Kişisel veri güvenliği şirketlerin olmazsa olmazı

15 yılı aşkın bir süredir bankacılık, telekom, turizm, hizmet, perakende ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Kafein Teknoloji, pandemi ile birlikte kişisel verilerin öneminin arttığına vurgu yapıyor. Ulusal ve global pek çok müşterinin teknoloji yazılımı ve yönetimi alanındaki ihtiyaçlarına yanıt veren halka açık yazılım şirketi Kafein Teknoloji’nin ürün ve proje departanı lideri Ersin Bitirgen, Türkiye’nin lider şirkerlerinin yanı sıra Avrupa’da da KVKK alanında öncü çalışmalar sürdürdüklerini dile getirdi. Bitirgen, şirketlerin dönüşüm yolculuğunda yatırım yaparken veriyi korumanın ilk adımlarından biri olması gerektiğinin ve kurumların DNA’sının bir parçası haline gelmesinin çok önemli olduğunun altını çizdi. Verilerin doğru yapılandırılmaması ve saklanmaması, şirketleri hem kanunen kusurlu hem herhangi bir problemle karşılaştıklarında müşterilerin güvenini kaybetmekle karşı karşıya getirdiğini de belirtti.

Küresel Risk Sıralamalarında “Veri Güvenliği” Başı Çekiyor

Türkiye’de 2016 yılında yürürlüğe giren ve 2 yıllık bir uyum süresinin ardından zorunlu hale gelen Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kişisel veri toplayan her kurumun uyması gereken bir kurallar silsilesi sunuyor. İsimler, adresler, elektronik postalar, telefonlar, ırk-milliyet-memleket-ten rengi, dini ve siyasi görüşler, yaş, cinsiyet, medeni durum, aile bilgileri, kimlik numaraları, parmak izleri, genetik veriler, sağlık geçmişi, kan grubu gibi bilgiler, fiziksel ve ruhsal durum, eğitim, adli sicil, istihdam geçmişi ve finansal durum, hatta başka kişilerin o kişi hakkındaki görüşleri kişisel veri kabul ediliyor.

“Küresel risk raporlarına göre en önemli risklerin başında veri güvenliğine karşı yürütülen faaliyetler geliyor. Dolayısıyla kurumların hızla kişisel verilerin neler olduğunu belirleyip bu verileri korumak için aksiyon alması ve kişisel verileri korumayı kurumsal davranış modeli haline getirmesi çok önemli.”

2020, Güvenlik Açıkları ve Veri Sızıntısında Tarihin En Kötü Yılı

Kafein Teknoloji  Proje ve Ürünler Grup Müdürü olarak görev alan Ersin Bitirgen bu alanda dikkat edilmesi gereken noktaları şu şekilde belirtti;

“Günümüzün dünyasında kurumlar artık çok farklı mimariler ve geniş teknoloji araçları ile müşteri ile çalışmaktadır. Bu  yapılarda müşterilerden alınan tüm bilgilere dikkat edilmeli ve özen gösterilmelidir. Müşteri verilerinin sahibi kurumlar değildir, kurumlar sadece bu verilerin emanetçisi durumundadır. Bu emanetleri doğru şekilde kullanan ve sahip çıkabilen kurumlar uzun vadede kazanan ve güven duyulan kurumlar olarak  kalacaktır. Müşteriler artık sadece iyi hizmet veren değil aynı zamanda güvenilir kurumlar ile çalışmak istemektedir.”

Bugün dünya genelinde 6 milyondan fazla yazılımcı büyük veri analitiği üzerinde çalışıyor. Fidye yazılımlar, kurumlara yönelik e-dolandırıcılık, bilgisayar korsanlığı ve kurum çalışanlarının veri güvenliği alanındaki açıklarının yanı sıra sistem boşlukları, kurumların hem verimlilik hem değer hem de müşterinin güvenini kaybetmelerine neden oluyor. Bu sebeple tüm dünyada uygulanan kişisel verilerin korunması uygulamalarının Türkiye’de de kurumların DNA’sının bir parçası haline gelmesi çok önemli.

Kafein Teknoloji  Bilgi Yönetimi ve Güvenliği Direktörü M. Timur Sarıgül bu alanda verdiği demeçte “Risk Güvenlik Raporlarına göre 2020’nin güvenlik açıkları ve veri sızıntısı noktasında kayıtlara geçen en kötü yıl olduğunu artık kurumların bu konulara çok önem vermesi gerektiğini belirtti”

Kafein Teknoloji KVKK uyumluluğu dahilinde öncelikle müşterileri için veri keşfi yapıyor ve verileri tanımlıyor. Tanımlanmayan verinin korunması ve kümelenmesi mümkün olmadığı gibi, zaman zaman şirketlerin teknoloji ekiplerinin farkında bile olmadığı veri kaynaklarını tespit ediyorlar. Veri kaynaklarının tespitinin ardından verilerin nasıl düzenleneceğine dair bir yol haritası oluşturuyor; kurumlarda toplandığının farkına bile varılmayan, kullanılmayan, eskiyen ve bir düzen içinde tutulmayan yapısallaşmamış verilerin ele alınması çok daha zor olduğu için bu alanda büyük bir katme değer sağlıyorlar.

Veriler, sadece hacim olarak değil, üretim hızları ve çeşitlilik açısında da çok büyük olabiliyor. Veri bu kadar büyük olunca kişisel veriler de bu büyük verilerin çok önemli bir kısmını oluşturuyor.

Kafein Teknoloji, tüm kurumların KVKK’yı bir fırsat olarak görmesi gerektiğini, kişisel verilerin korunması yanında altyapıda da değişiklikler ve yeniliklerle bahar temizliği yapmak, geleceğe ve hatta değişen koşullara hazırlıklı olarak çalışmak demek olduğunu savunuyor. Zira Kişisel Verileri Koruma operasyonel verimlilik için aslında sürekliliği olması gereken bir süreç.

Telefonu suya düşürünce ne yapmalıyız?

Sıvıyla temas eden telefonlara yapılan ilk işlemler cihazlarda kalıcı hasarlar bırakabiliyor. Birçok kişinin panikle hareket ederek telefonlarına yanlış müdahalede bulunduğunu belirten Veri Kurtarma Hizmetleri Genel Müdürü Serap Günal, sıvıya maruz kalan telefonların sağlığı için yapılması ve yapılmaması gerekenleri 4 adımda paylaşıyor.

Özellikle yaz aylarının gelmesiyle birlikte havuz ve deniz kenarına götürülen telefonlar sıvı temasına maruz kalarak zarar görebiliyor. Böyle bir durumda kullanıcılar tarafından panikle yapılan ilk müdahale ise kalıcı hasarlar meydana getiriyor. Özellikle saç kurutma makinası ile kurutma gibi yaygın hataların yapıldığına dikkat çeken Veri Kurtarma Hizmetleri Genel Müdürü Serap Günal, herhangi bir sıvı temasına maruz kalan cihazın kurtarılabilmesi için kullanıcıların yapması ve yapmaması gereken adımları sıralıyor.

Sıvıyla Temas Eden Telefonlar için Yapılması Gerekenler

1. Telefonunuzu hemen sudan çıkarmalısınız. Telefonunuz suyla temas ettiğinde hemen sudan çıkarın. Su altında ne kadar az zaman harcanırsa o kadar az hasar görecektir.

2. Telefonunuzu hemen kapatmalı ve açmamalısınız. Telefonunuz ıslandıktan sonra telefonu kapatın ve tekrar açmaya çalışmayın. Telefonunuz çalışıyor gibi görünüyor olsa da bunun yanlış bir güvenlik durumu olduğunu göz önünde bulundurmalısınız.

3. Bataryayı, SD kartı ve SIM kartını çıkarmalısınız. Elektriksel hasar olasılığını ortadan kaldırabilmek için telefonunuzdan batarya, SD Kart ve sim kartı gibi diğer parçaları çıkarın. Bu, telefonunuza içerideki parçalar olmadan kuruma imkanı verirken aynı zamanda verilerinizin kaybolmasını önlemek için size daha iyi bir şans yaratacaktır.

4. Telefonunuzu havlu ile kurutabilirsiniz. Böyle bir durumda, telefonunuzu bir havlu veya yumuşak bir bezle hafifçe kurutabilirsiniz. Cihazdaki fazla nemi emebilirseniz, telefonun kuruma ihtimali artacaktır.

Bunlardan Kaçının!

1. Telefonunuzu açmaya çalışmamalısınız. Su ile temas ettikten sonra cihazı açmaya çalışmak büyük hatalardan biridir. Su hasarının devam etmesinden sonra telefonunuzu açmak, kısa devreye neden olmakla birlikte dahili parçaların korozyonunu hızlandırabilir.

2. Telefonunuzu pirinç dolu kaseye koymamalısınız. Telefonun nemini emmek için birçok kullanıcı tarafından kullanılan bir taktik “pirinç hilesini” denemektir. Pirinç bir miktar nemi emebilir ancak telefondaki her alana, özellikle daha küçük noktalara ulaşması pek mümkün değildir. Suyun çoğunluğu gitmiş olsa da kalan su damlaları konusunda başarısız olma ihtimali olabilir. Ayrıca, telefona nişasta ve toz ekleyebilir, bu da cihazınızın daha fazla hasara uğramasına neden olabilir.

3. Telefonunuzu kedi kumu içine ya da silika jel içine koymamalısınız. Cihazınızı kedi kumu veya silika jel içine koymayı denemek diğer yaygın hatalardan biridir. Bu çözümler sadece geçicidir ve telefonunuzu nihai arızalardan kurtarmak için yeterli değildir. Ayrıca yapılan çalışmalar, telefonunuzu sadece hava ile kendi kendine kurumaya ayarlamanın daha fazla su çıkardığını raporluyor.

4. Kurutma makinesini kullanmaktan kaçınmalısınız. Saç kurutma makinesi gibi herhangi bir ısı kaynağı kullanmaktan kaçının. Bu durum telefonunuzu aşırı ısıtabilir, suya ve elektrik sorununa ısıyı da ekleyerek bileşenlere zarar verebilir.

Telefonlarını Kurtaramayanlar Ne Yapmalı?

Telefonlarını kurtaramayan ancak içerisindeki bilgilere ulaşmak isteyen kullanıcıların gerekli çözümlerin uygulanabilmesi için profesyonel yardım almaktan kaçınmaması gerektiğini aktaran Serap Günal, söz konusu telefonların kapalı ve telefonun hareket etmesini önleyecek darlıkta bir paket içerisine yerleştirilerek ve bir kağıt havluya sarılarak, en kısa sürede uzmanlara ulaştırılmasını öneriyor. Cihaza temas eden sıvı örneğinin ayrıca gönderilmesi, veri kurtarma sürecindeki adımların belirlenmesine büyük katkıda bulunuyor.

realme 100 milyon telefonu 3 yılda “gerçek” leştirdi

realme, üstün teknoloji ve tasarıma sahip uygun fiyatlı akıllı telefonlar ve AıoT cihazları sunarak gençlerin bir numaralı teknoloji markası tercihi olmayı hedefliyor. realme bu başarıya faaliyete başladığı 2018 Ağustos ayından beri üç yıldan daha kısa bir sürede ulaştı.

Yükselişte olan global tüketici teknolojisi şirketi realme, bugün dünya çapında 100 milyon akıllı telefon satarak bir kilometre taşına imza attıklarını duyurdu. Piyasa araştırma ve danışmanlık şirketi Strategy Analytics’e göre, realme, 2020 ve 2021 yıllarında yaşanan ekonomik zorluklarda gösterilen güçlü performans sayesinde, bu kilometre taşına üç yıldan daha kısa bir sürede ulaşarak dünyanın en hızlı akıllı telefon markası oldu.

Henüz 2018 yılında kurulan realme’nin bu başarısı, markanın dünya çapındaki satış performansını ve stratejilerinin doğruluğunu ortaya koydu. Yedinci en büyük akıllı telefon markası olan realme, halihazırda dünyanın dört bir yanındaki 61 farklı pazarda faaliyet gösteriyor. Bu 100 milyonluk kilometre taşı realme’nin dünyadaki gösterişli yükselişindeki son adımı oldu ve şirket adına yeni bir “ilki” daha ekledi. Örneğin; realme piyasaya 200 $’ın altında bir 5G telefonu süren ilk şirket oldu.  Telefonları 64 megapiksel kamera ile dünyadaki ilklerden biriydi ve realme 125W UltraDart şarj teknolojisini piyasaya süren ve ayrıca Qualcomm Snapdragon 888 işlemci ile donatılan ilk markalardan biri oldu. 

Bu başarı sektörü izleyen pek çok kişinin ve aynı şekilde rakiplerin dikkat kesilmesine neden oldu. Tüketici kitlesi olarak dünya çapındaki gençleri ve genç profesyonelleri hedef alan realme, CEO’su Sky Li’nin deyimiyle bu kitleye çok fazla taahhüt verilmesi ancak yeterince hizmet sunulmaması nedeniyle, pek çok popüler markayı geride bıraktı. “Gençler, gerek tüketicilerimiz gerekse çalışanlarımız, geleceğe yönelik atılım yapma cesareti göstermeyi ve trendleri belirlemeyi öğretti ve bize çok köklü bir sektörü alt üst etme cesareti verdi.”

Global akıllı telefon sektöründe yeni bir şirket olarak, sıralamalara meydan okumak her zaman imkansız görünmüştür. Ancak, realme avantajsız konumundan faydalanarak yeni iş stratejileri ve modellerini denemek için özgür bir alan yarattı. En çok tercih edilen markalardan biri olmayı hedefleyen realme, niş pazarlarını genişletmeye başladı. realme kısa bir süre önce orta ila yüksek kaliteli telefon segmentlerini hedefleyen “amiral gemi’’ niteliğinde muhteşem bir telefon olan realme GT’yi piyasaya sürdü. Şirket ayrıca önümüzdeki beş yıl içinde dünya çapındaki kullanıcılar için tam kapsamlı bir AIoT (Yapay Xeka Nesnelerin İnterneti) ekosistemi inşa etme vizyonunu da geliştiriyor. Bu amaçla, şirket 1+5+T stratejisini duyurdu. Bu stratejide 1 cep telefonu, 5 ses, giyilebilir teknolojiler, TV, tablet, dizüstü bilgisayarlar ve T ise realme’nin AIoT markası TechLife’dır. realme, kullanıcılarına çok pahalıya mal olmadan teknolojiyle desteklenen bir yaşam tarzı sunabileceğine inanıyor. Korkusuz bir vizyon ve tüm zorluklara meydana okuma cesaretiyle, realme rekabetçi bir ortamda engelleri aşmaya hazırdır. 

Li şunları söyledi: “Geçtiğimiz üç yıl, realme için gerçek anlamda girişimci bir ruh ve dizginlenemez bir büyüme performansıyla dolu bir süreçti. Genç kullanıcılarımızın büyük desteğiyle, 100 milyon akıllı telefon sevkiyatı hedefimize ulaştık ve akıllı telefon pazarında önemli mesafe kat ettik. Tüm dünyadaki genç tüketicilerimize premium performansa ve trendleri belirleyen tasarımlara sahip ürünleri uygun fiyatlarla sunmaya devam edeceğiz. 2022 yılı sonuna kadar bir 100 milyonluk satışa daha ulaşmayı ve 2023 yılında 100 milyon birimin sevkiyatını gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.”

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Covid akıllı saat satışlarını patlattı

Yapılan araştırmalar son yıllarda giyilebilir teknolojik cihazların tüketiciler arasında popülerlik kazanarak ilgi odağı haline geldiğini tespit etti. Küresel giyilebilir cihaz endüstrisinin en önemli segmentini ise akıllı saatler oluşturuyor. Counterpoint Research’ün yakın zamanda yayınlanan Global Smartwatch Model Tracker araştırmasına göre, 2021 yılının ilk çeyreğinde küresel akıllı saat sevkiyatı yıllık bazda %35 artış gösterdi. 

International Data Corporation (IDC) Worldwide Quarterly Wearable Device Tracker verilerine göre 2021’in ilk çeyreğinde küresel akıllı saat pazarında Amazfit ve Zepp markalarıyla yüksek bir performans sergileyen Zepp Health Corporation dünyada ilk 4 sırada yer almış ve yıllık %68,8 büyümeye imza atmıştı. Zepp Health, akıllı saat sevkiyatlarında Brezilya (%40,9), Rusya (%28,9) ve İspanya’da (%23,5) birinci sıraya yerleşirken, İtalya’da 2’nci, Polonya’da 3’üncü, Almanya, Hindistan, Endonezya ve Tayland’da 4’üncü sırada yer almış ve yükselen satış ivmesini, moda ve yaşam tarzına yönelik Amazfit GTR 2 ve GTS 2 serisi gibi kendini kanıtlamış tasarımların yanı sıra Amazfit T-Rex Doğa Sporları serisi gibi ürünler sayesinde sağlamıştı.

Türkiye’de de pazar hızlı büyüyor, son altı ayda satışlar yaklaşık %30 oranında arttı

Amazfit Türkiye Ülke Müdürü Murat Sungur Özkan küresel akıllı saat pazarına olan talebin artması ve pazarın büyümesine ilişkin yaptığı açıklamada “Dünya genelinde akıllı saat pazarı son dönemlerde önemli ölçüde büyüme gösterdi. Bu büyümenin sebebi olarak global anlamda kablosuz fitness ve spor cihazlarına olan talebin artması, özellikle Covid 19 sonrasında çok sayıda kişinin sağlıklı yaşam bilinci kazanması ve akıllı saat pazarında, pazarı küresel olarak yönlendirmesi beklenen çok sayıda oyuncunun pazara girmesi faktörleri etkili oldu. Türkiye’ye baktığımızda Amazfit olarak büyük ilgi gördüğümüzü söyleyebilirim. Son altı aylık satış verilerine baktığımızda %30’a varan bir büyüme görüyoruz. Buradaki artışta, covid sonrası sağlığa verilen önemin artması, marka tarafında ürün çeşitliliği sağlanması ve satış noktalarındaki yaygınlık büyük önem taşıyor. Türkiye pazarına yakın zamanda giriş yapan bir marka olarak öncelikli stratejimiz Hepsiburada.com gibi saygın online satış platformları ile iş birliği yapmaktı ve online kanalda önemli platformlarda ürünlerimizi konumlandırdık. Yakın zamanda da Amazfit Türkiye ekibi olarak artık satış ağımızı oldukça genişlettik. Geldiğimiz noktada teknoloji severler Media Markt, Teknosa, Evkur, D&R, Vodafone, Turkcell gibi pek çok kanaldan da ürünlerimize erişilebiliyorlar” dedi. 

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Sabancı Üniversitesi “nano startupları” kucaklıyor

Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi SUNUM, hayata geçireceği Spin-SUNUM programıyla, seçilecek start-up’ları 1 yıl boyunca himayesine alarak Ar-Ge ve altyapıdan pazara erişime kadar pek çok konuda destekleyecek. Nanoteknoloji üzerine odaklanmış start-up’ların başvurabileceği programla seçilecek start-up’lar, SUNUM ile iş birlikleri geliştirme ve yatırımcılarla tanışma fırsatı da bulabilecek. 

Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi SUNUM, hayata geçireceği “Spin-SUNUM” projesiyle, nano-ölçekli teknolojilere dayalı yöntem ve süreç kullanan, ürün ve hizmet geliştiren start-up’ları destekleyecek. Nano ölçekli teknolojilere sahip start up’lara yönelik olarak kurguladığı programla SUNUM, 30 Ağustos 2021 tarihine kadar büyümek isteyen start-up’lardan başvuru için talep toplayacak. 

Seçilen Start-up’lar kendi Ar-Ge altyapılarını oluşturmak için zaman ve kaynak harcamadan, mevcut imkanların desteği ile pazara daha hızlı ulaşma imkanı da bulacak.

Erken aşamalardaki “Derin teknoloji-Deep tech” girişimlerin, belirlenen hizmetlerle destekleneceği program kapsamında oluşturulan kurul, ilk etapta bir ön eleme yapacak ve ardından, seçeceği maksimum 20 start-up’ın “Pitching” sunumlarını değerlendirmeye alacak. 15 Ekim 2021 tarihinde açıklanacak finalistler arasından seçilecek 5 start-up ise SUNUM himayesine alınarak 1 yıl boyunca altyapıdan araştırmacılara erişime kadar birçok alanda desteklenecek. 

YATIRIMCILARLA TANIŞMA İMKANI

Himayeye alınacak start-up’lar, derin teknolojilere yatırım yapan yatırımcılar ile tanışma imkanı bulurken, 1 yıl boyunca fikirlerini geliştirebilmek ve daha gelişmiş prototipler üreterek verilerini doğrulamak için, SUNUM imkanlarından (cihaz, laboratuvar, teknik uzman vb..) ücretsiz ve/veya indirimli yararlanabilecek. Bunun yanı sıra SUNUM İş ve Proje Geliştirme ekibi desteğiyle SUNUM araştırmacılarına erişebilecek ve iş birliği ile danışmanlık fırsatlarından faydalanabilecek. SUNUM İş Geliştirme ekibi desteği ile de ürün geliştirme, SUNUM İş Ekosistemine erişim, büyük firmalar ve KOBİ’ler ile eşleşme ve işbirliği imkanına da sahip olabilecek. 

BAŞARILI BULUNANLARA 2 YIL DAHA DESTEK 

TÜBİTAK ve Avrupa Komisyonu fonlarından yararlanmak için mentörlük de verilecek olan programda, start-up’ların görünürlüğünün artmasıyla beraber yatırımcı ve yeni ekip üyeleri bulabilme fırsatları yakalamaları da mümkün olacak. 1 yılın sonunda başarılı bulunan start-up’lar, 2 yıl daha bu hizmetlerden yararlanmaya devam edebilecek ve uygun görülenlere daha uzun soluklu iş birlikleri teklif edilebilecek. 

Programa başvurular, 30 Ağustos akşamına kadar, https://sunum.sabanciuniv.edu adresi üzerinden doldurulacak başvuru formu ile yapılabilecek. 

Türk Telekom 6 ayda yüzde 19 büyüdü

Türkiye’deki dijital dönüşümün lideri Türk Telekom, pandemi sürecinin devam ettiği 2021’in ilk yarısında da yüksek performansını sürdürdü. Yılın ilk 6 ayında yüzde 19 büyüme ile 15,8 milyar TL gelir elde eden Türk Telekom’un faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) 7,8 milyar TL’ye ulaşırken, ilk yarı yılda FAVÖK marjı ise yüzde 49,6 oldu. Güçlü operasyonel performansı ve başarılı kur riski yönetimi sayesinde yılın ilk yarısında 2,6 milyar TL net kâr elde eden Türk Telekom’un yatırım harcamaları da ilk 6 ayda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 artarak 2,7 milyar TL’ye yükseldi.

Ümit Önal: “Dijital dönüşüm, stratejik yatırımlar ve müşteri deneyimi ile sürdürülebilir büyümeye bağlılığımız sürüyor”

Türk Telekom CEO’su Ümit Önal: “2021’in ikinci çeyreğinde de Türkiye genelindeki müşterilerimize en iyi telekom hizmetlerini sağlayarak paydaşlarımıza tatmin edici bir finansal ve operasyonel performans sunmayı başardık. Sağlam geçmişimiz, en üst kalitedeki şebekemiz ile pandemiye yönelik önlemlerin devam ettiği bu dönemde, sıklıkla değişen müşteri davranışlarına ve iş ortamlarına hızlı bir şekilde uyum sağladık. Süratli dijital dönüşüm, stratejik yatırımlar ve birinci sınıf müşteri deneyimi ile sürdürülebilir büyümeye bağlılığımız sürüyor. Bir yandan günümüzün taleplerini yakalarken, diğer yandan da üstün hizmetlerin hızla sunulmasına odaklanıyor ve buna göre ilerliyoruz.” 

“Hedefimiz teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştürmek” 

Önal, “Türk Telekom olarak, hızla değişen dünyada muazzam bir dönüşüme liderlik ediyoruz. Müşterilerimize ve paydaşlarımıza hak ettikleri değeri sunmak için tüm kararlılığımız, çevikliğimiz, yükselen gücümüz ve bilgi birikimimizle sorumlu bir şekilde hareket ediyoruz. Türkiye’nin lider entegre telekom şirketi olarak aldığımız her karar ve attığımız her adım, teknolojiyi iyilik ve fayda için kullanmaya ve sürdürülebilir büyümeye hizmet ediyor. İnsanı merkeze alan yaklaşımımızla daha iyi bir toplum için Türkiye’nin dijital yolculuğuna ve 5G’ye geçişine öncülük etmek için çalışıyoruz. Verimlilik, risk yönetimi, finansal zindelik ve müşteri deneyimi odağımız, uygulamalarımızın vazgeçilmez yaklaşımı olmaya devam ediyor” dedi.

“Fiber yatırımlarımızla 5G’ye geçişin öncüsüyüz”

Türkiye’de 5G teknolojisine geçişe öncülük etme hedeflerinin devam ettiğini ve fiber yatırımların 5G’ye geçişteki önemine değinen Önal, sözlerine şu şekilde devam etti: “Ülkemizdeki herkesin fiber ağa erişimini sağlamak en önemli önceliklerimiz arasında. 2. çeyrek itibarıyla 81 ildeki fiber ağımız 345 bin km uzunluğa erişti. Toplam fiber abone sayımız 8,1 milyona erişirken, fiber abonelerimizin payı da yüzde 58’i aştı. Fiber dönüşüm projelerimiz sürekli artan kapsamamızla ileriye yönelik büyümemiz için güvence oluşturuyor.” 

“Mobilde ‘yüksek değer’ sağlamaya odaklanıyoruz”

Mobil iletişim alanında yüksek değer oluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Önal, “Mobilde, güçlü pazar payımızın yanı sıra son birkaç yılda kapsama, şebeke kalitesi ve müşteri deneyimi gibi alanlarda büyük kazanımlar elde ettik. Güçlü ARPU büyümesi, devam eden fiyatlama aksiyonları, yenilikçi teklifler ve portföy optimizasyonu gibi çeşitli faktörler ile sağlandı. Premium segment ürünümüz Prime’a taşıdığımız abone tabanının da güçlü etkisiyle mobil ARPU’daki iyileşme beklentilerimizin de ötesinde seyrediyor. Prime bizlere önümüzdeki dönemler için mobilde daha fazla gelişme alanı sağlayacak.” dedi. 

“Dijital yeteneklerimizi daha da çeşitlendiriyoruz”

Önal son olarak, hızlı dijitalleşme çağında gerek bireysel gerekse de kurumsal müşterilerine sundukları ürün ve hizmet tekliflerini yenilediklerini ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti: “Artan ve hızla gelişen ihtiyaçlar karşısında bireysel ve kurumsal segmentlerde dijital çözümlerimizi daha da çeşitlendiriyor, çevrim içi satış kanallarımızı sürekli yeniliyoruz. Türkiye’deki kamu ve özel kuruluşların dijital evrimini desteklemek için yenilikçi bulut tabanlı hizmetler sunmaya devam ediyoruz. Müşterilerimizi merkeze alıyor ve yaşam döngülerinde dokunduğumuz her alanda deneyimlerini yükseltmeyi hedefliyoruz. Fintek ayak izimizi genişletmeyi ve KOBİ’lerin uçtan uca dijital dönüşümüne yardımcı olmayı sürdüreceğiz.”

2021 öngörülerimizi bir kez daha yukarı yönlü revize ediyoruz

İkinci çeyrekte beklentimiz üzerinde gerçekleşen gelir artışı, 2021 öngörümüzde yukarı yönlü bir revizyonu daha gerekli kıldı. Buna göre, 2021 yılı operasyonel gelir büyümesi beklentimizi yaklaşık %16’dan yaklaşık %17’ye; FAVÖK beklentimizi yaklaşık 15,4 milyar TL’den yaklaşık 15,8 milyar TL’ye; yatırım harcamalarımızı yaklaşık 8 milyar TL’den yaklaşık 8,5 milyar TL’ye yükseltiyoruz. 

Toplam abone sayısı 50,7 milyona ulaştı

Yılın ilk yarısında toplam abone sayısını 50,7 milyona taşıyan Türk Telekom’un son on iki aydaki net abone kazanımı 2 milyon oldu. Sabit genişbant abone sayısı 13,8 milyona yükselirken sabit genişbant ARPU yıllık yüzde 14 arttı. Fiber abone sayısı yılın ilk 6 ayında, yıllık yüzde 68 artış ile 8,1 milyona ulaştı. Mobil abone sayısı 23,4 milyon olurken mobil ARPU’da yıllık yüzde 14,8 büyüme kaydedildi.

Windows 11 ile sızma girişimleri

Kaspersky araştırmacıları, dolandırıcıların sabırsız Windows kullanıcılarının merakını nasıl istismar ettiğine dair daha fazla bilgi edinmek için Windows 11 güncellemesi gibi görünen kötü amaçlı dosyaları analiz etti. Yeni işletim sistemi sürümünün yalnızca ilk ayında Kaspersky ürünleri, Windows 11 olarak gizlenmiş çeşitli tehditlere sahip dosyalar aracılığıyla kullanıcılara bulaşmaya yönelik 850 girişimi tespit etti ve engelledi.

Kaspersky çözümleri ayrıca virüs harici sınıflandırılan nispeten zararsız indiriciler ve reklam yazılımlarının yanı sıra, kayıtlı şifreler veya tarayıcı çerezleri gibi kullanıcı verilerini toplamayı amaçlayan tam teşekküllü Truva atları, arka kapı ve hırsızlık girişimlerini de ortaya çıkardı.

Örneğin Kaspersky araştırmacıları 1,75 GB boyutunda bir kötü amaçlı dosyaya rastladı. Kullanıcı bu boyutta bir dosyanın gerçekten işletim sistemi olabileceğini düşünüyor. Dosya kurulum sırasında hiçbir şekilde kullanılmayan birçok gereksiz veri içeriyor. Kullanıcı dosyayı açarsa, normal Windows kurulum sihirbazına benzeyen bir yükleyici başlatılıyor. Yükleyicinin ana amacı sistemde reklam yazılımları, potansiyel olarak istenmeyen uygulamalar veya diğer kötü amaçlı yazılım türlerini ayarlayan ikinci bir yükleyiciyi indirip çalıştırmak. Bu durumda kullanıcı, bunların hepsinin yüklenmesine bizzat izin vermiş oluyor.

Kaspersky Güvenlik Uzmanı Anton V. Ivanov, şunları söylüyor: “Yeni Windows 11 işletim sistemi, birçok kullanıcının ve teknoloji meraklısının ilgisini çeken devasa bir sürüm. Bu talebi anlayan dolandırıcılar, yeni işletim sistemi kılığında çeşitli kötü amaçlı yazılım türlerini yayarak hızla uyum sağladılar. Yeni işletim sistemini deneyimlemek için heyecanlanan kullanıcılar sürece daha az dikkat ediyor ve üçüncü taraf kaynaklardan dosya indirme olasılığı artıyor. Bunu yapmanızı asla tavsiye etmiyoruz.”

Çin siber güvenliğe 19 milyar dolar harcayacak

Küresel pazar araştırma şirketi International Data Corporation (IDC) tarafından yayınlanan sektör raporuna göre, Çin’in siber güvenliğe yönelik yatırımının önümüzdeki beş yıl içinde hızla artması bekleniyor. IDC raporunda, Çin’in siber güvenlik pazarına yapılan yatırımın 2021 yılında 9,78 milyar dolara, 2025 yılında ise 18,79 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini vurgulanıyor.

Rapora göre, ülkenin siber güvenliğe yönelik harcamalarının yaklaşık yüzde 47,8’i donanım sektörüne giderken, 2021-2025 döneminde yazılım sektöründe güçlü bir büyüme yaşanacak. Rapor, siber güvenliğe yapılan harcamalardaki yüksek artışı ülkenin giderek artan siber güvenlik tehditleri ile karşı karşıya kalmasına bağlanıyor. Raporda ayrıca, artan taleple birlikte ülkenin siber güvenlik sektöründe büyük bir kalkınma yaşanacağı da belirtiliyor.

Siber suçlular dakikada 1,79 milyon dolar zarar veriyor

RiskIQ tarafından yayınlanan 2021 İnternet Dakika Raporu araştırma sonuçları, şirketlerin siber suçlardan dolayı ciddi zararlar gördüğünü ortaya çıkardı. Siber suçların şirketlere maliyetinin dakikada 1,79 milyona ulaştığını ortaya çıkaran araştırmada ayrıca, dakikada 648 siber saldırının gerçekleştiği raporlandı. Pandemiyle birlikte en çok e-ticaret ve sağlık hizmetleri sektörlerinin siber suç maliyetlerinde artış görüldüğüne dikkat çeken Siberasist Genel Müdürü Serap Günal, şirketlerin veri ve para kaybı yaşamamaları için dikkat etmesi gereken 10 güvenlik boşluğunu ve almaları gereken önlemleri sıralıyor.

En Fazla E-Ticaret ve Sağlık Sektörü Etkilendi!

Araştırmalara göre COVID-19 salgını sırasında çevrim içi alışveriş seçeneğine yönelen ve sağlık hizmetlerini geliştirmek isteyen kurumlar, saldırganların gelişmiş ve hedefli saldırılarına maruz kaldı. Öyle ki, e-ticaret sektöründe faaliyet gösteren şirketler siber suçlar için dakikada 38 dolar öderken, sağlık şirketleri dakikada 13 dolar ödedi. Şirketlerin bu saldırılar karşısında savunmasız kalmalarının en büyük nedenlerinden birinin siber risklere karşı bir yol haritasına sahip olmamaları olduğunu dile getiren Serap Günal’a göre şirketlerin veri kaybı yaşamamaları için bir an önce siber güvenlik planlaması yapmaları gerekiyor.

Şirketlerin Dikkat Etmesi Gereken 10 Siber Güvenlik Boşluğu

Siberasist Genel Müdürü Serap Günal, şirketlerin veri kaybı ve para kaybı yaşamamaları için dikkat etmeleri gereken 10 siber güvenlik boşluğunu paylaşıyor.

1. Hazırlıksızlık. Bölgedeki ve dünyadaki siber olayların sıklığındaki ve karmaşıklığındaki artışla birlikte, şirketlerin artık siber saldırılara karşı hazırlıksız olmamaları gerekiyor.

2. Bilinmeyen tehditlerin varlığı. Şirketlerin, tehditlerin varlıklarını bilmeleri gelecekte yaşanabilecek krizlere karşı güçlü savunmaya sahip olmalarına yardımcı olabiliyor.

3. Aktif tehdit avcılığının olmaması. Şirketlerin, siber girişimleri ve saldırıları gerçekleşmeden durdurmaları için aktif tehdit avcılığı yapmaları önem arz ediyor.

4. İzleme eksikliği. Olası tehditlerin erken tespit edilmesini sağlamak için şirketlerin doğru izleme çözümlerine sahip olduklarından emin olmaları, güçlü bir savunma yapmalarını kolaylaştırıyor.

5. Kötüye kullanımın olması. Savunma süreçlerinin çalışanlarla ilişkiyi içermesinden dolayı, sahtekarlığa ve kötüye kullanıma karşı savunmasız olacağını şirketlerin hatırlatması gerekiyor.

6. Geniş kapsamlı savunma eksikliği. Uzaktan çalışma sisteminde şirkette uygulanan herhangi bir siber güvenlik önleminin ofisin ötesine genişletilmesi önemli bir savunma adımını oluşturuyor.

7. Üçüncü taraf tedarikçi risklerinin dikkate alınmaması. Şirketlerin, saldırganların şirket ağına erişmek için boşluklardan yararlanamamasını sağlamak adına iş ortaklarının da güvenlik düzeylerini gözden geçirmesi ve değerlendirmesi son derece önemlidir.

8. Kriz yönetiminin olmaması. Olaylar ya da saldırılar meydana geldiğinde, şirketlerin krizi doğru yönetmesi gerekiyor. Çalışanların rollerinden ve sorumluluklarından haberdar olmasını sağlamak için ayrıntılı bir kriz müdahale planı hazırlanmalıdır.

9. IoT cihazlarının güvenliğine dikkat edilmemesi. IoT cihazlar da o güvenliksiz kapılardan bir tanesidir. Şirketlerin siber güvenlikleri için IoT cihazlarının savunmalarını da güçlendirmesi gerekiyor.

10. Çalışanlara eğitim verilmemesi. Çalışanlar, kurumların hem en zayıf halkası hem de en güçlü savunması olabiliyor. Bu nedenle şirketlerin, çalışanlara siber güvenlik eğitimleri vermesi önem arz ediyor.

Evin internet menziline yeni ufuklar ekleyin

Evlerde Wi-Fi sinyallerini her yere taşıyabilmek için en yaygın kullanılan ürünler Wi-Fi menzil genişleticiler (range extender). Her ürün grubunda tüketicilere çok geniş seçenek sunan TP-Link®, iki yeni menzil genişletici modelini satışa sundu. Aynı kasaya sahip olan RE215 ve RE315 modellerinin en önemli farkı, hızları.

İki yeni menzil genişletici de çift kanal desteğine sahip. RE215 modeli 5GHz bandında 433 Mbps, 2.4GHz bandında 300 Mbps; RE315 modeli ise 5GHz bandında 867 Mbps, 2.4GHz bandında ise 300 Mbps kablosuz hızlara sahip. Bu yüksek hızlar ile bir evin ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilen ürünler ile yüksek hız gerektiren online oyun ve HD film gibi uygulamalar sorunsuzca yapılabiliyor.

Kolayca Mesh ağı oluşturuluyor

TP-Link’in bu iki yeni menzil genişleticisi OneMesh desteğine sahip. TP-Link’in Mesh teknolojisi olan OneMesh desteği olan bir modem ya da yönlendirici ile kolayca Mesh ağı oluşturabiliyorlar. TP-Link, hemen hemen tüm yeni modellerinde OneMesh teknolojisi bulunduruyor. Bu sayede OneMesh destekli cihazlarla evdeki Mesh Wi-Fi ağı rahatlıkla genişletilebiliyor ve Mesh teknolojisinin avantajlarından yararlanılıyor. Mesh Wi-Fi ağında aynı ağ adı ve şifre ile evde kesintisiz bağlantı mümkün oluyor. Ev içinde dolaşırken cihazlar arasında geçişi kullanıcılar hissetmiyor, güçlü ve kesintisiz bağlantının keyfi sürülüyor.

RE215 ve RE315 Wi-Fi menzil genişleticiler, Wi-Fi performansını artıran pek çok özellikle donatılmış. Bunlar arasında bulunan Uyarlanabilir Yol Seçimi özelliği, yönlendiriciye giden en hızlı bağlantı yolunu otomatik olarak seçiyor ve cihazları her zaman hızlı ve stabil olarak ağa eriştiriyor. Bir diğer özellik ise Yüksek Hız Modu. Bu mod, veri gönderilen bant ve veri alan bant ile yüksek hızda bağlantı sağlamak için 5GHz ve 2.4GHz kanallarının bant genişliğini birleştiriyor ve performansı en üst seviyeye çıkarıyor. 

İki menzil genişleticinin de üzerinde 2×2 MIMO destekli Ethernet girişi yer alıyor. Bu sayede cihazlar erişim noktası (access point) olarak da işlev görüyorlar. Aynı zamanda bu girişe kablo ile ağa erişebilen cihazlar da bağlanabiliyor.

TP-Link’in Tether uygulaması sayesinde son derece kolay kurulup yönetilebilen menzil genişleticilerin fiyatları ise şöyle:

–          RE215: 40 USD (KDV dahil)

–          RE315: 43,50 USD (KDV dahil)

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Mali müşavirler dijitalleşiyor

Pandemide iş temposu artan mali müşavirler çalışmalarını sistemli, hızlı ve temas olmadan yürütebilecekleri bir çözüm arayışına girdiler. Fatura toplamada temassız dönemi başlatan e-malimüşavir.org platformu sayesinde mali müşavirler mükelleflerine ait defter, onay, belge ve bilgileri kargo, arşiv, iş gücü ve zaman tasarrufu sağlayarak dijital ortamda takip ediyor. Muhasebe işlemlerini fiziki görüşmelerle yürütmek zorunda olan saha çalışanlarının sağlık yönünden risk taşıyan süreçlerini kolaylaştırmak için geliştirilen e-malimüşavir.org platformunu mali müşavirlerin yanı sıra yatırım şirketleri, kuluçka merkezleri, girişimciler ve teknopark yönetimleri de kullanabiliyor.

Kargoya, yatırıma, kuruluma gerek yok

Platform, fişlerin ve faturaların mobil uygulama üzerinden saniyeler içinde sisteme aktarılmasını sağlıyor. Muhasebe belgelerinin fotoğrafını çekerek platforma kolayca yükleme olanağı, gereksiz kağıt ve kartuş kullanımını önlüyor. Herhangi bir yatırım veya kurulum gerektirmeyen dijital platform, üyelik yöntemiyle çalışıyor. E-malimüşavir.org platformuna üye olurken girilen e-posta adresi ve belirlenen şifre ile internet erişimi olan her yerden sisteme giriş yapılıyor. iOS ve Android işletim sistemleri ile uyumlu mobil uygulaması da bulunan bulut tabanlı e-malimüşavir.org platformuna girilen verilere internet bağlantısı bulunan her bilgisayar, tablet veya akıllı telefon yoluyla ulaşmak mümkün. 

Yıl sonuna kadar ücretsiz

E-fatura ve banka hareketlerini otomatik olarak uygulamaya aktaran platform, kullanım kolaylığı sunan sade ara yüz tasarımıyla dikkat çekiyor. Mali müşavirlik şirketleri, kullanıcı sayısında sınırlama olmaksızın tüm çalışanlarıyla platforma üye olabiliyor ve hizmet verdikleri tüm mükellefleri için platformdan 2021 sonuna kadar ücretsiz yararlanabiliyor. Üye sınırı bulunmayan platformdan yararlanmak için süre sınırı da bulunmuyor. 7/24 hizmete açık olan platformun müşteri hizmetleri de her an ücretsiz destekle üyeleri bilgilendiriyor.

Mali müşavirlere nefes aldıran yenilik

E-malimüşavir.org platformunun, koronavirüs sürecinde iş yükü artan mali müşavirlerin zaman ve emek yönünden tasarruf etmeleri için geliştirildiğini vurgulayan e-malimusavir.org kurucusu Mesut Şenel, “E-mali müşavir, 2020 yılı Şubat ayından bu yana web ve mobile uyumlu şekilde aktif olarak kullanılıyor. Hayatın her alanında yaşanan değişimlerin muhasebe süreçlerine de yansıdığı pandemi döneminde mali müşavirlerin, şirket yöneticilerinin ve muhasebe süreçleriyle ilgilenen çalışanların taleplerini ve ihtiyaçlarını analiz ettik.  E-mali müşavir platformunu bu analizler doğrultusunda geliştirmeye devam ediyoruz. Platformumuzu mali müşavirlik alanında ihtiyaç odaklı, ülkemiz adına yenilikçi bir gelişme olarak görüyoruz.” dedi. 

Rehin almak yok!

2016 yılında kolluk kuvvetleri ve BT güvenlik şirketleri tarafından fidye yazılımı kurbanlarının dosyalarını geri yüklemelerine yardımcı olmak için başlatılan bir girişim olan No More Ransom, beşinci yılına giriyor. Girişimin yıldönümü 900 milyon ABD dolarından fazla yasadışı kârın önlenmesi ve 600 binden fazla kişinin verilerini geri almasıyla kutlanıyor.

Fidye yazılımı, genellikle şifreleme yardımıyla değerli kullanıcı verilerine erişimi engelleyen ve faillerin engellenen bilgilere tekrar erişim sağlamak için hedeflerinden fidye talep etmelerine izin veren kötü amaçlı yazılımlara verilen bir isim. Bu tür kötü amaçlı yazılımlar son yıllarda oldukça yaygınlaştı ve dünya çapındaki özel kullanıcılara ve kuruluşlara büyük zararlar verdi.

Hollanda Polisi Ulusal Yüksek Teknoloji Suç Birimi, Europol’ün Avrupa Siber Suç Merkezi, Kaspersky ve McAfee, kişilerin ve kuruluşların fidye yazılımlarına karşı savaşmasına yardımcı olmak için 2016 yılında ortak bir web sitesi oluşturmak üzere bir araya geldi. Sitenin amacı, fidye yazılımı kurbanlarına yardımcı olmak ve fidye ödemelerine gerek kalmadan verilerini kurtarma olanağı sağlamaktı. Bunun için girişime dahil kurumlar web sitesinde şifre çözme araçlarını yayınlayacaktı. Bu araçlar indirilip çalıştırıldığında, belirli fidye yazılımı ailelerinin kurbanlarının herhangi bir fidye ödemeden verilerini geri almalarına yardımcı oluyor. Şifre çözme araçlarına ek olarak, web sitesinde belirli bir ülkede bir siber suçun nasıl bildirileceğine ilişkin tavsiyeler ve talimatlar da yer alıyor.

Dört kurumla başlayan girişimin ortakları zamanla 170’in üzerine çıktı ve 121 şifre çözme aracı kullanıma sunuldu. Bu araçlar 150 fidye yazılımı ailesine karşı savaşta yardımcı oluyor. Son beş yılda yaklaşık altı milyon kişi bu şifre çözme araçlarını indirdi. No More Ransom uzmanlarına göre girişimin katılımcıları, suçluların yasadışı olarak 900 milyon ABD dolarından fazla kar elde etmelerinin önüne geçti.

Kaspersky, girişime 32 fidye yazılımı ailesi tarafından şifrelenen verilerin geri alınmasına yardımcı olan 5 şifre çözme aracıyla katkıda bulunan kurucu ortaklardan biriydi ve katkılarına devam ediyor. 2016’dan beri bu araçlar 150 binden fazla indirildi.

Kimlik bilgilerimiz haraç mezat satılıyor

İnternetin karanlık yüzü Dark Web’de hassas bilgilerin satışı artarken, şirketler zorlu süreçlerden geçiyor. Geçtiğimiz yıl Dark Web’de satışa çıkarılan kurumsal kimlik bilgilerinin %429 oranda arttığına dikkat çeken WatchGuard Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, kimlik bilgilerini güvende tutmak isteyen kurumlar için 5 önemli adımı sıralıyor.

Kullanıcılarının IP adreslerini gizleyebilen ve anonim web sitelerinden meydana gelen Dark Web, şirketleri zorlu durumlarla baş başa bırakıyor. Yapılan araştırmalar, geçtiğimiz yıl Dark Web’de açığa çıkan kurumsal kimlik bilgilerinin %429 oranda arttığını raporlarken, daha önce ihlal yaşayarak verileri Dark Web’e sızdırılmış çalışan ya da müşteri bilgilerine erişebilen hackerler hassas verileri kullanarak kazançlarını artırmak istiyor. Çalınan kurumsal kimlik bilgilerinin mali kayıplara ek olarak şirket itibarının zedelenmesine ve fikri mülkiyetin kaybolmasına neden olabileceğini belirten WatchGuard Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, kurumsal kimlik bilgilerini güvende tutmanın 5 yolunu paylaşıyor.

Dark Web’de Yer Alan Kurumsal Kimlik Bilgileri Hackerler için Biçilmez Kaftan!

Birçok şirket, gelirini artırmak isteyen hackerlerin düzenlediği siber saldırıların hedefinde bulunuyor. Özellikle önemli verilerin satışa sunulduğu Dark Web ise hackerlerin amaçları doğrultusunda hareket etmelerini kolaylaştırıyor. Dark Web’de açığa çıkan kurumsal kimlik bilgileri için istenen fiyatın, işletmelerinin ne kadar gelir elde ettiği gibi çeşitli faktörlere bağlı olduğuna ve özellikle kurumlara ait bilgilerin 120 bin dolara kadar açık artırmaya çıkarılabildiğine dikkat çeken Yusuf Evmez, hem büyük hem de küçük ölçekli kurumların para kaybı yaşamamaları için gerekli önlemleri alması gerektiğini aktarıyor.

Veriler Dark Web’de Bulunuyorsa Hemen Yapılması Gerekenler

WatchGuard Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, kurumsal kimlik bilgilerinin güvende kalmasını sağlamak için her kurumun atabileceği 5 adımı paylaşıyor.

1. Tüm şifreleri düzenli olarak değiştirin. Çalışanlarınız parola konusunda her şeyi doğru yapsa bile şirketinizin kurumsal kimlik bilgileri Dark Web’de görünmeye devam edebilir. Şirket genelinde parolalarınızı düzenli olarak değiştirdiğinizden emin olmalısınız.

2. Ek tehditleri gözden kaçırmayın. Veri ihlali veya Dark Web tehdidi nedeniyle meydana gelebilecek ek güvenlik açıklarını kontrol etmek için IT ekibinizle bir güvenlik denetimi yapmayı planlayabilirsiniz.

3. Çok faktörlü kimlik doğrulamayı (MFA) etkinleştirin. MFA, ekstra bir koruma katmanı ekleyerek siber suçluların başka biri olarak oturum açmasını çok daha zor hale getirir. Bu çözümü devreye alarak yalnızca çalışanlarınızın şirket kimlik bilgilerini değil, aynı zamanda VPN erişimini ve bulut uygulamalarını da korumuş olursunuz.

4. Çalışanlarınızın güvenlik bilincini artırın. Çalışanları, siber tehditler ve bunların nasıl tespit edileceği konusunda eğitmek, saldırıları azaltmak için çok önemlidir. Düzenli olarak güvenlik tatbikatları düzenleyerek çalışanlarınızın gerçek dünyadaki kimlik avı saldırılarına ve diğer şifre saldırılarına aşina olmalarına yardımcı olabilirsiniz.

5. Dark Web’i izleyin. Veri ihlalleri ile her zaman karşılaşabilirsiniz. Şirket verilerinizin açığa çıkması durumunda hızlı hareket edebilmeniz için Dark Web’de düzenli olarak arama yapmalısınız. Şifrelerin güvenliğini üst düzey sağlayan çok faktörlü kimlik doğrulama çözümü WatchGuard AuthPoint aracılığıyla hizmete sunulan Dark Web Scan servisinden şirketlerin bu konuda destek alabileceğini belirten Yusuf Evmez, şirketlere ve bireysel kullanıcılara ait bilgilerin Dark Web üzerinde satışa sunulup sunulmadığını bu servis yoluyla anlamanın mümkün olduğunu aktarıyor.

Telefon çalınınca verilerin çalınması nasıl engellenir?

Her gün kullandığımız akıllı telefonlarımız içerisinde binlerce kişisel veri, fotoğraf ve dokümanı içeriyor. Bu verileri güvende tutmak ve olası bir hırsızlığa karşı önceden önlem almak büyük önem taşıyor. Kaspersky, cep telefonunuzu çalan hırsızların ne gibi zararlar verebileceğini ve kayıpları önlemek için kullanıcıların ne önlemler alabileceğini açıklıyor.

Kullanıcılar akıllı telefonlarını çaldırdıklarında sadece cihazlarını kaybetmekten çok daha fazla hasar alabilirler. Hırsız kullanıcıların bankacılık uygulamalarını, önemli belgelerini, kişisel fotoğraflarını ve videolarını kullanarak telefon sahibini çok daha fazla zarara uğratabilir. Önceden önlemler alarak hırsızların kullanıcıların telefonundan kişisel bilgileri elde etmesi önlenebilir. 

Hırsızlar çaldıkları telefonlarla neler yapabilir?

Hırsız bir telefonu elde geçirdiğinde eğer telefon kilitliyse yüksek ihtimalleri telefonunun parçalarını satacaktır. Bilgilere ulaşmak için kasıtlı bir hırsızlık durumu yoksa hırsız telefonu hacklemeye çalışmayabilir. Açık ve internete bağlı bir cihazı herhangi bir şekilde değiştirmek, hırsızın yakalanma riskini artırır.

Bazen, daha fazla para kazanma isteği dikkatli olma dürtüsünden daha ağır basabilir. Telefon çalındığında bir banka uygulaması açıksa, hırsız sadece birkaç dakika içinde para ve hatta kredi çekebilir. Kullanıcılarının belirli telefon numaralarına kısa mesaj göndererek para aktarmalarına izin veren bazı bankalar bulunuyor. Bu da para çalmayı daha da kolaylaştırıyor; çünkü gönderilecek herhangi bir doğrulama kodunun adresi yine çalınan telefon oluyor.

Hırsızlar genellikle sosyal mühendislikten de yardım alarak telefon sahibinin Google veya Apple ID hesabına giriş yapmayı ve parolasını değiştirmeyi başarırsa, cihazınızı uzaktan kilitleme şansı kaybediliş olur. Çünkü hırsız, elinde çalışan bir akıllı telefon olması için artık cihazı sıfırlayabilir. Böylelikle, sadece parçalarını satarak elde edeceğinden çok daha kazançlı bir şekilde telefonu elinden çıkarabilir.

Ayrıca hırsızlar telefonda önemli belgeler veya fotoğraflar bulduysa kullanıcıyı belgeleri silmek veya başka kişilere göndermekle tehdit ederek fidye talep edebilir. Aynı durum, kullanıcıları veya bir başkasını tehlikeye sokabilecek kişisel dosyalar için de geçerlidir. Bir hırsız, iPhone’daki Dosyalar uygulamasını (başlıca tüm iCloud içeriği), Android’deki akıllı telefon belleğinin tamamını ve telefonunuzun erişebildiği bulut sürücülerini kullanarak bilgileri kopyalayıp analiz edebilir. Üstelik bir hırsız, anlık mesajlaşma uygulamalarından başlayarak kullanabileceği bilgiler için konuşmaları tarayabilir ya da Facebook veya Instagram hesaplarını hacklemeyi deneyerek listede bulunan isimlerden para talep etmeye başlayabilir. 

Çin’i alan dünyayı alır

Araştırma şirketi Canalys’in hazırladığı rapora göre, Çin’de akıllı telefon pazarı, 2021 yılının ikinci çeyreğinde sevkiyatların geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17 daralması nedeniyle 74,9 milyon adede düştü. Raporda yerel akıllı telefon üreticisi Vivo’nun nisan-haziran döneminde 18,2 milyon adetlik satışla liderlik koltuğuna oturduğu belirtiliyor. Vivo’yu ise 16 milyon adetle Oppo izliyor.

Sevkiyatlar açısından Huawei’yi geçen diğer bir Çinli marka olan Xiaomi üçüncü sıraya yükseldi. Xiaomi, aynı dönemde Söz konusu dönemde 12,6 milyon adet sevkiyat yaparak üçüncü Apple, 7,8 milyon adet sevkiyatla dördüncü oldu.

Canalys tarafından yapılan açıklamada, Huawei’nin yedi yıldan uzun bir süredir ilk kez iç pazarda akıllı telefon üreticileri arasında ilk beşe giremediğine vurgu yapıldı. Canalys Araştırma Analisti Amber Liu, “Akıllı telefon markaları, Huawei’nin gerilemesinden faydalanmak için birbirleriyle sert şekilde rekabet ediyorlar ve proaktif olarak kanal kaynakları elde edip yeni hedeflenen ürünleri piyasaya sürüyorlar” diye konuştu.

Liu, ayrıca 5G akıllı telefon yükseltme dalgasının azalmaya başlayacağını, çünkü tüketicilerin büyük bir bölümünün en yeni şebeke nesline geçmiş bulunduğu dile getirdi. Verilere göre yılın ilk yarısında Çin ana karası 2019 yılının aynı dönemine göre yüzde 9,9’luk düşüşle 167 milyon adet akıllı telefon sevkiyatı yaptı.

Canalys’in Mobilite Başkan Yardımcısı Nicole Peng, 2021’in ikinci yarısı için halen olumlu sinyaller olduğunu düşünüyor. Canalys’e göre ilk beş satıcının toplam pazar payı, Huawei’nin başı çektiği geçen yılın ikinci yarısında yüzde 95 iken 2021’de yüzde 82’ye düştü. Nicole Peng, yeni rekabetçi ortamda çeşitlilik ve rekabetin Çin pazarını canlandıracağına inanıyor.

Reklamların yüzde 70’i dijitale kayıyor

Araştırma şirketi Gartner tarafından pazarlama yöneticilerinin stratejik öncelikleri üzerine gerçekleştirilen araştırmaya göre, 1,7 trilyon dolarlık hacme sahip küresel reklam endüstrisinde reklam bütçelerin yüzde 50’den fazlası dijital platformlara harcanıyor. Perakende, finansal hizmetler, medya, seyahat ve konaklama gibi sektörlerden 430 pazarlama yöneticisinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, yöneticilerin yatırım kararları alırken dijital pazarlamaya öncelik verdiklerini gösteriyor. 

Taht açık ara dijitalin

Tüketici tarafında dijital platformlara yönelik artan talep geleneksel platformların zemin kaybetmesine neden oluyor. Araştırmaya katılan pazarlama yöneticileri, pazarlama bütçelerinin yalnızca yüzde 9’unu geleneksel pazarlamaya ayırdıklarını ifade ediyor. Dijital kanallara yapılan yatırımlar ise toplam pazarlama bütçelerinin yüzde 72’sini oluşturarak pazarlama yöneticilerinin öncelikli yatırım alanları arasında bulunuyor.

Son 10 yılda büyüme hızı arttı

Dijital pazarlama endüstrisinin son 10 yılda hızlı şekilde büyüdüğünün altını çizen dijital performans ajansı EG Bilişim Teknolojileri CEO’su Gökhan Bülbül, “Küresel pazardaki büyüme beklentileri, dijital pazarlama ve sosyal medya reklamcılığı harcamalarındaki artışla destekleniyor. Dijitalin 2024’e kadar reklam pastasının yüzde 70’ini oluşturacağı öngörülüyor. Dijital alan her zamankinden daha kalabalık. Bu alanda fark edilir olmak için dijital pazarlamadan faydalanan markalar, rakipler arasında parlıyor. EG Bilişim Teknolojileri olarak, eksiksiz bir dijital pazarlama hizmeti sunarak marka bilinirliğine, daha geniş kitlelere seslenmeye ve büyümeye katkıda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Avuç içi kadar sabit disk

Western Digital (NASDAQ: WDC) bugün, cep boyutundaki tasarımı performansla birleştiren yeni taşınabilir depolama çözümü WD Elements SE SSD’yi duyurdu. Bu kompakt cihaz, dosyaları hızlı bir şekilde taşımak için taşınabilir bir sürücüye ihtiyaç duyan tüm kullanıcıların tam aradığı çözüm. WD Elements SE SSD ile kullanıcılar, hem dizüstü bilgisayarları hem masaüstü bilgisayarları hem de diğer cihazlarda ister iş ister eğlence amaçlı olsun tüm içerikler üzerinde tam kontrole sahip. 

“Uzun bir süredir katı hal sürücüleri (SSD), tüm kullanıcıların finansal olarak rahatça karşılayamayacağı bir şeydi” diyor Western Digital Bölge Satış Müdürü Yosi Rafael ve ekliyor: “Western Digital olarak SSD teknolojisini kullanıcılar için daha erişilebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Hiç kimse güvenebilecekleri bir markanın finansal karşılığı, performansı ve güvenilirliği arasında bir seçim yapmak zorunda kalmamalı, bu yüzden WD Elements SE SSD’yi Türkiye pazara sunmaktan heyecan duyuyoruz.”

400 MB/sn’ye** varan okuma hızları ve 2 TB’a* varan kapasitelerle bu yeni taşınabilir SSD, kullanıcıların her gün daha fazlasını yapabilmeleri için büyük dosyaları hızla taşımalarına olanak tanıyor. Sürücünün tak-ve-çalıştır özelliği, kutudan çıkar çıkmaz kullanıma hazır olduğu ve herhangi bir iş akışına sorunsuz bir şekilde entegre olabileceği anlamına geliyor.

WD Elements SE SSD, 2 metreye kadar düşmeye dayanıklı kompakt, taşınabilir bir tasarıma sahip ve tüm bu özellikleri de bu yeni sürücüyü sürekli hareket halinde olanlar için mükemmel bir çözüm haline getiriyor. Western Digital’in depolamada herkesçe bilinen dayanıklılık mirasını sürdüren bu yeni sürücü, dünya çapında üç yıllık sınırlı bir garanti süresi ile destekleniyor. 

Fiyat ve Erişim Bilgisi 

WD Elements SE SSD, Western Digital Store ve diğer seçkin satış kanallarında Ağustos ayından itibaren kullanıcıların erişimine hazır olacak. 480 GB* kapasiteli sürücü için son kullanıcı önerilen fiyatı 89,99 €’dan başlıyor.

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Korsanlar sahte oyunla gerçek oyun üreticilerinden çok kazandı

Teenage Boy Wearing Headset Gaming At Home Using Dual Computer Screens

Hackerlerin oyun sektörüne olan ilgisi gün geçtikçe artıyor. Son 2 yılda oyunculara ve oyun şirketlerine yönelik olan saldırıların %340 oranda arttığına ve hackerlerin 2 milyon doları aşkın kripto para kazandığına dikkat çeken Komtera Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun, özellikle popüler oyunların korsan yazılımlarını tercih eden kullanıcıların kripto madencilerinin hedefinde olduğunu aktarıyor.

Hızla büyüyen oyun endüstrisi siber saldırganların gözünden kaçmıyor. Yapılan araştırmalara göre, oyunculara ve oyun şirketlerine yönelik saldırılar 2019’dan bu zamana %340 artarken, kripto madenciliği yapmak isteyen siber suçluların çeşitli kötü amaçlı yazılımlar kullanarak son iki yılda 2 milyon dolardan fazla kripto para kazandığı görülüyor. Özellikle hackerlerin, popüler oyunların korsan yazılımlarını tercih eden kullanıcıları hedeflediğini aktaran Komtera Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun, korsan yazılımları indirmeye devam eden kullanıcıların bu tür saldırılar karşısında savunmasız kalarak verilerini kaybedebileceğini vurguluyor.

Korsan Yazılımlar Aracılığıyla Verileri Topluyorlar!

Siber suçlular, kullanıcıları çeşitli yöntemlerle kandırmaya devam ediyor. Hackerlerin kullandığı en yaygın taktikler arasında SQL, LFI ve XSS saldırılarının yer aldığını belirten Gürsel Tursun, bu saldırılara ek olarak yeni keşfedilen Crackonosh kötü amaçlı yazılımı aracılığıyla kripto madenciliği yapıldığını aktarıyor. Kullanıcıların korsan yazılımları cihazlarına indirmesiyle bulaşan bu yazılımın, cihazlardaki virüs koruma programlarını devre dışı bırakarak kullanıcı verilerinin ele geçirilmesine olanak tanıdığını vurgulayan Tursun, hackerlerin bu yazılım sayesinde son 2 yılda 2 milyon dolar kripto para kazandığına ve dikkatli olunmadığı takdirde bu rakamın ivmeyle artacağına dikkat çekiyor.

Güçlü Bir Siber Altyapı Oyun Endüstrisi için Önemli

Hem şirketleri hem de oyuncuları etkileyen kötü niyetli saldırılar giderek daha karmaşık ve hafifletilmesi zor bir hal alıyor. Bu nedenle hem kullanıcıların hem de şirketlerin; siber suçları, hacker motivasyonunu, saldırı tekniklerini ve tehdit aktörleri arasındaki iş birliğini anlaması bir hayli önem kazanıyor. “Oyun geliştiricileri, hesap kurtarma süreçlerini ve dolandırıcılığı önleme prosedürlerini ele almak için olay müdahalesi ve felaket kurtarma planı stratejilerine sahip olduklarından emin olmalıdır. Risk değerlendirmesini yürütmeyi, risk toleransını belirlemeyi, yönetici desteğini ve katılımını almayı, iç ve dış müdahale ekiplerini belirlemeyi ve iletişim şablonları geliştirmeyi içeren bir olay müdahale planı yapabilirler.” ifadelerinde bulunan Gürsel Tursun, “Oyuncular ise mahremiyetlerini korumak için şifre hijyenine dikkat etmelidir. Benzersiz parolalar ve çok faktörlü kimlik doğrulama kullanarak, çevrim içi kimlik hırsızlığının ve hesap ele geçirmelerin önüne geçmelerinde katkıda bulunacaktır.” sözleriyle güçlü bir siber güvenlik korumasının önemine vurgu yapıyor.

Dezenformasyona karşı eğitim var

NATO Kamu Diplomasisi tarafından desteklenen “Türkiye’de Bilgi Düzensizliği ile Mücadele Etmek: Eğitici Temelli Program” başlıklı proje, bilgi düzensizliğine neden olan ve bu yolla bilgi ekosistemine derinden zarar veren faktörlerin neler olduğu, neden ve nasıl meydana geldiği ve hangi kanallarla engellenebileceği konusunda eğitim yaklaşımıyla farkındalık yaratmayı ve Türkiye’de “bilgi güvenliği” üzerine düşünen ve tartışan bir topluluğun oluşmasını hedefliyor. Projenin koordinatörlüğünü Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Emel Parlar Dal ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Emre Erdoğan yürütüyor. Projede ayrıca Şaban Çaytaş, Ayda Sezgin ve Sude Karahasan da görev yaptı.

Projenin ilk iki aşaması Haziran ayında Eğitici Eğitimi Programı ve Kursiyer Eğitimi Programı ile tamamlandı. Bu aşamada bilgi düzensizliği konusuyla ilgilenen 20 eğitici, proje koordinatörleri tarafından gerçekleştirilen iki günlük bir eğitimden geçerek bu konuda detaylı olarak bilgilendirildiler. Bir sonraki aşamada eğiticiler yaklaşık ikişer saatlik çevrimiçi derslerle günümüz bilgi ekosistemi, yanlış bilginin dijital ortamda yayılımı, yanlış bilgiyle mücadele, küresel politikada dezenformasyon gibi konularda eğitimler verdiler; bu eğitimlere toplamda 300’den fazla katılımcı katılarak sertifika almaya hak kazandı.

Son olarak www.dezenformasyonegitimi.org internet sitesinde dileyen herkesin ücretsiz bir şekilde her an ulaşabileceği açık erişimli bir ders tasarlanarak Dezenformasyon Eğitimi başlığıyla kamuoyunun erişimine açıldı. Türkiye’de bu konuda ilk defa hazırlanan bu açık erişimli çevrimiçi eğitim yanlış bilgi ile ilgili temel kavramları, yanlış bilgilerin dijital platformlarda nasıl yayıldığı, yanlış bilgilerden kaçınmak için hangi araçların kullanılabileceği, küresel politikada enformasyonun ve dezenformasyonun rolü gibi konuları içeriyor. 

Bilgi düzensizliği ile mücadele etmek amacıyla hazırlanan Dezenformasyon Eğitimi dersine çevrimiçi olarak erişebilir, ders videolarını izleyebilir, bilgi düzensizliği ile ilgili çeşitli okuma ve linklere ulaşabilir, eğitimleri tamamlayarak sertifikanızı alabilirsiniz. Farklı üniversitelerden, farklı disiplinlerden oluşan eğitimci kadrosuyla Dezenformasyon Eğitimi bilgi düzensizliği ile ilgili temel kavramlar, sosyal medya platform mimarileri, dijital medyada yanlış bilginin yayılımı ve bilgi-güvenlik ilişkisi gibi konulara eğiliyor.

Bu çevrimiçi araçta katılımcılar aşağıdaki derslere katılabilirler.

  1. Dezenformasyon: Temel Kavramlar – Prof. Dr. Emre Erdoğan (İstanbul Bilgi Üniversitesi)
  2. Güvenlik Sorunu Olarak Dezenformasyon – Dr. Gökçe Gezer (İstanbul Bilgi Üniversitesi)
  3. Yanlış Bilginin Yayılımı: Platform Mimarileri – Doç. Dr. Akın Ünver (Kadir Has Üniversitesi) 
  4. İnfodemi – Prof. Dr. Emre Erdoğan (İstanbul Bilgi Üniversitesi)
  5. Yanlış Bilginin Psikolojisi – Doç. Dr. Sinan Alper (Yaşar Üniversitesi)
  6. Yanlış Bilgiyle Mücadele Araçları – Koray Kaplıca (Doğruluk Payı)
  7. Dezenformasyon ve Dayanıklılık – Doç. Dr. Suncem Koçer (Kadir Has Üniversitesi)
  8. Yanlış Bilginin Yayılımı: Dijitalleşme – Doç. Dr. Bilge Narin (Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi)
  9. NATO ve Yanlış Bilgi – Prof. Dr. Emel Parlar Dal (Marmara Üniversitesi)
  10. NATO, Rusya ve Güvenlik – Dr. Ziya Meral (Centre for Historical Analysis and Conflict Research)

Türkiye 5G üreticisi olmaya hazırlanıyor

5G teknolojisinin yaygınlaşması için çalışmalarına aralıksız devam eden ULAK Haberleşme,  tamamen yerli ve milli altyapı geliştirme faaliyetleri ile sadece yurt içine değil yurt dışına da hizmet vermek hedefiyle 5G ve ötesi için Türkiye’nin İletişim Gücü olmaya devam ediyor. Sektördeki araştırmalar sonucu ortaya çıkan sayılar, 5G’nin hayatımızda yaratacağı etkiyi şimdiden hissettirir nitelikte.  Dünya genelinde, Ocak 2021 itibariyle 61 ülkede 144’ten fazla servis sağlayıcısı 5G servis hizmeti verirken 2026 yılı sonunda kullanıcı sayısının 3.5 milyarı bulması bekleniyor. Gelecekte, dünyadaki mobil veri trafiğinin yarısından fazlasını taşıması beklenen 5G ağları ile; sağlık, akıllı ulaşım, endüstriyel üretim ve IoT sektörlerinin toplam gelirinin dört yıl içerisinde 700 milyar doları geçeceği tahmin ediliyor. 5G teknolojisini üreten dünyadaki 7 ülkeden biri olan Türkiye, gelecekte 5G’de söz sahibi ülkelerden birisi olacak.

AR-GE’YE DAYALI ÇÖZÜMLER ÜRETİYORUZ

Yabancı üreticilere karşı rekabetçi bir ürün ortaya koymanın, hedefleri arasında yer aldığını belirten ULAK Haberleşme Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Celal Sami TÜFEKCİ; “Türkiye’yi güvenli iletişim altyapıları ile donatma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen mevcut 4.5G teknolojilerini sürdürülebilir kılma çalışmalarımızı sürdürürken, 5G ve ötesi için dünya standartlarında yenilikçi çözümler üretmek için de çalışıyoruz. Geniş bant iletişim teknolojileri konusunda ortaya koyduğumuz patentler (IPR) ile aynı zamanda katma değeri yüksek işler gerçekleştirerek, uçtan uca yerli ağ teknolojileri geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda ULAK Haberleşme AR-GE ekibi, yapmış olduğu patent başvuruları ile katma değeri yüksek işler gerçekleştirmenin motivasyonunu kazanırken, Ar-Ge çalışmalarını da bir o kadar heyecanla sürdürüyor.” dedi.

5G TEKNOLOJİSİNDE DÜNYADA İLK 7’DEYİZ

TÜFEKCİ, “Bu teknoloji, dünyada sadece 7 ülke tarafından üretiliyor ve Türkiye de bu ülkelerden birisi. Ülkemizin, bu ülkeler arasında yer almasının haklı gururunu yaşıyoruz. Bu anlamda, geliştirdiğimiz milli teknolojimiz ile uluslararası pazarda da büyük pay sahibi olacağımıza inanıyoruz. Paylaşımcı ekosistem modeliyle, iki temel konuda çalışma modelini sürdürmeyi önemsiyoruz. Bunlardan birincisi; kuruluş misyonumuzda da yer alan yerli, milli ve güvenilir bir iş birliği modeli oluşturmak. İkincisi ise; kurduğumuz altyapı üzerinde çalışan yerli dikey sektörlere istihdam sağlayan ve cari açığı azaltacak girişimci bir model ile çalışmak.  Kritik AR-GE verilerini içeride tutan ve hem yatay hem de dikeyde güçlü bir ekosistem kuran bu iki model, operatörlerin kullanıcı olduğu sektörde sürdürülebilirliği sağlayacaktır” diye konuştu. 

TÜRKİYE’NİN VERİSİ MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ

5G teknolojilerinin yanı sıra tamamen yerli ve milli haberleşme altyapısı olan ULAK uMAYA’nın da kullanımda olduğunu belirten TÜFEKCİ, Türkiye’nin verisinin milli güvenlik meselesi olduğunun altını çizdi.

Tüfekci, “Koyulan hedeflerin yabancı kaynaklı sistemlerle oluşturulan veri merkezleriyle gerçekleştirmesi oldukça zor. Amaç, uçtan uca veri güvenliği ise tek yol yerli ve milli sistemlerin kullanılmasından geçmektedir. Tamamen yerli ve milli olarak geliştirilmiş olan uMAYA, bu noktada devreye girerek kritik bir rol üstlenmektedir. Örneğin, bir bankadaki bilgiyi diğer şubelere bulut ortamında iletiyorsunuz. Bu, güvenlik anlamında çok önemli çünkü verinizi yabancı bir firmaya açmamış oluyorsunuz. Bu nedenle, uMAYA kullanımının her geçen gün yaygınlaşmasını, ekonomik, teknolojik ve siber güvenlik açılarından zorunluluk olarak görüyorum. Bununla birlikte, uMAYA’ da kullandığımız veri merkezi çözümümüzle merkezi yönetim kolaylığı sağlarken, yetişmiş insan kaynağını da en verimli şekilde kullanmış oluyoruz” şeklinde konuştu.

“Ayrıca, Kovid-19 salgınının etkileri göz önüne alındığında ihtiyaç haline gelen uzaktan eğitim, sağlık hizmetleri ve uzaktan çalışma konularında Türkiye’nin en ücra köşelerinde bile halkımızın hizmetindeydik. Örneğin; çocuklarımız için EBA, köylerde doktor ve asker çağrıları, karakollarda Mehmetçiklerin aileleriyle iletişimi gibi birçok başlıkta ULAK Haberleşme olarak ürettiğimiz çözümlerimiz  ile sahalarda operatörlerimizle beraber aktif rol alıyoruz”.