İnternet zehir midir?

Cumhurbaşkanı yaptığı bir konuşmada “zehir evlere girdi” dedi. Ben başta uyuşturucuyu kastediyor sandım. Sonra atık su kanallarına dökülen ve oradan evlerin tuvaletlerinden evi kokutan fabrika atıklarını düşündüm. Hatta üç zehir tuz, şeker ve un bile geçti aklımdan. Ama asla internetten bahsettiği aklımın ucundan geçmedi.

İnternet bu ülkede çok sopa yedi. Yaygınlaştırılamadı. Serbestleştirilemedi. Özelleştirilemedi bile. Sık sık ve olur olmaz her yeri yasaklandı. Ama cumhurbaşkanı seviyesinde zehir olarak nitelenince gerçekten derinden yara aldım. Çok üzüldüm.

Daha önce Fetö ekibi de interneti eleştirmişti. Devvar u gaddar demişti bu gelişmeye. Ben de bunu TKNLJ’ye taşımıştım.

İnternet daha önce Binali Yıldırım’ın bakanlık ve başbakanlık döneminde de dile getirdiği gibi bir alet. Mesela bir bıçak. Yine Yıldırım’ın sözleriyle baktığımızda doktorun elinde hayat kurtaran bir bıçak, katilin elinde kötü bir alet. Biz bunu zehir olarak niteleyerek ülkede zaten giderek batağa saplanan eğitim sisteminin yedek lastiği olabilecek özellikler taşıyan bir güzelliğin hak tarafından kullanılmasını engellemeye çalışıyoruz.

Sevgili devlet büyüklerim. Sevgili aklı başında insanlar. Lütfen bunu yapmayınız. Lütfen hepimiz için çok önemli fırsatlar taşıyan bu güzelliği iyi yönleriyle anlatınız halka. Doğru kullanırsak hayatımızı nasıl kolaylaştıracağını konuşalım. Siz de biliyorsunuz ki bir kesim ne derseniz onu yapıyor nereye derseniz oraya gidiyor.

Eğer bu sistemin güzelliklerini görmekte zorlanıyorsanız elimden gelen yardımı yapmaya hazırım size.

Ey internetten faydalanan insanlar… Lütfen internetin güzelliklerini devlete anlatmamızda, onların bu sistemi eleştirmesini durdurmakta bizlere yardımcı olun…

İkinci Paul Doany dönemi, o dahil herkes için daha zorlu olacak

Türkiye’nin lider iletişim ve eğlence teknolojileri şirketi Türk Telekom’un yeni CEO’su, Yönetim Kurulu kararıyla Paul Doany oldu.

Bu cümle bir Türk Telekom basın bülteniyle geldi. Bekleniyordu çünkü o kadar çok yazılıp çizildi ki dedikodu olmaktan çıkmıştı artık. Bu cümle kesinleştikten sonra birkaç yazı yazıp sildim. Sonrasında sizlere Paul Doany kimdir konusunu, onun Türk Telekom’un başına geçtiği ilk dönemde çok yakınında olan biri olarak anlatmak istiyorum.

Önce o dönemler nasıldı onu hızlıca özetleyeyim size: AKP’nin ilk yıllarıydı. Sonradan bakanlıkta en uzun süre kalma rekoru kıracak olan bugünün başbakanı Binali Yıldırım’ın ilk yıllarıydı. Türk Telekom’un satışını kabul etmeyen muhalefet ve sivil toplum kuruluşlarının seslerinin en yüksek çıktığı zamanlardı. BTK’nın yeni yeni yapılandığı ve sektördeki ağırlığının henüz sonrası dönemlerde olduğu kadar yüksek olmadığı zamanlardı.

Gelelim Türk Telekom’un içine… Türk Telekom o yıllarda bir devlet kuruluşuydu. İçindekiler hedefsiz çalışmaya alışmış devlet memurlarıydı. Özel bir şirkette çalışma mevhumları olmadığı gibi, çok da yoğun bir çalışan kitlesine sahiplerdi. O zamanlar söylenenlere göre iş verimliliği çok da yüksek değildi. Çalışanların büyük bir kesimi devletin farklı kademelerine geçrek devlet memurluklarını devam ettirmekte çok kararlıydı.

Türkiye’ye gelmesinin ilk günlerinde bu şirkete danışmanlık hizmeti vermek üzere şirket dışından ama Paul Doany’e çok yakın bir seviyede çalışmaya başladım.

Çok zor zamanlardı gerçekten. Çünkü yapılan her yeni tarifenin günlerce BTK bünyesinde onay için bekletilmesi söz konusuydu. Şirket rekabeti korumak amacıyla TTnet ve mobil olarak birkaç parçaya bölünmüştü. Evet o zamanlarda daha Vodafone yoktu. Ama Turkcell inanılmaz derecede kuvvetliydi. Avea, Aycell ve Aria başarısızlığının gerçekten çok dibe vurmuş haliydi. Dolayısıyla şirket içinde koordinasyon kurmak neredeyse imkansızdı.

Bence o yıllarda Paul Doany bir mucize yarattı: Devletin o zorlu yapısıyla serbestleşmeye çalışan bir sektörün sancılarını harmanlayıp, farklı bir çalışma dünyası olduğunu çok yavaş benimseyen şirket içi çalışanları motive etmeye çalıştı.

Yaşananlar konusunda detay verebilmem profesyonel açıdan doğru olmaz. Ama kan ter ve göz yaşıyla geçen çok zor bir üç yıl olduğunu söyleybilirim size…

O zaman dilimi içinde Doany ile ilgili gördüklerim şunlar: İnanılmaz zeki ve esprili biri. Belki Binali Yıldırım le o yüzden çok iyi anlaşıyorlardı. İşine çok dedike çalışan biriydi ki benden az uyuyan bir tek onu gördüm. İnanılmaz espriler yapmasının yanında sinirlendiği zamanda yanında olmak istemeyeceğiniz biriydi. Onu en çok sinirlendiren şeyin hayal kırıklığı ve insanların aptallığı olduğunu söylemekte fayda var.

Özel hayatında doğru dürüst Türkçe konuştuğunu hiç görmedim ama Türkçe sunum yaptı, o zamanın başbakanına tamamı Türkçe açılış konuşması yaptı. Hesap kitap işlerini bizzat kendinin yaptığına birkaç kez şahit oldum. Sözünü sakınan da bir adam hiç değildi: Çok fazla diplomatik olmadığı çok zamanlar gördüm. Ama bunu insanları kırmadan yapardı. Türk Telekom il müdürlerinin şimdiki değil özelleşmeden önceki hallerini düşünün: O zaman bu insanlar devlet törenlerinde devlet erkanıyla beraber, vali, kaymakam, askeri erkanla beraber saf tutardı. O insanların özel şirkete dönüşme sancılarını gecesini gündüzüne katıp her biriyle teker teker konuşarak giderdi.

Kimsenin bilmediği bir yönü gündeme getirmekte fayda var: Ülkede yabancı ürün hayranlığının olduğu 2000’li yılların başında her eve soktuğu modemleri bir Türk firmasından alarak resmen bir sektör yarattı ülkede. Ama en önemlisi şirket satın almaları yaparak oyun, eğitim, Ar-Ge ve benzeri alanlarda çok da onlardan istenmeyen Türkleştirme adımları attı. O adımların iyi ya da kötü sonuçlanması konu dışı. Sonuçta kaç büyük Türk sermayesi biliyorsunuz şirket satın almalarıyla Türkiye’de şirket büyüten?

Yeniden Türk Telekom’un başına gelmesiyle sektör tekrar hareketlenebilir. Çünkü Türk Telekom son birkaç yıl içinde ilerleyen değil cepten harcayan bir kurum oldu. Ypabileceği birçok şeyi yapmadı. Şirket onun bıraktığı zamandan itibaren düzenli olarak aşağı doğru gitti. Devlet ilişkileri ve rekabet nezdinde hiç ileri adım atmadı (ben hep ileri adım atmalı demiyorum ama ilk zamanlarıyla kıyaslandığında çok fazla geriye gitiğini söylemek çok da yanlış olmaz)… Bence Binali Yıldırım’ın bir önceki Türk Telekom CEO’sunun gözlerinin içine baka baka fiber rekabetini eleştirmesiyle ilişkiler kopma noktasına geldi.

 

Bence daha ılımlı bir Türk Telekom için şirketin başına tekrar getirildi. Bene tüm yapıları değiştirip oyunu baştan yazması gerekiyor. İlk sefer kadar hatta daha zorlu bir süreç olabilir onun için.

Ama şurası çok önemli: Onun varlığı, Turkcell için çok büyük tehdit. Çünkü göreli olarak Kaan Terzioğlu’ndan daha fazla zaman geçirdi bu ortamda ve özellikle de “bu” devlet erkanıyla. Hele hele Türkiye’yi ve pazarı çok fazla bilmeyen yeni CEOsuyla Vodafone içintehdidin boyutları çok daha korkutucu…

Ama en azından sektöre yeniden heyecan gelebilir. Ve girişimcilerle geçirdiği sıkı fıkı 4-5 yılın ardından Türkiye’de yeni şirketlerin ayağa kalkmasını sağlayabilir.

Merakla bekliyorum ilerlemeleri…

Başbakan neyin hangi dönüşümüne hazır?

Yüksek mobil internet hızı ile daha fazla data kapasitesi sunan 4,5G teknolojisi, gece yarısı itibariyle Türkiye'de kullanılmaya başlandı. Resmi temaslar için ABD'de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ile 4.5G hızında bağlandığı telefon ile internet üzerinden görüşme yaptı. ( Evrim Aydın - Anadolu Ajansı )

Sabah gazetesi dijital dönüşüm sayfası hazırlayınca Başbakan da onca işinin arasında üşenmemiş bir yazı yazmış gazeteye. Dönüşüme hazırız diyor. Ben içinde bulunulan veya hazır olunan dönüşümle ilgili onun sözlerinden birkaç alıntı yapmak istiyorum. Eminim ki Başbakan Binali Yıldırım bu noktalardan kendine birkaç önemli not çıkaracaktır:

Türkiye’nin her bölgesinin fiber ve 4.5G ile tanışmasını sağlarken, eğitimde ve girişimde fırsat eşitliğinin yaratılması için önemli altyapı yatırımlarımlarına imza attık: Yok öyle bir şey yapmadık. En azından fiber için öyle bir şey yapmadık. Halen ülkede Türk Telekom fiberi diğer şirketelere karşı kısıyor, belediyeler fiber döşemek isteyen Türk Telekom dışı şirketlere kasıyor. Bunu başbakan da biliyor. Çünkü Türk Telekom’a bundan bir sene önce sert bir biçimde tüm gazetecilerin ortasında fibersiz rekabeti salık verdi. Aynı şekilde izin vermeyen belediyelere sert sert konuştu. Ama gelişme var mı derseniz… Kesinlikle yok. Türk Telekom hala kısıyor, belediyeler hala kasıyor…

Eğitimden sağlığa, inşaat sektöründen iletişime, üretimden lojistiğe her alanda daha güçlü büyüme ve küresel rekabet için Türkiye’nin yeni nesil dijital girişimcilerin enerjisine ihtiyacı var: Peki biz şirketleri Türkiye’ye çekecek şeyleri yapabiliyor muyuz? Ülke güven veren bir ülke mi? Özgürlükler konusunda neredeyiz? Sansür var mı? Her vahim olayda koşa koşa kapıyı kapatmadan önce interenti kapatıyor muyuz kapatmıyor muyuz? Girişimcilere ihtiyacı olan eğitimi verebiliyor muyuz?

Yerli yazılımla yerel katma değerimizi artırabiliriz. Kod yazan, dijital iş yapan girişimcilerin sayılarını artırmalıyız. Girişimci kültürü ve kod yazma alışkanlıklarını daha ilköğretim döneminde kazanan kuşaklar yetiştirmeliyiz: Başbakan yetiştirmeliyiz diyor ya sanki başkası yapacakmış gibi. Ben size söyleyeyim liselere din öğretmeni kadar kodlama öğretmeni atamazsak bu iş olmayacak. Size bunun sözünü verebilirim. Üniversiteden çıkan gençlerle kodlayan sayısını artıramayız. Meslek liselerine yazılımı sokmadığımız, oradaki hızar tezgahları yerine yazılım masalarını koymadığımız sürece ne yapsak boş…

Başbakandan soyut gazete yazıları yerine somut adımlar bekliyoruz. En azından ben bekliyorum.

 

 

BTK’dan tarihi imza bakandan tarihi ayar

Ülkede 4G’nin gelmesiyle birlikte çok şeyin değişeceğini söyledik. Gerçekten değişiyor da. Hayır değişecek şeyler yaygın basının dile getirdiği gibi hız ve makinelerin birbiriyle konuşmasından ibaret değil. Telekomünikasyona bakışımız değişiyor işte…

9 Şubat 2016 Salı günü BTK İstanbul binasında bir imza töreni düzenleneceği dile getirildi. Neydi bu imza töreni? GSM ve 3G (IMT200/UMTS) İmtiyaz Sözleşmeleri içinde yapılacak olan değişikliklerin şirketler tarafından onaylanmasını kapsayan bir imza atılacaktı.

Twitter “sen kime ne cezası kesiyorsun” davası açtı

BTK Twitter’ın terör örgütünü öven içeriklerini çıkarmadığı için 150 bin TL para cezası kesti. Öylesine… Durduk yerde…

Twitter da şimdi karşı dava açmış. Böyle ceza mı kesilir diyor. Yapılan işin anlamsızlığını dile getiriyor.

Binali Yıldırım BTK raporunu “müjdeledi”

BTK’nın üçer aylık telekomünikasyon raporlarını benim gibi günlük takip edenler bilir, genelde bu rapor çıkmadan önce ilk gösterimi Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme bakanına yapılır. Bakan da bu raporun içinden en çok ses getiren kısmını alarak halkla paylaşır. Böylece hem en heyecanlı kısmının iletişim olarak kaymağını yer hem de eğer önden söylenecek bir şey varsa bunu vurgulama fırsatı yakalar.

Bu bakış açısıyla UDH Bakanı Binali Yıldırım, BTK tarafından hazırlanan “Türkiye Haberleşme Sektörü 2015 Yılı 3. Çeyrek Pazar Verileri Raporu”nu değerlendirmiş. Bu da demek ki bir iki gün içinde raporu hepimiz inceleme fırsatı yakalayacağız.

63 milyon 3G abonesi

2015 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla Türkiye’deki mobil telefon abone sayısının 73 milyon 235 bin 783’e ulaştığına ifade eden Bakan Yıldırım, “Mobil cihazların genellikle 9 yaş üstü kişiler tarafından kullanıldığı dikkate alınırsa mobil penetrasyon oranı yüzde 100’ü aştı. Mobil abonelerin yaklaşık yüzde 53’ünü ön ödemeli, yüzde 47’sini ise faturalı aboneler oluşturdu” dedi. Yıldırım, 2009 yılının Temmuz ayında vatandaşların hizmetine sunulan 3G’de 6 yılın geride kaldığını anımsatarak, 3G abone sayısının 63 milyon 66 bin 580’e ulaştığını bildirdi. Bakan Yıldırım, 3G hizmetiyle mobil bilgisayardan ve cepten internet hizmeti alan mobil genişbant abone sayısının ise 35 milyon 876 bin 101’e yükseldiğini belirtti.

Mobil internet kullanımı üç ayda yüzde 24 arttı

İnternet kullanımındaki artış trendinin devam ettiğini ifade eden Bakan Yıldırım, 2015 yılı 3. çeyrek verilerine göre, mobil bilgisayardan ve cepten internet abone sayısının bir önceki çeyreğe göre yüzde 6,3 artarak 37 milyon 538 bin 898’e ulaştığını söyledi. Bu dönemde toplam mobil internet kullanım miktarının ise bir önceki çeyreğe göre yüzde 24,3 artarak 156 bin 669 TByte olduğunu dile getiren Yıldırım, “2015 yılı üçüncü çeyreğinde kablo internet dahil toplam sabit genişbant internet kullanım (indirme ve yükleme) miktarı ise yaklaşık 1 milyon 621 bin 574 TByte olarak gerçekleşti. Bu kullanımın yaklaşık yüzde 91,3’ü veri indirme, yüzde 8,7’si veri yükleme şeklinde gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

Sabit konuşma trafiği yüzde 11 düştü

UDH Bakanı Binali Yıldırım, 2015 yılı üçüncü çeyrekte toplam trafiğin dağılımına bakıldığında yıllar itibarıyla mobil arama trafik miktarı artarken sabit arama trafik miktarının düştüğünü belirterek, “Bu yılın üçüncü çeyreğinde toplam mobil trafik miktarı 56,4 milyar dakika olurken, sabit trafik miktarı ise 2,6 milyar dakika olarak gerçekleşti. Bir önceki üç aylık döneme göre mobil trafik miktarında artış olmazken sabit trafik miktarı yaklaşık yüzde 11,2 azaldı. 2014 yılı üçüncü çeyrekte yaklaşık 56,4 milyar dakika olan toplam trafik miktarı, 2015 yılı üçüncü çeyrekte 59 milyar dakika olarak gerçekleşti” dedi.

Yeni Binali Yıldırım dönemi analizi

Binali Yıldırım, Kasım seçimlerinin ardından kurulan hükümette daha önce içinde bulunduğu ve neredeyse kendiyle özdeşleşen Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme bakanlığına geri döndü. Peki döndü de ne oldu, niye döndü, döndükten sonra neler değişir? Onun dönmesine kimler sevindi kimler üzüldü? Bu konularda Türkiye’nin teknoloji dünyası bir analizi hakediyor. TKNLJ formatında bu analizi hayata geçirelim istedim…

  • Binali Yıldırım 20 Aralık 1955 doğumlu. Önümüzdeki ay 60 yaşına girecek. İlk Ulaştırma Bakanı olduğunda, 18 Kasım 2002 yılında, 50 yaşının altında, kabinenin en genç bakanlarından biriydi.
  • Binali Yıldırım, AKP’nin ilk hükümeti olan 58. hükümetten bugüne gelen tek isim… Arada ne abiler, ne arkadaşlar, yoldaşlar vardı hepsi kayboldu.
  • Binali Yıdırım Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun ulaştırma bakanı. Ona yakın olan bile kimse yok.
  • Özellikle ulaşım konusunda çok ciddi işlerin altına imza attı. AKP’nin bugün övünerek söylediği ülkenin dört bir yanını yollarla döşemek, tren yolları, havaalanları ve benzeri övünç kaynaklarında onun imzası var.
  • Diğer taraftan tren kazası, havaalanlarının yapıldığı yerlerdeki doğa katliamları ve çocuklarının sahip olduğu mal varlıkları konusunda da en çok eleştirilen bakanlardan biri olsa da bu onun bulunduğu yere asla zarar veremedi.
  • Binali Yıldırım geçtiğimiz dönemde seçime giremedi. Onun giremediği seçimlerde AKP İzmir’de bir önceki seçimlere göre ciddi bir oy kaybına uğradı. Onun girdiği seçimlerde ise İzmir belki de AKPlilerin umduğunun ötesinde bir oy aldı.

Binali Yıldırım’dan “Barbra Streisand Etkisi”

Hemen Barbra Streisand Effect ne demek onu ve hikayesini anlatalım: Barbra Streisand gelmiş geçmiş en güzel sesli kadın sanatçılardan biri. Hayatı boyunca çok sevildi ve sayıldı. Fakat yaşlanmasının ardından acayip bir insan oldu, herkes onu cadı olarak tanımlamaya başladı.

Barbra Streisand bir gün evinde otururken bir bakıyor, birisi helikopterden evinin fotoğraflarını çekiyor. Barbra buna çok içerliyor ve nasıl benim evimin fotoğraflarını çeker diye adamı kişisel bilgilerini ifşa etmekten mahkemeye veriyor. Fotoğraf çeken adamın aslında Streisand’ın evini ifşa etmek gibi derdi yok. Kıyıdaki evlerle ilgili bir çalışma yapıyor. Mahkemeye verinceye kadar sadece 6 kez bakılan resim, bu mahkeme kararından sonra hemen oracıkta 420 bin kez görüntüleniyor. Buna resmin tüm internete dağılması da dahil değil.

Gelelim bu konuyla Binali Yıldırım’ın alakasına: Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanlığı görevinden ayrılıp İzmir’e belediye başkan adayı oluyor. Sonra internet ortamında kendiyle ilgili kötü sözler ediliyor. Yıldırım da buna çok içerleyip bunların çıkarılması için mahkemeye başvuruyor. Mahkemenin kararları sonunda koskoca Twitter tüm ülkede engelleniyor.

Binali Yıldırım ardından bir açıklama yaparak şunu söylüyor: “Bizim orası kapansın etsin diye bir derdimiz yok ama hiçbir kişinin, kurumun suç işleme özgürlüğü de olmamalı…” Ama artık çok geçti. Tüm dünya, devlet başkanları ve sözcüleriyle olayı kınadılar. Tam bir Barbra Streisand etkisi yaratılmış oldu.

Şimdi şu soruyu sormakta fayda var: Binali Yıldırım’a daha önce söylenenler mi daha çok zarar verir yoksa koskoca bir ülkenin Twitter’a girememesinin sebebi olmak mı?

Binali Yıldırım’ın yerine Lütfi Elvan geldi

Kabinedeki yeni revizyonların bizim sektöre bakan en önemli ismi, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme bakanı Binali Yıldırım’ın yerine 1962 doğumlu Lütfi Elvan getirildi.

Elvan, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’ni bitirdi. Leeds Üniversitesi’nde maden ve yöneylem araştırması alanında, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise Delaware Üniversitesi’nde ekonomi dalında yüksek lisans yaptı. Etibank’ta Yüksek Mühendis olarak göreve başladı. DPT’de çeşitli görevlerde bulunduktan sonra Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildi. 23. ve 24. Dönem Karaman Milletvekili. 23. Dönem’de Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu ve AB Uyum Komisyonu Üyesi oldu. 24. Dönem’de Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına seçildi. İngilizce bilen Elvan, evli ve 2 çocuk babası…

SMS fiyatları inecek demecinin hatası

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, SMS tavan ücretlerinde yılbaşından itibaren yüzde 20 indirim yapılacağını bildirdi. Mevcut durumda yurt içi SMS ücretlerinin en yüksek 41,54 kuruş olarak uygulanabildiğini hatırlatan Yıldırım, “1 Ocak 2014 tarihinden itibaren yurt içi SMS ücreti en fazla 33,25 kuruş olacak” dedi.

Gazeteler bu haberi SMS ücretleri düşecek diye verdi. İyi de sevgili gazeteler, şimdiye kadar SMS’lerin 41.5 kuruştan satıldığı oldu mu? BTK bu ücretleri tamamen tavan ücreti belirlemek, bir sınırlama yapmak için getirmişti. Yine aynı haberin içinde yansıyan rakamlara bakacak olursak 10 TL gibi bir fiyatla 10 binlerce SMS’in satılmakta olduğunu görüyoruz. Bunu tane başı fiyata vuracak olusak görürüz ki aslında SMS ücretleri fiiliyatta 1 kuruşun da altındadır.

Bakan 41.5 kuruşluk tavanı 33.2 kuruşa düşürdü diye zaten tanesi 1 kuruluşun altında satılmakta olan SMS’lerin fiyatları düşmez. Bu fiyatlar gazetecilerin bu bakış hatası yüzünden düşmeyecek. İletişimin esas kazanç sahibinin koyduğu vergilerle devlet olduğunu yine hükümete yakın gelmek isteyen gazeteciler de söyleyemeyecek. Sopayı yine şirketler yiyecek.

Bu yazıyı gazetecilerin dikkatine sunuyorum…

Telekomünikasyon firmaları Bakan gidiyor diye mi ayakta?

Türkiye’nin bence en önemli bilişim etkinliği, Bilişim Zirvesi bu sene çok enteresan toplantılara sahne oldu. Ancak benim orada izlediğim en enteresan toplantı telekomünikasyon sektörünün rekabet açısından ele alındığı toplantı oldu. Turkcell, Avea, Vodafone ve Türk Telyekom’un regülasyondan sorumlu en yetkin isimlerinin yeraldığı toplantının moderatörlüğünü de BTK yaptı.

Ne yalan söyleyeyim bu tarzda toplantılara katılırken hep ayaklarım geri geri gider çünkü herkesin konuşacağı bellidir. Kimse birbirine açık ve net bir biçimde terslenmez, hele BTK varken hiç sorun çıkmaz hele hele BTK’ya karşı bir şey söylemek kimsenin aklının köşesinden geçmez.

Ama bu toplantıda öyle olmadı.

Toplantının ilk anından sonuna kadar herkes, o güne kadar alışılagelen şeylerin tersini yaptı. Neler mi söyledi? hemen maddelerle sıralayalım:

  • Türk Telekom: Regülasyonlar Türk Telekom’un yüzde 90 pazar payı olduğu devirlerde yapıldı. Şu anda sabit ses pazarı yüzde 9’lara geriledi. Tüm kuralların güncellenmesi lazım
  • Türk Telekom: İnsanları günlük ve saatlik internete bağlamak istedik. Regülasyon bunu kabul etti ama yargı bozdu. Ülkeye katkısı olacak bir şeydi bu…
  • Türk Tlekom: Mobil ve sabit ses pazarı için tek bir kurallar bütünü olmalı, b piyasalar birbirinden ayrılmamalı
  • Vodafone: Vergiler kesinlikle düşmeli
  • Vodafone: Sektörün büyümesi için cihaz lazım, bu cihazların da Türkiye’ye gelebilmesi için uygun vergi ve gümrük avantajlarının sağlanması lazım.
  • Vodafone: Regülasyon piyasa aksaklığında devreye giren bir kurumdur. Regülasyonun varlığı serbest piyasanın bazı aktörlerinin aksadığının göstergesidir.
  • Vodafone: 4G’nin gelmesi için fiberde şebeke paylaşımı şart. Eğer bu paylaşım olmazsa 4G’yi unutun
  • Vodafone: OTT’leri kullanıcıların kendi aralarında operatör olmadan konuşturmaları gibi konularda kısıtlamayacağız. Ama devlet bizden aldığı lisans paraları ve vergileri onlardan da alsın. Devlet bnu yapmayınca bize karşı çok büyük haksızlık oluyor.
  • Vodafone: 4G için veri gelirleriyle ses gelirlerinin eşitlenmesi gerekiyor. Yoksa 4G olmasının bir manası kalmaz.
  • Turkcell: Geçiş hakkı yönetmeliği çıktı ama hala doğru dürüst uygulanmıyor. Fiber döşerken bırakın belediyeleri ormanlık alanlar yüzünden başbakanlığa bile takıldığımız oluyor
  • Turkcell: Turkcell regülasyondaki aksaklıklar yüzünden değil işini çok iyi yaptığı için daha çok müşteri kazanıyor ve büyüyor.
  • Turkcell: Sektörde farklılaşmanın yolu regülatif müdahalelerden medet ummak değil, işini iyi yapmaktır.
  • Turkcell: Rakibin değil, rekabetin korunduğu kurallar istiyoruz

Bu alıntılar konuşulanların sadece küçük bir kısmı. Yanlışlıkla ağızdan çıkmış sözler de değil, sonuçta bu konuyulanların bülteni dahi geçildi. Bayram değil seyran değil neden bütün bunlar oluyor sorusuna benim basit ve hızlı bir cevabım var: Bilindiği gibi Türkiye’nin en uzun ulaştırma bakanlığı görevini yapmış olan Binali Yıldırım’ın son dönemi. Hatta adı kulislerde belediye başkanlığı adaylığı için de anılıyor. O gittikten sonraki dünya için hazırlık ve gövde gösterisi yapıyor olabilir şirketler.

Bunu bir kez daha düşünmekte fayda var.

4G ortak baz istasyonlarıyla gelebilirmiş

Binali Yıldırım, oldukça neşeli bir performans sunduğu Turkcell Geleceği Yazanlar basın toplantısında 4G’nin yakın bir zamanda geleceğini, bunun da sadece ve sadece ortak baz istasyonu ve direk kullanımıyla mümkün olabileceğini söyledi. Gazetelerin pek azı bunu yazılarınının içinde kullandı. Aslında günün en önemli söylemi buydu. TKNLJ olarak bu az anlaşılan, belki yanlış anlaşılan ama kesinlikle çok önemli olan konuyu yine TKNLJ stilinde maddelerle açalım:

  1. Bu noktada yazıya önemli bir teknik soruyla başlayalım: Bazların ortak kullanımda olması frekansları da kapsayacak mı, yoksa sadece direklerin kullanılması mı söz konusu olacak? Umarım şirketler ve regülatör kurumlar buna tatmin edici bir cevap verirler.
  2. Frekansların ortak kullanılması durumunda 4G için 3G sırasında yapıldığı gibi bir açık artırma yapılması anlamsız hale gelir. Sahi 3G lisans açık artırmasında 4G için bir açık artırma yapılmayacağı net bir biçimde Binali Yıldırım tarafından söylenmişti. Merak edenlere o zamanki gazeteleri çıkarırım.
  3. Ortak direk kullanımı demek, 3 operatörün aynı anda aynı şekilde ortak akılla çalışması anlamına geliyor. Yani herkes istediği yere diksin sonra bunlar ortak kullanılsın demek çok saçma olur. Şirketler 4G için bir araya gelirler mi bu apayrı bir polemik konusu.
  4. 3G geldikten sonra tüm iletişimin ne kadar büyük bir hızla bu sisteme kaydığını göz önünde bulunduracak olursak 4G için de aynı şeyi beklemek hayalcilik olmaz. Bu anlamda 2 ve 3G’yi paylaşmayıp sadece 4G’yi paylaşmak da saçmalığın daniskası olur.
  5. Eğer 4G eşit şartlarda eşit kalitede her GSM şirketine paylaştırılacaksa o zaman şirketler arası rekabeti oturtmaya çalışan fiyat makası uygulaması kadük kalacaktır. Şöyle ki: Şu anda Turkcell için diğerlerinin yakalayabilmesi adına minimum fiyat limiti var. Şirket istese de diğerleri kadar ucuza satamıyor. Bir de üstüne arabağlantı ücretlerine diğerlerinden daha adaletsiz bir ödeme yapıyor. E kalite ve baz sayısı aynı kaldığında sen yine pahalı sat derseniz bunun hakkaniyetini oturup uzun uzadıya tartışmak lazım.
  6. 4G’nin bir kurulumu bir de işletilmesi maliyeti var. Bu işletilmesi maliyetinde ucuz satanhatları çok meşgul edeceğinden daha fazla ücret ödemek durumunda. O zaman fiili olarak herkesin aynı ücretle satış yapması gerekebilir. E o zaman piyasada oluşacak fiili oligopol durumunu nasıl engelleyecek rekabet kurumu? Haydi oturup bunu düşünmeye başlayalım.
  7. Altyapı gözüyle baktığımızda karşımıza çıkan iki olgu var: Birincisi bu ülke üç operatörün kapsama gitmeyen yerlere ortak baz istasyonu dikmesi için çalışmaları başlattı, olayın basın sunumu yapıldı ve sessiz sedasız bundan vazgeçildi tek bir açıklama dahi yapılmadan… Sonrasında bari biriniz yapsın ihaleye çıkıyoruz dendi ona da bir operatör katılmadı bile, Turkcell bu işi yapmaya soyundu… Şimdi bu bir araya gelemeyen şirketleri nasıl bir araya getireceksiniz? Birisi bile işi yavaştan alsa ülke 4Gsiz kalır…

Bütün bu noktalar mutlaka düşünülmüştür. Bu adımlara şirket ve regülatörlerin yaklaşımlarını merakla bekliyorum…

Twitter’da kaç paralık adamsınız?

İnternet çok komik bir yer. SNpros.com isimli bir internet sitesi kullanıcıların Twitter hesapları üstünde bir değerleme sistemi kurmuş. Diyor ki “Bu hesapları satmak yasak. Ama satsaydınız, eğer Twitter buna izin verseydi hesabınızın kaç para edeceğini biz size söyleyebiliriz diyorlar. Bunu değerleme sistemi olarak takipçi sayınız, attığınız mesaj sayısı, hesabınızın kaç zamandır kullanıldığı gibi somut kriterlerden yola çıkmışlar.

Ben de onların kurduğu bu sistemi kullanarak Türk Twitter kullanıcısı kaç para eder konulu bir araştırmaya girdim. Bunların sonuçlarını sizinle paylaşıyorum.

Başbakanımızdan başlayalım: Recep Tayyip Erdoğan’ın hesabı normalde paha biçilemez. Ama satmak isteseydi kaç olurdu diye baktığımızda karşımıza çıkan rakam 4 milyon 79 bin dolar. Kemal kılıçdaroğlu’na baktığımızda bu rakam 1.5 milyon dolara düşüyor. Devlet Bahçeli’nin hesabı ise 623 bin dolarda kalıyor.

İnternetin ses getiren politik isimlerine baktığımızda öncelikle aklımıza İstanbul valisi Avni Mutlu geliyor: 400 binin üstünde takipçisi olmasına rağmen az mesaj gönderdiği için valinin hesabı 138 bin dolar civarında. Buna karşın Ankara’nın Twitter’a armağan ettiği neşeli sime İ. Melih Gökçek 1 milyon 79 bin dolar ediyor. 4 Melih Gökçek Bir Erdoğan ediyor hesabın ettiği parasal değerlerle baktığımızda…

AKP milletvekili ve kabineye bakacak olursak: Egemen Bağış 766 bin, Bülent Arınç 439 bin, Ali Babacan 694 (ısınamadı Ali Babacan bu ortama), Beşir Atalay 8 (Yazık birileri bir el atsın şu bakanın sosyal medyasına), Bekir Bozdağ 253 bin, Sadullah Ergin 0 (hiç hesabı yok), Fatma Şahin 445 bin dolar, Nihat Ergün 14 (Kendisi bilim ve teknolojiden sorumlu bakandır), Faruk Çelik 130 bin, Erdoğan Bayraktar 50 bin, Ahmet Davutoğlu 1 milyon 56 bin, Zafer Çağlayan 0 (kendisi ekonomiden sorumlu), Taner Yıldız 0, Suat Kılıç 650 bin, Mehdi Eker 2 bin, Hayati Yazıcı 0, Muammer Güler 27 bin, Cevdet Yılmaz 8 bin, Ömer Çelik 202 bin, Mehmet Şimşek 405 bin, Nabi Avcı bin, İsmet Yılmaz 0, Veysel Eroğlu 148 bin, Mehmet Müezzinoğlu 110 bin, Binali Yıldırım 8 bin dolar. Özetle kabinenin tamamının hesaplarının toplamı 8.8 milyon dolar yapıyor. 26 üyeli kabinede biraz çarpma bölme yaparsanız bakan başına 338 bin dolarlık hesap yapıyor.

Bu arada benim hesabımın değeri 5.900 dolarmış. Ama satmam.

Barack Obama eğer Twitter hesabını satacak olsa 44 milyon dolardan, yani bizim kabinenin toplamının 5 katı fiyatından gidiyor.

Kabinemizin toplam değeri, Leonardo Di Caprio ile 50Cent isimli müzik grubunun arasında bir yerde…

Kimsenin kaç paralık adam olduğunu Twitter hesabına bakarak çözemezsiniz. Zaten bu da kimsenin adamlığının göstergesi değil. Sosyal medya kullanımı ile alakalı bir şey. Ama şunu unutmayın: Eğer 26 tane bakan sosyal medyada Kim Kardashian kadar bir değer yaratamıyorsa bunu kendi içinde tartışıp çözümlemesi, veya Twitter’ı şer ortamı ilan etmemesi gerekir…

Hapis garabeti kalkıyor Twitter Türkiye’ye gelebilir

İnternetin gelişmesi için yeni açılımlar Türkiye’nin önünü açan bir kanun tasarısı mecliste torbada bekliyor. Bugün sadece iki gazetenin ciddi olarak incelediği kanun tasarısı, aslında içinde yazanlardan çok daha büyük anlamlar taşıyor. Kanun tasarısına göre içerik barındıran şirketlere daha önce getirilmiş olan içeriği kaldırmazsa 2 yıl hapis cezası maddesi tarihe gömülüyor.

Bu madde sayesinde Türkiye’de servis sağlayıcı hizmeti veren kurumların başı olası büyük dertleren kurtuluyor. Ama bunun Türkiye’nin servis sağlaycıları için çıkarıldığını söylemek çok büyük safdillik olur. Zira bu olayın arkasında çok daha büyük bir planın parçaları var.

Bu madde sanılanın aksine küçük servis sağlayıcıları değil; Facebook, Twitter, Google ve benzeri sosyal medya içerik barındırıcılarını etkiliyordu. Örneğin Google’a Atatürk ile ilgili bir içerik konusunda sıkıntılar olduğunu ve bunun kaldırılması isteğini gönderdi devletimiz. Google, bunu evrensel şartları dahilinde inceleyip masaya yatırdı. Sonra bunun kaldırılabilir nitelikte olmadığına karar verdi. Bu noktada eğer devletimiz Türkiye’de bunu kaldırmayan bir Google yetkilisi bulursa onu hemen nezarete atacak ve 2 yıl hapis istemiyle yargılayacak.

Google için bu bir skandal olurdu. Google sırf bu kanunun orada durması ihtimali yüzünden dahi Türkiye’ye yönetici atayamaz, burada bir dükkan açamazdı. Bu çağ dışı uygulamanın varlığı bile Google’ın buraya göndereceği elemanın maliyetini birkaç katına çıkarırdı ABD’de ödemesi gereken sigorta payı yüzünden. Şimdi bu madde yok. Biz artık modern bir ülkeyiz demesek de biz artık çağ dışı bir ülkeyiz diyebiliyoruz göğsümüzü az da olsa gererek…

Bu konu hakkında sosyal medyada ilk paylaşımların ardından gelseler ne olacak sorularına yönelik cevabi nitelikte bir paragraf yazmak istiyorum: Bu şirketlerin Türkiye’de olması, devlet için iyi olabilir ama aslında hepimiz için çok büyük anlamlar ifade edecek: Türkiye’de istihdam doğacak. Örneğin Google video gösterimi uygulamasını tüm dünyadan bir yıl sonra Türkiye’de açmayacak, bizi sonraki ülkeler statüsünden çıkaracak. Biz buradan Android’e paralı içerik göndermek için yurt dışından ABD sigorta numarası aramayacağız.

Bunun gibi onlarca şey saymamızın yanısıra aslında en önemlisi bu şirketlerin Türkiye’de kendilerine bir internet düğümü kurmaları bizim için çok önemli. Yani OTT adı verilen Over The Top şirketler buradan bir internet köprüsü kurar ya da mevcut sistemlerinin çok küçük de olsa bir kısmını Türkiye’ye getirirlerse o zaman Youtube’a gitmek için tam bir dünya turu atmayacak, bu içeriklere belki de yurt dışına çıkış parası vermeden ulaşabileceğiz. Türk Telekom ve Superonline gibi servis salğayıcılar Türkiye içinde verdikleri 100 megabitlik hizmetleri Türkiye’ye özgü olmaktan çıkarıp dünyaya da yayabilecekler.

Elbette Twitter ve Facebook ve arkadaşları Türkiye’ye gelmek için başka akil bahaneler bulabilirler. Vergi diyebilirler, internet filtrelerini örnek gösterebilirler… Elleri hala çok kuvvetli. Ama en azından dünyaya üstü kapalı da olsa aslında bizim çağ dışı bir ülke olduğumuzu, hapse gece yarısı ekspresi kaldırdığımızı söyleyemeyecekler.

Bu anlamda şahsım adına emeği geçenlere teşekkürü bir borç bilirim.

Başbakan’ın internette yap dediği Türkiye’ye bela oldu

Binali Yıldırım iki gündür gazetecilerle etkin bir biçimde konuşurken o kadar çok şey söyledi ki bunları tek bir yazı içinde özetleyerek her dediğini incelemek neredeyse imkansız gibi… Bugün bir diğer parçasına, proxy sorunsalına göz atalım.

Bakan Yıldırım, “Kritik altyapıların korunması, ülke güvenliği kadar önemli. Bu konuda da tedbirlerimizi artırıyoruz” dedi. Bu anlamda internet değişim noktalarını yaygınlaştırdıklarını ifade eden Yıldırım, “Bizim bilgilerimizin başka ülkeleri dolaşarak Türkiye’ye gelmesinin, hem bilgi güvenliği hem bilişim altyapısı açısından zafiyet olduğu ortaya çıktı” değerlendirmesinde bulundu.

Bilgilerin başka ülkeleri dolaşarak gelmesinden kasıt nedir? Bilgisayar dünyasında bu proxy ayarlarını değiştirmek olarak tanımlanıyor. Siz bilgisayarınıza bir gizli geçit kuruyorsunuz. Diyelim ki orijinal ayarlarında, bir bilgisayarınız var. Bir adresi yazdığınızda bulunduğunuz servis sağlayıcı üstünden adrese gidiyorsunuz.

Bir internet sitesine girmek şöyle oluyor: Siz bir adres yazdığınızda aslında karşı tarafa bilgi gönderiyorsunuz. Bilgi size o siteden geliyor. Filtreleme olayı başladığı zaman sizden giden bilgiye değil karşıdan gelen bilgiye bakılıyor. Bilgi yasaklı bir siteden size doğru gelmeye çalışırsa yolda filtreye takılıyor ve size gelmiyor.

Peki proxy ayarlarını değiştirince ne oluyor? Siz bilgiyi istediğiniz siteye değil, örneğin Çin’den bir adrese gönderiyorsunuz. Çin’den adres sanki sizmiş gibi bu bilgiyi sizin yerinize istiyor. Esas bilgiyi almak istediğiniz site bilgileri Çin’e gönderirken bilgiler Çin üstünden size geliyor. Filtre bu bilgilerin kaynağını yasaklı site olarak değil, Çin olduğunu zannediyor ve böylece filtreleme işlemi gerçekleşmiyor.

Buraya kadar herşey yolunda gözüküyor. Peki bunun zararı ne? Gelin maddeler halinde inceleyelim:

  1. Yazdığınız proxy adresinin nereye ait olduğunu biliyor musunuz? Yani yazdığınız her şeyin, bütün internet bilgilrinzin nereye gittiğini biliyor musunuz? Oranın harika bir yer, akça pakça insanlar tarafından yönetildiğine emin misiniz? Bazı bilgilerin devlet ya da özel şirketler tarafından toplanma ihtimali bizi sinir ediyor. Peki bu bilgilerin hiç bilmediğiniz insanların elinden ve önünden geçmesi? Peki bu adamların kimse tarafından kontrol edilmiyor olması?
  2. Türkiye’nin iç hatlarında bilginin dolaşması, yurt dışına çıkmaması, Türkiye için döviz kazancı. Çünkü yurt dışına çıkan ve oradan gelen her data, Türkiye için döviz kaybı demek. Bu noktada şöyle düşünün: Siz İstanbul’da barındırılan bir siteye girdiğiniz zaman hem gidişiniz hem de gelişiniz yurt dışından yapılıyor. Böylece güvenliğin dışında bir kayıp da yaşanıyor.
  3. Kritik veriler konusu çok önemli. Mesela bir bankanın internet sitesine girdiniz. Bu internet sitesine girerken proxy ayarlarını tekrar değiştiriyor musunuz? Bu sorunun cevabı çok büyük ihtimalle hayır. Bankalar için kullandığınız kullanıcı adı ve işlemlerin hepsi çok güvenli şifrelemelerle gidip geliyor ama bunların kırılamayacağına emin misiniz? Bütün paranızı bu riske atar mısınız? Ben olsam atmazdım.

Ülkeyihem maddi hem de manevi yönden zarara sokan bu şeylerin yapılmaması lazım. Peki niye yapılıyor? Çünkü 40 yaşının üstündeki insanların birçok siteye erişmesi engelli. Hakkı olan sitelere girişleri biraz da bir diğer kesmin dini inançları yüzünden engellenmiş durumda.

Peki Türkiye’ye bakanın da belirttiği gibi potansiyel zararı olan bu işleri neden yapıyoruz? Haketmediğimiz filtrelere maruz kalmamak için. O zaman bunun suçunu kime atfetmek lazım? Bunun yorumunu size bırakıyorum.

Ve son olarak sorulması gereken soruyu gündeme getirelim: Herkesin proxy değiştirmesini devletin resmi kanallarından kim önerdi? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Ne zaman? 2008 yılında, ben Youtube’a girebiliyorum diyerek…

Facebook’tan son dakika resmi açıklaması

Facebook, protesto olaylarıyla bağlantılı olarak Türkiye’deki devlet otoriteleriyle herhangi bir kullanıcı bilgisi paylaşmamıştır. Genel olarak, Türkiye’deki devlet otoritelerinden gelen bilgi talepleri; yaşamsal ya da çocukları tehdit eden bir konu içermediği müddetçe (ki bu kapsamdaki talepler, bize ulaşan taleplerin çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır) kabul edilmemekte ve resmi yasal kanallara yönlendirilmektedir. İnternet şirketlerinin Türkiye’deki asayiş otoriteleriyle daha sıklıkla kullanıcı bilgisi paylaşmasını gerektirebilecek yasal düzenleme önerileriyle ilgili endişelerimiz bulunmaktadır. Türkiye hükümetinin temsilcileriyle, bu hafta Silikon Vadisi’ne gerçekleştirecekleri ziyaret esnasında bir araya gelecegiz ve yasal düzenleme önerileriyle ilgili güçlü endişelerimizi kendilerine doğrudan da aktaracağız.

Konuyla ilgili yazdığım yazıda anlatılanlar ve kamuoyu tepkileri yüzünden Facebook acilen bir açıklama geçti. Bana çok inandırıcı gelmedi ama aksini kanıtlayacak bir durumum olmadığı için susuyor ve kabulleniyorum

Binali Yıldırım Twitter’ı alenen tehdit etti

Taksim ve Gezi Parkı olayları ülkenin 2 şehri hariç dört bir yanına yayıldı. Sosyal medyada bu konuda tartışmaların olması kaçınılmazdı. Sosyal medyada insanlar düzenli olarak fikir beyan ettiler ve günün birinde devlet baba gelerek burada konuşulan birçok şeyin aslında terörist paylaşımı olduğunu söyleyerek işin içinden çıktı.

Sonra Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın arkadaşları Twitter ile irtibat kurarak bu şirketten kendilerine yardımcı olmasını istedi. Onlar da yok demiş. Neden? Çünkü avukat ve doktor telefonlarını paylaşan, orada olan bitene karşı kendini ifade eden, araya giren provokatör belediye başkanlarına karşı suspus oturamayan herkes terörist ilan edildi. Muhtemelen Twitter bunların ne olduğunu görünce bir git başımdan demiştir Binali Yıldırım’ın arkadaşlarına…

Yıldırım, tüm bu açıklamaları Erzincan’ın Kemah ilçesi Koçkar Köyü Sosyal Yardımlaşma, Dayanışma Kültür ve Eğitim Derneği’nin düzenlediği toplantı öncesinde aktardı. Normal şartlarda ülkelerde köylü dayanışma derneği girişinde konuşulmaz bunlar, ama bizde öyle…

Binali Yıldırım’ın sandığı gibi bu ülkede faaliyet göstermiyor Twitter. O kendi yerinde duruyor. Biz, onun hizmetlerinden faydalanıyoruz. Onların sandığı gibi para almak için Türk müşterilerin peşinden koşmuyor kimse. Türk müşteriler kendilerini ifade edecek zekada olmadığı için oradan trending topic satın alıyor. Ben bunu onları savunduğum için söylemiyorum. Sadece günün her saatinde oradayım ve net bir biçimde görüyorum. Ama bunları anlatacak yürek kadar anlayacak insan da gerekiyor.

Yıldırım “Bu ülkenin yasalarına göre suç teşkil eden konularda yargı ile kolluk kuvvetleriyle işbirliği yapmanız gerekir. Bütün ülkelerde bu böyle işler” diyor ve yanılıyor. Bu konu evrensel suçlarda geçerlidir. Artı vereceğiniz cezaların da uluslararası normlara uygun olması gerekir. Mesela Bir başka adama resmini göndermenin suç olduğu bir ülkede kadının taşlanarak öldürülmesi için isminin istenmesini k’ale almaz Twitter, almaması gerektiği konusunda da sanırım hepimiz hemfikiriz. Aynı şekilde bir doktorun telefon numarasını paylaştığı zaman terörist sayılacak 17 yaşındaki çocukların adreslerinin verilmemesi de açıkçası bana mantıklı geliyor.

Yıldırım konuşmanın bir yerinde algıyla oynayarak Twitter’da yazan adamların IP’lerinin alınmasıyla devlet kuruluşlarına siber saldırı yapanların konusunu birleştirme çabası içine giriyor. Bu ikisini aynı konuda kullanmak elmayla armutu toplamak gibi bir şey. Ama interneti ve sosyal medyayı bilmeyenlerin gözünde Gezi parkı eylemcileri bir anda ülkenin elektrik santrallarını çökertmek isteyen teröristler konumuna geçiyor.

Biz küçükken büyükler küçüklere “yavrum oranla çok oynama sonra düşer maazallah” derlerdi. Biz de şimdi algıyla çok oynamayın maazallah düşer müşer diyoruz.

Bu arada Bakan konuşmasının bir yerinde “Facebook uzun zamandır Türk makamlarıyla uyumlu bir çalışma içinde bulunuyor. Türkiye’de birimleri var. Onlarla bir sorunumuz yok” diyor. Bu Facebook’un olur olmaz her isteğe cevap verdiği anlamına geliyorsa çok ciddi bir sorunumuz var demektir. Facebook hangi isteklere ne şekilde cevap verdiğini dile getirene kadar zan altında kalacaktır.

Son olarak iletişimin en kötü yanına, karanlık tarafa giriyor Binali Yıldırım: “Twitter bize istediğimiz bilgileri versin. Aksi halde bu sürdürülebilir bir şey değildir.” “Kendileri üzülür”…

Açıkça ve alenen tehdit bir bakanın yapması gereken şey değildir.

Bir de temel iletişim kurallarından biri, eğer tehdit ettiğiniz şey sizi umursamazsa çok kötü durumda kalırsınız.

Herkes evindeki internetinden cep telefonuyla konuşacak

Bugün bilindiği zannedilen ancak üstünde konuşulmaya oldukça gerek olan bir kavramı masaya yatıralım istedim. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, 3G kapsamasının yetersiz kaldığı ev ve iş yerlerine ‘femtocell’ denen cihazlar ile bağlantının ulaştırabilmesinin önünün açıldığını belirtti.

Femto aslında bir uzunluk birimi. 15 anlamına gelen bu kelime; 1 bölü 10 üssü 15 anlıman geliyor. Sonuna cell koyduğunuzda bir bağlantı türü olarak devreye giriyor. Düşük güçlü, evde ev ahalisinin kullanımına sunulmuş baz istasyonlarıyla hayata geçirilen iletişim anlamına geliyor bu kelime.

Tanıtım hikayesini önce benden sonra da bakanımızdan dinleyin: Aynı baz istasyonlarının çalışma mantığıyla evinizin içine bir mini baz istasyonu kuruluyor. Bu baz istasyonu cep telefonlarınızın bilgi alışverişi yapabileceği frekanstan yayın yapıyor, yani konuşmalarınızı karşı ya gönderip karşıdaki konuşmaları da size getiriyor. Elde edilen yayınlar evinizdeki internet bağlantısı kullanılarak  karşıya aktarılıyor. Yani çevrenizde iyi bir baz istasyonu olsun ya da olmasın siz artık kapsama alanı altına giriyorsunuz.

Binali Yıldırım bu sistemi şöyle anlatıyor: “Femtocell ile her eve, kuruma ya da sitelere özel 3G bağlanabilecek. Artık vatandaşımız uygun fiyata, kişiye özel 3G’ye kavuşacak, 3G çekmeyen yer kalmayacak. Böylece baz istasyonlarının üzerindeki yük de azaltılmış olacak. Artık her evin ADSL gibi kendine özel 3G hizmeti olacak. Artık 3G hizmetini sağlıklı alamayan evler, siteler, şirketler femto cihazı bağlatarak bu hizmeti daha kaliteli alacaklar.”

Yıldırım, Fento cihazlardan, telsiz ücreti de alınmayacağı için vatandaşın 3G hizmetini daha uygun fiyata alabileceğini dile getiriyor: “Artık vatandaşımız uygun fiyata, kişiye özel 3G’ye kavuşacak, bu sayede 3G çekmeyen yer de kalmayacak…”

Şimdi gelelim işin içindeki farklı bakış açılarına…

  1. Öncelikle vatandaşlar evlerine işler durumda bir baz istasyonu kurmak isteyecekler mi sorusunun cevabını bulabilmek lazım. Bugün evlerden yüzlerce metre uzaktaki korumalı baz istasyonlarına bile laf eden halkımız evlerdeki baz istasyonlarına oh ne güzel diyecekler mi? Kimse onları korkutmayacak mı? Bunu konuşmak gerekiyor.
  2. Evlere konacak cihazlar ağaçların dallarından toplanmıyor. Bunların parasını kim verecek? GSM şirketleri mi? Avrupa’da bu sistemin istendiği gibi hayata geçirilememesinin sebebi de bu zaten. Kulanıcının mı yoksa GSM şirketinin mi bu aletin parasını vereceği konusu bir türlü kararlaştırılamıyor. Hane başına kurulum da dahil 500 dolara yakın bir yatırımdan bahsediyoruz.
  3. Avrupa’da bu sistemin hayata geçememesinin sebeplerinin başında ev kullanıcılarının “ben niye evime bu sistemi kuruyorum ki zaten evime çalışır durumda GSM hizmeti getirmek firmaların görevi” diyor. Haksızlar mı? GSM firmalarının getiremediği kapsamayı siz Femto ile kapatmaya çalıştıktan sonra bir de üstüne niye para veresiniz ki o GSM şirketine?
  4. Evlere konacak aletler çevreye de kapsama sağlayacak mı? Alın size bir polemik konusu daha. Mesela sizin evinize koyduğunuz alet sayesinde komşularınız ve hatta aşağınızdaki bakkala girip çıkanlar telefonda konuşabilecekse… Niye başkaları için bu kadar zahmete giresiniz ki?
  5. Binali Yıldırım’ın konuşmaları halka yönelik olduğu için mi yoksa bir bilgi hatası mı var ortada bilmiyorum. Ama sanki sadece 3G hizmeti bu cihazlar üstünden verilecekmiş gibi konuşuluyor. Yani sadece internete girmek için Femtocell olayına girilecekse nafile bir yatırım olur. Çünkü bu cihazlar zaten evinizdeki internete girebiliyor. 3G girsin diye evinizdeki interneti bunlara açmak bana çok büyük tuhaflık gibi geliyor. Yani konuşulan şey sadece data ise daha başlamadan kapatın bu hizmeti…
  6. Bu cihazlar sayesinde baz istasyonları daha az dikilecek demek de çok saçma. İyi de bana ne? Beher konuşmamızdan dünyalar kadar para alan şirketler baz istasyonu dikmeyeceklerse neden varlar ki? O kadar parayı niye alıyorlar? Çevir sesi vermek için mi?

Bir de insanların şunu düşünmesini iletişimsel olarak engellemek lazım: “Madem böyle internet üstünden konuşarak oluyor o zaman niye polemiğe gireyim Skype yaparım…”

Babacan Turkcell hakkında düşündüklerini anlattı

Turkcell’in başından gelen geçenler konusundaki yorumlarımızı bugün Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın anlattıklarını vesile yaparak yorumlamaya çalışmak isterim.

Öncelikle dünkü toplantının iptalini ben biraz eşyanın tabiatı olarak görüyorum. Sonuçta arada bariz bir uyuşmazlık olduğu verilen ve verilmeyen demeçlerden çok belliydi. Dünkü konuşmaları arka arkaya dizdiğimizde benim edindiğim izlenim, Rus tarafla Karamehmet tarafı arasındaki anlaşmazlıkların genel kurul yapılmasına gerek bırakmayacak kadar ayyuka çıkması ve toplantının mümkün olduğunca ötelenmesinin yararlı olacağıydı. Turkcell Tepebaşı binasının önündeki çadıra konuşlanmış gazeteci arkadaşlardan edindiğimiz izlenim aslında oraya çoğunluk hissedarlarının geldiği yönündeydi. Çoğunluğun sağlanamaması yüzünden toplantının yapılmaması bende uzlaşmama yönünde uzlaşmış ortaklar olduğu izlenimini uyandırdı. Ancak bu söylediklerimin hiçbiri somut bir veri ya da belgeye dayanmıyor. Tamamen yapılan açıklamalardan yaptığım çıkarımlar bunlar.

Devletin konuyla ilgili bakış açısına gelince… Bugün BTK başkanı Tayfun Acarer’in verdiği demeçlere kulak kabartınca gördüm ki şu anda onların tarafına yansımış acil bir yapılacak işler listesi yok. Başkan halen eğer yönetim değişirse konunun bize aktarılması lazım tarafında duruyor. Manşetlere geçecek bir açıklama yapmıyor ya da yapmaktan kaçınıyor. Onların ajandasının önemli bir bölümünü oluşturmuyor belli ki.

Bugün Bloomberg ve Habertürk’e yansıyan açıklamalarda gündemi Ali Babacan’ın oluşturduğu gözleniyor. Babacan, “Şimdi yine çıkmaza girerse SPK, birkaç adım atacak mecburen” dedi.  Sonuçta böyle bir şirketin yönetimsiz kalması, başıboş kalması mümkün değil. Biz, buna izin veremeyiz” dedi. Babacan’ın söylemleri içinde en dikkati çeken bölüm ise küçük hissedarların çıkarlarını koruma vurgusu.

Bu noktada aslında herkes 17 kez yutkunarak konuşuyor, sorulması gereken şu soruyu kimse sormuyor: SPK’nın borsaya açık şirketler üstünde elbette ki bir koruyucu etkisi olacaktır. Bu anlamda birçok ülkede yanlış sayılsa da yönetim kuruluna müdahale, oraya adam atama, atanacak kişileri seçme gibi adımlar “anlaşılabilir”. Ama yer ve gök bir araya gelse, kimse orada kimlerin olmaması gerektiğini söylemeyi mantıklı gösteremez. Yani SPK diyebilir ki Telia Sonera, Alfa ve Çukurova grubunun yönetim kurulundaki temsiliyetlerini ikiden bire indirdim. Ama Ahmet olmasın, Mehmet olmasın, onları görevden uzaklaştırın… Bunu söylemek kanuni olabilir ama meşru ya da akil değildir. Kaldı ki gelenlerin yönetsel yeteneklerini tartışmak bize düşmez ama telekomünikasyon dünyası tecrübeleri için bir minimum çizgimiz olması gerekirdi. Özelikle devlet tarafından gelen isimlerde bu tecrübeyi görmekte gerçekten zorlanıyorum.

Bu arada Babacan verdiği demeçlerde ortakların yönetim kuruluna isim dahi öneremediğini söylüyor. Bu noktada kamuoyunu yanıltmamak lazım. Gazetelere, hatta TKNLJ’de bu önerilen isimler yayımlandı. Bu isimleri ilgili herkes okudu ve fikir beyan etti. Devlet bunların üstünü mü çizdi, yoksa SPK taraflı mı buldu bilmek imkansız. Ama isim önerilmedi değil.

Şu anda gerçek anlamda düzenli operasyonel karlılığa sahip bir telekomünikasyon şirketinden bahsediyoruz. Telkoder’den Yusuf Ata Arıak’ın izlenim ve araştırmalarına göre iletişim sektörü üç yıldır yerinde sayarken Turkcell’e özel bu karlılık çok önemli bir şey. Kesinlikle bu pazarı korumalıyız. Türkiye’nin en stratejik pazarında kendine göre farklı sivri köşeleri olan Rus, İsveç ve Türk ortakların arasını hiçbirini kayırmadan bulmak, bu hükümet ve devletin başarabileceği bir şey.

Ben şahsen bu konuda bir gazetecinin başbakana soru sormasını ve onun görüşlerini iki satır da olsa dile getirmesini bekliyorum. Sadece birkaç kelimeyle, ama başbakanın ağzından bu işe özel çıkacak birkaç kelimeyle bu işlerin yoluna gireceğine inanıyorum.

Yatçaz kalkçaz yatçaz kalkçaz hoop 4G

Başlıkta yazdığma bakmayın. Çok 4G taraftarı bir teknolojisever değilim. Hatta bugünün dar bakış açısına katılıyor, şu andaki cep telefonları ve mobil tabletlere mevcut HSDPA+ hızlarının yetip artacağını düşünüyorum. 100 megabite varan hızların telefonlar için gerekli olmadığı savının “şimdilik” kaydıyla arkasındayım.

Bunu düşünen tek ben değilim. GSM operatörleri de böyle düşünüyor. Gazetelere verdikleri demeçler çok açık: Turkcell şebeke operasyonlarından sorumlu genel müdür yardımcısı Bülent Elönü “4G teknolojisinin kullanımı, 4G’yi destekleyen cihaz sayılarının artması ile yaygınlaşabilecek.” diyor. Avea teknolojiden sorumlu genel yüdür yardımcısı Coşkun Şahin de LTE’ye uygun cihazların henüz yaygınlaşmadığını kaydederek “LTE kullanılan ülkelerde işletmecilere tahsis edilen frekans bandı ülkemizde halihazırda TV yayınları için kullanılıyor. Bu bandın uygun hale 10 milyon akıllı telefon Nielsen’in raporuna göre Türkiye akıllı telefon kullanımında seçil miş 10 ülke sıralamasında sondan ikinci. Türkiye’de 67 milyon cep telefonu abonesinden sadece 10 milyonu akıllı telefona sahip.” diyor. Vodafone İcra Kurulu Başkanı Yardımcısı Hasan Süel “4G için önemli bir ön şart var, bu da fiber transmisyon altyapısının oluşması. Önerimiz ülkedeki hali hazırdaki fiber altyapının tüm operatörlerin eşit rekabet koşullarım sağlayacak şekilde erişime açılabilmesidir” diyor.

Bu fikirlere baktığımızda ortaya çıkan ortak kanı cihaz eksikliği gibi GSM operatörlerinin dışındaki sebepler gibi gösterilmeye çalışılsa da olayın aslı çok basit: Çok pahalı bir şeyden bahsediyoruz. Ankara’nın sözde “ülkeye iyilik yapması için ağırdan alması” yüzünden 3G’yi açlıktan kırılan birçok Afrika ülkesinden sonra gördük. Bakanlığımız bakın bu sayede her ürünü ucuza aldık dese de bizim 3G dünyasına ürün çıkaramamış olmamız aslında teknoloji dünyasında bizim bilgi birikimimiz ve teknolog nüfusumuza bakacak olursanız çok büyük bir ayıp.

İşte bu noktada Ulaştırma Bakanlığı ve GSM operatörlerimize açık çağrı yapıyorum: Bu ülkede 4G yaygın lisansı verilmesin. Ama aynı bazılarımızın dudak büktüğü ama aslında bizi çok yakın bir tarihte toprağa gömecek Azerbaycan’ın yaptığı gibi yapalım: Çok küçük kullanım bölgeleri seçelim. Elinde 4G telefonu olan halkımız buraya gelerek internete 4G üstünden girsin. Hem vatandaş bu hızlarla çalışmak ne demek görsün hem de GSM operatörlerimiz buradan tecrübe ve bilgi birikimi edinsin, böylece gelecekteki büyük hızlar dünyasına hazırlansın.

Bunun için zibilyar dolarlar istememize almamıza lisans paralı vermemize, büyük baz yatırımları yapmamıza da gerek yok. Birkaç baz istasyonu ve birkaç iyi insanın imzası, iyi niyeti… Hepsi bu.

Başta Binali Yıldırım, Tayfun Acarer ve GSM operatörlerinin ilgili genel müdür yardımcıları olmak üzere tüm aklı çalışan insanları bu konuyu düşünmeye davet ediyorum.