ABD “ille de dinleyeceğim” diyor

ABD’nin Rıza Sarraf davasına gösterdiği ilgi Türkiye gündeminin en önemli konuşma konularından birini oluşturuyor. Bu konunun kökekinde de dinleme kayıtları var. Gelen bilgiler Rıza Sarraf’ın yaptığı azı konuşmaların dinlendiği yönünde. Ama başta Türkiye tezi olmak üzere birçok kaynak bunun yasa dışı dinlemelerden kaynaklı zehirli ağacın meyvesi olduğunu dile getiriyor. Zehirli ağacın meyvesi zehirli olur doktriniyle yasadışı yollardan elde edilen deliller de yasadışıdır deniyor yani.

Ulusal Güvenlik Ajansı NSA, daha önce tüm telefon kayıtlarının toplanması üstüne bir iş yapmak istediğini dile getirmişti. Kongre bunu engelledi. Ama Obama sonrası değişen ABD zihniyetiyle bir federal yargıç, bu engellemenin kaldırılması, dolayısıyla bütün telefonların dinlenmesi ve kayıtların toplanmasını sağlayacak iki dava açtı.

Konuya çok kısa bir özet geçmek gerekirse… ABD istihbaratı kolaya kaçıyor. Diyorlar ki bütün konuşmaları toplayalım. Herşeyi kaydedelim. Sonra onları detaylı inceleyerek terörist örgütlerin ABD içindeki bağlantılarını ortaya çıkaralım. Bu bir klasik. Ne zaman bir ülkenin başı bir noktada belaya girse ilk ve en çok feda edilen kişisel hak ve özgünlükler oluyor.

ABD içindeki özgürlükçüler de diyorlar ki herkesin konuşmasını dinlemek ve bilgilerini toplamak da neyin nesi… Varsa bir olayınız, şüphelendiğiniz bir şey, o işe yönelik telefonları mahkemeye sunun, ona göre sadece ilgili olan insanlar dinlensin…

Bu arada ABD bahsi geçen mahkeme emirsiz dinlemeleri de yapmadı değil. Ama Edward Snowden bu konuyu kendi kellesi pahasına ortaya çıkarınca olay duruldu, tekrar göreli bir özgürlükler çağı başladı.

Aslında dinleme kayıtlarının toplanması sorunsalı delillerin niteliğine de bağlı. Şu anda konuştuğumuz kesin deliller mi dinlemeye temel oluştursun yoksa önemli ölçüde muhtemel deliller mi…

Sonuçta hepimizde bizi öyle ya da böyle dinledikleri konusunda önemli ölçüde muhtemel fikirler var. ABD, ya da Almanya ya da İngiltere ya da Türkiye… Sadece teröristlerin dinlenmesi için mi dinleneceğiz yoksa hükümete karşı söylediklerimizin değerlendirilmesi için mi… Emin olamıyoruz. Kimse bizim emin olmamızı sağlayacak kadar güven vermiyor bize.

Güvensizlik genlerimize işledi. Ve korku…

 

Şerefsizlikle reklamcılık arasındaki ince çizgi: İzin

Bugünden sonra reklamsız bir dünya olabileceğini düşleyenler şu andan itibaren bu yazıyı okumayı bıraksınlar.

Günümüz reklamları, daha nce verdiğim farklı raporlardan da görebileceğiniz gibi artık medya değiştirerek karyşımıza çıkıyor. Eskinin gazete içinde gördüğümüz reklamları yok çünkü kimse gazete okumuyor. TV programları arasında geçen reklamlar yok çünkü genç yeni nesil, düzenli yayın akışı takip etmiyor.

Her şeyi reklama maruz kalanlara yöneltmek de haksızlık olur zira artık yeni nesil reklamcılar da eskisi gibi akıl fikir gerektiren şeyler yapmıyor, reklamverenler artık daha az tanıtım parası koyup daha çok para kazanmak istiyor.

Bütün bunlar olurken gelişen teknolojinin kullanılmasıyla yeni reklam alanları bulduğunu sanıyor pazarlamacılar. Konuyu TKNLJ formatında masaya yatıralım ve neyin ne olduğunu birlikte daha iyi anlayalım:

  • Bugün evinizde konuşytuğunuz konularda size enteresan mesajlar geliyor olabilir. Hepimize oluyor bu. Çünkü telefonlar bizim konuştuklarımızı dinliyor ve oradan aldıkları anahtar kelimelerle bize olmadık yerlerde reklamlar oluşturuyor.
  • Diyelim ki bize sundukları birer puntoluk yazılarda bu işin iznini alıyorlar. Peki bizim izin vermeme hakkımız var mı? Yani bir yere tıklayıp tamam artık benim evde konuştuğum şeylerle bana reklam gösterme diyebiliyor muyuz? Hayır ben bulamadım. Çünkü resmen bunu yaptıklarını kabul etmediler henüz…
  • Benim evdeki konuşymalarımı dinleyip bunu reklam mecrasına dönüştüren, o mecraya reklam toplayan ve oraya reklam verenler şu anda bunu bizim iznimiz dışında gerçekleştiriyorlar. Ha mahkemeye versek kesin davayı kaybederiz, bir yerlerde farketmeden bir izin vermişizdir. Ama Bu yapılan dünya gerçeklerinde izinsiz bir harekettir.
  • Biz büyük bir firmada gizli bir iş yapıyoruz diyelim. Bizi dinlemedikleri ne malum? Bir şirketin sanayi casusluğu için vereceği para ne kadardır?
  • Bir devlet büyüğü hakkında konuşuyoruz. Bizi reklam için dinleyen mekanizma bizi bir devlet büyüğü hakkında iyi ya da kötü konuşmaya yönelik dinleyemeyecek mi? Dinleyemez mi? Kesinlikle dinleyebilir. İsteyenler için hemen birkaç tane senaryo çıkarabilirim.
  • Bizim haberimiz olmadan seslerimizi dinliyor peki görüntülerimizi çekiyorsa? Kesinlikle çekmiyor diyebilir misiniz?
  • Bizden izin almadan bu işleri yapan, yaptıran, buna para veren herkesi şeref yoksunluğuyla suçluyorum. Çünkü bize dünya kadar paraya sattıkları aletlerle bizim istemediğimiz şeyleri yapıp sırtımızdan para kazanmaları şerefli bir iş değil. Onlar bunun şerefli bir hareket olduğunu kanıtlamakla yükümlüler.
  • Ve gelelim BTK’ya… Ülkemizin dirliğini, güvenliğini, verisel bütünlüğünü sağlamak için yasak üstüne yasak getirip günde onlarca yeni siteyi yasaklıyorlar. Bu konuda ne yapıyorlar? Vergi vermiyor diye dünya devlerinin sitelerini kapatırken bizim güvenliğimizi araştırıyorlar mı? Bana şu ana kadar bir adım atmışlar gibi gelmiyor.

Başlıkta da dile getirdiğim gibi şerefsizlikle reklamcılık arasında çok ince bir çizgi var. Adına izin diyoruz. Bizden izin almadan bize olur olmaz SMS’ler gönderenlerin ne kadar şerefsiz olduğunu daha önce dile getirmiştim. Şimdi bizim haberimiz olmadan bizi dinleyenleri de aynı kategoriye koyuyorum.

BTK’yı kendi adıma göreve çağırıyorum.

AKP CHP’nin tamamını dinliyor olabilir

AKP tüm CHP’li milletvekillerini dinliyor olabilir. Dinlemiyor da olabilir. Ama şu anda dinliyor olma riski masanın üstünde olanca azametiyle duruyor ve bunun üstüne gidilmeli. Gelin bunların üstüne TKNLJ formatında gidelim. Konunun ciddiyetini hep birlikte görelim:

  • Olay çok basit: Meclis vekillere telefon dağıtıyor. Bu da büyük bir ihtimalle Android işletim sistemine sahip telefonlar.
  • Android telefonların şirketler ve kurumlar için çok önemli bir özelliği var: Uzaktan yönetilebilme!..
  • Uzaktan yönettiğiniz Androidlerle neler yapabilirsiniz biliyor musunuz? Telefonu dinlersiniz, kapalı gözükürken aslında açık olup sizin ortam dinlemenizi gerçekleştirebilir. Hiçbir uygulama açık değilken kamerasından sizin bulunduğunuz ortamı çekebilir. Nerede olduğunuzu düzenli olarak raporlayabilir. SMS ve maillerinizi farklı yerlere gönderebilir. Hangi cihazlara bağlı olduğunuzu, hangi internet ortamında ne şifre kullanarak girdiğinizi raporlayabilir. En önemlisi de her tür internet trafiğinizi bir yere gönderebilir.
  • Tüm bunları yapmak için tek soruyu, uzaktan erişime izin veriyor musunuz sorusunu onaylamanız yeterli. Mecliste elektronik postaların düzenlenebilmesi ve telefonun kurulması için muhtemelen bu onay verilmiştir.
  • Dinlenemeyecek telefonlar için kendini paralayan ve TÜBİTAK’ı baştan yaratan AKP’nin milletvekilleri için böylesi bir açık yaratmak doğru mudur?
  • CHP’nin teknoloji ile yakından ilgilenen milletvekili Erdal Aksünger konuyla ilgili bir soru önergesi verdi. İşte soru önergesinin maddeleri:

“Milletvekillerinin kullandığı cep telefonu, e- posta , fakslarla ilgili log kayıtları TBMM Başkanlığı tarafından tutulmakta mıdır? Tutuluyor ise gerekçesi nedir? Bu durum yasal mıdır? Bu şekilde elde edilen verilerin güvenliği nasıl sağlanmaktadır? Bu veriler MİT, Emniyet istihbarat gibi herhangi bir kurumla paylaşılmakta mıdır?

TBMM Bilgi İşlem Daire Başkanlığında MİT, Emniyet İstihbarat elemanlarından geçici görevle görevlendirilmiş elemanlar var mıdır? Var ise bu kişilerin sayısı ve görevleri ile görevlendirilme gerekçeleri nelerdir?

Yasama dokunulmazlığı yasalarla güvence altına alınmış olan milletvekillerinin özel telefonlarının, e-posta ve fakslarının TBMM Başkanlığı tarafından yürütülen e-posta sistemine entegre olabilmesi için bu yetkilerin istenilmesinin nedeni nedir?

Görevleri nedeniyle çoğu zaman milletvekilleri adına işlem yapan, e- posta ve faksları takip eden danışman ve sekreterlerin de TBMM sistemi üzerinden yaptıkları işlemler de kayıt altına alınmakta mıdır?

Tüm verileri silmeden, ekran kilidinin kontrol edilmesine, şifre ayarlarından Keyguard özelliklerini devre dışı bırakmaya, wi-fi bağlantılarını önlemeye , Bluetooth işleminin denetlenmesinden, internet paylaşımına kadar bir çok verinin talep edilmesi yasalara uygun mudur?

TBMM Başkanlığı bu sistemi kullanan milletvekillerine bugüne kadar kişisel bilgilerinin TBMM Bilgi İşlem Daire Başkanlığı tarafından takip edildiğine dair herhangi bir bilgilendirmede bulunmuş mudur? Bulunmadı ise nedeni nedir?

Bu yöntemle elde edilen kişisel verilerin güvenliği nasıl sağlanmaktadır?

TBMM Bilgi İşlem Daire Başkanlığından ısrarla bilgi istememize rağmen bu konu hakkında tarafıma bilgi verilmemesinin nedeni nedir? Yapılan bu işlemlerden TBMM Başkanı olarak bilginiz var mıdır?”

  • Bu dakikadan itibaren milletvekillerinin yapması gereken çok basit bir iş var: Hemen Android işletim sistemine ait telefonları, yönetici onayı verilmiş telefonları bir kenara bırakın. Farklı cihazlar edinin.
  • Eğer hala öyle birileri kaldıysa tarafsız bir kadroyla meclisin ilgili birimine gidilerek dinleme yapılıp yapılmadığı konusunda ciddi araştırmalar yapılmalı. CHP bunu yapmalı, AKP 12 yıllık iktidar olarak üstündeki bu yükten kurtulmak zorunda

SIM kart şifresi çalındı haberlerinin yanlışlığına dair…

Bugün gazetelere yansıyan yabancı basın kaynaklı bir haber var. Haberin orijinalini merak edenler bu linke tıklayabilirler…

Bizim gazetelerimizin tamamına yakını bu haberi alarak Türkiye’de SIM kartla ilgilenen kimseye danışmadan körü körüne, bir de üstüne haberin orijinalinde olmayan şeyleri ekleyerek haber yapmışlar. Bu haberle birlikte saçma sapan çıkarımlar ve sonuçlar doğmuş. TKNLJ olarak haberi temizlemek, yapılan yanlışları habercilerin yüzüne vurmak da bizim görevimiz olsun. Tabii ki TKNLJ fomatında…

  • Öncelikli olarak söylememiz gerek ki Gemalto dünyanın önde gelen SIM kart üreticilerinden biri. Ama dünyanın tek üreticisi değil. Türkiye’nin de tek tedarikçisi değil. Bu şirketin başına gelenler 71 milyonu bağlıyor gibi göstermek, çok saçma olmasının ötesinde kasıtlı bir hareket gibi duruyor.
  • Gemalto’nun güvenlik şifrelerinin ele geçirilmiş ya da kırılmış olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Bu bilgilerle bir kart sahibinin telefonlarını dinlemek fiilen mümkün değil. Tek başına Gemalto tarafındaki bilgileri ele geçirmek de yetmiyor. Bu SIM kartın tüm bilgilerine ulaşabilmek için satışının yapılıdğı operatördeki birçok ek bilgiye ihtiyacınız var. Zaten operatörün içine girdiyseniz de Gemalto’dan aldığınız bilgilere ihtiyacınız yok.
  • SIM kart bilgilerinin tamamını ele geçirdiğinizde dinleme yapamaz, paralel bir hat açamazsınız. Sadece mevcut SIM kartın bir kopyasını üretirsiniz. Ama ben konuşurken bu ek kartla dinleme yapmanız da mümkün değil. Çünkü şebekeye bir kartın yasal eşi de olsa sadece bir kart giriş yapabilir. Diyelim ki sizin kartınızın bir eşi var. Bu adam bununla şebekeye giriş yapmak isteyince şebeke sizi dışarı atar. Siz dışarı atılınca tekrar giriş yaparsanız bu sefer de klonunuzu şebeke dışarı atar. İkisinin aynı anda çalışması fiilen mümkün değil.
  • Diyelim ki sizin kartınız ele geçirildi. Bu adamın yapacağı şey sizin SIM kartınız üzerinden sizin yerinize konuşma başlatmak olabilir. Bu da neye yarar? Anlamak güç.
  • Gelelim haberlerde sıkça geçen mobil cüzdan meselesine… SIM kartlarla o kadar alakasız bir şey ki… Mobil Cüzdan kullanmış olan herkes kaç farklı güvenlik aşamasından geçtiğini, kaç kez onay SMS’i alıp buna cevap vermek durumunda olduğunu bilir. Lütfen biraz ciddi olun.
  • SIM kartın takıldığı telefonları SIM şifrelemesini bilerek takip edemezsiniz. Bunun için baz istasyonu bilgisini alabildiğiniz operatörlere ihtiyacınız var. Yani bir arabanın şasi numarasını bilerek ona uzaktan müdahale edememek, onun nerede olduğunu anlayamamak gibi bir şey bu. Yine klon meselesine gelecek olursak, siz klonu çalıştırırsanız klonun yerini bulursunuz orijinalin değil.
  • Son olarak… M2M ve mobil cüzdan gibi uygulamalar Türk insanına büyük zorluklarla anlatılmış, geleceklerine dair bu kadar önemli bir dönemece girmeleri için çok uğraşılmış güzelliklerdir. Bunları aklınıza komik bir başlık geldi Bloomberg’de çok enteresan bir yazı buldunuz diye kirletemezsiniz. Eğer Türkiye’nin geleceğine yapılmış bir kötülük varsa o da Gemalto’nun şifrelerinin kırılması değil insanları bu yüzden bilmediği konularda yazarak infiale sevmekmektir…

Bu telefonun şifresini çözemezler demek…

Bu ülkenin bakanları öldürecek beni… Güzel bir iş yapmışlar ve kriptolu telefon üretmişler. Bu konuda söylenecek söz, verilecek mesaj çok basit: Türkiye kendi kriptolu telefonunu yaptı. Bu kadar.

Ama bakınBilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ne demiş: Dünyanın en güvenli telefonunu yaptık!

Gelin konuyu TKNLJ formatında masaya yatıralım:

  • Bakan üç kat daha güvenli diyor. Kriptolu bir telefonun üç kat güvenlisi nasıl oluyor hiç anlatmamış
  • Telefonun donanımına dokunmadık, yazılımını değiştirdik diyor. Zaten kriptolu telefon donanımı değil yazılımıyla öne çıkar. Donanımla ne yapabilirsiniz ki şifreleme anlamında?
  • Daha önceki telefonun yazılımının içine dinlenmeyi mümkün kılan kodlar konmuş. Ve iktidar buna izin vermişse suç kimin oluyor?
  • Bu aletin şifreleme sisteminin anahtarı Türkiye’deki her şifreleme cihazında olduğu gibi TİB’de yok mu? En zayıf halkası kadar güvenlidir telefonlar…
  • Bu telefonların halka da verileceğini müjdelemiş bakan. O zaman parası olup bu telefonu alanları artık dinlemeyecek mi devlet? Tabii ki elinde kripto olduğu için dinleyebilecek…
  • Bu arada devlete şunu sormak lazım: Sıradan GSM sistemlerinin şifresi kırılabiliyor mu? Yine devletimizin yaptığı gibi santral üstünden dinleniyor.
  • Telefonların dinlenmesini sağlayan sistemler akıllı telefonların içine konan casus yazılımlar. hatta bununla ortam dinlenmesi bile yapılıyor. Devlet yetkilileri buna hazır mı? Bunu kim kontrol ediyor? Kontrol edenler paralel yapı değil eminiz değil mi?
  • Yeni üretilen telefonda yerlilik oranı düşükmüş. Vestel ve arkadaşları dava açmasın bu telefona? Aman diyeyim…

Milliyet ve Linux kullanan bilirkişiler

Milliyet’i severim, gazeteciliğe başlama yuvamdır. Çok şey verip çok şey aldığım bir yerdir. Teknoloji konusunda Türkiye’de yapılmış ilk sayfalardan birini hayata geçirdiğim yerdir. Gazetede yapılmış ilk teknoloji sayfasını hayata geçirdiğim yerdir. Teknoloji konusunda acayip şeyler yazdığında o yüzden “o ne abi” demek anamın ak sütü gibi hakkımdır.

Tolga Şardan, Milliyet’in Ankara kurdu, bir yazı yazmış gazetede: Diyor ki Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı TİB’de müdahale varmış, ilk biz yazdık. OK abi siz öyle diyorsanız öyledir. Sonra geçiyoruz datalar kısmına. Başlıkta diyor ki 40 milyon ses dosyası silinmiş. Allah allah… Peki sonra ne olmuş? 50 petabayt veri incelenmiş. Petabaytın bir milyon gigabayt olduğunu bilenler neden bahsettiğimizi, ne kadar bir büyüklük olduğunu biliyorlarsa sorun yok. telefon konuşmalarının saniyede 8 kilobite kadar olduğunu düşünecek olursak, saniyede 1 kilobayt veri saklama alanı ister. Dakikada 60 kilobayt, saatte 3.6 megabayt yapar. 3 saatte 10 megabayt, 15 saatte 50 megabayt, 15 bin saatte 50 gigabayt yapar. 15 milyar saatte 50 petabayt yapar. O da en kaba hesapla 1.5 milyon yıllık bir ses kaydı olması lazım. Yani Graham Bell telefonu icat ettiğinden bu yana binlerce kişiyi dinlemiş olsalar yine bu kadar datayı toplayamazlar.

Hadi petabayt olayını da geçelim. Diyorlar ki 11 gigabaytlık veri üstünde 2 hafta inceleme yapan bilirkişiler… Bu bakış açısıyla 50 petabayt veriyi incelemek 10 milyon hafta sürüyor… Güzel hatırın için onu da geçiyorum…

Bilirkişiler Linux programı kullanarak tespit yapmışlar. Vaaay o zaman kesin doğrudur hacı. Linux oğlum özgür yazılım… Mesela Microsoft ile tespit yapsalar o kadar doğru çıkmayabilir. Ama Linux ie tespit yapmışlar… Ben Türkiye’de Lİnux ile tespit yapabilen uzmanların olduğunu ilk kez duydum, geleceğe daha bir umutla bakıyorum artık…

Ama en büyük bomba şu: 11 gigabaytlık sunucu verisi inceliyorlar ve orada 40 milyondan fazla silinmiş ses dosyası buluyorlar. Sayılarla arası iyi olmayanlar için hemen daha önceki yaptığımız hesabı bu sefer tersten yapalım: 11 gigabaytın içinde 40 milyon dosya varsa o zaman bu dosyaların zaman boyutlarının çok küçük, yani saliseler düzeyinde olması lazım…

Bu bana şunu çağrıştırıyor: Manyağın biri dinlendiğini anlamış, karşı tarafı çaldırıp çaldırıp kapatıyor. Polisleri sinir ediyor yaptığı bu işlemle. Polis tam dinleyecek tak kapatıyor. Bunu da arkadaşlarıyla anlaşıp 40 milyon kere yapıyorlar.

Bence gazetecilerin her söylenen şeye tak diye inanmaması gerekiyor. Gazeteci kaynağını biraz daha sorgulamalı, dinlediği şeyleri anlamadıysa üstüne gidip doğrulatma almalı. Yoksa böyle tuhaf yazılar çıkıyor ortaya. Ben, bir nefeste benim yaptığım bu yorumları Tolga Şardan’a söyleyebilecek beş kişi sayarım yazı işleri seviyesinde…

Bunun için Linux kullanan bilirkişi olmaya bile gerek yok!..

Dinleme mi montaj mı karar veremeden dinleyenleri tutuklama zamanı

Bugün Türk tarihi için yine karanlık günlerden biri. Devlet yine paralel yapıya bağladığı TÜBİTAK ve TİB yetkililerini gözaltına alma operasyonu yapıyor. Bu gözaltıları ve dinlemeyle ilgili konuları TKNLJ formatında masaya yatıralım, neyin ne olduğunu hep beraber inceleyelim…

  • Operasyon kapsamında aralarında TİB eski Başkan Yardımcısı Hasan Palaz, TİB Başkan Vekili Osman Nihat Şen ve Bilgi Sistemleri Daire Başkanı İlhan Elieyioğlu’nun bulunduğu toplam 28 kişi yakalama kararı çıkartıldı. Dinlemeyle ilgili konular yaklaşık iki yıldır tartışılıyor. Bu isimler yaklaşık iki yıldır hedefte. Neden 4 bakanın fezlekesinin mecliste oylanacağı gün bu tutuklamalar yapılıyor? Bu nasıl bir mesajdır? Bunun rastlantı olduğunu düşenen kimse var mı?
  • Operasyonun sebebi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Milli Güvenlik Kurulu üyelerine ait kriptolu ve normal telefonların usulsüz dinlenmesi… Söyleyin bakalım gerçekten dinleme kayıtları bulundu mu? Ses kayıtlarına ulaşamasanız bile oradaki sistemi bilen herkesin akıl edeceği gibi dinlemeyle ilgili kayıtlara ulaşabildiniz mi? Hayır şu ana kadar basına yansımış bir olay yok.
  • Şu ana kadar kriptolu telefonların dinlenebilmesi sağlayacak herhangi bir teknolojik düzenek ulunabildi mi TİB binası içinde? Herhangi bir düzenek? Hayır bu konuda kimse bir şey söylemedi. Şimdiye kadar defalarca sorulan bu sorunun cevabı hep hayır olarak kaldı.
  • Peki o zaman hem bu dinlemelerin kaydı yoksa hem de kriptolu telefon dinleme düzeneği yoksa zamanın başbakan ve arkadaşlarının sesleri nasıl dinlenmiştir? Acaba başbakanın cep telefonuna korsan bir yazılımla dinleme kapısı açılması mümkün müdür bunu kimse sormuş mudur? Ben söyleyeyim kimse sormadı. Başbakanın cep telefonunun veri bütünlüğünü kim sağlamaktadır? Bunun cevabını merakla bekliyorum.
  • Erdoğan’ın her sesli mesajı çıktığında farkettiğimiz seslerin telefon değil ortam dinlenmesi gibi çıktığı göze kulağa çarpıyordu. Peki onun cep telefonu, o zaman kullandığı cep telefonu incelendi mi?
  • İşin en acayip tarafı da TÜBİTAK’ın defalarca montaj bunlar denleme yok demesine rağmen hala insanların dinlemeden tutuklanması bize bir şeyler anlatmalı: Ya bunlar dinleme değil ve adamları haybeye tutukluyorsunuz ya da bunlar dinleme adamlı doğru tutukluyorsunuz ve bu konuymaları yapan başbakan ve bakanlar da tutuklanmalı… Bunun üçüncü bir seçeneği yok!..

Devlet “dinlettiremeyen varolmasın” dedi

293 alternatif işletmeci dinlenemiyor diye kapatılacak haberi çıktı. BTK bunu kesin bir dille yalanlar gibi yaparak aslında doğruladı.

Yılın son gününden önce Resmi Gazete’de haber yayımlandı ve devletimiz kesin bir dille dinlenemeyecek olan işletmecilerin kapatılmasını istedi.

Bugün itibarıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), iki önemli yönetmelikte değişiklikler yaptı. Kamu güvenlik ve istihbarat kurumlan (MİT-emniyet jandarma) ile TİB’in istediği sistemi kurmayan elektronik haberleşme hizmeti sunan ve alt yapı hizmeti sağlayan şirketlerin lisansları iki ay içinde iptal edilecek. Sabit telefon hizmeti (STH) vermek isteyen şirketler için en az ı milyon lira kuruluş sermayesi şartı da getiren değişiklik; bu hizmeti veren ve aralarında dev firmaların da bulunduğu 300’e yakın şirketten büyük bölümünün tasfiyesiyle sonuçlanabilecek.

Telekomünikasyon sektöründe Türk Telekom tekelinin kırıldığı 2008’den bugüne kadar BTK tarafından sabit telefon hizmeti (STH) lisansı verilen yaklaşık 300 kadar firmayı doğrudan etkileyecek ilk değişiklik İdari Yaptırımlar Yönetmeliği’nde oldu. Bu değişikliklerle öngörülen yeni sistem şöyle işletilecek: Kamu güvenlik ve istihbarat kurumları ile TİB’in, özel yasaları ile kendilerine verilmiş bulunan görevleri yerine getirmelerine imkan sağlayacak Sırada İnternet var BTK’nın dünkü yönetmelik değişikliklerine dayanarak önümüzdeki haftalarda, yem Yükümlülükleri karşılamadıkları gerekçesiyle birçok firmanın sabit telefon lisansın, iptal edeceği ve yen, dönemde çok sınırlı sayıda yeni lisans vermeyi planladığı konuşulmaya başlandı.

Bu hüküm iki ay sonra yürürlüğe girecek.

Dinlemek ve dinlenmek ülkenin en büyük sorunu. Devlet dinleyemiyor diye firma kapatmaya da başladıysa bizi gerçekten çok zor günlerin beklediğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Bundan sonra ne olacak? İçinde neler olduğu görülemeyen internet sitelerinin kapatılması mı? İsminden kime ait olduğu çözülemeyen sosyal medya hesaplarının kapatılması mı? (Uuu pardon bu zaten yapılmıştı değil mi)

TİB 2 milyar saat hukuksuz dinleme yaptı ne demek?

Bugün gazetelere bir haber servis edildi. Söylenenlere göre TİB’de 2 milyar saatlik dinleme yapılmış. Bu rakam elbette ki herkesi, daha doğrusu hayata şuurlu bakan insanları çok eğlendirdi. Neden eğlendirmesi gerektiğini sizlere TKNLJ stilinde örneklerle açıklayalım…

  • 2milyar saat demek 120 milyar dakika anlamına geliyor. Bir günde 24 saat yani 1.440 dakika var. Bir yılda 525 bin 600 dakika var.
  • 2 milyar dakika kaba bir hesap ve yuvarlamayla 3 bin 805 yıldan biraz daha fazla yapıyor.
  • Türkiye’de Avrupa ülkelerinin çok üstünde, ayda ortalama 300 dakika konuşuluyor. Böyle bir ortalamadan bakıldığında 6 milyon 666 bin 666 kişinin bir aylık konuşmasının kaydedilmesi söz konusu.
  • Aynı rakamlarla yola çıktığımızda 3 yıl boyunca hiç durmadan dinleme yapıldığı düşünsek 185 bin 185 kişinin tüm aylık konuşmalarının dinlendiği anlamına geliyor bu rakam…
  • Haydi ortalama konuşma süresi saçma geldi diyelim. Bir kişi hiç uyumadan hiç susmadan, şarjı hiç bitmeden, yemek yemeden tuvalete gitmeden konuşsa, 3.805 yıl konuşması gerekiyor.

Lütfen bazı rakamları atarken biraz daha insaflı ve şuurlu olalım.

Cep telefonu şirketleri zan altında

Dünyada casusluk konularında ABD’nin ipliğini pazara çıkaran John Snowden, en acayip iddiasından birini gündeme getirdi: Snowden’a göre Auroragold adlı gizli bir programla tüm dünyadaki GSM operatörlerine sızan NSA, Mayıs 2012 itibariyle bu şirketlerin yüzde 70’inin bilgilerini ele geçirdi.

Son derece gizli yürütülen program sayesinde NSA, tüm dünyadaki GSM operatörlerine sızmaya çalıştı. Kanada, Tunus ve Myanmar gibi birkaçı hariç bütün ülkelerdeki cep telefonu operatörlerine erişti.

Ajanlar, cep telefonu operatörlerinin sistemlerine ekledikleri güvenlik açıkları aracılığıyla istedikleri hedefin konuşma bilgilerine ulaştı. Ayrıca şirket çalışanlarına ait bin 200 e-mail hesabı da NSA tarafından takip edildi.

Mayıs 2012 itibariyle tüm dünyadaki 985 cep telefonu operatöründen 701’inin teknik bilgileri NSA’in eline geçti. Ancak istihbaratın casusluk için faydalandığı güvenlik açıkları, hacker’lann da dikkatini çekti.

Türkiye’deki cep telefonlarının yüzde 75’inin ABD istihbaratının dinleme ağı kapsamında olduğu belirlendi.

Şimdi sıra bizim GSM şirketlerinde… Bu iddialara birinin cevap vermesi gerekiyor. Sonuçta bahsi geçen bizim telefonlarımız. Ben annem, karım ve çocuğum gibi bir çekirdek aile düşündüğünüzde sadece birimizin telefonu dinlenmemiş oluyor. Birisi bu konuda bizi bilgilendirmeli, herkesin içini rahatlatmalı…

7 liraya dinlenememe garantisi

Türkiye’de şifreli görüşmelerin yapılması için ilginç bir yönetmelik var: “Regülatör kurumdan izin alınmadan yapıldığı tespit edilen kodlu veya kriptolu haberleşmeler iletişime kapatılır ve ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulur” deniyor. Ancak böylesi bir uygulamanın yurt dışında üretilmesi, uygulamanın bu tip kurallara takılmaması anlamına geliyor. Uygulamanın üreticisi Can Birinci de zaten yurt dışında yaşıyor ve çalışmalarını oradan yürütüyor.

Sistem temel olarak; sesin arama yapılan cep telefonunda Advanced Encryption Standart (AES) ile şifrelenerek, bir sunucu üzerinden karşı tarafa iletilmesi mantığına dayanıyor. Novende sesi mümkün olan en yüksek standartta şifreledikten sonra karşı tarafa o şifreyi nasıl çözeceği bilgisini de gönderiyor. Bir başka deyişle aslında bu konuşmayı çözecek bir anahtar yok. Bu bakış açısıyla da çalınabilir, ele geçirilebilir bir şifresi yok. Novende her aramada yeni baştan bir anahtar üreterek başkalarının kapıdan içeri girmesini engelliyor.

Uygulamanın yaratıcısı Can Birinci uygulamanın çıkışını şöyle anlattı:

“Şifreli konuşma yazılımı fikri, aslında eski kız arkadaşımla telefonda yaptığım bir konuşma sırasında aklıma geldi. Hani nasıl derler biraz özeldi. Sonra kendi kendime dedim ki ‘Bu muhabbetimizi arkadaşlarım duysa amma dalga geçerler…’ Sonra şifreli konuşma için mobil uygulama yazmaya karar verdim.”

Ancak konu için bir araştırma yaptım, ilgili kurumun bir yönetmeliği var diyor ki “Kurumdan izin alınmadan yapıldığı tespit edilen kodlu veya kriptolu haberleşmeler iletişime kapatılır ve ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulur”. Tamam izin almak için başvurayım ama kurum “bana tüm kaynak kodlarını vereceksin ben oradan bazı yerlere hat çekebiliyor muyum ona bakacağım sonra izin veriririm” demek istiyor.

 

Sorun şu ki bu izni asla alamazdım zira Novende uçtan uca şifreleme yapıyor araya bir yere dinleme için hat falan çekemezsin, mimarisi buna uygun değil ayrıca hem “iletişim özgürlüktür”diyeceğim hem de aslında şifreleme yapmayan, dinlemeye uygun bir mimari yaratacağım, hayır bu hem etik, hem doğru hem de ahlaklı bir davranış olmazdı. Bu yüzden ürünü ABD’de yazdım ve yine ABD’de yayınladım.

 

Ürünün Google ve Youtube reklam lansmanını ilk Türkiye için yaptım çünkü ülkenin buna ihtiyacı var. Sonra Rusya, Türk cumhuriyetleri ve Hindistan gelecek. Söz konusu bu ülkelerde otoriteler kafa göz yara yara sınırsız dinliyor.

 

Bende herkes gibi sosyal medyaya düşen ses kayıtlarını dinledim ama açık söylemek gerekirse beni Türkiye’ye odaklanmaya iten belli başlı faktörlerden birisi, önemli bir kişinin akrabasının evli bir kadınla yaptığı telefon görüşmesinin de Youtube’da yayınlanması oldu. Bu adamla kadının yaşadığı bazılarına göre ahlaksızlık olarak gelebilir ama ahlak göreceli bir kavramdır. Ayrıca o görüşmenin suç takibi ile ne alakası var ? Hadi dinledin niye yayınlıyorsun !

 

Gelen sorulardan biriydi ve aslında uygulamayı yazarken zaten kendime çokça sorduğum bir konuydu; “Ya uyuşturucu kaçakçıları, terör örgütleri, yada benzeri illegal gruplar uygulamayı kullanır ve istihbarattan kaçarsa? Ülke güvenliği?”… O zaman kararımı verdim; dinlemeler ile ilgili gerçekten adam gibi yasal düzenlemeler yapıldığında, suçtan bağımsız aykırı dinleme yaparak kişisel hak ve hürriyetlerin ortadan kalkmasına neden olanlara ağır cezalar verildiğinde, adli unsurlar ya da istihabarat kuruluşları dinleme ile ilgili işlerini düzgün yaptığı gün söz veriyorum Novende uygulamasını kapatacağım.

 

İnsanlar o kadar korkmuş ki “Tabi tabi uygulamayı yükleyin telefonunuza rahatça dinlenebilsin bizde yedik” şeklinde yorumlar da aldım. Yazılımın kaynak kodlarını açmadan, sunucunun içeriğini göstermeden zaten “ha tamam şimdi güveniyorum” dedirtme şansım yok, olursa zaten Novende diye bir şeye gerek yok.

 

Bir diğer soru şuydu; Novende ile ortam dinlemesi yapılabilir mi? Hayır Novende sunucu ile bağlantılı bir uygulama olduğu için onun üzerinden ortam dinlemesi yapılamaz. Eğer çok pimpirikli bir adamsanız SIM kartı çıkartıp ortam dinlemesi ihtimalini ortadan kaldırabilir ve Novende’yi Wi-Fi üzerinden kullanabilirsiniz.

 

Bir kullanıcı 6.90 lirayı pahalı olarak nitelemişti, ona verdiğim yanıtı ise bence neşeli olduğu için paylaşıyorum, “Sayın “XXX”, kız olsam arkadaşınız olmak istemezdim. Valeye garsona bahşiş bile bırakmaz beni mahçup ederdiniz. Size güvenle kullanabileceğiniz gerçekten iyi bir programı sadece aylık 6,90 liraya veriyorum, nasıl pahalı olabilir ki. Eğer gizli saklı konuşacağınız bir konu yoksa 41 ülke ile ayda sadece 6,90 liraya 7 gün 24 saat sınırsız konuşma imkanı sunuyorum. Açın Japonya’daki arkadaşınıza hava durumunu sorun açın ABD’deki arkadaşınıza Türkiye’den müzik dinletin. Bu da mı gol değil :)”

 

Sırada ne var diye soranlar oldu; Aslında şu sıralar bir proje için California’da bir emlak şirketinin bilgi işlem merkezinde çalışıyorum.Ancak sırada önümüzdeki yıl piyasaya sürmeyi planladığım Apple versiyonu ve şifreli SMS gönderimi var. Mevcut Novende kullanıcıları, şifreli SMS’i ücretsiz olarak alabilecek. Bunun dışında şifreli anında mesajlaşma, şifreli grup yazışma, şifreli dosya paylaşımı ve gene şifreli video sohbet de yapmayı planladığım projeler arasında. Akşamları tek başıma kod yazdığım için projeler 2016’ya sarkabilir tabi.

 

Ürünü yayınlamamın ardından 10 gün içerisinde şöyle güzel bir gelişme de oldu; yazılımın potansiyelini kavrayan bir Amerikan sigorta şirketinin talebi ile Novende’nin klonunu sigorta şirketinin verdiği bir başka bir adla, kendi sunucularına kurduk, güvenlik testlerini yaptılar ve ardından parasını ödeyerek satın aldılar. Artık yönetim, şirket elemanları ile kendi aralarında güvenle konuşabilecekler. Eğer kurumsal satış ile hedeflediğim rakamlara ulaşabilirsem Novende’nin fiyatı düşebilir, belki ücretsiz bile olabilir sonuçta “iletişim özgürlüktür” dedim.

Fikri Işık’tan “kriptolu telefonu beceremedik” itirafı

Siz bu sözden ne çıkarıyorsunuz? “Daha önce yapılan kriptolu telefoları dinlenebilir olanından yapmışız” itirafını çıkardım ben söylenenden. Daha önceki telefonlar sapır sapır dinlendi… Nasıl dinlendiği konusunda benim birkaç fikrim var. Ne kadar doğru bilmiyorum. Türkiye’nin dinlenme imkanı veren tesislerinde bunların kriptosu yoksa bunlar olsa olsa telefonun üstüne konan uygulamalarla dinlenmiştir diye düşünüyorum. Bu telefonları üstüne uygulama konamayan telefonlardan mı yapacaklar? Orasını muhtemelen bize söylemezler.

Bu telefonları devlet yetkililerine dağıtacaklarmış. Güzel de devlet yetkilileri dinlenmeyi hakedecek şeyer yaptığında ne olacak? Muhtemelen hukuk bunu düşünür bir yolunu bulur. Ama akıllarda kalması gereken bir soru bu.

Işık, basında yer alan “Alman istihbaratı Türkiye’yi dinledi” haberlerinin hatırlatılması üzerine, devletin üst yöneticilerinin telefon görüşmelerine dair kayıtların yabancı istihbarat örgütlerinde olup olmadığının araştırılması gerektiğini söyledi.

Işık’ın bu söylediği de çok enteresan. Yabancıların dinleyip dinlemediği araştırılsın deyince… Bunu kim araştıracak? Ben gidip Merkel’e mi sorayım? Devletin istihbaratından ve bilgilerinin çalınmamasından sorumlu birileri mutlaka vardır. Onlar ne iş yapar bilmiyorum. Mesela başbakanın Irak ile ilgili üst düzey toplantısının dinlenmesinden sonra hangi istihbari birimlerin yöneticisi işinden oldu? Kimlerin işinden atıldığını bize söylemezler demeyin annesinin kızlık soyadına kadar hangi polislerin paralel olduğunu duyduk da kimlerin beceriksiz olduğunu niye duymuyoruz?

Bir alem olduk ülkece…

Dinlemelerle ilgili hiç bilemedikleriniz…

Hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen dinlemelerle ilgili sizlerden gelen soruları derleyerek hepsi için cevapları konunun uzmanı kimliklerle paylaştık. İşte sizleri şaşırtacak cevaplar…

Almanya bizi dinledi mi?
Teknik olarak Almanya bizi dinlemedi demek yanlış olmaz. Zira Almanya gerçek anlamda bizi değil kendi ülkesinde bulunanları dinliyor. Yapılan açıklamalara ve kaynak olan dergilere baktığımızda karşımıza kendi ülkesindeki terörist faaliyetleri engelleme çabası çıkıyor. Kendi ülkesindeki bir takım grupların Türkiye’den gelen konuşmaları dinlemesi, teknik olarak bizi dinlemek değil. Özetle, bir kişi dinleniyorsa onunla konuşanların dinlemeye takibe alındığını söylemek yerine neden dinlenmeyi hak edenlerle konuştuğumuzu sorgulamak lazım.

TİB’i tek suçlu ilan etmek…

Hükümetin her şeyden bir mağduriyet çıkarma kampanyasının bu haftaki durağı TİB, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı oldu. Kısaca hatırlatmak gerekirse TİB, 2005 yılında alınan bir kararla kuruldu ve 2006 yılında fiilen iş yapmaya başladı. Devletin dinlemelerini yapsın diye kuruldu. Ülkenin tüm iletişim varlığı, tüm aramalar bir boru halinde TİB binasına girdi ve oradan sahiplerine ulaşmaya başladı. Söylenenlere göre bu sesler içeri giriyor ve sadece mahkeme kararıyla izin verilenler izin verildiği kadar dinlenebiliyordu.

Biz o yıllarda bunun çok kötü ve şeffaflıktan uzan bir yol olduğunu dile getirdiğimizde bize “peki suçlular dinlenmesin mi ülkede teröristler kol mu gezsin” antiteziyle geldiler.

Hükümet, mahkemeler ve ilgili kurumlara sadece güvenmemizi istediler bizden. Ardından 17 ve 25 Aralık dalgalarıyla bir anda bizim daha önce öngördüğümüz şeyler hayata geçmeye başladı. Başbakanın oğlunun sevgilisiyle yaptığı iddia edilen konuşmalarından sıfırlama çalışmalarına, alo Fatihlerden hece hece bir araya getirildiği iddia edilen “bıbıcım” sohbetlerine… Bunlar yalan veya gerçek, sevilen ya da sevilmeyen insanların başına gelse de özel hayata bir müdahale olarak adlandırılabilir dinlemelerdi. Şahsım adına konuşmama gerekirse dinlenip dinlenmediğimi, uygun konjonktür oluşursa bunların yayımlanıp yayımlanmayacağına emin değilim. Kimsenin de emin olduğunu düşünmüyorum.

Bu hafta hükümet ve ona yakın olan gazeteler yoğun bir biçimde TİB’e karşı bir karalama kampanyası başlattı. Dinlemek için devletin meclisi tarafından kurulmuş bir kurumu dinlediği için suçlamak, 100 bin kişiyi dinlediği için ayıplamak sadece Türkiye’nin akıl seviyesine uygun bir hareket olabilirdi.

Peki ne yapılmalı bundan sonra? Öncelikle mevcut dinleme sisteminin ve yapısının yeni baştan tasarlanması gerekiyor. Bir kişinin konuştuğu kişinin konuştuğu kişinin konuştuğu kişiyi dinleme garabetinin ortadan kalkması gerekiyor. Haksız yere dinlenmiş olan insanların bilgilendirilmesi ve onlardan bir şekilde özür dilendikten hemen sonra kayıtların ortadan kaldırılması gerekiyor. Kanunsuz dinleme yapanlara emsal teşkil edecek bir dava açılması ve bir daha kimsenin bu işe kalkışmamasını sağlayacak kadar büyük cezalar verilmesi gerekiyor.

Ama hepsinden daha önemlisi, halka ve mahkemelere hesap verme zorunluluğu olmayan Mili İstihbarat Teşkilatı gibi kurumların dinleme yapmasının başbakan gibi en tepe yöneticilerin ağızlarından teşvik edilmemesi şart.

Bir de tek suçluyu TİB göstermemek gerekiyor tabii ki. Trafik kazalarında arabalar değil onların şoförleri yargılanır…

Başbakan TİB’i MİT’e bağlıyor kurtuluyor

Cumhurbakanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Şafak gazetesine verdiği röportajın son cümlesinde röportajın manşetini vermiş: “Böyle bir TİB olmaz. Zaten MİT de bu işi yapabiliyor. TİB’i kurumsal olarak kaldırıp yetkilerini TİB’e devredeceğiz…”

Başbakan bu konuya HSYK ve pararlel yapıyla ilgili bir tartışma kapsamında kendisine sorulmadan cevap veriyor. Yani TİB ile ilgili kafasında paralellik tartışmaları var. Bunu daha önce de TİB ve dinlemeler için dile getirmişti.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir iki madde var:

  • TİB’in görevlerini MİT zaten yapıyordu deyince dinlemeri TİB dışında MİT de kendi içinde sürdürebiliyor muydu?
  • 2559 sayılı Kanunun ek 7 nci maddesi, 2803 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesi ve 2937 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde “telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına yönelik iş ve işlemleri tek bir merkezden yürütmek” deniyordu. Başbakanın söylediğine göre bu iş zaten tek merkezden yürütülmüyormuş o zaman?
  • TİB şimdiye kadar elde ettiği veri ve bilgileri ilgisine göre Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına, Emniyet Genel Müdürlüğüne ve Jandarma Genel Komutanlığına, talep etmeleri halinde mahkemeye ve Cumhuriyet başsavcılıklarına iletiyordu. Şimdi bunu MİT mi yapacak? Yetki karmaşası olmayacak mı?
  • Başbakanın söylediğine bakacak olursak bundan sonra MİT telekomünikasyon alanında ulusal ve uluslararası alanda meydana gelen gelişmeleri takip edecek, bu kapsamda uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyonu sağlayacak. Şaka gibi
  • Atatürk’e hakaret ve porno yayınlar gibi konularda önleyici hareketleri artık MİT alacak.
  • Türk Telekom ve Turkcell gibi toplu kullanım sağlayıcılara verilecek izin belgelerinde filtreleme ve bloke etmede kullanılacak sistemlere ve yapılacak düzenlemelere yönelik esas ve usûlleri MİT belirleyecek.

 

 

Başbakan MİT ve TİB’i ne sanıyor bilmiyorum. Ama bir inat uğruna TİB’i kapatıp oun yetkilerini MİT gibi bambaşka açılımları olan bir kuruma vermek çok yanlış olur. MİT’in hesap vermesiyle TİB’i bir tutmak bile çok yanlış. Umarım bu sadece bir dil sürçmesidir.

866 bin kişinin dinlenmesi kimin suçu?

Devletimiz her zaman yaptığı gibi bir toplantıda paralel yapıyı hedefe koyarak neredeyse ağlamaklı bir ses tonuyla 866 bin kişinin paralel yapı tarafından dinlendiğini söyledi.

866 bin kişi dinlenebilir mi? Eldeki imkanlarla kesinlikle ve kolayca dinlenebilir. Çünkü dinlemeyi otomatik olarak bilgisayar yapıyor. Peki 86 bin kişinin dinleme bilgileri çalınabilir mi? Kesinlikle çalınabilir. Çünkü elinde bir kullanıcı adı ve parolası olan herkes sisteme bağlanarak megabayt bile olmayan bu konuşmaları kendi bilgisayarına indirebiliyor.

Peki bunların çalınması paralel yapının kurnazlığı mı? Kesinlikle hayır. Bence kesinlikle ve kesinlikle devletin işbilmezliği, hesapsızlığı ve yanlışı… Devlet dinlemeleri kolaylaştırmak için bizim tüm uyarılarımıza rağmen bu dinlemeleri TİB üzerinden mümkün hale getirdi. Herhangi bir somut delil aranmadan ismi girilen herkesin cebinin dilenmesine izinverdi. Sonuç? Başbakan ve ailesi dahil herkes dinlendi, bir de üstüne aslında dinlenmedik bunların hepsi hece hece bir araya getirilmiş montaj muhabbeti yapıldı.

Adam gibi telefon güvenliğimizi sağlayamadığı için bu hükümetin koşa koşa istifa etmesi gerekirken basın toplantıları yaparak bize ağlayıp “var yaa sizin seslerinizi çaldılar” diye salya sümük bize yakınıyorlar. Çaldırmasaydın kardeşim, korusaydın beni…

Peki ülke bundan ders aldı mı? Tabii ki hayır. Şimdi aynını internet bağlantıları için Tük Telekom’a hukuk sınırları dahilinde aldırdıkları aletlerle yapacaklar. Ben yine söylüyorum, bakın internette yapılanları dinlemeye başlarsanız sonra yine sizin, çocuğunuzun, başbakanınızın meclis başkanınızın bir şeyleri çıkar ortaya. Çünkü ortada bir yere kaydediorsunuz bu dinlemeleri. Türk Telekom’a emanet araçlarla bakacaksınız sağa sola. Bu birinin eline geçerse sonra çok başınız ağrır.

Bu kadar insanın dinlenmesi, hatta dinlenebiliyor olması sizin suçunuz. Yeter artık artırmayın bu suçun yükünü. İptal edin bu alımları…

Türk Telekom dinlemekle mi görevlendirildi?

Bugün Taraf gazetesi bir haber yazdı. Haber oldukça korkutucu öğeler taşıyordu: Türk Telekom, devletin internet ortamına müdahale edebilmesi amacıyla internet trafiğini kontrol edecek cihazlar satın almıştı. Bu alımların yapılmasına yönelik şartnameyi gazeteden paylaşan Taraf gazetesi; Türk Telekom’un HTTPS trafiği, Whatsapp mesajları, Skype görüşmeleri, ziyaret edilen internet sayfalan ve VPN hizmetleri de dâhil pek çok işlemi analiz edecek, yavaşlatacak, gerekirse sansürleyeceğini ileri sürdü.

Sabah saatlerinde Türk Telekom yetkililerine ulaşarak haberin doğruluğunu teyidetmek istedim. Türk Telekom bu konuda bir açıklama yapacağını duyurunca habere onların açıklaması gelinceye kadar ara verdim.

Saat 16:00 gibi Türk Telekom’un açıklaması geldi. Gelen açıklama oldukça basitti:

Taraf Gazetesi’nde 3 Temmuz 2014 tarihinde Tunca Öğreten imzasıyla yayınlanan ‘Özel Hayat Bitti’ başlıklı haberdeki kurumumuz hakkındaki iddialar tamamen gerçek dışıdır.

Türk Telekom tarafından sağlanan altyapı ve erişim sağlama hizmetleri, Türkiye’deki tüm erişim sağlayıcıların tabi olduğu yasal düzenlemeler çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Bu konuda ilgili kurumlar, BTK ve TİB üzerinden gelen yasal uygulamalar ve düzenlemeler dışında farklı bir uygulama yapılması söz konusu değildir. Borsa İstanbul’a kote olan şirketimiz, çalışmalarını halka açıklık, hukuka uygunluk, kurumsal yönetişim ve şeffaflık ilkeleriyle sürdürmektedir.

Bu açıklamanın basitliği ne yazık ki kafalarda oluşan soru işaretlerini silmeye yetmiyor. Türk Telekom şu sorulara cevap vermeli:

  1. MA-0051-03-2014 numaralı bir teknik şartname var mı?
  2. Bu teknik şartnamenin 28.1.57-28.1.60 nolu maddeleri gazeteye yansıdığı gibi adı geçen haberleşme ortamlarını analiz etme, erişebilme ve yönetme yetkisi istiyor mu?
  3. Bu satın alımın yapılıp bitirildiği iddiası doğru mu?
  4. Bu satın alım Türk Telekom’un inisiyatifinde mi yapıldı yoksa devletin ilgili kurumları bunu onlardan istediği için mi?
  5. Şartnamenin şartları hangi istek ve ihtiyaçlara yönelik hazırlandı?

Bu soruların cevapları bütün ülke için çok kritik. Bu sorulara verilecek cevaplar internet geleceğimizi belirleyecek. Bu noktada maaş almanın ve devlet korkusunun ötesinde, vatan ve ülke aşkının devreye girerek cevaplanması gerekiyor. Zira eğer bu sistem alındı ve kurulduysa şu anda hepimizin her şeyi ortada ve birilerinin kontrolünde demektir.

Bu sistemin kurulması durumunda başbakan da dinlenecektir, Ekmeleddin İhsanoğlu da, Devlet Bahçeli de, Haşim Kılıç da… Devletimizin elindeki bu imkanları paralel ya da teğet yapılara kaptırmayacağının garantisi yok hatta kaptırma ihtimalinin yüksek olduğunu yaşadığımız olaylar sırasında net bir biçimde gördük. Bu sistemler alınırsa biz size demiştik demek istemiyorum. Baştan bu tehlikenin görülerek adımlar atılmasını devletten ve Türk Telekom’dan talep ediyorum.

Devletin şuna kesin bir cevap vermesi, devlete ulaşabilen gazetecilerin(o ben değilim) şunu sorması lazım: Skype’tan Google’a kadar her şeyin dinlenmesi, analiz edilmesi, VPN’lere erişilmesi yavaşlatılması, DNS’lere müdahale edilmesi meşru ya da kanuni midir?

Buna verilecek “hayır” cevabı Türk Telekom’un açıklamasını kadük hale getirecektir.

Vodafone Türkiye’nin dinlediğini söylemek yasak dedi

İlk şeffaflık raporunu açıklayan cep telefonu operatörü Vodafone, faaliyet gösterdiği 29 ülkeden 6’sında gizli dinleme sistemi kurulmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Şirket Türkiye dahil 9 ülkeden gelen talepleri açıklamadı. Vodafone, gizli dinleme cihazlarıyla birçok ülkedeki hükümet birimlerinin mobil telekomünikasyon devinin abonelerinin konuşmalarını dinleyebildiğini belirtti. Şirket 6 ülkedeyse kendileri ya da hükümetler tarafından bu tür bir dinleme sistemi kurulmasının yasal bir zorunluluk olduğunu vurguladı. 

Bundna sonrası için TKNLJ formatına başvuralım

  • Vodafone Türkiye’de dinleme yapmıyoruz dememiş, dinleme yapılıp yapılmadığını söylemek yasak demiş
  • Vodafone bunları söyleyince şeffaf bir şirket olmuyor. Çirkin işler yapan şeffaf bir şirket oluyor
  • Hiçbir şirket ne yapalım bizden onu istediler elimiz kolumuz bağlıydı dememeli. Diyemez. Adam öldürmenizi istese ne yapalım devlet istedi mecburduk mu diyecekler?
  • Türkiye ve tüm dünyada cep telefonu ve internet edişimini tamamen kahatmanın zamanı geldiğini düşünüyorum

Türkiye’deki dinlemeleri anlamak için 10 soru

Bu yazı dinlemeyle ilgili okuduklarımızla ilgili sorsak cevap vermeyecekleri sorulara bilim kurgu cevaplar arayan bir fantezidir. Sade suya teknoloji bilgisiyle olsa olsa böyledir şeklinde bir yaklaşımla kaleme alınmıştır. Bu anlada çok ciddiye alınmamalı üstünde komplo teorileri üretilmemelidir. Eğer işin içinde biri lütfeder aslında şöyle oluyor derse cevaplarını seve seve burada paylaşabilirim. TKNLJ stilinde devam edelim gerisine…

1 milyon kişinin dinlenmesi mümkün mü:

Bu kadar insanın dinlenmesi fiilen mahkeme kararı çıkararak mümkün değildir. Olsa olsa dinlenenin konuştuğu insanın dinlenmesini mümkün kılan bir sistemle yapılabilir. Mesela X’i Y ile konuşurken dinliyorsunuz. Onu da dinlemeye başlıyorsunuz otomatik olarak. O da Z kişisiyle konuşmaya başlıyor onu da dinliyorsunuz. Araya çağrı merkezleri filan girerse orayı siliyor olabilirler.

TİB Twitter mesajlarını saklama kararı almış

13 Mart günü Hürriyet’te yayımlanan bir habere göre TİB, tüm Twitter mesajlarının biriktirilebilmesi için bir ortam yaratma amacındaymış. Bunun için bir şirketle anlaşmış ama sonrasında bu anlaşma bozulmuş. Şimdi farklı birilerine bakıyormuş bu işi yürütebilmek için…

Şimdi bunun ne kadar mümkün olduğunu beraberce TKNLJ stilinde inceleyelim:

  • Twitter ortamının içinde zaten bir arama motoru var. Ve istediğiniz anda kimin ne dediğini zaten bu arama motoru vasıtasıyla öğrenebilirsiniz.
  • Sonuçta Twitter sizin 6 ay – 2 yıl saklama zorunluluğunuzu yemez. Eğer böyle bir şey yapıyorsanız amacınız silinmiş ve arama motoruna girmeyen mesajları sonrasında da bulabilmek amacıyla olmalı.
  • Twitter mesajların toplu olarak kaydedilmesi için zaten enteresan araçlar yaratıp herkesin kullanımına sunuyor. Ama bahsi geçen tüm Türkiye olduğunda ona bu şirketin de gücü yetmez, zaten buna izin vermeyebilir.
  • O zaman TİB ne yapacak? Farklı hesapları ismen takip etmeye başlayacak. Yani kötü niyete sahip olma ihtimali olan insanlar listesi hazırlayacak. Bu da bir nevi fişleme olasılığı barındırıyor içinde.
  • Türkiye içinde yazanları yazmayanları bir anda belirlemek bile bir iş. 13 milyon kullanıcıyı 100’lerce milyon kullanıcı içinden nasıl ayıklayacaksınız?
  • Hadi ayıkladınız diyelim bunları nasıl ve nerede saklayacaksınız? Nereye kadar?

Özetle benim düşüncem, TİB çıkıp “ne alakası var canım yok öyle bir planımız” diyecektir. Demezse de hep güleriz bütün milletçe…