’ye sığman ve kamplarda yaşayanlardan yaklaşık 600 bin kişiye ait tüm kayıtlar veri tabanına yüklenmeye başlanıyor. Bu süreçte; emniyet teşkilatında başlatılan yeniden yapılanma çalışmaları kapsamında Suriyeli sığınmacıların verilerinin tutulduğu 6.8 milyon liralık sistemin kurulum aşamaları müfettişlerce mercek altına alınıyor. Yapılan incelemelerde; kumlumu ve işletimi sağlanan bilgi sisteminin yurda giriş yapan yabancıların aranma bilgisi ile giriş yasaklarının olmadığını kontrol eden bir mekanizmaya sahip olmadığı belirleniyor.

Tespitin ardından, sistemde kayıtlı yaklaşık 600 bin Suriyelinin kayıtları gerekli incelemelerin yapılması için emniyetin kullandığı Pol-Net ve Adalet Bakanlığı’nca kullanılan UYAP bilgi sistemindeki verilerle karşılaştırılıyor. Kayıtlardaki Suriyelilerin aranan kişiler olup olmadığı ve yurda giriş yasaklarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan “sağlama” analizlerini sonucunda, çeşitli gerekçelerle ve ilgili makamlarca yurda giriş yasağının yanı sıra adli ve idari değişik nedenlerden haklarında arama kaydı bulunan yaklaşık 5 bin Suriyelinin ülkeye giriş yaptığı ortaya çıkıyor.

Bu devlet neden uygulama satın almayı beceremiyor? 7 milyon dolarlık bir yazılımın ne kadar büyük bir şey olduğunu ve ülkedeki tüm baba yazılımcıların iştahını kabarttığının farkında mısınız? Bu ülkeye girmemesi gerekirken giren 5 bin kişi burada bir eylem yapsa ve insanların başına kötü bir şeyler gelse neler olur farkında mısınız? Ne yapalım biz görmemişiz deyip kurtulabileceğiniz bir şey mi bu? Devletin bilişim işlerini yönetmek gerçekten çok ciddi bir iş…

Polis internet sitesine baskın yapabilir mi?

Bir süre için yayında olan Karşı gazetesi, yayın hayatını karsigazete.com adresinden devam ettirmeye başladı. Yolsuzluk operasyonu ile ilgili sosyal medyaya sızan tapeleri haberleştiren Karşı Gazete internet sitesine polis baskın yaptı. Erdoğan ile soruşturmada adı geçen kişiler arasındaki görüşmeleri içeren haberlerin kaldınlmasını isteyen polis, gazetecilerin telefonlarını topladı bilgisayarlann imajını aldı

Bu noktada gelin düşünmeye başlayalım: Karşı gazete internet sitesi sizin politik çizginizde olmayabilir. Sizin istemediğiniz haberleri yapıyor da olabilir. Ama oraya büyük bir polis baskınıyla saldırmak, polislerin içeri girerek bilgisayarlara el koyması, imajlarını alması kabul edilebilir şeyler midir?

Eğer bunu hoşgörürseniz bunun bir gazetenin devamı olduğu için midir? Polis benim evime ya da sizin evinize gelerek baskın yapabilir mi? Bilgisayarlarımızın telefonlarımızın imajlarını alabilir mi? Bu nasıl bir bakış açısıdır?

Hani uyar kaldır diye bir seçenek vardı? Hani mahkemelerin verdiği kararları takiben internet sitelerine karşı yaptırım uygulanabiliyordu? Aramızdan herhangi birinin yazdığı herhangi bir konu için evlerine girilebiliyor olması  korkunç bir şey.

Bunu konudan bağımsız, içerikten alakasız tamamen özgürlükler kapsamında dile getiriyorum. Lütfen gözden kaçırmayın bu olayı.

Bugün ülkenin karanlığa doğru attığı önemli ve büyük bir adımın başlangıç tarihi olarak bir kenara yazılacak.

Not: Haberin görseli temsilidir

Facebook’tan yapılan yoruma 4 günlük maaş kesintisi

Biz sosyal medya diyoruz, insanlar kendilerini ifade etsin diyoruz, devlet çıkardıkça suyunu çıkarıyor…

Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü, Bilecik İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev yapan polis memuru İ.Ş. hakkında, sendikal faaliyetlerde bulunmaktan dolayı geçen şubatta soruşturma başlattı. Polis İ.Ş.’nin Facebook üzerinden yaptığı “mücadeleden sırf iç çekişmelerden dolayı çekiliyor veya bu mücadeleye desteğinizi kesiyorsanız size güle güle sırf ikballeri uğruna belli mücadeleleri bırakanları tarih affetmeyecektir” yorumunu tespit eden EGM, polis memuru hakkında soruşturma başlattı. İ.Ş. hakkında disiplin tüzüğün gereğince 6 ay kısa süreli kıdem durdurma cezası verilmesini talep etti. Ancak, polise 4 günlük maaş kesimi cezasını verdi.

Burada tartışılması gereken tek şey Facebook’ta kendini ifade edenlere langır lungur ceza vermeyin olmalıyken karşımıza neler çıkıyor? Facebook’tan hukuksuz delil elde etme… Yapılan yorumla verilen ceza arasında illiyet bağı… Facebook’un sözleşmesi (kişisel verilerinizin, ABD dahilinde aktarılmasına ve işlenmesine izin verirsiniz hükmünün, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 2. bölümündeki “Sadakat”, “Tarafsızlık ve devlete bağlılık” ile çelişmesi) Hani utanmasalar Facebook’a bu verileri verdin sen casussun diyecekler…

Biz ülkece, hele hele hukukça Facebook sistemini hiç çözemedik.

 

Asker, polis ve MİT toplandı Twitter ve 3G’nin kapatılmasını tartıştı

Milliyet gazetesi Ankara’dan müthiş bir haber geçti. Habere göre Ankara, Gezi kontrolüne hazırlanıyor. MİT Müsteşarlğı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Gezi Parkı eylemlerini ele aldığı zirveye TRT, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Anadolu Ajansı, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Telekomünikasyon Başkanlığından temsilciler de katıldı.

Toplantılarda istihbarat zafiyeti masaya yatırıldı ve en önemli tartışma, Taksim’de başlayan ve bir anda Türkiye’ye yayılan Gezi Parkı eylemleriyle ilgili neden istihbarat edinilemediği noktasında yaşandı. Toplantıda eylemlerin ilk günlerinde eylemlere katılanların, örgütsel bağları olmayan, toplumun farklı kesimlerinden, değişik yaş gruplarından katılımcılar olduğu konuşuldu. Bundan sonra yaşanması olası benzer olaylarda, istihbarat hizmetlerinde görevli kurumların örgütsel istihbaratla birlikte stratejik istihbarat çalışmalarına yoğunlaşması kararı alındı.

Toplantıda, algı yönetimi ile sosyal medyanın iyi yönetilmesi gerektiği tartışıldı. İngiltere’de ve Arap baharı sırasında internetin kesilmesi örneği tartışılarak, benzer biçimde olası eylemlerde 3G’nin kullanıma kapatılabileceği fikri öne sürüldü. Ancak, internetin kapatılmayıp daha yoğun biçimde takip edilmesinde görüş birliğine varıldı.

Bu noktadan sonrasına TKNLJ stilinde tartışmalara bırakalım:

  1. Her ne şart ve durumda olunursa olunsn bu ülkede Twitter gibi bir sosyal medya aracının, 3G gibi bir temel ihtiyacın kapatılması tartışmaya açılmamalı.
  2. Eğer bu gibi konular artışmaya açılıorsa dünyada internet özgürlüğünde neden Ruanda’nın altına düştüğümüz tartışılmamalı…
  3. TRT gibi, basın yayın enformasyon müdürlüğü gibi kurumlar böylesi konuların içine dahil edilmemeli.
  4. Eylemler yüzünden sosyal medya araçlarını kapatmayı istemek, eylemleri hiç anlamamak demek oluyor. Bu bir itiraf gibi. Mayıs ayının sonunda insanlar kendi seslerine kulak verilmesini istediler ve seslerini yükselttiler. Bu olaylar eğer birileri her zaman ve doğru biçimde onların sesini dinlemiş olsaydı yaşanmayacaktı. Biz şimdi arada bir ses verdikleri yeri de kapatmayı tartışıyorsak hala aynı yanlışları yaşıyoruz demektir.
  5. Kendimizi kıyasladığımız ileri demokrasi Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerse e o zaman zaten ileri demokrasiyi cümle içinde kullanmayı bırakalım

[Tweet “Devletin polis asker ve istihbaratı, halka hak olarak verilmiş teknolojileri kapatmayı tartışamaz. Bu, tartışmaya açık değildir”]

Lanet olası Federaller yine radar koymuşlar

Sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılanlar sosyal paylaşım sitesinin suçu değil. O sadece insanlara kendilerini ifade imkanı tanıyor. Geri kalan her şeyi ise insanlar yapıyor. Zaman gazetesinin İzmir eki isyan etmiş nasıl böyle yaparlar diye… İzmir’de Çevirme adı altında kurulan bir Twitter adresi, İzmirlilere dakikası dakikasına nerede çevirme olduğunu söylüyor üstüne de bonus olarak tıkanıklıklar konusunda da bilgilendirme geçiyor.

Bunun için sosyal medyayı suçlamaktan gurur duyan Zaman gazetesine yolda giden insanların birbirlerine uzunları yakarak gitmekte olduğu yolda çevirme olduğu bilgisini verdiklerini hatırlatmak lazım. Bunun için uzun farları da suçlar mı Zaman gazetesi, bunu bilemeyiz.

11 bine yakın mesaj atmış 20 bin kişilik bu kullanıcının yaptıkları gayrı ahlaki olabilir. Ama kanuni mi değil mi bunu hukukçular tartışsın.

Zaman gazetesi hemen bu adres kapatılsın bu insanlarla hukuki mücadele başlatılsın gibi sonuçlar çıkarmaya çalışsa da her zaman dile getirdiğimiz hatırlatmayı yine yapalım: Kapatmak ya da yasaklamakla bir sonuca varamazsınız. Sonuçta belli Trafik şubesi insanlara hızlı gitmenin zararları konusunda bilgilendirme yapamamış. İnsanlar konan hız limitlerine inanmıyorlar. İnsanlar trafik polislerinin güvenilirliğine de inanmıyorlar. Aralarında polislerden federaller diye bahsediyorlar biraz da şakayla karışık…

O zaman vurun gözlerine kapatın bunları demek yerine acaba yanlış yaptığımız bir şey mi var sorsunu masaya yatırmak gerekiyor.

Ama şimdiye kadar devletten bu duyarlılığı hiç görmedik. Sosyal medya konusunda hiç mi hiç görmedik.

Olsun ben yine de tarihe notumu düşeyim…