Gençler interneti takas aracı olarak kullanacak

Türk Telekom’un gençlik dünyası Selfy, hayata geçirdiği yeni “Dijital Paketler” ile sadece internetten oluşan bir teklif sunuyor. Bu paketlerdeki internet, ihtiyaç halinde dakika ve SMS’e dönüşerek, gençlere kolaylık ve esneklik sağlıyor. Selfy’liler, Dijital Paketlerdeki internetlerini, özel bir işlem yapmalarına gerek olmadan otomatik olarak SMS ve dakikaya dönüştürerek kullanabiliyor.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türk Telekom Pazarlama ve Müşteri Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Ümit Önal, “Türk Telekom olarak gençleri dinliyor, onlara ihtiyaçlarına uygun esnek çözümler sunuyoruz. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz Selfy’nin yeni Dijital Paketleri ile ‘Bana SMS, dakika değil internet lazım’ diyen gençler için internetten oluşan bir paket hazırladık. Onların değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilmek için de paketteki interneti, konuşma ve mesajlaşmaya dönüşebilir hale getirdik. Bu paketteki GB’lar özel bir işleme gerek olmaksızın, konuşma ve mesajlaşma için kullanabiliyor. Dijital paketlerin avantajlı yapısı ile gençlerin paket içeriği aylık ihtiyaçlarına göre değişebilecek. Selfyli gençler, telefonlarında kuralları kendileri koymaya devam edecek” dedi.

5 GB’lık paket 23 TL, 10 GB’lık paket 33 TL ve 15 GB’lık paket de 39 TL olarak sunuluyor.

Selfy Dijital Paketlerde gerçekleşecek dakika kullanımları 1 dakika = 5 MB ve SMS kullanımları 1 SMS = 0,25 MB olarak değerlendirilecek; MB’lar tarifedeki internet hakkından otomatik düşülecek.

İnternet zehir midir?

Cumhurbaşkanı yaptığı bir konuşmada “zehir evlere girdi” dedi. Ben başta uyuşturucuyu kastediyor sandım. Sonra atık su kanallarına dökülen ve oradan evlerin tuvaletlerinden evi kokutan fabrika atıklarını düşündüm. Hatta üç zehir tuz, şeker ve un bile geçti aklımdan. Ama asla internetten bahsettiği aklımın ucundan geçmedi.

İnternet bu ülkede çok sopa yedi. Yaygınlaştırılamadı. Serbestleştirilemedi. Özelleştirilemedi bile. Sık sık ve olur olmaz her yeri yasaklandı. Ama cumhurbaşkanı seviyesinde zehir olarak nitelenince gerçekten derinden yara aldım. Çok üzüldüm.

Daha önce Fetö ekibi de interneti eleştirmişti. Devvar u gaddar demişti bu gelişmeye. Ben de bunu TKNLJ’ye taşımıştım.

İnternet daha önce Binali Yıldırım’ın bakanlık ve başbakanlık döneminde de dile getirdiği gibi bir alet. Mesela bir bıçak. Yine Yıldırım’ın sözleriyle baktığımızda doktorun elinde hayat kurtaran bir bıçak, katilin elinde kötü bir alet. Biz bunu zehir olarak niteleyerek ülkede zaten giderek batağa saplanan eğitim sisteminin yedek lastiği olabilecek özellikler taşıyan bir güzelliğin hak tarafından kullanılmasını engellemeye çalışıyoruz.

Sevgili devlet büyüklerim. Sevgili aklı başında insanlar. Lütfen bunu yapmayınız. Lütfen hepimiz için çok önemli fırsatlar taşıyan bu güzelliği iyi yönleriyle anlatınız halka. Doğru kullanırsak hayatımızı nasıl kolaylaştıracağını konuşalım. Siz de biliyorsunuz ki bir kesim ne derseniz onu yapıyor nereye derseniz oraya gidiyor.

Eğer bu sistemin güzelliklerini görmekte zorlanıyorsanız elimden gelen yardımı yapmaya hazırım size.

Ey internetten faydalanan insanlar… Lütfen internetin güzelliklerini devlete anlatmamızda, onların bu sistemi eleştirmesini durdurmakta bizlere yardımcı olun…

Biz oraya geldiğimizde zaten orada olan adam gitti

1990’ların başında gazeteci olmak bugünkünden daha kolay değildi ama en azından daha keyifliydi. Her şeyden öte, en azından daha umutluyduk. Gelecek için planlarımız vardı, ülke geleceği için öngörülerimiz vardı. Özellikle teknolojiyi dikey bir alan seçmeyi planlayan benim gibi idealist sersemler için her gün doğumu daha parlaktı.

Teknolojinin kendi içinde bölümleri yoktu o yıllarda. Teknoloji ile uğraşan gazeteci bile lükstü ya basın organları için… O alanda o dal bu dal diye bir ayrım imkanı yoktu. Teknolojiyle uğraşan adam, donanım da bilecekti, yazılım da, telekomünikasyon da, devletin teknolojiye bakışını da, hatta çıkarılmaya çalışılan acayip kanunlara karşı bedenini siper etmek için hukuku da…

O zamanlar bir havalarla kimsenin bakmadığı teknoloji alanına “hoş” geldiğimizi, oradaki insanlara çalışkanlığımızla, bilgi ve görgümüzle iş öğreteceğimizi sandığımız günlerde tanıştım Mustafa Akgül ile… Başta garip geldi çünkü o zamanların sektöründe vermeden alan insanların dünyasında almadan vermeyi düşünen ender tiplemelerdendi. Şöyle bir geçmişine bakınca cümle içinde kullandığımızda önümüzü iliklemek isteyeceğimiz yapılardan geçmişti. Buna rağmen prof bile değildi sadece doç yazıyordu isminin başında.

O zamanların Ankarasında konferanslar,  konuşmalar yapmaya, yazılar yazmaya çalışıyordu. Ankara’dan İstanbul’a gelip Askeri Müze’de internetin faydalarını anlatmak istiyordu. “Acaba kendine bir vekillik, bir para kazanma mekanizması mı ayarlamaya çalışıyor” diyordu herkes. Ama yok, ısrarla sadece bildiklerini anlatmaya, insanlardan bildiklerini diğerlerine aktarmasını sağlamaya çalışıyordu.

Başta onu destekleyen şirketler oldu. Sonra onlar da elini eteğini çektiler. Anlamadılar onun yapmak istediği şeyleri. “Biz de yaparız ne var” diyerek ticaretini yapmaya çalıştılar insanları bilgilendirmenin. “Sadece reklamla yaşanmaz konferans da yapmak lazım” söylemleri rakip oldu ona. Oysa sadece bildiklerini vermeye çalışıyordu. Hiç 8 yıldızlı bir otelin başbakan himayesindeki ulaştırma bakanı davetli toplantılarını organize etmedi.

Yıllar yıllar önce kurduğu AKGÜL isimli mail grubundan bıkmadan üşenmeden bilgi aktardı. Basına ayrı sektöre ayrı aktardı bildiklerini. Reklam da almadı sponsor da… Onun sayesinde bilmediğimiz şeyleri öğrendik, bilmediğimiz insanlarla aynı olduğumuzu öğrendik, nereye nasıl bakacağımızı da öğrendik.

Başkasını bu kavramın içine sokup konuyu özünden saptırmayacağım. Benim için ukalalığımı ve cahilliğimi yontan bir kişilik oldu. Onu hep güzelliklerle anacağım.

Yurtsan Atakan gitti, Özgür Uçkan ve şimdi de Mustafa Akgül. Bugün bir şeyler bildiğini düşünenler, nereden bildiklerine tam emin olamayacaklar bazı şeyleri. Ama bu yazı arama motorlarının endekslerinde durdukça bir umut olacak bu güzel insanların yaptıklarının bilinmesi için.

Bir akşamüstü, sanırım Antalya’da bir TBD toplantısında, saatlerce tartıştık. O “internet hayattır” dedikçe “olur mu hocam internet bir alettir, bu kadar çok şey yüklemeyin üstüne” şeklinde üstüne gittim onun. Gülmekten katılarak kavga ettik saatler boyunca. İnsanlar kavga mı ediyoruz yoksa dalga mı geçiyoruz konusunda kararsız kaldığı için gelememişti yanımıza.

Bugünün iPhone, Samsung ve operatör tarifesi forumculuğunu haber zanneden kitlesi onun değerini bilemeyebilir. Ama bugün kullandığınız internetin her bitinde, konuştuğunuz telefonun her megahertzinde, kullandığınız çoğu yazılımın satırlarında onun emeği var.

Biz yokken o vardı. Şimdi o yok, ama biz de yokuz zaten.

89 TL versem limitsiz elektrik ve su verir misiniz?

Ülkede acayip bir tartışmadır sürüp gidiyor: BTK, ne söylediğini tam ölçüp tartmadan bir açıklama geçti. Dedi ki bundan böyle internet kotasız olacak, adil kullanım kotası diye bir şey olmayacak. Bunu duyan halkım, bu tam olarak düşünülmemiş açıklamalardan yola çıkarak sandı ki şu anda verdiği mevcut kotalı internet fiyatlarının aynını kotasız olarak verebilecek. Halkta, özellikle de gençler arasında inanılmaz bir beklenti oluştu.

Sonra şirketler birer ikişer kotasız tarifelerini, doğal olarak üstüne kotasız kullanım ücretini giydirerek çıkarmaya başladı. Halkım da olanca gücüyle sosyal olan her tür medyadan harekete geçti ve bağırmaya başladı.

Daha önce TKNLJ içinde defalarca yazdım ama sizler için tekrar bir özet geçelim:

Adil Kullanım Kotası adını verdiğimiz şey, kelimeler anlamıyla bir iletişim yanlışı. Kotanın adili adaletsizi yok aslında. Bir tane kota var. O da şirketlerin size belli bir para karşılığında sattıkları kota.

Şu anda siz internete girdiğinizde girip çıktığınız her internet sitesi, indirdiğiniz her veri onların maliyeti haline dönüşüyor. Yani siz evinizde yaptığınız her internet gezintisi, operatörlerin cebinden belli bir para alıyor. Eskiden bunu hesaplamak kolaydı çünkü internet altyapımız kötüydü. Bu adamlar olsa olsa şu kadar data çekebilirler diye bakılırdı ve fazlasını çekebilmek fiziksel olarak mümkün değildi zaten.

Ama bugün fiber ve saz arkadaşları var. 25 megabitlik bir giriş paketi dediğimiz şey 1997 yılında 100 bin kişiyle kullandığımız ülke internet kullanımının 5 katına tekabül ediyor. İnterneti açıp indirmeye bağlayan biri bir şirketin canına okuyabilir. Ama esas kritik nokta şu: 25 megabitle indirme yapan biri, normal internet kullanan, yazısını okuyan, sosyal medya paylaşımını yapandan 100 kat fazla trafik oluşturuyor.

Kota bu noktada aslında normal internet kullanıcılarını korumak için yapılmış bir şey: Düşünün bir kere siz toplam 40 gigabayt kullanım yapıyorsunuz. Diğer taraftaki adam 500 gigabayt kullanmış. Data kullanımının paralı olduğu bir noktada ikimizin aynı fiyatı vermesi doğru mu? Hakkaniyetli mi?

Haydi olayı daha anlaşılır hale getirelim: Biz diyoruz ki belli bir para vereyim bunun karşılığında istediğim kadar internet kullanayım. Peki aynı şeyi elektrik ya da sular idaresine söyleyebiliyor muyuz? “Ben 89 lira vereyim ama istediğim kadar elektrik kullanayım bana elektrik kotası aşımı verme…” Bunu söyleyemeyiz. Diyelim ki söyledik, elektrik idaresi sizin evinizde yakabileceğiniz elektrik için size bir fiyat çıkarabilir. Peki ya siz evinizi, hatta apartmanınızı elektrik sobasıyla ısıtmaya kalkarsanız? Bu konuştuklarımızdan hiç farkı yok bunun…

Benim internet kullanımım belli. Onu bunu indirmiyorum. Muhtemelen en yüksek kullanımım Digiturk üstünden seyrettiğim “Dilediğin Yerden İzle” film ve dizileri… Eğer ben kafayı kırıp bir yerden yazılım, film, müzik indirecek olsam, sahip olduğum hızla 30 günde terabaytı bulabilirim. Ama bunu yapmıyorum.

Şimdi terabaytı bulan adamla benim aynı parayı verme durumuma bakalım: Ya terabaytlık adam ile aynı fiyatı veriyor ve anlamsız para harcıyorumdur… Ya terabaytlık adam benim küçük kullanımlarım için ayarlanmış tarifeyi veriyor ve şirketi zarara sokuyordur. Oysa ben azımı vereyim öteki de çoğunu versin… Niye bunu yapmak bu kadar zor ve anlaşılmaz geliyor herkese? Bunu çözemiyorum.

 

Bizim BTK ve operatörlerden isteyeceğimiz şey kotasız değil kotalı internet olmalı aslında. Biz demeliyiz ki abi bana az kullanımlı bir internet ver en ucuz kaça olur bu… Çünkü sabahtan akşama Facebook, Instagram ve Twitterdan çıkmayan birinin aylık internet kullanımı 100 gigabayt yapmaz, yapamaz.

Data kullanımı, su kullanımı veya elektrik kullanımı… Bunların birbirinden hiç farkı yok. Bunlar sevgi gibi paylaştıkça çoğalmıyor. Kapıdan içeri girmesinin net bir maliyeti var. Biz bu maliyetlerin düşürülmesini isteyelim devletten, kotasız olmasını isteyeceğimize… Bu maliyetlerin düşürülmesinin yollarını da yazdım daha önce defalarca yine TKNLJ içine: Daha çok fiber, daha çok yurt dışı çıkışı, daha az özel iletişim vergisi, rekabeti sağlayacak daha çok şirket ve daha alternatifli yollarla internete girme fırsatı…

Donald Trump “şirketler müşteri datası çalabilir kanunu” çıkardı

“Donald Trump seçilmez o kadar da değil” demiştik. O kadarmış, gördük.

“Trump gelince aslında çok şey değişmez dünyada sonuçta kurumsallığını tamamlamış bir dünya ve ABD var” demiştik, daha gelmesiyle beraber oturmuş tüm kuralların dibine dinamit koyduğunu şaşırarak gördük.

Adamın sadece kendi ülkesine zarar vermeyeceğini öngörmüştük ama bir de baktık ki eli ayağı internet özgürlüklerinin kurumsallığına kadar uzanıyor.

Barack Obama iyi bir ABD başkanı mıydı, bizim ülkemiz için doğru adımları attı mı, Türkiye’yi dost bildi mi gibi soruların cevapları çok net değil. Ama Obama net bir biçimde bir internet dostuydu. Ülkesinde genişbant internetin yayılması için inanılmaz adımlar attı, ardından internet ortamında kullanıcıların korunması için birbiri ardına kanunlar çıkardı. Hatta sonuncusunu neredeyse başkanlık ömrünün son günlerine sıkıştırdı.

Donald Trump ilk iş olarak kimsenin bir anlam veremediği, kimsenin arkasında duramayacağı saçmalıkta kurallar çıkardı. Çıkardığı son kanun o kadar aptalca ki ABD’nin tüm basın ve yayın organları eleştirecek yeterince ağır kelimeleri bile bulamadılar.

Özetle Donald Trump’ın yeni kanunu diyor ki “Barack Obama’nın son çıkardığı kanun iptal. Bundan böyle şirketler, kullanıcılarına dahi sormadan aslanlar gibi onların datasını toplayacak, kullanacak ve istediği zaman istediği kurumlara satabilecek”

Neden böyle bir şey yaptı? Şirketler ona baskı yaptığı, kampanyasına destek verdiği için mi? Peki bu şirketler kullanıcılarına bunu nasıl anlatacak? Şimdiye kadar yapılmış en şeytani kanun tasarısı olarak tarihe geçecek bu adım.

Bu arada Obama’nın özellikle arkasında durduğu ağ tarafsızlığı konusu vardı: Diyelim ki sizin bir internet servis sağlaycınız var Türk Telekom veya Turkcell gibi. Siz Google’a veya Netflix’e girerken size vermesi gereken en yüksek hızı vermek zorunda kalması bu tarafsızlığın basit tanımı. Eğer servis sağlayıcı kafasına göre “yok arkadaş bundna böyle Netflix’e girerken yavaş gireceksin ya da bana daha çok para vereceksin” diyemiyordu. Bu kanunun iptal olmasıyla birlikte ağ tarafsızlığı ilkesine de zarar gelme ihtimali doğdu.

Benim korkum Verizon’un zavallı Amerikan halkının özel verilerine erişip onları satması değil. Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki “Amerika’da başkanlık ne güzel hadi biz de yapalım” diyen politikacıların olduğu bir yerde “haydi biz de bundan sonra kullanıcının datasını toplayıp ona buna satılmasına izin verelim çünkü Amerika çok gelişmiş” der birileri… Acaba taraflı ya da tarafsız birileri çıkıp “yok kesinlikle orası ayrı burası ayrı… Kimse böyle demeyi düşünmez bizim kişisel özgülüklerin onmaz savunucusu ülkemizde” diyecek kadar güveniyor mu birilerine?

Çok zor zamanlar bekliyor bizi. Dünyanın sonunun gelmesi için illa bir atom bombası atılması, petrolün bitmesi ya da bir göktaşının dünyaya çarpması gerekmiyor. Böylesi özgürlüklerin güvercin adımlarla elimizden kayıp gitmesi bizi inanılmaz bir hızla bir distopyanın içine sokabilir…

İnternet çılgınlığı artıyor!

Yandaş gazeteleri anlamakta zorluk çekiyorum. Bunlardan birinin birinci sayfasına taşıdığı bir haber: İnternet çılgınlığı artıyor, yapılan araştırmaya göre günde 4 saatten fazla internet kullanır hale gelmişiz.

O kadar acayip bir şey ki bu… Sanırsınız internet çirkinliklerin merkezi, orada olmak insanları daha kötü hale getiriyor. Yahu internet bu, siz ne kadar kötüyseniz o kadar kötü bilgiler alabiliyorsunuz oradan. Siz kendinizi ne kadar geliştirmek istiyorsanız o kadar doğru bilgiler edinebiliyorsunuz…

Bugün interneti kötülemek, insanları internete girdiği için eleştirmek bizim yapmamız değil kaçınmamız gereken bir şey. Bunu sadece yandaş medyaya değil Yeşilay gibi gençleri aşırı bağımlılıklarından kurtarmakla yükümlü kurumlara da anlatmak lazım: İnternette olmak kötü bir şey değil. Siz girdiğinizde kötü şeyler görüyor olmanız herkesin orada kötü şeyler yapacağı anlamına gelmiyor. İnsanlar internette paylaşıyor, birbirlerine bilgi aktarıyor, öğreniyor ve zaman zaman da öğretiyor. Daha ucuza ürün ve hizmet alıyor, şirketini daha geniş kitlelere açıyor, global dünyaya bir tıkla ulaşıyor. Ama biz bunu internet çılgınlığı ve bağımlılık olarak tanımlıyoruz.

Belki internete daha az girmemizi sağlayarak insanların ortak bir şuur geliştirmesini engellemek istiyorlar. Belki orada örgütlenen kullanıcıların seçim sandıklarına sahip çıkmak için topluca sandık müşahidi olmak için harekete geçmesini istemiyorlar. Belki sandıklarda yaşanacak kötü olayların o hızla herkes tarafından bilinir hale gelmesini istemiyorlar. Belki de çok basit bir biçimde insanların kendilerine tepki göstermesini engellemek istiyorlar.

Öyle ya da böyle internetin kullanılmasını engellemeye çalışmakla 10 Mayıs 1933 yılında Berlin meydanlarında kitap yakan Nazi iktidarının ne farkı var? Çıkış noktaları çok mu farklı? Birisi Alman olmayan her şeyi yakın sloganıyla Karl Marx, Thomas Mann, hatta Marcel Proust’un kitaplarını ateşe atıyordu. Bizimkiler aman çok bağımlılık yapıyor diye internete girmemizi yasaklıyor ve siteler kapatıyor…

İnterneti kapatarak, kullanımı kısıtlayarak daha iyi bir kullanım ve daha mutlu çocuklar yaratamazsınız. Onlara doğru kullanımı göstermeniz, bilgiye ulaşma yollarını anlatmanız, bilgi yaratmayı öğretmeniz gerekiyor.

Tabi bunun için de sizin internete girmeniz gerekiyor. Önce siz…

İran paso göstermeden internete giremeyecek

İran Ulaştırma Bakanı Mahmud Vaizi, internet sistemine uygulanacak projeyle, kullanıcıların internete girmeden önce kimliklerinin tespit edileceğini açıkladı.

Mehr haber Ajansı’nın haberine göre, Vaizi, başkent Tahran’da düzenlediği basın toplantısında, ülkede internet kullanıcılarının kimliklerinin tanımlanması için yeni bir projenin uygulanacağını belirtti. Vaizi, proje sayesinde internet kullanıcılarına telefon numarası gibi internet numarası verileceğini belirterek, “Bu uygulama, iletişim araçlarının şeffaf kullanılmasında yeni bir yöntem. Şu anda söz konusu projenin altyapısı oluşturuluyor. Bu uygulamayla izinsiz internet kullanımını ve dolandırıcılığı önlemeyi hedefliyoruz. İnternet kullanıcıları telefon kullanıcıları gibi internet numarasına sahip olacak. Bu uygulamayla kullanıcıların gizliliğini ihlal etme niyetinde değiliz” dedi.

Siber Yüksek Konseyi’nde, e-devlet sistemlerinin geliştirilmesi için Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından imzalanan yol haritasını hatırlatan Vaizi, bu kapsamda oluşturulacak milli internet ağının ülkenin ihtiyacı olduğunu ve çalışmaların hızlandırıldığını ifade etti.

Tunus, Zambia, Uganda ve Bengladeş bizden özgür

Freedom House isimli kuruluşun özürlükler raporu yayımlandı. Rapora göre Türkiye 65 ülke içinde 43. sırada. Kısmi olarak özgürüz. Aynı eli kolu ağzı kapalı ama sağ ayak baş parmağı ölesiye özgür insanlar gibi…

Washington merkezli kuruluş Freedom House’un 2014 yılında internette özgürlükleri değerlendirdiği “Freedom on the Net 2014” raporunda Türkiye; Tunus, Zambia, Bangladeş, Uganda gibi ülkelerin ardından 43’üneü sırada yer aldı. Az puan almanın daha iyi olduğu bu sistemde Türkiye 100 üzerinden 55 puan aldı. Türkiye erişim engelleri alanında 25 üzerinden 14, içeriğin sınırlanması alanında 35 üstünden 18 ve kullanıcı hakların ihlali alanında 40 üzerinden 23 puan aldı.

Türkiye’nin geçen yıl aynı raporda 49 puan almıştı. Yani 6 puanlık düşüş söz konusu. Son 5 yıla baktığımızda 13 puanla en çok puan kaybeden ülkeyiz. Bizden sonra 11 puanla Rusya geliyor.

Puanlarımızın neden düştüğünü hepimiz biliyoruz ama tarihe not düşmek anlamında masaya yatıralım:

  • 30 Mart’taki seçimler öncesinde hem twitter hem YouTube’a erişim bloke edildi. Anavasa Mahkemesi daha sonra bunun ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vererek yasağı kaldırdı.
  • Şubat ayında 5651 numaralı internet yasasına tartışmalı değişiklikler getirildi. Çeşitli yenilikler arasında erişim sağlayıcıların yükümlülüğünün artması, erişim sağlayıcılara trafik bilgilerini 1-2 yıl saklama mecburiyeti getirilmesi, erişim sağlayıcılar birliği kurulması da yer alıyor.
  • Mayıs 2013’teki Gezi eylemleri sırasında sosyal medya çok sık kullanılmıştı. Bu olayların ardından en az 30 kişi tweet’leri ve online yazılan nedeniyle gözaltına alındı ve soruşturmaya tabi tutuldu.
  • Facebook’ta dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle Osman Garip bir yıl hapis cezası aldı. tvvitter’da kulanıcı adında “Allah” yazan bir kişi dini değerlere hakaretten 15 ay hapis cezası aldı. Fazıl Say da Eylül 2013’t.e attığı bir tweet nedeniyle 10 ay ertelenmiş hapis cezası aldı.
  • Nisan 2014’te çıkarılan bir yasa ile MİT’in mahkeme karan olmaksızın kullanıcı verilerini talep etmesine izin çıktı. Ayrıca MİT’in kişisel bilgilere ulaşımını kolaylaştıran geniş bir çerçeve oluşturuldu.

Polis internet sitesine baskın yapabilir mi?

Bir süre için yayında olan Karşı gazetesi, yayın hayatını karsigazete.com adresinden devam ettirmeye başladı. Yolsuzluk operasyonu ile ilgili sosyal medyaya sızan tapeleri haberleştiren Karşı Gazete internet sitesine polis baskın yaptı. Erdoğan ile soruşturmada adı geçen kişiler arasındaki görüşmeleri içeren haberlerin kaldınlmasını isteyen polis, gazetecilerin telefonlarını topladı bilgisayarlann imajını aldı

Bu noktada gelin düşünmeye başlayalım: Karşı gazete internet sitesi sizin politik çizginizde olmayabilir. Sizin istemediğiniz haberleri yapıyor da olabilir. Ama oraya büyük bir polis baskınıyla saldırmak, polislerin içeri girerek bilgisayarlara el koyması, imajlarını alması kabul edilebilir şeyler midir?

Eğer bunu hoşgörürseniz bunun bir gazetenin devamı olduğu için midir? Polis benim evime ya da sizin evinize gelerek baskın yapabilir mi? Bilgisayarlarımızın telefonlarımızın imajlarını alabilir mi? Bu nasıl bir bakış açısıdır?

Hani uyar kaldır diye bir seçenek vardı? Hani mahkemelerin verdiği kararları takiben internet sitelerine karşı yaptırım uygulanabiliyordu? Aramızdan herhangi birinin yazdığı herhangi bir konu için evlerine girilebiliyor olması  korkunç bir şey.

Bunu konudan bağımsız, içerikten alakasız tamamen özgürlükler kapsamında dile getiriyorum. Lütfen gözden kaçırmayın bu olayı.

Bugün ülkenin karanlığa doğru attığı önemli ve büyük bir adımın başlangıç tarihi olarak bir kenara yazılacak.

Not: Haberin görseli temsilidir

Başörtüden önce internet gelsin okullara

Tüm ülkenin siyasileri bir araya geldi, fiilen tatilde olan meclisi açarak aradan yine bir torba kanun değişikliği geçirdiler. Bu kanuna göre başörtüsüyle ortaokullara hatta anaokullarına dahi girilebilecek.

Bunun çocukların psikolojisini bozucu ya da düzeltici tarafını uzmanların ve uzman gözükmek isteyenlerin tartışma gücüne bırakıyorum. Ben işe teknoloji penceresinden bakacağım her zamanki ve sayfanın varlık sebebinin bize dikte ettirdiği gibi…

Bugün ortaokullarda başörtüsü olsun mu olmasın mı tartışması yerine internet olsun mu sorunsalını masaya yatırmalıyız. Evet bazı okullarda internet var, evet bazı okullarda devletin gösteriş ve para harcama merakını ortadan kaldıracak kadar tablet bile var.

Ancak bugün okullara verilen internetin hızının ne kadar yetersiz olduğunu orada olanlar biliyor. İnternet orada çocukların kullanımına açık değil. Zaten o kadar yetersiz ki İstanbul’un göbeğinde bile öğretmenler okuldan Milli Eğitim’in internet sitesine notları giremiyor ve bunu akşam vakti evlerindeki şahsi bağlantılarıyla yapmak zorunda kalıyor.

Öğrencilerimizin çağın gerekliliklerine yakışır hızlarda internete girebilmesi için hiçbir adım atılmadı. Hadi bunu geçelim ya o tabletler? İçlerinde çocukların bulunduğu yaş grubuna uygun bir eğitim sistemi bile olmayan aletler, milyarlarca dolar vermenin ardından atıl bir biçimde duruyor. Milli Eğitim’de tablet kullanan çocukların ilerleme durumuyla ilgili bir rapor yok. Hatta bakanlarımız öğrencilerin ders çalışmayı bıraktığını dahi söylüyor.

Oysa bizim şu aralar bir buçuk senedir denenen tabletlerin öğrencilerin hayatında yarattığı sinerjiyi anlatabilmemiz gerekiyordu. Tabletlerin içinde bulunan uygulamaların kullanımıyla kitap taşıma derdinin sona erdiğini, ödev yapma alışkanlıklarının iyi yönde değiştiğini kanıtlamalıydık bütün dünyaya… Çünkü dünyada bir yaş grubundan çocuğa 2 milyondan fazla adet aynı işletim sistemi ve sistem bilgisiyle tablet dağıtan, onları sınıflardaki akıllı tahtaya bağlayan ikinci bir ülke yok.

Bu sistemin adam gibi kurulması durumunda çocukların hayatlarında yaşanacak iyileşmeyi tartışmaya açacak kimse olduğunu da düşünmüyorum. Elbette doğru yazılım ve donanımla ülkeyi yerinden oynatabilirdik.

Ama biz bugün 10 yaşındaki çocukların başörtüsü takarak mı yoksa çıkararak mı özgürleşeceğini tartışıyoruz.

Isaac Asimov’un bundan onlarca yıl önce söylediği söz bugüne ne kadar çok uyuyor: Eğer bilgi sorun çıkarıyorsa bu sorunu cahillikle ortadan kaldıramazsınız…

Türk Telekom artık resmen ses değil internet firması

BTK, telekomünikasyon sektörünün 2014 ikinci çeyrek rakamlarını aıkladı. Hemen sizler için bunları TKNLJ formatında hızlıca okunabilir hale getirelim:

  • Türk Telekom, Turkcell, Avea ve Vodafone’un satış rakamlarının üç aylık toplamları 6,8 milyar TL oldu. Rakamlar hem bir önceki çeyrek hem de geçen sene aynı döneme göre artmış gözüküyor.
  • Yatırımlara baktığımızda Türk Telekom ve Avea’da bir önceki yılın aynı çeyreğine göre gözle görünür bir düşüş var. Turkcell yüzde 12 civarı, Vodafone ise yüzde 6 artış sağlamış. Ama genellikle Türk Telekom grubu yılda harcaması gerekeni üç ve dördüncü çeyreklerde harcıyor.
  • Sabit hatlar üstünden aramalar yine hızla düşüşünü sürdürürken mobilde yaz ve bayramın etkisiyle ciddi bir artış yaşandı. Yaklaşık 5 milyar dakikalık artış gerçekten de çok ciddi bir rakam…
  • 5 milyar dakikalık artışın çok büyük bir bölümü mobilden mobile yaşanmış. Pek azı mobilden sabite doğru gerçekleşmiş. Yüzdesel olarak baktığımızda mobilden mobile yüzde 1,1 artmış.
  • Müşteri şikayetlerine baktığımızda yaşanan sorun bu sektörde kablo ve uydu pazarının doğru hizmet veremediğini gösteriyor: En büyük şikayet kalemi fesih ve durdurmada gerçekleşiyor.
  • Sabit abone sayısı gelecek çeyrekte 13 milyonun da altına inecek gibi görünüyor. Sabit telefondaki kan kaybı durdurulamıyor. 3 seneye kadar 10 milyonun altına inecek gibi duruyor.
  • Türk Telekom için çok önemli bir olay gerçekleşti bu dönemde: Kurulduğundan beri Türk Telekomun ses gelirleri ilk kez veri gelirlerinin altına düştü. Türk Telekomünikasyon tarihi bunu atlamamalı
  • Türk Telekom’un Sabit telefon gelirleri geçen yıla oranla 300 milyon TL kaybetti. TT, serbest telekom işletmecilerine göre yüzde 1 pazar kaybetti.
  • TT’nin şebeke içi aramaları geçen senenin başında yüzde 82 iken bu çeyrekte yüzde 72’ye düştü.
  • Yaz boyunca sabitten en çok aradığımız ülke tabii ki Almanya. Ama ikinci sırada Gürcistan’ın olması hepimizi şaşırttı. Dördüncü sırada Türkmenistan’ın olması da kolay açıklanabilir bir veri değil.
  • Türk Telekom sabit pazarda abone başı 22 liranın üstünde gelir elde ediyor. Türk Telekom’un sabit ücretinin 20-25 TL arasında olduğu göz önünde bulundurulursa şirketin konuşmadan hiç para kazanmadığı, hatta kaybettiği söylenebilir…
  • Sabit telefon numara taşınabilirliğinde 49 bin abone kaybeden Türk Telekom, bunların büyük bir çoğunluğunu, 45 bine yakınını Superonline’a vermiş…

Cumhurbaşkanı internetle bağımsız olur

Ülke yepyeni bir seçim sürecine giriyor. Şimdiye kadar vekillerin seçtiği cumhurbaşkanını biz halk olarak seçeceğiz. Aynı ABD’de olduğu gibi. Bu yüzden de ABD’nin konuyla ilgili kanunlarını kendimize adapte ettik. Mesela cumhurbaşkanı adayları partilerin korumasında olmayacak. Kişilerin bağışlarıyla kampanya yapacak.

Para niçin gerekiyor? Elbette fikirlerini halkla daha etkin yollardan paylaşabilmek için. Kim olduğunu, ne yapmak istediğini, neden diğerine oy verilmemesi gerektiğini anlatabilmek için. Bu konuda ülkemizde bariz bir haksızlık var çünkü adaylardan biri fiilen başbakanlık görevini sürdürüyor. Bu ne demek? Uçağa para vermiyor, mekanlara para vermiyor, korumaya para vermiyor, iletişime para vermiyor. Bu şartlarla diğer adayları eşitleyebilmeniz için kaba bir hesapla milyonlarca dolar gerekecek. Paranın kaynağı elbette adayın gelecekteki bağımsızlığını da garanti altına alacak. ABD başkanlık seçimi filmlerinde buna hep rastlamıyor muyuz?

Bunun için kullanılması gereken tek bir platform var, o da internet. Çünkü internette geniş kitlelere ulaşabiliyorsunuz. Çünkü internetten para toplayabiliyorsunuz. Örneğin bir kişiden 10 milyon TL almak yerine (komik olmayın bağış limiti 10 bin TL olabilir demokrasilerde ayakkabı kutuları da dahil olmak üzere mutlaka bunun bir çözümü vardır) 10 milyon kişiden birer TL almak bağımsızlığı garanti altına alır.

Bunun dışında basının büyük bir bölümünün hipnotize edilmiş olma durumu var: Başbakan cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayacağı zaman herkes büyülenmiş bir şekilde onun söyleyeceklerine kilitleniyor. Onun söylediklerini söylediği şeyiyle manşete alıyor. Nedenini tahmin etmek güç değil ama doğru kelimelerle dile getirmesi güç.

Basın gücünü ele geçirmek için yapılması gereken en önemli şey internet ve sosyal medya imkanlarını etkin bir biçimde kullanmak. Hem insanlara fikirlerinizi etkileşimli bir şekilde anlatabilirsiniz hem onların sorularını yanıtlayabilirsiniz hem de size karşı olanların kimler olduğunu görüp onları bizzat sizinle taraf olmaya itebilirsiniz.

Sosyal medyanın en önemli gücü de günümüzde konvansiyonel medyayı desteklemesi. Siz bir kanala çıkarak ortalığı yıkarsanız o kanalın rakipleri sizin haberinizi görmek istemeyebilir. Ama siz sosyal medyada aynı şeyi söylerseniz basının tamamına yakını sizin iletişiminizi kullanmaya yatkın olacaktır.

Özetle… Eğer fiili bir başbakana karşı cumhurbaşkanlığı yarışına giriyorsanız… Kesinlikle internet sizi özgürleştirir, bağımsızlaştırır. Bakalım adaylar bunu görebilecek mi.

Korku imparatorluğunun hukuku

Sosyal medya ve internet hukuku konusunda Türkiye’nin önde gelen hukukçularından olan Serhat Koç, sosyal medyada gerçekleştirilen her tür eylemin hakaret konusu yapılıp dava açılabildiğini dile getirdi…

İnternet bir özgürlükler diyarı olarak gözükse de giderek baskısı artan rejimler bu alanı eskiye oranla daha fazla kontrol etmeye başladı. Söylenen her şeyden hakaret davası çıkaran yetkililere mahkemelerin aynı kelime kullanımını bazen hakaret sayıp bazen görmezden gelmesi de eklenince ortaya zorlu bir süreç çıkıyor.

Bu zorlu dünyada nasıl var olabileceğimiz konusundaki ipuçlarını çeşitli sektörlerden şirketlere bilgi teknolojileri hukuku ve fikri mülkiyet hukuku alanlarında destek veren Avukat Serhat Koç’a sorduk…

Porno sitelere girmek yasak mıdır? Bu sitelere girenler cezalandırılır mı?

Hayır yasak değil. Türkiye’de herhangi bir yetişkin içeriğe girmek suç teşkil etmez. Sadece pedofili, zoofili ve nekrofili gibi olağan yolların dışından cinsel ilişki ile ilgili kavramlara getirilmiş yasaklar söz konusudur. Bunlar izlenirse internet tarayıcınızın geçici dosyalar klasöründe bir iz bırakabilir ve bulunursa ceza alabilir kullanıcılar. Bu tür kavramların Türk Ceza Yasası anlamında içinin doldurularak yorumlanması Yargıtay tarafından gerçekleştirilmektedir.

İnternet üstündeki içeriklerin porno olup olmadığı kime ve hangi kanunlara göre belirleniyor?

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu var. Bu kurulun içinde Din İşleri Yüksek Kurulu, Gazeteciler Cemiyeti gibi birçok kurumdan temsilciler bulunsa da çocuk gelişim uzmanı, psikolog, psikiyatr gibi mesleklere kurulda yer verilmemiştir. Müstehcen yayının çocukların erişebileceği şekilde yayımlanması hukuka aykırıdır. Kurul genel olarak çocuğun manevi gelişimine ve ruh sağlığına zarar verip verilmediğine bakmaktadır. Bu kurul gerektiğinde internet içerikleri, kitaplar gibi yayınlar konusunda görüş bildirmektedir. Bu türden raporlamaların neticesinde ülkemizde dünyaca ünlü yazarların en başarılı kitaplarını Türkçe’ye kazandıran çevirmenlerin hakkında dahi ceza davası açıldığı görülebilir.

Kişisel hak ve özgürlüklere zarar vermesi durumunda internet içeriklerinin çıkarılması batılı ülkelerde nasıl gerçekleştirilmektedir?

Hemen her sitede uyar – kaldır mekanizması bulunur. Bu sistemin amacı ilgili içeriği gönderen kişiye “ilk elden” ulaşılmasıdır. Facebook, Twitter, Youtube gibi çok kullanıcısı olan sitelerde dahi bu mekanizma çok iyi çalışmaktadır. Hukuka ve site sözleşmesine/kurallarına aykırı olan içerikler kısa süre içerisinde gelen şikayete binaen kaldırılmaktadırlar. Esas tartışma noktası ihlali gerçekleştiren kişilerin bilgilerinin paylaşılması noktasındadır. Genelde ABD kaynaklı olan sosyal medya sitelerinde temel uygulama olarak bir ABD mahkemesinden alınmış karar veya ABD kanunlarına göre yapılmış bir yargılama olması halinde kişisel bilgilerin devlet organlarıyla paylaşabildiği görülmektedir.

İfade özgürlüğü kavramı ise ülkeden ülkeye oldukça değişkenlik gösterebilmektedir: Almanya’da Nazi sempatizanlığına yönelik içerikler ifade özgürlüğü kapsamında görülmezken, İngiltere’de çocuk karakter çizimleri dahi pedofili olarak değerlendirilip ifade özgürlüğü kapsamı dışında tutulabilmektedir, ABD’nin ifade özgürlüğündeki kırmızı çizgileri ise Guantanamo, NSA gibi konularda ortaya açıkça dökülmektedir.

Bizim ülkemizde mahkemeler tarafından hakaret olarak nitelenen bazı hususların çoğu Avrupa ülkesinde eleştiri olarak kabul edildiğini görmekteyiz. Esasen de çağdaş hukuk uygulamasında bir kişi ne kadar çok tanınmışsa ya da mesleği gereği halk tarafından ne kadar benimsenmişse kendisine yönlendirilen eleştirileri de kadar hoşgörüyle karşılamasını beklenmekte ve buna göre karar verilmektedir.

İnternet üstünde anonim kalmak bir hak mıdır? Kanunlarımızda bu güvence altına alınmış mıdır?

Türkiye’de kişisel verilerin korunması hususu referandumla Anayasa’ya girse de referandumda evet oyu kullananların çoğunun bundan haberi yok. Anayasaya göre herkes kendi verilerinin toplanmamasını, hatta silinmesini isteyebilir. Türk Ceza Yasası’nda da kişisel bilgilerin hukuka aykırı olarak elde edilemeyeceği ve iletilemeyeceği hususu yer almaktadır. Yani, IP numaramızın, ev adresimizin hiçbir şartta üçüncü kişilere vermemesi gerekiyor. Ama kurumlar bu bilgileri her istendiğinde devlete vermek zorunda.

Anonimlik aslında hak olması için kanun çıkarmaya bile gerek olmayan bir hak. Ama bizimki gibi ülkelerde anonimlik kalkanına gerek duyuluyor. Devletin yarattığı korku/yıldırma politikası ve de ülkedeki mahalle baskısı atmosferi  yüzünden zorunlu bir hak olarak bunu savunmak zorundayız. Avrupa Birliği’nde ABD’ye oranla kişisel bilgilerin gizliliğine, unutulma hakkına çok daha fazla önem veriliyor. Bu verilen önemin çıktılarını AB’nin bu yönde ciddi detaylı hukuki düzenlemelere gitmesinden ve toplumsal hayatta da insanların Facebook gibi büyük internet sitelerine karşı mahremiyet haklarını mahkemeler önünde talep etmelerinde izleyebiliyoruz. Çoğu zaten ABD’de kurulu bulunan sosyal medya sitelerinin ise ABD’nin kullanıcı bilgisi edinme talepleri karşısında boynunun kıldan ince olduğunu ve de istenen bilgileri genel olarak sorunsuz şekilde devlete verdikleri ve fakat kendi devletleri dışındaki ülkelerden gelen talepler noktasında ise sosyal bilinç yaratma çabasına girişmek adına şeffaflık raporları vasıtasıyla kişisel bilgi taleplerini nasıl da reddettiklerini göstermeye çalıştıkları bilinen bir gerçektir.

Kullanıcıların yaptıklarının servis sağlayıcıları ya da benzeri özel kurumlar tarafından takip edilmesi hukuki bir sonuç doğurur mu?

Yasa trafik verisi iki yıla “kadar” tutulur diyor. Ama şirketler “korkusundan” bunu iki yıl boyunca yani kanunun söylediği en uzun süre boyunca tutuyor. Örneğin Almanya’da şirketler hem hukuken hem sektörel olarak doğrusunu yapıyor ve bilgileri kanunun izin verdiği sürenin en azı kadar süre tutmayı tercih ediyor. Kimin (hangi IP adresinin) ne zaman, hangi internet sitesine (IP adresine) ne kadar süreyle bağlandığı/girdiği gibi hususlar temel olarak trafik verisini oluşturuyor. Ancak Türkiye’de sitelerden alınan içeriklerin, GET-POST komut detaylarının, sosyal medya profillerinin ve hatta kullanıcıların hangi vpn programlarını kullandığının dahi hukuka aykırı şekilde olmak üzere sistemde tutulduğuna dair elde somut bilgiler bulunuyor.

İnternet siteleri ve sosyal medyada yazılanların hukuki bir sonuç doğurmaması için kullanıcıların nelere dikkat etmesi gerekir?

Bizde her tür iletişim aracıyla gerçekleştirilen eylemler hakaret konusu olarak ve dolayısıyla suç olarak kabul edilebiliyor. Markalar ya da ünlü kişilikler hakkında yazılanların çokça hakaret ya da haksız rekabet davalarına konu edildiğini görüyoruz. Ancak Yargıtay’ın “hırsız” kavramı üzerine bile her seferinde farklı kararlar alabildiğini görüyoruz. Kimi hedeflediği anlaşılmayan içeriklere bile kişiler “beni hedefledi” diyerek dava açabiliyorlar ve bazen de bu davalarda sanıklara ceza çıkabiliyor. Hakaret suçunun unsurları açısından net bir çerçeve var diyemeyiz.

Bir kişinin diğerleri önünde küçük düşmesine ve onurunun kırılmasına neden olacak söz, hareket ve davranışta bulunuyorsan bu eylemler hukuken hakaret sayılır temel olarak. Ancak hem eylemin faili hem de muhatabının sosyal durumları açısından suçun oluşup/oluşmadığı ya da ceza oranları değişebilmektedir. Tanınmış kişiler ya da yönetici sınıftaki kimseler eleştirilere daha çok açık olmalıdırlar ve bunlar için söylenen ifadeler normal bir insan için sarf edilenlere oranla cezalandırılma ihtimali daha az olan ifadeler olacaktır her zaman için.

Türkiye’de korkutmak ve bezdirmek amaçlı bu tip davalar çokça belediye başkanları ya da başbakan tarafından açılmaktadır. Bu açılan davalar da bolca haber yapılmakta ve haber yapılırken ise sadece sonuçtan bahsediliyor dosyanın önemli noktaları ise habere koyulmayarak kişilerin ceza alacakları korkusuyla hakaret içermeyen eleştirilerini dahi sosyal medyada dillendirmedikleri bir ortam yaratılmaya ve böylelikle de korku imparatorluğu inşa edilmeye çalışılmaktadır. Ancak Aydın 1. Sulh Ceza Hakimi gibi “Katil Erdoğan” sloganının ve benzeri şekildeki halkın yöneticilere belli somut olgular üzerinden tepki duymaları neticesinde sarf edilen ifadelerin  AİHS’in 10. maddesindeki ‘ifade özgürlüğü hakkı’ çerçevesinde kaldığını hükme bağlayıp net hukuk dersi veren hakimler de yok değildir.

Zaten AİHM’e göre yalnızca zararsız ve lehte eleştiriler değil, kırıcı, şoke eden ya da rahatsız edici bilgi ve düşüncelerin de ifade edilebileceği, bunların demokratik toplumların vazgeçilmezleri olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereklerinden olduğu, üslubun iletişimin bir parçası olduğu ve ifadenin içeriği ile birlikte üslubun da korunma gerektirdiği açıktır. Dolayısıyla ‘Katil Erdoğan’ sözcüğü gibi kaba ve provokatif olduğu kabul edilse bile kamuoyuna yansımış somut olay ve olgulara dayanan sözlerin slogan şeklinde yaygın olarak kitleler tarafından söylenmesi için yeterli ölçüde olgusal dayanağının bulunduğundan bu türden ifadeleri sarf eden kişiler de bu olay ve olgulara dayanan değer yargılarını bu şekilde keskin ve dikkat çekici bir dil kullanarak ifade ettikleri için bunların ceza almamaları gerekmektedir.

Bu kadar olumsuzluk karşısında çıkış öneriniz var mı hukuken ya da siyaseten?

Bizim görüşümüze göre artık “eski” siyaset bitmiştir. Hukukun en başta insan hakları ekseniyle en tepede tutulacağı bir uygulama için geçmişin siyasi anlayışları ve partileri değil 21. Yüzyılın anlayışlarının yeşerdiği oluşumların ulusal parlamentolarda temsil edilmesi gerekmektedir. Çevre hakları, internet hakları, kişisel veri mahremiyeti, LGBTİ hakları, işçi hakları vb. günümüzün en temel sorunları üzerinde özelleşmiş fikirleri ve çalışmaları olan örgütlenmelerin siyasi arenaya girmesi teşvik edilmeli ve bunların birlikteliklerinden yeni bir meclis ve yürütme anlayışı üretilmelidir. Aksi taktirde hukukun sadece egemenler tarafından kendi oyuncakları olarak kullanıldığı ve halkın fillerin tepişmesinden ezilen çimen rolünü bırakmadığı bir dünya ve Türkiye görüntüsü bu filmin değişmez sahnesi olmaya devam edecektir.

Anayasa Mahkemesi TİB’e “tatava yapma hemen aç” dedi

Ülkede hala hukuk var dedirten olaylardan biri gerçekleşti ve Anayasa Mahkemesi TİB’e Twitter’ı açma emri verdi. Bu emirden maddeleri TKNLJ stilinde sizlerle paylaşmak istiyorum. Tarihe not düşelim, bunları mutlaka okuyalım ki bir daha kimseyi tapelerde “sen kapat biz icabına bakarız” tarzı konuşurken duymayalım…

Mahkeme Anayasa’nın 13. ve 26. maddesini hatırlatıyor:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”

Ve Anayasa Mahkemesi kapatmayı düşünen herkese derslerde sıkça kullanılması gereken bir ders vermiş:

İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden biri olup toplumun gelişmesi ve bireyin kendini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi için vazgeçilmez koşullar arasında yer alır. Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bu bağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir.

İnternet ve sosyal medyayı korumak için ekstra bir ifadede bulunmuş mahkeme:

Anayasa’da sadece düşünce ve kanaatler değil, ifadenin tarzları, biçimleri ve araçları da güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir 

Bu bağlamda ifade özgürlüğü, Anayasa’da güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmı ile doğrudan ilişkilidir. Görsel ve yazılı medya araçları yoluyla fikir, düşünce ve haberlerin yayılmasını güvence altına alan basın özgürlüğü de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılma araçlarından biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’de ifade özgürlüğüne ilişkin 10. Madde kapsamında koruma altına alınmışken, Anayasa’nın 28 ilâ 32. maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir

Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetimi en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynamakta ve önem taşımaktadır. Halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğundan basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür

İnternet modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip bulunmaktadır. İnternetin sağladığı sosyal medya zemini kişilerin bilgi ve düşüncelerini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle düşünceyi açıklamanın günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerinden biri haline gelen internet ve sosyal medya araçları konusunda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda devletin ve idari makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.

40. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir. Bu bağlamda düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin koruma altına aldığı düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti Anayasa’nın 13. maddesindeki koşullara uygun olarak, bu maddelerde belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

Neticede interneti zırt pırt kapatmak isteyenlere “yavaş olun bu ülkenin demokrasisine Anayasa Mahkemesi sahip çıkar” sözünü biraz uzatarak söylemiş:

İfade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusunda devletin ve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmelidir. Ancak bu takdir alanı da Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama kriterleri çerçevesinde yapılacak denetimde genel ya da soyut bir değerlendirme yerine, ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman, sınırlama sebeplerinin niteliği gibi çeşitli unsurlara göre farklılaşan ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Öze dokunmama ya da demokratik toplum gereklerine uygunluk kriterleri, öncelikle ifade hürriyeti üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. Nitekim AİHM de demokratik toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcı sosyal ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Buna göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilmemektedir. Aynı şekilde zorlayıcı sosyal ihtiyacın varlığı araştırılırken de soyut bir değerlendirme yapılmayıp, ifade ortamına dahil olan ifade edenin sıfatı, hedef alınan kişinin kimliği, tanınmışlık düzeyi, ifadenin içeriği, ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı gibi çeşitli hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.

Öyle bir video için bütün ülkenin sosyal medyasını yiyemezsin demek için ise yine müthiş bir açıklama yapmış:

Kamu otoritesince yapılan müdahalenin haklı sebeplere dayanması, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması sırasında hakların özüne dokunulmaması ve ölçülü olunması gerekmektedir. Hakkın amacına uygun şekilde kullanımını son derece zorlaştıran, ciddi suretle güçleştiren, örtülü bir şekilde kullanılamaz hale koyan ve etkisini ortadan kaldıran sınırlamalar öze dokunur niteliktedir. Sınırlama amacı ile aracı arasında adil bir dengenin gözetilmesi şeklinde tarif edilen ölçülülük ilkesi ile daha az sınırlayıcı ya da daha hafif tedbirlerle sınırlama amacına ulaşılması mümkün olduğu halde hak ve hürriyetleri daha çok sınırlayan, haklardan yararlanacak kişilere daha ağır yükümlülükler getiren düzenlemelerin önlenmesi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla belli bir amaca ulaşmak için alınan sınırlayıcı tedbir, gereğinden ağır ve katı ise o sınırlama ölçülü olmayacağı gibi demokratik toplum düzenine de uygun bir sınırlama olmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi kararlar evrensel mi bak diyor, sınırlar olsun diyor, tüm siteyi engelleme diyor, ifade özgürlüğüne sekte vurma diyor. Anayasa Mahkemesini uzun zamandır ilk defa yargıda benim gibi düşünen birilerini gördüğüm için çok sevdim.

TİB yedi sopayı oturdu gibi geldi bana…

Umut Oran tehdit edilince anladıklarımız

İnternet ortamında sansür yoktur… Bu cümle sık sık siyasiler tarafından kuruluyor. ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu giderek ayak altımızdan paçalarımıza doğru sıvaşan pislik sayesinde görür olduk. Arzu ederseniz gördüğümüz pisliklerin, dile getirilmesi gerekirken boğuntuya getirilen hataların bir listesini yine hep beraber yapalım:

  1. Meclisin internet sitesinde bulunan bir dokümanı kişisel bir internet sitesinde bulunduğu için yasaklayamazsınız. Gerçekten çok gözü dönmüş olmak lazım bunun için.
  2. Mahkeme kararları insanları geri zekalı yerine koyuyor. Bunun yapılmaması için kararların daha açık ve net bir biçimde tüm dünyaya, özellikle de internet sitesi sahiplerine gönderilmesi lazım. Mesela Vagus.TV kapatma kararını bulabilmek için sitenin sahipleri maymun oldu. Şimdi koskoca partinin başkan yardımcısı kapatılma sebeplerine ve bunu kimin gündeme getirdiğine ulaşamıyor. Eğer bir site kapatılsın diyen insan gerçekten temiz kalpli ve demokrat biriyse delikanlı gibi sebebini ve adını koyar. Öteki türlü karanlıkta yaşayan sinsi çakal olmaktan öteye geçemez.
  3. Umut Oran iki kez tufaya düşmüş basına yaptığı açıklamada: Kimse sitemde koyduğum haberin altına yorum yapmamış ki niye kapatıyorsunuz diyor. Yorum olsa ne olacak ki? Yapmayın sayın Oran…
  4. Umut Oran’ın düştüğü ikinci yanlış ise TİB’den yakınması… TİB ne yapacak ki? O sadece size kararı gönderen bir kurum. O kararı alan mahkemedekileri ve o mahkemeleri o hale getirenleri eleştirmek lazım. Düzgün bir sırayla gittiğimizde TİB’i eleştirmek için gelecek yüzyılı beklemek gerekebilir.
  5. Bu arda alınan karar halen mecliste tartışılmayı bekleyen kötülüklerle değil, 2007 yılında başlatılan kötü kanunla Oran’a gönderildi. Bir de yeni kanun çıkınca görün siz olacaklar: TİB başkanı kimseye sormadan çat diye kapatacak, sonra Umut Oran meclise gidip vekillik mi yapsın yoksa mahkemeden sitesini açtırmaya mı çalışsın… Göreceğiz.
  6. Mahkeme bu kararı kim gönderdiğini bilmiyor mu? Mahkemedekiler bu kararın gereksizliğini anlamıyorlar mı? Elbette bu iki sorunun da cevabı evet. Ama hükümet karşıt görüşü o kadar cadı avına çvirdi ki insanlar hukuk ya da mantık değil, sadece hükümetin çıkarlarını koruyorlar.

İnternet yasası internete değil anayasal haklara müdahaledir

Bilişim Muhabirleri Derneği yeni internet yasasıyla ilgili bir basın açıklaması yaptı. İktidar rahat ama bilişim muhabirleri gelişmelerden kaygılı:

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu” hakkında istenen torba yasa ile yapılması istenen değişiklikler, kamuoyunu olduğu kadar, Bilişim Muhabirleri Derneği üyelerini de kaygılandırmıştır.

Yasanın yürürlüğe girmiş olduğu 2007’den bu yana, 5651 sayılı kanun hala tartışılmaya devam ederken, bugüne kadar uygulanan “uyar kaldır” modelinin terkedilerek, herhangi hukuksal bir karar olmadan yalnızca Bakan veya Telekomünikasyon İletişim Başkanı’nın talimatıyla engellenme getirilmesi tam anlamıyla bir sansür uygulaması olup “demokrasi” ile yönetildiği iddia edilen bir devletin normlarına uygun değildir.

İnternet trafik bilgilerinin zorunlu olarak kayıt altına alınması süresinin, 6 aydan bir yıla çıkartılması, kullanıcıların verilerinin işlenerek, kötü amaçlı olarak kullanılmasına, ya da en basit anlamıyla “fişleme” endişelerine yol açmaktadır.

Bu yasa gerek İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19 maddesi, gerekse Türkiye Anayasası’nın 26.’cı maddesi birinci fıkrasına yer almakta olan ifade özgürlüğü ile ilgili maddelere ters düşmektedir.

Daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Ahmet Yıldırım davası sonucunda 8.500 Euro tazminat ödemeye mahkum edilen ülkemizin ifade özgürlüğü karnesi ne yazık ki, bu tür “sansürcü” yaklaşımlarla hep kırıklarla dolu olup demokratik itibarımız uluslararası alanda zarar görmektedir.

BMD olarak özgürlüklerin başka özgürlüklerle sınırlanmış olduğunun farkındayız ve her türlü suçun, her türlü ortamda cezalandırılmasının kamu vicdanı açısından gerekli olduğunun bilincindeyiz. Bu nedenle İnternet ortamında işlenen suçların da, evrensel hukuk kuralları çerçevesinde, itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla TİB ve benzeri atanmışlarca değil yüce Türk mahkemeleri tarafından değerlendirilmesi ve hükümlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. İleride bir takım siyasi kaygılarla, keyfi olarak kullanılabilecek yasaklamaların ülkemizi birçok boyutta kaos ortamına sokacağı endişesini taşıyoruz.

Yasa yapıcıdan beklentimiz, “ben yaptım oldu” zihniyetiyle hareket etmek yerine, BMD ve diğer ilgili STK’ların da konuyla ilgili görüşlerine dikkate almaları ve ileride uygulama aşamasında görülmesi muhtemel sıkıntıları bertaraf etmek adına kamu vicdanının sesini duyması olacaktır.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz,

Bilişim Muhabirleri Derneği

Hüseyin Çelik filtre lobisini suçladı

Hüseyin Çelik yaptığı basın toplantısında internet konusunda yapılması planlanan değişikliklere değinirken çok enteresan bir başlığa değindi: Güvenli internet için koparılan gereksiz gürültüyü hatırlatan Çelik, o zaman bütün bu gürültünün arkasında Türkiye’ye filtre uygulamaları satmak isteyen yazılımcıların olduğunu diye getirdi. Kendisi Mili Eğitim Bakanlığı görevini yürütürken okullara filtreleme yazılımları aldığını söyleyen Çelik, bunun artık ücretsiz bir biçimde devlet tarafından yapıldığını böylece bu paranın devletin cebinden çıkmadığını ileri sürdü.

Hüseyin Çelik hatırlamıyor, halkımızın da hafızasının malum olduğu için hemen birkaç notla olan biteni hatırlatma geçelim:

  • Yürüyüşler filtrelemeyle ilgili değil, internete girenlerin özgürlüklerine yapılan müdahalelere yönelik yapıldı
  • Protestolar liseli, etek gibi jenerik kelimelerin içinde geçtiği internet sitelerinin otomatik olarak filtrelenmesine yönelik yapıldı
  • Bu protestoların ardından BTK ve TİB bunları zorunlu aksiyonlar olmaktan çıkardı biz zaten isteyen yapsın demiştik dedi
  • Bugün filtresiz internet diyebiçare biçimde  halka sunulmaya çalışılan şeylerin altında 40 yaşını geçmiş olan insanların pornografik içerik yok. Hani filtresizdi sorusuna hiç cevap veremedi BTK başkanı
  • Bu ülkenin özgür basını olmadığı için örgün gazetelerin hiçbirinin içinde filtreli internet ile filtresiz internet arasındaki fark yazılmadı.
  • Filtreli internetle filtresiz internet arasındaki tek fark korsan yazılımların bulunduğu sitelere erişme veya erişememedir.

Bugün islami kurallara göre girilen internet kimseye batmıyorsa; bu dezenformasyonu uç seviyeye taşıyan yetkililer kadar lapin gibi bu tuzağa düşen ve “ben neden çocukların kullandığı kadar internete giriyorum” diye sormayan akılsız halkımızındır.

Namaz kılan çocuğa internet promosyonu

 

Tokat’ın Niksar ilçesinde internet kafe işleten 24 yaşındaki Yasir Sarıca, internet kafenin camına, kendisiyle namaza gelen çocuklara yarım saatlik internet kullanımı hediye edeceğine dair bir ilan astı. İlçe merkezindeki işyerinin camına ödüller ve gerekli şartların yer aldığı yazıyı asan Sarıca, kampanyayı ikinci yarıyıl sonuna kadar sürdürmeyi planladığını söyledi. Gençleri sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklardan uzak tutmak ve namaza alıştırmak için böyle bir kampanya başlattığını öne süren Sarıca, bu şekilde gençlerin geleceğine katkı sağlamaya çalıştığını savundu.

Yasir Sarıca’nın çocuklara ve gençlere yönelik başlattığı kampanya kapsamındaki ödüller ve gerekli şartlar şöyle: “Dönem sonundan itibaren, takdir belgesini getirene yaz tatiline kadar her ay sıfırlanmak üzere aylık 4 saat internet kullanımı hediyemizdir. Hafta sonları kullanılacaktır. Dönem takdir belgesini getirene istediği bir oyun bedava yüklenecektir. Teşekkür, takdir ve lisanslı sporcu belgelerini getirene paten dersi bedava verilecektir. (Paten, kullanıcı tarafından temin edilecektir.) Benimle 5 kere namaza gelene 30 dakika ücretsiz internet (Cuma namazı hariçtir). Benimle camiye gelip 2 defa müezzin olana 30 dakika internet kullanımı hediyemizdir. “

Sosyal medyaya (birden bire) engelleme kanunu

Bazen insan yaptığı haberlerin gerçek çıkmamasını ister. Dün ve daha öncesinde Twitte, sosyal medya ve AKP karşıtlığı arasındaki bariz köprüleri haber yapmıştım. Haberi hatırlatmak gerekirse, ülkede doğru dürüst bir alternatif bakış açılı basın olmadığı için sosyal medyanın etkin bir biçimde muhalefet yaptığını yazmıştım. Ne zaman bir AKP karşıtlığı olsa hemen Twitter yükseliyordu.

Bugün uyandığımızda gazetelerde sosyal medyanın zaptu rat altına alınabilmesi için harekete geçildiğini okuyunca şaşırmadım, şaşırmadığım için de bu dünyadan bir kez daha nefret ettim.

Bu çalışmayı AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Armağan Uslu ile bir grup AK Parti milletvekili önerdi. Uslu 1969 doğumlu halkla ilişkiler okumuş, iyetişim üzerine doktora yapmış bir milletvekili. Verdiği kanun tasarısı ‘İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ ismini taşıyor.

Bizim her zaman söylediğimiz ve vurguladığımız yanlışlar bu kanunda da kendini harika bir biçimde göstermeye devam ediyor: Nefret söylemi içeren yayınlar, katalog suçlar kapsamına alınarak, bu tür yayınlara karşı da erişimin engellenmesi tedbiri uygulanabilmesi öngörülüyor. Buradaki kötü şey ne? Nefret suçlarını net bir biçimde tanımlayabilir misiniz? Birilerinin düşüncesine bırakılan nefret suçu tanımı, sizi, beni istediğiniz herkesi hapse kadar götürebilir. O gözle baktığınızda kutsal kitapları bile internette nefret suçları kapsamına alır yayından kaldırmak zorunda bırakabilirsiniz. Yok olmaz öyle şey diyenle teoloji tartışmaya hazırım.

 

İnternet kafeler gibi ticari amaçla toplu kullanım sağlayıcılara yönelik müeyyidelendirmelerde kademeli sisteme geçilmekte, yönetmelikte yer verilen log bilgisi tutma yükümlülüğünün yasal dayanağı güçlendirilmekte ve suça konu olmasa dahi özellikle çocukların fizyolojik gelişimlerini olumsuz etkileyen içeriklerle ilgili olarak da sadece kafe ve benzeri yerlerde tedbir alınabilmesi olanağına ilişkin yasal dayanak güçlendiriliyor.

Erişimin engellenmesi tedbirine iş bölümü çerçevesinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından görevlendirilmiş mahkemelerce karar verilebilmesi hususu, yasaya derç edilmek suretiyle bu kararların alınması ve uygulanması sürecinde yaşanılmakta olan sorunlar giderilmeye çalışılıyor.

Teklifle, koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları için hapis cezası müeyyidesi yer sağlayıcılar için kaldırılıyor. Erişim sağlayıcılar için de adli para cezası getiriliyor.

İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi, doğrudan sulh ceza hakimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi veya içeriğin yayından çıkarılmasını da isteyebilecek.

Haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişi, içeriğin yayından çıkarılması talebi ile birlikte cevap hakkı olarak, yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere, yayının yapıldığı yerde, hazırladığı cevabın bir hafta süreyle yayımlanmasını da talep edebilecek.

Kanun kapsamındaki faaliyetleri yurt içinden ya da yurt dışından yürütenlere, internet sayfalarındaki iletişim araçları, alan adı, IP adresi ve benzeri kaynaklarla elde edilen bilgiler üzerinden elektronik posta veya diğer iletişim araçları ile bildirim yapılabilecek.

Yer sağlayıcılar, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten haberdar edilmesi halinde, içeriği yayından çıkarmakla; yer sağladığı hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini bir yıldan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere yönetmelikte belirlenecek süre kadar saklamakla ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlü olacak.

Yer sağlayıcılık bildiriminde bulunmayan veya yükümlülüklerini yerine getirmeyen yer sağlayıcı hakkında 2 bin TL’den 50 bin TL’ye kadar idari para cezası verilecek. Erişimin engellenmesi kararlarının uygulanmasını sağlamak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliği kurulacak.

İnternet ortamında yapılan yayınlarda, halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama unsuru yer alması durumunda, bu yayınlar hakkında erişimin engellenmesi kararı verilebilecek.

İnternet kullanıcıları değil robotlar artıyor

Yeni bir araştırma, internet trafiğinin yüzde 60’ından fazlasının insanlardan bağımsız olduğunu gösterdi. Araştırma, geride kalan bir yıl içinde ‘robot’ kaynaklı internet trafiğinin yüzde 21 arttığını ortaya koydu. Araştırma şirketi Incapsula’nın raporuna göre, internet trafiğinin yüzde 61.5’i bot kaynaklı. Rapor, getçiğimiz yıl bu oranın yüzde 51 olduğunu belirterek yaşanan artışa dikkat çekti.

BBC’nin haberine göre, otomatik yazılım araçlarının bazıları web sitelerini gezinerek içeriklerinin indeksini çıkarmak için; bir kısmı § analitik şirketleri tarafından sayfaların performansını ölçmek için; diğerleri de silinmeden önce verilerin arşivlenmesi gibi belli görevlerde kullanılmak için oluşturuluyor.