Ekrem İmamoğlu mazbatayı aldı ama kimliği kaptırdı

ANKARA, MANŞET

Ekrem İmamoğlu uzun ve yorucu bir sürecin ardından resmi olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. O kadar çok uğraşıldı ve polemik çıktı ki bu büyük yarışın sonunda bir nevi ödül gibi oldu başkanlık.

Başkanlığın çok önemli bir göstergesi vardı o da mazbata adı verilen bir kağıt. Eskiden padişahlar devletin başına geçince kendi aralarına para bastırırlarmış. Onun gibi sembolik ama önemli bir belge bu. Bütün ülke iki hafta boyunca mazbata kelimesini ve onun farklı kullanımlarını öğrendi. Stadlarda şarkıları yapıldı mazbatanın, Afrika’nın köylerinde, Avrupa’nın başkentlerinde söylendi bu şarkı.

O yüzden de mazbata alınırken hop diye resimleri çekildi ve umarsızca internete yayıdı bu resimler. Dikkat edilmeyen bir şey vardı mazbatanın üstünde: İmamoğlu’nun adının yanında TC kimlik numarası da yazılıydı. Yani basına ik yayılan, özellikle Twitter üstünden servis edilen bu doküman açık bir kimlik ihlaliydi. Resmi ilk kez servis etmek isteyenler bu numarayı blurlamayı, silmeyi veya kazımayı düşünmedi. Belki düşündü de vakit bulamadı.

Bu belgenin basına dağılacağı barizken kim niye onun üstüne TC Kimlik No yazar, niye bunu öyle tasarlar sorusunu bir kenara bırakıyorum. TC Kimlik No, ben bunu beğenmedim haydi değiştirin denebilecek bir şey değil. Bu resim eğer spesifik adımlar atılmazsa Ekrem beyi ve ailesini ömür boyu takip edecek.

Politik fikirlerimizi saklayamayan Facebook çıplak resimlerimizi istiyor

İNTERNET, MANŞET, SOSYAL MEDYA

Facebook 80 milyonun üstünde kullanıcının bilgilerini dışarıdan insanlara politik saiklerle kullanmaları için verdi, çaldırdı ya da sattı. Bütün dünyaya rezil olması bir yana AB’den ABD’ye kadar birçok ülkenin araştırma kurullarına gidip aptal aptal sorularına cevap verip özür üstüne özür diledi.

Aradan öyle çok uzun bir zaman geçmeden gelip insanlara çağrı yaptı: Bana çıplak resimlerinizi gönderin. Ne? Niye be? Sebebi şuymuş: Bizim çıplak resimlerimize bakıp bizi tanıyacak. Sonra mesela biz biriyle ilişkiye girersek, ilişkiye girdiğimiz kişiyle fantezi yapar çıplak fotoğraflarımızı çektirirsek, sonra beklenmedik bir şekilde ayrılırsak, ayrıldığımız kişi bize o sırada hala çok kızgın olursa, fantezi yaptığımız zamanlarda çektiği resimleri intikam amaçlı bir biçimde internete yayarsa… O zaman ona verdiğimiz çıplak resimlerden bizi tanıyarak kızgın eski partnerimizin bizim intikam resimlerimizi koymasını engelleyecekmiş.

Bir tek bana çok aptalca gelmiyor değil mi?

Ha bu arada söylemeyi unutmayayım. Bizim kendi kendimize çektiğimiz çıplak resimlerimizi de Facebook çalışanları görebilecekler.

Bunların iki sebebi olabilir:

  1. Mark Zuckerberg Facebook işinden sıkıldı ve çıkmak istiyor. Bunun için adam gibi bir plan yapamamış aklına ilk gelen şeyi uygulamaya koymuş
  2. Mark herkesi kendi gibi biraz tutuk zannediyor

Mark bir dur Allah aşkına zaten ortalık karışık…

Beni niye takip etmemen gerektiğini söylemek zorunda değilim Google!

İNTERNET, MANŞET, POLEMİK

Quartz isimli bir teknoloji sitesi var. ilginç haberler çıkıyor. Severek takip ediyorum.

Yaptıkları bir araştırmayla bulmuşlar ki Android yüklü telefonlar Google’a sürekli konum bilgilerini gönderiyor. Kasmışlar kendilerini ve tüm konum temelli hizmetleri kapatmışlar. Android yine göndermeye devam etmiş. Olayın suyunu çıkarmışlar ve cihazın konum alma özelliğini kapatmışlar. Ama Android buna boyun eğer mi… Hemen çevredeki baz istasyonlarının kimliklerini toplayıp yine kullanıcının nerede olduğunu göndermeye devam etmiş.

Amerikalı yazarlar diyorlar ki nerede olduğunun bilinmesini istemeyen, örneğin kocasından kaçan, kanun tarafından korumaya alınan insanlar bundan zarar görebilirmiş. Ne münasebet efendim… Ben izlenmek istemiyorum. Benden kırk tane izin almanız gerekiyor benim nerede olduğumu birine göndermek ya da bundan bir pazarlama etkinliği çıkarmanız için.

Ben size neden benim konum bilgimi almamanız gerektiğini söylemek zorunda değilim. İstemiyorum. İşte o kadar. Bu benim en kişisel bilgim ve ne var canım alsa ile alınmasını istemiyorum. Sebebi beni ilgilendirir. Google’a açıklama yapmak zorunda olduğumu düşünenler de geri zekalıdır.

Android yüklü telefonlara da hayvan gibi para veriliyor. Android bizim kara kaşımıza kara gözümüze bize bağışlanmış bir işletim sistemi değil. Telefon aldığımızda bunun parasını veriyoruz. Yani öyle istediğini yapacak bir konumda değil. Olamaz da zaten.

Değil benim isteğim olmadan bilgi toplamayı, benim bilgi toplanmasını engelleyemeyeceğim yöntemlerle konumumu alması kabul edilebilir bir şey olmamalı.

Sırf bunun için bir daha Google arama motoru kullanmamayı kabul edebilirim.

Devletler küresel teknoloji devlerine karşı ayaklanıyor

İNTERNET, MANŞET, POLEMİK

Biz dünyanın teknoloji devleri bizim hakkımızı yiyor, bizim ürettiğimiz içerikler, bizim hayata geçirdiğimiz şeylerle kendi para kazanma yollarını geliştiriyor bize bir şey vermiyor derken… İşin içine Amerika dışındaki dünya devletleri girdi.

Rusya’nın Federal Bilgi Teknolojileri ve Kitle İletişimi Denetleme Kurumu Başkanı Aleksandr Jarov, kişisel verilere ilişkin yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Facebook’un engellenebileceğini söyledi.

Rusya daha önce Linkedin’i engelledi. Sırada Facebook var. Sonrasında Google ve Microsoft’un geldiğini konuşuyor herkes. Rusya ülkesindeki kanunların herkes ve her kurum için istisnasız geçerli olduğunu söylüyor.

Bunların temelinde Rusya’da 2015’te yürürlüğe giren kanun ve onun söyledikleri var: Ülkedeki yabancı şirketlerin Rus vatandaşlarına ait kişisel bilgileri Rusya’daki sunucularda tutması gerekiyor.

Bunlar Türkiye’de de tartışılıyor. Hatta AB ülkelerinde de. Ama Amerikan devleri bu konuda iyice köşeye sıkışmaya başladı. Ya küçük ülkeler beni kapatırsa kapatsın diyecekler ya da onların söylediği gibi dataları ülke içinde tutmaya başlayacaklar.

Ama buradaki temel sorun çok önemli: Rusya ve bizim gibi ülkeler bu datanın neden ülke içinde kalmasını istiyor? Başkaları bakamasın diye mi? Bunu düşünmek çok çocukça olur. Adamlar öyle ya da böyle bu bilgilere bakacaklardır sonuçta altyapıyı kendileri kuruyorlar.

Peki acaba devletler bu sitelere girenleri, orada olan bitenleri kendi ülkelerinin kanunlarıyla hop deyince hemen inceleyebilmek mi istiyorlar? Bu çok daha feci olur o şirketler için bir daha kimse güvenmez onlara.

İşte tüm bu şarlar içinde küresel teknoloji markalarını, özellikle de bilgi toplayanları çok zor günler bekliyor.

Ucunun biz son kullanıcılara öyle ya da böyle dokunmayacağını düşünmek büyük saflık olur.

Parası olan yazdıklarımızı internetten silebilir mi?

İNTERNET, MANŞET, POLEMİK

Bana gelen bir basın bülten kafamda internette parası olan herkes bizim yazıp çizdiklerimizi silebilir mi sorusunu uyandırdı kafamda… Bunun için bana bülteni gönderen kurumla derinlemesine bir sohbete girdik. Önce gelen basın bültenini sizinle paylaşarak neden bende bu izlenimin uyandığını sizinle paylaşmak istiyorum…

Bültenin başlığı “İNTERNETTE İSTENMEYEN HABERLERDEN KURTULMAK MÜMKÜN” ile verilmiş. Devamındaki spotunda Hakkınızda yayınlanmış asılsız haberlerin kaldırılması zor değil deniyor.

Şirket bize diyor ki “kişi ve kurumlar dijital ortamda yayınlanmış asılsız haberler veya yanlış bilgilerin kaldırılması için çoğunlukla tek tek haber kaynaklarına ulaşmak zorunda kalıyor. Dijital hukuk alanında yaşanan gelişmeler bu sorunların çözümünü de kolaylaştırıyor. “E-koruma.net”, dünyanın önde gelen arama motorları, sosyal ağlar ve dosya paylaşım sitelerinde yer alan istenmeyen içeriklerin kaldırılmasında yüzde 100’e yakın bir başarı sağlıyor.”

Şirketin kurumsal iletişim yöneticisi Esra Topal, “dijital ortamlarda paylaşılan asılsız, karalayıcı ve küçük düşürücü içerikler kişi ve kurumların itibarını zedeleyebiliyor. Bu tür içerikler internet ortamında geleneksel mecralara göre çok daha hızlı yayılıp tek tıkla milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Özellikle göz önünde olan kişiler, büyük şirketler ve ünlü isimler zaman zaman internet ortamında yıllarca emek vererek oluşturdukları itibarlarını, çalışma hayatlarını, iş ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecek içeriklerle karşılaşabiliyor. Bu içerikler; asılsız, karalayıcı haberler ve özellikle telif haklarına aykırı her hangi bir durum olarak karşımıza çıkıyor. E-koruma.net’in dijital hukuk alanında yaptığı çalışmalar bu tür haberlerin ve içeriklerin internet ortamından kaldırılmasına yardımcı oluyor” demiş.

İstenmeyen içeriklerin kaldırılması konusunda sosyal medya ajansları, dijital pazarlama ve marka ajanlarının yetersiz kalacağını belirten Topal ”Örneğin geçtiğimiz dönemlerde büyük bir içecek firmasına yapılmış olan karalama kampanyası gerçeği yansıtmamasına rağmen haksız rekabet oluşturarak hedef kitlesini yanıltıcı ve itibar zedeleyici imaj çizmişti. İnternette hakkınızda çıkmış olan bu tür haberlerin tespit, takip ve dava süreçleri uzman kişi ve kurumlar tarafından yapılmalıdır. Hukuki ve bilişim alt yapısı olmayan kurumlar bu işlemleri gerçekleştiremez. Yaptıracağınız hiçbir işlemin yüzde 100 bir sonucu yoktur. Yapılacak işlemin kaldırılma süreçleri içeriğin boyutuna göre değişkenlik göstermektedir.’’ açıklamasını getirmiş.

“Bu davaların hızlı bir şekilde çözüme kavuşması için uzman kişilerden destek almanızda fayda var” diyor.

Peki o zaman benim aklıma gelen soru muhtemelen bir çoğunuzun da aklına gelmiştir. Mesela ben bir şey söylüyorum ve bu benim kendimi ifade etme özgürlüğümle uyuşuyor. Peki buna rağmen bu yazılanların internet ortamından silinmesi mümkün mü? Konuyu birkaç soruyla şirkete yönelttim. Esra Topal ivedilikle bu sorulara samimi cevaplar verdi:

Otel ve restoranlara yeni internet filtresi darbesi

ANKARA, İNTERNET, MANŞET

BTK yeni bir yönetmelik çıkardı. Buna göre internet kafelerden restoran ve otellere kadar yeni filtreleme ve herkesin bilgisini saklama zorunluluğu getirildi. Bununla ilgili dikkat edilmesi gereken ancak ülke gündeminin görmezden geldiği çok önemli maddeler var. Sizler için unları maddelerle TKNLJ formatında sıralamak istiyorum:

  1. BTK yönetmeliğinde yasaklı olan siteler filtrelenmelidir deniyor. İyi de zaten yasaklı olan siteler ülkenin genel internet omurgasından yasaklı değil mi? Yasaklı siteleri restoran ve oteller neden bir daha filtreliyor? Niye tekrar bir filtreleme yatırımı yapıyor? Hangi sitenin yasaklı olduğunu olmadığını takip etmekle yükümlü mü restoranlar? Yasaklıysa izin verme yok yasaklı değilse gri bir alandaysa restoranlar bununla neden uğraşıyor?
  2. Yine otel ve restoranlar kendilerine giren insanların adını soyadını, girdiği aletin MAC ID denen kimlik kartını ve hatta girdiği adresleri iki sene boyunca saklamakla yükümlü. Burada da iki önemli nokta var: Birincisi iki sene boyunca otel ve restorana her giren çıkanı kaydetmenin ve saklamanın maliyetini kim karşılayacak? O nasıl bir saklama alanı olacak haberiniz var mı? Dalga mı geçiyorsunuz? Haydi onu geçtik, bir restorana gittiğimde benim hangi adrese girdiğimi adım ve telefonumla eşleştirmek kimin haddine? Benim nereye girdiğimi kebapçı neden biliyor? Kişisel bilgilerin korunması bu kadar kolay çöpe atılacak bir şey mi? Bir Phorm’u bu yüzden eleştirmedik mi? Sabah otelden çıkarken adamın sizin referandum için evet mi hayır mı dediğinizi bilmesi iyi bir şey mi? Bunu sizin vicdanınıza bırakıyorum.
  3. Bu filtrelemeyi hemen bugün yönetmelik çıkıncadevreye alıyorlar. Peki otel ve restoranların bu sistemi kurması böyle birkaç dakikalık bir iş mi? Bugün böylesi bir sistemin kurulması için ortalama 1.000 TL para istiyor en sıradan yazılım ve donanım şirketi… Hemen bugünden itibaren nasıl kuracak ve çalıştıracak bunu işi teknoloji olmayan yeme içme şirketleri? Bu kadar haksızlık olmaz…
  4. Otel ve restoranlardan sabit IP almaları isteniyor. Şimdi bizim karşıdaki kebapçıya git Türk Telekom’dan sabit IP al desenize… O sırada size ne tepki verdiğine bakın… Köpüklü ayran istemiyorsunuz, sabit IP için ne yapması gerektiğini nereden bilecek bu adamlar?

Keşke devletim insanlara 15 bin TL’ye kadar ceza keseceği bu sistemleri zorunlu hale getirirken bunları düşünse… Keşke bunları düşünmek ve dile getirmek biz teknoloji konusunda düşünen insanlara kalmasa. Haydi kaldı diyelim keşke önceden bize sorsalar da görüşlerimizi alsalar ki biz de böyle gelene geçene atar yapan gazeteciler gibi gözükmesek…

Donald Trump “şirketler müşteri datası çalabilir kanunu” çıkardı

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, ULUSLARARASI TELEKOM

“Donald Trump seçilmez o kadar da değil” demiştik. O kadarmış, gördük.

“Trump gelince aslında çok şey değişmez dünyada sonuçta kurumsallığını tamamlamış bir dünya ve ABD var” demiştik, daha gelmesiyle beraber oturmuş tüm kuralların dibine dinamit koyduğunu şaşırarak gördük.

Adamın sadece kendi ülkesine zarar vermeyeceğini öngörmüştük ama bir de baktık ki eli ayağı internet özgürlüklerinin kurumsallığına kadar uzanıyor.

Barack Obama iyi bir ABD başkanı mıydı, bizim ülkemiz için doğru adımları attı mı, Türkiye’yi dost bildi mi gibi soruların cevapları çok net değil. Ama Obama net bir biçimde bir internet dostuydu. Ülkesinde genişbant internetin yayılması için inanılmaz adımlar attı, ardından internet ortamında kullanıcıların korunması için birbiri ardına kanunlar çıkardı. Hatta sonuncusunu neredeyse başkanlık ömrünün son günlerine sıkıştırdı.

Donald Trump ilk iş olarak kimsenin bir anlam veremediği, kimsenin arkasında duramayacağı saçmalıkta kurallar çıkardı. Çıkardığı son kanun o kadar aptalca ki ABD’nin tüm basın ve yayın organları eleştirecek yeterince ağır kelimeleri bile bulamadılar.

Özetle Donald Trump’ın yeni kanunu diyor ki “Barack Obama’nın son çıkardığı kanun iptal. Bundan böyle şirketler, kullanıcılarına dahi sormadan aslanlar gibi onların datasını toplayacak, kullanacak ve istediği zaman istediği kurumlara satabilecek”

Neden böyle bir şey yaptı? Şirketler ona baskı yaptığı, kampanyasına destek verdiği için mi? Peki bu şirketler kullanıcılarına bunu nasıl anlatacak? Şimdiye kadar yapılmış en şeytani kanun tasarısı olarak tarihe geçecek bu adım.

Bu arada Obama’nın özellikle arkasında durduğu ağ tarafsızlığı konusu vardı: Diyelim ki sizin bir internet servis sağlaycınız var Türk Telekom veya Turkcell gibi. Siz Google’a veya Netflix’e girerken size vermesi gereken en yüksek hızı vermek zorunda kalması bu tarafsızlığın basit tanımı. Eğer servis sağlayıcı kafasına göre “yok arkadaş bundna böyle Netflix’e girerken yavaş gireceksin ya da bana daha çok para vereceksin” diyemiyordu. Bu kanunun iptal olmasıyla birlikte ağ tarafsızlığı ilkesine de zarar gelme ihtimali doğdu.

Benim korkum Verizon’un zavallı Amerikan halkının özel verilerine erişip onları satması değil. Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki “Amerika’da başkanlık ne güzel hadi biz de yapalım” diyen politikacıların olduğu bir yerde “haydi biz de bundan sonra kullanıcının datasını toplayıp ona buna satılmasına izin verelim çünkü Amerika çok gelişmiş” der birileri… Acaba taraflı ya da tarafsız birileri çıkıp “yok kesinlikle orası ayrı burası ayrı… Kimse böyle demeyi düşünmez bizim kişisel özgülüklerin onmaz savunucusu ülkemizde” diyecek kadar güveniyor mu birilerine?

Çok zor zamanlar bekliyor bizi. Dünyanın sonunun gelmesi için illa bir atom bombası atılması, petrolün bitmesi ya da bir göktaşının dünyaya çarpması gerekmiyor. Böylesi özgürlüklerin güvercin adımlarla elimizden kayıp gitmesi bizi inanılmaz bir hızla bir distopyanın içine sokabilir…