Windows 11 ile sızma girişimleri

Kaspersky araştırmacıları, dolandırıcıların sabırsız Windows kullanıcılarının merakını nasıl istismar ettiğine dair daha fazla bilgi edinmek için Windows 11 güncellemesi gibi görünen kötü amaçlı dosyaları analiz etti. Yeni işletim sistemi sürümünün yalnızca ilk ayında Kaspersky ürünleri, Windows 11 olarak gizlenmiş çeşitli tehditlere sahip dosyalar aracılığıyla kullanıcılara bulaşmaya yönelik 850 girişimi tespit etti ve engelledi.

Kaspersky çözümleri ayrıca virüs harici sınıflandırılan nispeten zararsız indiriciler ve reklam yazılımlarının yanı sıra, kayıtlı şifreler veya tarayıcı çerezleri gibi kullanıcı verilerini toplamayı amaçlayan tam teşekküllü Truva atları, arka kapı ve hırsızlık girişimlerini de ortaya çıkardı.

Örneğin Kaspersky araştırmacıları 1,75 GB boyutunda bir kötü amaçlı dosyaya rastladı. Kullanıcı bu boyutta bir dosyanın gerçekten işletim sistemi olabileceğini düşünüyor. Dosya kurulum sırasında hiçbir şekilde kullanılmayan birçok gereksiz veri içeriyor. Kullanıcı dosyayı açarsa, normal Windows kurulum sihirbazına benzeyen bir yükleyici başlatılıyor. Yükleyicinin ana amacı sistemde reklam yazılımları, potansiyel olarak istenmeyen uygulamalar veya diğer kötü amaçlı yazılım türlerini ayarlayan ikinci bir yükleyiciyi indirip çalıştırmak. Bu durumda kullanıcı, bunların hepsinin yüklenmesine bizzat izin vermiş oluyor.

Kaspersky Güvenlik Uzmanı Anton V. Ivanov, şunları söylüyor: “Yeni Windows 11 işletim sistemi, birçok kullanıcının ve teknoloji meraklısının ilgisini çeken devasa bir sürüm. Bu talebi anlayan dolandırıcılar, yeni işletim sistemi kılığında çeşitli kötü amaçlı yazılım türlerini yayarak hızla uyum sağladılar. Yeni işletim sistemini deneyimlemek için heyecanlanan kullanıcılar sürece daha az dikkat ediyor ve üçüncü taraf kaynaklardan dosya indirme olasılığı artıyor. Bunu yapmanızı asla tavsiye etmiyoruz.”

Rehin almak yok!

2016 yılında kolluk kuvvetleri ve BT güvenlik şirketleri tarafından fidye yazılımı kurbanlarının dosyalarını geri yüklemelerine yardımcı olmak için başlatılan bir girişim olan No More Ransom, beşinci yılına giriyor. Girişimin yıldönümü 900 milyon ABD dolarından fazla yasadışı kârın önlenmesi ve 600 binden fazla kişinin verilerini geri almasıyla kutlanıyor.

Fidye yazılımı, genellikle şifreleme yardımıyla değerli kullanıcı verilerine erişimi engelleyen ve faillerin engellenen bilgilere tekrar erişim sağlamak için hedeflerinden fidye talep etmelerine izin veren kötü amaçlı yazılımlara verilen bir isim. Bu tür kötü amaçlı yazılımlar son yıllarda oldukça yaygınlaştı ve dünya çapındaki özel kullanıcılara ve kuruluşlara büyük zararlar verdi.

Hollanda Polisi Ulusal Yüksek Teknoloji Suç Birimi, Europol’ün Avrupa Siber Suç Merkezi, Kaspersky ve McAfee, kişilerin ve kuruluşların fidye yazılımlarına karşı savaşmasına yardımcı olmak için 2016 yılında ortak bir web sitesi oluşturmak üzere bir araya geldi. Sitenin amacı, fidye yazılımı kurbanlarına yardımcı olmak ve fidye ödemelerine gerek kalmadan verilerini kurtarma olanağı sağlamaktı. Bunun için girişime dahil kurumlar web sitesinde şifre çözme araçlarını yayınlayacaktı. Bu araçlar indirilip çalıştırıldığında, belirli fidye yazılımı ailelerinin kurbanlarının herhangi bir fidye ödemeden verilerini geri almalarına yardımcı oluyor. Şifre çözme araçlarına ek olarak, web sitesinde belirli bir ülkede bir siber suçun nasıl bildirileceğine ilişkin tavsiyeler ve talimatlar da yer alıyor.

Dört kurumla başlayan girişimin ortakları zamanla 170’in üzerine çıktı ve 121 şifre çözme aracı kullanıma sunuldu. Bu araçlar 150 fidye yazılımı ailesine karşı savaşta yardımcı oluyor. Son beş yılda yaklaşık altı milyon kişi bu şifre çözme araçlarını indirdi. No More Ransom uzmanlarına göre girişimin katılımcıları, suçluların yasadışı olarak 900 milyon ABD dolarından fazla kar elde etmelerinin önüne geçti.

Kaspersky, girişime 32 fidye yazılımı ailesi tarafından şifrelenen verilerin geri alınmasına yardımcı olan 5 şifre çözme aracıyla katkıda bulunan kurucu ortaklardan biriydi ve katkılarına devam ediyor. 2016’dan beri bu araçlar 150 binden fazla indirildi.

Devletlerin telefonlara sokmaya çalıştığı Pegasus’tan kurtulmanın yolları

This studio photographic illustration shows a smartphone with the website of Israel's NSO Group which features 'Pegasus' spyware, on display in Paris on July 21, 2021. - Private Israeli firm NSO Group has denied media reports its Pegasus software is linked to the mass surveillance of journalists and rights defenders, and insisted that all sales of its technology are approved by Israel's defence ministry (Photo by JOEL SAGET / AFP)

İsrailli teknoloji şirketi NSO tarafından geliştirilen casus yazılım Pegasus, sarsıcı iddialarla dünyanın gündeminde. Akıllı telefonlara bulaşmak için WhatsApp, iMessage ve FaceTime gibi popüler uygulamalardaki sıfır gün güvenlik açıklarından yararlanan Pegasus’un şimdiye kadar tanımlanmış en gelişmiş casus yazılım olduğunu belirten Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, kullanıcıları Pegasus casus yazılımına karşı uyararak nasıl güvende kalınacağını paylaşıyor.

İsrailli teknoloji şirketi NSO tarafından geliştirilen casus yazılım Pegasus, sarsıcı iddialarla dünyanın gündeminde. Üçüncü parti uygulama mağazalarında sık sık kötü amaçlı yazılım türleri gözlemleniyor ve bazen bu yazılımlar resmi uygulama mağazalarında da karşımıza çıkabiliyordu ancak Pegasus’un şimdiye kadar tanımlanmış en gelişmiş casus yazılım olduğunu belirten Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, bunun nedeninin ise akıllı telefonlara bulaşmak için WhatsApp, iMessage ve FaceTime gibi popüler uygulamalardaki sıfır gün güvenlik açıklarından yararlanması olduğunu söylüyor. Alev Akkoyunlu, kullanıcıları Pegasus casus yazılımına karşı uyararak nasıl güvende kalınacağını paylaşıyor.

Casus yazılımı geliştiren NSO Grubu, hükümetler ve kolluk kuvvetleri gibi resmi makamlara devlet düzeyinde casus yazılım satma konusunda uzmanlaşmıştır. Hukuk kurumlarının ve diğer kurumların, kendi yazılımlarını meşru sebeplerle kullandıklarını her zaman ileri sürmüşlerdir ancak, bu tür kurumlar casus yazılım satın almayı veya kullanmayı kabul etmeyeceklerinden bu bilgiyi ispatlayan kanıt bulmak zor.

Gizliliğinizin Olmadığı Bir Dünya Hayal Edin!

Casus yazılımlar, 3. kişilerin güvenilir uygulamalardan gelen fotoğraflar, dosyalar, mesajlar ve arama kayıtları dahil olmak üzere özel bilgilere erişmesine izin veren bir kötü amaçlı yazılım kategorisidir. Pegasus’un hedeflediği uygulamalar ise WhatsApp, Facebook, Twitter, Skype ve Gmail gibi var olan en güvenli iletişim uygulamalarından bazılarıdır. Bu casus yazılımı kullanan kişiler ayrıca ekran görüntüleri alabilir, fotoğrafları sızdırabilir ve telefonun kamerasına ve mikrofonuna doğrudan erişebilir. Akıllı telefonlarımız sürekli açık olduğundan, saldırılar hedeflenen kişinin tüm yaşamına 7/24 bir pencere açar. Neyse ki, güvenlik çözümleri kullanan ve dijital yaşamlarını korumak için gereken önlemleri alan insanlar için hala umut var.

Saldırılara Karşı Güvende Değiliz ama Herkes Korunabilir

Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, olası bir Pegasus saldırısının başarı oranını önemli ölçüde sınırlayan birkaç önlem ile kullanıcıların dijital hayatlarını korumalarının mümkün olduğunu belirtiyor.

1. Uygulamaları yalnızca resmi uygulama mağazalarından telefonunuza indirin. Güvenliği ihlal edilebileceği ihtimali nedeniyle mesajlaşma platformları üzerinden bağlantı olarak gönderilen uygulamaları yüklemekten kaçının.

2. İşletim sistemi güncellemelerini ve güvenlik düzeltme yamalarını her zaman kullanıma sunulur sunulmaz yükleyin. Bir tatil veya iş gezisi için ülkeyi terk etmeyi planlıyorsanız, evinizden ayrılmadan önce cihazınızın tamamen yamalı olduğundan emin olun. Çoğu cep telefonu, özellikle yabancı bir ağda dolaşırken, 4G aracılığıyla büyük güncellemeleri indirmez.

3. Cihazınıza yetkisiz fiziksel erişimi önlemek için PIN veya desen tabanlı bir kilit ekranı ayarlayın.

4. Telefonunuzda hangi uygulamaların cihaz yöneticisi ayrıcalıklarına sahip olduğunu düzenli olarak kontrol edin ve gerekirse güvenlik seçeneklerinizi tekrar gözden geçirin.

Tüm bu önlemler alındığında güvende olunduğunu düşünmek kolay ancak saldırganların sıfırıncı gün güvenlik açıklarından yararlanması tamamen yama uygulanmış ve güncellenmiş telefonlara bile erişmeyi başardıkları anlamına geliyor.

Geleceğin mesleği sanayi robotu programlamak

Türkiye’de milyonlarca öğrenci hayalini kurduğu üniversiteye girebilmek için tercih döneminde girdi. Dünyada üretim anlayışı robotlu otomasyon, yapay zeka, nesnelerin interneti (IoT) gibi modeller sayesinde bambaşka bir boyuta geçerken, bilim ve inovasyonu odağına alan gençler, standart eğitimlerden ayrışarak yenilikçi meslekleri seçmeyi tercih ediyor.

“Yepyeni mesleklere ihtiyaç olacak”

Robot teknolojisi, nesnelerin interneti, bulut teknolojileri, artırılmış gerçeklik, siber güvenlik, 3D yazıcılar ve veri analizi gibi teknolojilerin temelinde yapay zekanın olduğunu belirten Tezmaksan Genel Müdürü Hakan Aydoğdu“Günümüzde imalat sanayisi başta olmak üzere stratejik sektörlerin en önemli sorunlarının başında nitelikli eleman eksikliği geliyor. Sanayide robotlu otomasyon ve yapay zeka temelli yeni nesil makineleri kullanacak iş gücümüz ne yazık ki dünya standartlarının altında… Robot kullanımının artması, insanların işlerini tabii ki tamamen elinden almayacak. Çünkü teknolojik gelişmeler insanın üretim sürecinde ortaya koyduğu katma değerin yerini tutmuyor. Buna karşın üretimde tekrar eden ve riskli olan işlerde robot kullanımı hem iş güvenliği hem de kalite anlamında avantaj sağlıyor. Robotlar bu zorlukların üstesinden gelebildiği için gelecek neslin daha yaratıcı rollerde görev alması bekleniyor. Dolayısıyla robot kullanabilen, programlayan, yazılım çözümleri ve otomasyon sistemleri geliştiren, uygulayan, hayata geçiren, dijital altyapıları oluşturan yepyeni mesleklere ihtiyaç olacağını öngörüyorum” dedi.

 “Endüstriyel IoT üretim kurallarını baştan yazıyor”

Sanayi ve IoT arasındaki ilişkiye değinen Aydoğdu“Yapılan bir araştırmaya göre en iyi IoT uygulama alanlarının başında üretim ve endüstri geliyor. Dünya genelindeki dev endüstriyel otomasyon aktörleri, sektördeki dijital dönüşümün itici güçleri arasında yer alıyor. Özetle hızlı problem çözme yeteneğine sahip olan endüstriyel IoT, üretim kurallarını baştan yazıyor, dijital fabrikaları bambaşka bir boyuta taşıyor. Böylece operasyonel performans da artmış oluyor” diye konuştu.

Tezmaksan Akademi eğitimlerinde yeni nesil uygulamalara yer veriliyor

Tezmaksan Akademi’nin sosyal sorumluluk projesi olarak faaliyet gösterdiğini kaydeden Aydoğdu, kuruluşundan bugüne kadar 150’yi aşkın öğretmen, 400’e yakın lise, 300’e yakın üniversite öğrencisi ve 1000’i aşkın operatöre ücretsiz eğitim desteği verdiklerini aktardı. Pandemiyle birlikte online platforma taşınan eğitimlerle son bir yıl içerisinde 117 farklı eğitim kapsamında 4.313 kişiye ulaştıklarını kaydeden Aydoğdu, Tezmaksan Akademi’nin geleceğin mesleklerindeki rolünü şöyle anlattı: “Dönüşen mesleklerde çeşitli becerilerin ön plana çıkması gerekiyor. Kurumların yazılım uygulamalarının ve prosedürlerin bir kombinasyonu olan iş zekası, bunların başında geliyor. Veri sistemlerinin korunması, tüm kurumlar için önem teşkil ediyor. Bu noktada bilgi güvenliği ekiplerinden yazılımlardaki kusurları bulması ve düzeltmesi bekleniyor. Uygulama tasarımında ise problemler belirlenerek etkili bir çözüm üretmek hedefleniyor. Hayatımızın bir parçası haline gelen mobil uygulamalar, nesnelerin internetinden sanal gerçekliğe, kişisel yaşamdan işletmeye kadar birçok alanda kullanılıyor. Bu da mobil uygulamalar sayesinde mümkün oluyor. Öte yandan IoT donanımı için ihtiyaç duyulan WiFi, bluetooth ve diğer çözümleri kurabilen mühendislere de talebin artacağı düşünüldüğünde, Tezmaksan Akademi olarak sözünü ettiğimiz tüm bu becerilerin kazanılması için destek oluyoruz. Bu doğrultuda mühendis ve operatörleri geleceğe hazırlıyoruz.  Özellikle dijital dönüşümün hızlandığı günümüzde, Endüstri 4.0 için kalifiye personel ihtiyacının arttığını biliyor, eğitimlerimizi bu bakış açısıyla güncelliyoruz. Eğitim metotlarımızda yeni nesil uygulamaları da detaylıca ele alıyoruz. Eğitimlerimizi dijital dönüşümle birlikte kariyerinde farklı bir yön çizmek isteyen geleceğin profesyonellerine yönelik kurguluyoruz.

Okul-sanayi iş birliklerinin günümüzdeki önemi

Meslek liseleri ve üniversitelerden mezun olan gençlerin dijital dönüşüme paralel olarak donatılması gerektiğinin altını çizen AydoğduPandemi birtakım süreçleri hızlandırmış olabilir ama henüz geç değil. Üretim altyapımızı ve insan kalitemizi hızlı ve sistemli bir program ile dönüştürebiliriz. Yapacağımız en büyük hata bu değişimi görmezden gelmek olur. Bu süreçte okul-sanayi iş birlikleri önem arz ediyor. Çünkü ülkemizde başarılı öğrenciler mesleki veya teknik eğitimlere pek yönlendirilmiyor. Oysaki dönüşen imalat koşullarında iyi mühendislere, yazılımcılara, operatörlere ihtiyacımız var. Dolayısıyla başarılı ve yetenekli öğrencilerin sanayi sektörünü hedeflemeleri önemli” dedi.

İnsanları yapay zeka işe alacak

Pandemi nedeniyle tüm dünyada yaygınlaşan uzaktan çalışma düzenlemeleriyle birlikte işe alım süreçlerinde de çevrimiçi yöntemler uygulanmaya başladı. Pandemi öncesinde de dünyada kullanılan çevrimiçi yöntemler, pandeminin etkisiyle Türkiye’de de yaygınlaştı. Kurumsal şirketlerde işe alım süreçlerinden, kurum içi eğitimlerin değerlendirmesine, terfi sınavlarından daha çok birçok sürece kadar çevrimiçi teknolojiler kullanılıyor. Bu noktada özellikle, adaletli bir ölçme-değerlendirme süreci geçirmek, güçlü bir itibar yaratmak ve akreditasyon kalitesinden ödün vermemek için çevrimiçi sınav güvenliği teknolojilerinin kullanılması önemli bir ihtiyaç haline geliyor.

İnsan Kaynakları departmanları artık maaş, bordro gibi rutin idari süreçleri otomatikleştirmenin ötesine geçiyor. İşgücü yönetimi, kariyer planlama, yetenek kazanımı, Ar-Ge, çalışanların katılımı ve iş zekâsı gibi başlıklarda yapay zeka temelli teknolojiler yaygınlaşıyor. İnsan Kaynaklarında artık sadece çalışmaları ve kurum kültürünü dijitalleştirmek değil, teknolojiyi iş rollerinin çekirdeğine entegre etmek için tüm çalışma süreçlerinin dijitalleştirilmesi gerekiyor.

Dijital çağda doğan genç çalışanlar yeni çağ araçlarını sorunsuz bir şekilde benimseyeceği için stratejik bir dijital çalışma kültürü uygulanması kaçınılmaz bir hâl alıyor. İK profesyonellerinin veri güvenliği ve analitik gibi yeni konuları öğrenmesi gerekiyor. Şirketlerin giderek daha fazla yetenek çekmeye ve çalışan deneyimiyle ilgili konulara odaklanması; harika bir çalışan deneyimi sunmak için yetenek edinme, öğrenme ve geliştirme, performans yönetimi, bordro gibi tüm işlevlerde teknolojiyi benimsemesi önem kazanıyor.

X ve Y kuşağı şirketlerde dijitalleşmenin önünü açacak

Çevrimiçi sınav sistemi ve çevrimiçi sınav güvenliği teknolojileri odağında yapay zeka ve makine öğrenmesiyle desteklenmiş yazılım çözümleri sunan Türk girişim Witwiser’ın CEO’su Volkan Baran, İnsan Kaynakları süreçlerinde teknoloji kullanımına dair şu sözleri ifade ediyor: “Bilgisayar teknolojilerinin her alanda olduğu gibi İK uygulamalarındaki kullanımı da arttı. Önümüzdeki yıllarda bu İK ve teknoloji entegrasyonu daha da hızlanacak. Artan uzaktan çalışma trendi gibi her türlü pozisyon için nitelikli adaylara daha az eforle erişim için ölçme ve değerlendirme süreçlerinin büyük bir kısmı tamamen dijital ortamda gerçekleşecek. Öte yandan bilgi artık her yerde olduğu için eskiden kıymetli olan ‘bilmek’ iken bugün kıymetli olan mevcut bilgiyi inovatif sonuçlara dönüştürmek oldu. Eskiden yüz yüze mülakatlar ve testlerle işe alım sürecini yürütürken şimdi dijital ortamlarda genel yetenek ve teknik destek sınavları, video konferans araçları ve çevirimiçi kişilik envanterleri kullanılıyor. Eğitimler değişti, performans uygulamaları değişti ve değişmeye devam edecek. Sanal sınıflarda, e-eğitimle ekiplerin eğitildiği ve performansların uzaktan ölçümlendiği bir sürece girildi. Bugünün iş dünyasında Y Kuşağı ve çok yakında kendisini daha fazla hissettirecek olan Z Kuşağı doğduğu dijital dünyayı önceki kuşağa öğreterek iş dünyasında sesini duyuruyor. Kısacası dijitalleşme İK’nın tüm fonksiyonlarında kendini belli ediyor.”

Yapay zeka destekli teknolojiler rekabet avantajı sağlıyor

Baran, Witwiser olarak kurumsal şirketlere, eğitim ve sertifika kurumlarına özelleştirilebilir, ölçeklenebilir, güvenli ölçme ve değerlendirme teknolojilerini sunduklarını belirterek şunları ekliyor: “Witwiser yolculuğu OBSS Teknoloji’nin işe alım süreçlerini dijitalleştirmeyle başladı. Atılan bu adım işveren olarak daha fazla adaya ulaşma, daha fazla değerlendirme şansıyla daha doğru kişileri önceliklendirme gibi birçok avantaj sağladı. Bununla birlikte hem İK hem teknik ekiplerin operasyon yükünü oldukça azalttı diyebiliriz. Adaylar açısından ele aldığımızda; dilediği zaman, dilediği yerden ve görüşme baskısına maruz kalmadan süreçleri tamamlama şansı doğdu.   Ülke ve hatta dünya genelinde operasyonu olan ve terfi süreçlerini merkezi olarak yönetmek zorunda olan kurumlar için değerlendirme süreçlerinin dijitalleştirilmesi hem çalışan memnuniyeti hem de maliyetlerin azaltılması noktasında önemli bir adım gibi görünüyor. Sonuç olarak eğitim kurumları, sertifikasyon ve sınav merkezleri, kurumsal şirketler için değerlendirme süreçlerini dijitalleştirmek kaçınılmaz bir ihtiyaç. Dönüşümün başladığı bu dönemde, gerekli yatırımı yapmayan kurumların rekabet noktasında orta vadede zorlanacaklarını söylemek yanlış olmaz.”

Reklam engelleme bahanesiyle truva atı sokuyorlar

ESET Araştırma Ekibi, kötü amaçlı yazılım indiren, saldırgan reklam tabanlı bir tehdit olan Android/FakeAdBlocker’ı analiz etti. Android/FakeAdBlocker URL kısaltıcı hizmetlerini ve iOS takvimlerini suistimal ediyor. Android cihazlara truva atları dağıtıyor.

Android/FakeAdBlocker genelde ilk kez başlatıldıktan sonra başlatıcı simgesini gizliyor. İstenmeyen sahte uygulama ya da yetişkin içerik reklamları sunuyor. iOS ve Android takvimlerinde gelecek aylarda istenmeyen e-posta etkinlikleri oluşturuyor. Bu reklamlar genelde ücretli SMS mesajları göndererek, gereksiz hizmetlere abone olarak ya da Android bankacılık truva atları, SMS truva atları ve kötü amaçlı uygulamalar indirerek kurbanların para kaybetmesine neden oluyor. Kötü amaçlı yazılım, bunlara ek olarak, reklam bağlantıları oluşturmak için URL kısaltıcı hizmetleri kullanıyor. Oluşturulan URL bağlantılara tıklandığında kullanıcılar para kaybına uğruyor.

ESET telemetrisine dayalı olarak, Android/FakeAdBlocker ilk kez Eylül 2019’da saptandı. 1 Ocak ile 1 Temmuz 2021 tarihleri arasında, bu tehdidin 150.000’den fazla örneği Android cihazlara indirildi. En çok etkilenen ülkeler arasında Ukrayna, Kazakistan, Rusya, Vietnam, Hindistan, Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri bulunuyor. Kötü amaçlı yazılım birçok örnekte saldırgan reklamlar görüntülese de, ESET farklı kötü amaçlı yazılımların indirilip yürütüldüğü yüzlerce vaka da saptadı; bunlara Chrome, Android Güncellemesi, Adobe Flash Player ya da Android’i Güncelle gibi görünen ve Türkiye, Polonya, İspanya, Yunanistan ve İtalya’daki cihazlara indirilen Cerberus truva atı da dahil. ESET, Ginp truva atının Yunanistan ve Orta Doğu’da indirildiğini de belirledi.

Uygulama indirdiğiniz yerlere dikkat edin

Android/FakeAdBlocker’ı analiz eden ESET Araştırmacısı Lukáš Štefanko şu açıklamayı yaptı: “Telemetremize dayalı olarak, birçok kullanıcı Android uygulamaları Google Play dışındaki kaynaklardan indirme eğilimi gösteriyor. Bu da, kötü amaçlı yazılımların yazarlarının gelir oluşturmak için kullanılan saldırgan reklam uygulamalarıyla yayılmasına yol açabiliyor.” Kısaltılmış URL bağlantılarından para kazanılması hakkında yorum yapan Lukáš Štefanko sözlerine şu şekilde devam etti: “Birisi böyle bir bağlantıyı tıklattığında, kısaltılmış URL’yi oluşturan kişinin gelir elde etmesini sağlayan bir reklam görüntüleniyor. Sorun şu ki, bu bağlantı kısaltıcı hizmetlerden bazıları, kullanıcıları cihazlarının tehlikeli ve kötü amaçlı yazılımlar tarafından etkilendiğini söyleyen sahte yazılımlar gibi saldırgan reklam teknikleri kullanıyorlar.”

ESET Araştırma Ekibi, etkinlikleri iOS takvimlerine gönderen ve Android cihazlarda başlatılabilen, kötü amaçlı yazılım Android/FakeAdBlocker’ı aktifleştiren bağlantı kısaltıcı hizmetler tarafından oluşturulan etkinlikler saptadı. iOS cihazlarda kullanıcıyı istenmeyen reklamlarla boğmanın yanı sıra, bu bağlantılar otomatik olarak bir ICS takvim dosyası indirerek kurbanların takvimlerinde etkinlikler yaratabiliyor. 

Kullanıcılar aldatılıyor

Štefanko sözlerine şu şekilde devam etti: “Her gün gerçekleşen ve her biri 10 dakika süren 18 etkinlik yaratıyor. Adları ve açıklamaları kurbanın telefonuna virüs bulaştığı, kurbanın verilerinin çevrimiçi açığa çıktığını ve virüse karşı koruma uygulamasının kullanım süresinin sona erdiği izlenimini yaratıyor. Etkinliklerin açıklamalarında, kurbanı sahte reklam yazılımı web sitesini ziyaret etmeye yönlendiren bir bağlantı yer alıyor. O web sitesi yine cihaza virüs bulaştığını iddia ediyor ve kullanıcıya Google Play’den sözde daha temiz uygulamalar indirme seçeneği sunuyor.” 

Android cihazları kullanan kurbanlar için durum daha da tehlikeli; çünkü bu dolandırıcılık amaçlı web siteleri Google Play mağazası dışından kötü amaçlı uygulama indirilmesine yol açabiliyor. Bir senaryoda, web sitesi yasal uygulamayla en ufak bir ilgisi olmayan ve reklamları engellemenin tam tersini yapan “adBLOCK” adı verilen bir uygulamanın indirilmesini istiyor. Bir başka senaryoda, kurbanlar istenen dosyayı indirmek için ilerlediklerinde, “Your File Is Ready To Download (Dosyanız İndirilmeye Hazır)” adlı kötü amaçlı uygulamayı indirme ve kurma adımlarının yer aldığı bir web sayfası görüntüleniyor. Her iki senaryoda da, URL kısaltma hizmeti aracılığıyla sahte reklam yazılımı ya da Android/FakeAdBlocker truva atı gönderiliyor.

Yayım tarihi
MANŞET, YAZILIM olarak sınıflandırılmış

Çin yazılımdan yılın ilk 5 ayında 524 milyar dolar kazandı

Yılın ilk beş ayında Çin’deki yazılım ve bilgi teknolojisi sektörünün büyüme trendi devam etti. Ocak-mayıs döneminde yazılım sektöründen elde ettiği gelir geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 22,6 oranında artarak 3,39 trilyon yuana (523,6 milyar dolar) yükseldi. Çin Sanayi ve Bilişim Teknolojileri Bakanlığı’nın (MIIT) açıkladığı verilere göre büyüme oranı ilk dört ayki seviyenin 2,4 yüzde puan altında gerçekleşti.

MIIT verilerine göre, bu dönemde sektördeki şirketler, 2020 yılının aynı dönemine göre yüzde 18,3 artışla toplam 383,6 milyar yuan kar elde etti. Yazılım ihracatı ise ilk beş ayda geçen yıla göre yüzde 10,1 artarak 19,1 milyar dolara çıkarak 2019 yılındaki seviyesine ulaştı.

Çin’in üretimini geliştirmesini desteklemede itici bir güç olarak gördüğü endüstriyel yazılım ürünlerinin geliri isebu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23,2 oranında artarak ilk dört aydaki seviyeye kıyasla 0,9 yüzde puan yükseldi.

Bilgi teknolojisi hizmetlerinin istikrarlı büyümesini sürdürdüğü Çin’de, ocak-mayıs döneminde e-ticaret platformu teknoloji hizmetlerinden elde edilen gelir yüzde 25,8, entegre devre tasarımından kazanılan gelirse yüzde 21,6 oranında arttı.

Yayım tarihi
MANŞET, YAZILIM olarak sınıflandırılmış

Sınavları yapay zeka yapacak

Çevrimiçi sınav sistemi ve çevrimiçi sınav güvenliği teknolojileri odağında yapay zeka ve makine öğrenmesiyle desteklenmiş yazılım çözümleri sunan Türk girişim Witwiser, pandemi döneminde de çok sayıda üniversite, sertifika merkezi ve büyük şirketi ölçme-değerlendirme ve mülakat süreçlerinde bu teknoloji ile buluşturdu. Çevrimiçi sınav güvenliği konusunda yerli yazılım ihracatı gerçekleştiren ilk şirket olma özelliğini taşıyan Witwiser’ın CEO’su Volkan Baran: “Halihazırda Belçika, Suudi Arabistan ve Azerbaycan’da faaliyetlerini sürdüren Witwiser, çevrimiçi sınav güvenliği sektöründe ilk akla gelen yenilikçi teknoloji şirketi ve referans kurumu olma hedefiyle Orta Doğu ve Avrupa’da iletişim çalışmalarına ivme kazandırıyor” sözlerini ifade etti.

Pandemi süreciyle fiziksel ortamda gerçekleşemeyen sınavların adil ve güvenli bir şekilde tasarlanması birçok kurum için kaçınılmaz bir ihtiyaç haline geldi. Üniversiteler, eğitim kurumları, sertifikasyon merkezleri, dil sınavı merkezleri, kurumsal şirketlerin işe alım ve eğitim departmanları başta olmak üzere ölçme-değerlendirme süreçlerini çevrimiçi gerçekleştirmek isteyen birçok kurum bu teknolojileri kullanmaya başladı. Dijitalleşen kullanıcı alışkanlıklarıyla birlikte özellikle akreditasyon kalitesini arttırmak ve güçlü bir itibar yaratmak için çevrimiçi sınav güvenlik sisteminin kullanılması önemli bir ihtiyaç haline geldi. 

Bütünsel bir güvenlik platformu şart

Sınav güvenliği için; kısa süre, çok soru, açık uçlu soru, rastgele soru, video konferans uygulamalarıyla kamera gözlemesi gibi tedbirler alınabiliyor. Bu yöntemler bazı noktalarda çözüm sağlasa da güvenlik ihlali noktasında farklı ve büyük açıklar bulunabiliyor. Sınav esnasında kullanıcıların izniyle kamera, ekran, ortam kayıtlarının alınması; sınav sırasında farklı uygulamaların açılmasının ve internet aramalarının engellenmesi, ölçme-değerlendirme içeriğinin korunması gibi birçok kontrolün tüm öğrencilere/adaylara uygulanabileceği bir çözüm ihtiyaç haline geliyor. Bu doğrultuda çevrimiçi sınavlarda kopya engellemeye yönelik yapay zeka desteğiyle süreçleri otomatize eden ve önyargıyı ortadan kaldıran çözümlere de ilgi her geçen gün artıyor. Bu sınavların çevrimiçi ortamda yapılması lojistik maliyetleri ortadan kaldırırken, içerik güvenliği açısından da kurumlara kolaylık sağlıyor.

Yapay zeka ile kullanımı kolay bir sistem sunuyor

Kurumlara özelleştirilebilir, ölçeklenebilir teknolojik çözümler sunan Witwiser, sınav güvenliği konusunda çalışan ilk yerli girişim olma özelliği taşıyor. Witwiser çözümleri kurumların halihazırda sahip olduğu bir öğrenme yönetim sistemine veya sınav sistemine de kolayca entegre olabiliyor. Geliştirilen sistemler sayesinde kuruluşlar, basitten karmaşığa her türlü sınavı hazırlayabiliyor, yapay zeka destekli ve kullanımı kolay ürünlerle çevrimiçi ölçme ve değerlendirme güvenliğini sağlayabiliyor. Witwiser, toplanan veriler üzerinden makine öğrenmesi ve özel algoritmalarla analizler yaparak çok fazla zaman ve insan kaynağı gerektiren bu sürecin optimize edilmesini sağlıyor. Son bir yılda 100.000’den fazla oturumu başarıyla tamamlayan Witwiser, ayrıca kurumların ihtiyaçlarına göre sürekli olarak yeni entegrasyonlar eklemeye ve gelişmeye devam ediyor.

Çevrimiçi sınav güvenliği alanında yerli yazılım ihracatı yapan ilk şirket

Çevrimiçi sınav sistemi ve güvenliği konusunda lider çözümler sunan yerli girişim Witwiser’ın CEO’su Volkan Baran, pandemiyle birlikte ölçme-değerlendirme süreçlerinin dijitalleşmesine yönelik yatırımların arttığını belirterek şu sözleri ifade ediyor: “Türkiye’de önemli üniversiteler başta olmak üzere çok sayıda şirketle iş birliği gerçekleştiriyoruz. Öte yandan, Witwiser olarak Suudi Arabistan’ın akreditasyon değerlendiricileri için otorite kurumu TAQEEM’e teknoloji sağlıyoruz. Bu çerçevede de alanımızda yerli yazılım ihracatı gerçekleştiren ilk şirket konumundayız. Çevrimiçi sınav sistemi ve çevrimiçi sınav güvenliği sistemi ürünleri ile uzaktan değerlendirme süreçlerini daha iyiye götürecek yenilikçi çözümler ortaya koyarak değerlendirme sektöründe ilk akla gelen yenilikçi bir teknoloji şirketi olmak, farklı ülkelere uzaktan ölçme-değerlendirmede hizmet vermek, küresel pazardaki rakiplerimiz arasında yapılan değerlendirmede ilk sıralarda tercih edilen bir kurum olmak ve dünya çapında kullanıcılar arasında güvenilir bir noktaya gelmek hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz.” 

Her beş çalışandan biri cihazları güncelleniyormuş gibi davranarak çağrılardan kaçınıyor

Çalışanların %21’i, bir çağrıya veya toplantıya katılmak zorunda kalmamak için cihazlarının güncellemeleri yükleniyormuş gibi davrandıklarını doğruladı. Bu bahane makul, çünkü yazılım güncellemeleri iş günlerini kesintiye uğratabiliyor ve çalışanların üçte biri (%35) güncellemeler nedeniyle bir aramaya veya toplantıya geç kaldıklarını söylüyor. Bu bulgular, çalışanların güncellemelere yönelik tutumlarını ve alışkanlıklarını keşfetmek için Kaspersky tarafından yaptırılan yeni bir araştırmayla ortaya çıktı.

Sık sık yapılan toplantılar genellikle ofis rutinindeki en tatsız şeylerden biri olarak görülür. Uzaktan çalışmaya ve sanal toplantılara geçiş, insanlar görüntülü görüşmeler nedeniyle yorgunluk yaşadıkları ve iş gününün sonunda daha yorgun hissettikleri için bu sorunu çözmüyor. Son Kaspersky araştırmasının gösterdiği üzere, çalışanlar bazı çağrılarını atlamak için yeni bir bahane buldular: Güncellemeler nedeniyle iş cihazlarının kullanılamadığını iddia ettiler. Kaçırılan randevulara ek olarak çalışanların %37’si, güncellemeleri yükledikten sonra PC veya dizüstü bilgisayarları yeniden başlatıldığında kaydedilmemiş çalışmalarının veya verilerinin bir kısmını kaybettiğini söyledi.

Sonuç olarak, bazı çalışanlar bunu cihazın kapalı kalma süresini ertelemek için bir fırsat olarak görüyor. Katılımcıların %27’si işte kasıtlı olarak zaman kaybetmek için güncelleme yüklediklerini itiraf ediyor. Bununla birlikte çalışanlar çoğunlukla işlerinin kesintiye uğramasından hoşlanmıyor. Bu nedenle %65’i üretkenliklerini sürdürmek için çalışma saatleri dışında güncelleme yapılmasını istiyor.

Kaspersky BT Hizmeti ve Varlık Grubu Yöneticisi Egor Kharchenko, sonuçları şöyle yorumluyor: “Genellikle güncellemeler çalışma saatleri içinde sessiz modda indirilir ve işletmeyi etkilemez. Ancak bunları sisteme uygulamak için yeniden başlatma gerekir. Elbette bazı iş konuları ertelenemez. Bu nedenle genellikle bir kullanıcı belirli bir zaman dilimi içinde bilgisayarını yeniden başlatabilir. Ancak bazı insanlar bu tür bildirimleri kaçırıyor veya bunu yapmak istemiyor. Bu nedenle gerekli yeniden başlatma önemli bir aramadan hemen önce veya uzun bir e-posta yazarken en elverişsiz zamanda gerçekleşebiliyor.”

Güncellemeleri çalışanlar ve BT yöneticileri için uygun hale getirmek için Kaspersky, BT departmanlarının aşağıdakileri öneriyor:

  1. Güncellemeleri, cihazların açık olduğu ve gerekli güncellemeleri indirebildiği, ancak çalışanların etkinliği genellikle daha düşük olduğunda, iş gününün sonuna yakın zamanlarda planlayın.
  2. Mümkünse, LAN üzerinden uyandırma özelliğini kullanın. Bu teknoloji iş istasyonlarının ağ üzerinden açılmasına izin verir. Böylece güncellemeler çalışma saatleri dışında uygulanabilir.
  3. Kullanıcıları test grubu dahil olmak üzere birkaç gruba ayırın. Bunları sırayla güncelleyin. Böylece bir şeyler ters giderse BT departmanı herkese zamanında yardımcı olabilir.
  4. Personeli çoğu ofis üretkenlik yazılımlarında bulunan Otomatik Kaydetme işlevi hakkında bilgilendirin. 

CBOT WhatsApp’ın resmi robotu oldu

2020’de chatbotlarıyla 400 milyonluk rekor diyaloğa imza atan şirket dünya devi WhatsApp’ın çözüm sağlayıcısı oldu. WhatsApp’ın global çapta çok az sayıda şirkete verdiği bu yetki ile, Globaldeki ve Türkiye’deki işletmelere daha önce yabancı şirketler tarafından sunulan Business API hizmetini Türk mühendislik gücüyle sunacak. Böylece şirketler; WhatsApp’ı müşteri ve çalışan etkileşimi süreçlerini hızlandırmak amaçlı bir kanal olarak kullanabilecekler. 

CBOT, kullanıma hazır sanal asistanları, IVR üzerinde yer alan sesli asistanları, mesajların yönetimini kolaylaştıran canlı destek çözümleri ve WhatsApp’ın gücüyle şirketlerin müşteri deneyim süreçlerini uçtan uca yönetmelerine destek sağlayacak. Bu sayede bütünsel bir müşteri hizmetleri platformuna kavuşacak olan şirketler; CBOT’un MasterPass ile entegre altyapısı ile WhatsApp üzerinden ödeme alma imkanına da kavuşacaklar. 

Müşteri Hizmetleri Deneyimini WhatsApp üzerinden geliştireceğiz

Yapay zeka alanındaki yetkinliği Gartner tarafından da tescillenen bir Türk şirketi olarak 2019 yılında Google’ın dünyadaki ilk 20 RCS (Zenginleştirilmiş Mesaj Servisi) iş ortağından biri olmanın ardından yine bir dünya markası olan WhatsApp’ın iş ortağı olmaktan büyük bir gurur duyduklarını ifade eden CBOT Kurucu ve CEO’su Mete Aktaş: “Şirketler için müşteri yönetiminin kritik hale geldiği günümüzde tüm şirketler müşterilerine ulaşabilecekleri, onların deneyimlerini iyileştirebilecekleri kanallara yoğunlaşıyor. 2 milyarlık kullanıcı sayısıyla WhatsApp da şirketler için müşteri ve çalışan deneyiminde kritik bir kanal. Özellikle WhatsApp Business uygulaması şirketleri müşteri yönetimlerinde bir adım ileri taşıyordu. Ancak Türkiye’deki şirketler bu hizmeti yabancı şirketlerden döviz ödeme yaparak satın alabiliyorlardı. Biz CBOT olarak alanımızdaki yetkinliğimizle artık WhatsApp Business API hizmetini sunabileceğiz. Yani şirketler artık WhatsApp Business uygulamasını kullanabilmek için müşterileriyle paylaşacakları telefon numaralarının hesap aktivasyonlarını CBOT aracılığı ile yapacaklar. Bu aktivasyon sonrasında CBOT’un canlı destek ekranları üzerinden tüm mesajlarını yönetebilecekler. İstedikleri takdirde kullanıma hazır sanal asistanları kendi CRM, e-ticaret vb. sistemleri ile entegre bir şekilde devreye alarak 7/24 WhatsApp üzerinden hizmet verebilecekler. Bu durum kullanıcılar için uzun bekleme sürelerini azaltacak, işletmelerin ise daha uygun maliyetler ile müşteri hizmetlerini iyileştirmesini sağlayacak. CBOT olarak, 2020’de sesin müşteri hizmetleri alanında kritik hale gelmesiyle, IVR sistemlerine sesli sanal asistanların entegre edilmesini hedefleyen CBOT SPEECH ürünümüzü de yapay zeka platformumuza eklemiştik. CBOT aracılığı ile WhatsApp Business API aktivasyonu yapan işletmeler artık IVR kanalından başlayan bir diyaloğu WhatsApp’ta sonlandırabilecekleri entegre bir hizmet sağlayabilecek. Üstelik bu çalışmaların hepsinde CBOT’un yerli teknoloji çözümlerinden yararlanabilecek.” diyor. 

2021’de 2 milyar konuşma hedefi

Sanal asistanlarıyla WhatsApp’ın yeni WhatsApp Commerce programında da yer alarak diyalogsal ticareti geliştirmesine de katkı sunmaya hazırlanan yerli yapay zeka ve mühendislik şirketi CBOT, 2020’de milyonlarca kişinin deneyimlerini iyileştirdi. CBOT chatbotlarında 2021’de; farklı yaş gruplarından, farklı sosyo-ekonomik gruplardan ve farklı sektörlerin kullanıcılarından ve çalışanlarından gelen 2 milyar konuşma hedefliyor. CBOT devam eden projeleriyle birlikte bugün 80 milyonluk geniş bir kitleye hizmet veren Türkiye’nin Yapay Zeka Platformu olarak 2021’de de global’e açılma konusunda emin adımlarla ilerliyor. Global çapta yürütülecek olan WhatsApp Commerce programına seçilmesi de CBOT’un dünya çapında yapay zeka alanında liderliğini pekiştiriyor.

Buluttaki doktorlar yerdekilerin iş yükünü azaltıyor

Dünya’yı 1 yıldır etkisi altına alan pandemi normalleri yeniden şekillendirmeye devam ediyor. Kriz merkezi haline gelen sağlık kuruluşlarına müracaatlar noktasında birçok uzman doktor, vatandaşlara zorunlu ihtiyaçlar haricinde sağlık kuruluşlarına gelmemelerini tavsiye ederken teletıp hizmeti yapılan araştırmalara göre hastanelerin yükünü azaltmaya devam ediyor.

Global pandemi sürecinin birinci yılını geride bırakırken bazı alanlarda gelişmeler dikkat çekiyor. Özellikle sık sık yoğunlukları ile gündeme gelen sağlık kuruluşları pandemi hizmetleri dışındaki hizmetlerin sağlanmasında yer yer yetersiz kalabiliyor. Bu noktada sağlık hizmetine ihtiyaç duyan kişilerin ise yeni yöntemlere hızla adapte olduğu gözleniyor.

Yapılan araştırmalar dijital sağlık hizmeti teletıpa olan ilginin giderek arttığını gösteriyor. 2020 yılında dünyada gerçekleşen toplam hastane ziyaretlerinin yüzde 5’i teletıp yoluyla gerçekleşirken, 2021 yılında dünya çapında 400 milyondan fazla online sağlık hizmeti gerçekleşmesi ön görülüyor; bu hacimde bir sağlık hizmetinin yaratacağı toplam değerin ise 25 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Konu ile ilgili konuşan bulutklinik.com Kurucu Ortağı Ali Hulusi Ölmez; “ Sağlık hizmetleri bir anlamda global pandeminin yükünü en fazla çeken sektör olarak ön plana çıkarken, medikal teknolojilerin de global anlamda bu tarz bir kriz senaryosuna hazır alanlardan biri olduğunu gözlemleme şansı bulduk bu süreçte. Global araştırmalar sağlık kurumlarına başvuran 10 hastanın yanlızca 2’sinin fiziksel muayane ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Bu noktada pandemi koşullarının da ortaya çıkması ile insanların teletıp hizmetlerine ilgisinin artmasını doğal buluyoruz. Türkiye teletıp alanında global muadilleri ile kıyaslandığında gerçekten önemli bir aşama kaydetmiş durumda. 2016 yılından beri bu alanda faaliyet gösteren bulutklinik.com olarak klinik ve hastanelerin hastaları ile online görüşmelerini sağlayan dijital altyapıya sahibiz. Buradan elde ettiğimiz deneyim ile geldiğimiz noktada artık online görüşmeler dışında anlaşmalı laboratuvarlarımız vasıtası ile gerekli tetkikleri hastaların evlerinde gerçekleştirebiliyor ve tüm teletıp süreci boyunca maksimum bilgi güvenliği sağlayabiliyoruz. Bu noktada konvansiyonel sağlık hizmetlerine önemli bir alternatif sunduğumuzu söyleyebiliriz.” şeklinde konuştu.

Gerçek dünya şartlarında savaştıran oyun doğru mu?

Oyuncular FPS oyunlarında rekabet, gerçek çatışma atmosferi, silah çeşitliliği ve gerçeğe yakın silah tepkileri arıyor. Oyun esnasındaki deneyim bu kavramlarla şekilleniyor ve başarılı olan oyunlar her yıl milyonlarca oyuncuyu bu sayede sunucularına bağlayabiliyor. Ancak tüm bu değişkenler oyuncuların oyunda daha fazla vakit geçirmesine yetmeyebiliyor. Dünya genelinde oyuncular, oyunlarda kendilerinden bir parça, dil desteği ya da ülkeye göre yerelleştirilmiş yeni elementler arıyor.

Unreal Engine 4 ile geliştirilen HES Games imzalı Sabotaj da rekabetçi FPS oyunları kategorisinde oyuncuların bu beklentisini fazlasıyla karşılıyor. Kalekol, Agora ve Kervansaray haritaları ile bu coğrafyanın kültürel mirasını ve stratejik önemini gözler önüne seren Sabotaj, özellikle Kalekol haritasıyla oyuncuların kendilerini çatışma esnasında Türkiye’ye hizmet eden birer nefer olarak hissetmesini sağlıyor. 

Türkiye için savaşmaya hazır mısın?

Ülkemizin doğusundaki dağ zirvelerinde konumlanan kalekolların benzer şekilde modellendiği Sabotaj’da Türk askerleri Force ekibinde ülkelerini müdafaa ediyor. Tactic olarak isimlendirilen ajan timi ise farklı coğrafyaların askerlerinden oluşuyor. 

Ağrı Dağı manzarasında oyun içi deneyime yeni bir atmosfer kazandıran Sabotaj’ın Kalekol haritasında sınırdan kaçak yollarla ekipman takviyesi yapmayı amaçlayan Tactic güçlerinin Kalekol’a saldırısı ve Türk askerlerinden oluşan Force ekibinin bu saldırıyı püskürtme mücadelesi sahneleniyor. Kalekol’un en üst noktasındaki gönderde dalgalanan Türkiye bayrağı ile rekabetçi FPS deneyimi farklı bir boyut kazanıyor. 

Polis teşkilatında ve TSK’da şehit düşen kolluk kuvveti mensubu isimlerin yaşatılması geleneği Sabotaj’da da yaşatılıyor. Kalekol’daki askeri araç, 2017 yılında şehit düşen Eren Bülbül’ün ismini taşıyor.

Kripto varlıklar oyuna geldi

Pandemiyle geçen 2020 yılı, kimi sektörler için önemli fırsatlar yarattı. Bunların başında mobil oyun sektörü geldi. SocialPeta tarafından yayınlanan “Mobil Oyun Endüstrisi İstatistik ve Trendleri 2021” raporuna göre, küresel ölçekte mobil oyuncu sayısı 2020’de bir önceki yıla kıyasla %12 artışla 2,5 milyarı aşarken, sektörün yıllık geliri de 77,2 milyar dolara ulaştı. Bu tablodaki en büyük pay sahibi ise reklam verenler oldu. Rapora göre, mobil oyun reklam verenleri önceki yıla göre %9 artarak 60 bine çıktı, böylece mobilde reklam veren her dört kişiden biri mobil oyunları tercih etmiş oldu. Sektörün kazandığı ivmenin sürdürülebilirliğinde reklam çalışmalarının belirleyici olduğuna dikkat çekilirken, yerli mobil oyun şirketi ATB Games’ten önemli bir hamle geldi. Şirket, mobil oyun sektöründe kripto para ile ödeme yapmaya veya ödeme almaya imkan veren Fig Coin adlı bir kripto para birimini ürettiğini duyurdu. Türkiye’nin en büyük kripto para borsalarından Paritex‘te listelenerek sektöre hızlı bir giriş yapan Fig Coin mobil oyun sevenler tarafından yoğun ilgi görüyor. Oyun oynayarak Fig Coin kazanmaya da imkan veren proje sektörde heyecan yarattı.

Her türlü oyun içi satın alma için kullanılabiliyor

Konuya ilişkin detayları aktaran ATB Games CEO’su Ahmet Turgut Buruk, “Dünyada kazanç olarak en popüler olan mobil uygulama ve mobil oyun sektörünü baz aldık. Sektörün en büyük gereksiniminin reklam çalışmaları olduğu bilinciyle, çağın dinamiklerine uygun bir çözüm ürettik. Aslında en popüler kazanç sektörü ile finans sektörünün odağı olma yolunda hızla ilerleyen kripto parayı aynı paydada buluşturmuş olduk. Bu kapsamda ürettiğimiz Fig Coin, kendi blockchain teknolojisine sahip olan ve oyun içinde satın alma yapmak için kullanılabilen bir kripto para birimi. 

Fig Coin’in sunduğu gelişmiş blok zinciri, ultra hızlı, maliyetsiz ve güvenli işlem kabiliyeti gibi özelliklerin oyun sektörüne şeffaf bir ödeme sistemi kazandıracağına inanıyoruz. Amacımız, mobil oyun sektöründe paranın da her yönüyle dijital çağa entegre olması” dedi. 

“Gayemiz, Türkiye’nin ilk silikon vadisini oluşturmak” 

Fig Coin ile yaptıkları yatırımın gelecek hedeflerini de yeniden şekillendirdiğini belirten Ahmet Turgut Buruk, “Yerli bir mobil oyun şirketi olarak bugüne kadar hit alan ve trend olan onlarca oyun yaptık. 2021 yılında 10 milyon dolar ciro hedefiyle yola çıkan şirketimiz, 2022’nin sonuna kadar toplam 6 projeyi hayata geçirmeyi planlıyor. Bu projeleri Fig Coin’in gücüyle birleştirerek büyütmek ve mobil uygulama ihracatı yapmak ise temel hedeflerimiz arasında yer alıyor. Hızlı ve emin adımlarla ilerleyip 2022 için 100 milyon dolar olarak belirlediğimiz ihracat hedefine ulaşarak ülke ekonomimize katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Fig Coin’in alım satımı içinse Türkiyenin en büyük ve güvenilir kripto para borsalarından Paritex ile anlaştığımızı ve açılışa özel etkinliklerimiz olduğunu da hatırlatmak isterim. Gayemiz, Türkiye’nin ilk silikon vadisini oluşturmak” ifadelerini kullandı.

Yayım tarihi
MANŞET, YAZILIM olarak sınıflandırılmış

Menüler teknolojiyle hayata dönüyor

Happy Moon’s Grup, yemek sektöründe yeni bir dönemi başlatacak bir ilke imza attı. Grup, hem müşteri beklentilerine günümüzün dijitalleşme eğilimlerinden yola çıkarak yanıt vermek hem de salgın kapsamında alınan hijyen tedbirlerini en üst seviyeye çıkarmak için “3D Menü” uygulamasını hayata geçirdi. Türkiye’de bir ilke öncülük eden uygulama ile müşteriler; Happy Moon’s Cafe şubelerinde bulunan menülere dokunmadan, telefonları aracılığıyla QR kod okutarak, hiçbir uygulama indirmeye gerek kalmadan anında 3D Menü’ye ulaşabilecekler.  Müşteriler siparişini verecekleri ürünü ister 3D modeline bakarak, isterlerse ürünün birebir ölçülerdeki boyutunu artırılmış gerçeklik teknolojisi sayesinde masalarına yansıtarak seçebilecekler.

Ayrıca Happy Moon’s Grup, yepyeni bir müşteri deneyimi sunduğu ve misafirlerini markanın bir parçası haline getirmeyi hedeflediği “Menüye Hayat Kat” dijital projesi ile de yine Türkiye’de bir ilke imza atacak. Bu kapsamda Happy Moon’s Cafe şubelerine gelen müşterileri menülerde bir sürpriz karşılayacak. Menüler, çok sayıda farklı lezzetin yanı sıra Happy Moon’s Cafe konuklarının keyifli anlarına dair fotoğraf ve videolarla adeta hayat bulacak. QR kodları telefonları aracılığıyla okutan müşteriler, Happy Moon’s Cafe’de geçirilen eğlenceli anlara tanıklık edecek. Happy Moon’s Cafe’de geçirdikleri keyifli anlara dair videoları sosyal medya hesaplarından paylaşan müşterilerden seçilen videolar menülere yüklenecek ve  kendi videolarını da menüde izleyebilecek.

“Happy Moon’s Cafe”,“Manhattan”, “BOB’S” ve “Happy Moon’s İKON” markaları ile adından sıkça söz ettiren Happy Moon’s Grup, bu kez de teknoloji odaklı yatırımıyla bir ilke imza atarak hayata geçirdiği uygulama ile sektöre yön vermeye hazırlanıyor. Kuruluşunun ardından 22 yılı geriden bırakan ve pandemi döneminde de yatırımlarına ara vermeyen grup, kafe ve restoranların tekrar açılması ile birlikte “3D Menü” uygulamasını başlattı. Happy Moon’s Grup pazarlama ekibinin yoğun çalışmalarının ardından Happy Moon’s Cafe’nin menüsünün tüm tarzı tamamen değiştirildi. Menüdeki tüm ürünler 360 derece açı elde edilecek şekilde farklı açılarla tek tek çekildi, her bir ürünün modellemesi yapıldı ve görseller sisteme entegre edildi. Test süreçlerinin de tamamlanmasının ardından uygulama kullanıma hazır hale getirildi. Grup, söz konusu uygulaması ile neredeyse her kafe ve restoranın kullandığı QR menüden farklı olarak müşteri deneyimini artırmayı hedefliyor.

3D Menü müşterilerin evlerine geliyor!

Happy Moon’s Cafe şubelerine gelen müşteriler, telefonları aracılığıyla QR kod okutarak hiçbir uygulama indirmeye gerek kalmadan 3D Menü’ye ulaşabiliyor. Müşteriler böylece siparişini verecekleri ürünü ister 3D modeline bakarak,  isterlerse ürünün birebir ölçülerdeki boyutunu artırılmış gerçeklik teknolojisi sayesinde masalarına yansıtarak seçebiliyor. Müşteriler, tercih ettikleri yemek, tatlı, kahvaltı ya da herhangi bir ürünü masasına gelmişçesine görebildiği gibi, ürünün tüm detaylarına da yakından bakabiliyor. Ve böylece ürünün hangi boyutta geleceği ve içinde neler olacağını önceden görebiliyor. Ayrıca müşteriler,  Happy Moon’s App’inde yer alan QR kodu okutarak evlerinde de uygulamayı kullanabiliyorlar. 3D Menü’de 150 kalemden fazla ürün tek tek, en ince ayrıntısına kadar yer alıyor.

Konu hakkında açıklamalarda bulunan Happy Moon’s Grup Pazarlama Direktörü Tuğba Şen Demirci, “Pandemi döneminde müşterilerimizin ihtiyaçlarına odaklanarak sağlık/hijyen ve deneyimi bir arada nasıl daha efektif hale getiririz diye düşünerek bu menüyü oluşturduk. Günümüzün dijitalleşme eğilimi ve müşteri kitlemizin çoğunluğunu oluşturan gençlerin yeniliklere açık olması, tercih ettikleri markalarda da dijital deneyimler yaşama arzusu bizi bu konuda cesaretlendirdi. Böylece müşterilerin menüye dokunmadan istedikleri ürünü seçtikleri ancak ürün seçerken de zorlanmadıkları, ayrıca seçimini daha bilinçli ve kolay yapabilmesine, siparişini beklerken arkadaşları ile masada eğlenerek vakit geçirmesine imkan sağlayan artırılmış gerçeklik teknolojisini kullandığımız 3D Menümüzü hayata geçirdik” dedi.

“Müşterilerimizin keyifli anlarıyla menümüze hayat katacağız”

“Menüye Hayat Kat” dijital projesi ile de yine Türkiye’de bir ilki hayata geçirdiklerini vurgulayan Tuğba Şen Demirci, “Menüye Hayat Kat, yepyeni bir müşteri deneyimi sunduğumuz, misafirlerimizi menümüzün ve markamızın bir parçası haline getirdiğimiz çok özel bir proje. Projemizle menülerimizi interaktif hale getiriyoruz. Biz sosyal bir markayız. Müşterilerimiz bizi hem lezzetimiz için hem de atmosfer ve ambiyansımız için tercih ediyor. Şubelerimizde; arkadaşları, aileleri ile birlikte vakit geçirmekten zevk alıyor. Biz de projemiz ile tam da bu anlarını onlarla paylaşıyoruz” diye konuştu.  “Müşterilerimizin hayatlarından anlarla menümüze hayat katıyoruz” açıklamasını yapan Tuğba Şen Demirci, “Müşterilerimiz, Happy Moon’s Cafe şubelerine geldiklerinde menülerde onları bir sürpriz karşılayacak. Basılı menülerimizi, konuklarımızın keyifli anlarına dair fotoğraflar ve videolar ile adeta canlandırdık. Müşterilerimiz menümüzde yer alan QR kodları telefonları aracılığıyla okuttuklarında izleyecekleri videolarla Happy Moon’s Cafe şubelerinde geçirilen keyifli anlara tanıklık edecekler. Kendileri de şubelerimizde geçirdikleri keyifli anlara dair videolarını #menüyehayatkat etiketi ile sosyal medya hesaplarına yükleyebilecekler. Yüklenen videolar arasından seçilen  videoları da yine menülerimize QR kod aracılığıyla yükleyeceğiz. Böylece müşterilerimiz Happy Moon’s Cafe şubelerine bir daha geldiklerinde kendi videolarını da izleyebilecekler. Videoları belirli aralıklarla değiştireceğiz böylece müşterilerimiz şubelerimize her geldiklerinde menümüzde farklı videolar izleyebilecek. Bu projeyle menümüz anlık değişecek, canlanacak ve hayata dair anlara şahitlik ederek menümüze hayat katmış olacağız” dedi.

Yayım tarihi
MANŞET, YAZILIM olarak sınıflandırılmış

Yapay zeka Bosch’a emek veriyor

Normal bir göz veya kulaktan daha hassas ve normal bir zihinden daha hızlı olan yapay zekâ; terabaytlarca veriyi saniye içinde işleyerek, insanların karmaşık üretim sorunlarını çözmesine yardımcı oluyor. Bosch Yapay Zekâ Merkezi (BCAI), üretim sürecindeki anormallikleri ve arızaları erken aşamada tespit eden, reddedilen parçaları güvenilir bir şekilde azaltan ve ürün kalitesini iyileştiren yapay zekâ tabanlı bir sistem geliştirdi.

Bosch’un ‘AI CON’ adlı dijital yapay zekâ konferansında konuşan Bosch Kurumsal Teknoloji Direktörü Dr. Michael Bolle, “Yapay zekâ kullanımı fabrikaları daha verimli, daha üretken, daha çevre dostu hale getirecek ve ürünlerimizi iyileştirecek. Yeni yapay zekâ sistemi çözümümüz, fabrikaları büyük maliyetten kurtaracak” dedi.

Yapay zekâ çözümünün hâlihazırda kullanımda olduğu pilot tesisler, yılda bir ila iki milyon Euro arasında tasarruf sağlıyor. Örneğin; Hildesheim’daki üretim tesisi, yapay zekâ yardımıyla süreç akışlarındaki kesintileri tespit ederek ortadan kaldırdı. Sonuç olarak, üretim hatlarının döngü süreleri yüzde 15 oranında azaldı. Çalışmalar, yapay zekâ sisteminin etkinliğini kanıtladı. Özellikle Endüstri 4.0 girişimleri, Almanya’daki yaygın yapay zekâ sistemi kullanımından büyük fayda sağlayacak. Çeşitli sektörlere yayıldığında, en büyük maliyet tasarrufu potansiyelinin, yüzde 50’den fazla oranla (182 milyar Euro’luk potansiyel) yapay zekâ destekli üretimde bulunduğu belirtiliyor (Kaynak: eco – Association of the Internet Industry ve Arthur D. Little, 2019).

Yapay zekâ çözümü, 2021 yılında Bosch’un dünya çapında 50 güç aktarma sistemleri fabrikasında kullanılacak ve 800’den fazla üretim hattına bağlanacak. Kurulacak yapay zekâ analiz platformunda her gün bir milyardan fazla veri mesajı depolanacak. Bosch, yapay zekâ sistem çözümlerini, ileride yaklaşık 240 tesisine yaymayı planlıyor. Şirket, ayrıca edindiği deneyim ve teknolojik bilgi birikimini de yeni yapay zekâ teknolojilerinin üretimi için kullanacak.

Bosch yapay zekâ sistemleri, üretimi ve ürünü iyileştiriyor

Yeni yapay zekâ analiz platformunun pilot kullanıcısı, Bosch’un Mobilite Çözümleri iş kolu oldu. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Bosch, tesislerine dijitalleşme ve online bağlantı altyapısı sağlamak için yaklaşık 500 milyon Euro yatırım yapacak. Bu yatırım karşılığında, beklenen tasarruf, 2025 yılına kadar iki kat artarak bir milyar Euro’ya erişecek.

Yapay zekâ kullanımı, projenin vazgeçilmez bir parçası. Bosch Yapay Zekâ Merkezi (BCAI) ve bölümün tesisleri arasındaki iş birliği, çeşitli kaynaklardan gelen verileri neredeyse gerçek zamanlı olarak toplamak, işlemek ve analiz etmek için Bosch Connected Industry’nin Nexeed Fabrika Yönetim Sistemi’ni (Manufacturing Execution System-MES) kullandı ve evrensel bir yapay zekâ çözümü ortaya çıkardı.

Makinelerden gelen sensör verileri, farklı üretim süreçlerindeki dalgalanmaları belirlemek için temel oluşturacak. Endüstri 4.0 yazılımı Nexeed, verileri ve kodları çevirip görselleştirerek yapay zekâ sistemini yönlendiriyor. Süreç, yapay zekâ analizine göre uyarlanmış gösterge tabloları tarafından destekleniyor ve hataları bulmayı kolaylaştırıyor.

Süreç, makineler ve montaj hatları için kendi kendini uyarlayan yapıda da kurgulanabiliyor. Örneğin, üretim hattı boyunca, bir matkap deliği tanımlanan yerinden saparsa yapay zekâ sistemi süreci düzeltmek için gerekli adımları bağımsız olarak başlatıyor. Sistem, üretim hatları boyunca konumlandırılan ve üretim sürecini kaydeden kameralardan da destek alıyor. Öğrendiği görüntüler temelinde sapmaları tespit ederek hemen harekete geçebiliyor. Saha ve müşteri verileri de platforma dâhil edilebiliyor. Bu özellik, sistemin ürünlerin sahada nasıl performans gösterdiğini daha iyi anlamasına yardımcı olarak, kusurları zamanında tespit etmesini ve yaklaşan arızaları tahmin etmesini sağlıyor.

Bosch, üretim potansiyelini ortaya çıkarmak için yapay zekâyı kullanıyor

İmalat sanayi, yapay zekâ kullanımı konusunu teoride kavramış olsa da pratikte hala geride kalıyor: Tüm Alman şirketlerinin yarısından fazlası (yüzde 58) yapay zekâyı yıkıcı bir potansiyel olarak görüyor. Ancak yedi kişiden biri (yüzde 14) şu anda iş akışında yapay zekâ sistemleri kullanıyor. Almanların net bir çoğunluğu ise (yüzde 60), yapay zekânın endüstride, otomobil yapımı veya uçak yapımı gibi sektörlerde daha fazla kullanıldığını görmek istiyor.

Bu veriler, Bosch AI Future Compass araştırmalarının temel bulguları olarak karşımıza çıkıyor. Kasım 2020’de tamamlanan çalışma, katılımcıların üçte ikisinden fazlasının makine arızalarının teşhisinde ve diğer alanlarda yapay zekânın kullanılmasını memnuniyetle karşılayacağını gösterdi.

Bosch, yapay zekâ süreçlerine şimdiden destek veriyor. Şirket, üretim sistemlerinde yapay zekâ destekli makine ve sistemlerin kullanımını pekiştiriyor ve üretim süreçlerini optimize ediyor. Bosch CDO/CTO’su Dr. Michael Bolle, “Yapay zekâ, matbaanın icadıyla karşılaştırılabilir büyüklükte çığır açan bir teknoloji. Üretimde devrim yaratacak. Yapay zekânın yardımıyla makineler ve ürünler nasıl akıllı olunacağını ve tahmin yapmayı öğrenecek” diyerek süreci özetledi.

Bosch, kendi tesislerindeki projelere ek olarak, yapay zekâ tabanlı çözümleri de piyasaya sürüyor. Üretimdeki uygulamalar arasında iş parçalarının otomatik görsel denetimi, akıllı üretim yönetimi için yazılım ve gelişmiş enerji yönetim sistemleri yer alıyor. Bosch, bu yıl 12-16 Nisan tarihlerinde çevrimiçi olarak düzenlenecek Hannover Messe 2021 Fuarı’nda üretime yönelik yapay zekâ çözümlerini de tanıtacak.

Bosch, kurumsal stratejisinde yapay zekâyı destekliyor

Bosch, yapay zekâyı temel bir teknoloji olarak görüyor. Şirketin hedefi, 2025 itibarıyla tüm Bosch ürünlerinin yapay zekâ içermesi veya bu yöntem desteğiyle geliştirilmiş veya üretilmiş olması. Bu amaçla, şirket parlak beyinlere, uygun altyapıya ve uygun koşullara yatırım yapıyor. Bosch, 20.000 çalışanını 2022 yılının sonuna kadar yapay zekâ konusunda eğitmeyi hedefliyor. Bu süreçteki temel unsurlardan biri, Bosch yapay zekâ araştırma ve geliştirme merkezi BCAI. Merkez, kurulduktan sadece üç yıl sonra ilk yatırımını amorti etmişti. Merkezin ciroya katkısı şu anda yaklaşık yıllık 300 milyon Euro düzeyinde.

Bosch’un hedefi

Bosch CDO ve CTO’su Dr. Michael Bolle, “Güvenli, sağlam ve açıklanabilir bir yapay zekâ sistemi için çalışıyoruz” dedi. Şirket, öncelikle yapay zekâ ve fiziksel dünya arasındaki bağlantı sağlayan ‘endüstriyel yapay zekâ’ uygulamalarıyla ilgileniyor. Bosch’un bu alanda önemli beklentileri olduğunu vurgulayan Dr. Bolle,  çalışmalarını “Fabrikalarımız, buzdolapları ve elektrikli aletlerden otomotiv endüstrisi için güç aktarma ve destek sistemlerine ve otomasyon teknolojisine kadar çok çeşitli ürünler üretiyor. Şimdi bu uzmanlığın üzerine yapay zekâ algoritmaları ekleyerek geleceği yaratıyoruz” diye anlattı.

Ford otomobillere Google yüklüyor

Ford ve Google, Ford’un dönüşüm stratejisini hızlandırmak ve bağlantılı araç deneyimini yeni ve benzersiz bir boyuta taşımak için özel bir stratejik ortaklık kurduklarını duyurdu. Ford aynı zamanda Google’ın veri, yapay zeka (AI) ve makine öğrenimi (ML) alanlarındaki uzmanlığından yararlanmak üzere Google Cloud’u bulut sağlayıcısı olarak kullanacak. 6 yıllık ortaklık kapsamında; 2023 yılından itibaren Ford ve Lincoln araçlarında entegre Google uygulamaları ve hizmetleri, Android tarafından desteklenecek.

Yenilikçi bir yaklaşımla hareket eden Ford ve Google, Team Upshift adında yeni bir ortak çalışma grubu kuracaklarını da duyurdu. İki şirketin bilgi ve becerilerini bir araya getiren yeni oluşum, Ford’un dönüşümünü hızlandıran, kişiselleştirilmiş tüketici deneyimini tamamen yeni bir boyuta taşıyan veriye dayalı çözümler sunacak. Bu yenilikçi çözümler; müşterilere araç satın alırken yeni alışveriş deneyimleri geliştirilmesi, veriye dayalı yeni satın alma teklifleri oluşturulması ve daha fazlasını içeriyor. 

Ford Başkanı ve CEO’su Jim Farley, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede “Ford, elektrifikasyon stratejisi kapsamında, bağlanabilirlik ve otonom sürüş konusunda tarihin en önemli dönüşümüne öncülük ederken, Google bir araya gelerek, kullanıcılarına benzersiz bir deneyimi sunacak ve işimizi modernize edecek bir inovasyon gücünü de oluşturuyor” diye konuştu.

“Ford, yaklaşık 120 yıldır ilk montaj hattından en güncel sürüş destek teknolojilerine kadar, otomotiv endüstrisine yenilikçi çözümleriyle yön veriyor” diyen Google ve Alphabet CEO’su Sundar Pichai ise, “Ford’un dönüşümünü hızlandırmak ve insanların yolda güven içinde ve bağlantıda olmasını sağlayan otomotiv teknolojileri sunmak için Google’ın gelişmiş yapay zeka, veri analizi, bilgi işlem ve bulut platformlarını sunmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Bu yılın sonlarından itibaren bulut sağlayıcısı olarak devreye girecek olan Google, Ford’un dijital dönüşümünü hızlandırmak, operasyonlarını modernleştirmek ve güvenilir ve emniyetli bulutu ile bağlantılı araç teknolojilerini güçlendirmek için Google Cloud’un yapay zeka (AI) ve makine öğrenimi (ML) ve veri analizi teknolojilerinden yararlanmasına yardımcı olacak. Ford, Google Cloud platformu ile şunları yapmayı planlıyor;

  • Yenilikçi teknoloji ve kişiselleştirilmiş hizmetler ile müşteri deneyimlerini daha da iyileştirmek,
  • Personel eğitimi ve daha güvenilir tesis ekipmanı performansı için Vision AI (Yeni Nesil Görsel Tanıma) araştırmaları da dahil, ürün geliştirme, üretim ve tedarik zinciri yönetiminin modernizasyonunu hızlandırmak,
  • Müşterilere bakım veya takas önerilerinin yapılması gibi gerçek zamanlı bildirimlerle sonuçlanan veriye dayalı iş modellerinin uygulanması.

2023’ten itibaren Ford müşterileri yararlanmaya başlayacak

Ford ve Google, sürücülerin dikkatinin dağılmasını en aza indirmek ve güncellemelerle müşterilerine, keyifli, daha güvenli ve daha verimli bağlantılı araç deneyimleri sunmak için ortak bir vizyon ortaya koyuyor. Ford ve Lincoln müşterileri 2023 yılından itibaren, Android işletim sistemi üzerine inşa edilen benzersiz dijital deneyimlerden, küresel harita ve ses teknolojisini içeren entegre Google uygulamaları ve hizmetlerinden yararlanmaya başlayacaklar;

  • Sürücüler, halihazırda ‘Google Asistan’ ile işlerini sesleriyle yaparak gözlerini yoldan ve elleri direksiyonda ayırmadan sürüş yapabilecek,
  • ‘Google Haritalar’ ile gerçek zamanlı trafik bilgisi, otomatik yeniden rota belirleme, şerit yönlendirmesi ve daha fazlasıyla hedeflerine daha hızlı ulaşabilecek,
  • ‘Google Play’ ile müzik, podcast, sesli kitap ve daha fazlasını dinlemek için en sevdikleri uygulamalara erişebilecek. Bu uygulamalar araç içi kullanım için optimize ve entegre edilmiş bulunuyor. 

İş birliği ile Android, Ford ve üçüncü taraf geliştiricilerin sürekli gelişen ve daha kişiselleştirilmiş bir kullanıcı deneyimi sağlayan uygulamalar geliştirmesine de olanak tanınıyor. Herkesin sahip olması gereken, Ford’a özel ürün ve hizmetler yaratmaya verdikleri önemi vurgulayan Farley “Bu entegrasyon, ekiplerimiz Ford ve Lincoln müşterileri için yenilikler geliştirirken, Google’ın birinci sınıf uygulama ve hizmetlerine de erişimini sağlayacak” dedi.

Türk Telekom eSIM’in yerlisini üretti

Yeni nesil teknolojilerin geliştirilmesi için çalışmalarına hız kesmeden devam eden Türk Telekom, yüzde yüz yerli eSIM teknolojisini bireysel ve kurumsal tüm müşterilerinin kullanımına sundu. eSIM; akıllı telefonlardan giyilebilir teknolojilere, otomotiv endüstrisinden internete bağlı daha birçok ürüne kadar geniş bir alanda kolayca kullanılabilecek. eSIM destekli cihaz sahibi Türk Telekom kullanıcıları, numaralarını değiştirmeden ve ek ücret ödemeden eSIM teknolojisinden yararlanabilecek ve yeni aboneliklerde eSIM’i tercih edebilecekler.

“Türkiye, yerli eSIM’de dünyada 4 ülkeden biri”

eSIM üzerine açıklamalar yapan Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Yüzde yüz yerli teknoloji ile eSIM üreten dört ülkeden biri olduk. Biz de Türk Telekom olarak kendi altyapımızı bu yeni teknolojiye hazır hâle getirdik ve ülkemizde kurulan sunucular ile entegrasyon süreçlerimizi tamamladık. Çevre dostu ve güvenli teknoloji eSIM ile bireysel ve kurumsal müşteri deneyimini zenginleştirmeye devam edeceğiz. Kurumsal müşterilerimiz için de özellikle otomotiv alanında sunduğumuz eCall hizmeti ve bağlantılı araçlara yönelik çalışmalarımız; yerli eSIM ile hızlanarak devam edecek” dedi.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun SIM teknolojilerini destekleyen sistemlerin kurulumu ve cihazlarda kullanımı kapsamındaki kurul kararlarına uygun olarak, tamamen yerli ve milli olarak üretilen eSIM teknolojisi, kullanıcılara dijital bir deneyim sunuyor. Dijital yapısı nedeniyle kaybolma ya da çalınma riskleri taşımayan ve fiziksel bir SIM karta ihtiyaç olmadığı için birden fazla aboneliğe sahip olan kullanıcıların kart değişimi gereksinimini ortadan kaldıran eSIM, aynı zamanda çevre dostu olma özelliği de taşıyor. 

Türk Telekom’un hem bireysel hem kurumsal müşterileri, mevcut SIM kartlarını bu teknolojiyi destekleyen cihazları için ek ücret ödemeden eSIM ile değiştirebilecekler. Ayrıca kullanıcılar yeni aboneliklerde de eSIM’i tercih edebilecekler. 

2021 yılında veri nereye gidecek?

Tüm sektörlerde şirketler yazılımların kurulum sürecinde hataları erkenden fark ederek ortadan kaldırmaya odaklanacaklar. Bu süreçte CIO’lar şirketleri teknolojik açıdan yönlendirmeleri için geliştirme ekiplerine daha fazla güvenecekler. Geliştirme ekipleri, geçmişten bugüne kadar, veri yönetimlerini buluta taşımak için üst kademeden aşağıya doğru inen bir yaklaşım benimsemiştir. Ancak özellikle pandemi döneminde bulut tabanlı ortamların güçlendirilmesiyle birlikte dünyada pek çok şeyin değiştiği gibi bu durum da değişti. 2021’de artık veri stratejisi sürecinde DevOps ekipleri çok daha fazla söz sahibi olacak. Aynı zamanda bulut veri yönetimi tekniklerin de artmasıyla birlikte, iş yüklerinin mobilitesinde daha büyük bir artış göreceğiz.

Bulut tabanlı platformlarda verilerinin korunmasına ve yönetilmesine daha fazla odaklanılacak

Dağıtılmış iş gücü bir süredir artan şekilde talep gören bir yaklaşımken Covid-19 salgınıyla birlikte üzerinde çok daha fazla durulan bir konu haline geldi. Evden çalışmayı önümüzdeki yılın ortasına kadar uzatan pek çok şirket, giderek daha fazla şekilde Microsoft Teams ve Slack gibi bulut tabanlı birlikte çalışma platformları üzerinden işlerini sürdürmeye devam edecek. Bu da daha fazla ekibin, bu platformlar üzerinden gerçekleşecek veri akışını depolamak için bulutun gücünden yararlanmaya çalışacağı anlamına geliyor. 2021’de de bunun sonucu olarak, Teams gibi birlikte çalışmaya olanak sağlayan paltformlara yönelik veri koruma ve yönetimine daha fazla odaklanılacak, farkındalık artacak.

Donanımda yaşanan düşüşle birlikte yazılım tanımlı modeller daha çok ön plana çıkacak

Yazılım tanımlı modellere geçildikçe cihazlar da çekiciliklerini kaybedecekler. 10 yıl önce herkes, bu parlak yeni oyuncakları ellerine alıp kullanmak istiyordu. Ama öngörülenden daha kısa sürede bu çekiciliklerini kaybettiler. Daha doğrusu, hizmet olarak yedeklemeye (BaaS) ve cihazlardan uzaklaşmaya doğru bir değişime şahit olduk. Pandemi süresince uzaktan çalışma modeli 2020’de donanımların nasıl kullanıldığını doğrudan etkiledi. 2021’de de devam edeceği öngörülen bu yaklaşım sonucunda yazılım tanımlı modeller merkezde olmaya devam edecek.

Makine öğrenimi buluttaki verilerin kullanımını herkes için daha kolay hale getirecek 

Kurumların, topladıkları veriler aracılığıyla kendilerine sunulan sonsuz fırsatların farkına vardıklarını görüyoruz. 2021’de verinin yeniden kullanımı kurumlar için büyük bir trend haline gelecek. Birçok kurum ve kuruluş bu konuda makine öğreniminin gücünden yararlanacak. Makine öğrenimi hala gelişmekte olan bir trend. Ancak kuruluşlar bunun sahip oldukları veriyi analiz etme ve yeniden kullanmaya ne kadar yardımcı olduğunu fark ettikçe daha da fazla benimseyecekler. Gelecekte kurumlar bulutta makine öğreniminden yararlanarak daha da akıllı hale gelecek.

Regülasyonlara uyumlulukla ilgili cezalarda artış görülmeyecek. Aksine azalmaya devam edecek.

Veri gizliliğiyle ilgili düzenlemeler pek çok ülke için 2021’de de en önemli konulardan biri olmaya devam edecek. Özellikle, 2021 yılında gizlilikle ilgili yeni düzenlemelerin önerildiğini göreceğimizi tahmin ediyorum. Bununla birlikte, uyum cezaları 2020’de gördüğümüz gibi düşüş eğilimine devam edecek. 2019’da uyum cezalarında büyük bir patlama gördük ve bu da GDPR, CCPA ve diğerlerinin ne kadar ciddiye alınması gerektiğini gösterdi. Artık gerek kurumların gerek BT karar vericileri bu konuda daha dikkatli.

BT harcamalarında güvenlik ve donanım listenin başında olacak.

2020’de salgının getirdiği ekonomik çalkantıya rağmen, yeni yılla birlikte genel BT harcamalarında globalde yüzde 5 ile 10 arasında bir artış bekliyoruz. Harcamalar büyük olasılıkla güvenlik, genel sistem modernizasyonları (yedekleme, uygulamalar, buluta taşınma, vb.) ve donanımların yenilenmesine olacak. Buna ek olarak, kurumlar her yıl tekrarlanan BT harcamaları için 2020’de neleri ertelediklerine bakacaklardır. Bu da her üç yılda bir yenilenmesi gereken donanım ihtiyaçlarının salgın nedeniyle ertelenmesi nedeniyle 2021’de donanıma yapılacak harcamanın listenin üst sıralarına çıkacağını söylemek doğru olacaktır.

Turkcell dosya transfer pazarını sahipleniyor

Kişisel bulut depolama servisi lifebox, uzaktan eğitim ve evden çalışma modellerinin yaygınlaştığı pandemi sürecinde dosya paylaşımını daha kolay ve hızlı hale getiren yeni bir hizmeti devreye soktu. lifebox transfer hizmetiyle bundan böyle üyelik süreçlerinden bağımsız, kolayca güvenli dosya paylaşımı yapılabilecek.

Dijital Servisler ve Çözümlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ataç Tansuğ, pandemi döneminde değişen tüketim alışkanlıklarını yakından takip ettiklerini ve müşterilerinin ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarına yönelik olarak ürün ve hizmetler sunmayı sürdürdüklerini belirtti. Tansuğ, “Dosyaları hızlıca dijital platformlardan paylaşma ihtiyacı özellikle pandemi döneminde oldukça arttı. Proje, sözleşme, ödev gibi kritik dokümanların yanı sıra kişisel fotoğraf ve videolarımızın güvenli bir şekilde paylaşımı da önem kazandı. Tüm bu ihtiyacı güvenli bir ortamda sağlayabilmek için lifebox transfer’i rakiplerimize göre daha avantajlı özelliklerle, üstelik ücretsiz şekilde geliştirdik. lifebox transfer ile kullanıcılarımızın paylaşımları belirledikleri süre sonunda sunuculardan otomatik olarak silinecek ayrıca tüm paylaşımlar ücretsiz olarak şifrelenecek. ‘Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı’ prensibiyle geliştirdiğimiz lifebox transfer uygulamamızda da kullanıcılarımızın verileri ülkemizde kurduğumuz veri merkezlerinde güvende tutulacak” diye konuştu.

Üyelik zorunluluğu ve abonelik yok

lifebox transfer, tek seferde 5GB’a kadar dosya ve klasör transfer imkanı sunuyor. Uygulamayla gün içinde istenildiği kadar gönderim yapılabiliyor. Üyelik gerektirmeyen lifebox transfer ile birkaç adımda kolayca transfer tamamlanıyor. Bu hizmet, e-posta kota ve dosya eki limitlerine bağımlı kalmadan dosya göndermeye imkan tanıyarak kullanıcıların önemli bir sorununa çözüm sunuyor.

E-posta ya da link üzerinden paylaşım yapılabilen lifebox transfer’de transferlere 7, 14 ya da 21 günlük geçerlilik süresi kullanıcı tarafından tanımlanabiliyor ve bu süre sonunda dosyalar otomatik olarak sunuculardan siliniyor. Benzer uygulamalar 7 gün harici seçenekleri ücretli paketlerinde sunarken lifebox transfer tamamen ücretsiz işleyişi ile fark yaratıyor.

Güvenlik için ekstra şifreleme

lifebox transfer’de lifebox’a ek olarak paylaşımlar kullanıcı tarafından belirlenen şifreyle ekstra korumaya alınabiliyor. Ek şifre özelliği benzer uygulamalarda ücretli paketlerde sunulan bir özellik, ancak lifebox transfer’de tamamen ücretsiz.

Yerli ve milli bir uygulama olan lifebox transfer ile dosyalar, kullanıcı tarafından belirlenen süre zarfında, Turkcell’in Türkiye’deki sunucularında korunuyor.

Uygulamada e-posta ile tek seferde 5 kişi ile paylaşım yapılabiliyor, link ile paylaşımda ise kişi sayısı kısıtlaması bulunmuyor. Kullanıcı 5’ten fazla kişiyle aynı dosyayı paylaşmak istiyorsa devamı için yeni bir paylaşım başlatabiliyor.

lifebox transfer’de kullanıcının bir gün içinde 50 kez paylaşım hakkı bulunuyor. Bu kısıtlamalar sistemi olası siber saldırılardan korumak adına alınan önlemlerin başında geliyor. E-posta ile yapılan paylaşımlarda kötü niyetli gönderimleri de minimuma indirgemek adına göndericinin e-posta adresi basit bir şekilde doğrulanarak ilerleniyor.

lifebox transfer’de ayrıca kullanıcı e-posta ile paylaşımı seçerek ilerlediyse hem gönderimde hem de geçerlilik süresi dolarken, göndericiye ve alıcıya/alıcılara e-posta ile bilgilendirme gidiyor.

Kullanıcılar hizmete https://www.lifeboxtransfer.com adresinden hem masaüstünden hem de mobil cihazlarından ulaşabiliyor.

Hizmete daha hızlı ulaşmak için fark yaratan bir diğer özellik ise hem masaüstü hem de mobil cihazlarda “yükle/indir” yönlendirmesiyle cihazda kısa yol oluşturulabiliyor ve life boxtransfer’e bir uygulama gibi kolaylıkla ulaşılabiliyor.

Otellerde sağa sola dokunmayın diye telefonlar “yumuşadı”

Nevotek, otelcilik sektöründe oda içi TV, telefon ve mobil uygulamayı “temassız” kullandırmayı sağlayan NevoTouchless çözümüne SoftPhone özelliğini ekledi. Otelcilik sektöründe temassız çözümlere ilk kez entegre edilen SoftPhone ile konuklar, otel servislerine akıllı telefonları üzerinden kolay ve temassız şekilde ulaşarak yepyeni ve hijyen bir deneyim yaşıyor.

Otel teknolojileri arasında dünyanın önde gelen teknoloji sağlayıcılarından biri olan Nevotek, içinde bulunduğumuz pandemi dönemi nedeniyle oteller için geliştirdiği NevoTouchless çözümüne SoftPhone özelliği ekledi. SoftPhone Touchless ile konuklar kendi akıllı telefonlarını oda telefonu olarak kullanabiliyor ve otelin sunduğu hizmetlere otel tesislerinin her yerinde temassız erişebiliyor.

COVID-19 nedeniyle, hem çalışanlar hem de konukların sağlıklarının korunması için otelcilik sektörü birçok önlem almaya devam ediyor. Bu nedenle temassız teknolojiler konukların sağlığı ve hijyenleri açısından büyük önem taşıyor. NevoTouchless çözümü, otel konuklarının odalarındaki uzaktan kumanda ve telefon gibi ortak kullanılan cihazlara dokunmadan, herhangi bir mobil uygulama indirmelerine gerek kalmadan kendi akıllı telefonlarını bu cihazların yerine kullanabilmelerine olanak tanıyor. Otel konukları, kendi telefonlarını otelin telefonuymuş gibi kullanarak resepsiyonu ya da oda servisini arayabiliyor, odadaki televizyonu kumanda edebiliyor veya oda ısısını ayarlayabiliyor.

Temassız teknolojilerin konaklama sektöründe müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıdığının altını çizen Nevotek CEO’su Tankut Turhan, “Telefon özelliği ile sektörde bir ilk olan ve müşteri deneyimini bir üst düzeye taşıyacağına inandığımız SoftPhone’u temassız teknoloji çözümlerinin bir parçası olarak sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Mobil cihazların kullanımı müşterilerin daha hızlı şekilde bilgiye erişimlerini kolaylaştırıyor. SoftPhone Touchless ile konuklar herhangi bir uygulama indirmeden SoftPhone’a giriş yaparak otel hizmetlerine otel sınırları dahilinde istedikleri zaman istedikleri yerden erişebiliyor. Yeni modüler çözümümüzün pazarda büyük ses getireceğine inanıyoruz” dedi.

NevoTouchless Softphone çözümü, IP tabanlı PBX sistemine sahip küçükten büyüğe tüm konaklama tesislerinde kullanılabiliyor. SoftPhone’un dahil olduğu NevoTouchless çözümleri, tesislerde konuklar için etkileşim, eğlence ve bilgi sistemlerini tamamen temassız hale getiriyor. Konuklar, akıllı telefonlarını kullanarak, otellerdeki altyapıya göre hava durumu, şehir rehberi gibi bilgilere erişebiliyor, oda servisi ve resepsiyona ulaşabiliyor, otel faturalarını görüntüleyebiliyor, rahatsız etme modunu etkinleştirebiliyor, oda ısısını ayarlayabiliyor ve odalarındaki televizyonu kumanda edebiliyor.