Bilişim öğreten gönüllü gençler ile 24 saat

Girişim, İNTERNET, MANŞET

Habitat ile ilk tanışmam 90’lı yılların ortasında; İstanbul’da yapılan ve dünyanın farklı yerlerinden Türkiye’ye taşınan sivil toplum kuruluşları etkinliğinde oldu. Türkiye bu etkinlik sayesinde STK nedir. neler yapabilir, aslında ne yapmalı gibi bir ufuk turu yaşadı. Bir uyanış oldu ve o günden sonra daha ayakları yere basan STK hareketleri izlemeye başladık.

Habitat ile bir sonraki karşılaşmam, onların bilişime verdiği desteğin ön plana çıkmasıyla oldu. Habitat bir bilişim platformu değil ama insanları iyi şeyler yapmaları için bir araya getiren bir yapı aslında. Gençler kendileri gibi olan insanlara bilişim eğitimi vermek istiyorlar hop Habitat devreye giriyor ve onlara bunun için ortam sağlıyor.

Bu hafta ülkenin değişik bölge ve şehirlerinden gelen eğitimci gençlerle bir aradaydım. Yaşları en fazla 20’lerinin ikinci yarısı. Gerçekten çok gençler ve tek motivasyonları insanlarla bir arada olarak diğerlerine bir şeyler aktarabilmek. Bilgisayar okuryazarlığını artırmak, sosyal medyadan daha iyi faydalanmalarını sağlamak ve daha bir sürü şey.

Bir gece öncesinde kaldığımız otelin balkonundan izledim onları… Hep birlikte söyledikleri şarkılar ve türkülerle ülkenin değişik kafa ve coğrafya yapılarından gelmiş değil, sanki aynı evin içinde yaşayan aile bireyleri gibilerdi. Belki o hep özlediğimiz aile bireyi ortamıydı bu…

Toplantılar başlamadan önce bana “artık benden geçmiş” dedirten şarkılarla oynayıp zıpladılar, toplantı başladığı andan itibaren gayet inançlı ve dikkatli şekilde konuşulanları dinlemeye başladılar.

Algıları çok açık: Öğrenmek, dinlemek, anlamak ve bunu birilerine aktarmak için yanıp tutuşuyorlar. Teknoloji konusunda iyiler. Sosyal medyada birinciler. Instagram’ın bir kibir ortamı olduğunu biliyor, Facebook’un “teyze ve amcalar” için olduğunu düşünüyorlar. Twitter ise “eh olur” dedirten bir sosyal medya organı.

Eğer onları eleştirmek gerekirse iki noktada eleştirebiliriz: Onların yaşında bizim olduğumuz gençliğe kıyasla bariz bir biçimde daha az okuduklarını hissediyorum. İkinci noktada bariz bir biçimde ise kendilerine olan güven eksiklikleri var.

Toplantı aralarında yaptığımız sohbetlerde şaşırtıcı bir biçimde basının neden böyle davrandığını, devletin neden bazı imkanları tanımadığını, yatırımcı şirketlerin niye insanlara yeterli fırsatları tanımadığını konuştuk.

1700’ün üstünde genç, ülkeye bilgi yaymak için bir araya geliyorlar. Ülkenin dört bir yanındalar. Siyasetin üstündeler: HDPli belediyeler de CHPli belediyeler de AKPli belediyeler de eşit şartlarda yardım ediyor onlara. Onlar da “apolitik” demeyeyim ama o yaptıkları işe politika karıştırmayı isteyecek durumda değiller.

Şirketlerin bu gibi oluşumlara destek vermesi lazım. Çocuklara onu anlatmaya çalıştım elimden geldiğince. Böylesi bir organizasyonun başlaması için kaynak sağlayan kuruma minettar olunması gerekmiyor. Çünkü o gençler, olabilecek en temiz yapıyı kurup en yüksek gönül bağıyla ülkeyi ileri götürmek için adımlar atıyorlar. O şirketler ise Türkiye’den öyle ya da böyle para kazanıyorlar. Ve kazandıklarınını bir bölümünü tekrar bu halkla paylşam zorundalar. Politik olmayan, eğitimle harmanlanmış, içinde gençlerden çocuklardan yaşlılara kadar birçok farklı katmanın olduğu bu yapıya katkıda bulunmak o şirketlerin mecburiyeti.

Gençlerle birlikte olmak güzel. Onları sıkmadan anlatmak gerekiyor. Tecrübe aktarmak gerekiyor.

Girişimciliği sadece gençlere yakıştırmak…

MANŞET, POLEMİK

genc fikirBundan 30 yıl önce olanca muhalifliğimle gençlerin neden meclise girmediğini sorgulardım. Genç olmayanı genç olmayanların anlayamayacağını düşünürdüm. 18 yaşındaki bir çocuğun meclise girdiğinde yapabileceği şeyleri tahayyül ederdim. Aradan yıllar geçti, 18 yaşındakilere seçilme hakkı vereceklerini söylediler. İçim burkuldu. “O çocukları içeride ne yoğururlar, nasıl manipüle ederler” diye korktum. Çünkü manipülasyon işini yakından görme ve tanıma şanssızlığını yaşadım bir zaman. Toplumlar, basın, taraftar grupları, şirketler… 18 yaşındaki çocukları mecliste çıtır çıtır yerlerdi oradaki adamlar…

Sonra girişimci ruhla karşılaştım dünyanın dört bir yanında… O zamanlar Türkiye’de yoktu olsa ne güzel olur filan dedim. Girişimcilerin başarı öykülerini yazdım 2000 yılından önce… Bir adam, bir fikir, milyarlarca dolar… Google ve benzerlerinin hikayeleri bizim kahramanlarımızdı. Sonra bir döküldüler patır patır… Ortada birkaç tanesi kalabildi yalnızca…

Sonra bu işler Türkiye’ye de gelmeye başladı. Türkiye’de meleklerin olduğu haberini uçurdular bize. Gençleri daha tohum olarak toprağa düşmeden sarıp sarmalayan, onları eğitmek için diğer şirketlerden para toplayan şirket ve oluşumlara rastladım. Bunların içinden öyle sanıldığı gibi birkaç milyon dolarlık bir girişim bile çıktığını görmedim değil ki milyar dolarlık…

Türkiye’nin bu konudaki en büyük bbayarı öykülerine baktım sonra ki onlar da ilk kurulum anından bu yana elimde büyüdü denebilir. Hepsinin hemen her aşamasına seyirci oldum. Yemeksepeti olsun, gittigidiyor olsun ilk bültenlerinden gavurlarca satın alınmalarına kadar her aşamasını anlatabilirim sizlere.

Şimdi bakıyorum aklıevvel şirketler, kendini yatırımcı dostu olarak gösteren şahsiyetler… Hepsi genç girişimci arıyor. Niye? Çünkü onlar taze fikirli, içinde bulundukları jenerasyonu anlayabilen insanlarmış. Bir de ciks üniversitesi ardından MBA filan yaptı mı tamam işte… CV’sinde Turkcell ya da Procter and Gamble da varsa tadından yenmez… Çağrı yapıyor şirketler şu yaştan küçükler giremez diye…

“Niye” sorusunu yönelttim o şirketlere, hiç cevap alamadım. Bana sorarsanız benim birkaç cevabım var: Mesela onları kurtların kandırması kolay diye olabilir… Mesela uzun vadeli düşünemiyorlar diye olabilir… Mesela hayat tecrübeleri olmadığı için olabilir… “Abi niye sen 50 bin lira verince şirketimin gelecekteki satışından 50 milyon alıyorsun” diye sormadığı için olabilir…

Çok dinamik, daha zeki ve çağını yakalayabilen tipler olduğu için de olabilir. Ama buna niyeyse inanamıyorum.

Eldeki başarı öyküleri fikir işinden en çok parayı götürenlerin orta yaş abiler olduğunu net bir biçimde gösteriyor.

Şu ana kadar bir araya gelip konuştuğum tüm başarı öykülerinin kahramanları uzun vadeli düşünmüyor. Bir şirket kurayım, satayım paranın gözüne vurayım sonra buharlaşıp gideyim modunda.Genç olan o öyküleri ülke yararına tarihe yayıp her daim ondan para kazanmayı düşünen bir yapıda değil.

Belki paranoya yapıyorum, belki giderek giden yaş yüzünden hayata atarlanıyorum. Ama bir seferlik olsun “oleeey genç girişimci süpeer” mantığından çıkarak getirdiğim bakış açısıyla düşünmekte fayda yok mu? Bir seferlik?