Akbank’tan gençlere yapay zeka eğitimi

Akbank, üniversite öğrencilerinin gelişimine ve eğitimlerine katkı sağlamak amacıyla Microsoft ile iş birliği yaparak AI Academy’e üniversite öğrencilerinin katılımını sağladı.  Yaklaşık 900 üniversite öğrencisinin başvurduğu AI Academy’de 30 üniversite öğrencisi 2 ay süre ile yapay zeka teknolojisinin temelleri üzerine eğitim alacak.

Akbank’ın üniversite öğrencileri için sunduğu gelişim programları kapsamında Microsoft ile yaptığı bu iş birliğiyle gençlerin; yapay zeka ile ilgili temel kavramlara hakimiyetleri, genele açık örnek veri setlerinden yola çıkarak Microsoft Azure Machine Learning ortamında bir model geliştirmeleri ve gerekli uygulamalı becerileri ve iş bakış açısı kazanmaları hedefleniyor.

Akbank’ın veri bilimi ve yapay zeka konusunda gelişmiş bir teknoloji ve yetkinliklere sahip olduğunu, Microsoft gibi önemli bir teknoloji şirketiyle birlikte bu alanda üniversite öğrencilerine yeni fırsatlar yaratıyor olmaktan dolayı gurur duyduklarını belirten Akbank İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Pınar Anapa, “İnsan ve Kültür olarak yeni teknolojileri, yenilikçiliği ve geleceğin iş yaşamına bugünden hazır olmayı çok önemsiyoruz. Bu konularda inovasyon merkezimiz Akbank Lab ile de çok yakın çalışıyoruz. Birlikte, iş ortağımız Microsoft ile başlattığımız ve gençler tarafından yoğun ilgi gören Yapay Zeka Akademisi projemiz ile geleceğin veri bilimcilerinin yetiştirilmesine katkı sağlıyoruz. Gençlerle ilgili farklı alanlarda yaptığımız iş birlikleri ile onlarla etkileşimde olmaya devam edeceğiz ” dedi.

Microsoft eğitim kurumlarına Teams eğitimini ücretsiz veriyor

Modern eğitim, geleceğin işlerine ve yeni fırsatlara yelken açmak, eleştirel düşünme ve problem çözme yetenekleri kazanarak daha iyi bir yaşam kurmak için en temel gereksinim olmaya devam ediyor. Şu an tün dünyanın ve Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden uzaktan eğitim platformları arasında Teams, güvenlik ve özel öğrenim araçlarıyla öne çıkıyor. Uzaktan eğitimin gündeme alınmasıyla birlikte Türkiye’deki lise ve üniversitelerde yaklaşık 409 bin öğrenci ve okul Teams üzerinden derslere başladı. Her eğitim seviyesine göre sınıflar oluşturmak, profesyonel eğitim topluluklarıyla mesleki gelişimlerini sürdürmek, ders planlamak, ödev takibi yapmak, öğrencilerle içerik ve kaynak paylaşmak, ders kaydı almak, düzenli öğretmen toplantıları oluşturmak ve web seminerleri düzenlemek gibi eğitim çözümleri sunan Teams’te şimdi tüm akademisyenler ücretsiz yarım günlük eğitimler alabiliyor.

Microsoft’un “Her Yerden, Her Zaman Öğrenim” söylemiyle geliştirdiği girişimde dersler, şirketin eğitim sektöründe hizmet veren iş ortakları tarafından gerçekleştiriliyor. Kurulum ve altyapı, kullanıcı eğitimi, destek hizmetleri ve en iyi uygulamalar konularında internet üzerinden verilecek eğitimler, Microsoft Teams’i eğitim alanında kullanan yetkin Microsoft İş Ortakları ile canlı olarak sağlanacak.

Daha önce Teams kullanmamış, uzaktan eğitime kesintisiz geçiş yapmak isteyen ya da daha etkin faydalar sağlamayı hedefleyen eğitimcilere yönelik geliştirilen girişim çerçevesinde, Türkiye’den Yetkin Microsoft İş Ortakları ile gönüllü iş birlikleri yapıldı. Türkiye’deki tüm eğitim kurumlarına açık olan ücretsiz Teams eğitim programına bu linkten çevrimiçi kayıt yaptırabiliyor; eğitim almak istediği konuyu ve eğitimciyi seçebiliyor.

Gates mobil işletim sistemini beceremediğinden 400 milyardan olmuş

Eski Microsoft başkanı Bill Gates, Android’in Apple’ın iOS platformuna varsayılan alternatif haline gelmesine izin verdiğini ve kariyerinin en büyük hatası olduğunu düşündüğünü açıkladı.

Risk sermayesi şirketi Village Global tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuşan Gates, mobil yazılım fırsatının “Microsoft’un kazanması için doğal bir şey” olduğunu ve “ne olursa olsun, Microsoft’un Android olmamaya neden olduğu her hangi bir yanlış yönetişimden” bahsettiğini söyledi.

Gates mobilde kaybolarak Gates, Microsoft’un 400 milyar dolarlık bir fırsatı kaybettiğini söyledi.

“Bu mobil işini doğru yapsaydık gerçekten de lider olurduk…”

Gates, görevini 2000 yılında Microsoft CEO’su olarak bıraksa da, Google’ın baskınlığı için Android platformuna karşı kaybedilmiş bir mücadele vermesi nedeniyle Temmuz 2008’e kadar baş yazılım mimarı olarak kaldı.

Microsoft’un ilk mobil çabası, Windows Mobile, Android’de pazar payını hızla kaybetmeden önce 2007’de zirveye ulaştı. Gates’in ayrılmasından kısa bir süre sonra Microsoft, yeni bir Windows Phone işletim sistemi ile mobil stratejisini, temellerini geri kazanmak ve Android’i devirmek için başarısız bir girişimde yenildi.

Bu Amerikan markalarını neyle değiştireceğiz?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bize döviz oyunları oynayan Apple’ı hedef göstererek onun yerine kullanabileceğimiz Samsung ve Vestel gibi markaları bize işaret etti.

Ancak hayatımızdaki ABD markaları Apple ile bitmiyor ki… Gelin bakalım başka neler var ve bunları neyle değiştireceğiz:

Microsoft: Bu markanın yerine yenisini koymak neredeyse imkansız. Çünkü bilgisayar işletim sistemi olarak en büyük muadili yine Apple. Haydi o olmadı, Linux tabanlı işletim sistemleri var. Kullanabilecek misiniz? Yeni çıkan her bilgisayarın içindeki cihazları n sürücülerinin tamamını bulabilecek miyiz? İnsanımızın 20 senede kullanmayı öğrendiği Microsoft ürünlerinin yerine kim açıdan çok daha yüksek performanslı olan Linux ürünlerini kullanabilecek miyiz? Peki ya Microsoft’un ofis ürünleri? Onun da açık kaynak kodlu muadilleri var. Bedava olmasına rağmen kaç şirkette kullanılıyor? Excel dahileri açık kaynak kodlu ofis içinde bulunan Excel muadillerini kullanabilecek mi? Bir de işin bulut tarafı var tabi. Skype var. Sunucu tarafı var ki devlet tarafında .Net üstünde koşan kaç uygulama var diye sorsam üç ayda cevap alamayabilirim.

Google: Arama motoru için Google yerine Yandex koyma ihtimalimiz var. Peki ya Gmail? Yandexmail onun yerini alabilir mi? Bizim devlet olarak kendi verimiz ülke içinde kalsın diyerek ürettiğimiz bir mail sistemimiz oldu mu? Haydi onu geçtim sunucu tarafında onun yerine ne koyacağız? Google ile halledilen o kadar çok ücretsiz kullandırılan hizmet var ki bugün ya Allah ya Settar dediğimizde onların Amerikan olmayan muadilleriyle değiştirmemiz kaç yıl sürer farkında mısınız?

IBM: Bilişim dünyasının en eski ve köklü markalarından biri IBM. Türkiye’de o kadar çok bankada sunucuları kullanılıyor o kadar çok devlet kurumunda ağır işleri yapıyor ki “bunu değiştirsek mi acaba” cümlesini kurduğumuz anda bile milyonlarca dolar borca gireriz. Bana inanmayan bir danışmanlık şirketinden yardım istesin. Böylesi bir çalışma için sadece danışmanlığına sizden dünyaları alır bu şirketler.

Oracle: Siz bilmiyorsunuz ama hayatımızın ayrılmaz bir parçası bu. Verileri çoklu ve etkin bir biçimde kullanmak için dünyanın en çok dağıtılan uygulamalar bütününden biri Oracle. Türkiye ile ilgili o kadar çok şey yaptı ki dünyada her sene anlattığı başarı öykülerinin en önemli kahramanlarından biri haline geldi Türkiye’nin kamu sektörü. Sağlıktan eğitime, karayollarından e-devlete… Şaka olarak bile bu şirketi hayatımızdan birkaç dakikalığına çıkarmamız imkansız.

Intel: Her bilgisayarın içinde bir Intel yongası var. Yonga deyince dört yapraklı yonca gelmesin aklınıza. Bilgisayarın aklı, kalbi, olmazsa olmazı bu. Her sistem için bir muadil söyledim ama bunun ABD malı olmayan muadili yok. Gerçekten yok. Eğer Intel kullanmama kararı alırsak ülke sathında abaküs devrimi başlatmamız gerekir. Var mısınız? 

Facebook: Her şeyi hayatımızdan öyle ya da böyle çıkarırız da Facebook’u çıkaramayız. Yok öyle bir dünya. Kağıt oynarken birbirlerine davet atanları mı istersiniz, yaptıkları yemekleri paylaşanları mı, reisi en çok ben seviyorum gruplarını mı… Bir de sadece Facebook diye düşünmeyin olayı. Bunun Instagram’ı var, Twitter’ı var, Snapchat’i var. Vallahi devrim olur ülkede…

Ben bunları yazıyorum ama şimdi benim karşıma geçip sen ABD mallarını neden koruyorsun bunlardan kaç para alıyorsun diyen IQ seviyesi oda sıcaklığıyla yarışan beyinsizler olacaktır. Söyleyeyim efendim: Bunlar son 20 yıldır neredeyse hiç reklam vermeyen, bundan sonra da vermeyecek olan firmalar. 

Ben bunları neden söylüyorum: Çünkü zamanında açık kaynak kodlu işler yapalım, açık kaynak kodlu şeyler çok önemli derken kimse burnuna bit etmiyordu söylediklerimi. Hatta ben 25 yıl önce bunların muadillerinin Türk üniversitelerinde üretilmesini söylediğimde tefe koydular beni. Şimdi alın bakalım tefinizi oynayın.

Son bir not: Bu yabancı devletlerin üstümüzde oynadığı oyunların iyi bir tarafı da var her şerrin içinden bir hayrın çıkması gibi: Eskiden yeni bir Oracle muadili üstünde çalışmak çok pahalıya geliyordu. Gerçekten de Microsoft varken niye yeni bir işletim sistemi kullanalım ve milyarlar verip bunu yaratalım sorusunun cevabı yoktu. Şimdi marjinal sebeplerle bunu üretmek için nedenlerimiz var. Ufaktan girelim bu işlere be ülkem. Zararın neresinden dönsek kardır.  

Microsoft Github’ı kendi için mi satın aldı?

Microsoft Linkedin’i 26,2 milyar dolara satın almıştı. Ondan önce de Skype’ı 8,5 milyar dolara almıştı. Tarihinin en büyük üçüncü satın almasını GitHub için yaptı ve bu şirkete 7,5 milyar dolar verdi.

Github’ın yıllık kazancının 30 katı bu verdikleri ücret. Yeni Microsoft diyor ki GitHub fikrini oluşturan, onu kuran ve canını dişine takarak büyütmeye çalışan insanların göremediği bir şey var. Biz onların göremediklerini görüyor, bilmediklerini biliyoruz. 1980’lerden beri yazılım geliştirmesi yapıyoruz, onların sonradan gelip yaptığı işe 7,5 milyar dolar vermek zorunda kaldık ama olsun. 30 yılda kazanacağı parayı trank diye masanın üstüne koyup alırız…

Bilindiği gibi Skype mesela hiç para kazanamazdı, Microsoft satın aldıktan sonra uzaya gitti. Linkedin para kazanamazdı, Microsoft satın aldıktan sonra para basmaya başladılar.  Üstelik Linkedin’e profilini koyanlar sebebini bilemedikleri bir biçimde Office paketi satın almaya başladılar.

Microsoft’a evde tost yaptım diye mesaj göndersem koşa koşa gelir onu da alır 75 milyar dolara…

GitHub’ın şu andaki piyasa değeri 3 milyar dolar. Microsoft para bende, ağa benim demek için midir nedir bilinmez 4,5 milyar dolar fazlasını verdi.

Bence görgüsüz bir hareket. O para eder mi etmez mi tartışılır ama tartışılmayacak bir tek şey var: Microsoft şimdiye kadar satın aldığı neyden para ve fayda kazandı?

Vestel ve Microsoft bir araya gelmişti o yıllarda

Microsoft bir dünya devi… O yıllarda da öyleydi. Vestel’in de bir dünya devi olduğunu düşündüklerinden Türkiye’ye geldiler. Türkiye’ye bizzat şirketin CEO’su ve Bill Gates’in en has adamlarından biri olan Steve Ballmer geldi. Ahmet Nazif Zorlu ile el ele kol kola pozlar verdiler, ortak bir basın toplantısını düzenlediler  İzmir’e gitmiş gazetecilerle…

O zamana kadar geçen 6 yıl içinde 3 kez Türkiye’ye gelmişti Ballmer. Uzun uzun Türkiye’nin Avrupa’nın teknoloji üssü olma potansiyelinden bahsettiler.

Ne var ki…

O zamandan Fatih projesi benzeri 120 bin öğretmenin eğitilmesi projesi konuşuldu. Biz gazetecilerle üstü kapalı olarak orada bilgisayar üretilmesi ve bunun başta Avrupa olmak üzere tüm bölgeye satılması konuşuldu.

O günden sonra Türkiye bir bilgisayar üssü olmadı. Vestel Avrupa ve bölge ülkelerin en büyük bilgisayar üreticisi olmadı. Microsoft bir daha o zamanki kadar büyük bir şirket olmadı. Ballmer bir daha böylesi şaşalı bir şekilde Türkiye’ye gelmedi.

KOBİ’ler Office’i 365 gün sevecek

Eskiden de Microsoft Office bugünkü kadar elzemdi ancak o kadar pahalıydı ki değil almak, yakınından geçmek için bile ciddi para pul sahibi olmak gerekiyordu. O yüzden de ne oluyordu? Korsandan indiriyordu herkes ofisini.

Microsoft o zamanki stratejisiyle buna savaş açtı. Baskınlar yaptı, evlere dalıp bilgisayarla el koydu. Şirketleri tehdit etti. Ağzından girdi burnundan çıktı ülkenin ve sektörün.

Sonra ne oldu? Farklı yazılımlar çıktı. Mesela açık kaynak kodlu ofisler. Mesela ücretsiz olarak kullanılabilen Pages gibi yüksek nitelikli Mac uygulamaları. Microsoft her ne kadar office uygulamasının yeteneklerini ve becerilerini artırsa da eski Microsoft ve Office dünyasını yakalayamadı.

Sonra 2000 yılının başında kendi yaptığı bir toplantıda web üzerinden ürün alıp satma ve kullanma teknolojilerini tanıttığını hatırlamış olacak ki Office’i ucuz ve buradan alınıp kullanılabilir hale getirdi. Ne oldu? İnsanlar bu fikri satın aldı ve üstünden yürümeye başladı. Ben de dahil…

Bu hafta Microsoft, kullanıma sunduğu Microsoft 365 Business paketi ile KOBİ’lere dijital dönüşüm yolunda yeni bir iş ortağı olmayı hedefliyor. Şirketlere dijital dönüşüm süreçlerinde rehberlik eden, onlara maliyet, çeviklik, inovasyon ve güvenlik konularında çözümler sunan Office 365, Windows 10 Pro ve daha birçok hizmeti içinde barındıran Microsoft 365, KOBİ’lerin bilgi teknolojisi ihtiyaçlarına yanıt vermeye başladı.

 

Microsoft 365 Business, işletmelerin çalışanlarının en üretken şekilde çalışabilmelerine yardımcı olmak için ihtiyaçları olan üretkenlik ve işbirliği araçlarını sağlamış. Word, Excel, PowerPoint gibi üretkenlik ve işbirliği uygulamaları; e-posta için Outlook; müşteri, çalışma arkadaşları, tedarikçiler ile dosya paylaşımı için SharePoint ve OneDrive; sohbet tabanlı ekip çalışması için Microsoft Teams’in bulunduğu Office 365 paketini içeriyor.

Microsoft 365 Business, e-posta, sohbet, çevrimiçi toplantılar ile bağlanmayı kolaylaştırıyor. KOBİ’lere, en verimli iletişim yöntemi için doğru aracı kullanabilme imkanı tanıyor. Outlook, SharePoint ve OneDrive İş ile bağlantı ve uyumluluğunu hareket hâlindeyken de sürdürebilme fırsatı veriyor. Skype Kurumsal, toplantıları sanki yüz yüze gibi görüntülü yapmayı, anlık sohbetlerle işleri hızlıca halledebilmeyi, her yerden birlikte çalışabilme imkanı sağlıyor.

 

Bu noktada kimsenin açık kaynak ofis kullanmasının da önüne geçilmiyor. Ama siz kurumsal bir şirketseniz ve bir şeylerle uğraşmak istemiyorsanız ayda vereceğiniz belli bir cüzi ücretle tüm işlerinizi görmeniz mümkün. Bunu bulut üstünden yaparak hayatı hepiniz için kolaylaştırmanız da mümkün.

Ben kendi küçük dünyamda cüzi bir ücret verip istediğim cihazdan birbirine geçişli Office kullanma lüksünü yaşıyorum. Bunu yapmak isteyenlerin seçeneğinin olması güzel

Kış saati değişikliklerini neden son dakikaya bırakmamalı?

Yaz saati kış saati polemiği 1960’lardan beri, 50 yıldır ülke gündemini meşgul eden bir konu. 1973 yılında yaz saati kış saatini farklılaşması başlayana kadar halk “neden bunu değiştirmiyoruz” demiş. Sonra keşke saatlerle oynamasak denmiş. Bunlar konu hakkında kafaların düzenli olarak karışık olduğunun en önemli göstergesi.

Ancak bizim çok daha önemli bir derdimiz var: Bugün hayatımızın çok önemli bir bölümünü akıllı sistemler yönetiyor. Cebimizde cep telefonları, elimizde tabletler, kucağımızda bilgisayarlar… Nesnelerin interneti kapsamında birbiriyle konuşup duran aletler var. Örgün ağlar; borsa, havalimanları ve finansal sistemler global dünyanın aktörleriyle her saniye konuşup duruyor. Ve bizim aynı zamanda aynı şeyi konuşuyor olmamız lazım.

Saatler değiştiğinde kolunuzdaki saati ve arabanızın çevrim dışı saatini bir kenara bırakın, hiç saat ayarı yapıyor musunuz? Telefonunuzun, bilgisayarınızın, tabletinizin, üstünde web sitenizin bulunduğu sunucunuzun, evinizdeki oyun konsolunun, hatta uydu sistemlerinizin saatleri otomatik olarak değişiyor. Ve siz bunun farkında bile değilsiniz.

Sizce bu değişiklik Allah’tan mı geliyor? Bakanlar kurulu bir düğmeye basarak mı değiştiriyor bunları? Hayır. Bununla ilgili uluslararası firmalar; Microsoft, Apple, Oracle, Google yapıyor bu değişiklikleri.

Ancak orada çalışan zavallı Willam’ın durumunu bir düşünün: “Gaddemit yine değiştirdiler. Şit değiştirdiklerini değiştirdiler.”

Bunlardan biri bile bizim değişiklik hızımıza şetişemese… Uçaklar, online satış siteleri, telefonumuz ne hale düşer düşündünüz mü?

Lütfen şunu son dakikaya kalmadan değiştirin.

Lütfen küresel trendleri takip edin ve herkes ne yapıyorsa onu yapın.

Devletler küresel teknoloji devlerine karşı ayaklanıyor

Biz dünyanın teknoloji devleri bizim hakkımızı yiyor, bizim ürettiğimiz içerikler, bizim hayata geçirdiğimiz şeylerle kendi para kazanma yollarını geliştiriyor bize bir şey vermiyor derken… İşin içine Amerika dışındaki dünya devletleri girdi.

Rusya’nın Federal Bilgi Teknolojileri ve Kitle İletişimi Denetleme Kurumu Başkanı Aleksandr Jarov, kişisel verilere ilişkin yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Facebook’un engellenebileceğini söyledi.

Rusya daha önce Linkedin’i engelledi. Sırada Facebook var. Sonrasında Google ve Microsoft’un geldiğini konuşuyor herkes. Rusya ülkesindeki kanunların herkes ve her kurum için istisnasız geçerli olduğunu söylüyor.

Bunların temelinde Rusya’da 2015’te yürürlüğe giren kanun ve onun söyledikleri var: Ülkedeki yabancı şirketlerin Rus vatandaşlarına ait kişisel bilgileri Rusya’daki sunucularda tutması gerekiyor.

Bunlar Türkiye’de de tartışılıyor. Hatta AB ülkelerinde de. Ama Amerikan devleri bu konuda iyice köşeye sıkışmaya başladı. Ya küçük ülkeler beni kapatırsa kapatsın diyecekler ya da onların söylediği gibi dataları ülke içinde tutmaya başlayacaklar.

Ama buradaki temel sorun çok önemli: Rusya ve bizim gibi ülkeler bu datanın neden ülke içinde kalmasını istiyor? Başkaları bakamasın diye mi? Bunu düşünmek çok çocukça olur. Adamlar öyle ya da böyle bu bilgilere bakacaklardır sonuçta altyapıyı kendileri kuruyorlar.

Peki acaba devletler bu sitelere girenleri, orada olan bitenleri kendi ülkelerinin kanunlarıyla hop deyince hemen inceleyebilmek mi istiyorlar? Bu çok daha feci olur o şirketler için bir daha kimse güvenmez onlara.

İşte tüm bu şarlar içinde küresel teknoloji markalarını, özellikle de bilgi toplayanları çok zor günler bekliyor.

Ucunun biz son kullanıcılara öyle ya da böyle dokunmayacağını düşünmek büyük saflık olur.

Çin, Avrupa ve ABD tepişecek global teknoloji sona erecek

Başta bize sunulan şey şuydu: Dünya global bir bahçe haline gelecek. Herkes bu global yapıya üretecek, ardından yine bu bahçeden beslenecek. Sınırmar ortadan kalkacak. Herkes bağlı olduğu ülkenin kurallarına göre değil artık tek bir yumruk haline gelmiş dünyaya çalışacaklardı.

Elbette bunun zararları olacaktı. Elbette bu sistem oturana kadar zorlu yollardan geçecektik. Ama bir şekilde taşlar yerli yerine oturunca daha iyi bir dünyamız olacaktı hesapta. Ama olmadı. Neden olmadı? Gelin bunu masaya yatırıp inceleyelim:

  • Avrupa, kurduğu birliğin arkasına saklanarak ABD teknolojisini hiç rahat bırakmadı. Tüm ülkeler bu şirketle teker teker harika ilişkiyer yürütürken Avrupa Birliği ismi altında toplandıklarında onlarca dava açtılar bu kuruma. Tekel olmasını eleştirdiler. Tarayıcısını eleştirdiler. Verdiği ve vermediği vergileri eleştirdiler.
  • Google… Avrupa’nın en çok eleştirdiği kurumların başında geliyordu. Hemen hemen çıkardığı her hizmet için üst üste davalar açıldı. Arama motorundan reklam uygulamalarına kadar hem birlikten hem de teker teker ülkelerden ayrı ayrı sopa yedi. Yılmadı ama 2000’lerin başıyla kıyasladığımızdaki motivasyonunun olduğunu söylemek güç…
  • ABD bu arayı boş geçirmedi. Avrupa’dan gelen şirketler hiçbir zaman birer ABD şirketi haline dönüşemedi. Buna örnek olarak ABD’nin altyapı yükünü çeken Deutsche Telecom ve ona yapılanları örnek gösterebiliriz. Seslerini çıkarmadılar ama bu ülkede gerçekten çok çektiler.
  • Geçtiğimiz günlerde ülkemizde de Turkcell’in ortağı olarak dolaylı faaliyet gösteren Telia, ABD’den 1,5 milyar dolarlık bir sopa yedi Türki Cumhuriyetlerde verdiği iddia edilen rüşvet yüzünden…

Bunlar bilinen şeyler. Bu arada belgelenemeyen olaylar da var: Mesela ABD’nin telekulak skandallarını dillendiren Joseph Snowden’in Avrupa tarafından bu işe sokulduğu söyleniyor. Keza ABD’nin Almanya ve Türkiye gibi ülkeleri dinlediği iddialarının temelinde yine Snowden var.

Globalleşmek için öncelikle birbirinin ayağına basma motivasyonu olmayan ülkelerin varolması gerekiyor. Ülkelerin mükemmel geçinmesi şart değil ama birbirlerine aba altından sopa göstermeleri de hoş olmuyor. Görünen o ki dünya henüz o aşamada değil.

Lütfen bu yazıyı bir globalleşme sevdalısının üzüntülerini anlatması olarak algılamayın. Dünya bir şekilde globalleşecek ama bunu yaparken küçükleri ezmeyecek, devasa global markaların ülkelerin bağımsızlık ve bütünlüklerini görmezden gelerek hareket etmesi engellenecek.

Bir tezim var: Eğer Fenerbahçe ile Yandex arasında yapılan reklam anlaşması tutmuş ve her iki tarafa da yüz milyonlarca dolar kazandırmış olsaydı Rusya ile aramızda kriz çıkmazdı. Bir top mermizine Erdoğan konup havada uçmakta olan Putin düşürülse bile çıkmazdı…

Microsoft beceremiyorsan söyle anlayışla karşılarız

Bilen bilir, Microsoft’un işletim sistemi ile alakamı bundan yaklaşık 5 sene önce kopardım. Yeni gelen cihazlarla bu ilişkiyi yeniden kurar mıyız derken ağırlığı artan Android ve iOS yüzünden iyice koptuk gittik. Şu anda Windows nereden açılıyor deseniz dudak büküp uzaklara bakacak hale geldim.

Microsoft ile ilişkilerimizi tazeleme fırsatını eskiden severek kullandığım Office ile kurdum. Herkes bana farklı ofis çözümleri önerirken ben nostalji yaparak farklı özellikleri yüzünden Microsoft Office’e döndüm. Aydı 20 liraya yakın para veriyor ve hem Mac’te hem de telefon ve tabletimde Office’i kullanıyorum. Saklama alanının genişliği, Office ile kendi içindeki entegrasyonu benim için gerçekten çok önemli.

En önemli tarafı ise Microsoft’un hiç üstünde durmadığı Türkçe denetimi. Bunu yaptığını söyleyen diğer yazılımlar da var gibi gözükse de bu konuda bu şirkete çok güveniyorum. Doğruya doğru.

“E peki bu başlık ne” dediğinizi duyar gibiyim.

Gözünüzü seveyim bu ne yahu? Her ay, ama kesinlikle her ay üç büyüklerin 1,5 gigabaytın üstünde güncellemesi var. Bunun yanına mutlaka ya Outlook geliyor ya Onenote… Bunun bilgisayar için olanı ayrı, tablet ve telefon için olanı ayrı. Hepsi takır takır üstümüzden geçiyor. Aylık ortalama 5 gigabaytın altına hiç inmiyoruz. E bugün bir ortalama mobil bağlantı kotası 5 gigabayt dediğiniz… Ev interneti için de hiç de azımsanmayacak bir büyüklük.

Kendine ait olmayan bir platformda hiç gncelleme yapmadan yaşasınlar demiyorum. Ama her ay her ay güncelleme gelmesi, onların 5 gigabaytı geçmesi de kabak tadı verdi artık. Bir ürünü iki ayda ayağa kaldırırsınız. Hadi üç ay sürsün. Müşteriden para almaya başladığınız bir ürüne 6 ay boyunca her ay güncelleme gelir mi?

Ben bir Mecrosoft çalışanı olsam kesinlikle utanırdım. Sizden 20 lira alıyoruz ama her ay da 45 liralık internetinize maloluyoruz der bir çiçekle evine özür dilemeye giderdim.

Ben beceremedim derse kesinlikle anlayış gösteririm.

Ama “ben süper beceriyorum bana ayda 20 lira ver ama ben her ay her şeyi yıkar baştan yaparım” diyorsanız… Kusura bakmayın o kadar da değil.

Çocuklar ülkeyi Minecraft ile kurtarıyor

Hatırlayacağınız üzere ülkemizde bilişimde saçma tartışmalar yapılırken ABD Başkan’ı Obama televizyondan halka seslendi ve çocuklara yazılım öğretmeyi temel hedeflerden biri olarak koydu. Ülkemizde bir takım şirketler de bu yolda kendilerine ciddi amaçlar koydular. Microsoft Türkiye bunlardan biri…

Tüm dünyada Bilgisayar Bilimi Eğitimi Haftası olan 7-13 Aralık’ta gerçekleşen Kod Saati İnsiyatifinin üçüncüsünde, çocuklar,13 Aralık Pazar günü, Microsoft Türkiye binasında Minecraft Kod Saati eğitiminde buluştu.

Bilgisayar alanında tüketici değil üretici bir nesilin yetişmesine destek olan Microsof Türkiye, bu yıl çocukların severek oynadığı Minecraft oyununu yazılım dünyasına açılan bir pencere haline getirdi. Çocuklar ve her yaştan bilgisayar bilimine ilgi duyan bireyler, https://www.code.org/mc adresinde eğlenceli ve popüler “Minecraft” ortamında basit kodlamayla tanıştı. “Minecraft” oyun tasarımcılarının Code.org ile birlikte oluşturduğu programda, “Minecraft’tan” Steve ve Alex’in yanı sıra “Minecraft’tan esinlenen” dünyada 100 milyondan fazla oyuncuya tanıdık gelecek zorluklar yer alıyor.

Biz de bizzat bu etkinliklerin içine ailecek çocuklu çocuklu katıldık. Bilgisayara uzanmaya boyu yetmeyen çocuklardan “biz var ya bunu hackleriz ha” diyenlere kadar uzanan geniş bir yelpazede çocuklar heyecanla öncesinde elma şekerlerini yiyerek girdiler içeri.

İçeride yapılanları canlı yayınla dışarıda bekleyen heyecanlı ailelere yansıtan Microsoft yetkilileri en az içeridekiler kadar kıpır kıpırdı.

Altı ve üzeri yaşlar için tasarlanan Minecraft eğitim programı, oyuncuları basit kodlama becerileriyle tanıştırıyor. İki boyutlu Minecraft dünyasında, blokları birleştirerek tüm eylemleri tamamlayarak ve bilgisayar kodu yaratarak oyuncuların seyir halinde bulunmalarını, madencilik yapmalarını, yetenek kazanmalarını ve keşfetmelerini cesaretlendirmeyiz hedefliyor.

Çocuklar başlıkta söylediğim gibi Minecraft ile ülke ya da dünyayı kurtarmayacaklar belki. Ama bilişime ve yazılıma uzanan yepyeni bir gençlik için çok önemli olan ilk adımları atacaklar. Çünkü bu çocuklar internetten indirdikleri iki satırlık uygulamalarla hacker oldum zannetmeyecekler. Veya anne babalarının dizi filmlerde izlerini CIA karargahına girip bilgi çalma olayından farklı bir yazılım dünyası olduğunu anlayacaklar.

Eğitimlerden  görebildiğim kadarıyla farkında olmadan yazılım içinde nesne tanımlamadan başlıyorlar, bir şey gerçekleşene kadar şunu yap gibi döngü kurmanın manasını kavrıyorlar, karşına şu çıkarsa bunu yap gibi şartlarla döngülerin kısır olmasını engelleyici şartlar koyuyorlar.

Yazılımı bilen bilir, bunlar algoritmik düşüncenin temel taşları. Çocuklar if close ya da while döngüsü yarattıklarının farkında değiller. Ama bir şekilde bunu yapıyorlar işte.

Microsoft bunu yaparken “haydi anne babanıza söyleyin de size bir Windows 10 alsın daha iyi çalışırsınız” modunda değil. Umurlarında da değil. Onlar dışarıda bekleyen veliler gibi olayın keyfine varmışlar. Ortalığı yıkan, insanların gözlerini doldurmaya yönelik kurumsal sosyal sorumluluk projeleri yerine bunu yapıyorlar. Engelli haftasında üç devlet büyüğünü konuk etmek veya dizi film gösteren kötü kanalları izleyen ev kadınlarını duygulandırıp ağlatmak gibi bir amaçları yok. Bildikleri işi yapıp programlama konusunda merak uyandırmak, ilk temeli atmak istemişler. Çocukların suratlarından görebildiğim kadarıyla bunu da bayağı başarmışlar.

Yaptıkları bizi müreffeh yarınlara götürmeyebilir. Ama en azından bu hafta dünyanın dört bir yanında yapılan yazılım etkinliklerinde çocuklarımızın geride kalmamasını sağlıyorlar. Çocuklarımızın batılı ya da doğulu çağdaşlarından daha ileri gitmesini istiyorsak bizler de üstümüze düşeni yapmalıyız.

Bu minik parmaklı canavarlara destek için pazarını feda eden çoğunluğu üniversite öğrencisi code.org gençlerine ayrı bir teşekkür…

 

iPad Pro ile ilk gün ilk izlenimler

Bilişim hayatımı Macbook Pro ile yönetiyorum. Ağır geliyor. Acaba farklı bir yola gidebilir miyim diye baktım. iPad Pro mantıklı geldi. Muhtemelen ilk edinenlerden biri benim. Onunla ilgili son kullanıcı gözüyle ilk notları sizlerle paylaşmak istiyorum. Elbette TKNLJ formatında:

  • Aletin boyu inanılmaz büyük. Bir tablet için çok büyük. 12 inçin üzerinde bir aleti tahayyül edebilirim diye düşünmüştüm. Elime alınca anladım ki alet benim tahmin ettiğim alet değil. Ondan çok daha büyük
  • Aletle beraber çok alengirli bir klavye satılıyor. Çok pahalı. Bu klavyeyi almaya değer mi bilmiyordum artık biliyorum. Kesinlikle almamanız gerekiyor. Çünkü aleti Apple’ın her ürünle birlikte kullanılacak klavyesi ile çalıştırıyorum. İnanılmaz iyi çalışıyor. Üstelk aldığım bilgiye göre satılan klavyenin Türkçe desteği, üstünde Türkçe karakterleri yok.
  • Aletin sanal klavyesi muhteşem. Neden diyeceksiniz… Çünkü ekran kocaman. Bu kadar büyük ekranda masaüstü bilgisayarlarda dahi bulamayacağınız büyüklükte bir sanal klavyeniz var. Ekranın hassasiyeti daha da yükseldiği için hem büyük hem mükemmel bir yazı imkanı sağlıyor size. Ekran da kocaman olduğundan yazdığınız yazıyı da görebiliyorsunuz. Daha ne olsun ki?
  • Daha önce tablet kullanmış olanlar, uzun süre Apple de kullanmış olsalarbu aleti ellerine alınca biraz bocalayacaklar. Çünkü aletin denge noktası farklı. Elinizde tuttuğunuzda bir süre sonra aslında öyle tutmamanız gerektiğini anlıyorsunuz. Yoruyor. Başka bir tutuş için alışık da değilsiniz üstelik acaba düşürür müyüm korkusu var. Alışana kadar aletin başına bir iş gelmesin diye dua edin…
  • Ekran çok büyük olduğu için aleti nereye nasıl bırakacağınıza karar veremiyorsunuz. Öyle ya da böyle alete bir koruyucu almanız gerek. Şimdilik bununla ilgili adam gibi bir ürüne rastlayamadım. Aramalarım sürüyor. Ama bu ürün korumasız olmaz. Kesinlikle olmaz…
  • Büyük ekranın en güzel olayı, ekanda birden fazla pencere açabilmeniz ve açılan her pencerenin hala çok rahat okunuyor olması. Yazı yazma işinde olan kişiler bunu mutlaka bu bakış açısıyla alıp denemeli…
  • Ekranın Retina gücü konusunda daha önce retina tecrübem olmadığı için bir şey diyemeyeceğim. Henüz alet için Retina destekli yazılımlar gelmediğini görebiliyorum.
  • Alet kesinlikle 32 gigabayt alınmamalı. Zaten işletim sistemi filan derken 10?15 gigabaytlık alan kaybediliyor. Bir de bununla beraber çalıştırmak isteyebileceğiniz o kadar çok yazılım var ki 32 gigabayta sığmanıza imkan yok. Ben 128 gigabayttan bile korkar oldum. Film çekme programlarından bahsederken anlayacaksınız sebebini

Tim Cook Microsoft’a kafa attı

Apple bu hafta yeni iPad’ini piyasaya sürdü. Bir anda şirketin en üst kademesi, Tim Cook, hiç de alışık olmadığımız bir şekilde Microsot ürünlerine tekme tokat girdi. Gazetecilere verdiği demeçte Microsoft ikisi bir arada ürünleri için deluded dediği dile getirildi. Apple sonra bir açıklama yaparak aslında “diluted” dediğini söyledi. İki kelime de haysiyetli eleştiri ama arada bir parça terbiye farkı var. Ama neresinden bakarsanız bakın eleştiri işte.

Tim Cook diyor ki Microsoft tablet ve bilgisayar arası bir ürün çıkarmak istedi. Çıkardığı ürün ikisi de olmadı. İkisinin ayrı ayrı olması gerektiğinden daha kötü bir hale geldi.

Bu demeçlerin arkasında aslında yeni iPad’in konumlandırmasını da bulabiliriz: Cook baştan beri yaptığı her açıklamada iPad’i bilgisayar gibi konumluyor. Neredeyse hiç tablet demedi ona. Hatta işlemcisini anlatırken dünyadaki şu kadar işlemciden daha kuvvetli diyerek çıtayı çok uzak bir yere koydu.

Sanırım yapılan bu eleştirilerin güah ve sevabını iPad Pro’nun satışlarında ve müşterilerin geri dönüşlerinde bulacağız.

Yine de Steve Jobs’lu “cool iletişim” günlerini özlemiyorum dersem yalan olur.

Yandex Microsoft ilişkisi sorularına cevap geldi

Yandex dün bir basın bülteni geçerek Microsoft’un tarayıcılardan hazır çıkan arama motoru olacağını dile getirmişti. Ben bunu Messi’si Fenerbahçe değil Microsoft Türkiye transfer edecek başlığıyla sizlerle paylaştım.

Orada birkaç soru sordum, Microsoft’tan önce Yandex buna cevap verdi:

Yandex ile Microsoft arasında gerçekleştirilen iş birliği ticari bir anlaşma olmakla birlikte finansal detayları gizlilik odağında değerlendirilmektedir. Yandex, Türkiye’deki İnternet kullanıcılarına özel olarak geliştirdiği arama hizmetini mümkün olduğunca çeşitli platformlar üzerinden sunmayı hedeflemektedir. Bu kapsamda, birçok internet tarayıcısı dahilinde varsayılan veya alternatif bir arama motoru olarak kullanıcılara ulaşmaktadır (Firefox, Safari, IE, Yandex.Browser ve bu tarayıcının Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray kulüplerine özel sürümleri gibi). Bu çerçevede, Fenerbahçe taraftarları kendileri için özelleştirilmiş olan Fenerbahçe-Yandex.Browser İnternet tarayıcısı ve fbyandex.com.tr ana sayfası üzerinden aramalarını yaparak kulüplerine destek olmaya devam edecektir.

Bunlar Yandex tarafından gelen cevaplar. Elbette ki paralı bir iş bu. Fenerbahçe’den daha az aldığını düşünmek saflık olur. Türkiye’de bu sayede önemli bir noktaya geleceklerini öngörmek çok da yanlış olmaz bu hamleyle… Bunu bir Beşiktaş taraftarı olarak Fenerbahçe’nin iyiliği için vurguamak istiyorum: Ülkemizde arama yapanlar bilgisayar mühendisi değil. Eğer yoğun bir iletişim kurulmazsa insanlar tamam işte Yandex kullanıyorum deyip geçecekler. Özel bir fbYandex adresinden arama yapmayı düşünemeyecekler. Bu kulübün gelirlerinin düşmesi söz konusu olabilir. Bir kenara not edin bunu.

Bunun yanında Avrupa Birliği ile Microsoft arasında yaşananları hatırlayalım: Microsoft varsayılan (default) tarayıcısını kendisininki yaptığı için bayağı bir sopa yemişti Avrupa Birliği’nden. Microsoft tarafsızlık (neutrality) ilkesini kayıtsız şartsız el üstünde tumalı pamuklara sarmalıdır. Birinden para aldı diye bize onu dayatmamalıdır.

“Ne var canım böyle yapsa” diyenler için söylenmesi gereken şey şudur: Ya bundan sonra gazete uygulaması için bize sadece Milliyet ya da Yeni Akit gazetesini okumak için dayatırsa? Ya internetten ürün satın almak istediğimizde ‘gel sen önce hepsiburada.com’ adresine bak bulamazsan ötekilere gidersin” derse?

Ben bu etkinliği tehlikeli buluyorum. Öyle kolayca okunup geçilecek bir haber değil bu…

Messi’yi Fenerbahçe değil Microsoft Türkiye transfer edecek

Microsoft ve Yandex, Türkiye, Rusya, Belarus, Kazakistan, Ukrayna ve bölgedeki daha bir çok ülkede insanların Windows 10 ile daha özel bir kullanıcı deneyimi yaşayabilmeleri için stratejik bir iş birliğine gittiklerini duyurdu. Windows 10 işletim sistemli cihazlarda yer alan Microsoft Edge ve Internet Explorer (IE) tarayıcılarında Yandex varsayılan açılış sayfası ve arama motoru olarak sunulacak.

Peki başlıkla ne alakası var? Fenerbahçe aratınca Messi alıyor da Microsoft aratınca niye olmasın?

İki şirket arasında yapılan anlaşma ile Microsoft, Windows 10 işletim sistemli cihazlarda Yandex arama motoru ile kullanıcılara yerel bir arama deneyimi sunacak. Windows 10, orijinal Windows 7 ve Windows 8 kullananlar için ilk yıl ücretsiz olarak sunuluyor.

Anlaşmanın geçerli olduğu ülkelerde kullanıcılar Windows 10’un sunduğu avantajları özel bir Yandex tanıtım sayfası üzerinden görebilecek, bu sayfa üzerinden Windows 10’u resmi olarak indirip, kullanabilecekler. Hazırlanan özel Yandex sayfasında ayrıca Windows 10 ile yapılabilecekler de detaylıca görülebilecek.

“Dünyanın dört bir yanındaki kullanıcılarımızın seveceği bir Windows 10 deneyimi sunmaya kendimizi adadık. Bunun için izlediğimiz yollardan biri ise kullanıcılarımıza yerel anlamda uygun deneyimler sunmak.” diyen Microsoft Windows ve Cihazlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Terry Myerson, “Microsoft ve Yandex’in uzun süredir devam eden başarılı bir ortaklığı var. Windows Phone’a belli ülkelerde Yandex arama motoru entegre edilmiş durumda. Bu bölgelerde Windows 10 ekosistemiyle birlikte kullanıcılarımıza Yandex arama deneyimini sunmayı dört gözle bekliyoruz.” şeklinde konuştu.

Yandex CEO’su Arkady Volozh ise: “Windows 10 başarısını çoktan kanıtladı ve büyüme potansiyeli olduğunu da net biçimde gösterdi. Microsoft’un yerel pazarlarda güçlü oyuncularla iş birliği yapmaya hazır olmasının etkisi de burada önemli bir rol oynuyor. Bu yeni anlaşma, Microsoft ile geçmişe dayanan iş birliğimizin gelişim sürecinde beklenen bir adım ve ürünlerimizin yüksek kalitesini de doğular nitelikte.” dedi.

Şimdi günün soruları şunlar:

  • Microsoft bu arama motoru yerleştirme işini ne kadar parayla yapıyor? Fenerbahçe’nin aşağı yukarı ne kadar aldığını biliyoruz.

  • Fenerbahçeliler mevcut Yandex arama motorunu silip tekrar Yandex araması mı yapacak? Fenerbahçe’ye nasıl para kazandıracak?

  • Yandex’in bir de tarayıcısı var ki kullanılsın diye Fenerbahçe taraftarına dünya kadar para veriyor. Bu noktada bu iki yeni iş ortağı nasıl kapışmadan yollarına devam edecek?

Girişimcilere dostça tavsiyeler

Girişimciler farklı ortam ve şekillerde yaptığımız buluşmaların bir diğerini Mucrosoft Yaz Okulu kapsamında gerçekeştirdim. Sevgili Fatih Sarı ve Savaş Önemli’nin bulunduğu Behice Funda moderatörlüğünde gerçekleştirilen toplantıda kafama yazdığım notları sizlerle paylaşmak istedim. Belki sadece oradaki gençlerin değil herkesin işine yarar:

  • Girişim, yazılım bilen insanların tek başlarına yapabileceği bir şey değildir. Herkesin farklı bakış açısına ihtiyacı vardır. Bu yüzden de mutlaka kendinize sosyal bilimler ya da gideceğiniz alanda uzmanlaşmış insanlardan ortaklar edinmeye çalışın
  • Ne iş yaparsanız yapın sonuçta ir fikre ihtiyacınız var. Hiçbir fikir de vahiy yoluyla insana gelmiyor. Çevrenizi kurcalayın, insanlarla konuşun ama en önemlisi de okuyun. Fikirler öğrendiklerinizin bileşkesidir
  • Girişimin başarısını gösteren en önemli faktör elde ettiğiniz gelirdir. Kazanamıyorsanız veya kazanma ışığı yoksa ulaştığınız insan sayısı veya indirttiğiniz uygulama size kendinizi yalandan başarılı hissettirmesin
  • Yatırımcının girişimciye beş dakikalık süre vererek onu maymun haline dönüştürtmesine izin vermeyin. Kendinizi iyi ve ağırdan satın. Sonuçta sizden bir tane var ama yatırımcıdan her yerde on binlerce… Tamam fikirlerinizi mum ışığında romantik bir akşam yemeğinde vermeyin ama asansörün yedinci katma çıkma süresinde de anlatmaya çalışmayın. Sizi dinlemeyen gitsin, gidene kal denmez
  • Yerellik sarmalından kurtulun. Global düşünün. Türkiye sizin egonuzu tatmin eder, global dünya ise cebinizi…
  • Yazılımcının düştüğü en büyük hata hayata geçirdiği uygulamalara yapabildiği her şeyi eklemek istemesidir. Bunu yapmayın. Gerekeni gerektiği kadar koyun. Butuzağa düşmemenin en kolay yolu yazılımcı olmayan bir ortakla ilerlemektir.
  • Kendi işinizin tanıtımını yapın. Ama bu sadece reklam değil. İletişim ve PR işinden korkmayın. Bunun için para harcamaktan veya yatırımcıdan para istemekten çekinmeyin

 

Kodlanmış değil kodlayan çocuk için bilişim öğretmeni

1990 yılında Belçika’da ilk algoritma dersine girdim. O zamana kadar matematik ve fen konularında güzel şeyler biliyordum havalarındaydım. Derse gençten bir hoca girmişti. Mantık sırasını anlattı önce. Bayağı mantık dersinde gördüğümüz akışı gösterdi. O zamana kadar Basic dilinde saçma küçük yazılımlarla uğraşmış biri olarak ayaklarımı yerden kesti bu ders.

Ardından hoca dedi ki: “Ben bilgisayarım. Haydi bana masanın üstünde bulunan kalemle tahtaya adımı yazmam için komutlar verin.”

Ne olacak be hemen sınıfın zekileri olarak vermeye başladık komutları: “Masaya git, kalemi al, adını yaz…”

O anda kabus başladı. Çünkü hoca olduğu yerde duruyor hiçbir komutu almıyordu. Sonra error vermeye başladı: Masa ne? Kalem ne? Adım ne? Gitmek ne? Tahta ne?

O tamamen içi boş bir bilgisayardı aynı şu anda kullandığımız aletler gibi. Oturup ona uzun uzun gitmek ne demek anlatmaya çalıştık. sağ ayağını kaldırıp (sağ ayak ne) ötekinin önüne koyup. ardından öteki ayağını kaldırıp…

Dersin sonunda kalemi eline aldırabilmiştik ancak. Çok iyi olanların ona kalemi açtıracak kadar ileri gittiğini söyledi bize.

İnsanı aptal konuma düşüren bu küçük deneyle anladım yazılımcılığı.

Bugün elinden telefon, tablet ve bilgisayar düşmeyen milyonlarca çocuğumuz var. Onlara bunu anlatabilmemiz lazım. Özellikle nesne temelli yazılımın ne olduğunu ne olmadığını gösterebilmemiz lazım. Bunun için okullarda aynı beden eğitimi ve müzik dersi gibi zorunlu bir ders olarak öğrencilerin bunu görmesi lazım. Çünkü çok yakın zamanın dünyasında müzik, resim ve tarih neyse bilişim de o olacak. Bundan kopmamız, bunu salt üniversitede bilgisayar mühendisliği okumuş öğrencilerin sırtına yüklememiz çok zor. Hatta yanlış.

Bugün Startup işine girmiş bir genç grubun hemen yazılımcı bulması ve fikrini en azından elle tutulabilir hale getirmesidir bizi milyar dolarlık Facebook ya da Instagram sahibi yapacak olan. Yoksa devletin verdiği teşvikler, üniversitelerin sözde vergisiz teknoparkları değil.

Turkcell Geleceği Yazanlar işini bu vizyonla çocuklara doğru çekmek istiyor. Microsoft bu konuda adımlar atıyor ve eğitim verdiği kitleyi sürekli daha küçük yaş grubuna çekiyor. Ama okullarda, öğretmenlerinden temel nesne temelli yazılım eğitimi almış çocuklarla çok daha iyi iş çıkaracaktır bu tip girişimler.

Bence devlet her şeyi bir kenara bırakıp bu konuya el atmalı. Şirketler şirin sosyal sorumluluk bütçelerini bu alana kaydırmalı.

Bilişimin gelişmesini isteyen, ama önce bilişimci olmayı çok isteyen bir baba olarak rica ediyorum bunu devletten…

Microsoft’a yeni genel müdür Murat Kansu

Microsoft Türkiye’den yurtdışına yönetici gönderimini sürdürürken bir yandan da buradaki organizasyona aynı güzellikte insanlar atamak için ciddi çalışmalar yapıyor.

Yeni Genel Müdür Murat Kansu… O da ülkedeki ciddi kurumların genel müdürleri gibi teknoloji kökenli. Zamanın teknolog yetiştiricisi NCR’da işe başlamış, zamanın genel müdür yardımcısı fabrikası HP’de uzun süre çalışmış. 2003 yılında Microsoft’a sunucu pazarı için girmiş ki o zamanlar Microsoft’un sunucu pazarında yaptığı zıplamayı o zaman çıkan ürünlerinden hatırlayacaksınızdır…

Okul sıralamasına baktığımızda Kadıköy Anadolu Lisesi üstüne İTÜ Bilgisayar okumuş.

Microsoft’un Türkiye tepe yöneticiliğine gelmeden önce Microsoft’un Ortadoğu ve Afrika bölgesinde, 80 ülkede üç yıl boyunca Microsoft Ortadoğu ve Afrika Cihaz Üreticileri ve İş Ortakları’ndan Sorumlu Genel Müdür görevini yürütmüş

İlk açıklaması şöyle: “Microsoft olarak, yenilikçi, açık ve dinamik şirket yapımızla gerek Türkiye gerekse Ortadoğu ve Afrika Bölgesi’nde çalışmalarımızı başarıyla sürdürüyoruz. Türkiye pazarında yakalanan yüksek büyüme oranları ve başarıların arkasında çok güçlü ve yaratıcı bir ekip var. Microsoft’un ‘önce mobil, önce bulut’ stratejisi doğrultusunda üretkenliği yeniden tanımladığımız bu yeni dönemde önümüzde çok değerli fırsatlar olduğuna inanıyorum. Ülkemizin dijital dönüşümüne bireyleri ve kurumları Microsoft ürün ve hizmetleri ile uçtan uca donatarak katkıda bulunmaya devam edeceğiz. İktisadi kalkınmaya güçlü insan kaynağımızla destek olacağız. Müşterilerimiz ve iş ortaklarımızla daha yakın olup, sürdürülebilir ilişkiler kuracağız, büyüme stratejilerinde teknolojik çözüm ortağı misyonu ile yanlarında yer alacağız. Türkiye’nin ulusal hedefleri çerçevesinde bir teknoloji üssü ve inovasyon merkezi olmasına öncülük etmeyi hedefliyoruz.”

Söylemi çok kurumsal. Belli ki göreve geldi diye onun ağzından yazılmış bir metin… Henüz kendi sesini bulamamış ki bu da henüz resmen göreve gelmemiş biri için gayet doğal.

Sosyal medyada en azından twitterda yok. Ya da çok az var bulunamıyor. Bu onun eksisi. Linkedin’de fena değil. Güncellemesi gereken yerleri var ama en azından geçmişinin görünmesine izin veriyor.

Microsoft’a ve Kansu’ya yeni macerasında başarılar diliyoruz…