Bilal Erdoğan için interneti yakar mısınız?

Basit bir soru: Bir kişinin kişisel özlük hakları için bütün interneti yakar mısınız? Bütün Sosyal medyayı yakar mısınız? Peki bütün Twitter’ı? Bir kişi için internetin ne kadarını kapatmanız doğru olur?

Fuat Avni diye bir sosyal medya fenomeni Cumhurbaşkanı’nın oğlu hakkında iddialarda bulundu.

Onun İtalya’ya kaçtığını oraya babasının paralarını kaçıracağını söyledi. Ardından her seferinde olduığu gibi birileri bunu yalanladı. Halkın büyük bir kesiminin bunu ciddiye alıp “acaba gerçekten bir para var mı yurt dışına transfer edilen” diye düşündüğünü hiç zannetmiyorum. Ama Erdoğan’ın avukatları olayı gererek bambaşka bir yere getirdi.

Avukatlar dediler ki ya bu Fuat Avni’nin yazdıkları silinsin ya da Twitter toptan kapatılsın.

Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Bir kişinin hakkını korumak için koca Twitter ve ondan faydalanan milyonlarca insan bir anda auta çıkarılabilir mi?

Diken haber sitesinin haberine göre Yaman Akdeniz gibi isimler Twitter’ın, bir diğer deyişle vatandaşın haklarını korumak için tüm hukuki bilgilerini seferber etmiş durumdalar.

Onlar bizim için uğraş verirken ben tekrar soruyorum: Bilal Erdoğan için interneti yakar mısınız? Peki cumhurbaşkanının oğlu olmayan biri için? Hakarete uğrayan bir gazeteci için? Çöp toplarken fotoğrafları çekilen bir evsiz için?

Ben devlete hava için 4 milyar versem…

İhale geçti. Şimdi beraberce oturup sonrasında olacakları masaya yatıralım. Ben bugün devlete havanın kullanım ücreti olarak 4 milyar euro versem ondan neler isterdim sizlere anlatmak istedim. Tabii ki TKNLJ formatında:

  • Sevgili devlet… Sana havadaki frekansları kullanmak için 4 milyar veriyorum. Bu paranın karşılığını almak benim hakkım. Bundan sonra beni daha çok dinlemeni istiyorum.
  • Sevgili devlet… Ben 4 milyar veren biri olarak bu teknolojinin olmazsa olmazı fiberi dilediğim yere gömmek, bunu da adam gibi kanunlarla yapmak istiyorum.
  • Sevgili devlet… Ben bundan sonra fiber döşerken büyükşehir ve yerel yönetimlerin nazı ve kaprisini çekmek istemiyorum. Halka hizmet vermek ve 4 milyarı etkin ticarete dönüştürebilmem için bunlar şart. “Bana ne git belediyeyle anlaş” deme hakkını alıyorum senden
  • Sevgili devlet… Bukadar devasa bir yatırım yapmışken artık bu teknolojileri kötüleyen, yalanlayan, çöp diyen devlet büyüklerinin söylemlerine muhattap kalmak istemiyorum. Lütfen teknolojilerin manevi şahıslarına saldırılar dursun.
  • Sevgili devlet… Eğr sana verdiğim para kadar bir parayı teknoloji yatırımı ve insanların mutluluğuna harcayacaksam bu parayı kime nasıl verdiğime karışma. Beni yerli teknoloji yapabildiğini söyleyen ama ortaya bir baz çizimi bile koyamayan kurumların insafına bırakma.
  • Sevgili devlet… Yeni teknolojiler gelince ben zaten bağlasan durmam. Onları daha yüksek rekabet avantajına kavuşmak için dibine kadar kullanırım. Bu yüzden lütfen beni 4,5 yapacaksın 5 olacaksın gibi politik safsatalarına boğma.
  • Sevgili devlet… farkında olmayabilirsin ama ben zaten her sene 1 milyarın üstünde teknoloji yatırımını düzenli olarak yapıyorum. O yüzden bana Ar-Ge bölümlerinde kaç kişi çalıştıracağımı söyleyip yapmazsan sana ceza veririm laflarıyla sıkma…
  • Sevgili devlet… Benim kazandığım paranın yarısını daha benim elime dahi geçmeden 1999 yılında olmuş bitmiş depremin yaralarını sarmak için benden alıp durma

4,5G ihalesi sonucu: Turkcell 4G kalanlar “buçuk”

Fiberin ihalesinin ardından neler olup bittiğini, içeride yaşanan taktikleri herkesin anlayacağı dile getirip TKNLJ formatında sizlerle paylaşıyorum. İhalenin hemen ardından yazılan bu yazıları yarın gazetelerdekilerle kıyaslamanız dileğiyle…

  • Bu ihale Türkiye’de iletişim için çok önemliydi. Çünkü daha önce 10 sene gecikmeyle yakaladığımız treni bu sefer 5 yıl gecikmeyle tutturabilme imkanımız olacaktı.
  • İhale 6 ay ertelendi çünkü Cumhurbaşkanı halen anlayamadığımız bir şekilde 4G’yi çöp, 5G’yi ise hemen yarın uygulayabileceğimiz bir teknoloji olarak ilan etti. Her zaman olduğu gibi kimse onu düzeltemediği için ihale 6 ay ertelendi.
  • 4G’nin en önemli olaylarından biri farklı frekansları kendi içinde eriterek tek bir frekans gibi çok yüksek bir hızda bize sunabilmesi… Yani aynı İstanbul’da 1 köprü yetmeyince yanına ikinciyi ve üçüncüyü yapmak gibi. Bu köprülerin yan yana yapıldığını ve tek bir yol haline geldiğini düşünün. İşte 4G’nin avantajı o.
  • İhalede 800-900-1800-2100 ve 2600 gibi 5 farklı frekans vardı. Bu frekansların içinde değişik bant sayıları bulunuyordu. Frekansları köprü, bantları şerit gibi düşünün.
  • İhalenin köprü yani frekansları açık artırmaya çıkarılırken onların içindeki farklı şeritler bunun alt ihaleleri gibi konumlandı. Mesela aynı frekansta üç ihaleye ayrı ayrı paralar istendi. Neden? Çünkü bir ihale 50 şerit, biri 30 sonuncusu 20 şeritti.
  • Bu arada şerit sayısı aynı olsa da ihalede dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da bazı bantların TDD bazılarının ise FDD olmasıydı. FDD dediğimiz çift şerit olmaya meyilli daha kaliteli yollar. TDD ise biraz daha kalitesiz bir yol…

Yeni BTK Başkanı Dr. Ömer Fatih Sayan kimdir?

Dr. Ömer Fatih Sayan, BTK başkan vekilliğinden asil başkanlığa atandı. Gelin onudaha yakından tanıyalım TKNLJ formatında….

  • İlk ve orta eğitimini Fatih İlkokulu, Fatih Koleji, Nişantaşı Anadolu Lisesi’nde tamamladı
  • Üniversite hayatı çok ilginç. Genelde ya mühendis ya sosyal bilimler olarak ayrışan insanların aksine o hem İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünü hem de Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi.
  • Tek bir üniversite bitirememe özelliği yüksek lisansta da devam etti: Münih Teknik Üniversitesi Haberleşme Mühendisliği’nin üstüne İstanbul Üniversitesi’nde Yüksek Lisans yaptı
  • İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyomedikal Mühendisliği (Osnabrück Üniversitesi Bilişsel Bilim 2002-2006) Doktora eğitimini tamamladı.
  • Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM) Avrupa Birliği uzmanlığı eğitimi aldı
  • Oxford Üniversitesi St. Antony’s College’da Diplomasi Eğitim Programını tamamladı.
  • İletişim ve Müzakere Teknikleri, Ulusal Güvenlik Stratejileri, Proje Yönetimi, Müzakere ve Diyalektik Konuşma Yönetimi, Moderasyon ve Konuşma Yönetimi, International Conference on Cognitive Modelling, Interdisciplinary College2003, Logic and Creativity – Integrating Categorial Rules and Experience, Litografi – Çip Üretimi, Car wash sistemleri – Endüstriyel Tasarımı eğitim ve konferanslarına katıldı.
  • İngilizce ve Almanca biliyor.

Eğitim hayatına baktığımızda göze çarpan çeşitlilik özel hayatında da göze çarpıyor. Kendini politikacı olarak görüyor ve ve dışarı karşı da öyle tanımlıyor. 2007 yılında İstanbul 1. bölgeden milletvekili adayı gösterildi. Seçilemedi ancak hemen akabinde Başbakanlık müşavirliğine atandı.

Siyasi kariyerini netleştireck yöneticilik deneyimleri çok fazla: Örneğin İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Mezunlar Derneği gibi önemli ve geniş kitleli bir organizasyona başkanlık yapmış. Üniversite öğrenimi sırasında İstanbul Üniversitesi ve Münih Teknik Üniversitesi’nde Öğrenci temsilcisi seçilmiş. İstanbul Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi Seçimleri sonucunda Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanlığı, İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğrenci Temsilci Başkan Yardımcılığı, sonrasında Başkanlığı ve Üniversite Öğrenci temsilciliği yönetim kurulu üyeliklerinde bulunmuş.

Peki neler üstüne çalışıyor? O taraf da çok enteresan: 2000 yılında Münih Teknik Üniversitesi’nde “Handover Mechanism and Equipments for Cellular Mobile Communication” tezini vermiş. Yine Münih’te master tezi olarak İnsan – Makine iletişimi konusunda “Using Emotional Context Information in Multimodal Systems” başlığının altında görüyoruz ismini… İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyomedikal Mühendisliği Anabilim Dalı içinde duygusal zeka modeli oluşturulması doktora tezinde görüyoruz ismini… 2010 yılında ise bir anda bu kadar mühendislik alanının dışına çıkıp doğu ve batı arasındaki enerji politikaları konusunda politik analiz yazmış.

 

İlginç bir kişilik. Farklı yüzleri var. Tek alanın insanı değil orası çok belli. Burada uzun süre kalıcı olur mu, bir Tayfun Acarer gibi senelerce bu görevi yerine getirir mi? Zannetmiyorum. Oldukça politize bir kişilik ve partilerin, daha doğrusu AKP’nin onu pariden uzak tutacağını düşünmüyorum.

Verdiği mesajlarda politik kimliğini hiç saklamamış ama bürokrasi böyle bir şey değil. Politik görüşlerinin işine sirayet etmesini engelleyecek olgunlukta olduğunu aldığı eğitime bakınca tahmin edebiliyorum.

Kendisine onu bekleyen bu zorlu yolda başarılar diliyorum…

Cumhurbaşkanı yazılımdan sorumlu bakan oluyor

Sabah gazetesi bugün enteresan bir haberden bahsetmiş. Bu habere sevinmeli miyiz bilemiyorum. Ama içindeki mutluluk verici yönlerle saçmalıkların dökümünü sizin için hazırladım. TKNLJ formatında:

  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin bilişim alanında sıçrama yapması için önemli bir plan hazırladı. Erdoğan, dünya çapında bilişim uzmanları, programcılar ve yazılımcılar yetişmesi için özel bir projeyi hayata geçirecek. Peki ben anlamıyorum cumhurbaşkanları proje yapar mı? Bu bir sosyal sorumluluk projesi olsa anlarım. Ama içinde milli eğitim sanayi ve bilişim bakanlıklarını olduğu bir proje. Cumhurbakanına ne oluyor kuzum?
  • Cumhurbakanı 11 yıl başbakanlık yaptı. O zaman kendimizi yırttık. Niye bu fikir görmezden gelindi?
  • Cumhurbaşkanı, yazılım, e-girişim ve bilişim teknolojileri alanlarının parlayan yıldızları ile bir araya gelecek. Türkiye’nin bu alanlardaki sorunlarını ve yapılması gerekenleri dinleyecek. Özel sektör ve kamunun bu alana ilgisini artıracak adımları belirleyecek. Gelecek nesillerin bu alana ilgisini artırmak için öğrencilerle bilişim şenliklerinde bir araya gelecek. E hadi bütün bunları yaptı. Bunlardan çıkan sonuçları cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinden mi yapılacak? Ne diyorsunuz siz yahu?
  • Erdoğan bu şenliklerde, Türkiye’yi bilişim ve yazılım alanında sıçrama yapması için öğrencilerle birlikte program ya da oyun komutu yazacak. Ne yazacak Black Ops modları mı? Taksim’de Black Ops  mu yapacak seçilmiş polisler?
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde başlattığı, Fatih Projesi, tablet bilgisayar ve akıllı tahta gibi uygulamalara ve yatırımlara rağmen, Türkiye’nin bilişim ve yazılım alanındaki zayıf karnesi masaya yatırıldı. Yalan söylüyorsunuz. Bunların karnesi masaya hiç yatırılmadı. Eğer yatırılsaydı bu projeyi yürüten insanların zan altında olması gerekirdi…
  • Erdoğan ilk olarak, yazılım, e-girişim ve bilişim teknolojileri alanlarında son dönemde önemli işlere imza atan parlak beyinler ile bir araya gelecek. Cumhurbaşkanlığı Sofrası bu amaçla düzenlenecek ve son dönemde önemli programlara, yazılımlara ve e-ticaret alanında projelere imza atan isimlerle bu alanın önemli akademisyenleri davet edilecek. Yani TÜBİSAD, YASAD gibi dernekler Ak Saray’da yemek yiyecek ve ülke bilişim alanında kalkınacak… Yaşasın!!!
  • Bu arada o haberde geçmeyenleri anlatalım sizlere: Bilişim öğretmenlerinin öğrencilere yazılım dersleri vermesinden hiç bahsedilmiyor
  • Meslek liselerinin torna tezgahı bölümlerinin yanına birer yazılım bölümü açılması konusunda herhangi bir şey söylenmemiş.
  • Girişimi olan insanların devletten hakettikleri yatırımı alabilmeleri için maymun gibi uğraşmamalarını sağlayacak sistemlerin hayata geçirilmesinden bahsedilmemiş
  • Türkiye’ye sermaye olarak gelen şirketleri korkutan internet kapatmaları, site yasaklamaları, şirket çalışanlarının hapse atılması gibi konularda yapılacak iyileşmelerden hiç bahsedilmemiş
  • Minik çocuklara temel yazılım dersleri vermeye çalışan şirketlere yapılacak güzelliklerden bahsedilmemiş…

Herkes manşet atmış yaşasın cumhurbaşkanı yazılıma eğiliyor diye… Ama kimsenin soru sorduğu yok. Herkes pasif. Öyle edilgen edilgen haber yazıyorlar.

Başbakan internetin padişahı oluyor

Önceki cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu maddeyi kabul etmemiş, imzalamam değiştirin de gelin demişti. Ama o madde cumhurbaşkanının değişmesiyle birikte aynen uçarak geri geldi:

Bu madde dediğimiz bildiğiniz kişisel hak ve özgürlüklerin sıfırlanması:

Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya birkaçına bağlı olarak, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine, Başkanlıkça yapılacak. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç 4 saat içinde yerine getirecek. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, başkanlık tarafından 24 saat içinde sulh ceza hakiminin onayına sunulacak. Hakim kararını 48 saat içinde açıklayak…

Başbakan ülke güvenliği gibi muğlak bir kavramın arkasına sığınarak istediği interneti sitesini, internetin istediği kadarını kapayacakya da açacak. Böylece mahkeme hukuk gibi gereksiz bir sürü adım ortadan kaldırılacak… Önce başbakan kapatacak sonra mahkemeler onun aldığı kararın doğrulamasını yapacak.

Mesela bir kişi adam öldürüyor, başbakan oraya gelip katili öldürecek, sonra mahkeme katil için idam hükmü verecek gibi…

Davutoğlu ve Erdoğan ortaklığı ilk kafayı internete attı.

Padişahlığın ilk adımı ülkemize hayırlı olsun.

Sosyal medyada hükümeti beğenmezsen işinden olursun

Bursa’da Osmangazi Belediyesi’nde çalışan İlhan Öğrenç adlı kişi sosyal medyada “Gezi Parkı eylemcilerine destek verdiği” nedeniyle tazminatsız olarak işten çıkartıldı. Bursa merkez Osmangazi Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde 12 yıldır grafik tasarımcısı olarak çalışan 34 yaşındaki İlhan Öğrenç, sosyal medyada ‘Gezi Parkı eylemcilerine destek verdiği ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı öncesi yaptığı paylaşımlarda devlet büyüklerine hakaret ettiği’ iddiasıyla, tazminatsız olarak işten çıkartıldı. Kasım ayında Belediye Başkanı AKP’li Mustafa Dündar imzası ile Teftiş Kurulu’nun yaptığı soruşturma sonucu, İş Kanunu’nun 25’inci maddesine göre işine son verildiğini belirten Öğrenç, kendisine Gezi olayları sırasında ve 29 Ekim öncesi sosyal medyadaki paylaşımlarının sorulduğunu söyledi.

Öğrenç, “Ben sosyal paylaşım sitemden Gezi Parkı olaylarıyla ilgili, ‘Suriye’de ölenler Müslüman da, bizim ölen 4 çoğumuz ne?’, 29 Ekim’de de, ‘hastalanacak devlet büyüklerimize acil şifalar diliyorum’ gibi bir kaç yazılı mesaj gönderdim. Birçok kişinin yazılarını paylaştım. Kurumlara ve kişilere hakaret içeren yazılar göndermedim” dedi.
Müfettişlere, devlet büyüklerine hakarette bulunmadığını ve bundan sonraki paylaşımlarında dikkatli olacağımı söylemesine rağmen işten çıkartıldığını öne süren Öğrenç, avukatı aracılığı ile İş Mahkemesi’ne dava açtığını belirtti.

Osmangazi İlçe Belediyesi Basın Halkla İlişkiler Müdürü Gülşah Cebelli, Gezi olayları başladığında Başkan Mustafa Dündar’ın personeli, ‘paylaşımları konusunda dikkatli olmaları ve sivri çıkışlar yapmamaları’ konusunda uyardığını belirterek şunları söyledi: “İlhan Öğrenç, bu uyarıyı iletmemize rağmen paylaşımlarına devam etti.
Bizim çalıştığımız kurum belli. Burası bir AK Partili belediye. Kimse çalıştığı kurumda patronuna hakaret edemez. Kendisini üç kez uyarmamıza rağmen ‘Bu benim özelim. İstiyorlarsa işten çıkartsınlar’ diyerek devam etti. Bu bir iki paylaşım sonucu değil 7- 8 aylık bir süreç. Son olarak Teftiş Kurulu tarafından çağırıldı. Devlet büyüklerine hakaret içerikli paylaşımlarından dolayı da işine son verildi. Kendisi ile kişisel olarak veya çalışan olarak bir sıkıntımız yok.”

Bu noktada iş çirkinliğe varıyor. Çirkinlik noktalarını TKNLJ stilinde teker teker sayalım:

  1. O belediye insanları fikirlerine göre değil yaptıkları işlere göre tasnif eder. Oranın bir AKP belediyesi olması, AKP padişahlık, Erdoğan padişah olmadığı için tüm fikirlerine katılmamız anlamına gelmez
  2. İnsanların özeli ve geneli vardır. Eğer iş yeri kuralları iş saatlerinde onun tarafsız davranmasını gerektiriyor olabilir. Ama iş dışında kimi sevdiği, hangi takımı tuttuğu hangi partiye oy verdiği ya da hangi dine inandığı kimseyi ilgilendirmez. İlgilendirir diyen cahil ve aptaldır.
  3. Bir partiyi sevmesi ya da sevmemesi insanı sivri çıkışlı yapmaz. Mesela bu arkadaş Rabia yazsaydı o zaman yumuşak çıkışlı mı olacaktı? İnsanları düşünce yapılarına göre sivri ya da küt olarak niteleyemezsiniz.
  4. Hakaret sebepli işten çıkarılmasına sonuç doğuracak bir durum da yok ortada yazdıklarına bakılırsa…
  5. AKP’nin bu ülkeye getirdiği belki de en kötü şey, insanların AKP ve içindekileri korumaya yönelik kanunların ötesine geçen bir otokontrol mekanizması oluşturması… Özgürlükler, otokonhtrolle kısıtlanıyor artık…

Oyundan para kazananlar oyuna gelsin

Türkiye Dijital Oyunlar Federasyonu’nun kapatılmasına yönelik açıklamalarda bulunan MOBİLSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin “Türkiye Dijital Oyunlar Federasyonu’nun kapatılması yönündeki kararın, sektörün geleceği açısından talihsiz bir karar olduğunu düşünüyor ve MOBİLSİAD olarak bu kararın gözden geçirilmesini öneriyoruz. Dijital oyun pazarı ve sektörün regüle edilmesi ve merdiven altının engellenmesi adına, sektör temsilcisi Teknoloji KOBİ’lerinin bir sivil toplum kuruluşu çatısı altında, ortak paydada yol haritası oluşturmalarını son derece gerekli ve yararlı buluyoruz” dedi.

Türkiye’nin sahip olduğu 22 milyonluk oyuncu sayısının sektör adına gelecek vadettiğini belirten Prof. Dr. Kerem Alkin “Türkiye, 22 milyonluk oyuncu sayısı ile dünyadaki tüm dijital oyun sektörünün yüzde 2,2’sini temsil ediyor ve 200 Milyon Dolara ulaşan pazar büyüklüğü ile gelecek vadediyor. Dijital oyun sektörünün gelecek 5 yıl içerisinde 1 Milyar Doları bulacağı tahmin ediliyor. 22 milyonluk oyuncu sayısı ve genç nüfusu ile yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatini çeken Türkiye, Amerika, Çin ve Güney Kore gibi dijital oyun sektöründe gelişmiş ülkelerin ilgisini üzerine topluyor” dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kasım ayı içerisinde gerçekleştirdiği Finlandiya ziyaretini hatırlatan Kerem Alkin şöyle konuştu: “Bilindiği üzere, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kasım ayı içerisinde gerçekleştirdiği Finlandiya ziyareti esnasında 2012 sonunda 263 milyon aktif oyuncu sayısına ulaşan ve geçtiğimiz yıl çalışan sayısını iki katından fazla arttıran dünyaca ünlü Angry Birds’ün yapımcısı Rovio şirketini ziyaret etti. Bu ziyaret sektörün etki alanının ne kadar genişlediğinin bir göstergesi. Dijital oyun alanında gerekli olan teknik donanım ve bilgi birikimine sahip Türkiye de, gerek genç nüfusu ve genç girişimcileri ile, gerekse bu alanda sektöründe lider Türk Teknoloji KOBİ’leri ile Dijital oyun alanında yüksek potansiyele sahip.”

Dijital oyun sektörünün gelişmesi için AR-GE çalışmaları ve yerli oyun ve içerik üretiminin arttırılmasının gerektiğine değinen Prof. Dr. Kerem Alkin “2013 itibarı ile her yıl katlanarak büyümesi beklenen sektörde, sağlıklı büyüme için başta vergi uygulamaları olmak üzere uygulanacak devlet teşvikleri; dijital oyun sektörünün bir devlet politikasıyla sürekli desteklenmesi büyük önem arz ediyor.Türk Teknoloji KOBİ’lerinin ve oyun geliştiren gençlerin desteklenmesi ile, hem katma değer yaratılması, hem de istihdama katkı sağlanması hedefleniyor” diye konuştu.

2013 yılı içerisinde MOBİLSİAD organizatörlüğünde ve KOSGEB ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Mobil Oyun ve Yazılım Sektörü Buluşuyor” başlıklı toplantıda, Dijital Oyun sektöründe faaliyet gösteren işletmeciler ile genç girişimcilerin bir araya gelmeleri sağlandı. Ülkemizde ve Dünya’da hızla büyüyen dijital oyun sektörünün daha da ileriye taşınması adına neler yapılabileceği detaylandırıldı.

Microsoft, Facebook ve bir çoğu Erdoğan’ı “internetin kötüsü” seçti

Dünya üstündeki servis sağlayıcıların hep bir araya gelerek kurdukları ISPA, Internet Service Providers Association, internet servis sağlayıcıları birliği, her yıl verdiği ödüllerin arasına bu yıl Türkiye ve başbakan Erdoğan’ı da koydu. ISPA, Erdoğan’ı Internet Villain, yani internetin kötü adamı seçti.

Bu yıl on beşincisi verilen Internet Hero ve Internet Villain alanında verilen ödüllerin kahraman kısmını Julian Huppert alırken kötü kısmı Recep Tayyip Erdoğan’a verilmiş. Birlikten yapılan açıklamada Erdoğan’ın seçilmesinin sebebi olarak sosyal medyayı topluma bir tehdit olarak göstermesi sansürcülüğü ve kullanıcıları online olarak takip ederek engellemesi olduğu dile getirildi.

Ödülü layık gören dernek üyelerinin arasından tanıdıklarımızı saymak gerekirse: American Online, AT&T, eBAY, Facebook, Fujitsu, Google, Microsoft, Verizon, Virgin Media, Vodafone, Yahoo…

Haber kısmını bir kenara bıraktıktan sonra işin yorum kısmına gelelim:

Bu, çok da ses getiren bir ödül değil. Bu birlik, dünyanın önde gelen kurumlarından biri de değil. Özellikle de bir kişinin internet üstünde kahraman ya da kötü olabileceğini ölçebilecek yeterliliğe sahip değiller. Muhtemelen fikir belirtebilirler. Ama hepsi o.

Başbakan için söyledikleri şeyler evrensel doğrular olmayabilir. Ama başbakan sosyal medyayı topluma hedef gösterdi mi? Göstermedi demek çok zor. Sansür konusu bugünün konusu değil. Filtrede kaç sitenin bulunduğunu öğrendiğimiz zaman muhtemelen daha farklı kelimelerle konuşabileceğiz. Engelleme var mı? Bir tek biz, dünya üstünde tek bir kavramla hem sansür hem de engellemeyi özetleyebiliriz: İnternet filtresi…

İşin kötü tarafı diğer sorunsala geçince başlıyor: E bu Google, Microsoft, Vodafone ve Facebook hep Türkiye’de iş yapmak istiyor. İyimser bir bakış açısıyla onlar zaten İngiltere ayakları dünya böyle düşünmüyor denebilir. Orta iyimser bir bakış açısıyla onlar aslında öyle olmasın diye o vermiş ama evde zor tutulan yüzde 51 diğer firmalar başbakanı seçmiş denebilir. Veya hepimizin zekasına hakaret edilip böyle bir şey yok denebilir.

Her ne olursa olsun, başbakana düşman da olsanız candaş da olsanız ülkenin dünyaya sunulması anlamında hoş bir şey değil. Başbakanın bu imajın değiştirilmesi için elinden geleni yaptığını söylemek de zor.

Bu, beni utandıran, kötü bir haber aslında.

Twitter’da kaç paralık adamsınız?

İnternet çok komik bir yer. SNpros.com isimli bir internet sitesi kullanıcıların Twitter hesapları üstünde bir değerleme sistemi kurmuş. Diyor ki “Bu hesapları satmak yasak. Ama satsaydınız, eğer Twitter buna izin verseydi hesabınızın kaç para edeceğini biz size söyleyebiliriz diyorlar. Bunu değerleme sistemi olarak takipçi sayınız, attığınız mesaj sayısı, hesabınızın kaç zamandır kullanıldığı gibi somut kriterlerden yola çıkmışlar.

Ben de onların kurduğu bu sistemi kullanarak Türk Twitter kullanıcısı kaç para eder konulu bir araştırmaya girdim. Bunların sonuçlarını sizinle paylaşıyorum.

Başbakanımızdan başlayalım: Recep Tayyip Erdoğan’ın hesabı normalde paha biçilemez. Ama satmak isteseydi kaç olurdu diye baktığımızda karşımıza çıkan rakam 4 milyon 79 bin dolar. Kemal kılıçdaroğlu’na baktığımızda bu rakam 1.5 milyon dolara düşüyor. Devlet Bahçeli’nin hesabı ise 623 bin dolarda kalıyor.

İnternetin ses getiren politik isimlerine baktığımızda öncelikle aklımıza İstanbul valisi Avni Mutlu geliyor: 400 binin üstünde takipçisi olmasına rağmen az mesaj gönderdiği için valinin hesabı 138 bin dolar civarında. Buna karşın Ankara’nın Twitter’a armağan ettiği neşeli sime İ. Melih Gökçek 1 milyon 79 bin dolar ediyor. 4 Melih Gökçek Bir Erdoğan ediyor hesabın ettiği parasal değerlerle baktığımızda…

AKP milletvekili ve kabineye bakacak olursak: Egemen Bağış 766 bin, Bülent Arınç 439 bin, Ali Babacan 694 (ısınamadı Ali Babacan bu ortama), Beşir Atalay 8 (Yazık birileri bir el atsın şu bakanın sosyal medyasına), Bekir Bozdağ 253 bin, Sadullah Ergin 0 (hiç hesabı yok), Fatma Şahin 445 bin dolar, Nihat Ergün 14 (Kendisi bilim ve teknolojiden sorumlu bakandır), Faruk Çelik 130 bin, Erdoğan Bayraktar 50 bin, Ahmet Davutoğlu 1 milyon 56 bin, Zafer Çağlayan 0 (kendisi ekonomiden sorumlu), Taner Yıldız 0, Suat Kılıç 650 bin, Mehdi Eker 2 bin, Hayati Yazıcı 0, Muammer Güler 27 bin, Cevdet Yılmaz 8 bin, Ömer Çelik 202 bin, Mehmet Şimşek 405 bin, Nabi Avcı bin, İsmet Yılmaz 0, Veysel Eroğlu 148 bin, Mehmet Müezzinoğlu 110 bin, Binali Yıldırım 8 bin dolar. Özetle kabinenin tamamının hesaplarının toplamı 8.8 milyon dolar yapıyor. 26 üyeli kabinede biraz çarpma bölme yaparsanız bakan başına 338 bin dolarlık hesap yapıyor.

Bu arada benim hesabımın değeri 5.900 dolarmış. Ama satmam.

Barack Obama eğer Twitter hesabını satacak olsa 44 milyon dolardan, yani bizim kabinenin toplamının 5 katı fiyatından gidiyor.

Kabinemizin toplam değeri, Leonardo Di Caprio ile 50Cent isimli müzik grubunun arasında bir yerde…

Kimsenin kaç paralık adam olduğunu Twitter hesabına bakarak çözemezsiniz. Zaten bu da kimsenin adamlığının göstergesi değil. Sosyal medya kullanımı ile alakalı bir şey. Ama şunu unutmayın: Eğer 26 tane bakan sosyal medyada Kim Kardashian kadar bir değer yaratamıyorsa bunu kendi içinde tartışıp çözümlemesi, veya Twitter’ı şer ortamı ilan etmemesi gerekir…

Gezi olayları liderlere artı yüzde 10 takipçi verdi

Gezi Parkı olayları liderlerin internet mevcudiyetinde ciddi değişikliklere sebep oldu. Bunları kısaca maddelerle paylaşmak gerekirse:

  • Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan’ın takipçi sayıları 31 Mayıs – 1 Haziran’da bir günde sihirli bir değnek dokunmuşçasına yüzde 10 arttı
  • Vali Avni Mutlu’nun Twitter takipçileri 31 MAyıs’tan Temmuz’un ortasına kadar 300 bin yani yüzde 250 arttı.
  • Başbakan 31 Mayıs’tan 13 Temmuza kadar 418 mesaj atmış. Bu sayı, 11 Kasım 2010 tarihinden bu yana attığı mesajların yüzde 25’ine tekabül ediyor
  • Kemal Kılıçdaroğlu aynı tarih diliminde 16 mesaj atmış
  • Devlet Bahçeli aynı dönemde 39 mesaj atmış
  • Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu ve Recep Tayyip Erdoğan kimseyi takip etmiyor
  • Facebook olarak bakıldığında Recep Tayyip Erdoğan’ın takipçilerinin yüzde 25’i yurt dışından geliyor.
  • Erdoğan’ı yurt dışından takip eden ülkelerin başında 80 bin ile Almanya gelirken ikinci sırada ilginç bir biçimde Mısır 63 bin takipçiyle geliyor