Şirketinizin maili şirketinizin malı

emailDünya teknolojiyi kullandıkça yeni şeni şeyler öğreniyor ve kavramlarla kuralları baştan yazıyor. Bunun bir örneğini önceki gün Anayasa mahkemesi kararından gördük. AYM, şirket çalışanlarına şirketleri tarafından verilen maillerin kullanımına dair çok önemli kararlar aldı. Buna göre şirketinizinmailiyle özel yazışma yaparsanız bu, işten çıkarma sebebi olacak, o mailler istendiği zaman delil olarak sayılabilecek.

Konuyu TKNLJ formatında masaya yatıralım:

  • Şirketler size bir elektronik posta adresi veriyor. Tıpkı size araba vermesi gibi veya şirket için ofis vermesi gibi. Siz bunu bilgisayarınızdan cep telefonunuzdan saatinize kadar çok acayip yerlerde kullanıyorsunuz. Bunu sadece iş için kullanabilmeniz mümkün mü? Lütfen bir kez daha düşünün.
  • Elektronik posta bir iletişim aracı. Eğer bunu karınıza kedili resim göndermek için veya akşam biraz gecikeceğim demek için kullanıyorsanız işten atılmalı mısınız? AYM bunu bir kez daha gözden geçirmeli. Sonuçta bir mailin maliyeti nedir? Şirket buna katlanamıyor mu?
  • Şu olursa anlayış gösterebilirim: Mesela şirketinizin kurumsal ağırlığını taşıyan mail ile bir gazeteciye cumhurbaşkanı konusunda atarlı bir yazı gönderdiniz. Gazeteci bunu hangi kimliğinizle yaptığınızı, kendi adınıza mı yoksa şirket adına mı konuştuğunuzu anlamayabilir. Ama bunu tüm zamanlara yaymak mümkün mü?
  • Diyelim ki şirkette size yanlış yaptılar ve işten attılar. Siz onları mahkemeye verdiniz. Şirketiniz o zaman maillerinizi araştırmaya başlayacak.  Arada bir tane arkadaşınıza, hatta iş arkadaşınıza “bu hafta nasıl geçirdik size futbolda” başlıklı bir mesaj bulacak. Hop size karşı yaptığı bütün haksızlıklar görünmez olacak. Bunu kabul edebiliyor mu acaba AYM? Hakkaniyetli bir karar mı olur bu?
  • Mail olarak düşünürsek yanılabiliriz. Mesela şirketinizin verdiği telefonu düşünün. O telefonla annenizi arayıp “iyi misin geçen hafta hastaydın” dediniz. Bu sizin işten atılmanız için mantıklı mıdır? Peki bu telefon hattı şirkete ait olduğu için şirketiniz sizin bütün konuşmalarınızı dinleyebilir mi anlamına geliyor bu? Çok çirkin bir hale gelmiyor mu konu o zaman?
  • Şirketin maili şirket tarafından sonsuz ve sınırsız dinlenebiliyor olması ile şirket masanızın üstüne sizin ses ve görüntünüzü takip edebilen bir kamera konması arasındaki fark nedir? AYM bunu kabul edebilecek mi?
  • Şirketler çalışanlarına “biz senin her mailinini okuruz dibine kadar takip ederiz” diye bir açıklama yapıyor mu? Bence bu kapsamda eğer yapmıyorsa cidden ona tuzak kuruyor anlamına gelir bu. Hatırlanacağı gibi devlet radar uygulamasını yoldan geçenlere söylemezse ona tuzak kurmuş sayılacağından ceza dahi kesemiyor.
  • Mailin özel hayat zamanı mı iş zamanları mı gönderildiği tartışması çok saçma. Bugün herkesin maili cep telefonunda duruyor. Cep telefonu günün 24 saati insanların yanında oluyor. İnsanların hemen hiçbiri iş saati iş dışı saati diye ayırmıyor. Madem böyle bir kaygınız var, iş saatleri dışında mail alışverişini durduracak bir sistem kurun. Bunu engelleyebiliyor musunuz? Kesinlikle hayır. Madem öyle iş saatleri dışında iş maili kullanımına da sesinizi çıkaramamanız lazım.

Anayasa’nın 22. maddesi haberleşmenin gizliliğiyle çok yakından alakalı: Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Şimdi bu maddede iş yerine ait mailler mesajlar diye bir şey geçiyor mu? Ama benim bu çıkan karardan anladığım kadarıyla bir müdür sabahtan akşama kadar çalışanının yazışmalarını okuyabilir.

Mesela ben müdürüm hakkında ileri geri konuştum. Müdür bunları takip etme imkanına sahip midir? Bu yüzdten size dava açabilir mi?

Beyler bayanlar lütfen ciddi olalım. Mail dediğimiz hikaye bizim toplam iletişimimizin önemli bir parçası. Şirket kurumsal bütünlüğüne zarar vermediğim sürece bunu kullanmam benim işten atılma sebebim olmamalı. Şirket de bunu keyfi biçimde okuyup dinleyememeli.

Lütfen hayatın gerçeklerinden kopmadan iş güç yapalım.

 

Anayasa Mahkemesi interneti özgürleştirdi mi?

Bugün Anayasa Mahkemesi bir karar alacaktı 5651 numaralı kanunla alakalı… Bu kanun, internete sınırlamalar getiren, bizim hep birlikte birçok maddesini eleştirdiğimiz bir yapıya sahip. Sitelerin kapatılması, engellenmesi ve türevi hareketler, gücünü bu kanun maddesinden alıyor.

Kanunun eleştirilecek birçok yönü varken TELKODER kanalıyla işletmecilere dokunan maddesi Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Neydi o yasanın 9. maddesi? Hemen öğrenelim:

Yer sağlayıcı, yer sağladığı hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini 1 yıldan az ve 2 yıldan fazla olmamak üzere yönetmelikte belirlenecek süre kadar saklamakla ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlüdür”, 4. fıkra, “Yer sağlayıcılar, yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yaptıkları işin niteliğine göre sınıflandırılabilir ve hak ve yükümlülükleri itibarıyla farklılaştırılabilirler

Bu niçin TELKODER’in eleştiri oklarına hedef oldu? Çünkü kullanıcıların tüm yaptıklarını iki yıl boyunca saklayacaksınız işletmeci olarak. Bu da kolay bir iş değil. Çünkü herkesin on binlerce kullanıcısı var. Bu kadar kullanıcının bilgisini iki yıla kadar saklamak kadar onları toplayabilmek de çok ciddi ve maliyetli bir iş.

Şu anda hizmet veren 300 kadar çoğunluğu TELKODER üyesi şirketlerin bu yükün altından kalkması çok da mümkün görünmüyor.

Bu alınan karar TELKODER için ciddi bir zaferdir. Bunu bir kenara yazmak lazım. Bu arada kanundan çıkarılan bir diğer şey de “erişim sağlayıcının yükümlülükleri” başlıklı 6. maddeye eklenen “Erişimi engelleme kararı verilen yayınlarla ilgili olarak alternatif erişim yollarını engelleyici tedbirleri almakla” ve “Başkanlığın talep ettiği bilgileri talep edilen şekilde Başkanlığa teslim etmekle ve Başkanlıkça bildirilen tedbirleri almakla, yükümlüdür” cümleleri.

Düşünsenize devlet diyor ki bunu engelle. Siz engellediğinizi düşünüyorsunuz ama birisi bir yol bulup giriyor. Siz bundan sorumlu olacaksınız. Devletin kendinin tam anlamıyla yapamadığı bir şeyi şirketlerden istemesi, buna bir yol bul diyerek diretmesi bana çok doğru gelmiyor…

Ama bana en çok yanlış gelen şey de şu: Bu kanunla bir savcı mahkeme kararı bile olmadan bir siteyi kapattıbiliyor. Hukuk mekanizmaları devreye girmeden, site sahibinin haberi dahi olmadan bir site öyle bir savcı istedi diye kapalı kalabiliyor. Bunun için tanımlanmış bir şey yok. Diyelim ki siteniz kapandı ve siz bunun gereksiz yere olduğunu kanılayıp açtırdınız. Mesela iki gün boyunca kapalı kaldı siteniz ve zarara uğradınız. Bu konuda tazminat da talep edemiyorsunuz.

Tanımı net olmayan bir müstehcenlik ve nasıl yapıldığı bilinmeyen bir intihara teşvik ile sitelerin kapatılabiliyor olması kimseye batmadı. Sadece bu kadar adamın verisini saklamak zor öyle her istendiğinde kapatmak da zor gibi şeylerin sonucunda birkaç cümle iptal edildi.

Yani özetle… İnternetin özgürleştirildiği filan yok. Birkaç şirketin zarara girmesi engellendi. O kadar…

Hemen sevinmeyin diye söyleyeyim dedim…

 

Anayasanın fıkralarını laz fıkrası sananlara özel…

Anayasa Mahkemesi internet için çıkarılan acayip kanunları iptal etmekten yoruldu yasa çıkaranlar böyle kararlar almaktan yorulmadı… İŞ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İLE BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA DAİR KANUN diye bir torbadan çıkan kanun bizim tartışma konumuz…

Anayasa Mahkemesi (AYM), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) dört saat içinde internet sitesi kapatmak yetkisi veren düzenlemenin iptaline ilişkin gerekçelerini açıkladı. Bunu 1 Ocak günü yayımlanan 29223 sayılı Resmi Gazete’nin 145. sayfasından itibaren anlatmaya başladı. Gazetelere özetin özeti, tavuğun suyunun suyu olarak yansıdı. Ben Resmi Gazeteyi okuyan biri olarak sizlere bunun içinden “baba başlıkları” aktarmak istiyorum. Elbette TKNLJ formatında:

  • Mahkeme açıkça eskiden suç eylemlerini aydınlatmak için bunları istiyordunuz, şimdi ne oldu da bunu değiştiriyorsunuz diye soruyor. Yeni düzenlemelerle Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuki belirlilik ilkesine aykırılık  tespit etmiş AYM. Siz ne yapıyorsunuz kuzum diyor açık bir biçimde
  • Açık, anlaşılır ve sınırları belli olmayan elastiki kavramlar vatandaşını korumaz aksine ona zarar verir diyor
  • Eğer siz öngörülebilir sonuçları olan kurallar getirmezseniz vatandaş devlete olan güvenini kaybeder diyor
  • İstenen trafik bilgilerinin ne olduğunun tanımının yapılmadan langır lungur istenmesinin hukuk devletiyle çelişeceği dile getiriliyor
  • Ortada ihbar, iddia ya da şikayet olmaksızın tanımlanmamış tüm bilgilerin istenmesinin (örneğin) yürütme organıyla iyi geçinmek zorunda olan TİB’in (vallahi AYM’nin kendi ifadesi bu) kanunsuz hareket etmesine neden olacağı belirtiliyor
  • AYM Anayasa’nın en önemli maddelerinden biri olan 20. maddenin birinci fıkrasını sokuyor cümle alemin gözüne: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini işleme hakkına sahiptir. Öze! hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz!”
  • Bunun kadar önemli noktalardan biri benim de hiç düşünemediğim farkındalık: Trafik bilgilerinin temini süreci boyunca mezkûr bilgilerin muhatabı olan kişilerin hiçbir şekilde bilgi akışından haberi olmayacaktır… Çünkü Anayasa’nın 20. maddesinin 3. fıkrası (laz fıkrası değil bu ciddiye almak lazım) diyor ki: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.
  • Datalarımızı almak isteyen insanlara önemli bir hatırlatmada bulunuyor mahkeme: Kişinin açık rızası yok ise, kişisel verilerinin işlenebilmesi imkânsızdır… O zaman suçluları nasıl yakalayacağız diyen aklıevvellere yine Anayasa okumasını öneriyor AYM. Çünkü orada deniyor ki “kanunda öngörülen haller” olmalı. Ama çıkarılmaya çalışılan kanunun hiçbir maddesinde bu öngörülür hallerden bahsedilmemiş (kaçakçılık, cinayet, rüşvet engelleme, vs…)
  • AYM inanılmaz bir cümleyle kanun yapanları vatandaşına karşı saygısızlıkla suçlamış: Düzenleme, kişilerin özel hayatına ve aile hayatının gizliliğine saygısızca dokunmakta…
  • AYM Anayasa’ın 13. maddesine de aykırılık bulmuş bu yeni kanun metninde: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
  • AYM ilerleyen satırlarda teknik tarafa da göz kırpıyor: Mezkûr bilgileri temin etme yöntemi de net ve sarih değildir… Halk dilindeki söyleyişiyle “siz daha bu bilgileri nasıl ve kimden isteyeceğinizi bilmiyorsunuz oğlum…”
  • 4 saat kuralına da gönderme yapıyor AYM: “Mevcut hâliyle dahi kamuoyunda tepki alarak eleştirilen 5651 sayılı Kanunu iyileştirmek yerine, kısıtlayıcı yöntemlere interneti izlemeyi, trafik bilgilerine erişmeyi ve erişimin engellenmesi kararlarının yerine getirilmesini hızlandıran kolaylaştıran ve bu engellemeleri arttıracak olan dava konusu bu tür düzenlemelerin, demokratik ve özgürlükçü bir yaklaşım olmadığı açıktır…” Mahkeme daha ne desin? Siz zaten kötü olan bir şeyi daha da kötü hale getiriyorsunuz demiş en net bir biçimde…
  • Bir cümle kurmuş ki mahkeme… Ben hükümet olsam bu cümleyi okuyunca utancımdan bir hafta saraydan çıkamazdım: “Toplumda bilgi birikiminin sağlanması, bilgi ekonomisinin oluşturulması ve son tahlilde, haberleşme hürriyeti, ifade hürriyeti ve basın hürriyeti kapsamında Türkiye’nin bilişim toplumu olarak küresel rekabetle yerini alma hedefleri ile örtüşmediği aşikârdır.”
  • Hem ifade hem de basın hürriyetiyle bağdaşmayan bu maddelerin varlığı hukuk devleti ilkesiyle uyuşmuyor diyor AYM…
  • AKP hükümetine ölçülü olmayı önermiş AYM. Bunu da çok kibar ve bilimsel bir yolla yapmış: Ölçülülük ilkesi, ‘elverişlilik’, ‘gereklilik’ ve ‘orantılılık’ olmak üzere üç alt unsurdan oluşur. ‘Elverişlilik’. başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, ‘gereklilik’ başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve ‘orantılılık’ ise başvurulan önlem ile ulaşılmak istenen amaç arasında makûl, meşru ve âdil bir dengenin olmasını ifade etmektedir.
  • Peki neden ölçüsüz bir kanun bu? Çünkü: Yasal düzenlemeye bakıldığında, “elverişlilik” unsuru gereği, başvurulan önlemin (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kararın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önleminin) ulaşılmak istenen amaç (erişimin engellenmesinin sağlanması amacı) bakımından her koşulda elverişli olmadığı; “gereklilik ” unsuru gereği, başvurulan önlemin (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kurarın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önleminin), ulaşılmak istenen amaç (erişimin engellenmesinin ,sağlanması amacı) bakımından her koşulda gerekli olmadığı ve ‘orantılılık’ yönünden ise başvurulan önlem (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kararın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önlemi) ile ulaşılmak islenen amaç (erişimin engellenmesinin sağlanması amacı) arasında makûl. meşru ve âdil bir dengenin bulunmadığı görülmektedir…
  • Gelelim bu kararları alanlara karşı bizim yapabileceklerimize… Elbette orada da kamyon dolusu yanlışlar var: “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” ile ilgili Anayasa nın 40. maddesinin birinci fıkrası “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” diyor. Ama hayata geçen kanunda TİB Başkanının talimatı üzerine TİB tarafından yapılacak erişimin engellenmesi kararlarına karşı -içerik sahibi de dâhi olmak üzere- kimseye itiraz hakkı tanınmamış ve gidilebilecek hiçbir itiraz yolu gösterilmemiş… Yok böyle bir dünya, olmayacak da… Tıpkı bizim ilk günden itibaren söylediğimiz gibi…
  • Kanunda erişimin engellenmesinin sınırlarının nerede başlayıp, nerede biteceği madde metninde açıklanmıyor. AYM ideal bir internet faaliyeti düzenleyen kanunun Telekomünikasyon örgütünün yapısını, temel işlevini, görev alanlarını, yetkilerini, sınırlarını ve denetim mekanizmalarını açık net ve anlaşılabilir bir biçimde belirlemesi gerekiyor. Bu böyle olmamış diyor AYM…
  • Haberleşme hürriyeti gibi anayasal hakları ancak kanun engeller burada TİB başkanı engellemeye çalışıyor ne yapıyorsunuz siz diye soruyor AYM… “Kanun benimmm” diye bağıran Cüneyt Arkın filmleriyle büyümüş nesli eleştiriyor biraz…
  • En önemli tespitlerden biri de şu: Verilere ulaşılabilirlik, kişilerin tercihleri, düşünceleri ve davranışları hakkında fikir verebileceğinden kişilerin özel hayatlarına müdahale edilme riskini içermektedir… Evet ya ben bunu istemiyorum. Benim tüm fikirlerim açık ama bunları ifade etmek istemediğim zaman devletin kristal dükkanına giren fil gibi bunların üstüne oturmasını istemiyorum!
  • Temel yanlışı ise şu cümle ortaya koyuyor: Milli güvenlik, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi konularında ilgili ve yetkili kurumların değerlendirme ve karar verme yetkileri gözetilmeksizin tek başına TİB’e erişimin engellenmesi yetkisi verilmesi… Gerçekten ya TİB ne ki bu görevlerden sorumlu olacak?

AYM’nin söylediklerinden ben sade suya bir vatandaş olarak şunu çıkarıyorum: Halkınızı zaptetmek için adam gibi yapılmamış bir kanun, adam gibi çerçevesi çizilmemiş kararlar ve TİB gibi bir kurumla bana gelmeyin. Ben yemem… Benden geçmez.

Hele o kanunun konduğu torbanın adı… Gerçekten de uzaktan bakıldığında halk o kadar aptal mı görünüyor?

Anayasa Mahkemesi yargı olmadan kapatamazsın dedi

Anayasa Mahkemesi siz öyle kafanıza göre 4 dakikada internet sitesi filan kapatamazsınız dedi. Torba yasaya sokuşturulmaya çalışılan maddeyi kökünden iptal etti.

Daha önce demişti bunuTİB’e… Tatava yapma hemen aç demişti.

Sonra başka şeyler de söyledi koskoca AYM… Bu işe BTK değil kanunlar baksın dedi.

Hükümet tüm bunlara rağmen ısrarla kanunlara gece yarısı baskınıyla torba yasa marifetiyle internet yasağı sokmaya çalışıyor. Yanu yemiyor kimse işte… Dönüş dolaşıp Anayasa Mahkemesi’ne kadar gidiyor olay.

Ya bu mahkemeyi değiştirin ya da bu kafayı. Yaptığınız anayasaya aykırı. Üç kere yapmaya çalışmanız yaptığınız şeyi daha doğru yapmıyor. Bir şeyi tekrarlayarak daha doğru hale getiremeyeceğiniz net bir biçimde göründü.

Einstein deliliğin tanımını şöyle yapar: Aynı deneyi arka arkaya yaparak farklı sonuçlar çıkmasını denemek…

Yeter artık uğraşmayın benim internetimle…

Antidemokratsınız bari şamar oğlanı olmayın…

Bu ülkeyi kuranlar, bu anayasayı yapanlar sizin gibi insanların geleceğini düşünmüş ki sansürü geirtmeyecek bir sistem kurmuşlar yasa maddeleri ve anayasa mahkemesiyle… Daha güçlü olabilirsiniz ama daha akıllı değilsiniz o zamanki insanlardan…

AYM: Bu işe BTK değil kanunlar baksın

Çok acayip, ders gibi bir olay yaşandı sessiz sedasız. Şöyle bir baktım, çok az gazete konuyla ilgilenmiş. Onlar da konuyu tam olarak çözememişler. Ben size hikayeyi anlatayım. Hem eğlenin, hem öğrenin…

  • 2008 yılının kasım ayında 5809 adında bir kanun çıkıyor. Bu kanun insanların kişisel bilgilerinin nasıl ve hangi yollarla korunacağına yönelik…
  • 2012 yılının temmuz ayında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurumu diyor ki “ne yapıyorsunuz siz böyle kanun mu olur”… Ve Anayasa Mahkemesi’ne kanunun iptali için başvuruyor.
  • İtiraz edilen 5809 nolu kanunun 51. maddesinde diyor ki “Kurum (BTK), elektronik haberleşme sektörüyle ilgili kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunmasına yönelik usül ve esasları belirlemeye yetkilidir.”
  • Peki ne sebeple itiraz ediyorlar? Anayasa’nın 2. yani ülkenin bir hukuk devleti olduğu, 7. yani yasama yetkisinin TBMM’den alınıp BTK gibi bir kuruma devredilemeyeceği dile getiriliyor. Bu arada anayasanın 13 ve 20. maddelerine de aykırı çünkü zaman ve yetki limiti yok. Çok geniş alan bırakılmış ve bu maddeyle BTK istediğini yapabilir…
  • Anayasa Mahkemesi “doğru diyorsun” diyor ve  yine hükümetin hızlı kanun yapıp karar alma alışkanlığını eleştiren birkaç küçük not düşüyor tarihe…
  • AYM diyor ki “Kişisel veri deyince öyle adı soyadı doğum tarihiyle gelmeyin bana. Bu işin içinde, IP adresi var, parmak izi var, genetik bilgi var, resimler var, üye olduğu gruplar var, tercihleri var, etkileşimde olduğu kişiler var…
  • Şöyle bir tirada imza atmış AYM:

“Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı alaçlamaktadır. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sonuçunda, gelenekse yöntemlerle mümkün olmayan çok sayıda verinin toplanabilmesi; daha önce birbirinden ilişkisiz şekilde tutulan pek çok verinin merkezi olarak bir araya getirilmesi; verilerin, veri eşleştirme ve veri madenciliği gbii ileri teknolojik imkanlarla analize tabi tutmak suretiyle, veriden yehi veriler üretme kapasitesinin artması; verilere erişim ve veri transferinin kolaylaşması; kişisel verilerin ticari işletmeler için kıymetli bir varlık niteliği kazanması neticezinde, özel sektör unsurlarınca yaratılan risklerin daha yaygın ve önemli boyutlara ulaşması ve terör ve suç örgütlerinin kişisel verileri ele geçirme yönündeki faaliyetlerinin artması gibi etkenler, günümüzde kişisel verilerin en üst seviyede korunmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasanın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde, “kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” hükmüne yer verilerek kişisel verilerin korunması hakkı anayasal güvenceye bağlanmış ve bu şekilde kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı koruma altına alınmıştır.

  • Bir diğer deyişle Anaşama Mahkemesi diyor ki “Bebeğim bu konu çok önemli. Öyle senin atadığın, senin emrinde olan adamların eline verip al istediğin gibi oyna diyemezsin. Dedirtmem sana… Gel şu işi adam gibi kanun yap sen de ben de millet de… Hepimiz rahatlayalım.”

Bu olayın ne olduğunu ne olmadığını herkes bir şekilde anlatır size… Ben halk ağzıyla özetini geçeyim istedim. Gerisi hikaye…

Youtube’u yanlış kapatanlar cezasını çeksin

Anayasa Mahkemesi, Twitter için söylemişti, kimse anlamamıştı. Şimdi bizim dediğimizi bir kez daha söyledi ve Twitter’ın ardından Youtube da açılsın dedi. AYM, ihlalin ortadan kaldırılması için kararı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ve Ulaştırma. Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na gönderdi. Yüksek Mahkeme’nin ihlal karan doğrultusunda Youtube‘un erişime açılması bekleniyor.

Şimdi hep beraber bakalım kaç günde AYM’den TİB’e gidebilecek o karar ve kaç günde hayata geçirilecek. Hep birlikte göreceğiz.

AYM Genel Kurulu 2’ye karşı 14 oyla Youtube‘a erişim engelini ifade özgürlüğünün ihlali saydı. Yani hadi be az daha bizim dediğimiz gibi oluyordu gibi bir durum da söz konusu değil. Karardaki, “Youtube‘un sınırlan belirsiz bir yasaklama kararı ile engellenmesin, demokratik toplumların en temel değerlerinden biri olan ifade özgürlüğüne ağır bir müdahale oluşturduğu açıktır” cümlesi bu ülkenin ayıbı olsun.

Şimdi size soruyorum: Bu kadar açık bir şekilde yapılan yanlış, bu yanlışın AYM’de bu kadar net bir biçimde dile getirilmesi… Bugün benim Youtube’a bağlanmak için harcadığım para, Youtube’dan video gösterimiyle kazanabileceğim para, orada takipçi haline getirebileceğim insanları elimden kaçırma… Ben küçük bir kullanıcıyım ya büyükler ne olacak? Bunların zararlarını kim tazmin edecek?

Veya bu tip kayıpları yaşamak bizim fıtratımızda var deyip geçecek miyiz?

Vurun kahpeye filmi 2014 sürümü

Anayasa Mahkemesi’nin aldığı ders niteliğindeki Twitter açma kararı hükümette derin bir yara açmış olmalı k hükümete yakın gazeteler, mahkemeyi ve Twitter’ı karalama kampanyası başlattı. Böylesi kampanyalara hazırlıklı olmak ve işin ne kadar çirkinleşebileceğini göstermek babında sizlerle bu yazılanların içinden birkaç bölümü paylaşmak istiyorum. İlki 1940’lı yıllarda çekilen Vurun Kahpeye filmini çağrıştırdı bana söylenenler. Bir kişi var ülkeye ilim irfan getirmek istiyor, ama ondan hazetmeyen sofu kesim taşlayarak öldürüyor o aydınlatmak isteyenleri. Birebir…

  • Birçok vatandaşın onur ve haysiyetinin katledildiği twitter ortamına yönelik Türk mahkemelerinin verdiği engelleme kararlarının fiilen bypas eden Anayasa Mahkemesi’nin, tarihi bir hukuksuzluğa daha imza attığı belirtiliyor: Belirtiliyor ile başlayan cümleler genellikle gazeteciliğin aczini anlatır. Kaynak gösteremeyen gazete belirtiliyor ibi muğlak ve kimden geldiği belirsiz ifadeler kullanır.
  • AYM’nin bu tercihi ile yargıda yeni bir kaos oluşmasına sebep olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Zira bundan sonra insanlar diledikleri an hiçbir alt hukuk yolunu denemeden AYM’ye başvurabilecekler: AYM’ye hangi şartlar altında başvurabileceğiniz bellidir. Bunu mahkeme internet sayfalarına gidip görev ve esasları okuyan herkes anlayabilir. Ancak karar o kadar can yakmış ki gözü kör olan insanlar bu ifadeleri kullanıyorlar.
  • AYM kararında bir hukuksuzluk noktası da, tarafların savunmaları alınmadan kararın açıklanması oldu. AYM, Tvvitter’in engellenme karannı kaldırırken bakanlık cevabının gelmesini beklemeden, idarenin savunmasını dinlemeden kararım alelacele vermekle eleştiriliyor: Kim eleştiriyor? Belli değil. AYM bir kararın nasıl anayasa ve evrensel hukuk ilkelerine karşı olduğunu dile getiriyor. Kimin savunmasını alacak? Bürokrata kapatmayalım derken sen kapat biz çaresine bakarız diyen tapelerin sahibi insanların mı?
  • 17 bin dosyanın içinden Twitter’ı buldular: Bundan yakınanlar iletişim özgürlüğünden bihaber ve ne yazık ki iletişim organı olan gazete… 13 milyon kişinin hayatını etkileyen bu karara bakmayıp neye baksalardı?
  • Biri intihalci diğeri istiklalci AYM’nin tartışmalı karannın altında imzası bulunan isimler de geçmişte yaşanan bazı skandallarla gündeme gelmiş ‘şaibeli’ isimler: Ne oldu? Başbakanın tersine gidince bir anda Türkiye’nin en yüksek mahkemesi üyeler kötü mü oldu? İşte siz bu kadar kötüsünüz…
  • Davutoğlu, “Bütün bu konularda bizim mahkemelerimizin aldığı karar var. Mahkeme kararları dünyanın her yerinde saygı duyulması gereken kararlardır” dedi: Mahkemelerin üstünde de mahkemeler vardır. Bunlar, hükümetin isteklerinin aksine birbirini denetleyen yapılardır. Ülke henüz bir padişahlık sisteminde olmadığı için politikacıların aldığı kararlar da mahekemeler tarafından kontrol edilir.
  • Davutoğlu, “Bu geçici tedbir iletişim özgürlüğünü sınırlamaya dönük değil, vatandaşlarımızın onurunu ve haklarını korumaya dönük bir tedbirdir” diye konuştu: 3 vatandaşın hakkını korumak için 13 milyon kişinin anayasal iletişim hakkını gaspetmek nasıl bir iştir? Bu konuda hiç fikir beyan etmiyor dışişleri bakanı…
  • Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, “Bu kurumlar yargı kararlarına uymalı ve özel hayat konusunda daha titiz olmalı” dedi: Bunu söylerken meydanlarda yuhalatılan anne ve babalar aklına gelmedi tabii. Veya afedersiniz Ermeni, alevi söylemleri aklına hiç gelmedi. Siz neyseniz onu yersiniz. Bu da tartışmaya açık değil.

Anayasa Mahkemesi TİB’e “tatava yapma hemen aç” dedi

Ülkede hala hukuk var dedirten olaylardan biri gerçekleşti ve Anayasa Mahkemesi TİB’e Twitter’ı açma emri verdi. Bu emirden maddeleri TKNLJ stilinde sizlerle paylaşmak istiyorum. Tarihe not düşelim, bunları mutlaka okuyalım ki bir daha kimseyi tapelerde “sen kapat biz icabına bakarız” tarzı konuşurken duymayalım…

Mahkeme Anayasa’nın 13. ve 26. maddesini hatırlatıyor:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”

Ve Anayasa Mahkemesi kapatmayı düşünen herkese derslerde sıkça kullanılması gereken bir ders vermiş:

İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden biri olup toplumun gelişmesi ve bireyin kendini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi için vazgeçilmez koşullar arasında yer alır. Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bu bağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir.

İnternet ve sosyal medyayı korumak için ekstra bir ifadede bulunmuş mahkeme:

Anayasa’da sadece düşünce ve kanaatler değil, ifadenin tarzları, biçimleri ve araçları da güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir 

Bu bağlamda ifade özgürlüğü, Anayasa’da güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmı ile doğrudan ilişkilidir. Görsel ve yazılı medya araçları yoluyla fikir, düşünce ve haberlerin yayılmasını güvence altına alan basın özgürlüğü de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılma araçlarından biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’de ifade özgürlüğüne ilişkin 10. Madde kapsamında koruma altına alınmışken, Anayasa’nın 28 ilâ 32. maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir

Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetimi en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynamakta ve önem taşımaktadır. Halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğundan basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür

İnternet modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip bulunmaktadır. İnternetin sağladığı sosyal medya zemini kişilerin bilgi ve düşüncelerini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle düşünceyi açıklamanın günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerinden biri haline gelen internet ve sosyal medya araçları konusunda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda devletin ve idari makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.

40. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir. Bu bağlamda düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin koruma altına aldığı düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti Anayasa’nın 13. maddesindeki koşullara uygun olarak, bu maddelerde belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

Neticede interneti zırt pırt kapatmak isteyenlere “yavaş olun bu ülkenin demokrasisine Anayasa Mahkemesi sahip çıkar” sözünü biraz uzatarak söylemiş:

İfade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusunda devletin ve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmelidir. Ancak bu takdir alanı da Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama kriterleri çerçevesinde yapılacak denetimde genel ya da soyut bir değerlendirme yerine, ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman, sınırlama sebeplerinin niteliği gibi çeşitli unsurlara göre farklılaşan ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Öze dokunmama ya da demokratik toplum gereklerine uygunluk kriterleri, öncelikle ifade hürriyeti üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. Nitekim AİHM de demokratik toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcı sosyal ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Buna göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilmemektedir. Aynı şekilde zorlayıcı sosyal ihtiyacın varlığı araştırılırken de soyut bir değerlendirme yapılmayıp, ifade ortamına dahil olan ifade edenin sıfatı, hedef alınan kişinin kimliği, tanınmışlık düzeyi, ifadenin içeriği, ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı gibi çeşitli hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.

Öyle bir video için bütün ülkenin sosyal medyasını yiyemezsin demek için ise yine müthiş bir açıklama yapmış:

Kamu otoritesince yapılan müdahalenin haklı sebeplere dayanması, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması sırasında hakların özüne dokunulmaması ve ölçülü olunması gerekmektedir. Hakkın amacına uygun şekilde kullanımını son derece zorlaştıran, ciddi suretle güçleştiren, örtülü bir şekilde kullanılamaz hale koyan ve etkisini ortadan kaldıran sınırlamalar öze dokunur niteliktedir. Sınırlama amacı ile aracı arasında adil bir dengenin gözetilmesi şeklinde tarif edilen ölçülülük ilkesi ile daha az sınırlayıcı ya da daha hafif tedbirlerle sınırlama amacına ulaşılması mümkün olduğu halde hak ve hürriyetleri daha çok sınırlayan, haklardan yararlanacak kişilere daha ağır yükümlülükler getiren düzenlemelerin önlenmesi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla belli bir amaca ulaşmak için alınan sınırlayıcı tedbir, gereğinden ağır ve katı ise o sınırlama ölçülü olmayacağı gibi demokratik toplum düzenine de uygun bir sınırlama olmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi kararlar evrensel mi bak diyor, sınırlar olsun diyor, tüm siteyi engelleme diyor, ifade özgürlüğüne sekte vurma diyor. Anayasa Mahkemesini uzun zamandır ilk defa yargıda benim gibi düşünen birilerini gördüğüm için çok sevdim.

TİB yedi sopayı oturdu gibi geldi bana…