Ders kitaplarına konan baz istasyonu karşıtı dilekçe

Çocuklarımızı daha iyi okusunlar, bugün bizim olduğumuzdan daha iyi insanlar olsunlar ve bizim onlara verdiğimiz bir bardak suyu sürahiye dönüştürüp yarınlara daha iyi bir ülke bıraksınlar diye okula gönderiyoruz.

Devlet çocuklarımız için kitap seçimini yapıyor. Onlara kitapları ücretsiz bir biçimde veriyor ki ailelerin durumu olanlar olmayanlar bundan faydalanabilsin diye. Bu kitapları da bizzat seçtiği uzmanlara yazdırıyor ki çocuklarımız olur olmaz şeyler okumasınlar diye.

6. Sınıf sosyal bilgiler kitabı. İçini okuyunca çocuklarımızı haklarını arayan, duyarlı ve bilinçli bireyler olarak yetiştirmeyi hedefleyen bir yayın olduğunu görebiliyorsunuz.

Ancak…

İçinde bir bölüme inanamadım. İçinde bir bölümde dilekçe nasıl ve niye yazılır anlatılan bir bölümde örnek olarak bir dilekçe konmuş. Dilekçede çocuklarımızın baz istasyonu kaldırılması için neler yapması gerektiği anlatılıyor ve bu da sağlığa verdiği zararlarla uzun uzadıya tarif ediliyor.

Bu tarifin içinde baz istasyonunun ne işe yaradığından bahsedilmiyor. BTK gibi regülatör kurumların baz istasyonu konusunu regüle etmek için yaptıkları, anlık ölçümleri, şirketleri nasıl zorladıkları da yok. Onlar tek bir bakış açısıyla baz istasyonlarının zararlı olduğuna karar vermişler ve oradan yürümüşler.

Beyler bayanlar o iş öyle olmuyor. Siz ders kitabı yazıyorsunuz. Tek taraflı, tek bakış açılı şeyler veremezsiniz. Baz istasyonu olmazsa neleri yapamayacağımızı biliyor musunuz? Dünya Sağlık Örgütü’nün izin verdiği ölçümlerin kaç kat altında çalıştırıldığını biliyor musunuz? Baz istasyonu kadar ışıma yapan saç kurutma makinesi, mikrodalga fırın ve buzdolabı gibi cihazların kimse tarafından regüle edilmediğini biliyor musunuz?

Biz çocukları daha teknolojiye yakın ve bilinçli eğitelim dedikçe sizin bu yaptığınız iş mi? Çocuklarımıza bilinç ve şuur vermek baz istasyonlarının kaldırılmasına mı kaldı?

Olmaz böyle şey.

Devleti bu konuda BTK gibi uzman bağımsız kurumlara danışarak ciddi adımlar atmaya davet ediyorum.

Aynı şekilde operatörleri de bu konuda daha etkin olmaya çağırıyorum.

Bir oksimoron örneği: Nokia Türk baz istasyonu üretecek

Çok enteresan başlangıcı olan bir basın bülteni geldi bugün. Bülten şöyle başlıyor:

Türkiye’nin lider iletişim ve eğlence teknolojileri şirketi Türk Telekom, Türkiye’de ilk kez Nokia tarafından üretilecek olan mobil iletişim donanımını kullanarak, yerli üretime destek vermeye devam edecek.

Müthiş bir mizah olarak düşündüm bunu. Evet en sonunda mizahi içeriğe sahip basın bültenleri de bizimle paylaşılmaya başlandı dedim. Ama değildi. Bülten tamamen ciddiydi.

Fiber için ortak şirket kurma polemiği

Öncelikle konunun ne olduğuna beraberce bakalım:

Turkcell’in şu andaki yıldız genel müdür yardımcısı İlker Kuruöz, 21 milyon haneye fiber gitmesi gerektiğini diye getirmiş. Kuruöz bunu üç operatörün yapması için gereken maliyetin 16,5 milyar dolar olacağını hesaplamış kabaca. Eğer bunu tek bir şirket yaparsa o ücretin 3,9 milyar dolara düşebileceğini öngörmüş. Yani teorik olarak böylesi bir çalışmanın ülke ekonomisine ve cari açığa yaklaşık 12,6 milyar dolarlık bir katkısının olacağını öngörmek mümkün.

Turkcell 375 aşkına bir kuleden diğer kuleye

Turkcell 375 megabitlik mobil hızı taahhüt olarak verdi. Basın bültenlerinde bunu vurgulamaya devam ediyor. Bu kadar çok söyledikten, bu algıyı yerleştirdikten sonra “ama çok insan gelirse tabi 375 olmaz” diyebilecek mi… Bu tartışmaya açık. Çünkü 3G Türkiye’ye gelmeden önce hiçbir şekilde 5 megabit olacak 10 megabitin altına düşmeyecek gibi taahhütler verilmemişti. Bu da insanları gereksiz bir beklenti içine girmekten kurtardı.

Yani “5 olacak çok yoğunluk olmadığı sürece 3’ün altına düşmeyecek” gibi daha güvenli iletişimi tercih etmeyip 375 gibi net bir rakamın söylenmesi bir süre sonra “bak gördün mü yapamamışlar” denmesini engelleyebilecek mi? Biraz Türk insanını tanımak lazım: 375 dedikten sonra 374 megabit internet verirseniz 100 megabit deyip 101 megabit veren insandan daha kötü durumda olursunuz. Bunu tarihe not düşelim…

Turkcell geçtiği basın bülteniyle 4G için (4,5 değil, hele Türk dilbilgisi kurallarına göre yaşıyorsak 4 nokta 5 hiç değil) baz istasyonları kurulumlarını  hızlandırdığını dile getirdi. Turkcell’in 2017 taahhüdü ise 1.000 megabit veya bir gigabit…

İlker Kuruöz alıntısıyla dağıtımı yapılan bültende Kuruöz’ün ağzından Turkcell iş ortakları dile getirilmiş. Buna göre Huawei ve Ericsson, Turkcell’in ana iş ortakları. Kuruöz yerli baz isasyonlarının testlerine de devam ettiklerini diye getirdi. Bu nokta beni çok şaşırtıyor. 1 Nisan’da 375 megabit internet taahüdü altına girmişsiniz, koştur koştur baz dikiyorsunuz. Ne zaman ve neden sonra Türk baz istasyonu dikeceksiniz? Mevcutları mı sökeceksiniz yoksa bunları o zamana kadar dikmediğiniz (mesela) Doğu Anadolu’ya mı göndereceksiniz? Bu koşturmaca içindeki kurumların başlarının böylesi acayip şeylerle ağrıtılması ne kadar acı…

Kapalıçarşı’da baz istasyonu polemiği

Baz istasyonlarının çektiğini bu ülkde hiçbir şey çekmedi. Gazetelere yansıyan kulaktan kulağa yayılan bir haber çıktı: Baz istasyonları Kapalıçarşı bölgesinde yoğunlaşmış, 100 üzerinde baz istasyonu varmış, bunlar sağlığa zarar verirmiş… Halkım hemen bu haber üzerine ayağa kalktı tabii ki…

Çin’in mobil operatörleri bazları birleştirdi

Çin’in üç büyük mobil şebeke işletmecisi olan China Mobile, China Unicom ve China Telecom ellerindeki tüm baz istasyonu kulelerini üç şirketin ortaklaşa kurdukları yeni bir şirket olan China Tower isimli şirkete devrettiklerini açıkladılar. Geçtiğimiz aylarda detayları şekillendirilen anlaşmaya göre her işletmeci elindeki kuleleri China Tower şirketine devredecek ve yeni şirkete devrettiği kulelerin değeri oranında ortak olacak. 30 Kasım 2015 tarihi itibariyle tüm devirler gerçekleştirilmiş olup son durumda China Tower şirketinin içerisinde China Mobile’ın yüzde 38, China Unicom’un yüzde 28,1, China Telecom’un yüzde 27,9 ve China Reform Corporation’ın yüzde 6 payı bulunmaktadır. Söz konusu üç şirket kule yönetimini tek bir şirket altında toplayarak yatırım ve işletme giderlerini düşürmeyi amaçlamaktadır. Buna ek olarak gereksiz altyapı yatırımının önüne geçilecek ve gelecekteki altyapı ihtiyaçları daha sağlıklı planlanacak.

Bu bakış açısıyla dünyada bizimki gibi herkesin kendi baz istasyonunu diktiği ülkelerin sayısı giderek azalıyor. Biz her şirket için ayrı paralar veren har vurup harman savuran bir ülkeyiz ve hiç neden farklı bir şey yapılamıyor diye tartışmıyoruz bile…

 

Yerli baz istasyonu konuşmak Nokia’ya düştü

Heiko Straulino

Öyle acayip bir ülkeyiz ki biz… Neyi niye yaptığımız o kadar belirsiz ki… Gazetelere yansıyan bir haberi sindirmek için kendi kendime üç dört gün bekledim. Konu yerli baz istasyonuydu. Şimdi on binlerce yeni baz istasyonu gelecek ya 4G ile beraber… Onları Türkleştirmek zorundayız ya kanun olarak. Nasıl yaparız diye bakınıp durma zamanımız başladı.

Bence yerli baz istasyonu tartışmalarının en enteresan ayağını Nokia’nın Münih Teknoloji Merkezi Başkanı ve İnovasyon Direktörü Heiko Straulino gerçekleştirdi. Bizim Türk baz istsayonu için harcayacağımız çabayı çok önemli buluyor ve diyor ki “yerli bir baz istasyonu üretmek teknolojik olarak bir meydan okumadır…” 

Ben anlamıyorum ki Straulino neden böyle bir şey söylüyor? Kendini Türk mü görüyor? Bizi Finlandiyalı mı sanıyor?

Biz baz istasyonlarını Türk yapacağız deyince Ericsson’dan Huawei’ye Nokia’ya kadar herkesin bir Türkleşesi tuttu. Parasını verince herkesi Türk yapabiliyormuşuz meğerse ne güzel…

Ha şu anda da baz istasyonlarımız yerli zaten. Aküsünü yapıyoruz, sanayide dış kaplamasını yapıyoruz, aküsünü yapıyoruz, dış kaplama, akü…

Yani kısaca biz Türkiye’de teknoloji üretmek yerine yabancı teknoloji şirketlerini Türkleştirerek konuyu hallettik sanırım…

Karasu baz kapatmaktan gurur duyuyor

Karasu Belediye Başkanı Mehmet İSPİROĞLU

Dün Vodafone’un Sakarya’nın Karasu ilçesinde belediyenin baz istasyonu sökümü üzerine yaptığı veryansını yorumlu olarak sizlerle paylaştım. Bugün Turkcell de aynı minvalde bir metin paylaştı. Biraz daha yumuşak ama aynı anafikre sahip bir metinle…

Ben size Karasu Belediyesi’nin karşı cevabını da iletip ardından yorumlarımı sunmak istiyorum. Karasu Belediyesi diyor ki:

Baz istasyonlarının İnsan ve Çevre sağlığını olumsuz yönde etkilememesi, kent estetiğini bozmadan ve çevre kirliğine yol açmadan denetlenerek kamu otoritesi tarafından yasa ve yönetmeliklere uygun olarak kurulması ve ölçüm değerlerinin belirli periyodlarla ilçemiz halkına bilgi verilmesi çok önemlidir.

Gizli ve kamuflajlı kaçak olarak kurulan Baz istasyonlarının denetlenebilir, sağlığa zararı olup olmadığı ölçülebilir olmalı ve imar kanunu gereği kurulumları yapılmalıdır.

Anayasanın ve kanunlarımızın biz Kamu idarelerine, Kamu yararına verdiği uygulamaları kamu hizmetlerini aksatmayacak, sekteye uğratmayacak ve kolaylaştıracak uygulama çalışmalarımıza devam etmekteyiz.

Vodafone Telekomünikasyon A.Ş., Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. ve İlçemizde bulunan diğer Gsm Baz İstasyonlarına 3194 Sayılı Kanuna Göre İşlem yapılması Gerektiğini  ve esasları ile ilgili gerekli bilgiler verilmiştir.

Ancak Vodafone Telekomünikasyon A.Ş 17/11/2015 tarihinde mobil iletişim kesintisi ve çekim noktalarına yapılan müdahale sonrasında abonelerine sms ve yerel basın aracılığı ile bilgi vermektedirler.

Karasu Belediyesi olarak abonelerin iletişim kesintisi ile ilgili gerekli idari çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Belediyeler Yerel halkın yaşam alanlarını Kanunlara uygun şekilde korumak ve adaletli olmak zorundadırlar. Eşitlik ilkesi Anayasanın kesin ve emredici hükümleri arasında yer almaktadır. Nasıl ki; Bir vatandaş kendisine Kanunlar ile tesis edilmiş İmar alanlarında gösterilen şekil ve biçimin dışına çıkınca İmar Kanununun emrettiği müeyyideler ile karşı, karşıya kalıyorsa, bu tür yapılaşmalara ve çevre kirliliğine yol açan firmalara’ da bu müeyyidelerin uygulanması gerekmektedir. Kamu yararı ile biz bu işi yapıyoruz, Haberleşme özgürlüğünü sağlıyoruz demek Kanun hükümlerine aykırı davranmayı gerektirmemektedir. Kanunlar bireylerin uyması gerektiği düzenlemelerdir. Anayasa önünde her birey eşittir.

Belediye olarak her türlü kolaylığı sağlamamıza, uyarı yazıları yollamamıza rağmen GSM Operatörleri Belediyemiz ile iletişime geçmemiştir. Kanunsuz ve insan sağlığına zarar veren istasyonları işletmeye devam etmişlerdir. Belediyemiz Kanunları Uygulamaktadır. Uygulamaya devam edecektir.

Evet şimdi de TKNLJ formatında yorumlarımıza gelelim…

Bir belediye kafasına göre baz kapatabilir mi?

Baz istasyonları konusu ülkemizin en önemli hassasiyetlerinden biri oluşturuyor. Bizim telekomünikasyon diye bir yapımızın olabilmesi için baz istasyonlarına ihtiyacımız var. Ama her nasılsa ülkede bazı insanlar bundan rant sağlamaya çalışıyor. Halkı korkutup şirketlerden para almaya çalışanlar… Belediye olarak bütçeye katkıyı her seferinde GSM operatörlerinden sağlamaya çalışanlar. Sonunu düşünmeden halkın haberleşme özgürlüğünü hiçe sayıp kanun çıkaranlar…

İşte bunun örneklerinden biri 17 Kasım 2015 tarihi itibariyle Sakarya’ya bağlı Karasu Belediyesi’nde bulunan Vodafone baz istasyonlarında yaşandı. Karasu Belediyesi tarafından hiçbir yargı kararı olmadan baz istasyonlarını mühürleyerek devre dışı bıraktı.

Vodafone hiç de alışık olmadığımız bir şekilde gece vakti bülten geçerek “nedir bu” demek durumunda kaldı.

Vodafone’un açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Ülkemizde çekim noktalarının kurulumunda, 2009 yılında Anayasa Mahkemesi’nin Telekomünikasyon Kanunu Ek 35. Maddesi’ni iptal etmesi ve iptal edilen maddenin yerine yenisinin gelmemesi nedeniyle operatörlere fiili müdahaleler gerçekleşmektedir. Vodafone Türkiye olarak çekim noktaları kurulumunu düzenleyen bir imar mevzuatı altyapısına acil ihtiyaç duyulduğunu uzun süredir dile getirmekteyiz. Mevcut durum Karasu Belediyesi tarafından istismar edilmiş ve yargı yoluna gidilmeden fiili olarak çekim noktalarının elektrikleri kesilmiştir.

Özellikle deprem bölgesi olan Karasu’da acil durumlarda halkın iletişimini sağlayacak olan mobil iletişim altyapısının hiçbir yargı kararı olmadan devre dışı bırakılmak suretiyle abonelerimizin iletişiminin kesilmesi, kabul edilebilecek bir durum değildir.

Anayasa ile güvence altına alınmış bir hak olan “Haberleşme Hürriyeti” ve Yasa’da ifade edilen “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir” ilkesine hizmet eden bir kurum olarak, Karasu halkının iletişim özgürlüğüne haksız bir müdahalede bulunulduğunu düşünmekteyiz. Vodafone Türkiye olarak, Karasu Belediyesi’nin bu müdahalesine karşın idari ve yasal süreci başlatmış ve bu fiili davranışın sonuçlarının ne olacağını Belediye’ye yazılı olarak bildirmiş bulunmaktayız.

Müşterilerimizin kesintisiz iletişimlerine devam edebilmeleri için konuyu yakından takip etmekte ve sağduyulu bir çözüm üretilmesi için Belediye ve ilgili otoriteler nezdinde girişimlerimizi sürdürmekteyiz.”

Gerçekten kuzum siz baz istasyonları olmazsa nasıl cep telefonlarıyla konuşulacağını düşünüyorsunuz? Velev ki kanser yapıyor, neden bunu devletin resmi kurumlarından kimse dile getirmiyor? Karasu Belediyesi mi çözdü dünyanın altından kalkamadığı sorunsalı? Bir tek bana mı saçma geliyor bu?

Daha önce senelerce Karasu’da oturmuş biri olarak soruyorum: Şu anda Karasu’da ambulans çağırmak isteyen biri bunu yapamaz ve başına bir iş gelirse 2014 yılında yüzde 50’nin üstünde oyla seçilen AKP belediyesi mi üstlenecek sorumluluğu?

Devlet bir an önce iletişim gibi bu hafta bütçe açıklarını rekor biçimde kapatan her sene milyarlarca liralık vergiyle herkesi besleyen sektörü birkaç kişinin üst beyin kararlarına bırakılamaz.

Başta ilgili bakanlıklar olmak üzere BTK gibi kurumları sorumlu davranmaya davet ediyorum…

 

Türkiye’de fabrika kurunca harbi Türk olacak

4G’nin Türk olması gerekiyordu. Sözde Türk özde yabancı NETAŞ gibi firmalar devreye girdi. Herkesin ağzına bir parmak bal çaldı ve 4G’ye yüzde 30 ile başlayan yüzde 45’e kadar varan yerlilik zorunluluğu getirildi. Bu konuda çok yazdık çizdik ama açılan bu yolun doğru olmadığını kimseye anlatamadık.

Ericsson bize yardımcı oldu ve yerlilik şartının aslında ne kadar saçma ve baypas edilebilir bir şey olduğunu bize kanıtlar nitelikte olduğunu gösterdi. Milliyet gazetesinde Hanife Baş tarafından yapılan röportajda Ericsson genel müdürü Ziya Erdem İsveç’teki merkezden onay çıktığını, Türkiye’de fabrika açacaklarını dile getirdi.

Bu haber şu fıkraya çok benziyor:

Adamın biri iş başvurusunda bulunmuş. görüşmeye çağırmışlar. Görüşme sonuna doğru adama insan kaynakları yetkilisi sormuş:
– “Peki beklentileriniz ne?”
Adam saymaya başlamış:
– “Öncelikli olarak bir araba istiyorum. Ayrıca şu anda bulunduğum dairenin kirası biraz fazla, onu da şirketin karşılaması iyi olur. Maaş olarak da 10,000 dolardan aşağı çalışmam.
İnsan kaynakları yetkilisi dinledikten sonra konuşmaya başlamış:
– “Biz sana son model bir jip ve boğazda bir villa vereceğiz. Ayrıca bizim bu pozisyonumuz için planladığımız maaş 30.000 dolar”
Adam yerinde duramaz olmuş ve heyecan içinde “şaka yapıyorsunuz!!!”.
İnsan kaynakları yetkilisi gülmüş:
– “Evet ama önce siz başlattınız…”

Şimdi Türkiye’de her şeyi İsveç’te tasarlanmış baz istasyonu üretince biz yerli üretim mi yapmış oluyoruz diye sorarsak Ericsson’un cevabı çok açık olacak: “Evet ama önce siz başlattınız…”

 

Yabancı otomobilleri Bursa’da üretince Türk olduğunu düşünüyorsak baz istasyonlarını burada üretince Türk olduklarını söylememek için hiçbir sebebimiz yok. NETAŞ ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı orada burada üretilmiş birkaç parçayı bir araya getirerek Türk baz istasyonu diyebiliyorsa Ericsson’un Türk olmasına da inanılabilir.

Ericsson için değişen bir şey yok. Çin’de fabrikaları varmış. 5-6 milyar dolarlık ürün satışı için bir tane de burada açarlar olur biter. Bir de Ziya Erdem’in vurguladığı gibi yerli tedarikçilerden mal almak filan işin içine girince… Mohikanlılar kadar yerli olabilir Ericsson devletimizin bakış açısıyla.

 

Türkiye bundan kazançlı çıkar mı? Elbette çıkar. Burada bir fabrika alanı satmış oluruz. En azından 50 kişiye istihdam sağlarız. Kablo mablo teradarikçi derken en az 10 KOBİ ekmek yer burdan. Yemek firmalarımız fabrikanın öğlen yemeklerini satar. Fabrikya ürün getirip götürmek için kamyonlarımız vızır vızır çalışır. Bayağı kazanırız bu işten yani…

Ha siz teknolojik olarak bu işten kazançlı çıkar mıyız diye soruyorsanız… Yok. Ericsson yıllık milyarlarca dolarlık Ar-Ge’sinin karşılığını bize öyle ya da böyle mal satarak alacak.

Biz ise hala 40 milyon dolara 4G baz istasyonu yapabileceğimizi söyleyip duracağız…

Önemli Not: Bu yazıyı okuyup da Ericsson’un burada fabrika açmasına karşı olduğumu düyünmeyin. Hatta taraftarım. Bence bu yapılan iş, Türklük şartı koyarak ülkeyi teknolojide yukarı çektiğini sananlara karşı yapılmış harika bir harekettir. 

4G geliyor diye seviniyorsunuz ama baz diktirecek misiniz?

Bakıyorum ve görüyorum ki herkeste 4G geliyor diye bir bayram havası. Yaşasın hızlanacağız, yaşasın daha iyi çekecek. Ama bizim sorunumuz teknoloji miydi çekmemesinde veya daha yavaş olmasında? Hayır. Biz baz istasyonu dikilmesine izin vermiyorduk hatırlarsanız… Biz bir baz istasyonu bizi korkutursa onu söktürebiliyorduk hatırlarsanız.

Hürriyet’te Ahmet Can güzel bir haber yapmış, 4G ile birlikte baz istasyonu sayısı yüzde 30 artacak demiş. Yani mevcutta bulunan 100 bin baz istasyonu, kaba bir hesapla 130 bine çıkacak.

Ama şu anda herkes çevresindeki baz istasyonlarını söktürüyor. Bırakın yenisini dikmeyi eskilerini görmeye dahi katlanamıyoruz. Baz istasyonları reklam panosu, su deposu ve ağaç şeklinde kamufle ediliyor. Kimse baz görmek istemiyor ama herkes telefonu iyi çeksin, 4G ile donatılsın istiyor.

Vatandaşınanlamsız baz korkusu bir yana… Bir de yerel yönetimlerin nasıl yapsak da şuradan iki para da biz alsak çakallığı var. Ne alan verirler baz için ne de fiber çekmek için kazı yapılmasına izin…

Özetle… Bizim ülkemizde 4G çok zor.

Depremin yıldönümünde teknolojiyi hatırlayalım

17 Ağustos 1999 yılında teknolojiyle o kadar da haşırneşir olmayan kullanıcılara deprem zamanı neler yaşandığını ve buna karşı teknolojnin bugünkü haliyle neler yapabileceğini bir hatırlayalım. TKNLJ formatında…

  • Öncelikle teknolojiden biraz bahsedelim: Baz istasyonları üstünden istediğiniz kadar adam sonsuz konuşma yapamaz. Bu oranları vermek istemiyorum çünkü şirketten şirkete değişen oranlar. Ama kabaca özetlemek gerekirse örneğin bir baz istasyonu eş zamanlı olarak 10 kişiyi konuşturabilir. Türkiye’de de 100 binler değil 10 binler mertebesinde baz istasyonu bulunuyor.
  • Baz istasyonları üstünden konuşturmak sesi taşımak olarak değil özellikle eş zamanlı konuşan insan sayısını ayarlayabilmek adına büyük bir mühendislik istiyor. Öyle bir yerleştiriyorsunuz ki baz istasyonunun gözleri hiçbir zaman atıl kalmıyor ama aradığınızda mutlaka karşı tarafa ulaşabilecek bir ortama da sahip oluyorsunuz.
  • Ancak baz istasyonlarının bu rakamsal yönetimi olağan zamanlar için tasarlanıyor. Olağandışı günlerde ne yazık ki tüm hesap şaşıyor. Nedir olağanüstü zamanlar? Bayramlar… Çok insanın bir araya geldiği Gezi olayları tadındaki etkinlikler… Normal zamanda in ve cinin top oynadığı Galatasaray Stadı’nın bir gün içinde 50 bin kullanıcının üstünde sayıya ulaştığı zamanlar… Ve elbette deprem gibi iletişime yoğun ihtiyaç duyulan afetler…
  • 1000 yılında gece saat 03:06’da sokağa çıktığımızda iletişim neredeyse kesilmişti. O zamanlar daha az cep telefonu vardı ama daha da az baz istasyonu vardı buna bağlı olarak. Oranlar sanırım bugünküyle aynıydı. Cep telefonları, sabit telefonlar ve internet gibi bilinen tüm iletişim kesilmiş durumdaydı.
  • Biz ilk iletişimimizi yoldaki ankesörlü telefonlar üstünden gerçekleştirebilmiştik. Ceple konuşabilmeye başladığımızda neredeyse sabah saatlerini bulmuştuk.
  • İkinci büyük deprem, Bolu depremi, akşam saatlerine yakın bir zamanda oldu. Telefonlar yine kesildi. O zaman en önemli iletişim kanalı olarak elde SMS kullanılabilir kaldı. sesli iletişim başlatamıyordunuz ama SMS attığınızda 3 dakika 5 dakika her neyse kuyruğa girip size bir şekilde geliyordu.
  • O zamanlar mobil internet bildiğiniz yoktu. GPRS kullanımı bile doğru dürüst başlamamıştı. Bir tek karasal internet kullanıyorduk o da telefonlarla çevirmeli internete bağlandığımızdan telefonlar çalışmayınca onun da çalışmaması söz konusu oluyordu.

Bugün Anadolu Ajansı bir haber geçti. Habere göre afetlerde, baz istasyonlarının zarar görmesi veya yetersiz kalması durumunda artan haberleşme talebini karşılamak üzere 25 ilde bulundurulması kararlaştırılan uydu transmisyonlu mobil baz istasyonu sayısı 40 şehre konumlandırılacağı dile getirildi.

Deprem başta olmak üzere doğal afet ve acil durumlarda haberleşmenin kesilmesi engelleyecek çalışma, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) koordinasyonunda, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) ve GSM işletmeleri tarafından yapıldı. Buna göre, 40 uydu transmisyonlu mobil baz istasyonunun her biri en az iki ili kapsayacak. Bu sayede Türkiye’nin tamamı doğal afet durumlarında haberleşme sorunu yaşamayacak şekilde kapsama alanına dahil olacak.

Ancak vurgulamak lazım: Bunlar vatandaşın istediği gibi ve kadar konuşabilmesini sağlamaya yönelik değil. Bu yüzden baz istasyonu sayısını artırmalıyız, bu yüzden baz istasyonlarının konuşlandırılacağı binaların da depremde zarar görmeyecek yapılar olmasına dikkat etmeliyiz. Bu yüzden fiber temelli data iletişimini artırmalıyız. Fiber dağılımını belediyelerin rant kapısı olmaktan çıkarıp tüm ülkenin her deliğine sokmalıyız.

Deprem kapıda ama bizde hala bir tevekkül bir tevekkül…

Nokia telefonu sattı baz istasyonunu aldı

Geçen yıl cep telefonu operasyonunu 7.2 milyar dolara Microsoft’a satan Nokia, daha önce yaptığı ama çok da fazla bağırmadığı altyapı işine giriyor. En büyük rakiplerinden biri olan Alcatel-Luceııt’ı 15.6 milyar Euro’ya aldı.Yapılan anlaşmada Nokia, Fransız telekom şirketi Alcatel-Lucent’i hisse takası yöntemiyle aldı.

Bernstein Research raporuna gore yeni şirketin küresel kablosuz iletişim sektöründe yüzde 35 payı olacak. Sektörde Ericsson’un yüzde 40. Çinli Huawei’nin yüzde 20 payı bulunuyor. Öte yandan Alcatel’in kablosuz biriminin geliri, 2014’te 4.7 milyar Euro seviyesindeydi…

Bu noktada sormamız gereken anahtar soru şu: Nokia ve Alcatel-Lucent birleşmesinin Türkiye’de 4G’ye etkisi olacak mı… Çünkü Türkiye’de yaklaşık 3-5 milyar dolar arası bir baz istasyonu yenilenmesi söz konusu. Bu da dünyanın her şirketini uçuracak cinsten…

Baz ölçümü internete taşındı ama…

Dünya gazetesinin haberine göre BTK, kurduğu Elektromanyetik Alanları Sürekli İzleme Sistemi (ESİS) cihazı ile okul, hastane, park gibi kalabalık ortamlardaki elektromanyetik alan oluşturan cihazların denetimini kontrol altında tutmak için baz istasyonları ölçüm değerlerini internet ortamına taşıdı. Bu kapsamda baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik alan şiddetleri ölçülüyor ve bunlar kamuoyu üe internet ortamında paylaşıyor.

BTK Başkanı Tayfun Acarer, proje kapsamında bugüne kadar Ankara’da 10, İzmir’de ise 5 adet olmak üzere toplam 15 cihaz kurulduğunu belirterek, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’mn istemiyle ölçüm cihazlarından bir tane de Taksim Meydam’na kurduklarım, bu alanda yapılacak ölçümlerin sonuçlarının da an be an takip edilebileceğini bildirdi.

İncelemeleri bu adresten yapabileceğiz.

Çok güzel ve akıllı bir hizmet… Ama keşke bu incelemeleri daha çok alanda yapsak. Türkiye gibi bir coğrafyada 15 cihaz nedir ki? Halkımızın neler olup bittiğini anlaması için bence yeterli değil. Umarım BTK bu konuda sesimizi duyar…

Ben bu paylaşımları anlamıyorum


Erkan Akdemir Sabah gazetesinden Timur Sırt’a röportaj vermiş. Uzun uzun anlatmış. Arada takıldığım noktayı da Timur Sırt kutu yapmış: Paylaşım konusu…

Erkan Akdemir diyor ki: Ortak altyapı, kaynakların doğru kullanılması için şart. Özellikle mobil frekans konusunda bu adaleti sağlamak daha önemli. Kırsal alanlarda mobil iletişim evrensel hizmet kapsamına alındı. 3 operatörün kullanabileceği 2000 kulede paylaşım için düğmeye basıldı. 1000 kulede ortak altyapı kullanıma açıldı. Şimdi yarıdan fazla yerde ortak kullanım başladı. Burada kaynaklar doğru kullanıldı. 4G için de doğru bir örnek diye düşünüyorum.

 

Gelelim benim anlamadığım noktaya: Bu paylaşım nasıl bir şeydir ki sadece TT grubunun söylediği her şey daima doğru olur?

Bir tarafta baz istasyonları konusunda yatırım yapmakta göreli olarak geri kalmış bir şirket var. Bunun için diğerleriyle eşitlenebilme adına baz istasyonlarının ama direklerinin ama kullanımının paylaşımını istiyor.

Diğer tarafta parasını verip fiber döşemek isteyen şirketler var. Onlar devlet tarafından paylaşıma itiliyor. Ama o paylaşma zorunluluğu yüzünden ülkede doğru dürüst fiber döşenmeden yıl kapanıyor.

Yani konu bazsa paylaşmak doğru, fiberse değil.. Yani konu Avea’nın paylaşımıysa doğru, Türk Telekom’un ise doğru geri kalan herşey yanlış…

Haberin gerisi Erkan Akdemir’in arabasındaki şarkılar ve çocuklarıyla yaptığı Doğu Karadeniz gezisi… Rekabet anlamında birlikte olmaması gereken iki kurumun kendi içinde eş yönetici kullanmasıyla ilgili bir konu bulamadım…

Avea’dan Vodafone’a şarj polemiği

Vodafone bizim yeni teknoloji sayesinde yüzde 25 daha fazla şarj dayanıyor dedi ve oralık şenlendi. Daha basın toplantısında gazetecilerin “iyi de ötekilerin şarj durumu nedir” şeklindeki yoğun sorulara maruz kalan şirket belli ki Avea’yı da ikna edememiş.

Bugün büyük gazetelere tam sayfa ilan veren Avea, Vodafone’u isim vermeden hedef alan çok ciddi açıklamalarda bulunmuş. Bunları TKNLJ formatında inceleyelim:

  • Avea açık bir biçimde atmayın hepimizin teknolojisi aynı şarjımız aynı gidiyor demiş
  • Avea tabii ki bizimkilerin şarjı daha az gidecek bizimkiler çok konuşuyor demiş
  • Dünya ortalamasının iki katı kadar internete girildiğini öne sürmüş
  • Türkiye’deki en çok mesajı Avealılar atıyor demiş
  • Bu reklamı yapmaları çok tehlikeli çünkü herkes biliyor ki şarjı bitiren en önemli etmenlerden biri baz istasyonu sayısının yetersizliği… Avea’nın da baz istasyonu konusunda karnesi harika sayılmaz
  • Avea çok konuşturup çok SMS attırmakla değil karlılıkla da övünebilmeli… Ama hepimizin bildiği gibi hiçbir basın toplantısı veya bülteninde kar-zarar tablosundan hiçbir şekilde bahsetmiyorlar (Bu konuyu dile getirmekten vazgeçmeyeceğim. Bir gazeteci olarak aptal yerine konmayı ben kendi adıma reddediyorum)
  • Reklam fikri çok güzel olmuş. Ama polemik kapısı bir kez açılırsa oradan içeri girenlerden bir tek bunun haberini yapan gazeteciler karlı çıkar. Şirketlerin birbirini yemesi seköre daima zarar vermiştir…

Halkın 4G algısına atarlanma vakti

Genelde bilgi üstünden gitmeden fikir sahibi olmaya çalışan ülkemizde Ericsson harika bir araştırma gerçekleştirdi.  Türkiye genelinde 25 şehirde, ayda en az bir kez akıllı telefon üzerinden mobil internet kullanan toplam 1.500 kullanıcı ile yüz yüze görüşmeler yapan şirket kullanıcıların ihtiyaç ve isteklerinin listesini çıkardı.

Fakat halkımızın öylesine enteresan bakış açıları var ki, yapılan araştırmaya değil, verilen cevaplara atarlanma hakkı verdi bana… Düz yazılar araştırmadan notlar, eğik olanlar benim atarlarım…

  • Türkiye’deki kullanıcılar teknolojiye meraklı ve yeni cihaz sahibi olma konusunda oldukça istekli… (Bunu 9 ayda bir değiştirdiği cep telefonlarından da anlayabilirdik)
  • Kullanıcıların % 43’ü, akıllı telefonlarının hayatlarının önemli bir parçası olduğunu ifade ederken, %37’si operatör seçerken maliyetten önce hıza önem veriyor. (Bunu mevcut operatörlerin müşteri sayısından da anlayabilirdik)
  • Kullanıcıların % 40’ı cihaz alırken en son çıkan modelleri tercih ediyor. (Bunu mevcut telefon satışlarından da anlayabilirdik)
  • Mobil servislerin kullanımı, Türkiye’de çok aktif durumda ve sosyal medya, anlık mesajlaşma, uygulama indirme gibi pek çok serviste İngiltere, Amerika, Almanya gibi ülkeleri gerisinde bırakmış durumda. Örneğin, Türkiye’deki akıllı telefon kullanıcılarının %91’i haftada en az bir kez sosyal ağlara bağlanırken, Amerika’da bu oran %81, İngiltere’de %77 ve Almanya’da ise %70. Bu sonuç, Türkiye’de mobil genişbant penetrasyonunun diğer ülkelere kıyasla henüz daha düşük, fakat hızlı bir yükseliş trendinde olması ile açıklanabilir. (Bunu sosyal ağ kullanımıyla açıklamak doğru olmayabilir. Zira sosyal ağlan söz konusu olduğunda işin bilgi işlemek değil geyik yapma tarafında olduğumuz ortaya çıkabilir)
  • Akıllı telefon kullanıcılarının internet üzerinden sesli/görüntülü görüşme ve anlık mesajlaşma hizmetlerini kullanımı yine pek çok ülkenin ilerisinde seyrediyor. İnternet tabanlı bu iletişim hizmetleri geleneksel operatör ses ve SMS hizmetlerini tamamlıyor ancak onların yerini henüz almış değil.
  • Kullanıcıların yüzde 56’sı her gün hem SMS hem de internet üzerinden anlık mesajlaşma servislerini kullanıyor. Her gün internet bazlı anlık mesajlaşma servislerini kullanıp SMS kullanmayan kullanıcılar ise sadece %6 seviyesinde.
  • Benzer sonuç arama servisleri için de geçerli. Kullanıcıların %38’i her gün hem internet üzerinden sesli/görüntülü arama, hem de operatörler üzerinden normal arama gerçekleştiriyor. Her gün internet üzerinden telefon görüşmesi gerçekleştiren fakat mobil operatör üzerinden ses çağrısı yapmayan kullanıcılar ise %5’te kalıyor. (Sanırım bu noktada daha detaylı bir araştırmaya veya soruya ihtiyaç var. İnternet üstünden konuşma yapan ama operatörü kullanmayanların sayısı yüzde 5 olarak verilmiş ama operatörden konuşma yapan ama iletişiminin çoğunluğunu internet temelli götürenlerin oranına bakmak da lazım. Onlar geleceğin potansiyel GSM hattını çöpe atacak kitlesidir)
  • İnternet iletişim servis kullanıcıları tarafından gönderilen her 10 mesajdan 4.4’ü ve yapılan her 10 çağrıdan 3.3’ü internet üzerinden gerçekleşiyor. Bu oranlarla Türkiye; Amerika, İngiltere, İsveç ve Danimarka gibi ülkeleri geride bırakıyor. (Bu da demek oluyor ki operatörler SMS ve ses gelirlerinin yüzde 44 ve 33’ünü şimdiden internete kaptırmış durumda. Burada operatörler için yaklaşan tehlikeyi tek gören ben miyim acaba?)
  • Kullanıcılara, “Telefonunuzu aramalar/SMS için kullanmak YA DA internet hizmetleri/uygulamaları için kullanmak arasında seçim yapmak zorunda kalsaydınız, hangisini seçerdiniz?” şeklinde yöneltilen bir soruya, kullanıcıların %17’si operatör üzerinden ses/SMS servislerinden vazgeçerek sadece veri hizmetlerini kullanmayı tercih edeceğini belirtiyor. Bu sonuç, geleneksel ses ve SMS hizmetlerinin hala kullanıcıların hayatlarında önemli rol oynadığına işaret ediyor. (Soru çok zorlu. Daha basit bir şekilde sorulsas sonuç değişebilirdi. Şöyle düşünün, akıllı telefon sayısı yüzde 90’lara gelse ve herkeste açık Skype olsa, her çaldırdığınızda Skype üzerinden cevap veren arkadaşlarınız anne babanız olsa… Acaba sorunun cevabı yine aynı olur muydu?) 
  • Kullanıcıların %41’i hız ve çekim gücü anlamında servis iyileşecekse kullandığı veri paketini artırmayı düşünebileceğini ifade ediyor. (İnanılmaz bir potansiyel satış kanalı ifade ediyor bu soru. Umarım bunu değerlendirmeyi bilir operatörler) 
  • Hali hazırda mobil veri paketine sahip olan kullanıcıların yalnızca %46’sı, paketlerinin kullanımları için yeterli olduğunu düşünüyor. Kullanıcıların %40’ı ise limitsiz mobil veri paketlerine sıcak bakıyor. (Bu sorunun manası yok… Kullanıcı doğal olarak limitsiz isteyecektir. Ama havadaki kısıtlı frekans kaynağı limitsize yetecek midir? Örneğin ABD’de limitsiz paket verip batma riskiyle karşı karşıya kalmayan şirket var mı?)
  • Türkiye’de 4G’ye olan ilgi giderek artıyor. Her 10 kullanıcıdan 4’ü, 4G teknojisinden haberdar durumda. 4G’yi düşünmelerinin ana sebebi ise mevcut 3G teknolojisinden memnuniyetsizlik değil, daha ileri olarak algıladıkları 4G teknolojisinden ilgi ve daha hızlı internet kullanma istekleri olarak karşımıza çıkıyor. (Ben bunu çözemiyorum. 3G’den memnuniyetsiz değil ama 4G istiyor. Peki ne gelecek sanıyor 4G ile? 100 megabit ile cep telefonuna ne verisi indirebilirsiniz? Sanırsınız ki mobil bilimadamlarımız var) 
  • Türkiye’deki akıllı telefon kullanıcılarının en az %42’si, halihazırda 4G abonesi olma konusunda istekli ve %35’i 4G özellikli bir akıllı telefon almak istiyor. (Türkiye’deki kullanıcıların yüzde 65’i BMW ya da Mercedes almaya istekli olabilir. Ama bu onların iyi birer şoför olduğunu göstermez)
  • Kullanıcıların yarısından fazlası (%58) 4G’nin 2015’in sonuna kadar Türkiye’de kullanılmaya başlanacağını bekliyor. (Kullanıcılara neden bu soru soruluyor? Kullanıcıyı ilgilendiren bir şey değil ki bu? Bakalım lisans parası verilecek mi? Ortak baz istasyonu olacak mı? Bu sorular sizi sıktı değil mi? O yüzden de halka sorulmamalı işte 4G ne zaman çıkacak diye)
  • 4G’ye ilgili kullanıcıların %48i 4G geldiği andan itibaren 6 ay içinde 4Gye geçmeye istekli (Hangi şartlarda? Mesela 4G getirdim ama 3G’ye vereceğin paranın iki katını vermeniz lazım desem yine 6 ay içinde geçerim diyecek misiniz? Veya mevcut telefonunuzu atıp 1.000 TL daha verip yeni telefon almak zorundasın desem? Bırakın bunları)

Namaz kılanlar benden daha mı narin?

Cep telefonları için baz istasyonlarının ne kadar gerekli olduğunu söylemeye gerek yok. Baz olmazsa cep de olmuyor. Baz istasyonları için en ideal alanlardan biri de camilerin minareleri… Çünkü her mahallede gerektiğinden çok fazla var. Her birinin gerektiğinden fazla ve yüksek minaresi var. Bu minareler kimseye zarar vermeden baz istasyonu takmak için on numara yerler. Çünkü en alçak minarenin bile altına yansıtabileceği kadar yoğun bir manyetizma yok…

Ama hayır bizim halkımız camilere baz istasyonu takılmasını istemiyor. Hatta geçen hafta çıkan bir habere göre minarelerdeki baz istasyonlarına da Diyanet tepkiliymiş. Cemaat de baz istasyonlarının sağlıklarını bozduğunu düşünüyormuş. Diyanet de baz istasyonlarını camilerde yasaklamış.

Peki Diyanet neye göre bu kararı veriyor? Yani evlerin üstüne baz dikilmesinde sorun yok, alışveriş merkezlerine dikilmesinde sorun yok da camilere dikilmesinde niye sorun var? Evlerin üstüne dikilmesinde sorun görmeyen mahkemeler nasıl ve hangi hakla diyanetin minare yasağına göz yumuyor? Namaz kılanlar, camiye gidenler daha mı narin?

Bırakacaksınız bunları… Diyanetin kararı ya doğrudur ya yanlıştır. Ya baz isasyonları zarar veriyordur ve ülkemizin tamamından kaldıralım ya da genel kanı ve bize söylenenler doğrudur ve o camilerde o baz istasyonları duracak. Bunların ikisinin de doğru olması ikisinin de yanlış olması söz konusu olamaz. Bu çifte standarda bir an önce dur demeli Diyanet eğer hakkaniyeti varsa…

Bakır kabloları bitiren hırsızlar baza dadandı

Hırsızlar telekomünikasyon dünyasını çok sevdi. Şimdiye kadar bakır kabloların, dolayısıyla sabit hatla iletişimin canına okuyan hırsızlar en sonunda mobil dünyayı keşfetti.

Ankara İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, yapılan ihbarlar üzerine baz istasyonlarındabulunan akü, klima ve bakır kabloları çalarak hurdacılara sattıkları tespit edilen çeteyi, nefes kesen bir operesyonla çökertti. Çetenin 5 yıl boyunca Ankara, İstanbul, Sakarya ve Kırıkkale’de hırsızlık yaptıkları belirlendi. Baz istasyonlarının kapılarını kırarak içindeki malzemeleri çalıp Sincan ve İvedik’te bulunan hurdacılara sattıkları anlaşılan çetenin 3 elemanı suçüstü yakalandı. 100’ü aşkın olay ise aydınlatıldı.

Hırsızların bu anlamda işleri çok zor. Neden derseniz bakır kablo ile baz isasyonları arasında ciddi bir fark var: Baz istasyonları inanılmaz derecede kontrol altnda tutuluyor. Örneğin baz istasyonunun kapısı açıldığında operatörün ilgili çalışanları bunu görüşor. Elektrik vs. kesilmelerini anında tüm merkez görüyor. Hatta birçoğunda kapalı devreye kamera sistemi bile olabilir. Sonuçta bakır kablolarla baz istasyonlarının ücreti çok farklı olduğu için bunu yedirmezler gibi geliyor bana.

Bu bakış açısıyla hırsızlar sağlam kayaya tosladılar…

BTK paralel dinlemeyi araştırırken BU soruları cevaplamalı

Bugün gazetelere yansıyan BTK haberi çok sıradan. Habere göre BTK, medyada yer alan yasadışı dinleme iddiaları hakkında inceleme başlatmış. Açıklamada, Devlet Denetleme Kurulu tarafından denetlenen TİB hakkında ortaya atılan söz konusu iddialara yönelik gerekli incelemelerin başlatıldığı ifade edilerek “Karşılaşılan benzer iddialar hakkında daha önce yapıldığı gibi bu iddialara yönelik incelemeler de devletimizin yetkili organları ve kurumumuz tarafından hassasiyetle yürütülecektir” denilmiş.

Hassasiyet güzel. Devlet Denetleme Kurulu’nun çalışmaları da güzel. Ama daha önce bizim sorduğumuz bu sorulara cevap verilebilecek mi?

  1. Basına yansıyan kendini baz istasyonu olarak gösterip telefon dinleyen aletler gerçekten var mı?
  2. Kendini baz istasyonu olarak gösteren bu aletler yasal mı? Yasal bir biçimde kullanımda mı?
  3. Basına yansıdığı ve kimsenin düzeltmediği baz istasyonu ve telefon arasındaki şifreli iletişimin kırılmasını sağlayan aletler mevcut mu?
  4. Şifre kıran bu aletler yasal mı ve ülkemiz tarafından kullanılıyor mu?
  5. Bu aletler gerçekten yasalsa ve ülkemiz tarafınan kullanılıyorsa TİB’i ne gerek var? Dinlemeler zaten TİB olmadan da yapılamaz mı bu aletler sayesinde?