Operatörler (aslında biz) 6 ayda 1,5 milyar kaybettik

5G, ANKARA, MANŞET, OPERATÖRLER

para26 Mayıs 2015 gününde gününde yapılacak 4G ihalesi için yaklaşık 3 milyar Euro muhammen bedel belirlendi. O zaman Euro satış 2,87 TL idi. Bugün 25 Ağustos. Yarın eğer aksi bir şey çıkmazsa, cumhurbaşkanını yeni insanlar kandırmazsa, 4G ihalesi yapılacak. Bugün döviz satışı, haber yayına hazırlandığı sıralarda 3,38 TL idi. Fark yüzde 17.

Bir başka deyişle 26 Mayıs günü operatörler 8,61 milyar TL vereceklerdi. Bugün ise 10,14 milyar TL verecek. Aradaki fark bir buçuk milyar TL’den fazla.

Bu noktada “tamam işte ooh ne güzel Türkiyem para kazandı” diyen saftirikleri konu dışında bırakıyorum. Çünkü o insanlar 1,5 milyar TL’yi operatörlerin ödeyeceklerini düşünüyor olabilirler. Şunu unutmamak lazım: Şirketler asla para kaybetmez. Hep kullanıcılara yansıtılır bu kayıplar.

Siz sorunu 4G ihalesinin “biz aslında 5G olmasını istiyoruz” diyene mi bağlarsınız yoksa 6 ayda yüzde 17 döviz kuru artışına mı… Onu bilemem. Ama ne derseniz deyin sorun hep aynı kişilerin hanesine yazıyor…

Daha yapılmamış köprünün çekme kapasitesini dronelar ölçtü

BÜLTEN, MANŞET, TURKCELL

korfez_gecis (2)Turkcell’den çok enteresan bir bülten geldi:

3. Boğaz Köprüsü ve İzmit Körfez Köprüsü inşaat alanlarında, dikey kapsama kalitesini ölçmek üzere ilk kez drone kullanıldı. Drone ile gerçekleştirilen testler, 1408 m ve 2682 m uzunluğundaki köprü güzergahlarında yerden 80 m yükseklikte yapıldı. Uçuş sırasında ‘drone’a bağlı ve özel yazılımlı telefon ile şebeke ölçümleri alınırken drone kamerası ile yüksek çözünürlüklü görüntüler kaydedildi.

Baz istasyonu ölçümleri çok önemli. Bir köprünün bitmesini beklemek, ondan sonra orada ölçüm yapmak, sonrasında buna göre çevreye baz istasyonları yerleştirmek gerçekten zor bir iş. O yüzden köprü bittikten sonra bu adımları atmak bir hayli zor oluyor ve köprü açıldığında üstünden geçen ilk araçların kapsaması aksayabiliyor.

Bu bakış açısıyla drone kullanımı çok inovatif ve harika bir fikir… Köprünün bittiği zamanki yüksekliğe çıkıp çakışma var mı çekim gücünün kuvvetlendirilme gereksinimleri “yerinde” ölçülüyor.

Bunu düşünenleri kutluyorum…

Twitter Türkçe para etmez dedi

MANŞET, POLEMİK, SOSYAL MEDYA

twitter hapisTwitter bir basın bülteni gönderdi. Bültende Twitter üstünden nasıl reklam verip bu alanı bir pazarlama aracı olarak kullanabileceğimiz dile getiriliyor. Harika bir şey. En çok tartışılan sosyal medya ortamlarından birinden kendi şirketinin sesini duyurmak ne güzel.

Ama verilen linke tıklıyorsunuz ve karşınıza bir uyarı mesajı geliyor. Mesajda “kullandığınız dil desteklenmemektedir”. Benim kullandığım dil Türkçe. Benim ülkemde kullandığım dil, anadilim.

Benim dilimi desteklemiyorsan benden ne demeye para istiyorsun Twitter? Ben sana para kazandırmak ve reklam vermek için niçin kendi ayarlaramı konuşmadığım bir dile çevirmek zorundayım?

Madem Türklerin verdiği parayı istemiyorsun neden onlar İngilizce konuşunca par vermelerini kabul ediyorsun?

Türkçeyi konuşulan bir dilden saymış, arayüzünün bir kısmını Türkçe’ye çevirmişsin. İyi de bunu paraya çevirmek için sen ne hakla Türkçe’yi reddedersin?

Bir de bütün bunların üstüne… Sen diline önem vermediğin bir ülkenin o dildeki basınına niye basın bülteni gönderip hem kendinin hem bizim vaktimizi alıyorsun?

Girişimcilere dostça tavsiyeler

Girişim, MANŞET

1407704131_acikakademiyazokuluGirişimciler farklı ortam ve şekillerde yaptığımız buluşmaların bir diğerini Mucrosoft Yaz Okulu kapsamında gerçekeştirdim. Sevgili Fatih Sarı ve Savaş Önemli’nin bulunduğu Behice Funda moderatörlüğünde gerçekleştirilen toplantıda kafama yazdığım notları sizlerle paylaşmak istedim. Belki sadece oradaki gençlerin değil herkesin işine yarar:

  • Girişim, yazılım bilen insanların tek başlarına yapabileceği bir şey değildir. Herkesin farklı bakış açısına ihtiyacı vardır. Bu yüzden de mutlaka kendinize sosyal bilimler ya da gideceğiniz alanda uzmanlaşmış insanlardan ortaklar edinmeye çalışın
  • Ne iş yaparsanız yapın sonuçta ir fikre ihtiyacınız var. Hiçbir fikir de vahiy yoluyla insana gelmiyor. Çevrenizi kurcalayın, insanlarla konuşun ama en önemlisi de okuyun. Fikirler öğrendiklerinizin bileşkesidir
  • Girişimin başarısını gösteren en önemli faktör elde ettiğiniz gelirdir. Kazanamıyorsanız veya kazanma ışığı yoksa ulaştığınız insan sayısı veya indirttiğiniz uygulama size kendinizi yalandan başarılı hissettirmesin
  • Yatırımcının girişimciye beş dakikalık süre vererek onu maymun haline dönüştürtmesine izin vermeyin. Kendinizi iyi ve ağırdan satın. Sonuçta sizden bir tane var ama yatırımcıdan her yerde on binlerce… Tamam fikirlerinizi mum ışığında romantik bir akşam yemeğinde vermeyin ama asansörün yedinci katma çıkma süresinde de anlatmaya çalışmayın. Sizi dinlemeyen gitsin, gidene kal denmez
  • Yerellik sarmalından kurtulun. Global düşünün. Türkiye sizin egonuzu tatmin eder, global dünya ise cebinizi…
  • Yazılımcının düştüğü en büyük hata hayata geçirdiği uygulamalara yapabildiği her şeyi eklemek istemesidir. Bunu yapmayın. Gerekeni gerektiği kadar koyun. Butuzağa düşmemenin en kolay yolu yazılımcı olmayan bir ortakla ilerlemektir.
  • Kendi işinizin tanıtımını yapın. Ama bu sadece reklam değil. İletişim ve PR işinden korkmayın. Bunun için para harcamaktan veya yatırımcıdan para istemekten çekinmeyin

 

Bilimadamları kanıtladı: Mutluluk paylaştıkça çoğalıyor

MANŞET, RAPORLAR, SOSYAL MEDYA

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Aylin Tutgun isimli bir akademisyenin üniversite öğrencileri arasında sosyal medya bağımlılığı üzerine harika bir araştırması elime geçti. Bu araştırmadan küçük notlar ve haberleri sizlerle arada bir paylaşacağım. İletişimin bu tip araştırmalara ve araştırmacılara çok ihtiyacı var. Kendisine buradan kendi adıma teşekkür ediyorum.

Araştırmanın giriş bölümünde dikkat çekici bir alıntı var. Nicholas Christakis ve James H. Fowler isimli akademisyenlerin yaptığı mutluluğun dinamik yayılımı konulu bir araştırması dikkatimi çekti. İşi gücü bırakıp bu sefer bunu okumaya başladım.

Christakis ve Fowler, sosyal ağlarda etkilemenin üç derecesi olduğunu ortaya atmış. Buna göre, sosyal ağlarda duygular üç dereceye kadar yayılıyor. Yaptıkları sosyal ağların matematiksel analizleri, bir kişinin mutlu olma olasılığının, bir derece uzaktaki bir kişi mutlu olduğunda yüzde 15 arttığını gösteriyor. Buna göre, mutluluğun etkisi iki derece uzaklıktaki insanlar (bir arkadaşın arkadaşı) için yüzde 10, üç derece uzaklıktaki insanlar (bir arkadaşın arkadaşının arkadaşı) için yaklaşık yüzde 6 oluyor. Dört derece uzaklıkta ise etki kayboluyor.

Sizin arkadaşlarınız ve onların altındaki kişileri dikkate aldığınızda neredeyse yüz binlere varan bir arkadaşlık kitlesinde onbinlerce kişiye tek bir mutluluğu iletebiliyorsunuz.

Peki mutsuzluk veya negatif paylaşımlar ne kadar aşağı iniyor? Bu konuda okuyacak ve araştıracağım.

Şimdilik sadece mutluluğu paylaşmaya odaklanalım…

Depremin yıldönümünde teknolojiyi hatırlayalım

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, OPERATÖRLER

deprem17 Ağustos 1999 yılında teknolojiyle o kadar da haşırneşir olmayan kullanıcılara deprem zamanı neler yaşandığını ve buna karşı teknolojnin bugünkü haliyle neler yapabileceğini bir hatırlayalım. TKNLJ formatında…

  • Öncelikle teknolojiden biraz bahsedelim: Baz istasyonları üstünden istediğiniz kadar adam sonsuz konuşma yapamaz. Bu oranları vermek istemiyorum çünkü şirketten şirkete değişen oranlar. Ama kabaca özetlemek gerekirse örneğin bir baz istasyonu eş zamanlı olarak 10 kişiyi konuşturabilir. Türkiye’de de 100 binler değil 10 binler mertebesinde baz istasyonu bulunuyor.
  • Baz istasyonları üstünden konuşturmak sesi taşımak olarak değil özellikle eş zamanlı konuşan insan sayısını ayarlayabilmek adına büyük bir mühendislik istiyor. Öyle bir yerleştiriyorsunuz ki baz istasyonunun gözleri hiçbir zaman atıl kalmıyor ama aradığınızda mutlaka karşı tarafa ulaşabilecek bir ortama da sahip oluyorsunuz.
  • Ancak baz istasyonlarının bu rakamsal yönetimi olağan zamanlar için tasarlanıyor. Olağandışı günlerde ne yazık ki tüm hesap şaşıyor. Nedir olağanüstü zamanlar? Bayramlar… Çok insanın bir araya geldiği Gezi olayları tadındaki etkinlikler… Normal zamanda in ve cinin top oynadığı Galatasaray Stadı’nın bir gün içinde 50 bin kullanıcının üstünde sayıya ulaştığı zamanlar… Ve elbette deprem gibi iletişime yoğun ihtiyaç duyulan afetler…
  • 1000 yılında gece saat 03:06’da sokağa çıktığımızda iletişim neredeyse kesilmişti. O zamanlar daha az cep telefonu vardı ama daha da az baz istasyonu vardı buna bağlı olarak. Oranlar sanırım bugünküyle aynıydı. Cep telefonları, sabit telefonlar ve internet gibi bilinen tüm iletişim kesilmiş durumdaydı.
  • Biz ilk iletişimimizi yoldaki ankesörlü telefonlar üstünden gerçekleştirebilmiştik. Ceple konuşabilmeye başladığımızda neredeyse sabah saatlerini bulmuştuk.
  • İkinci büyük deprem, Bolu depremi, akşam saatlerine yakın bir zamanda oldu. Telefonlar yine kesildi. O zaman en önemli iletişim kanalı olarak elde SMS kullanılabilir kaldı. sesli iletişim başlatamıyordunuz ama SMS attığınızda 3 dakika 5 dakika her neyse kuyruğa girip size bir şekilde geliyordu.
  • O zamanlar mobil internet bildiğiniz yoktu. GPRS kullanımı bile doğru dürüst başlamamıştı. Bir tek karasal internet kullanıyorduk o da telefonlarla çevirmeli internete bağlandığımızdan telefonlar çalışmayınca onun da çalışmaması söz konusu oluyordu.

Bugün Anadolu Ajansı bir haber geçti. Habere göre afetlerde, baz istasyonlarının zarar görmesi veya yetersiz kalması durumunda artan haberleşme talebini karşılamak üzere 25 ilde bulundurulması kararlaştırılan uydu transmisyonlu mobil baz istasyonu sayısı 40 şehre konumlandırılacağı dile getirildi.

Deprem başta olmak üzere doğal afet ve acil durumlarda haberleşmenin kesilmesi engelleyecek çalışma, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) koordinasyonunda, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) ve GSM işletmeleri tarafından yapıldı. Buna göre, 40 uydu transmisyonlu mobil baz istasyonunun her biri en az iki ili kapsayacak. Bu sayede Türkiye’nin tamamı doğal afet durumlarında haberleşme sorunu yaşamayacak şekilde kapsama alanına dahil olacak.

Ancak vurgulamak lazım: Bunlar vatandaşın istediği gibi ve kadar konuşabilmesini sağlamaya yönelik değil. Bu yüzden baz istasyonu sayısını artırmalıyız, bu yüzden baz istasyonlarının konuşlandırılacağı binaların da depremde zarar görmeyecek yapılar olmasına dikkat etmeliyiz. Bu yüzden fiber temelli data iletişimini artırmalıyız. Fiber dağılımını belediyelerin rant kapısı olmaktan çıkarıp tüm ülkenin her deliğine sokmalıyız.

Deprem kapıda ama bizde hala bir tevekkül bir tevekkül…

Alphabet teknoloji değil bir iletişim operasyonu

Girişim, İNTERNET, MANŞET

Alphabet-Logo-Google-Android-AH-1-760x390Alphabet, hayatımıza yeni giren bir kavram. Alfabe olarak çevirebilirsiniz ama çevirmeyin. Google yöneticileri yeni yaptıkları bir açıklamayla Google’ın bütün hizmetlerini bu çatı altına topladıklarını duyurdu. Adresini de abc.xyz olarak akıllara kazımaya çalışıyor. Peki Google bunu niye yaptı? Buna bir teknoloji insanı olarak değil iletişimci kimliğiyle bakmak gerekiyor. Çevredeki haber kirliliğini bir kenara bırakarak sizlerle bu konuyu masaya yatıralım. Tabii ki TKNLJ formatında…

  • Marka yönetimi ve iletişimi kolay bir iş değildir. Ne kadar paranız olduğuna, ne kadar tanınmış olduğunuza da bakmaz. Öyle bir elinize ayağınıza dolaşır ki bir anda bütün varlığınızı kaybedersiniz. O yüzden zaman zaman en güçlü markaların bile önemli adımlar atmaları gerekir. Google Alphabet operasyonunu biraz bu gözle incelememiz lazım.
  • Google deyince aklınıza ne geliyor? Hiç ıvırıp kıvırmayın, otomatik algı bir arama motoru getiriyor aklımıza. İçimizden muhtemelen on binde birlik bir kesim Google’ı teknoloji şirketi olarak tanımlayacaktır. Sorun etrafınıza… Annenize, apartman görevlinize, asistanınıza, Çocuğunuza sorun. Algıyla kavga etmeyi bırakın.
  • Google algısı size yeri geldiğinde zeytinyağlı yaprak sarma tarifi getiren, yeri geldiğinde cumhurbaşkanının tapelerini getiren yeri geldiğinde de pornografik içerik taşıyan bir yazılımdır aslında. Ne kadar başarılı olduğu, yaptığı işin ne kadar eşsiz olduğu, bir başkası tarafından uygulanabilirliğinin zorluğu bu durumu değiştirmez. Sonuçta anneniz, üniversite profesörünüz veya kapıcınız için değişen bir şey değil bu..
  • Oysa Google, belki de dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biridir. ABD’yi fiberle kaplamayı hedefleyen, cep telefonlarının değişmez işletim sistemini yapan, arabaları şoförsüz yöneten, robotlara sizinle el yakmaca oynamayı öğretmeyi amaçlayan bir teknoloji şirketi… Google kelimesi onlarca senedir yarattığı yerleşik algı yüzünden bu alanı kapsayamıyor. Öyle ki aslında Gmail’i bile onunla özdeşleştiremeyen çok büyük bir yüzdeden bahsediyoruz.
  • Google her ne kadar dünya online reklam pastasının “müdürü” de olsa her yaptığı iş için yeniden algı ve iletişim yönetimi yapmak zorunda kalıyor. Kendini paralıyor ve muhtemelen yeni bir startup’ın vereceği emekten kat be kat yoğun çaba harcıyor.
  • Bu şartlar dahilinde bence çok akıllıca bir adım atarak Alphabet adı altında bir çatı marka oluşturdular. Bundan sonra Alphabet deyince dünyanın en uçuk kaçık teknolojileri gelecek aklınıza. Bir dalı inan ömrünü uzatmaya çalışırken bir kolu geleceğin ev sistemlerini kuracak. Bir yandan startuplara para verirken diğer yandan robotlara akıl verecek.
  • Bu bilginin sağlamasını şöyle yapın: Anadolu Holding deyince aklınıza ne geliyor? İyisiyle kötüsüyle bir imaj oluşuyor. Ama bu imaj Coa Cola içenler için farklı, Efes Pilsen tüketenler için ayrı, inşaat makinesi ihtiyacı duyanlar için, İsuzu marka belediye otobüsüne binenler için ve Abank’a gidenler için farklı. Otobüste koltuğunun rahat olmadığını düşünenler Coca Cola içmeyi bırakmıyor. Ya da Efes Pilsen basketbolda Fenerbahçe’yi yendi diye Abank’taki hesabını kapatmıyor. Farklı marka sahibi olmanın güzellikleri bunlar işte.

Alphabet konusunu düşündüğünüzde lütfen bunları gözden kaçırmayın. Şirketi yönetenlerin isimleri veya niye alphabet.com adresinden yayın yapmadıkları çok anlamsız detay… Gazeteleri okuyup bunlara boğulup kalmayın.

Sizler daha iyisini hak ediyorsunuz