Gates mobil işletim sistemini beceremediğinden 400 milyardan olmuş

Eski Microsoft başkanı Bill Gates, Android’in Apple’ın iOS platformuna varsayılan alternatif haline gelmesine izin verdiğini ve kariyerinin en büyük hatası olduğunu düşündüğünü açıkladı.

Risk sermayesi şirketi Village Global tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuşan Gates, mobil yazılım fırsatının “Microsoft’un kazanması için doğal bir şey” olduğunu ve “ne olursa olsun, Microsoft’un Android olmamaya neden olduğu her hangi bir yanlış yönetişimden” bahsettiğini söyledi.

Gates mobilde kaybolarak Gates, Microsoft’un 400 milyar dolarlık bir fırsatı kaybettiğini söyledi.

“Bu mobil işini doğru yapsaydık gerçekten de lider olurduk…”

Gates, görevini 2000 yılında Microsoft CEO’su olarak bıraksa da, Google’ın baskınlığı için Android platformuna karşı kaybedilmiş bir mücadele vermesi nedeniyle Temmuz 2008’e kadar baş yazılım mimarı olarak kaldı.

Microsoft’un ilk mobil çabası, Windows Mobile, Android’de pazar payını hızla kaybetmeden önce 2007’de zirveye ulaştı. Gates’in ayrılmasından kısa bir süre sonra Microsoft, yeni bir Windows Phone işletim sistemi ile mobil stratejisini, temellerini geri kazanmak ve Android’i devirmek için başarısız bir girişimde yenildi.

Cepten yarışan 7 kişi 6 bin TL’yi paylaştı

Hadi isimli mobil soru cevap uygulaması, 17 Haziran günü ise yeni bir rekora imza attı; 50 bin kişi aynı anda 6.000 TL ödül için yarıştı. Canlı yayında, aynı anda 12 soruyu çözmek için heyecanlı bir yarışa giren oyunculardan yedisi, 6.000 TL’lik ödülü paylaştı.

Yarışmacılar Müge Boz’un anlatımıyla bilgilerini test ederken aynı zamanda telefon ekranından deneyimlerini anlık olarak diğer yarışmacılarla paylaşabiliyorlar. Chat özelliğiyle aynı zamanda dev bir sohbet ekranına dönüşen yarışma; her anlamda Türkiye’de ilk olma özelliğini taşıyor.

Geçtiğimiz haftalarda AppStore’larda yerini alan HADİ artık Androidlerin de cebine girdi. Binlerce kişi tarafından aynı anda canlı oynanabilen yarışma; günde iki kez yayınlanıyor. Yarışmacıların binlerce lira gerçek parayı 12 soruyu bilmeleri durumunda kazandığı yarışmada; eğlence ve heyecan bir arada. Her gün aynı saatte sadece on iki soruluk yarışma boyunca canlı yayınlanan yarışmaya erişmek için Hadi uygulamasını indirmek yeterli. Uygulamayı kullanmak ise tamamen ücretsiz. Yapılması gereken tek şey, daha önce bildirilen yarışma saatinde uygulamayı açık tutmak. Sunucu canlı yayında soruları soracak, oyuncular ise çoktan seçmeli cevapları tek bir tık ile yanıtlayacak. Yanıtlama süresi ise on saniye. Yarışma sırasında yarışmacılar canlı yayında yazışabiliyor, arkadaşını yarışmaya üye edenler ise ekstra can hakkı kazanıyor.

Hadi’yi uygulamasını AppStore ve GooglePlay üstünden indirmek mümkün

 

Eyyy Apple!..

Türkiye’de belli başlı gazetecilerle direkt iletişim kuran, diğerlerine karşı ölü taklidi yapan, bu alanda kendini lord seviyesine konumladıran Apple, yine belli gazeteciler ve yabancı bültenler aracılığıyla toplumdan özür diledi. “Ya biz yavaşlatmak için değil vallahi kem küm” dedi.

Şimdi konuyu masaya yatıralım: Apple bir prestij ürünü. Ona verilen para ve kullanıcıların tercih sebepleri rasyonel değil. Yan hah bu kameraya bu para verilir kararıyla iPhone alan olduğunu zannetmiyorum çünkü o paranın alabileceği çok daha iyi donanımlar var. Kaldı ki zaman zaman neredeyse 10 bin liraya gelen telefonu kimse mantıklı sebeplerle açıklayamaz.

O zaman ben de prestijli bir kullanım ömrü istiyorum Apple’dan. Bunun sunumlarında şöyle iyi işlemci, böyle şahane sistem diyorlar. Ama cihaz ömrü iki seneyle sınırlı. Üçüncü senesine girdiği zaman otomatik olarak boynu bükülüp yavaşlıyor. O işlemcinin haketmediği bir yavaşlama bu. Apple bunu kabul etsin ya da etmesin, yavaşlatıyorlar telefonları bilerek ve isteyerek. Bu tartışmaya açık değil. Zaten kabahatlerinden büyük olan özürleri de bunu anlatıyor…

Diyorlar ki uygulamalar gelişiyor daha çok işlemci talebi geliyor. E tamam zorlama beni güncellemeye. Bırak ben eski hızımla mutlu ve mesut yaşayayım hayatımı. Yan böylesi bir sistemi kuran insanlar bunu yapmayı beceremiyor demek çok büyük bir yalan.

Şu anda bize kalan tek tutar tarafı iOS işletim sistemi. Eğer Google yanlışlıkla bana zerre kadar güven vermeyen ve kendimi yetersiz hissetmeme neden olan çirkin Android sistemini adam gibi çalışır hale getirirse ne prestiji düşünürüm ne gönül bağını ne de iOS’in yazılım havuzuna harcadığım parayı.

Apple bunun farkında mı bilmiyorum. Muhtemelen kol kola girip gezdikleri birkaç “yakın” gazeteci bunu onlara söylemiyordur.

Android canınıza okuyor ve okumaya da devam edecek

Cep telefonunu cep telefonu yapan uygulamalar aslında. Siz ne derseniz deyin, ne kadar üstün kamera, pil ya da işlemci koyarsanız koyun olay dönüp dolaşıp o ekranda görünen uygulamaların zekası, kalitesi ve eğlencesinde düğümlenip kalıyor.

Bu bakış açısıyla Android ve iOS arasındaki etkin bir savaş aslında cep telefonu pazarı. Android ürünler daha iyi kamera, daha iyi ekran, daha daha daha daha şeklinde gidiyor. Apple ise sessiz sedasız ve derinden gidiyor. Kamerasının kaç megapiksel olduğunu bile söylemiyor.

Bunun bendeki sebebi şu: Apple yazılımına güveniyor, diğer tüm markalar bu yazılımdan kaynaklanan eksikliklerini müthiş ürünlerle kapatmaya çalışıyorlar.

Nesi eksik Android’in? Sorsanız Apple Fanboy derler bunu söyleyenlere ama ben yine de sayayım: Burası güvenli değil. Bunu herkes biliyor ama kimse söylemiyor. Android uygulama pazarına isteyen herkes hiçbir kontrolden geçmeden ürünlerini takır takır sokuyor. Soktukları ürünlerin içindeki zararlı yazılımlar size takdire şayan zararlar veriyor. Mesela fener uygulaması indiriyorsunuz, önünüzü aydınlatmakla mükellef uygulama size ben senin cep telefonu listene erişeceğim diyor yoksa çalışmıyor. Ne yapacaksın listemdekileri mi aydınlatacaksın?

Android guruları ne var canım ben Android telefonuma root olabiliyorum şunu yapıyorum bunu yapıyorum diyorlar. Ama düşünmüyorlar ki bunu kullanan çok genç ve yaşlıların telefonları ve bilgi güvenlikleri tehdit altında. Tek bir şerefsiz tek bir komutla onların kameralarını açıp her daim fotoğraflarını çekebilir… Ama uzmanlar root oluyorlar. O yüzden Android şahane.

iOS, kendi sistemine giren her uygulamayı takar takır araştırıyor. İçinde zararlı bir kod varsa sokmuyor sisteme. İçi temizse ve bir süre sonra zararlı bir yazılımla güncelleme yapılıyorsa yine sokmuyor sisteme. Oyun açtığınız zaman bu oyunun arkadan dolaşıp sizin fotoğraflarınızı çekmeyeceğine eminsiniz. Verilerinizi, annenizin kardeşinizin telefonunu çirkin insanlara satmadığına eminsiniz.

Güvenlik mi über megapikselli kamera mı… Siz karar verin.

Otoparktaki arabanıza para kazandıran girişim

Girişim haberlerini vermeye bayılıyorum. Akıllı insanlar boş oturmak yerine beyninin içindeki elektrik alışverişlerini paraşa dönüştürüyor. Girişimciliğin bu hafta gördüğüm yeni örneği Arda Aşkın, Güven Özyurt ve Erman Çağıral. Garajyeri isminde bir uygulama yapmış. Bülten gönderme safhasına kadar da gelmiş. Yani artık ayaklarının üstünde duruyor.

Fikir dile kolay gibi görünüyor ama o kadar da basit değil: Arabanız var ve evinizin önünde duruyor. Birisinin de arabaya ihtiyacı var. Siz bu uygulama üstünden arabaya ihtiyacı olan adama arabanızı veriyorsunuz. Parasını ve kira bedelini siz belirliyorsunuz. Adam arabayı kullanıp gtiriyor parasını veriyor. Alan memnun satan memnun…

Şimdiye kadar Garajyeri ile araçlarını kiraya verenlerin kazandıkları toplam ek gelir 500 bin TL’yi geçmiş. Ocak 2015’te, Hummingbird Ventures, Nevzat Aydın ve Doğa Girişim’den toplamda 900 bin dolarlık yatırımla 17 kişilik ekiple kurulan Garajyeri ilk yılında 4 milyon TL’lik kiralama talebi hacmine ulaştı. 2017 Ocak ayında yeni yatırımcı turuna çıkacak olan Garajyeri’nin hedefinde Rusya, Dubai ve Katar fonları var.

Mayıs 2015’te kullanıma açılan Garajyeri şu anda İstanbul’da 250 araçla hizmet veriyor. Kuruluşundan bu yana binlerce aracın kayıt olduğu ve yavaş yavaş aktif hale getirildiği Garajyeri’nin 2017 hedefi ise bin araçla hizmet vermek. Aşkın’ın hayali ise 81 ilde her mahallede 5 otomobile ulaşmak. Türkiye’de 17 bin mahalle ve 53 bin muhtar var. Rakamlar kocaman…

Garajyeri CEO’su Arda Aşkın’ın sözlerinden TKNLJ formatında küçük notlar paylaşalım sizinle:

  • Araca ihtiyacınız olduğunda, şehir merkezlerindeki rent-a-car firmalarına gitmek ve ihtiyacınıza yönelik marka ve modelde araç bulmakta zorlanıyordunuz.
  • Mahallede boşta duran araçları kullanabilmenin bir yolu olmalı
  • Türkiye’de paylaşım ekonomisine yeni bir boyut kazandırarak insanların boşta duran araçlarından kâr elde etmelerini sağlamayı ve böylelikle her yıl artan araç alımından kaynaklanan çevre kirliliğini azaltmayı hedefliyoruz.
  • Kiralanan her araç sayesinde trafikten yaklaşık 9 ile 13 arasında araç çekilmiş oluyor ve bu da 46 bin kilogram karbon salınımının önüne geçiyor.
  • Mahalledeki araçları kiralayarak komşuluk ilişkilerini güçlendirmek de Garajyeri’nin sosyal hedefleri arasında.
  • Rent-a-car sektörü dünyada büyürken Türkiye’de bu anlamda büyük bir açık var. Türkiye’de bu işi yapan kişiler araç kiralama hizmetini mahalle aralarında güven oluşturmayan yöntemlerle yürütmüşler.
  • Araçların günlük ortalama kiralama bedeli 70 TL’dir. Araç modeline göre fiyatlar bin TL’ye kadar çıkabiliyor.
  • Bir ayda 15 gün kiraya verme ise asgari ücrete denk geliyor. Örneğin 8 ayda 30 bin TL kazanan bir kullanıcımız var. Bir araçla başladı şu an sistemde 6 arabası var.

10 yaşını geçmeyen araçların kayıt yapıldığı sistemde; zorunlu trafik sigortası yaptırmış olan araç sahipleri, TC kimlik numaralarını, cep telefonu numaralarını, IBAN numaralarını, e-posta adreslerini ve ruhsat bilgileri gibi temel verileri siteye giriyor. Verilen bilgilerin doğruluğu kontrol edildikten sonra üyelikleri onaylanıyor. Araç kiralamak isteyenler de aynı şekilde bilgilerini sisteme girerek platforma üye oluyor. Ayrıca, ehliyet puanı yeterliliğini bildirmek ve Facebook ile giriş gibi bir takım ek zorunlulukların bulunduğu sistemde araçların saatlik veya günlük kira fiyatlarını araç sahipleri belirliyor.

Araç kiralamak isteyen kullanıcılar lokasyon ve tarih seçerek arama yapıyor ve gelen sonuçlar üzerinden, fiyat, model ve mesafe açısından en uygun olan araca istekte bulunuyor. İstek onayladığında, kiracı Garajyeri üzerinden ödeme yapıyor ve anahtarı elden teslim alıyor. Araç iade edilinceye kadar Garajyeri hesabında tutulan kira bedeli, teslimatla birlikte araç sahibine aktarılıyor.

Ben baktım ama şu soruların cevaplarını göremedim:

  • Araba bozulursa ne olacak?
  • Arabayla ölümlü trafik kazası gerçekleştirilirse ne olacak?
  • Teröristler araba kiralayıp çalıyorlar bunları çalmayacakları ne malum?
  • Hukuki olarak bu arabayla yapılan kaza kime yazar bilemiyorum
  • Kim olduğunu bilmediğiniz, arabanın içinde kimlerle ne yapacağını bilmediğiniz bir adama arabanızı verip sonra da çocuğunuzu o rabaya oturtur muydunuz? Bana bu tarafı bayağı ters geldi
  • Bunun vergisi filan… Bilemedim

 

Microsoft beceremiyorsan söyle anlayışla karşılarız

Bilen bilir, Microsoft’un işletim sistemi ile alakamı bundan yaklaşık 5 sene önce kopardım. Yeni gelen cihazlarla bu ilişkiyi yeniden kurar mıyız derken ağırlığı artan Android ve iOS yüzünden iyice koptuk gittik. Şu anda Windows nereden açılıyor deseniz dudak büküp uzaklara bakacak hale geldim.

Microsoft ile ilişkilerimizi tazeleme fırsatını eskiden severek kullandığım Office ile kurdum. Herkes bana farklı ofis çözümleri önerirken ben nostalji yaparak farklı özellikleri yüzünden Microsoft Office’e döndüm. Aydı 20 liraya yakın para veriyor ve hem Mac’te hem de telefon ve tabletimde Office’i kullanıyorum. Saklama alanının genişliği, Office ile kendi içindeki entegrasyonu benim için gerçekten çok önemli.

En önemli tarafı ise Microsoft’un hiç üstünde durmadığı Türkçe denetimi. Bunu yaptığını söyleyen diğer yazılımlar da var gibi gözükse de bu konuda bu şirkete çok güveniyorum. Doğruya doğru.

“E peki bu başlık ne” dediğinizi duyar gibiyim.

Gözünüzü seveyim bu ne yahu? Her ay, ama kesinlikle her ay üç büyüklerin 1,5 gigabaytın üstünde güncellemesi var. Bunun yanına mutlaka ya Outlook geliyor ya Onenote… Bunun bilgisayar için olanı ayrı, tablet ve telefon için olanı ayrı. Hepsi takır takır üstümüzden geçiyor. Aylık ortalama 5 gigabaytın altına hiç inmiyoruz. E bugün bir ortalama mobil bağlantı kotası 5 gigabayt dediğiniz… Ev interneti için de hiç de azımsanmayacak bir büyüklük.

Kendine ait olmayan bir platformda hiç gncelleme yapmadan yaşasınlar demiyorum. Ama her ay her ay güncelleme gelmesi, onların 5 gigabaytı geçmesi de kabak tadı verdi artık. Bir ürünü iki ayda ayağa kaldırırsınız. Hadi üç ay sürsün. Müşteriden para almaya başladığınız bir ürüne 6 ay boyunca her ay güncelleme gelir mi?

Ben bir Mecrosoft çalışanı olsam kesinlikle utanırdım. Sizden 20 lira alıyoruz ama her ay da 45 liralık internetinize maloluyoruz der bir çiçekle evine özür dilemeye giderdim.

Ben beceremedim derse kesinlikle anlayış gösteririm.

Ama “ben süper beceriyorum bana ayda 20 lira ver ama ben her ay her şeyi yıkar baştan yaparım” diyorsanız… Kusura bakmayın o kadar da değil.

Gözünü seveyim bir dur be Microsoft

Sevgili Microsoft harika bir iş yapıp iPhone ve iPad gibi eOS temelli cihazlar üstünde Microsoft Office hizmeti vermeye başladı. Aylık bazda minik paralar vererek kullandığımız bu uygulama içinde Word, Excel ve Power Point gibi ürünlerin PC ortamındaki kullanımına çok yakın bir deneyim sunuyor. Neredeyse çıktığından beri kullanıyor ve ciddi sonuçlar alıyorum.

Ancak sevgili Microsoft’un bir sorunu var. Bir türlü bu ofis yazılımının düzgün çalışan sürümünü tutturamıyor sanırım. Neredeyse 30 günün altında sürelerde güncelleme gönderip duruyor iOS ortamına. Hayır öyle 3 megabayt 5 megabayt olsa iyi… Arkadaş tüm uygulamalarına 300 megabaytın üstünde güncellemeler gönderiyor. Beher güncellemenin toplamı gigabaytı geçiyor neredeyse.

Apple 3 kıtada 4,5 milyon kişiye iş verdi

Apple bugün tüm dünyadaki müşterilerin bu yılbaşı döneminde App Store’a her zamankinden daha büyük ilgi gösterdiğini ve App Store’un Noel ve Yılbaşı haftalarında yeni rekorlar kırdığını duyurdu.

3 Ocak’a kadar devam eden iki hafta boyunca, müşterilerin uygulamalar ve uygulama içi alımlar için 1,1 milyar doların üzerinde harcama yapmasıyla trafik ve satın alma miktarı konularında arka arkaya haftalık rekorlar kırıldı. Müşterilerin 144 milyon doların üzerinde harcama yaptığı 1 Ocak 2016, App Store tarihinin en büyük günü oldu. Böylece, sadece bir hafta önce Noel gününde kırılan bir önceki gün rekoru da aşılmış oldu.

Bebeğin ateşini telefondan öğrenmek…

Çocuğunun hastalanarak ateşlenmesi tüm ebeveynlerin çok hassas olduğu bir konu. Zaten bebeği yeni olan bir anne baba stresten ne yapacağını bilemez. Ancak her saniye gidip ateş de ölçülmez. Quadro buna çok güzel bir çözüm bulmuş: Android ve IOS işletim sistemli Akıllı telefonlarla birlikte çalışan Quadro Akıllı Ateş Ölçer telefonunun ekranından 7/24 çocuğun ateşini takip edebilmeyi, hatta çocuğun ateşi belirlenen seviyenin üstüne çıktığında telefonda alarm çalmasını sağlıyor.

Quadro Türkiye Müdürü Serkan Gezici tarafından yapılan açıklamada Quadro Akıllı Ateş Ölçerin Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı bir sağlık ürünü olduğu, ve bu kapsamda İstanbul, Bursa ve Güney Ecza Kooperatifleri ile yapılan görüşmeler sonucu satışının sadece eczanelerde gerçekleşeceğini dile getirdi. Ürün 9 Kasım 2015 tarihinden itibaren Türkiye genelindeki yaklaşık 24 bin eczanenin raflarında yerini alacak.

  • 7/24 Gerçek zamanlı ısı ölçümü ( 3 saniyede bir ölçüm)
  • Isı limit alarmı (belirlenen ısı limitine ulaşıldığında akıllı telefon alarmı çalar)
  • 999 saat boyunca sürekli veri kaydı
  • Kol bandı ya da, hassas bebek tenine özel olarak geliştirilmiş yapışkan bantlar ile çocuğunuzun istediğiniz bölgesinden ateşi takip etme olanağı
  • Bulut Teknolojisi & Uzaktan Kullanabilme imkanı (işteyken evdeki ya da okuldaki çocuğunuzun ateşini takip edebilme)
  • 0.05C’lık ısı değişim hassasiyeti
  • 0.1C hata payı
  • 30-45C geniş ısı ölçüm aralığı
  • 8 gr. ağırlık, 1,5cm yarı çap ile küçük ve hafif
  • IOS ve Android desteği
  • 2 Yıl garanti, T.C. Sağlık Bakanlığı onayı

 

Apple’ın şimdiye kadarki en büyük zaferi

Apple minik müzik dinleme aletleri yaptı, büyük bilgisayarlar, dijital saatler, orta boy telefon ve tabletler yaptı. Güzel sattı, dünyanın en değerli markası haline geldi. Bunların her biri tüm dünyada çok güzel karşılandı. Tüm bunların arasında sessiz sedasız bir hareket başlattı, “benim üstümden ödeme yapabilirsiniz” dedi. Herkes “aman canım ne var bunda” şeklinde yaklaştı buna. Sonuçta diğer telefonların da bunu yapabilen yol ve yöntemleri vardı.

AncakVisa Europe Mobil Hizmetler İcra Direktörü Jeremy Nicholds bir duyuru yapınca ortalık bir sallandı ve kendine geldi: “Avrupa’da milyonlarca Visa kart sahibi tarafından her gün kullanılan temassız ödemeler, Apple Pay hızı ve kolaylığı ile eşik atlayacak ve mobil ödemeler tüketicilerin günlük hayatının bir parçası olacak. İnsanlar evlerinden ayrıldıklarında eğer yanlarına tek bir şey alıyorsa o da cep telefonları oluyor. Biz de Visa olarak, Apple ve birçok bankayla yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda bundan böyle tüketicilerin Apple Pay ile çok daha kolay, hızlı ve güvenli bir şekilde ödeme yapabilmelerini sağlayacağız”.

Apple Pay’e katılımlarını duyuran bankalar arasında Bank of Scotland, Coutts, First Direct, Halifax, HSBC, Lloyds, M&S Bank, MBNA, Nationwide, NatWest, Royal Bank of Scotland, Santander, TSB ve Ulster Bank yer alıyor.

Apple Pay, Visa temassız ödemelerin kabul edildiği her noktada kullanılabilecek. Bugün Avrupa genelinde 2,6 milyonun üzerinde Visa temassız terminali bulunuyor. Sadece İngiltere’de; Tesco, Marks & Spencer ve Boots gibi perakendecilerin yanı sıra, binlerce mağaza ve restoran ile Londra ulaşım ağı Transport for London da dahil olmak üzere 250 bin satış noktasında 400 binin üzerinde Visa temassız terminali var.

Güvenlik ve mahremiyet Apple Pay’in işleyişinin temel yapı taşlarını oluşturuyor. Apple Pay’e eklenen, Visa banka veya kredi kartı bilgileri cihazda saklanmıyor. Gerçek kart bilgileri yerine, kişiye özel şifreli bir rakam güvenli bir şekilde cihaza kaydedilerek ödeme işleminde kullanılıyor. Apple Pay ile gerçekleşen her işlem, CHIP & PIN ve temassız ödemelerde kullanılan Visa şifreleme teknolojisi ile doğrulanıyor.

Apple Pay ile ödeme işlemi yapan Visa kart sahipleri, onaylanmamış işlemlerdeki yükümlülükler ve uluslararası kabul gibi Visa kredi ve banka kartlarını kullanan tüketicilerin sahip olduğu aynı hak ve avantajlara sahip olacak.

Apple Pay ile kullanıcılar, Visa kartlarıyla gerek yüz yüze, gerek uygulama içi alışverişlerde ödemelerini hızlı ve sorunsuz bir şekilde yapabilecek. iPhone 6, İphone 6 Plus ve Apple Watch cihazlarından temassız mobil ödeme yapılabilecek. Uygulama içi alşverişlerde ise Apple Pay, iPhone 6, iPhone 6 Plus, iPad Air 2 ve iPad mini 3 ile uyumlu çalışacak.

Apple Pay ile ilgili daha detaylı bilgiye bu siteden ulaşabilirsiniz.

iOS içindeki yenilikler çok da umurumda değil açıkçası. Şu anda sadece Avrupa’da başlayan bu olayın bir an önce ülkemize gelmesini istiyorum kendi adıma. Kapıya gelen restoranın motosikletçisinin her zaman eserleyip beserlediğim kredi kartımı haşata çevirmesini ve kullanım süresinin bitmesine yıllar kala cebimden çıkarmaya utanacağım bir hale getirmesinin sona ermesini istiyorum. Cüzdan olmadan evden çıkmak istiyorum. Kredi kartı güvenliğini parmak izime yüklemek istiyorum.

Bu kadar.

Bence Visa ile yapılan bu hareket Apple’ın en büyük zaferlerinden biridir. İnsanlar onun işlemcisiyle ilgilenmeye devam etsinler. Ben bu konuyu takip edeceğim…

Microsoft “kim olursan ol gel çalıştırayım” dedi

Microsoft tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen ve Windows, Windows Phone, Microsoft Azure vediğer Microsoft yazılımlarını kullanan geliştiricileri biraraya getiren BUILD konferansı bu yıl da teknoloji dünyasına damga vurdu. 29 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında San Francisco’da gerçekleşen BUILD 2015, önemli duyurularla gündeme oturdu.

Microsoft yeni Universal Windows Platform ve Windows Store ile değişik geliştiricilerin çok az bir emekle cihazlarını Windows 10‘a dönüştürmelerini sağlayarak, fırsat yaratacak devrim niteliğindeki yenilik ve gelişmeleri konferansta duyurdu. Firma aynı zamanda yeni Web tarayıcısı, Microsoft Edge (eski Project Spartan), telefonlar için Windows 10 Continuum, Cortana ve Microsoft HoloLensi de piyasaya sunduğunu açıkladı.

Konferansta açıklanan yol haritasına göre; Microsoft’un Windows, iOS ve Android geliştiricilerini kapsayan cesur adımları, Windows 10’u en cazip gelişim platformu haline getirecek. Microsoft; Windows, iOS, Android, Mac ve Linux geliştiricilerinin milyarlarca Microsoft müşterisine ulaşmasına izin verecek. Microsoft’un; yeni veri, geliştirici ve Office hizmetleri, geliştiricilerin istedikleri platformda akıllı uygulamalar geliştirmesine yardımcı olacak.

Microsoft yeni Universal Windows Platform ve Windows Store ile uygulama geliştiricilerin uygulamalarını Windows 10 uygulamasına dönüştürmelerini sağlayacak önemli bir adım atıyor. iOS ve Android uygulamalar artık Windows 10 üzerinde de çalıştırılabilecek. Yeni platform ve yazılım geliştirme paketleriyle web siteleri, klasik Win32 uygulamaları, Android Java/C++ uygulamaları ve IoS uygulamaları çok kolay bir şekilde Windows 10 mağazası üzerinden Windows uygulaması olarak sunulabilecek. Bu yeni SDK’lar sayesinde yazılımcılar hem daha önce Windows harici platformlar için yazmış oldukları kodları kullanabilecek, hem de Windows platformuna özel bir çok kullanım ile çok daha zengin uygulamalar geliştirebilecekler.

Evrensel Windows Platformu’nun getirdiği bir diğer yeni özellik ise Continuum. Artık telefonlar birer PC’ye dönüşebilecek. Telefonların içindeki bilgisayarı ortaya çıkarmak için tek yapılması gereken ise bir monitör bağlamak olacak. Evrensel Windows Platformu sayesinde uygulamaların birer hologram olarak çalışması bile mümkün olacak.

Microsoft, Build 2015’te, sunulacak yeni dalga araç ve güncellenmiş hizmetler ile yazılım geliştiricilerin Visual Studio 2015 Release Candidate, Linux ve Mac için .NET, Visual Studio Code önizleme, Application Insights in Public Preview gibi çoklu platformlarda verimliliğini artıracağını da duyurdu.

En popüler “Playback”çi iPhone kazanacak

Yazılımların yetenek ve kalitesinin artmasıyla akıllı cep telefonları birer iletişim aracı olmaktan çıkıp eğlence aleti haline dönüştü. Özellikle her an internete bağlı olması sayesinde bir paylaşım merkezi haline gelen telefonlar, eğlenceyi de sosyalleştiriyor.

Bu veriler göz önünde bulundurularak tamamen Türk bilgi birimi ve tasarımıyla hayata geçirilen Playback uygulaması, kullanıcıların kendi yarattıkları komik içerikleri birbirleriyle paylaşmalarını hedefliyor.

Playback uygulaması en basit tanımıyla telefon sahiplerinin sisteme yüklenmiş ses kayıtlarını kendi görüntüleriyle, kendileri konuşmuş gibi göstermesi üstüne kurulu. Geniş bir yelpazede kategorik olarak sınıflandırılmış ses kayıtlarından en beğenileni seçip tek bir tuşla onu eğlenceli bir video haline getirmek mümkün.

Çekilen videolar düzenlendikten sonra yine tek bir tuşa basarak Playback’teki kullanıcı profiline yükleniyor. Kullanıcının takipçileri yüklenen video’yu beğenip yorum yazabiliyorlar. Ayrıca Facebook Vine ve benzeri sosyal medya uygulamalarıyla paylaşılabiliyorlar.

Devrim niteliğinde özellikler

Playback uygulaması devrim niteliğindeki birçok özelliğiyle benzerlerinden ayrılıyor. Bunların başında bir filmin tek bir kişi tarafından değil, birkaç farklı kişi tarafından hayata geçirilebilmesi geliyor: Bir kullanıcı bir sesin üstünde belli bir yere kadar konuşup kalan kısmını başkasının seslendirmesi için kaydedebiliyor. Böylece karşılıklı komik diyalogları yaratmak mümkün.

Bunun dışında benzerlerinin aksine Playback kullanıcıları kendilerine sunulan ses kayıtlarına mahkum değil. İsterlerse televizyon ya da benzeri ortamlardan ses kaydedip bunu kendileri ve diğer Playback’çilerin kullanımlarına sunabiliyorlar.

En eğlenceli ses kütüphanesi

Üstüne görüntü koymak için hazırlanan kütüphanede gerçekten çok eğlenceli sesler mevcut: Kemal Sunal’ın Kibar Feyzo’sundan Şener Şen’in Züğürt Ağa’sından Çakallarla Dans filmi repliklerine kadar filmler kategorisi; Reha Muhtar’ın orijinal haber sunumlarından Justin Bieber fanatiklerinin serzenişlerine kadar uzanan internet fenomenleri; Kurtlar Vadisi’nden Kardeş Payı’na kadar en çok hatırlanan dizi satırları yepyeni bir eğlence dünyası yaratmak için Playback kullanıcılarını bekliyor.

Ödüllü sosyalleşme imkanı

Playback uygulaması, aynı Instagram ve Facebook gibi kendi içinde önemli sosyalleşme araçları sağlıyor. Bir kullanıcıyı takip etmek, onun gönderilerini beğenmek ve başkalarıyla paylaşmak mümkün. Bu şekilde yeni dostlukların kurulması ve video fenomenlerinin doğması da mümkün hale gelecek. Playback yeni fenomenleri hayata geçirmek için düzenli hale getirmeyi planladığı ödüllü yarışmalar hayata geçirecek.

İlk yarışma Mart başında başlıyor: 1 Mart’tan itibaren hazırlanan videoları üretenler arasındaki yarışma 1 Haziran’a kadar sürecek. Bu tarihte Playback videosu en çok beğeni almış Playback’çi iPhone 6 ile ödüllendirilecek. Elbette videosunu en çok paylaşan ve sosyal medyada yayılmasını sağlayan kullanıcı diğerlerine göre daha şanslı olacak. Yarışmaya katılmak isteyenler http://www.playback.zone adresinden ödülü takip edebilirler.

Playback uygulaması Apple App Store üstündeki http://get.playback.zone linkinden ücretsiz olarak indirilebiliyor.

Yapana sıkı sıkı sarılmak isteyeceğiniz teknoloji

ABD Ankara Büyükelçiliği tarafından desteklenen ve Tohum Otizm Vakfı tarafında yürütülen “Tablet Bilgisayarım Benim için Konuşuyor” projesi, teknolojik gelişmelerin özellikle otizmli çocukların eğitiminde kullanılmasını teşvik etmek ve her ortamda eğitim fırsatlarını yaygınlaştırmak için hazırlandı.

Tohum 1 uygulaması; iletişim, beceri öğrenme, nesnelerin ismini öğrenme, etkinlik çizelgesi yapma, Tohum 2 uygulaması ise; nesne eşleme, vücudu tanıma ve temel eylemleri eğlenceli bir şekilde öğretme konusunda çocuklara yardımcı oluyor. Uygulamayı ücretsiz olarak indirmek için Apple Store’da “tohum” ya da “otizm” yazmak yeterli.

Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer yaptığı açıklamada, “Otizmli ve zihinsel engelli çocuklar için hazırlanan Tohum 1 ve 2 iPad uygulamaları ailelerin büyük yardımcısı olacak. Hatta erken yaştaki çocuklarla, dikkat eksikliği olan, hafif gelişim problemleri gösteren çocuklar da en temel becerileri öğrenirken hem eğlenecekler hem de çeşitli ortamlarda kullanabilecekler. Daha çok çocuğun faydalanabilmesi için Tohum uygulamalarının android tabletlere uyumlu versiyonunu da Mart ayında ücretsiz olarak kullanıma sunmayı hedefliyoruz.” dedi.

Bunu düşünen ve yapan insanlara şahsım adına sevgilerimi gönderiyorum

Turkcell 1 milyon saatlik yazılım eğitimi verdi

Turkcell’in, Türkiye’yi yazılım geliştirme alanında daha iyi bir konuma kavuşturmak üzere hayata geçirdiği “Geleceği Yazanlar” projesi, kısa sürede yazılımcıların ve yazılımcı adaylarının bir numaralı başvuru kaynağı oldu. Yazılımcı ekosistemine katkı sağlamak amacıyla geliştirilen ve isteyen herkesin faydalanabildiği proje 33 bin üyeye ulaştı.

Süreyya Ciliv’in ardından Turkcell Genel Müdür Vekili olan İlker Kuruöz; “Geleceği Yazanlar” projesine ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Geleceği Yazanlar, kısa sürede bir yazılım okuluna dönüştü. Türkiye’nin yerli yazılımcıları artık Geleceği Yazanlar’dan çıkıyor. Projenin gördüğü ilginin, Turkcell takımını da daha iyisini yapma yolunda motive ettiğine inanıyoruz.”

Turkcell’in 1,2 milyon TL’lik eğitim katkısı sağladığı “Geleceği Yazanlar” platformunda 1 milyon saat online eğitim verilirken 2 bin sayfa eğitim dokümanı ve 20 bin satır kod örneği bulunuyor. Bu süre içinde 720 bin kişinin ziyaret ettiği http://gelecegiyazanlar.turkcell.com.tr 11 milyon sayfa gösterimine ulaştı. Türkiye’nin genç nüfusunun mobil yazılımcı olmaya yönlendirilmesinin hedeflendiği proje kapsamında 76 bin kilometre yol kat edilerek 50 şehre gidildi ve 67 üniversitede etkinlik düzenlendi. Eğitim, gelişim, danışmanlık imkânlarının sunulduğu projenin sitesinden eğitim süreçlerini başarıyla tamamlayan 3 bin 500 geliştiriciye toplam 7 bin 200 başarı belgesi verildi. “Geleceği Yazanlar” eğitimlerinde Android, iOS ve Windows Phone gibi milyonlara hitap eden platformlara yönelik uygulama ve yazılım eğitimlerini tamamlayıp mezun olanların sayısı 3 bini aştı.

Saksı gibi durmayan teknoloji

saksı
saksı

Türkiye’de araç içi ses teknolojileriyle kendini duyuran Parrot isimli şirket çok enteresan bir ürünle kendini gösterdi: Bluetooth özellikli saksı yapan şirket, çiçeklerin daha iyi gelişi; evi bir bahçe haline dönüştürmesini sağlayacak.

Cihaz bildiğimiz, ora boy çiçekleri alacak kadar büyük bir saksı… İçinde küçük bir su deposu da var. Göze hoş görünen bir şekle sahip. Çok acayip ama bitkiler müzik sever diye üstünde bir de radyosu var…

Saksı, saksı gibi durmuyor tabi. İçinde bir uygulaması var. Bu uygulamaya saksıya hangi çiçeği koyduğunuzu söylüyorsunuz. Uygulama yaklaşık 8 binden fazla çiçeğin beslenme ve sulanma bilgisini içeriyor. İçindeki algı aletleri toprağın su miktarını, sıcaklığını, ışık seviyesini ve hatta geçirgenliğe bakarak topraktaki gübreyi dahi ölçüyor.

Cihaz kendi içindeki suyuyla bitkiye 3 hafta gözü gibi bakabiliyor. Tabii ki bu süre bitkinin türüne ve istediği suya göre değişebiliyor.

Cihaz 2015 yılı içinde piyasaya sürülecek. Fiyatı henüz belli olmasa da yaklaşık 60 dolar civarında bir fiyatla çıkacağı söyleniyor.

Bu alet kesinlikle türünün ilki değil. Hatta bu aletin bir benzerini Estonya’da deneme fırsatı bulmuştum. Ama bu kadar iyi paketlenmiş ve pazarlaması yapılan ürün muhtemelen daha önce hiç olmadı. Bekleyip göreceğiz…

Nefes temizleyen nane gibi teknoloji

Her sabah hemen her insan korkunç bir ağız kokusuyla uyanır. Bu kokunun çok fazla sebebi olabilir. Bu sebeplerin belirlenebilmesi, ağız kokusunun ortadan kaldırılması için çok önemlidir. Mint (Nane) adı verilen bir teknoloji işte bu yüzden ağız ekosisteminde neler olduğunu ortaya çıkarabilmek için hayata geçirilmiş.

Breathometer adı verilen bir şirket akıllı bir ağız içi cihazı hayata geçirmiş. Bluetooth bağlantısıyla çalışıyor. Cihaz ağız içine girdikten sonra oradaki havayı vakumluyor. Ardından vakumladığı havanın içindeki bileşenleri, nem oranını ölçümlüyor. Sonrasında bu edindiği verilerden ağız sahibine önerilerde bulunuyor.

Cihaz ağız içindeki iki farklı şeyi ölçüyor: Bunlardan birincisi nem oranı ikincisi ise sülfit. Sülfür seviyesinin oranı, ağızda çürük olduğunu, diş hastalıklarını ve türevlerini gösteriyor. Nem oranı ise kişinin susuz kalıp kalmadığını, ne kadar su içmesi gerektiğini anlatıyor.

Mint ölçüm yaptıktan sonra bunları iOS ya da Android temelli cihazlara aktarabiliyor. Zaten bu cihazlara aktarım yapıldıktan sonra gerisi yazılımın işi…

Bursa mobil dünyanın turizm merkezi olacak

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 3 dilde Iphone-Ipad tabanlı olarak hazırlanan mobil uygulama ‘Enjoy Bursa’ ile Bursa’nın tarihi ve turistik mekanlarını keşfetme yolunu açtı. Bursa’yı açık hava müzesi haline getirmek maksadıyla 8.500 yıllık arkeolojik bölgelerden 2300 yıllık Bitinya surlarına, 700 yıllık Osmanlı eserlerinden cumhuriyet dönemi sivil mimari örneği yapılara kadar her alanda yoğun bir çaba harcayan Büyükşehir Belediyesi, şehrin turizm pastasından aldığı payı artırmak için tanıtım çalışmalarına ağırlık verdi. Dijital devrimin yaşandığı günümüzde harita, broşür, katalog gibi argümanların yerini cep telefonu ve tablet uyumlu programlar alırken, Büyükşehir Belediyesi de Bursa’nın tarihi ve turistik mekanlarını dijital mecraya taşıdı. Bursa’nın tarihi ve kültürel mirasına ışık tutmak, yerli ve yabancı turistlere Bursa ile ilgili detaylı bilgi sunmak amacıyla Türkçe, İngilizce ve Arapça olmak üzere 3 dilde iphone -ipad tabanlı hazırlanan ‘Enjoy Bursa’ adlı mobil uygulama ile Bursa’yı keşfetmek artık çok daha kolay hale geldi.

Uygulama, ‘keşfet’ özelliği ile şehirdeki mekanları bulunduğunuz mevkie olan uzaklıklarına göre keşfetme imkanı sunarken, birbirinden güzel fotoğrafları incelemeye imkan sağlıyor. Bunun yanında ‘dinle’ özelliği ile mekanlar hakkındaki bilgileri dinleyerek de bilgi sahibi olmak mümkün. ‘Rotalar’ başlığından size uygun olan rotalardan birini seçebilir, bulunduğunuz mevkiden diğer mekanlara nasıl gideceğinizi gösteren yol haritasıyla gezi planınızı rahatça belirleyebilir, ‘Eski Bursa’ başlığında ise mekanların eski fotoğraflarını ve harita üzerindeki mevkilerini görüntüleyebilirsiniz. ‘Zaman tüneli’ özelliği ile Bursa´nın geçmişten günümüze geçirdiği değişimi inceleme imkanı bulurken, ‘Bursa Şehir Rehberi’ sayesinde yeşil Bursa’nın tarihi, lezzet durakları ve konaklama seçenekleri hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Beğendiğiniz mekanları Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda veya elektronik posta yoluyla sevdiklerinizle paylaşma imkanın sunan uygulama, şehirdeki hava durumunu güncel olarak takip etmenizi de sağlıyor. Karekod uygulaması ile tarihi mekanlardaki kare kodları okutarak hızlıca ilgili mekanın bilgilerine ulaşmak da mümkün. IPAD ve iphone akıllı cihazlara sahip kullanıcılar Appstore´dan ‘Enjoy Bursa’ uygulamasını yükleyebilirler.
 Öte yandan android mobil cihazlar için ´3 Boyutlu Mobil Turizm Atlası´ mobil uygulamasına da Google Play Store’da yayınlandı. Uygulama sayesinde kullanıcılar mekanlara ait fotoğraf, video, 3 boyutlu model, konum bilgisi ve 360 derece panoramik fotoğraflarla zenginleştirilmiş içeriğe android tabanlı mobil cihazlarından da ulaşabiliyorlar.

Türkiye’de mobil yazılımcılığı takdimimizdir

Türkiye katma değerli ürün ve hizmet üretiminde oldukça geri kalmış durumda. Bunun en kolay yollarından biri yazılım, özellikle de mobil yazılım. Türkiye’de konunun önde gelen uzmanlarından, eğitmen, akademisyen ve girişimci Ozan Uysal ile devlet teşvikinden satış kanallarına, çalışanların ücretlerinden melek yatırımcılara kadar uzanan bir yelpazedece geleceğin mobil dünyasını tartıştık…

Türkiye’de meraklı bir kişi nasıl yazılımcı olabilir?

Meraklı olanların yaşına göre alternatifler mevcut. Lise öğrencileri için bir çok okulda çeşitli programlama kursları başlamış durumda. Örneğin geçen sene Üsküdar Amerikan Koleji’nde 9 – 11. sınıf arası gençlere iPhone programlamayı hedefleyen bir kulüp kuruldu ve 10 kişilik bir öğrenci grubuna programlamanın temelleri anlatıldı. Kariyerini yazılımcı olarak ilerletmeyi planlayan bu gençler, yabancı üniversitelere başvururken deneyimlerinden bahsederek güçlü bir özgeçmiş hazırlayabiliyor. Üniversite düzeyine baktığımızda ise Türkiye’de oldukça iyi programlama eğitimi veren üniversiteler mevcut. Özellikle özel üniversitelerin, yazılım alanında iyi kadroları bünyelerine kattıklarını görüyoruz. Son dönemin popüler mobil uygulamalarıyla ilgili derslerin programa eklenmesi önemli bir gelişme.

Temel mühendislik eğitimi dışında özel kurslara giderek yazılım konusundaki açıklar kapatılabilir. Ancak yazılımda usta çırak ilişkisi esas olduğundan en etkili yöntem iyi bir yazılım mühendisinin yanında çalışmak olacaktır. Bu fırsatı bulamayanlar için çevrimiçi kaynakları takip etmek de bir çözüm olabilir. Son dönemde Turkcell Geleceği Yazanlar gibi örnekler, Türkçe kaynaklar konusundaki eksiği olan, yazılım konusunda kendini evinde geliştirmek isteyenlerin önünü açtı.

Mobil programlama yazılımcıların hayatına neler kattı?

Mobil uygulamalar şu sıralar Türkiye’de inanılmaz popüler, hatta yurtdışına göre daha popüler olduğunu söyleyebiliriz. Firma ya da şahıs herkesin bir mobil uygulama fikrine sahip olduğu bir ortamda mobil uygulama geliştiriciler altın dönemlerini yaşıyor. Özellikle son 4 senede Apple sayesinde inanılmaz hızlı gelişen mobil dünya, geliştirici eğitmek konusunda o kadar hızlı olamadı. Bu yüzden de geliştirici sayısı, artan talebe yetişemedi. Mobil yazılımcılar çok deneyimleri olmasa da web ve masaüstü yazılımcılarına göre daha fazla kazanır hale geldi. Bunun ötesinde web programlama tarafında en erken 5 yılda “deneyimli” sıfatına kavuşan yazılımcılar mobil tarafta 1 sene içinde “efsane” haline gelebiliyor: Bunun sebebi mobil projelerin ortaya çıkma süresinin çok daha kısa olması ve bu sayede CV’lerin oldukça “dolu” görünmesi.

Eskiden yazılımcılar kendilerine verilen işleri yaparken mobille beraber kendi kendinin patronu olmayı becerebildiler mi?

Web’de kendinin patronu olmak, tek başına ayakta durmak senelerdir mümkün. Ancak mobil platformların bu konuda sağladığı mobil mağaza avantajı var. AppStore ya da Google Play, bugüne kadar kimsenin yapamadığı bir şeyi yaptı: Kullanıcıları internet karmaşasından kurtararak bütün yazılımların tek bir kanaldan erişimine imkan sağladı. Bunu bir anlamda her dükkanın toplandığı bir AVM olarak da düşünebilirsiniz. AppStore’da tek bir uygulamayı açarak ihtiyacınız olan şeye iki üç adımda ulaşabiliyorsunuz. Müşteriye böyle bir dağıtım kanalı sunulup yazılımcılara da yüde 70 kazanç verildiğinde AppStore’un ve dolayısıyla mobil dünyanın bu derece gelişmesi mümkün oldu. Apple ve Google gibi firmaların hem kullanıcıya hem de geliştiriciye ödeme güvencesi vermesi mobil yazılımcıların ürünü direk satmasını kolaylaştırdı.

Mobildeki bu ortam, bir çok yazılımcının kendi işinin sahibi olmasını kolaylaştırdı ve evinden milyonlar kazanan bir kitle oluşturdu. Ülkemizde de bunu başarmış yazılımcıların sayısı az. Başarı hikayeleri çoğalıp ve ailenin maaşlı çalışma yönlendirmesi azaldıkça kendi işini kuran daha çok kişinin çıkacağına inanıyorum.

iOS, Windows ve Android platformlarının hangileri yazılımcılara daha yüksek kazanç fırsatı sunuyor?

Uygulamadan para kazanmanın çeşitli yolları var. Yazılımcı olarak ya bir yerde maaşlı çalışabilir, kendi uygulamanızı AppStore’a koyabilir ya da dış kaynak kullanımlı adam çalıştırabilirsiniz. iOS platformuyla çalışanlar diğerlerine göre daha yüksek ücret alıyorlar. Bunun sebebi de iOS platformunun öğrenme süresinin uzun olmasının ve Apple cihazlarının yüksek fiyatlarının geliştiricileri bu platformdan uzaklaştırması. Kendi uygulamanız üzerinden para kazanmak isterseniz yine iOS platformu en yüksek geliri size sunuyor. Özellikle uygulama içi satın alma sistemini kullanan bir çok uygulama oldukça iyi kazançlar elde edebiliyor. Google Play ise kazanç konusunda iOS platformunun gerisinde kalıyor, ancak her geçen gün aralığı biraz daha kapatıyor. Tabii Google Play’de AppStore’a göre daha fazla uygulama olduğunu da hatırlatmak gerek, bu da daha fazla rekabet demek oluyor.

Devletin teşvikleri yeterli mi?

Öncelikle devlet ve teşvik alanların birbirine karşı dürüst olması gerekiyor. Şu anda sadece bu desteklere güvenerek iş yapmaya kalkan ve sonunda başarısız olan bir çok firma var. Bunun sebebi ortada bir pazar ya da iş yapma imkanı yokken sadece devletin parasıyla ayakta kalmaya çalışmaları. Devletin maaşlı çalışanı olarak fikrini yapabilme ve ayakta durabilmeyi hayal ediyorlar. Girişimcilerin kaçırdığı nokta, bunun bir “teşvik” olduğu, ömür boyu hayatta kalma güvencesi vermediği. Mevcut iş planı ve satış ağınız olacak, devletin sunduğu imkanlarla bunu büyütme fırsatı elde edeceksiniz.

Devlet tarafından baktığımızda ise bu tarz teşviklerde karşılaşılan sonsuz bürokrasi ve girişimciye karşı güvensizlik, bir noktadan sonra teknoloji geliştirmesi gereken girişimcileri evrak peşinde koşan mali müşavire çeviriyor. Dolayısıyla iki tarafın da birbirinden ne beklediğini bilmesi ve teşviklerden buna göre faydalanması gerekiyor. En mantıklısı yüksek maliyet gerektiren projelerde profesyonel yatırımcı sermayesi ve devlet teşvikinin birleştirilmesi.

Verilen teşviklerle Türkiye’den bir Facebook çıkarabilir mi?

Bu soru gerçekten bir Facebook çıkmalı mı diye cevaplanabilir. Türkiye otomobil yapmalı mı yoksa yedek parça ve patent tarafından daha çok kazanıyorsa otomobili yapmaya ne gerek var tartışmasına benzer şekilde Facebook gibi bir sosyal ağ yapmalı mıyız yoksa veri madenciliği konusunda gelişip patent ve ürünlerle Big Data firmalarının analiz işlerini üzerimize mi almalıyız sorusu daha doğru bence. Türkiye’nin en önemli eksikliği belirli bir stratejisinin olmaması, varsa da bunu yeterince duyurmaması.

Son yıllarda melek yatırımcılar Türkiye’ye daha çok gelmeye başladı. İş geliştiricilerenler buna adapte olabildi mi?

Şahsen benim melek yatırımcılarla bir deneyimim olmadı, oldukça yeni olan firmam Türkiye’nin önde gelen inkübasyon merkezlerinden Inovent Ventures bünyesinde geliştirdiği mobil çözümlerle ayakta duruyor ve ürün geliştirmeye çabalıyor. Ancak piyasada gördüğüm ve tanıdığım kişilerden duyduğum, Türkiye’de ilk başlarda melek diye duyurulan yatırımcıların pek de melek olmadığı. Birçok projede yüksek yüzdelerle şirketi ele geçirilip fikir sahiplerinin maaşlı çalışan haline getirilmesi meleklere karşı olan güvenin azalmasına sebep oldu. Bunun dışında girişimcilerde gözlemlediğim ise yatırıma vur-kaç mantığında yaklaşmaları; “1 milyon alsak ertesi gün bizi bulamazlar” sözünü o kadar çok duydum ki insanların bu işi milli piyango gibi gördüğüne inanmaya başladım. Halbuki yatırım, işi büyütmek için bir katalizör, bir şirketin hayatında ise en fazla “iyi bir gün” olabilir. “Patron olan yatar” mantığı günümüzde “yatırım alan köşeyi döner”e dönüştü. Çoğu kişi Whatsapp satışının nasıl gerçekleştiğini incelemezken sadece 19 milyarın hayalini kuruyor, hemen eve gidip bir mesajlaşma uygulaması yazmaya çalışıyor. Girişimcilerin öncelikle paranın amaç değil araç olduğunu anlaması ve işi geliştirmek için paradan daha değerli şeyler (danışmanlık, hukuk desteği, network) olduğunu da bilmesi gerekiyor.

Türkiye’den dünya çapında bir uygulama ya da fikir çıkması için hangi şartların oluşması lazım?

Yazılım sektörü insan faktörünün oldukça önemli olduğu bir sektör, dolayısıyla yazılımcıların olgunlaşması sektörün de ilerlemesi anlamına gelecektir. Burada olgunlaşma sadece yazılım eğitimi değil biraz kendini bilmekle de alakalı. Genç yazılımcı adaylarının mezun olduktan sonra en yüksek maaşlı iş yerine en çok kendini geliştirebilecekleri işi kovalamaları hem kendilerine hem de sektöre yapacakları en büyük yatırım olacaktır. Bunun dışında sektörde çalışanların sadece teknolojiye odaklanmamaları, sosyal bilimlere de hakim olmaları onlara farklı fikirler geliştirme olanağı sunacak, değişik vizyonlara sahip olmalarını sağlayacaktır. Dünya çapında fikirler oluşturmak için dünyayı takip etmek, insanların nelere gülüp nelere üzüldüklerini bilmek gerekir. Facebook’u, Twitter’ı global yapan bütün dünya insanlarının yaşantılarına dokunmasıdır. Yazılım sektöründe ilk yatırım maliyetleri oldukça düşük olduğundan, global proje üretme konusunda sürekli ekonomiyi ve ülkenin durumunu sorumlu tutmak bence çok doğru değil. Ama bahsettiğim tipte insanların yetişmesini istiyorsak en azından üniversitelerde mühendislik programlarına daha çok sosyal bilimler eklemeli, mühendis adaylarının bakış açılarını sadece teknolojiyle kısıtlanmasını engellememiz gerekmektedir. İnsana yatırım yaptığımızda fikirler kendiliğinden gelecektir.

Siz lise ve dengi okullardaki öğrencilere birebir dersler veriyorsunuz. Öğrencilerin geleceğin bu mesleğine bakışını nasıl buluyorsunuz?

Açıkçası ortaokul ve lise seviyesindeki okullarda inanılmaz gençlerle tanıştım. Ankara’da bir eğitimde 12 yaşındaki bir gence iOS programlamayı öğrettim ve kendisi şu anda bir uygulamasını AppStore’a koydu. Bu çocuğun mobil uygulama konusundaki bilgi ve mühendislik yetenekleri çok yüksek düzeyde. Üsküdar Amerikan Kolejinde danışmanlığını yaptığım iOS Kulübünde tanıştığım 9-12. sınıf arasında gençler ise benzer şekilde hem sordukları sorularla hem de ortaya sundukları fikirlerle yaşlarının çok ötesinde bir bilgi ve vizyona sahip olduklarını gösterdiler. Bilgiye aç ve hızlı öğrenen bu gençler, henüz sektörü bilmediklerinden ve nasıl kurumsal davranmaları öğretilmediğinden inanılmaz yaratıcı fikirlere ve şaşırtıcı bir vizyona sahipler. Bu noktada yapılması gereken k12 seviyesindeki bu öğrencilerin ÖSS gibi sınavların stresine boğulmasını engelleyip yaratıcı fikirlerini genişletmeleri için fırsat vermek olmalıdır. Ülkenin en değerli doğal kaynağı olan gençlere yapılan yatırım ileride Türkiye’nin teknoloji alanında çok büyük atılımlar yapmasını sağlayacaktır.

Türkiye’de yazılımcı kadrosu yeterli mi? Adam/saat fiyatları fikirlerin hayata geçmesi için uygun mu?

Bir fikrin hayata geçmesi adam/saat fiyatının oldukça ötesinde bir şey. Ben Türkiye’deki eksikliğin yazılımcılarda değil ürün yöneticilerinde olduğunu düşünüyorum. Ürün yöneticisinin görevi fikir aşamasından satışa kadar her aşamada ürünün başında olmak, onun her detayıyla ilgilenmek ve geliştirmektir. Dolayısıyla iyi bir ürün yöneticisi hem yazılımın kalitesini değerlendirmeli, hem pazarlamayı düşünmeli, hem teknik analize hakim olmalı, hem de gelişmeleri takip ederek ürüne bir vizyon çizebilmelidir. Ne yazık ki ülkemizde bu kritik görevin hak ettiği değeri bulmadığını düşünüyorum.

Yazılım tarafına dönersek Türkiye’de gerçek bir uzman yazılımcı bulmak zor ve bu kişiler de herkesin bir senede “uzman” olduğu bir ortamda yurtdışına göre daha yüksek ücret talep ediyor. Bu da çoğu işin ekonomik olarak yapılmasını engelliyor. Burada ülkemizdeki çarpık “uzmanlık” sisteminin de payı olduğunu düşünüyorum. Yurtdışında 10 bin saat çalışmadan kendine uzman demeyen insanlar varken, biz de Linkedin hesapları iş hayatında 1,5 sene geçmeden “senior” olarak güncelleniyor.

Uygulamacılar işsiz kalacak, iPhone oyun konsolu olacak

Apple’ın WWDC konferansından notları mümkün olduğunca kaynağından vermeye çalıştım. OS X Yosemite ve iOS 8 yazıları bu bakış açısıyla kaynağından gelen bilgiye dokunmadan yazıldı. Fakat geliştiricilerin dünyasını anlatan SDK yazısına dokunmak zorunda hissettim kendimi. Zira konuyla alakalı Türkiye’nin en iyi beyinlerinden biri Ozan Uysal‘ı tanıyordum. Gelen bülteni kendisiyle paylaşınca harika notlarını gönderdi. Bana anlatır gibi anlatınca herkes için çok net bir yazı oldu. Noktasına dokunmadan sizlerle paylaşıyorum:

Geçen seneki WWDC ve iOS7 son kullanıcıya yönelikti, developer’lara yönelik çok ciddi bir özellik gelmemişti. Bu seneki ise son kullanıcıya pek ilginç gelmeyebilir ancak developer’lar için devrim niteliğinde.

Benim ilgimi çeken noktalar;

1. Apple akıllı ev olayına çok sert bir giriş yaptı. Yabana atılır bir şey değil orada yaptıkları. Özellikle emlak manyağı ülkemizde buna ilgi yüksek olacaktır.
2. Widget. Sonunda iOS kullanıcıları da Widget görebilecekler, uygulamalar notificaiton center’a widget ekleyebiliyor. Türk uygulamalar buna çok hızlı adapte olur, cihazlar widget’dan geçilmeyecektir.
3. Uygulama arası servis sunma. Örn. Instagram’ın filtrelerini kendi yazdığım uygulamada kullanabileceğim ya da iGO’nun navigasyon fonksiyonlarını çağırabileceğim. Tabii Instagram ve iGO’nun bunu bana sunması gerekli
4. Bütün bankacılık uygulamaları Touch ID’ye geçecektir bu sene.
5. Oyun geliştiriclere geçen seneden beri yatırım yapması (SpriteKit ve 64 bit A7) ve bu sene bu yatırımı 3 boyutlu teknolojilerle maximum seviyeye çıkarması (Metal, SceneKit) konsol pazarına göz diktiğini gösterir. Bu sene muhtemelen duyuracağı çok çekirdekli 64 bit A8 işlemcili bir iPad; Apple TV ve Game Controller SDK ile joystick’e çevrilmiş bir iPhone ile harika bir konsol olur. Özellikle 3D oyunların performanslarıyla ilgili demo yapmaları bunun bir göstergesi. 2 sene içinde işlemcilerin hızlanması ve duyurulan teknolojilerin iyileştirilmesiyle PS4 ve XBOX tarafını ciddi bir şekilde sarsacaklardır, çünkü iPad ve iPhone bir ihtiyaç, oyun konsolu ise nice-to-have :).
6. Swift. Objective C zordur, öğrenmesi uzun sürer, sadece Apple için öğrenilmez derken Apple Swift diye yeni bir yazılım dili duyurdu. Yine sadece iOS 8 (geriye dönük değil) için bütün dünyanın öğrenmek zorunda kalacağı bu dil, Apple’ın dediğine göre daha az kodla daha çok iş yapmayı ve üstelik Objective C’ye göre 2,5 kat daha hızlı çalışan programlar yazmayı sağlıyor. Performans olarak bilemem ama bunun sektöre aşağıdaki etkileri olacak;
– Bu sene iOS öğrenmek isteyen yazılımcılar ciddi bir bocalama süreci yaşayacaklar. Swift öğrenirlerse piyasadaki firmalar sadece iOS8 isteyen uygulama yazmayacağından iş bulamayacaklar. Objective C ise yüksek öğrenim süresi ile max 1,5 – 2 sene daha yaşayacak bir dil için aşırı maliyetli olacak. Dolayısıyla piyasa bir süre junior sıkıntısı yaşayacak.
– Objective C eğitmeni bir elin parmaklarını geçmezken Swift eğitmeni mumla aranacak. Üstelik şu anda Swift ile ilgili dünyadaki doğru dürüst tek kaynak iBooks ‘ta bugün yayınlanan 600 sayfalık Apple’ın Swift kitabı!
– Mevcut projelerin hepsi 2 sene içinde Swift’e geçmek zorunda kalacağından (iOS 10’da Objective C desteğinin kalkacağını varsayarak) çoğu proje baştan yazılacak, geri kalanı da ölecek. Bu da firmalara ciddi ek maliyetler getirecek.
– Önümüzdeki sene (2015 Q2) hem Swift hem Objective C bilen yazılımcılar ciddi paralar kazanacaklar. Bunun sebebi hem Swift bilen kişi sayısı az olacak ve yeni projeler Swift ile yazılmak istenecek (yeni projelerin iOS 8 gönderilme zorunluluğu) hem de eski kodlara yeni özellik eklemek için Objective C bilen kişilere ihtiyaç duyulacak
7. Gözden kaçan ve beni şahsen çok etkileyen klavyenin akıllı tamamlama özelliği yapay zekanın sessizce cihazı ele geçirmesine güzel bir örnek. İçinde bulunduğu ortama göre öğrenen ve tepki geliştiren bu sistem, “cümlelerinizi sizin yerinize tamamlar” olarak anlatıldı ancak gidebileceği noktalar sonsuz. Çok uzak olmayan bir gelecekte “sizin yerinize telefonla konuşur”, “sizin yerinize toplantınızı yapar”, “bugün uyuyun, iPhone’u fişe takın, o sizi idare eder”  gibi tanıtımlarla da karşılaşacağız gibi geliyor.
8. Zaten bekleniyordu ama HealthKit’de önemli bir ilerleme. Ama asıl büyük ilerlemesini seneye göreceğiz gibi görünüyor.
9. Son olarak Apple’ın söndürdüğü iki firma var; Dropbox ve Parse.com. Bunların fiyat konusunda da Apple’la rekabete girebileceğini düşünmüyorum, dolayısıyla Google veya Samsung gibi bir dev tarafından satın alınma yoluna gidebilirler. Bir de Candy Crush ve Clash of Clans’in gelirlerinde Family Share yüzünden bir düşüş bekliyorum.

Hayır onun tek suçu popüler olmak değil!

Kaspersky yazılım güvenliği konusunda gayet bilgilendirici iletişim çalışmaları yapıyor. Ama bu sefer duvara çıkmış. Kısaca özetlemek gerekirse: Diyorlar ki mobil dünya için geliştirilen virüslerin yüzde 99’u Android için geliştirilmiş. Onun tek suçu var, çok popüler olmak.

Yok öyle değil. Nedenleri toparlayabildiğim kadarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum:

  • Android çok popüler olabilir. Ama virüslerin girmesi için tek suçu bu popülerliği, çok kullanılması değil. Bu tartışmaya açık da değil.
  • Yıllarca Apple ürünleri Microsoft kadar popüler olmadığı için virüs girmiyor dendi. E kullanımları ne kadar artarsa artsın yine de virüs girmedi. Bu bir şehir efsanesi olarak kaldı yani…
  • Virüslerin normalde mobil cihazlar içine girmesi çok zor. Çünkü sık sık içine hafıza çubuğuyla veri sokup çıkarmıyorsunuz. Peki nereden geliyor bu kadar virüs? Tabii ki resmi Android yazılımı indirme sitelerinden. Neden? Çünkü Google yapması gerekeni yapmıyor, üstüne düşeni yerine getirip orada resmi olarak dağıttığı yazılımların içini incelemiyor. Bütün çirkin korsanlar telefonların içine Google “gel vatandaş buradaki yazılımlarda sorun yok” dediği için geliyor…
  • Android’in en önemli eksiklerinden biri de telefonun birçok özelliğine erişebilmesi… Mesela içinde Android olmayan telefonunuza virüs girse ne olur? Çok çok verileriniz silinir. Ama Android telefonda biri sizin telefonunuzu ele geçirirse uzaktan formatlayabilir, mikrofounu açıp sizi dinleyebilir, kameradan sizi görebilir. Neredeyse virüs özelliğini kazanmamış yazılımlar bile sizin oradaki tüm kontakt bilgilerinizi çalış belli bir adrese gönderebiliyor zaten. Bunlar bence bir tasarım sorunu. Telefonunuzun mikrofonunu uzaktan bir uygulamayla ele geçirtmek mimari bir yanlışlıktır. Kimsenin böyle bir hak verecek kadar önemli bir işi olamaz.
  • Diğer taraftan hep aklıma şu soru geliyor: Acaba iOS için antivirüs uygulamalarının çıkmaması antivirüs yazılımcılarının mı yetersizliği, virüs yazarlarının mı yoksa Android’i kodlayanların mı? Bunu bir gün tartışalım…