Ekrem İmamoğlu mazbatayı aldı ama kimliği kaptırdı

Ekrem İmamoğlu uzun ve yorucu bir sürecin ardından resmi olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. O kadar çok uğraşıldı ve polemik çıktı ki bu büyük yarışın sonunda bir nevi ödül gibi oldu başkanlık.

Başkanlığın çok önemli bir göstergesi vardı o da mazbata adı verilen bir kağıt. Eskiden padişahlar devletin başına geçince kendi aralarına para bastırırlarmış. Onun gibi sembolik ama önemli bir belge bu. Bütün ülke iki hafta boyunca mazbata kelimesini ve onun farklı kullanımlarını öğrendi. Stadlarda şarkıları yapıldı mazbatanın, Afrika’nın köylerinde, Avrupa’nın başkentlerinde söylendi bu şarkı.

O yüzden de mazbata alınırken hop diye resimleri çekildi ve umarsızca internete yayıdı bu resimler. Dikkat edilmeyen bir şey vardı mazbatanın üstünde: İmamoğlu’nun adının yanında TC kimlik numarası da yazılıydı. Yani basına ik yayılan, özellikle Twitter üstünden servis edilen bu doküman açık bir kimlik ihlaliydi. Resmi ilk kez servis etmek isteyenler bu numarayı blurlamayı, silmeyi veya kazımayı düşünmedi. Belki düşündü de vakit bulamadı.

Bu belgenin basına dağılacağı barizken kim niye onun üstüne TC Kimlik No yazar, niye bunu öyle tasarlar sorusunu bir kenara bırakıyorum. TC Kimlik No, ben bunu beğenmedim haydi değiştirin denebilecek bir şey değil. Bu resim eğer spesifik adımlar atılmazsa Ekrem beyi ve ailesini ömür boyu takip edecek.

Politik fikirlerimizi saklayamayan Facebook çıplak resimlerimizi istiyor

Facebook 80 milyonun üstünde kullanıcının bilgilerini dışarıdan insanlara politik saiklerle kullanmaları için verdi, çaldırdı ya da sattı. Bütün dünyaya rezil olması bir yana AB’den ABD’ye kadar birçok ülkenin araştırma kurullarına gidip aptal aptal sorularına cevap verip özür üstüne özür diledi.

Aradan öyle çok uzun bir zaman geçmeden gelip insanlara çağrı yaptı: Bana çıplak resimlerinizi gönderin. Ne? Niye be? Sebebi şuymuş: Bizim çıplak resimlerimize bakıp bizi tanıyacak. Sonra mesela biz biriyle ilişkiye girersek, ilişkiye girdiğimiz kişiyle fantezi yapar çıplak fotoğraflarımızı çektirirsek, sonra beklenmedik bir şekilde ayrılırsak, ayrıldığımız kişi bize o sırada hala çok kızgın olursa, fantezi yaptığımız zamanlarda çektiği resimleri intikam amaçlı bir biçimde internete yayarsa… O zaman ona verdiğimiz çıplak resimlerden bizi tanıyarak kızgın eski partnerimizin bizim intikam resimlerimizi koymasını engelleyecekmiş.

Bir tek bana çok aptalca gelmiyor değil mi?

Ha bu arada söylemeyi unutmayayım. Bizim kendi kendimize çektiğimiz çıplak resimlerimizi de Facebook çalışanları görebilecekler.

Bunların iki sebebi olabilir:

  1. Mark Zuckerberg Facebook işinden sıkıldı ve çıkmak istiyor. Bunun için adam gibi bir plan yapamamış aklına ilk gelen şeyi uygulamaya koymuş
  2. Mark herkesi kendi gibi biraz tutuk zannediyor

Mark bir dur Allah aşkına zaten ortalık karışık…

Beni niye takip etmemen gerektiğini söylemek zorunda değilim Google!

Quartz isimli bir teknoloji sitesi var. ilginç haberler çıkıyor. Severek takip ediyorum.

Yaptıkları bir araştırmayla bulmuşlar ki Android yüklü telefonlar Google’a sürekli konum bilgilerini gönderiyor. Kasmışlar kendilerini ve tüm konum temelli hizmetleri kapatmışlar. Android yine göndermeye devam etmiş. Olayın suyunu çıkarmışlar ve cihazın konum alma özelliğini kapatmışlar. Ama Android buna boyun eğer mi… Hemen çevredeki baz istasyonlarının kimliklerini toplayıp yine kullanıcının nerede olduğunu göndermeye devam etmiş.

Amerikalı yazarlar diyorlar ki nerede olduğunun bilinmesini istemeyen, örneğin kocasından kaçan, kanun tarafından korumaya alınan insanlar bundan zarar görebilirmiş. Ne münasebet efendim… Ben izlenmek istemiyorum. Benden kırk tane izin almanız gerekiyor benim nerede olduğumu birine göndermek ya da bundan bir pazarlama etkinliği çıkarmanız için.

Ben size neden benim konum bilgimi almamanız gerektiğini söylemek zorunda değilim. İstemiyorum. İşte o kadar. Bu benim en kişisel bilgim ve ne var canım alsa ile alınmasını istemiyorum. Sebebi beni ilgilendirir. Google’a açıklama yapmak zorunda olduğumu düşünenler de geri zekalıdır.

Android yüklü telefonlara da hayvan gibi para veriliyor. Android bizim kara kaşımıza kara gözümüze bize bağışlanmış bir işletim sistemi değil. Telefon aldığımızda bunun parasını veriyoruz. Yani öyle istediğini yapacak bir konumda değil. Olamaz da zaten.

Değil benim isteğim olmadan bilgi toplamayı, benim bilgi toplanmasını engelleyemeyeceğim yöntemlerle konumumu alması kabul edilebilir bir şey olmamalı.

Sırf bunun için bir daha Google arama motoru kullanmamayı kabul edebilirim.

Devletler küresel teknoloji devlerine karşı ayaklanıyor

Biz dünyanın teknoloji devleri bizim hakkımızı yiyor, bizim ürettiğimiz içerikler, bizim hayata geçirdiğimiz şeylerle kendi para kazanma yollarını geliştiriyor bize bir şey vermiyor derken… İşin içine Amerika dışındaki dünya devletleri girdi.

Rusya’nın Federal Bilgi Teknolojileri ve Kitle İletişimi Denetleme Kurumu Başkanı Aleksandr Jarov, kişisel verilere ilişkin yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Facebook’un engellenebileceğini söyledi.

Rusya daha önce Linkedin’i engelledi. Sırada Facebook var. Sonrasında Google ve Microsoft’un geldiğini konuşuyor herkes. Rusya ülkesindeki kanunların herkes ve her kurum için istisnasız geçerli olduğunu söylüyor.

Bunların temelinde Rusya’da 2015’te yürürlüğe giren kanun ve onun söyledikleri var: Ülkedeki yabancı şirketlerin Rus vatandaşlarına ait kişisel bilgileri Rusya’daki sunucularda tutması gerekiyor.

Bunlar Türkiye’de de tartışılıyor. Hatta AB ülkelerinde de. Ama Amerikan devleri bu konuda iyice köşeye sıkışmaya başladı. Ya küçük ülkeler beni kapatırsa kapatsın diyecekler ya da onların söylediği gibi dataları ülke içinde tutmaya başlayacaklar.

Ama buradaki temel sorun çok önemli: Rusya ve bizim gibi ülkeler bu datanın neden ülke içinde kalmasını istiyor? Başkaları bakamasın diye mi? Bunu düşünmek çok çocukça olur. Adamlar öyle ya da böyle bu bilgilere bakacaklardır sonuçta altyapıyı kendileri kuruyorlar.

Peki acaba devletler bu sitelere girenleri, orada olan bitenleri kendi ülkelerinin kanunlarıyla hop deyince hemen inceleyebilmek mi istiyorlar? Bu çok daha feci olur o şirketler için bir daha kimse güvenmez onlara.

İşte tüm bu şarlar içinde küresel teknoloji markalarını, özellikle de bilgi toplayanları çok zor günler bekliyor.

Ucunun biz son kullanıcılara öyle ya da böyle dokunmayacağını düşünmek büyük saflık olur.

Parası olan yazdıklarımızı internetten silebilir mi?

Bana gelen bir basın bülten kafamda internette parası olan herkes bizim yazıp çizdiklerimizi silebilir mi sorusunu uyandırdı kafamda… Bunun için bana bülteni gönderen kurumla derinlemesine bir sohbete girdik. Önce gelen basın bültenini sizinle paylaşarak neden bende bu izlenimin uyandığını sizinle paylaşmak istiyorum…

Bültenin başlığı “İNTERNETTE İSTENMEYEN HABERLERDEN KURTULMAK MÜMKÜN” ile verilmiş. Devamındaki spotunda Hakkınızda yayınlanmış asılsız haberlerin kaldırılması zor değil deniyor.

Şirket bize diyor ki “kişi ve kurumlar dijital ortamda yayınlanmış asılsız haberler veya yanlış bilgilerin kaldırılması için çoğunlukla tek tek haber kaynaklarına ulaşmak zorunda kalıyor. Dijital hukuk alanında yaşanan gelişmeler bu sorunların çözümünü de kolaylaştırıyor. “E-koruma.net”, dünyanın önde gelen arama motorları, sosyal ağlar ve dosya paylaşım sitelerinde yer alan istenmeyen içeriklerin kaldırılmasında yüzde 100’e yakın bir başarı sağlıyor.”

Şirketin kurumsal iletişim yöneticisi Esra Topal, “dijital ortamlarda paylaşılan asılsız, karalayıcı ve küçük düşürücü içerikler kişi ve kurumların itibarını zedeleyebiliyor. Bu tür içerikler internet ortamında geleneksel mecralara göre çok daha hızlı yayılıp tek tıkla milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Özellikle göz önünde olan kişiler, büyük şirketler ve ünlü isimler zaman zaman internet ortamında yıllarca emek vererek oluşturdukları itibarlarını, çalışma hayatlarını, iş ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecek içeriklerle karşılaşabiliyor. Bu içerikler; asılsız, karalayıcı haberler ve özellikle telif haklarına aykırı her hangi bir durum olarak karşımıza çıkıyor. E-koruma.net’in dijital hukuk alanında yaptığı çalışmalar bu tür haberlerin ve içeriklerin internet ortamından kaldırılmasına yardımcı oluyor” demiş.

İstenmeyen içeriklerin kaldırılması konusunda sosyal medya ajansları, dijital pazarlama ve marka ajanlarının yetersiz kalacağını belirten Topal ”Örneğin geçtiğimiz dönemlerde büyük bir içecek firmasına yapılmış olan karalama kampanyası gerçeği yansıtmamasına rağmen haksız rekabet oluşturarak hedef kitlesini yanıltıcı ve itibar zedeleyici imaj çizmişti. İnternette hakkınızda çıkmış olan bu tür haberlerin tespit, takip ve dava süreçleri uzman kişi ve kurumlar tarafından yapılmalıdır. Hukuki ve bilişim alt yapısı olmayan kurumlar bu işlemleri gerçekleştiremez. Yaptıracağınız hiçbir işlemin yüzde 100 bir sonucu yoktur. Yapılacak işlemin kaldırılma süreçleri içeriğin boyutuna göre değişkenlik göstermektedir.’’ açıklamasını getirmiş.

“Bu davaların hızlı bir şekilde çözüme kavuşması için uzman kişilerden destek almanızda fayda var” diyor.

Peki o zaman benim aklıma gelen soru muhtemelen bir çoğunuzun da aklına gelmiştir. Mesela ben bir şey söylüyorum ve bu benim kendimi ifade etme özgürlüğümle uyuşuyor. Peki buna rağmen bu yazılanların internet ortamından silinmesi mümkün mü? Konuyu birkaç soruyla şirkete yönelttim. Esra Topal ivedilikle bu sorulara samimi cevaplar verdi:

Otel ve restoranlara yeni internet filtresi darbesi

BTK yeni bir yönetmelik çıkardı. Buna göre internet kafelerden restoran ve otellere kadar yeni filtreleme ve herkesin bilgisini saklama zorunluluğu getirildi. Bununla ilgili dikkat edilmesi gereken ancak ülke gündeminin görmezden geldiği çok önemli maddeler var. Sizler için unları maddelerle TKNLJ formatında sıralamak istiyorum:

  1. BTK yönetmeliğinde yasaklı olan siteler filtrelenmelidir deniyor. İyi de zaten yasaklı olan siteler ülkenin genel internet omurgasından yasaklı değil mi? Yasaklı siteleri restoran ve oteller neden bir daha filtreliyor? Niye tekrar bir filtreleme yatırımı yapıyor? Hangi sitenin yasaklı olduğunu olmadığını takip etmekle yükümlü mü restoranlar? Yasaklıysa izin verme yok yasaklı değilse gri bir alandaysa restoranlar bununla neden uğraşıyor?
  2. Yine otel ve restoranlar kendilerine giren insanların adını soyadını, girdiği aletin MAC ID denen kimlik kartını ve hatta girdiği adresleri iki sene boyunca saklamakla yükümlü. Burada da iki önemli nokta var: Birincisi iki sene boyunca otel ve restorana her giren çıkanı kaydetmenin ve saklamanın maliyetini kim karşılayacak? O nasıl bir saklama alanı olacak haberiniz var mı? Dalga mı geçiyorsunuz? Haydi onu geçtik, bir restorana gittiğimde benim hangi adrese girdiğimi adım ve telefonumla eşleştirmek kimin haddine? Benim nereye girdiğimi kebapçı neden biliyor? Kişisel bilgilerin korunması bu kadar kolay çöpe atılacak bir şey mi? Bir Phorm’u bu yüzden eleştirmedik mi? Sabah otelden çıkarken adamın sizin referandum için evet mi hayır mı dediğinizi bilmesi iyi bir şey mi? Bunu sizin vicdanınıza bırakıyorum.
  3. Bu filtrelemeyi hemen bugün yönetmelik çıkıncadevreye alıyorlar. Peki otel ve restoranların bu sistemi kurması böyle birkaç dakikalık bir iş mi? Bugün böylesi bir sistemin kurulması için ortalama 1.000 TL para istiyor en sıradan yazılım ve donanım şirketi… Hemen bugünden itibaren nasıl kuracak ve çalıştıracak bunu işi teknoloji olmayan yeme içme şirketleri? Bu kadar haksızlık olmaz…
  4. Otel ve restoranlardan sabit IP almaları isteniyor. Şimdi bizim karşıdaki kebapçıya git Türk Telekom’dan sabit IP al desenize… O sırada size ne tepki verdiğine bakın… Köpüklü ayran istemiyorsunuz, sabit IP için ne yapması gerektiğini nereden bilecek bu adamlar?

Keşke devletim insanlara 15 bin TL’ye kadar ceza keseceği bu sistemleri zorunlu hale getirirken bunları düşünse… Keşke bunları düşünmek ve dile getirmek biz teknoloji konusunda düşünen insanlara kalmasa. Haydi kaldı diyelim keşke önceden bize sorsalar da görüşlerimizi alsalar ki biz de böyle gelene geçene atar yapan gazeteciler gibi gözükmesek…

Donald Trump “şirketler müşteri datası çalabilir kanunu” çıkardı

“Donald Trump seçilmez o kadar da değil” demiştik. O kadarmış, gördük.

“Trump gelince aslında çok şey değişmez dünyada sonuçta kurumsallığını tamamlamış bir dünya ve ABD var” demiştik, daha gelmesiyle beraber oturmuş tüm kuralların dibine dinamit koyduğunu şaşırarak gördük.

Adamın sadece kendi ülkesine zarar vermeyeceğini öngörmüştük ama bir de baktık ki eli ayağı internet özgürlüklerinin kurumsallığına kadar uzanıyor.

Barack Obama iyi bir ABD başkanı mıydı, bizim ülkemiz için doğru adımları attı mı, Türkiye’yi dost bildi mi gibi soruların cevapları çok net değil. Ama Obama net bir biçimde bir internet dostuydu. Ülkesinde genişbant internetin yayılması için inanılmaz adımlar attı, ardından internet ortamında kullanıcıların korunması için birbiri ardına kanunlar çıkardı. Hatta sonuncusunu neredeyse başkanlık ömrünün son günlerine sıkıştırdı.

Donald Trump ilk iş olarak kimsenin bir anlam veremediği, kimsenin arkasında duramayacağı saçmalıkta kurallar çıkardı. Çıkardığı son kanun o kadar aptalca ki ABD’nin tüm basın ve yayın organları eleştirecek yeterince ağır kelimeleri bile bulamadılar.

Özetle Donald Trump’ın yeni kanunu diyor ki “Barack Obama’nın son çıkardığı kanun iptal. Bundan böyle şirketler, kullanıcılarına dahi sormadan aslanlar gibi onların datasını toplayacak, kullanacak ve istediği zaman istediği kurumlara satabilecek”

Neden böyle bir şey yaptı? Şirketler ona baskı yaptığı, kampanyasına destek verdiği için mi? Peki bu şirketler kullanıcılarına bunu nasıl anlatacak? Şimdiye kadar yapılmış en şeytani kanun tasarısı olarak tarihe geçecek bu adım.

Bu arada Obama’nın özellikle arkasında durduğu ağ tarafsızlığı konusu vardı: Diyelim ki sizin bir internet servis sağlaycınız var Türk Telekom veya Turkcell gibi. Siz Google’a veya Netflix’e girerken size vermesi gereken en yüksek hızı vermek zorunda kalması bu tarafsızlığın basit tanımı. Eğer servis sağlayıcı kafasına göre “yok arkadaş bundna böyle Netflix’e girerken yavaş gireceksin ya da bana daha çok para vereceksin” diyemiyordu. Bu kanunun iptal olmasıyla birlikte ağ tarafsızlığı ilkesine de zarar gelme ihtimali doğdu.

Benim korkum Verizon’un zavallı Amerikan halkının özel verilerine erişip onları satması değil. Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki “Amerika’da başkanlık ne güzel hadi biz de yapalım” diyen politikacıların olduğu bir yerde “haydi biz de bundan sonra kullanıcının datasını toplayıp ona buna satılmasına izin verelim çünkü Amerika çok gelişmiş” der birileri… Acaba taraflı ya da tarafsız birileri çıkıp “yok kesinlikle orası ayrı burası ayrı… Kimse böyle demeyi düşünmez bizim kişisel özgülüklerin onmaz savunucusu ülkemizde” diyecek kadar güveniyor mu birilerine?

Çok zor zamanlar bekliyor bizi. Dünyanın sonunun gelmesi için illa bir atom bombası atılması, petrolün bitmesi ya da bir göktaşının dünyaya çarpması gerekmiyor. Böylesi özgürlüklerin güvercin adımlarla elimizden kayıp gitmesi bizi inanılmaz bir hızla bir distopyanın içine sokabilir…

Apple’ın CEO’su da devletine güvenmiyor

Ben ne zaman kişisel bilgilerin çok sıkı korunması, hatta devletten dahi korunması gerekliliğine dair haber yapsam başta devlete yakın kaynaklar olmak üzere birçok kesimden yoğun eleştiri alıyorum. Devlet bizim bilgilerimizi niye çalsın niye kullansın, niye niye niye diye…

Konuyla ilgili benimle aynı duyarlılığı taşıyan (belki ben onun duyarlılığını taşıyorumdur bilemiyorum şimdi tam olarak) Tim Cook çok önemli bir açıklama yaptı tarihe geçecek bir vaka kapsamında.

Şu bizim çalınan bilgiler ve onun iletişimi

Gece otururken bir anda Anonymous’un mesajı çıktı ortaya: Mesajda diyordu ki Biz iki sene kadar bir zaman diliminde Emniyet Genel Müdürlüğü’nü hackledik. Oradan aldığımız çok enteresan bilgileri çok kısa bir zaman içinde sizlerle paylaşacağız.

Ülkenin neresinden ne çıkacağı belli olmaz bunu hepimiz biliyoruz… Heyecanla beklemeye başladık oradan çıkabilecekleri… Sonra linki verdiler. Heyevanla girdim, Torrent’i saldım. O sırada eşzamanlı paylaşan 20 binin üstünde kullanıcı vardı. Bunların ne kadarı gerçek ne kadarı robot bilebilmek imkansız. 2,8 gigabaytlık veri kısa zaman içinde geldi. Açması biraz uzun sürdü ve karşıma 18 gigabayta yakın bir klasör çıktı.

Şu bizim çalınan bilgiler ve onun iletişimi

Gece otururken bir anda Anonymous’un mesajı çıktı ortaya: Mesajda diyordu ki Biz iki sene kadar bir zaman diliminde Emniyet Genel Müdürlüğü’nü hackledik. Oradan aldığımız çok enteresan bilgileri çok kısa bir zaman içinde sizlerle paylaşacağız.

Ülkenin neresinden ne çıkacağı belli olmaz bunu hepimiz biliyoruz… Heyecanla beklemeye başladık oradan çıkabilecekleri… Sonra linki verdiler. Heyevanla girdim, Torrent’i saldım. O sırada eşzamanlı paylaşan 20 binin üstünde kullanıcı vardı. Bunların ne kadarı gerçek ne kadarı robot bilebilmek imkansız. 2,8 gigabaytlık veri kısa zaman içinde geldi. Açması biraz uzun sürdü ve karşıma 18 gigabayta yakın bir klasör çıktı.

Cinsel hayatımıza kadar fişleneceğiz

Gözetim toplumunun tüm ağırlığıyla üstümüze çökmesine çok az kaldı. Daha önce dinlemelerin herkese açılması yanlışına düşen ve bunun kontrolden çıkmasıyla dönemn başbakanı ve ailesinden bakanlara kadar dinlenme olayıyla karşı karşıya kalan devlet şimdi bunun da ötesine geçiyor.

Malınız gelsin diye cebinizi verirseniz reklam da gelirmiş

Aslında şirketin adı çok önemli değil. Ama haberin tutarlı olması için ismini vermek durumundayım: GittiGidiyor’dan bir SMS geldi. Metin şöyle:

Bilgilendirme: Iletisim onayiniz dogrultusunda tarafiniza kampanya ve indirimler ile ilgilli SMS gonderimleri yapilmaktadir. SMS gonderim listemizden cikmak icin GITTIGIDIYOR RET, iletisim icin GG ILETISIM yazip 4933’e gonderebilirsiniz. Mersis: 0396045885100010 SS:DATAPORT

Benim çok hassas olduğum bu konuda yine tüylerim diken diken oldu. Çünkü ben bu kuruma herhangi bir şekilde bana reklam göndermesi için onay vermedim. Çıkabilmek için neden kendimi zora sokayım sorusu beynimi son derece rahatsız etti.

Amerika bize Twitter kullanıcısı bilgisi verebilir mi?

Yeni Şafak ve Habertürk gazetelerinde enteresan bir haber var. Ki bu haber bugünün gündemini belirledi sessiz sedasız. Ama kimse bu haberin aslında ne anlama geldiğini kavrayamadı. Üstüne de gitmedi. Biz gidelim. TKNLJ formatında…

  • Twitter’ın bize bir bilgiyi vermesi için bir takım uluslararası arenada suç sayılan şeylerin oluşması gerekiyor. Twitter bize bu bilgiyi vermedi çünkü bizi üçüncü dünya ülkesi sayıyor yaklaşımı çok ezik.
  • Twitter’ın vermediği bilgiyi Amerika verdi demek çok acayip. Çünkü Amerika bir şirketinin vermek istemediği bir bilgiyi onun ciğerinden alıp nasıl versin ki? Size mantıklı geliyor mu?
  • Edward Snowden şu anda neden o ülke sizin bu ülke benim gezip duruyor? Çünkü o Amerika’nın Twitter ve Facebook gibi kurumlardan bilgi aldığını söyledi. Amerika bunu reddetti ve adamı istenmeyen adam ilan etti. Şimdi Amerika Habertürk e Yeni Şafak gazetesi aracılığıyla Snowden doğru söyledi aslında mı diyor?
  • Amerika bu bilgileri nasıl alıyor? Twitter’ın arka kapısından onun haberi olmadan mı giriyor? Yoksa kendi iç güvenliği için Snowden’in dediği gibi zaten böyle mekanizmalar ona açılmış durumda mı? Her ne olursa olsun Amerika kendi güvenliği için topladığı bilgileri Türkiye’nin güvenliği için bize verir mi?
  • Diyelim ki bu bilgiler bize bahsi geçen haberdeki gibi Twitter tarafından değil dolambaçlı yollardan Amerika tarafından verildi. Peki Amerika’nın kriteri ne bu bilgileri vermek için? Mesela bu Serhat Ayan çok alengirli haberler yazıyor kesin Ankara patlamasında parmağı vardır derse benim IP bilgilerimi de verecek mi Amerika? Çok korkunç değil mi böyle düşününce?
  • Umuyorum ve istiyorum ki bir mekanizma olsun ülkeler arasında teröre karşı. O mekanizma çalıştırılmış olsun. Ama o zaman da şunu yerine oturtamıyorum: Twitter ülkeler arasındaki anlaşmaları onaylamayacak kadar büyük mü ki o vermiyor da Amerika ondan zorla alıp veriyor.
  • TİB ve/veya BTK bu konuda bir açıklama yapsa süper olur. Bu haberin yalanlanması yetmez ama… Bugün gazete ve televizyonlara yansıyan o mesajları atanlar PKKlıymış bilgisini nereden aldıklarını anlatabilmeleri lazım…

Birileri bunu acilen cevaplamalı bence…

Bilgi hırsızlığını suç görmeyenlerle röportaj

Finger on Keyboard Pad ca. 2002

Türkiye’de telekomünikasyon dünyasının önde gelen sorunlarından biri sık sık gelen reklam ve tanıtım aramaları, SMS ve elektronik posta mesajları. Bu konuda kanunlar çıkarılmış olsa da kullanıcıların kişisel bilgileri sürekli ve düzenli olarak çalınıyor. Şirketler bu işten ayda 30 bin TL’nin üstünde para kazanıyor.

Biz de bu alanda “hizmet veren” bir kurumla isimsiz bir röportaj gerçekleştirdik. Bu bilgiler nasıl çalınıyor, bilgileri çaldırmamak mümkün mü gibi sorularımıza cevap aradık…

Kullanıcı verilerini nasıl topluyorsunuz?

Bu biraz meslek sırrı. Ancak kısaca şöyle anlatabilirim: Herkes farkında olarak ya da olmayarak bilgilerini her yere veriyor. Bunların arasında çok güvendiğiniz finansal kurumlar da var, operatörler de, alışveriş yaptığınız dükkanlar da. Biz bunların doğruluğunu teyit ederek katma değerli bir ürün haline dönüştürüyoruz.

Kimler sizin müşteriniz?

Sizi telefonla arayan tüm şirketler bizim müşterimiz aslında. Siz aradığınızda telefonumu nereden aldınız diye sorduğunuzda size cevap vermeyen herkes bilgilerinizi bizden veya bizim benzeri işimizi yapan kişilerden almıştır.

Yaptığınız iş kanuna uygun mu?

Yaptığımız iş kanun dışı değil. Burası çok önemli. Biz arama yapmadığımız mesaj atmadığımız için bu bilgilerin kullanımı konusunda bizi bağlayan bir kural yok. Kullanıcıları arayan şirketler için de kanunsuz bir durum öz konusu değil. Şimdiye kadar kişi ve kurumların bilgilerini paylaşanlar arasında hukuki olarak bir sorun yaşayan olmadı.

Kişisel bilgilerin bu şekilde transfer edilmesi karlı bir iş midir?

Verilerin toplanmasında ciddi bir emek var. Ama bu işin aylık kazancı 30 bin TL’yi buluyor. Bundan çok daha fazla kazanan satıcılar var. Bildiğimiz birçok iş dalından daha çok kazandırdığını söylemek mümkün.

Kaç kişinin verisi bu sistemde?

Genel olarak kişisel bilgisi olmayan yok. On milyonlarca insanın; adından telefonuna, internet bilgilerinden oturduğu yer gibi demografik verilerine kadar her şey veri tabanlarında mevcut. Kurumlara ne kadar detaylı bilgi verilirse o kadar yükseliyor ücret. Ama herkesin her bilgisini bulmak mümkün…

Bu veriler satışa dönüşüyor mu?

Hemen tüm verilerin belli satışa dönme yüzdeleri var. Zaten öyle olmasa kimse bu bilgilerin ticaretine girmez. Aranan her kullanıcının belli bir oranı, değişik sebeplerle telefonlara cevap vermiyor veya reddediyor. Ama sonuçta çok küçük de olsa cevap verenler ve bu yöntemle pazarlamacıya para kazandıranlar var. Bu yüzden de bu ticaret hiç bitmeden sürecek.

Bu sistemden çıkmak mümkün mü?

İnsanlar genellikle kendilerini telefonla arayanların kendisini aramaması için harekete geçiyor. Ama bu aradığınız kişiler sizi arayan müşterilerden sadece küçük bir kısmı. Kaynağında biz olduğumuz sürece bir şirketten diğerine bir bayiden ötekine bu veriler dolaşıp duracak. Bundan kurtulmanın tek yolu şimdiye kadar verdiğiniz tüm bilgilerde kullandığınız telefon, elektronik posta ve benzeri bilgileri değiştirmek. Bu da günümüz dünyasında çok mümkün gözükmüyor. Bu bilgileri kapatsanız bile eninde sonunda yine bir telefon numarası alacaksınız ve bu bilgiler yine bize gelecek.

Yeni çıkan kanunla birlikte gelirleriniz düştü mü?

Yeni çıkan kanunun yarattığı çok fazla bir değişiklik yok. İlk başlarda büyük şirketlerin arama yapamayacağı söylenmişti ama bizim müşterilerimiz zaten büyük kurumlar değil. Satışımızın çok büyük bir kısmı, küçük şirketler, bayiler ve satış ortakları tarafında. Arama ve mesajlaşmaları yasaklayan kanunlardan sonra gelirimizin arttığını dahi söylemek mümkün.

Bir kullanıcının sizin veri tabanınıza girmemesi için ne yapması lazım?

Telefon kullanmaması veya internete girmemesi mümkün. En dikkatli kullanıcı bile günün birinde bilgilerini bir kuruma veriyor ve ne kadar güvenilir olursa olsun o kurumlardan bu bilgiler dağılıyor

Finger on Keyboard Pad ca. 2002

Generali Sigorta Türkiye’yi müstemleke mi sanıyor?

Müstemleke kelimesine aşina olayanlar için: Bir devletin kendi ülkesinin sınırları dışında egemenlik kurarak yönettiği ekonomik veya siyasal çıkarlar sağladığı ülke, sömürülen ülke, sömürge, koloni…

Generali Sigorta’dan şöyle bir SMS geldi GENERALI başlığıyla:

FIRSAT:Trafik sigortanizi bu hafta alin,Hepsiburada’da 50TL hediye ceki kazanin. 0850 555 5555 hemen arayin ve 50TL kodunu kullanin.

Iptal:GNRL yaz 3172 gonder

Bu gönderien SMS, elektronik ticaretle ilgili çıkan her tür kural ve kanuna karşı geliyor. Bir kişinin verisini onun rızası olmadan kullanamazsınız, bir kişiye onun yazılı isteği olmadan SMS ya da e-mail atamazsınız…

Ama Generali atmış işte. Neye güveniyor, kime güveniyor, arkasına kimi almış da Türk devletinin koyduğu kurallara böylesine açık bir biçimde karşı geliyor bilemiyorum. Ama net bir biçimde bunu yapıyor işte.

Bunu Twitter adresine şikayet ettiğimde resmi hesabından da değil destek bölümünden kişisel bilgilerinizi yollayın biz sizi sistemden çıkaralım dediler. Hayır efendim o sisteme benim girmiş olmam zaten en büyük hata.

Peki acaba bir İtalyan sigorta şirketi olan Generali’nin ülkesinde serbest de o yüzden mi şaşırıp bizlere de SPAP yapma hakkını kendinde buldu? Kesinlikle hayır. O ülkedeki anti-spam kanunları o kadar sıkı ki bırakın hoşgörmeyi, devlet böylesi bir gönderim yapan şirketin ocağını söndürüyor.

DL 196/2003 Kişisel verilerin korunma kanunu, DL 675/1996 mahremiyetin korunması maddelerine göre her kurumsal yapı, mesaj göndermeden önce her kullanıcıdan izin almalı. Aynı Türkiye gibi… Bunun DL 171/1998 kanunu var, DL 185/1999 kanunu var ki bunlar kaynağını 97/7/CE sayılı Avrupa Birliği direktiflerinden alıyor.

Orada yapamadığını nasıl burada yapıyor, karşı gelemediği kanunlara ne hakla karşı geliyor bunu şirket yönetimine cidden sormak lazım.

1919 yılında ellerini kollarını sallayarak Antalya’ya girdiler ve kovulana kadar işgalcilik oynadılar.

Ama o 96 yıl önceydi.

Google’dan izinizi nasıl silersiniz?

Google yazdığınız her şeyi takip ediyor. Bunu niye yapıyor? Size daha etkin hizmet vermek amacıyla sizi yakından tanıyabilmek için. Veya size daha iyi reklam gösterebilmek için… Veya sizi ABD gizli örgütlerine raporlayabilmek için… Neyse ne… Sonuçta Google yazdığınız her şeyi dibine kadar raporluyor ve bir köşede saklıyor.

Bana ne yahu benim hangi siteyi kelimeyi aradığımı bilse ne bilmese ne, takılsın diyebilir ve konuyu kapatabilirsiniz. Veya dur bakayım neler yapmışım nerelere gitmişim diye baktıktan sonra bütün verilerinizi bu ortamdan silebilirsiniz.

Ben size, tai kabul ederseniz, verilerinizi nasıl sileceğinizi anlatacağım.

Bu telefonun şifresini çözemezler demek…

Bu ülkenin bakanları öldürecek beni… Güzel bir iş yapmışlar ve kriptolu telefon üretmişler. Bu konuda söylenecek söz, verilecek mesaj çok basit: Türkiye kendi kriptolu telefonunu yaptı. Bu kadar.

Ama bakınBilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ne demiş: Dünyanın en güvenli telefonunu yaptık!

Gelin konuyu TKNLJ formatında masaya yatıralım:

  • Bakan üç kat daha güvenli diyor. Kriptolu bir telefonun üç kat güvenlisi nasıl oluyor hiç anlatmamış
  • Telefonun donanımına dokunmadık, yazılımını değiştirdik diyor. Zaten kriptolu telefon donanımı değil yazılımıyla öne çıkar. Donanımla ne yapabilirsiniz ki şifreleme anlamında?
  • Daha önceki telefonun yazılımının içine dinlenmeyi mümkün kılan kodlar konmuş. Ve iktidar buna izin vermişse suç kimin oluyor?
  • Bu aletin şifreleme sisteminin anahtarı Türkiye’deki her şifreleme cihazında olduğu gibi TİB’de yok mu? En zayıf halkası kadar güvenlidir telefonlar…
  • Bu telefonların halka da verileceğini müjdelemiş bakan. O zaman parası olup bu telefonu alanları artık dinlemeyecek mi devlet? Tabii ki elinde kripto olduğu için dinleyebilecek…
  • Bu arada devlete şunu sormak lazım: Sıradan GSM sistemlerinin şifresi kırılabiliyor mu? Yine devletimizin yaptığı gibi santral üstünden dinleniyor.
  • Telefonların dinlenmesini sağlayan sistemler akıllı telefonların içine konan casus yazılımlar. hatta bununla ortam dinlenmesi bile yapılıyor. Devlet yetkilileri buna hazır mı? Bunu kim kontrol ediyor? Kontrol edenler paralel yapı değil eminiz değil mi?
  • Yeni üretilen telefonda yerlilik oranı düşükmüş. Vestel ve arkadaşları dava açmasın bu telefona? Aman diyeyim…

O mesajı sana yol-la-ya-ca-ğız işte o kadar

Türk Telekom müşterilerine bir mesaj göndermiş:

Türk Telekom avantajlı tekif ve kampanyalarını içerek iletilerinin her türlü iletişim kanalı üzerinden size gönderileceği hususunu bilgilerinize sunarız

Türk Telekom bu mesajı beni bir kullanıcı olarak çok rahatsız etti. Bu konuda internette çok yazıldı çizildi. Bunları ve aslında olması gerekeni TKNLJ formatında sizler için toparladım:

  • Pazarlama amaçlı mesajlar kullanıcıların isteği ve onayıyla gönderilir. Ben size mesaj göndereceğim işte o kadar demek en hafif söyleyince çok ayıptır.
  • Hukuki olarak önümüzdeki Mayıs ayında devreye girecek kanunla kullanıcının belirli somut izni olmadan pazarlama içerikli mesajları göndermek kanunen yasak olacak ve buna ciddi bir ceza verilecek.
  • “Ben size bu mesajı gönderdim siz itiraz etmediniz o zaman benim size her türlü mesaj göndermeye hakkım oluyor” gibi bir düyünce içinde olan hukuk bölümündeki insanlarla tanışmak istiyorum. Ve şu anda o insanların hukuki bilgisini her türlü iletişim kanalı üstünden speküle ediyorum.
  • Şirketlerin bu kadar kötü bir şey yapacağını, istenmeyen mesajları bir de buldukları her tür ortamdan takır takır yollayacaklarını söyleyen çirkin mesajın ne kadar kötü bir iletişim şekli olduğunun farkında mı acaba Türk Telekom iletişim departmanı? Bu iletişimi nasıl kabul ediyorlar ve içlerine sindirebiliyorlar acaba?
  • Bu metni göndermek Türk Telekom da dahil kimseye bir fayda sağlamıyor. Göndereceksen gönder, hukuki sonuca bir etkisi de yok. O zaman neden insanları şirketinize karşı zıplatıyorsunuz?
  • Konu hakkında yazılı basın organlarına Türk Telekom korkusuyla bir yazının çıkmamış olması yaptığınız işin çok da kötü olduğunu göstermez. Herkes bunun farkında ve ciddi bir tepki var. Ben olsam özür dilemek için hemen bir iki adım atardım şirket olarak…
  • Önümüzdeki günlerde daha kötü şeyler yaşayacağız ki bunun bir örneğini geçtiğimiz günlerde Vodafone ile gördük: Şirket sizin yapmak zorunda olduğunuz bazı işlemlerin altına zorunlu bir “bunu kabul ederek bizim ve tüm iş ortaklarımızın size mesaj göndermesini kabul ediyorsunuz” kutusu koymuş. Bu çakallığa DA izin vermeyeceğimizi şimdiden duyuralım dosta düşmana…

Bu çok kötü hatadan tüm şirketlerin bir an önce dönmesini istiyorum bilişimi seven ama kişisel özgürlükleri daha çok seven bir kişi olarak.

Cumhurbaşkanı bağışlarından çıkan kişisel güvenlik sorunu

Taraf gazetesinden Hüseyin Özay Cumhurbaşkanlığı seçimleri kapsamında yapılan bağışların listesini çıkarmış. Habere göre 1 milyon 460 bin kişi para yatırmış. Söz konusu kişilerin 300 bini gerçek bağışçılardan oluşurken geri kalan 1 milyondan fazla katılımcının fiktif olduğu ortaya çıkmış. Taraf gazetesi, Ziraat Bankası’nın Halk Bankası ile kurduğu FİNTEK isimli bilişim sisteminin geliştirdiği bir programdan yararlanıldığını söylerken 10 liranın altında bağış yapan 700-800 bin kişiyi tespit etmiş.

Bu işin cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili tarafını bir kenara bırakıyorum. Şunu anlamak istiyorum: Taraf gazetesinin yaptığı bir gazetecilik başarısı olmakla beraber şu soruların cevaplarını ülkemin yönetiminden istiyorum:

  • Nasıl oluyor da bir gazeteci 800 bin kişinin kimlik bilgilerine ve ne kadar bağış yaptığına ulaşabiliyor?
  • Bu bilgilere Taraf gazetesi ulaşabiliyorsa başka kimler ulaşabiliyor?
  • Bu bilgilerin kullanımıyla insanların fişlenmesini, kimi sevip kimi sevmediğinin anlaşılmasını ne engelliyor?
  • Selahattin Demirtaş ya da Ekmeleddin İhsanoğlu’na bağış yapanların fişlenerek (örneğin) işe alımlarının engellenmesi sorununun üstüne kim gidiyor?
  • Ziraat ve Halkbankası’nın kişisel bilgilerinin korunmasından hangi kurum sorumlu?

Bu sorular cevaplanmadan bilgilerin korunmasından kimse bahsetmesin. Cumhurbaşkanı beni nasıl dinlerler demesin. Bu sistemi ve bilgilerini koruyamayan kişi ve kurumlar bir an önce görevden el çektirilmeli…

Little Caesars’tan bol malzemeli SPAM dosyası

İsim vererek haber yapmak ve firmaları hedef göstermek benim çok severek yaptığım bir şey değil. Ama konu SPAM olunca ve tüm yollardan geçmeye çalışıp bunu engellemeyi başaramadığımda bu firmaları ifşa etmek, belki onları durdurabilir, insanımızın insan gibi cep telefonu kullanmasını sağlayabilir diye bunu yapmayı görev biliyorum.

Little Caesars bir pizza firması. Kimi zaman severek satın aldığım ürünleri var. Bu firmanın bulunduğu yerleri de bilmiyorum. İhtiyacım olduğunda yemeksepeti.com sitesi üstünden alışveriş yapıyorum. Buraya kadar herşey yolunda gidiyor.

Ne var ki Little Caesars, her sipariş verdiğinde benim telefonlarımı bana sormadan SMS gönderim listesine alıyor. Her seferinde dememin sebebi şu: Her seferinde o isteden çıkıyorum ve her siparişimden sonra otomatik olarak bana SPAM SMS’leri gelmeye başlıyor.

Ben telefon numaramı onlara değil yemeksepeti.com adresine veriyorum. Sebebi de gelir de beni bulamazlarsa adresim için beni aramalarını sağlamak. Ama LC kendinde bana SMS atma hakkı görüyor. Her allahın günü bir promosyon SMS’i gönderiyor bana. Çünkü pazarlamayla uğraşan şahıs, yoğun SPAM SMS gönderimiyle beni pizza almaya ikna edeceğini düşünecek kadar yetersiz bir kişi.

Her seferinde onlara telefon açıp zavalı şubedekileri benim telefon numaramı silmeye ikna etmeye çalışıyorum. “Ama he yavrum he sildim sildim” modunda hemen telefonu kapattıktan iki saat sonra tekrar SMS aldım.

İşin en acı yönü bir gazeteci olarak şirketin merkezini aradım. Basın bölümünden, SMS atımı sağlayan pazalama biriminden herhangi biriyle görüşebilmek istedim. İlgili kişi yokmuş. İlgili kişi olmayınca şirketin iletişimi de olmamış sayıldı.

LC bana istemediğim SMS’i atamaz. Buna hakkı yok. İstemediğimde silme hakkına sahip değil. Çünkü ben istemeden bana SMS atma hakkına sahip değil. Ben her gün gidip LC’nin kapısına pislesem, isemediğinizde söyleyin bir daha yapmayayım desem bu hoş karşılanır mı? Zannetmiyorum.

Büyük kurum olmak çok dükkan açmakla değil, müşterisine özen göstermekle olur. LC müşterisini sevmiyor. En azından beni sevmiyor. Onların SMS’leri geldikçe onları ifşa etmeye devam edeceğim.

Bu arada oradan bir daha hiçbir ürün almayacağım. Benim hakkımı gaspeden firmaya para kazandırmak istemiyorum.