AKP CHP’nin tamamını dinliyor olabilir

ERDAL AKSUNGER'IN BASIN TOPLANTISIAKP tüm CHP’li milletvekillerini dinliyor olabilir. Dinlemiyor da olabilir. Ama şu anda dinliyor olma riski masanın üstünde olanca azametiyle duruyor ve bunun üstüne gidilmeli. Gelin bunların üstüne TKNLJ formatında gidelim. Konunun ciddiyetini hep birlikte görelim:

  • Olay çok basit: Meclis vekillere telefon dağıtıyor. Bu da büyük bir ihtimalle Android işletim sistemine sahip telefonlar.
  • Android telefonların şirketler ve kurumlar için çok önemli bir özelliği var: Uzaktan yönetilebilme!..
  • Uzaktan yönettiğiniz Androidlerle neler yapabilirsiniz biliyor musunuz? Telefonu dinlersiniz, kapalı gözükürken aslında açık olup sizin ortam dinlemenizi gerçekleştirebilir. Hiçbir uygulama açık değilken kamerasından sizin bulunduğunuz ortamı çekebilir. Nerede olduğunuzu düzenli olarak raporlayabilir. SMS ve maillerinizi farklı yerlere gönderebilir. Hangi cihazlara bağlı olduğunuzu, hangi internet ortamında ne şifre kullanarak girdiğinizi raporlayabilir. En önemlisi de her tür internet trafiğinizi bir yere gönderebilir.
  • Tüm bunları yapmak için tek soruyu, uzaktan erişime izin veriyor musunuz sorusunu onaylamanız yeterli. Mecliste elektronik postaların düzenlenebilmesi ve telefonun kurulması için muhtemelen bu onay verilmiştir.
  • Dinlenemeyecek telefonlar için kendini paralayan ve TÜBİTAK’ı baştan yaratan AKP’nin milletvekilleri için böylesi bir açık yaratmak doğru mudur?
  • CHP’nin teknoloji ile yakından ilgilenen milletvekili Erdal Aksünger konuyla ilgili bir soru önergesi verdi. İşte soru önergesinin maddeleri:

“Milletvekillerinin kullandığı cep telefonu, e- posta , fakslarla ilgili log kayıtları TBMM Başkanlığı tarafından tutulmakta mıdır? Tutuluyor ise gerekçesi nedir? Bu durum yasal mıdır? Bu şekilde elde edilen verilerin güvenliği nasıl sağlanmaktadır? Bu veriler MİT, Emniyet istihbarat gibi herhangi bir kurumla paylaşılmakta mıdır?

TBMM Bilgi İşlem Daire Başkanlığında MİT, Emniyet İstihbarat elemanlarından geçici görevle görevlendirilmiş elemanlar var mıdır? Var ise bu kişilerin sayısı ve görevleri ile görevlendirilme gerekçeleri nelerdir?

Yasama dokunulmazlığı yasalarla güvence altına alınmış olan milletvekillerinin özel telefonlarının, e-posta ve fakslarının TBMM Başkanlığı tarafından yürütülen e-posta sistemine entegre olabilmesi için bu yetkilerin istenilmesinin nedeni nedir?

Görevleri nedeniyle çoğu zaman milletvekilleri adına işlem yapan, e- posta ve faksları takip eden danışman ve sekreterlerin de TBMM sistemi üzerinden yaptıkları işlemler de kayıt altına alınmakta mıdır?

Tüm verileri silmeden, ekran kilidinin kontrol edilmesine, şifre ayarlarından Keyguard özelliklerini devre dışı bırakmaya, wi-fi bağlantılarını önlemeye , Bluetooth işleminin denetlenmesinden, internet paylaşımına kadar bir çok verinin talep edilmesi yasalara uygun mudur?

TBMM Başkanlığı bu sistemi kullanan milletvekillerine bugüne kadar kişisel bilgilerinin TBMM Bilgi İşlem Daire Başkanlığı tarafından takip edildiğine dair herhangi bir bilgilendirmede bulunmuş mudur? Bulunmadı ise nedeni nedir?

Bu yöntemle elde edilen kişisel verilerin güvenliği nasıl sağlanmaktadır?

TBMM Bilgi İşlem Daire Başkanlığından ısrarla bilgi istememize rağmen bu konu hakkında tarafıma bilgi verilmemesinin nedeni nedir? Yapılan bu işlemlerden TBMM Başkanı olarak bilginiz var mıdır?”

  • Bu dakikadan itibaren milletvekillerinin yapması gereken çok basit bir iş var: Hemen Android işletim sistemine ait telefonları, yönetici onayı verilmiş telefonları bir kenara bırakın. Farklı cihazlar edinin.
  • Eğer hala öyle birileri kaldıysa tarafsız bir kadroyla meclisin ilgili birimine gidilerek dinleme yapılıp yapılmadığı konusunda ciddi araştırmalar yapılmalı. CHP bunu yapmalı, AKP 12 yıllık iktidar olarak üstündeki bu yükten kurtulmak zorunda

Trolü bol olan partiye laf eden iki kez düşünsün

Gazetelere yansıyan, sessiz sedasız bir haber: AK Partililere hakarete ceza

“Ne var bunda eğer biri hakaret ederse bunun bir cezası olmalı” dersiniz elbette. Buna katılıyorum. Ama bakın olay başbakan ya da cumhurbaşkanına hakaret değil. Partiye hakaret. AK Parti mitingine katılanlara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan Damla D. 10 bin 120 lira adli para cezasına çarptırıldı.

Olayın en enteresan yanı şu: İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Tuzla AK Parti Gençlik Kolları Üyesi Metin Çalgan’ın şikayeti üzerine, sanık Damla D. hakkında Facebook’ta o dönem başbakanlık görevinde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından düzenlenen mitinglere katılan AK Partililere ‘hakaret’ suçundan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istemiyle dava açıldı.

Vatan gazetesi haberine göre AK Partili Çalgan şunu söylemiş:”Bu emsal bir karar. İlk kez siyasi parti üyelerine hakaret eden kişi hakkında siyasi partiye üye birisi tarafından yapılan şikayetle ceza davası açılarak karar verildi. Bu ceza mahkemesi olduğu için kişi hakkında verilen adli para cezaları devletimizin hazinesine girecektir. Herkesten tehdit, hakaret gibi paylal şımlarını yayından kaldırılmasını rica ediyoruz.”

Bundna sonra insanlar sevdikleri parti markalarını sosyal medyada koruyacak, birisi onlar için bir şey söylediğinde sıkılayıp mahkemeye gidecek. Artık AKP gibi baz seçmeni ve trolü bol olan partilere laf söyleyecek olanlar iki kez düşünsün.

AKP’den özür diliyorum

Ben internete getirilmeye çalışılan sansür konusunda çok yazdım çizdim ve AKP hükümetini ve getirdiği devlet unsurlarını suçlayıp durdum. Çok yanlış yapmışım. Meğer benim sandığım gibi interneti kalan son basın ortamını ele geçirmek için sansürlemiyormuş devlet büyükleri. Meğer internetten bizi korumak için, internetteki cinleren korumak için yapıyorlarmış.

Milli Gazete’den adını zikredersem sitenin kirleneceğini düşündüğüm bir abi şöyle buyurmuş:

“Duyarlı Müslüman bir hanım, internet gibi insandan cine kadar herkese açık ve bir daha kapatılamayan bir ortama fotoğraflarını nasıl koyabilir”

Ben nereden bilebilirim? Öyle cinliklerim filan yok benim. Kafadan sansürü düşündüm hep…

Meğer kadın kardeşlerimizin resimlerine bakan cinler ecinniler varmış. Onun için internete girilmesini istemiyormuş büyüklerimiz.

Abi şunu baştan söylesenize… Söz girmeyeceğim bir daha internete, tanıdığım kadınları da girmemeleri için uyaracağım.

Tekrar özür dilerim sevgili o kesim…

Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı

Burada biz bizeyiz. Kimse sansür olsun demiyor. Kimse birileri yazdıkları yüzünden cezalandırılsın demiyor. Birisi Kemal Kılıçdaroğlu ile Führer arasında bağlantı kurduğunda ciddiye bile almamak lazım. Ama CHP milletvekili Aykan Erdemir konuyu o kadar güzel toparlamış ki hukukun oportünizm ve adam kayırmacılığa nasıl kurban gittiğini net bir şekilde görmemizi sağlamış…

CHP Bursa milletvekili Aykan Erdemir, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Bursa il müdürü Kadir Akarkaya’nın Twitter hesabını kullanarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na hakaret edenler hakkında savcıları göreve davet etmiş. 17 Temmuz 2014 tarihinde Kadir Akarkaya’nın Twitter hesabından paylaşılan “führer ke-MAL” ifadesiyle ilgili Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’a soru önergesi veren CHP’li Erdemir, BYEGM il müdürü Akarkaya’nın bir gazetede yer alan “Ben Twitter kullanmıyorum. Böyle bir şey yazmadım.” beyanı sonrasında sorumluların ortaya çıkarılması talebinde bulundu.

Bir kamu görevlisine yakışmayan bu hakareti Akarkaya’nın sahiplenmemesinden memnuniyet duyduğunu belirten Erdemir, “Akarkaya’nın sözüne itibar ettiğimiz için bu işin takipçisi olacak ve Haziran 2011’den bugüne Akarkaya’nın hesabından kendisi adına twit atan sahtekarları er geç ortaya çıkaracağız” dedi.

Meselenin yalnızca bir sahtekarlık meselesi olmadığını, Akarkaya adına @kadirakarkaya hesabını kullanan kişilerinin gün be gün kendisinin tüm ziyaretçilerinin bilgilerini ve fotoğraflarını da paylaştığını hatırlatan Erdemir “belli ki il müdürlüğü içindeki paralel bir yapılanma Akarkaya’nın tüm bilgilerini sahte Twitter hesabından paylaşarak büyük bir güvenlik zaafiyeti oluşturmaktadır” dedi.

Yani bir adam birisi hakkında haberi olmadan Twitter hesabı açacak. Her gün çoluğu çocuğuyla resimlerini koyacak. Sonra hukuki sonuç doğuracak bir mesaj atıldığında ben Twitter bile kullanmıyorum diyecek. Yemezler canım.

Devletin bu gibi mesajların kökenini bulmak için Twitter’ı kapatmaya kadar giden aksiyonlar aldığını biliyoruz hepimiz. Hapise giresim olsa deneme yapıp mesaj olarak bir devlet büyüğüne Führer yazsam muhtemelen beni 10 dakikada ayıklarlar. Ki ben devlet memuru bile değilim.

Bu durum güzel Türkçemizde net olarak tanımlanmıştır: Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı…

Yaşasın tabletli propaganda dönemi

Tablet konusunda en büyük açılım bugün yapılıyor. 81 ilde 675 bin okulda tablet dağıtımına başlandı. Türkiye’nin her yerinden 100 tablet dağıtıldı, 400 öğretmen bilgisayara kavuştu gibi haberler yağmaya başladı.

Bugün hükümet aslında belki de olmaması gereken bir projeyi hayata geçirecek. Bugünden itibaren nelerin olduğunu, nelerin asla yürüyemeyeceğini daha iyi öğreneceğiz.

Bugünün bilançosu, etkin hükümet propagandası olarak, 81 ilde 3 bin 500 okulda 675 bin öğrenci ve öğretmene tablet bilgisayar dağıtılacak. Dağıtılan tabletlerin 575 bin tanesinin 9. sınıf öğrencilerine, 100 bin tanesinin de öğretmenlere verileceğini söyledi, toplamda ise 675 bin tablet dağıtımı yapılacak. Yine Fatih Projesi kapsamında 350 bin etkileşimli tahta da sınıflara Nisan ayında kurulacak.

2010 başlayan proje çalışmaları kapsamında 2011-2012 eğitim-öğretim yılında, 17 pilot ilde, 52 okulda 8 bin 500 tablet dağıtıldı. Genişletilmiş pilot proje kapsamında da 2013’te 81 ilde 217 okulda 49 bin tablet bilgisayar dağıtımı yapıldı.

Bugüne kadar pilot proje kapsamında 9. sınıftaki öğrencilere ve öğretmenlere 62 bin 800 tablet bilgisayar dağıtımı gerçekleştirildi. Bu liselere 84 bin 921 etkileşimli tahta kuruldu.

Bakanlık verilerine göre, 2013 itibarıyla sınıf uygulamalarında tablet bilgisayar kullanan öğrenci sayısı 41 bin 172’ye, öğretmen sayısı ise 7 bin 528’e ulaştı. Bakanlık yılsonuna kadar 1 milyon 200 bin öğrenci ve 100 bin öğretmenin sınıf içi uygulamalarında tablet kullanmasını hedefliyor.

AKP’nin korkulu rüyası Twitter yine hareketlendi

Türkiye’de basının belli haberleri pas geçmesi ve belli odaklara yakın olarak çalışması sosyal medyayı önemli bir tartıyma ve bilgilendime alanı haline getirdi. Ülkede  normal zamanlarda Facebook en çok kullanılan sosyal medya aracıyken politik hareketliliğin arttığı, eleştiri dozunun yükseldiği anlarda Twitter’ın kullanıldığını bilimsel olarak kanıtlamak mümkün.

Bu konuyu daha önce Twitter artarsa kork, Facebook artarsa rahatla başlığıyla Temmuz ayında habereştirmiştim.

Şimdi bu olayın sağlamasını tekrar yapma fırsatı doğdu önümüze. Gelin hep birlikte StatsCounter motorundan Gezi olaylarının başladığı zamanlardaki Mayıs sonu internet kullanım istatistiklerine bakalım:

Görüldüğü gibi olayların başladığı günlerde Twitter’da inanılmaz bir fırlama, Facebook’ta ise göreli bir düşüş söz konusu. Sebepleri çok bariz.

Peki yolsuzluk operasyonlarının başladığı 17 Aralık’tan günümüze bu tablolarda nasıl bir değişim yaşandı? Hep birlikte inceleyelim:

Her ne kadar gezi olaylarındaki gibi bir zıplama görülmese de yine o günlerin sağlamasını yapacak bir artışı görebiliyoruz. Bu zıplama mevcut iktidar ve basına karşı olan tepkilerin boyutlarıyla doğru orantılı olmaktadır.

Kim ne derse desin AKP’nin iletişimini medya kadar etkin kontrol edemediği Twitter hareketlemiştir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bazı şeyler vardır.

Sosyal medyanin içine ettiniz eserleriniz ortada

Kadir Topbaş, İstanbul Belediye başkanı adayı oldu. Beklenen bir şeydi. Yine de belediye başkan adayı olduktan sonra sosyal medyada birçok konunun tartışılması kimseyi şaşırtmamalı. Ama ya tartışılmazsa? İşte bu soru birilerini çok korkutmuş olmalı ki Topbaş aday olduktan sonra bir robot ordusu onun adaylığı hakkında sevgi dolu mesajlar atmaya başladı.

En çok dikkat çeken mesaj serisi Kadir Topbaş iyi çalıştı, eserleri ortada oldu. Onlarca, yüzlerce, binlerce geldi bunlardan. Birisi düğmeye basarak daha önceden hazırlamış olduğu, onlarca, yüzlerce, binlerce robotun bu mesajları vermesini sağladı.

Nereden mi anlıyoruz bunu yapanların robot olduğunu? Sayalım:

  • Bin kişi aynı anda, aynı dakika içinde aynı mesajı atamaz. Fizik ve mantik kurallarına aykırı bu
  • Aynı mesajı atan adamların japon ve çin suratlı olması çok enteresan
  • İsimlerin Cenger, Malih ve Tayaz gibi milyonda bir de olsa görülemeyecek şeylerden seçilmesi enteresan
  • Yazılan mesajların başlık sayılarının, karakter sayılarının tıpatıp olması çok enteresan. Hiç mi klavyesi sürçmez bu binlerce kişinin?

Sosyal medya, halkın haber alma, birbirini kendi gibi düşünenlerden haberdar etme alanı. Onu bu şekilde pisletenler, onlarca gazeteyi pislettikten sonra sırayı buna getirenler, elimizde kalan tek ifade özgürlüğümüze tüy dikenler utansın!

Şimdi şu açıklamayı bekliyorum: Bu mesajları biz atmadık geziciler attı.

Haydi utandırmayın beni!

“Kavmin” kefaret gününde günah keçisi sosyal medya seçildi

Günah keçisi kelimesinin nereden geldiğini bilmiyor olabilirsiniz. Günah keçisi eski Yahudi inanışta bulunan bir kavramdır. Kefaret Günü adı verilen bir günde kavmin günahları simgesel olarak keçiye yüklenirdi. Tüm günahları taşıyan keçi kesildiğinde insanların tüm günahlarından arındığı, tertemiz olduğuna inanılırdı.

Bugün için aynı şeyleri o kadar net bir biçimde yaşıyoruz ki unu günah keçisi kavramı o kadar net bir biçimde anlatıyor ki başlığa bunu çekmeden yapamadım.

Herkesin sosyal medyaya saldırası geldiği ve sosyal medyanın aslında yaşanan bütün kötü şeylerin anası olduğunu hep birlikte devlet büyüklerinin topyekün açıklamalarıyla öğrendik. Devlet yetkilileri bu alanda tezlerini güçlendirmek için farklı kanallardan iletişim bombardımanı başlattı.

Örneğin Uluslararası Sosyal Medya Derneği (USMED) adı verilen bir kurum, Taksim Gezi Parkı odaklı gelişmelere ilişkin, “Yaşanan olaylar göstermiştir ki, eylemi iyi niyetle destekleyen sosyal medya kullanıcıları kadar, provokasyon amaçlı kullanan, yalan paylaşımlar yapan, sahte hesaplarla bilgi kirliliğini körükleyen, çıkarları için ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen kötü niyetli kullanıcılar olduğu da gözlemlenmiştir” açıklamasında bulundu. O sosyal medyanın derneği olan kurumun o sosyal medyaya bu kadar net bir biçimde saldırmasını çözebilmek mümkün değil.

Hatta bu kurum diyor ki “Sosyal Ombudsmanlık devreye sokulmalı, sosyal medya şikayet yönetimi yasalaşmalıdır. Sosyal medya üzerinden yapılan provokasyon ve bilgi kirliliği, sıkı denetimlerden geçirilerek olayların büyümesine mahal vermeden engellenmelidir.” Sosyal medya engellenmelidir deyince zaten sözün bittiği yeri yaşıyoruz.

Peki bu günah keçisine karşı neler yapılacak… Bunun cevabını yine basına bugün yansıyan başlıklardan buluyoruz: AKP, partinin ‘tanıtım ve medya’, ‘ArGe’ ve gençlik kollarının katılımıyla oluşturulan komisyonsosyal medyada en çok konuşulanları, AK Parti algısını, nasıl tanıtım yapılacağını ve provakasyon alanlarını tek tek analiz etmeye karar vermiş. İzmir’de il ve 30 ilçenin kadın, gençlik kolları ile ana kademenin ‘tanıtım ve medya’ ve ‘Ar-Ge’ başkanlarının katılacağı toplantı, Kaya Otel’de yapılacakmış.

Bu arada devletin bizzat konuyla ilgili verdiği demeçlerde buram buram müdahale kokuyor: İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, sosyalmedya kullanıcılarına yönelik bir operasyonun sinyalini şöyle verdi: “Emniyet’in yetkili birimi sosyal medya üzerinde ters algı yaratamaya çalışan kişilere karşı bir operasyon düzenleyecek. Benim bir fikrim var diyenlere karşı benim telsizim var, taşım var, molotofum var diyenlere karşı mücadele ediyoruz. Sosyal medyayı prokovatif eylemler için kullananlar var. Bununla mücadele edeceğiz. Emniyet güçlerimizi zor duruma sokmak isteyen her algıya karşı mücadele edeceğiz.”

Devletin sözünün tek başına yetmediği durumlarda dini motiflerle bezeli açıklamalar da gündemdeki yerini aldı: Din işleri Yüksek Kurulu Başkanvekili Zeki Sayar, sosyal medyada yapılan dini paylaşımlann inançlar arası çatışmayı körüklememesi gerektiğini söyledi. Sayar, “Zihinleri karıştıracak, inanç zaafiyetine yol açacak, dinler ve inançlar arası çatışmaları körükleyecek hiçbir bilgi paylaşılmamalıdır. Sosyal medyada dini konularda yapılan paylaşımlarla ilgili “Paylaşılan bilgide sübjektif mülahazalar değil “doğruluk” ölçü alınmalı ve okuyucu kitlesinin her seviyeden eğitime sahip olabileceği göz önünde bulundurularak; zihinleri kanştırâcak, inanç zafiyetine yol açacak, dinler ve inançlar arası çatışmalan körüldeyecek hiçbir bilgi paylaşılmamalıdır” açıklamalarında bulundu.

Çemberi kapatmak için bir de yurtdışından örnek blunmalıydı ki aynı gün içinde bu da yapıldı: Twitter’da Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Sabah’ın devrilerek rejimin değişmesi gerektiğine ilişkin mesajlar yazan 37 yaşındaki öğretmen Hûda el Acmi 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Yani Gezi parkı olaylarında gerçekten çok yanlış şeyler yapıldı, birçok “günah” işlendi. Toplum ve yönetim erki bu günahların yükünü taşıyamazdı. Bu yüzden de tüm günahlar sosyal medyaya yüklendi. Onu kestiğimiz anda bir tane bile günahlı insan kalmayacak “kavmimizde”…

Hepimize hayırlı olsun…

TBMM başkanı şiir dinlerken efkarlandı Turkcell CEO’sunu aradı

Bir takım ziyaret ve açılışlar için Antalya’ya gelen TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, ilk olarak Döşemealtı ilçesine bağlı Akkoç köyüne geldi. Köy çadırında kahvaltı yapan Şahin, burada köylülerin isteklerini dinledi. Burada, köylülerden Fatma Şahin (43), Mehmet Ali Şahin’e isteklerinin yazılı olduğu bir şiir okudu.

Esprili bir dille yazılmış şiiri çok beğendiğini söyleyen Şahin, Fatma Şahin’in şairlere taş çıkartan bir şiir yazdığını söyledi. Şiir içerisinde geçen ‘Cep telefonumuz cebimizde ama hiç çekmiyor’ sözüne dikkat çeken Şahin, bunun çözümü için köylülerden Memiş Partal’ın evinden Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv’i aradı. Ciliv’e Antalya’nın Döşemealtı ilçesine bağlı Akkoç köyünde olduğunu söyleyen Şahin, “Sizi aramamamın sebebi, buraya geldim vatandaşlarımızın benden talepleri oldu. Bunlardan bir tanesi de köyde cep telefonu çekmiyor. Sizin reklamda kullandığınız kızınız var ya. Buraya uğramamış. Akkoç köyü oldukça fazla nüfusa sahip. Arama sebebim bu.” dedi. Şahin, Ciliv’in de kendisine aramasından dolayı çok memnun olduğunu söylediğini ifade etti. Şahin, Ciliv’in hemen talimat vererek hiçbir mazeret kabul etmeden en kısa zamanda gerekli çalışmaların başlayacağı sözünü verdiğini belirtti.