Danıştay Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne dur dedi

TELKODER Toplanti1Geçtiğimiz sene Şubat ayında 5651 sayılı internet kanununa torba yasayla eklenen bir madde ile “Erişim Sağlayıcılar Birliği” kurulması zorunlu hale getirilmişti. Bu Birliğin Tüzüğünü onaylayan BTK kararının iptal edilmesi için TELKODER tarafından Danıştay’da açılan davada, Danıştay yürütmeyi durdurma kararı aldı.

TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, Danıştay 13. Daire Başkanlığı’nın aldığı yürütmeyi durdurma kararına ilişkin, “Kanun yoluyla Erişim Sağlayıcıları Birliği adında bir Sivil Toplum Kuruluşunun zorunlu olarak kurulmasını ve zorunlu olarak üye olunmasını doğru bulmuyoruz. Ancak, Kanun gereği kurulacak olan söz konusu Birliğin gerçekten sivil karakterde olması, öncelikle orta ve küçük cirolu işletmeciler olmak üzere tüm işletmecilerin beklenmedik yatırım/harcama risklerinden korunması, adil temsilin sağlanması, TELKODER üyelerinin de aralarında bulunduğu 116 işletmecinin bir araya gelerek oluşturduğu ve “Serbest Grup” olarak adlandırılan işletmecilerin kabul ettiği temel ilkelerdi. Bu ilkeler doğrultusunda hazırlanmış olan Serbest Grup ESB Tüzüğü, 116 işletmecinin imzası ile birlikte BTK onayına sunulmuştu. Ancak BTK çoğulcu yaklaşımla hazırlanmış olan bu Tüzük yerine, 12 büyük cirolu işletmeci tarafından imzalanmış olan bir Tüzüğü onaylamayı tercih etmişti.

Danıştay tarafından yürütmesi durdurulan ve 12 büyük cirolu işletmeci tarafından imzalanmış olan Tüzük, aşağıdaki sakıncaları içermekteydi:

  • Yasaya uygun değildi,
  • Geniş tabanlı olarak hazırlanmamış, büyük çoğunluktaki işletmeciler göz ardı edilmişti,

  • Üyelere eşit oy hakkı verilmemişti, oy hakkı ciro büyüklüğü esas alınarak belirlenmişti,

  • Yönetime seçilme hakkı adil değildi, 11 kişilik Yönetim Kurulu üyeliklerinin 9 tanesinin büyük cirolu işletmecilere verilmesi zorunlu tutulmuştu,

  • Orta ve küçük ölçekli işletmecileri gereksiz yatırım ve yükümlülüklerden koruyacak maddeler bulunmamaktaydı,

Kanun zoruyla da olsa bu Birliğin kurulması ilk defa 116 işletmecinin aynı amaç doğrultusunda bu büyüklükte bir araya gelmesine sebep olmuştur. Serbest Grup çatısı altında 116 işletmeci kendi hakkına sahip çıkmıştır ve çıkmaya devam edecektir. TELKODER bu mücadelede sadece öne düşmüş ve yol göstermiştir. Küçük ve orta ölçekli işletmecileri, yani bu sektörün fidanlığını, görmezden gelen bu anlayışı değiştirmek için hep birlikte ve her ortamda kararlı mücadelemize devam edeceğiz.

Danıştay kararını verdi ve 12 büyük cirolu işletmeci tarafından hazırlanmış olan tüzüğü onaylayan BTK kararının yürütmesini durdurdu! Bu kararla birlikte Erişim Sağlayıcılar Birliği’nin yasal dayanağı ortadan kalkmıştır. Biraz geç alınmış bir karar olsa da yanlışa dur diyen bu kararın alınmasından dolayı mutluyuz” dedi.

Bu noktada yorum girmem gerekirse: Telkoder’den daha önce aldığımız bilgilere göre bir Erişim Sağlayıcıları Birliği kurulması planlandı devletin açtığı kanun maddelerne göre. Ama devlet bu maddelerin arasında birkaç cambaz adımı atıp bunun yönetimini küçük ama yakın bir şirketler grubuna verdi. Telkoder buna itiraz etti çünkü mevcut kurulmuş Erişim Sağlayıcıları Birliği her gelen kapatma önerisini hiç itirazsız hızla yerine getiriyordu. Bakalım bundan sonra neler olacak hep birlikte göreceğiz.

Türkiye Twitter’ı sansür şampiyonu yaptı

Twitter’da içerik sildirmede yine dünya birincisi olduk. Twitter’a gelen 796 içerik kaldırma talebinin 477’si Türkiye’den gitti. Gizlenen 1982 mesajdan 1820’si, askıya alınan 85 hesaptan da 62’si Türkiye’nin isteğiyle yapıldı.

Bunu necip Türk basınının yapmayı düşünmediği farklı bir yöntemle inceleyelim ne mal olduğumuz daha iyi ortaya çıksın:

  • Gizlenen veya hükümetimizin daha şirin gözükmek için icat ettiği deyimiyle buzlanan mesajların yüzde 92’si Türkiye’den…
  • Bu içerik olmamış çok zararlı bunu kaldıralım taleplerinin yüzde 60’ı Türkiye’den
  • Bu adamlar çok tehlikeli bunların hesabını kapatalım taleplerinin yüzde 73’ü Türkiye’den…

Bu şekilde baktığımızda eğer Türkiye Twitter’a girmeseydi bu ortam yüzde 60 ile 92 arasında daha az sansürcü görünecekti.

Yılın ikinci yarısında Twitter’dan içerik kaldırma talepleri 2014’ün ilk yarısına göre yüzde 84 artış gösterdi, engellenen hesap sayısındaki artış ise yüzde 348’i buldu.

Yani biz sansürcü yeteneğimizi hızla artırıyoruz. Twitter hızla sansüre dönüyor bizim sayemizde. Elimizi değdirip de bozmadığımız bir sosyal medya kalmıştı.

Artık kalmadı…

Koltuğun kenarına oturan misafir

Eskiden büyüklerimiz öyle derdi: Koltuğun kenarına oturan misafir. Özellikle bayramlarda eve gelen misafirlerdi bunlar. Her an kalkacakmış gibi oturan, uzun ve keyifli bir ziyarete gelmemiş olan kişiler için söylenirdi bu. Gerçekten de koltuğa değil koltuğun kenarına otururdu bu misafirler.

Şimdi bakıyorum sosyal medyamız da aynı durumda. Haberini yaptım kan ağlayarak…Facebook, Twitter ve Google Plus önemli bir kapanma tehlikesi atlattı. Ülkemde örgüt olarak tanımlanan birileri Adana’da yakalanan TIR’ların muhteviyatıyla ilgili bilgi geçirmiş ele. Bunu da sosyal medyadan yayımlamış. Yayımlayınca ortalık ayağa kalkmış ve bütün sosyal medya araçları dürtülmüş.

Allahtan sosyal medya sahipleri “tamam baba ne demek hemen kaldırıyoruz” dediler de hala bir sosyal medyamız var. Ama olmayabilirdi de…

Mesela Google Plus’ta çalışan Elisabeth ablanın o gün muayen günü olduğu için çok acı çekmesi söz konusu olabilirdi. Kendisine ulaştırılan bilgiyi alamamış olabilirdi. “Aman ablacığım ne yapıyoruz” sorusuna içinde bulunduğu günün anlam ve önemine binaen “ay bana ne ne yapıyorsanız yapın bana mı güvenip internete girdi Türkiye” diyebilirdi.

Mesela Facebook’ta çalışan Richard amca, kaynının düğün halayına katılmak için Boston’a gitmiş olabilirdi. Telefon açıp “hacı maillerine bakmıyorsun ama Türkler kapatırız diyorlar bak” diyenleri “dur oğlum tam hızımızı aldık yemişim Türkiye’yi dünyayı lay lay laaay la” cevabıyla geçiştirebilirdi…

Veya en acayibi, Twitter’daki Joe, “oğlum Türkler sansürcü gözükmesin diye ben niye içerik kaldırıyorum… Bunlarda herhangi bir sorun yok ki. Bana ne lan biz sansürcü olacağımıza kaldırmayalım bunları Türkler sansürcü olsun” diyebilir…

Yani Türkiye’de sosyal medyaya yatırım yapan binlerce şirket, oranın vasıtasıyla iş bulmuş on binlerce insan, haber kaynağı olarak orayı kullanan milyonlarca insan, Elisabeth, Joe ve Richard’ın kafa durumuna bağlı.

Yani bir başka deyişle internet koltuğun kenarında oturuyor.

Yapmamız gereken ne? Maddeler halinde, TKNLJ formatında yazalım:

  1. Sosyal medya şirketlerinin bu bakış açısıyla Türkiye’de en azından irtibat ofisi açmaları şart. Bu iş gerçekten Türkiye şartlarında kaçınılmaz oldu
  2. Türkiye kural ve kanunlarını benim dediğim tek doğrudur modundan çıkarmalı… Biz artık dünyayla entegre çalışıyorsak sadece kendi doğrularımızla dünyanın bize uymasını bekleyemeyiz.
  3. Sosyal medyada yayılan bilgiler eğer biz bu derece üstüne gidersek daha hızlı yayılıp efsane oluyor. Mesela Adana ve TIR hikayesi sosyal medya bu yüzden kapatılma riskiyle karşı karşıya kalana kadar kesinlikle radarımda değildi. Ama şimdi o konuda bayağı şey okudum. Buna Streisand Effect deniyor. Ben de yazmıştım bu konuda… Yani bazen görmemek dikkatleri üstüne çekmemek anlamına da gelir.

Facebook, Twitter ve Google Plus her an kapanabilir

Ankara’dan aldığımız haberlere göre Facebook, Twitter ve Google Plus sosyal medyaya yansıyan ve sosyal medya şirketlerinden içeriğinin kaldırılması istenen haberlerin kaldırılmaması yüzünden her an kapanabilir.

Kapanma sebebinin Adana’da ele geçirilen MİT tırları olduğu iddia ediliyor.

Türkiye’yi yine sosyal medyasız ve karanlık günler bekliyor olabilir.

Ayrıntılar birazdan sitemizde olacak. Eğer sosyal medya imkanları kesilirse lütfen gelişmeleri buradan takip edin.

VPN yazılımlarınızı koyduğunuz dolaplardan çıkarın.

Son dakika eklemesi

Facebook içerik çıkarmayı halletmiş… O kapanmayacak…

Üç büyük sosyal medya şirketinden belli içerikleri çıkarması istendi, böylece mahkeme kararının geçersiz sayılacakmış. Şu ana kadar sadece Facebook bu içerikleri bünyesinden çıkardı… ABD’de mesai saatinin başlamasıyla birlikte kapatmalar ya da içerik çıkarmalar gerçekleyebilir…

Şu anda gelen habere göre sosyal medya şirketleri içeriği çıkarmış, Twitter buzlamayı bitirmiş. Bir kapanma tehlikesini daha çok ucuz atlattık…

Anayasanın fıkralarını laz fıkrası sananlara özel…

Anayasa Mahkemesi internet için çıkarılan acayip kanunları iptal etmekten yoruldu yasa çıkaranlar böyle kararlar almaktan yorulmadı… İŞ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İLE BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA DAİR KANUN diye bir torbadan çıkan kanun bizim tartışma konumuz…

Anayasa Mahkemesi (AYM), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) dört saat içinde internet sitesi kapatmak yetkisi veren düzenlemenin iptaline ilişkin gerekçelerini açıkladı. Bunu 1 Ocak günü yayımlanan 29223 sayılı Resmi Gazete’nin 145. sayfasından itibaren anlatmaya başladı. Gazetelere özetin özeti, tavuğun suyunun suyu olarak yansıdı. Ben Resmi Gazeteyi okuyan biri olarak sizlere bunun içinden “baba başlıkları” aktarmak istiyorum. Elbette TKNLJ formatında:

  • Mahkeme açıkça eskiden suç eylemlerini aydınlatmak için bunları istiyordunuz, şimdi ne oldu da bunu değiştiriyorsunuz diye soruyor. Yeni düzenlemelerle Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuki belirlilik ilkesine aykırılık  tespit etmiş AYM. Siz ne yapıyorsunuz kuzum diyor açık bir biçimde
  • Açık, anlaşılır ve sınırları belli olmayan elastiki kavramlar vatandaşını korumaz aksine ona zarar verir diyor
  • Eğer siz öngörülebilir sonuçları olan kurallar getirmezseniz vatandaş devlete olan güvenini kaybeder diyor
  • İstenen trafik bilgilerinin ne olduğunun tanımının yapılmadan langır lungur istenmesinin hukuk devletiyle çelişeceği dile getiriliyor
  • Ortada ihbar, iddia ya da şikayet olmaksızın tanımlanmamış tüm bilgilerin istenmesinin (örneğin) yürütme organıyla iyi geçinmek zorunda olan TİB’in (vallahi AYM’nin kendi ifadesi bu) kanunsuz hareket etmesine neden olacağı belirtiliyor
  • AYM Anayasa’nın en önemli maddelerinden biri olan 20. maddenin birinci fıkrasını sokuyor cümle alemin gözüne: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini işleme hakkına sahiptir. Öze! hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz!”
  • Bunun kadar önemli noktalardan biri benim de hiç düşünemediğim farkındalık: Trafik bilgilerinin temini süreci boyunca mezkûr bilgilerin muhatabı olan kişilerin hiçbir şekilde bilgi akışından haberi olmayacaktır… Çünkü Anayasa’nın 20. maddesinin 3. fıkrası (laz fıkrası değil bu ciddiye almak lazım) diyor ki: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.
  • Datalarımızı almak isteyen insanlara önemli bir hatırlatmada bulunuyor mahkeme: Kişinin açık rızası yok ise, kişisel verilerinin işlenebilmesi imkânsızdır… O zaman suçluları nasıl yakalayacağız diyen aklıevvellere yine Anayasa okumasını öneriyor AYM. Çünkü orada deniyor ki “kanunda öngörülen haller” olmalı. Ama çıkarılmaya çalışılan kanunun hiçbir maddesinde bu öngörülür hallerden bahsedilmemiş (kaçakçılık, cinayet, rüşvet engelleme, vs…)
  • AYM inanılmaz bir cümleyle kanun yapanları vatandaşına karşı saygısızlıkla suçlamış: Düzenleme, kişilerin özel hayatına ve aile hayatının gizliliğine saygısızca dokunmakta…
  • AYM Anayasa’ın 13. maddesine de aykırılık bulmuş bu yeni kanun metninde: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
  • AYM ilerleyen satırlarda teknik tarafa da göz kırpıyor: Mezkûr bilgileri temin etme yöntemi de net ve sarih değildir… Halk dilindeki söyleyişiyle “siz daha bu bilgileri nasıl ve kimden isteyeceğinizi bilmiyorsunuz oğlum…”
  • 4 saat kuralına da gönderme yapıyor AYM: “Mevcut hâliyle dahi kamuoyunda tepki alarak eleştirilen 5651 sayılı Kanunu iyileştirmek yerine, kısıtlayıcı yöntemlere interneti izlemeyi, trafik bilgilerine erişmeyi ve erişimin engellenmesi kararlarının yerine getirilmesini hızlandıran kolaylaştıran ve bu engellemeleri arttıracak olan dava konusu bu tür düzenlemelerin, demokratik ve özgürlükçü bir yaklaşım olmadığı açıktır…” Mahkeme daha ne desin? Siz zaten kötü olan bir şeyi daha da kötü hale getiriyorsunuz demiş en net bir biçimde…
  • Bir cümle kurmuş ki mahkeme… Ben hükümet olsam bu cümleyi okuyunca utancımdan bir hafta saraydan çıkamazdım: “Toplumda bilgi birikiminin sağlanması, bilgi ekonomisinin oluşturulması ve son tahlilde, haberleşme hürriyeti, ifade hürriyeti ve basın hürriyeti kapsamında Türkiye’nin bilişim toplumu olarak küresel rekabetle yerini alma hedefleri ile örtüşmediği aşikârdır.”
  • Hem ifade hem de basın hürriyetiyle bağdaşmayan bu maddelerin varlığı hukuk devleti ilkesiyle uyuşmuyor diyor AYM…
  • AKP hükümetine ölçülü olmayı önermiş AYM. Bunu da çok kibar ve bilimsel bir yolla yapmış: Ölçülülük ilkesi, ‘elverişlilik’, ‘gereklilik’ ve ‘orantılılık’ olmak üzere üç alt unsurdan oluşur. ‘Elverişlilik’. başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, ‘gereklilik’ başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve ‘orantılılık’ ise başvurulan önlem ile ulaşılmak istenen amaç arasında makûl, meşru ve âdil bir dengenin olmasını ifade etmektedir.
  • Peki neden ölçüsüz bir kanun bu? Çünkü: Yasal düzenlemeye bakıldığında, “elverişlilik” unsuru gereği, başvurulan önlemin (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kararın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önleminin) ulaşılmak istenen amaç (erişimin engellenmesinin sağlanması amacı) bakımından her koşulda elverişli olmadığı; “gereklilik ” unsuru gereği, başvurulan önlemin (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kurarın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önleminin), ulaşılmak istenen amaç (erişimin engellenmesinin ,sağlanması amacı) bakımından her koşulda gerekli olmadığı ve ‘orantılılık’ yönünden ise başvurulan önlem (erişimin engellenmesi kararının gereğinin, kararın bildirilmesi anından itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmesi önlemi) ile ulaşılmak islenen amaç (erişimin engellenmesinin sağlanması amacı) arasında makûl. meşru ve âdil bir dengenin bulunmadığı görülmektedir…
  • Gelelim bu kararları alanlara karşı bizim yapabileceklerimize… Elbette orada da kamyon dolusu yanlışlar var: “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” ile ilgili Anayasa nın 40. maddesinin birinci fıkrası “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” diyor. Ama hayata geçen kanunda TİB Başkanının talimatı üzerine TİB tarafından yapılacak erişimin engellenmesi kararlarına karşı -içerik sahibi de dâhi olmak üzere- kimseye itiraz hakkı tanınmamış ve gidilebilecek hiçbir itiraz yolu gösterilmemiş… Yok böyle bir dünya, olmayacak da… Tıpkı bizim ilk günden itibaren söylediğimiz gibi…
  • Kanunda erişimin engellenmesinin sınırlarının nerede başlayıp, nerede biteceği madde metninde açıklanmıyor. AYM ideal bir internet faaliyeti düzenleyen kanunun Telekomünikasyon örgütünün yapısını, temel işlevini, görev alanlarını, yetkilerini, sınırlarını ve denetim mekanizmalarını açık net ve anlaşılabilir bir biçimde belirlemesi gerekiyor. Bu böyle olmamış diyor AYM…
  • Haberleşme hürriyeti gibi anayasal hakları ancak kanun engeller burada TİB başkanı engellemeye çalışıyor ne yapıyorsunuz siz diye soruyor AYM… “Kanun benimmm” diye bağıran Cüneyt Arkın filmleriyle büyümüş nesli eleştiriyor biraz…
  • En önemli tespitlerden biri de şu: Verilere ulaşılabilirlik, kişilerin tercihleri, düşünceleri ve davranışları hakkında fikir verebileceğinden kişilerin özel hayatlarına müdahale edilme riskini içermektedir… Evet ya ben bunu istemiyorum. Benim tüm fikirlerim açık ama bunları ifade etmek istemediğim zaman devletin kristal dükkanına giren fil gibi bunların üstüne oturmasını istemiyorum!
  • Temel yanlışı ise şu cümle ortaya koyuyor: Milli güvenlik, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi konularında ilgili ve yetkili kurumların değerlendirme ve karar verme yetkileri gözetilmeksizin tek başına TİB’e erişimin engellenmesi yetkisi verilmesi… Gerçekten ya TİB ne ki bu görevlerden sorumlu olacak?

AYM’nin söylediklerinden ben sade suya bir vatandaş olarak şunu çıkarıyorum: Halkınızı zaptetmek için adam gibi yapılmamış bir kanun, adam gibi çerçevesi çizilmemiş kararlar ve TİB gibi bir kurumla bana gelmeyin. Ben yemem… Benden geçmez.

Hele o kanunun konduğu torbanın adı… Gerçekten de uzaktan bakıldığında halk o kadar aptal mı görünüyor?

Devlet “dinlettiremeyen varolmasın” dedi

293 alternatif işletmeci dinlenemiyor diye kapatılacak haberi çıktı. BTK bunu kesin bir dille yalanlar gibi yaparak aslında doğruladı.

Yılın son gününden önce Resmi Gazete’de haber yayımlandı ve devletimiz kesin bir dille dinlenemeyecek olan işletmecilerin kapatılmasını istedi.

Bugün itibarıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), iki önemli yönetmelikte değişiklikler yaptı. Kamu güvenlik ve istihbarat kurumlan (MİT-emniyet jandarma) ile TİB’in istediği sistemi kurmayan elektronik haberleşme hizmeti sunan ve alt yapı hizmeti sağlayan şirketlerin lisansları iki ay içinde iptal edilecek. Sabit telefon hizmeti (STH) vermek isteyen şirketler için en az ı milyon lira kuruluş sermayesi şartı da getiren değişiklik; bu hizmeti veren ve aralarında dev firmaların da bulunduğu 300’e yakın şirketten büyük bölümünün tasfiyesiyle sonuçlanabilecek.

Telekomünikasyon sektöründe Türk Telekom tekelinin kırıldığı 2008’den bugüne kadar BTK tarafından sabit telefon hizmeti (STH) lisansı verilen yaklaşık 300 kadar firmayı doğrudan etkileyecek ilk değişiklik İdari Yaptırımlar Yönetmeliği’nde oldu. Bu değişikliklerle öngörülen yeni sistem şöyle işletilecek: Kamu güvenlik ve istihbarat kurumları ile TİB’in, özel yasaları ile kendilerine verilmiş bulunan görevleri yerine getirmelerine imkan sağlayacak Sırada İnternet var BTK’nın dünkü yönetmelik değişikliklerine dayanarak önümüzdeki haftalarda, yem Yükümlülükleri karşılamadıkları gerekçesiyle birçok firmanın sabit telefon lisansın, iptal edeceği ve yen, dönemde çok sınırlı sayıda yeni lisans vermeyi planladığı konuşulmaya başlandı.

Bu hüküm iki ay sonra yürürlüğe girecek.

Dinlemek ve dinlenmek ülkenin en büyük sorunu. Devlet dinleyemiyor diye firma kapatmaya da başladıysa bizi gerçekten çok zor günlerin beklediğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Bundan sonra ne olacak? İçinde neler olduğu görülemeyen internet sitelerinin kapatılması mı? İsminden kime ait olduğu çözülemeyen sosyal medya hesaplarının kapatılması mı? (Uuu pardon bu zaten yapılmıştı değil mi)

İran paso göstermeden internete giremeyecek

İran Ulaştırma Bakanı Mahmud Vaizi, internet sistemine uygulanacak projeyle, kullanıcıların internete girmeden önce kimliklerinin tespit edileceğini açıkladı.

Mehr haber Ajansı’nın haberine göre, Vaizi, başkent Tahran’da düzenlediği basın toplantısında, ülkede internet kullanıcılarının kimliklerinin tanımlanması için yeni bir projenin uygulanacağını belirtti. Vaizi, proje sayesinde internet kullanıcılarına telefon numarası gibi internet numarası verileceğini belirterek, “Bu uygulama, iletişim araçlarının şeffaf kullanılmasında yeni bir yöntem. Şu anda söz konusu projenin altyapısı oluşturuluyor. Bu uygulamayla izinsiz internet kullanımını ve dolandırıcılığı önlemeyi hedefliyoruz. İnternet kullanıcıları telefon kullanıcıları gibi internet numarasına sahip olacak. Bu uygulamayla kullanıcıların gizliliğini ihlal etme niyetinde değiliz” dedi.

Siber Yüksek Konseyi’nde, e-devlet sistemlerinin geliştirilmesi için Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından imzalanan yol haritasını hatırlatan Vaizi, bu kapsamda oluşturulacak milli internet ağının ülkenin ihtiyacı olduğunu ve çalışmaların hızlandırıldığını ifade etti.

AKP’den özür diliyorum

Ben internete getirilmeye çalışılan sansür konusunda çok yazdım çizdim ve AKP hükümetini ve getirdiği devlet unsurlarını suçlayıp durdum. Çok yanlış yapmışım. Meğer benim sandığım gibi interneti kalan son basın ortamını ele geçirmek için sansürlemiyormuş devlet büyükleri. Meğer internetten bizi korumak için, internetteki cinleren korumak için yapıyorlarmış.

Milli Gazete’den adını zikredersem sitenin kirleneceğini düşündüğüm bir abi şöyle buyurmuş:

“Duyarlı Müslüman bir hanım, internet gibi insandan cine kadar herkese açık ve bir daha kapatılamayan bir ortama fotoğraflarını nasıl koyabilir”

Ben nereden bilebilirim? Öyle cinliklerim filan yok benim. Kafadan sansürü düşündüm hep…

Meğer kadın kardeşlerimizin resimlerine bakan cinler ecinniler varmış. Onun için internete girilmesini istemiyormuş büyüklerimiz.

Abi şunu baştan söylesenize… Söz girmeyeceğim bir daha internete, tanıdığım kadınları da girmemeleri için uyaracağım.

Tekrar özür dilerim sevgili o kesim…

İnternete her geçen gün daha da karşı olmak

Cumhurbaşkanı söyledi bunu. Hem de net bir biçimde “I am increasingly against the Internet every day” cümlesiyle söyledi.

İnternet gol kaçırınca gün geçtikçe gıcık olduğunuz, tuttuğunuz takımın kanat oyuncusu değildir.

İnternet sizden daha iyi okula gidip size ukalalık yapan teyze oğlunuz değildir.

İnternet zaten gün geçtikçe daha üst düzeyde kıl olduğunuz bir kişi değildir.

İnternet sadece bir araçtır. İnsanların kullandığı, açma kapama düğmesi olan, faydalanacağınız bir araçtır.

İnsan mutfak robotuna gün geçtikçe daha karşı olur mu? utmayı bilmediği penze elini kesince aletten soğur mu? Doğru kullan, doğru çalıştır.

Sen milyarlarca dolar ödeyip okullarına internet ve tablet getirmişsin, şimdi sıkılmışsın gün geçtikçe daha da karşı oluyorsun…

Herşeyi bırak, sen cumhurbaşkanısın, ülkeye örnek şahsiyet olarak en tepeye gelmişsin ve dünyanın, geri kalmış ülkelerin kurtuluşunu bağladığı sisteme olan nefretini diye getiriyorsun.

Ohooo biz kiminle neleri tartışıyoruz…

Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı

Burada biz bizeyiz. Kimse sansür olsun demiyor. Kimse birileri yazdıkları yüzünden cezalandırılsın demiyor. Birisi Kemal Kılıçdaroğlu ile Führer arasında bağlantı kurduğunda ciddiye bile almamak lazım. Ama CHP milletvekili Aykan Erdemir konuyu o kadar güzel toparlamış ki hukukun oportünizm ve adam kayırmacılığa nasıl kurban gittiğini net bir şekilde görmemizi sağlamış…

CHP Bursa milletvekili Aykan Erdemir, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Bursa il müdürü Kadir Akarkaya’nın Twitter hesabını kullanarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na hakaret edenler hakkında savcıları göreve davet etmiş. 17 Temmuz 2014 tarihinde Kadir Akarkaya’nın Twitter hesabından paylaşılan “führer ke-MAL” ifadesiyle ilgili Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’a soru önergesi veren CHP’li Erdemir, BYEGM il müdürü Akarkaya’nın bir gazetede yer alan “Ben Twitter kullanmıyorum. Böyle bir şey yazmadım.” beyanı sonrasında sorumluların ortaya çıkarılması talebinde bulundu.

Bir kamu görevlisine yakışmayan bu hakareti Akarkaya’nın sahiplenmemesinden memnuniyet duyduğunu belirten Erdemir, “Akarkaya’nın sözüne itibar ettiğimiz için bu işin takipçisi olacak ve Haziran 2011’den bugüne Akarkaya’nın hesabından kendisi adına twit atan sahtekarları er geç ortaya çıkaracağız” dedi.

Meselenin yalnızca bir sahtekarlık meselesi olmadığını, Akarkaya adına @kadirakarkaya hesabını kullanan kişilerinin gün be gün kendisinin tüm ziyaretçilerinin bilgilerini ve fotoğraflarını da paylaştığını hatırlatan Erdemir “belli ki il müdürlüğü içindeki paralel bir yapılanma Akarkaya’nın tüm bilgilerini sahte Twitter hesabından paylaşarak büyük bir güvenlik zaafiyeti oluşturmaktadır” dedi.

Yani bir adam birisi hakkında haberi olmadan Twitter hesabı açacak. Her gün çoluğu çocuğuyla resimlerini koyacak. Sonra hukuki sonuç doğuracak bir mesaj atıldığında ben Twitter bile kullanmıyorum diyecek. Yemezler canım.

Devletin bu gibi mesajların kökenini bulmak için Twitter’ı kapatmaya kadar giden aksiyonlar aldığını biliyoruz hepimiz. Hapise giresim olsa deneme yapıp mesaj olarak bir devlet büyüğüne Führer yazsam muhtemelen beni 10 dakikada ayıklarlar. Ki ben devlet memuru bile değilim.

Bu durum güzel Türkçemizde net olarak tanımlanmıştır: Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı…

Devletin ‘yanlış’ bilişim gündemi

Bu haftaki bilişim gündemi çok hızlı geçti. İstanbul’da bilişim zirvesi yapılırken hemen alt katında girişimciler için yapılan zirvede dünyanın dört bir yanından gelen melek yatırımcılar Türkiye’nin genç beyinlerine kaynak aktarmak için kendi aralarında müthiş bir yarışa girdiler.

Şirketler birbiri ardına çıkardıkları ürün ve hizmetleri bayram öncesi Türkiye gündemine sunarken bilişimin kullanılmasıyla iş dünyasının nasıl daha da iyileştirilebileceğini anlattı.

Halkın ve iş dünyasının bu hummalı çalışmalarına devlet ve hükümetin de aynı şekilde sarılmasını beklerdik. Ama basına yansıyan demeçlere bakıldığında durumun hiç de öyle olmadığını görüyoruz ne yazık ki. Şu anda devlet sadece nasıl yasaklarız, nasıl istediğimizin dışında haberlerin çıkmasını sağlarız, yanlış şeyler söyleyenleri nasıl cezalandırırız diye bakıyor ve buna yönelik mesajlar veriyor.

Bu hafta kağıt baskı yaşamına son vermiş ve sadece internette bulunan Karşı gazetesinin bürosuna baskın gerçekleştirildi. Bütün bilgisayarlara el konarak imajları alındı. Soruşturmalar başlatıldı.

Cumhurbaşkanı internet üstünden yanlış şeyler söyleyenler olursa onlara karşı tüm önlemlerin alınması zorunluluğundan bahsetti.

Hükümet yetkilileri Cumhurbaşkanı’nın değerlendirmelerinin ardından din dersinin zorunlu olmasıyla matematik, fizik ve kimya gibi emel derslerinin de seçmeli olabileceği değerlendirmesini yaptı.

Devlet için internet ve bilişim, kendi dediklerinin tersinin yapılmayacağı bir alan olarak tanıtıldı tüm ülkeye. Peki neler anlatılabilirdi? Hemen kısa notlar halinde verelim sizlere…

Bu ayki ithalat ihracat rakamlarında neden yüksek teknoloji ürünlerinin neredeyse sıfır çıktığı tartışılmalıydı. Yüksek teknoloji ürünü diye satılan malların yüzde kaçının yurt dışından getirilip burada birleştirildiği masaya yatırılmalıydı. 12 ayda 86 milyar dolar çıkan dış açığın yüzde kaçının Türkiye’de geliştirilen yüksek teknoloji ürünleriyle kapatılabileceği tartışılabilirdi. Bunların yapılması için okullarda ne kadarlık teknolojik veya teknoloji üretimini mümkün kılan dersler verilebileceği anlatılabilirdi.

Biz bu hafta IŞİD’e karşı yapılabilecekleri tartıştık bu ülkede farklı bir IŞİD çıkmasını engelleyecek teknolojik ve eğitsel imkanları tartışacağımıza.

Evdeki fareyi öldürmeye çalışmak yerine eve farenin girmesini engellemeye çalışmalıydık biz. Ama biz bilgiye sarılmak yerine yabancı bir ülkeden içeri 50 kilometre girmeyi daha doğru bulan bir ülkeyiz.

Anayasa Mahkemesi yargı olmadan kapatamazsın dedi

Anayasa Mahkemesi siz öyle kafanıza göre 4 dakikada internet sitesi filan kapatamazsınız dedi. Torba yasaya sokuşturulmaya çalışılan maddeyi kökünden iptal etti.

Daha önce demişti bunuTİB’e… Tatava yapma hemen aç demişti.

Sonra başka şeyler de söyledi koskoca AYM… Bu işe BTK değil kanunlar baksın dedi.

Hükümet tüm bunlara rağmen ısrarla kanunlara gece yarısı baskınıyla torba yasa marifetiyle internet yasağı sokmaya çalışıyor. Yanu yemiyor kimse işte… Dönüş dolaşıp Anayasa Mahkemesi’ne kadar gidiyor olay.

Ya bu mahkemeyi değiştirin ya da bu kafayı. Yaptığınız anayasaya aykırı. Üç kere yapmaya çalışmanız yaptığınız şeyi daha doğru yapmıyor. Bir şeyi tekrarlayarak daha doğru hale getiremeyeceğiniz net bir biçimde göründü.

Einstein deliliğin tanımını şöyle yapar: Aynı deneyi arka arkaya yaparak farklı sonuçlar çıkmasını denemek…

Yeter artık uğraşmayın benim internetimle…

Antidemokratsınız bari şamar oğlanı olmayın…

Bu ülkeyi kuranlar, bu anayasayı yapanlar sizin gibi insanların geleceğini düşünmüş ki sansürü geirtmeyecek bir sistem kurmuşlar yasa maddeleri ve anayasa mahkemesiyle… Daha güçlü olabilirsiniz ama daha akıllı değilsiniz o zamanki insanlardan…

Polis internet sitesine baskın yapabilir mi?

Bir süre için yayında olan Karşı gazetesi, yayın hayatını karsigazete.com adresinden devam ettirmeye başladı. Yolsuzluk operasyonu ile ilgili sosyal medyaya sızan tapeleri haberleştiren Karşı Gazete internet sitesine polis baskın yaptı. Erdoğan ile soruşturmada adı geçen kişiler arasındaki görüşmeleri içeren haberlerin kaldınlmasını isteyen polis, gazetecilerin telefonlarını topladı bilgisayarlann imajını aldı

Bu noktada gelin düşünmeye başlayalım: Karşı gazete internet sitesi sizin politik çizginizde olmayabilir. Sizin istemediğiniz haberleri yapıyor da olabilir. Ama oraya büyük bir polis baskınıyla saldırmak, polislerin içeri girerek bilgisayarlara el koyması, imajlarını alması kabul edilebilir şeyler midir?

Eğer bunu hoşgörürseniz bunun bir gazetenin devamı olduğu için midir? Polis benim evime ya da sizin evinize gelerek baskın yapabilir mi? Bilgisayarlarımızın telefonlarımızın imajlarını alabilir mi? Bu nasıl bir bakış açısıdır?

Hani uyar kaldır diye bir seçenek vardı? Hani mahkemelerin verdiği kararları takiben internet sitelerine karşı yaptırım uygulanabiliyordu? Aramızdan herhangi birinin yazdığı herhangi bir konu için evlerine girilebiliyor olması  korkunç bir şey.

Bunu konudan bağımsız, içerikten alakasız tamamen özgürlükler kapsamında dile getiriyorum. Lütfen gözden kaçırmayın bu olayı.

Bugün ülkenin karanlığa doğru attığı önemli ve büyük bir adımın başlangıç tarihi olarak bir kenara yazılacak.

Not: Haberin görseli temsilidir

İnternetin değişen maddeleri ve gerekçeleri

İnternet yasaklarıyla yakından tanıdığımız 5651 kanunu değişti. Sizler için değişen kanun maddelerini ve hükümetin bu değişikliğe yönelik kafasındaki gerekçeleri birinci kaynaktan, yani meclis tutanaklarından sizler için çıkardım. Tartışırken inceleyebilmeniz için sizlerle bu maddeleri noktasına dokunmadan paylaşıyorum:

“MADDE 129- 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “iki bin Yeni Türk Lirasından on bin Yeni Türk Lirasına” ibaresi “iki bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına” şeklinde ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir.”

Gerekçe:

Mevcut durumda internet trafiğine ait bilgiler ancak bir soruşturma ya da kovuşturma olması durumunda mahkeme kararı ile işletmeciden temin edilebilmektedir. Hâlbuki çoğu zaman bir soruşturmaya başlanabilmesi için bu bilgiler gerekmektedir. Ayrıca trafik bilgilerinin farklı işletmecilerden farklı biçim ve düzenlerde gönderilmesi, bu bilgileri talep eden ilgili mercilerde kullanım zorluğu doğurmaktadır.

Mahkeme kararı üzerine ilgili işletmeciye başvurup trafik bilgisinin talep edilmesi ve işletmecinin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirip göndermesi ya da ham olarak gönderilen bilgilerin Başkanlık tarafından kullanılabilir ve anlamlı hale getirilmesi zaman almakta, böylece soruşturma ve kovuşturmaları geciktirmektedir. Terör saldırısı tehdidi gibi acil durumlarda talebe zamanlıca cevap verilmesi imkânı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, işletmecilerin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirmesi işlemleri ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Bu nedenle, fıkra ile işletmecilerin ek mali külfet altına girmesinin önlenmesi de sağlanmış olmaktadır.

Bu nedenlerle, temin edilecek genel internet trafiğine ilişkin bilgilerin hâkim kararı üzerine ilgili mercilere verilmesi öngörülmektedir.

“MADDE 130- 5651 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “yirmi dört saat” ibaresi “dört saat” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(16) Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar.

Gerekçe:

Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden biri veya bir kaçına bağlı olarak internet ortamında vuku bulacak ihlallere yönelik çok kısa sürede koruyucu idari tedbir alınabilmesi hedeflenmiştir. Bu değişiklikle “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” ile “suç işlenmesinin önlenmesi” hususlarında, “gecikmesinde sakınca bulunan hal” kapsamında erişimin engellenmesi öngörülmüş ve böylece Anayasadaki düzenlemelere uygunluk sağlanmıştır. Bu kapsamda verilecek idari tedbir kararlarının, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması ve hâkimin, kararını kırk sekiz saat içinde açıklaması öngörülmektedir.

 

Başbakan internetin padişahı oluyor

Önceki cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu maddeyi kabul etmemiş, imzalamam değiştirin de gelin demişti. Ama o madde cumhurbaşkanının değişmesiyle birikte aynen uçarak geri geldi:

Bu madde dediğimiz bildiğiniz kişisel hak ve özgürlüklerin sıfırlanması:

Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya birkaçına bağlı olarak, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine, Başkanlıkça yapılacak. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç 4 saat içinde yerine getirecek. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, başkanlık tarafından 24 saat içinde sulh ceza hakiminin onayına sunulacak. Hakim kararını 48 saat içinde açıklayak…

Başbakan ülke güvenliği gibi muğlak bir kavramın arkasına sığınarak istediği interneti sitesini, internetin istediği kadarını kapayacakya da açacak. Böylece mahkeme hukuk gibi gereksiz bir sürü adım ortadan kaldırılacak… Önce başbakan kapatacak sonra mahkemeler onun aldığı kararın doğrulamasını yapacak.

Mesela bir kişi adam öldürüyor, başbakan oraya gelip katili öldürecek, sonra mahkeme katil için idam hükmü verecek gibi…

Davutoğlu ve Erdoğan ortaklığı ilk kafayı internete attı.

Padişahlığın ilk adımı ülkemize hayırlı olsun.

Türkler mi çok kötü devlet mi çok baskıcı?

Twitter yeni şeffaflık raporunu açıkladı. Raporda Türkiye, yerin dibine geçiyor. Çünkü bütün kaldırma isteklerinin en fazlasını Türkiye yapmış. Bu konuda karşımıza iki olasılık çıkıyor: ya Türk Twitter kullanıcıları, dünya Twitter kullanıcılarından daha kötü niyetli ve hepsinden fazla kötü hareket yapıyor ya da Türk hükümeti dünya hükümetlerinin hepsinden daha baskıcı. İşte size rakamlar:

  • Türkiye Twitter’a ulaşan 88 mahkeme kararının 65’ine, yani yüzde 73’üne sahip
  • Türkiye ilgili devlet kurumlarından gelen 344 kaldırma istekğinin 121’ini yani yüzde 35’ini yapmış.
  • Türkiye Twitter’a gelen 723 hesap kapatma isteğinin 304’üne yani yüzde 42’sine sahip.
  • Türkiye Twitter’dan kısıtlanması istenen 25 hesabın 17’sine yani yüzde 68’ine sahip.
  • Türkiye Twitter’dan kısıtlanması istenen 251 mesajın 183’üne yani yüzde 73’üne sahip.

Bu utanç verici tablonun yorumunu size bırakıyorum.

Somalılara internet cezası vermeyi mi planlıyorsunuz bayım?

Soma’daki işçilerin hayatının korunması ve daha insani şartlarda çalışabilmeleri için kanunlar çıkarılacağı dile getirildi. Bu kanunların bir an önce çıkarılması istendi. Hepimiz toplumsal mutabakatla buna onay ve destek verdik. Soma için tek kanun çıkamaz o yüzden torba yapalım dediler, desteğimizi sürdürdük. Sonra bir de baktık ki bu yasa tasarıları 100 olmuş, 150 olmuş. Araya da internetle ilgili bir iki madde karışmış. Karışmış derken yanlışlık olmuş izlenimi uyandırdıysam özür dilerim. Hiç de yanlışlık değil bu…

Torbadan internetle ilgili iki değişiklik çıktı: Bunlardan biri özellikle internetin basın kanunuyla birlikte gitmesini sağlayan, internetçilerin artık birer gazeteci gibi anılmasını sağlayacak yasanın yeni bir değişikliğiydi. Tabii ki pozitif yönde bir değişiklik değildi. Torbadan çıktığı haliyle eğer bir kişi internet sitesine adını ve barındırıldığı yeri söylemezse ona 2 ila 10 bin TL arasında bir ceza verilmesi öngörülmüştü. Bu cezanın üst limiti 50 bin TL’ye çıkarıldı

TİB Başkanı Ahmet Cemalettin Çevik yasanın sebebini plan bütçe komisyonuna anlatırken “internet üstünde kişilerin hakları ihlal edildiğinde site sahibini bulmak kolay olsun diye” minvalinde bir konuşma yaptı. Plan bütçe komisyonu çok meşguldü ki şu soruyu TİB başkanına soramadı: Peki bu adamlar 10 bin lira ceza için yazmıyorlar da 50 bin lira ceza için isimlerini yazacaklar mı? Bu kadar elzem mi bu madde ki Soma torbasının içine apar topar sıkıştırıyoruz?

Haydi onlar sormadı ben soruyorum: Soma’dakiler isimsiz internet siteleriyle hükümeti mi eleştirecekler ki bu yasayı apar topar Soma torbasının içine tıkıştırdınız? Yoksa bunun yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle bir alakası mı var?

Cevap istediğim için sormadım bunu, öylesine… Spor olsun diye…

Türk Telekomun şartnamesi belki kanuni ama kesinlikle meşru değil

Türk Telekom’un şartnamesinin gerçek olup olmadığı henüz teyidedilmedi. Ama velev ki gerçek… 19 Mayıs gibi sistemin kurulmuş olması isteniyor. Şartnamedeki maddeler bize neler getirir? Şine TKNLJ formatında maddeler halinde inceleyelim:

  • Ben olsam bu şartnameyi hazırlayan kişilerin daha önce Deep Pocket Inspection projelerinde imzası olup olmadığına bakardım. Bildiğiniz gibi DPI dediğimiz şey internet özgürlüklerini cehenneme çeviren bir yapı taşıyor.
  • Sistem WhatsApp, Lime, Telegram, CoverMe, Google+, Tango, ICQ, Instant Messaging, Jabber, Open MMS, Skype, Messenger (MSN, Yahoo v.b)… Bunlar kişiler arası özel mesajlaşma programları. Neden buradan geçen bilgileri analiz etmek ve sınıflandırmak istiyor Türk Telekom?
  • Sistem, VPN Tünel Prokollerini; Spotflux, Hotspot VPN, Mobile VPN, Safe Tun VPN, vpn Bitz, ibVPN, SecureLine, Onavo, HMA, VirtualBrowser, BIG VPN, VPN Direct, VPN Express, VPNOneClick, Freedome, TunnelBear,Hotspot Shield, Ultrasurf , TOR, Freegate, Gtunnel, GappProxy, Your Freedom, Hyk-proxy, Tunnelier, Gpass  gibi adresleri analiz edecek tamam bunu anlarım. Peki neden yönetecek şekilde bir yapı aranıyor? Benim VPN’imden Türk Telekom’a ne?
  • Sistem, müşteri DNS sorgusundaki hedef DNS IP adresini farklı bir IP adresi ile değiştirebilecek. Yani siz bir adrese gittiğinizi sanırken o sizi başka bir yere götürecek. Taksiye binip beşiktaş diyeceksiniz o sizi Fatih’e götürecek. Sizin bundan haberiniz olmayacak. Bir şirket bunu neden yapmak istesin ki? Mesela Turk.net sayfalarına gidip ADSL fiyatlarını sorgulamak isteyenleri TTnet sayfalarına göndermek için mi? Yok canım o kadar basit olamaz…
  • Trafik analizi başlığından görüyoruz ki Türk Telekom bize her ortamdan giren çıkan dosyaların analizini yapacak. İster cepten, ister Torrent üstünden, ister Skype’tan. Hatta bununla da bitmiyor: Mesela birisi Diablo ya da Warcraft oyununun içinden birine mesaj gönderirse de onu okusun istiyor Türk Telekom. Diablo’dan ne istediniz?
  • “Seçilen müşteri grupları veya IP aralıklarının kullandığı bant genişliği, kullandıkları protokoller, uygulamalar ve servis tipleri, anlık olarak ve geçmişe dönük olarak gösterilecektir” şartı şöyle çalıştırılabilir mi: Aşağıda isimleri olan şu partiyi destekleyen kişilerin IP nuramaları budur. Bunların tüm trafiğini inceleyin… Biz bunu niye yapalım filan demeyin. Olur mu olmaz mı? Soru ve cevabı çok basit.
  • “Yeni çıkan, kullanılmaya başlanılan protokol, uygulama ve servis tipleri en geç 15 gün içerisinde tanımlanabilir olacaktır” maddesine bakacak olursak yeni ne uygulama çıkarsa çıksın onun içinde yazıştıklarını da istiyoruz anlamına gelmekte midir?
  • “Genel müşteri grubu için yapılan analizde tanımlanamayan trafik oranı %10’u geçmeyecektir” demek insanların trafiklerinin en az yüzde 90’ını takip edeceksiniz anlamına gelmekte midir?
  • Bir insan kaç internet sitesine girebilir ki adamın trafiğini 5.000 siteden az olmayacak şekilde istiyorsunuz?
  • Müşterilerin bilgilerini almakla kalmayıp bunları birilerine de göndermek istiyorsunuz ki “Sistem müşteriler tarafından erişilen tüm URL’leri alt linkleri ile beraber üçüncü parti bir sisteme veya veri tabanına gönderebilecektir” maddesini koymuşsunuz istek olarak…
  • “Sistem, özel olarak tanımlanmış domain adları için, siteye kaç kez erişildiğini gösterecektir” maddesinin altını şöyle doldurabilir miyiz: Bakın bakalım kaç kez chp.org.tr adresine gitmiş?
  • En bomba istek: “İstenildiği takdirde trafik analizlerinde müşteri anonimliği sağlanacaktır” yani aslında müyteri anonim değil. O bir seçenek. “İstemeyiz ya istersek bunu da sağlayın bize…” mi demek istiyorsunuz?
  • “Sistem tüm HTTP isteklerini sayabilecek yetenekte olmalıdır” maddesi bize net bir şekilde şunu söylüyor: Webde nereye giderse gitsin haberimiz olsun.
  • Bütün dünyada yasak olan şeyi Türk Telekom olanca netliğiyle istiyor hizmet alımı yaptığı yerden: “Sistem, Click bilgilerini, ClickStream trafiğinin belirli bir kısmını veya sadece HTTPGet trafigini algılamalı, ayrıca 3. parti başka bir sisteme kopyalamalıdır” Bu şu anlama geliyor: Bu adam bir internet sitesine girince orada nereyi tıklarsa tıklasın haberim olsun. Bu arada mesela Twitter’dan birine özel mesaj atarsa onu da mutlaka okuyabilelim. Bunu da biz okumakla kalmayalım üçüncü partiden abiler isterse onlarla da paylaşabilelim…

Bunlar beni bir ülkede yaşadığım için utanmaya iten maddeler. Bunlar aynı Türk Telekom’un basın açıklamasında söylendiği gibi kanuni olabilir. Ama kesinlikle meşru değildir. Biraz insan hakları mevzusundan nasibini almış kişiler bu sistemin Türk Telekom içine kurulmasına karşı çıkmalıdır. Devlet bunu isteyebilir ama sizin yarın çocuklarınızın yüzüne bakabilmek adına hayır diyecek duruşunuzun olması lazım.

Simit satmak bazen daha doğru bir seçenektir.

Korku imparatorluğunun hukuku

Sosyal medya ve internet hukuku konusunda Türkiye’nin önde gelen hukukçularından olan Serhat Koç, sosyal medyada gerçekleştirilen her tür eylemin hakaret konusu yapılıp dava açılabildiğini dile getirdi…

İnternet bir özgürlükler diyarı olarak gözükse de giderek baskısı artan rejimler bu alanı eskiye oranla daha fazla kontrol etmeye başladı. Söylenen her şeyden hakaret davası çıkaran yetkililere mahkemelerin aynı kelime kullanımını bazen hakaret sayıp bazen görmezden gelmesi de eklenince ortaya zorlu bir süreç çıkıyor.

Bu zorlu dünyada nasıl var olabileceğimiz konusundaki ipuçlarını çeşitli sektörlerden şirketlere bilgi teknolojileri hukuku ve fikri mülkiyet hukuku alanlarında destek veren Avukat Serhat Koç’a sorduk…

Porno sitelere girmek yasak mıdır? Bu sitelere girenler cezalandırılır mı?

Hayır yasak değil. Türkiye’de herhangi bir yetişkin içeriğe girmek suç teşkil etmez. Sadece pedofili, zoofili ve nekrofili gibi olağan yolların dışından cinsel ilişki ile ilgili kavramlara getirilmiş yasaklar söz konusudur. Bunlar izlenirse internet tarayıcınızın geçici dosyalar klasöründe bir iz bırakabilir ve bulunursa ceza alabilir kullanıcılar. Bu tür kavramların Türk Ceza Yasası anlamında içinin doldurularak yorumlanması Yargıtay tarafından gerçekleştirilmektedir.

İnternet üstündeki içeriklerin porno olup olmadığı kime ve hangi kanunlara göre belirleniyor?

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu var. Bu kurulun içinde Din İşleri Yüksek Kurulu, Gazeteciler Cemiyeti gibi birçok kurumdan temsilciler bulunsa da çocuk gelişim uzmanı, psikolog, psikiyatr gibi mesleklere kurulda yer verilmemiştir. Müstehcen yayının çocukların erişebileceği şekilde yayımlanması hukuka aykırıdır. Kurul genel olarak çocuğun manevi gelişimine ve ruh sağlığına zarar verip verilmediğine bakmaktadır. Bu kurul gerektiğinde internet içerikleri, kitaplar gibi yayınlar konusunda görüş bildirmektedir. Bu türden raporlamaların neticesinde ülkemizde dünyaca ünlü yazarların en başarılı kitaplarını Türkçe’ye kazandıran çevirmenlerin hakkında dahi ceza davası açıldığı görülebilir.

Kişisel hak ve özgürlüklere zarar vermesi durumunda internet içeriklerinin çıkarılması batılı ülkelerde nasıl gerçekleştirilmektedir?

Hemen her sitede uyar – kaldır mekanizması bulunur. Bu sistemin amacı ilgili içeriği gönderen kişiye “ilk elden” ulaşılmasıdır. Facebook, Twitter, Youtube gibi çok kullanıcısı olan sitelerde dahi bu mekanizma çok iyi çalışmaktadır. Hukuka ve site sözleşmesine/kurallarına aykırı olan içerikler kısa süre içerisinde gelen şikayete binaen kaldırılmaktadırlar. Esas tartışma noktası ihlali gerçekleştiren kişilerin bilgilerinin paylaşılması noktasındadır. Genelde ABD kaynaklı olan sosyal medya sitelerinde temel uygulama olarak bir ABD mahkemesinden alınmış karar veya ABD kanunlarına göre yapılmış bir yargılama olması halinde kişisel bilgilerin devlet organlarıyla paylaşabildiği görülmektedir.

İfade özgürlüğü kavramı ise ülkeden ülkeye oldukça değişkenlik gösterebilmektedir: Almanya’da Nazi sempatizanlığına yönelik içerikler ifade özgürlüğü kapsamında görülmezken, İngiltere’de çocuk karakter çizimleri dahi pedofili olarak değerlendirilip ifade özgürlüğü kapsamı dışında tutulabilmektedir, ABD’nin ifade özgürlüğündeki kırmızı çizgileri ise Guantanamo, NSA gibi konularda ortaya açıkça dökülmektedir.

Bizim ülkemizde mahkemeler tarafından hakaret olarak nitelenen bazı hususların çoğu Avrupa ülkesinde eleştiri olarak kabul edildiğini görmekteyiz. Esasen de çağdaş hukuk uygulamasında bir kişi ne kadar çok tanınmışsa ya da mesleği gereği halk tarafından ne kadar benimsenmişse kendisine yönlendirilen eleştirileri de kadar hoşgörüyle karşılamasını beklenmekte ve buna göre karar verilmektedir.

İnternet üstünde anonim kalmak bir hak mıdır? Kanunlarımızda bu güvence altına alınmış mıdır?

Türkiye’de kişisel verilerin korunması hususu referandumla Anayasa’ya girse de referandumda evet oyu kullananların çoğunun bundan haberi yok. Anayasaya göre herkes kendi verilerinin toplanmamasını, hatta silinmesini isteyebilir. Türk Ceza Yasası’nda da kişisel bilgilerin hukuka aykırı olarak elde edilemeyeceği ve iletilemeyeceği hususu yer almaktadır. Yani, IP numaramızın, ev adresimizin hiçbir şartta üçüncü kişilere vermemesi gerekiyor. Ama kurumlar bu bilgileri her istendiğinde devlete vermek zorunda.

Anonimlik aslında hak olması için kanun çıkarmaya bile gerek olmayan bir hak. Ama bizimki gibi ülkelerde anonimlik kalkanına gerek duyuluyor. Devletin yarattığı korku/yıldırma politikası ve de ülkedeki mahalle baskısı atmosferi  yüzünden zorunlu bir hak olarak bunu savunmak zorundayız. Avrupa Birliği’nde ABD’ye oranla kişisel bilgilerin gizliliğine, unutulma hakkına çok daha fazla önem veriliyor. Bu verilen önemin çıktılarını AB’nin bu yönde ciddi detaylı hukuki düzenlemelere gitmesinden ve toplumsal hayatta da insanların Facebook gibi büyük internet sitelerine karşı mahremiyet haklarını mahkemeler önünde talep etmelerinde izleyebiliyoruz. Çoğu zaten ABD’de kurulu bulunan sosyal medya sitelerinin ise ABD’nin kullanıcı bilgisi edinme talepleri karşısında boynunun kıldan ince olduğunu ve de istenen bilgileri genel olarak sorunsuz şekilde devlete verdikleri ve fakat kendi devletleri dışındaki ülkelerden gelen talepler noktasında ise sosyal bilinç yaratma çabasına girişmek adına şeffaflık raporları vasıtasıyla kişisel bilgi taleplerini nasıl da reddettiklerini göstermeye çalıştıkları bilinen bir gerçektir.

Kullanıcıların yaptıklarının servis sağlayıcıları ya da benzeri özel kurumlar tarafından takip edilmesi hukuki bir sonuç doğurur mu?

Yasa trafik verisi iki yıla “kadar” tutulur diyor. Ama şirketler “korkusundan” bunu iki yıl boyunca yani kanunun söylediği en uzun süre boyunca tutuyor. Örneğin Almanya’da şirketler hem hukuken hem sektörel olarak doğrusunu yapıyor ve bilgileri kanunun izin verdiği sürenin en azı kadar süre tutmayı tercih ediyor. Kimin (hangi IP adresinin) ne zaman, hangi internet sitesine (IP adresine) ne kadar süreyle bağlandığı/girdiği gibi hususlar temel olarak trafik verisini oluşturuyor. Ancak Türkiye’de sitelerden alınan içeriklerin, GET-POST komut detaylarının, sosyal medya profillerinin ve hatta kullanıcıların hangi vpn programlarını kullandığının dahi hukuka aykırı şekilde olmak üzere sistemde tutulduğuna dair elde somut bilgiler bulunuyor.

İnternet siteleri ve sosyal medyada yazılanların hukuki bir sonuç doğurmaması için kullanıcıların nelere dikkat etmesi gerekir?

Bizde her tür iletişim aracıyla gerçekleştirilen eylemler hakaret konusu olarak ve dolayısıyla suç olarak kabul edilebiliyor. Markalar ya da ünlü kişilikler hakkında yazılanların çokça hakaret ya da haksız rekabet davalarına konu edildiğini görüyoruz. Ancak Yargıtay’ın “hırsız” kavramı üzerine bile her seferinde farklı kararlar alabildiğini görüyoruz. Kimi hedeflediği anlaşılmayan içeriklere bile kişiler “beni hedefledi” diyerek dava açabiliyorlar ve bazen de bu davalarda sanıklara ceza çıkabiliyor. Hakaret suçunun unsurları açısından net bir çerçeve var diyemeyiz.

Bir kişinin diğerleri önünde küçük düşmesine ve onurunun kırılmasına neden olacak söz, hareket ve davranışta bulunuyorsan bu eylemler hukuken hakaret sayılır temel olarak. Ancak hem eylemin faili hem de muhatabının sosyal durumları açısından suçun oluşup/oluşmadığı ya da ceza oranları değişebilmektedir. Tanınmış kişiler ya da yönetici sınıftaki kimseler eleştirilere daha çok açık olmalıdırlar ve bunlar için söylenen ifadeler normal bir insan için sarf edilenlere oranla cezalandırılma ihtimali daha az olan ifadeler olacaktır her zaman için.

Türkiye’de korkutmak ve bezdirmek amaçlı bu tip davalar çokça belediye başkanları ya da başbakan tarafından açılmaktadır. Bu açılan davalar da bolca haber yapılmakta ve haber yapılırken ise sadece sonuçtan bahsediliyor dosyanın önemli noktaları ise habere koyulmayarak kişilerin ceza alacakları korkusuyla hakaret içermeyen eleştirilerini dahi sosyal medyada dillendirmedikleri bir ortam yaratılmaya ve böylelikle de korku imparatorluğu inşa edilmeye çalışılmaktadır. Ancak Aydın 1. Sulh Ceza Hakimi gibi “Katil Erdoğan” sloganının ve benzeri şekildeki halkın yöneticilere belli somut olgular üzerinden tepki duymaları neticesinde sarf edilen ifadelerin  AİHS’in 10. maddesindeki ‘ifade özgürlüğü hakkı’ çerçevesinde kaldığını hükme bağlayıp net hukuk dersi veren hakimler de yok değildir.

Zaten AİHM’e göre yalnızca zararsız ve lehte eleştiriler değil, kırıcı, şoke eden ya da rahatsız edici bilgi ve düşüncelerin de ifade edilebileceği, bunların demokratik toplumların vazgeçilmezleri olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereklerinden olduğu, üslubun iletişimin bir parçası olduğu ve ifadenin içeriği ile birlikte üslubun da korunma gerektirdiği açıktır. Dolayısıyla ‘Katil Erdoğan’ sözcüğü gibi kaba ve provokatif olduğu kabul edilse bile kamuoyuna yansımış somut olay ve olgulara dayanan sözlerin slogan şeklinde yaygın olarak kitleler tarafından söylenmesi için yeterli ölçüde olgusal dayanağının bulunduğundan bu türden ifadeleri sarf eden kişiler de bu olay ve olgulara dayanan değer yargılarını bu şekilde keskin ve dikkat çekici bir dil kullanarak ifade ettikleri için bunların ceza almamaları gerekmektedir.

Bu kadar olumsuzluk karşısında çıkış öneriniz var mı hukuken ya da siyaseten?

Bizim görüşümüze göre artık “eski” siyaset bitmiştir. Hukukun en başta insan hakları ekseniyle en tepede tutulacağı bir uygulama için geçmişin siyasi anlayışları ve partileri değil 21. Yüzyılın anlayışlarının yeşerdiği oluşumların ulusal parlamentolarda temsil edilmesi gerekmektedir. Çevre hakları, internet hakları, kişisel veri mahremiyeti, LGBTİ hakları, işçi hakları vb. günümüzün en temel sorunları üzerinde özelleşmiş fikirleri ve çalışmaları olan örgütlenmelerin siyasi arenaya girmesi teşvik edilmeli ve bunların birlikteliklerinden yeni bir meclis ve yürütme anlayışı üretilmelidir. Aksi taktirde hukukun sadece egemenler tarafından kendi oyuncakları olarak kullanıldığı ve halkın fillerin tepişmesinden ezilen çimen rolünü bırakmadığı bir dünya ve Türkiye görüntüsü bu filmin değişmez sahnesi olmaya devam edecektir.

Türk Telekom dinlemekle mi görevlendirildi?

Bugün Taraf gazetesi bir haber yazdı. Haber oldukça korkutucu öğeler taşıyordu: Türk Telekom, devletin internet ortamına müdahale edebilmesi amacıyla internet trafiğini kontrol edecek cihazlar satın almıştı. Bu alımların yapılmasına yönelik şartnameyi gazeteden paylaşan Taraf gazetesi; Türk Telekom’un HTTPS trafiği, Whatsapp mesajları, Skype görüşmeleri, ziyaret edilen internet sayfalan ve VPN hizmetleri de dâhil pek çok işlemi analiz edecek, yavaşlatacak, gerekirse sansürleyeceğini ileri sürdü.

Sabah saatlerinde Türk Telekom yetkililerine ulaşarak haberin doğruluğunu teyidetmek istedim. Türk Telekom bu konuda bir açıklama yapacağını duyurunca habere onların açıklaması gelinceye kadar ara verdim.

Saat 16:00 gibi Türk Telekom’un açıklaması geldi. Gelen açıklama oldukça basitti:

Taraf Gazetesi’nde 3 Temmuz 2014 tarihinde Tunca Öğreten imzasıyla yayınlanan ‘Özel Hayat Bitti’ başlıklı haberdeki kurumumuz hakkındaki iddialar tamamen gerçek dışıdır.

Türk Telekom tarafından sağlanan altyapı ve erişim sağlama hizmetleri, Türkiye’deki tüm erişim sağlayıcıların tabi olduğu yasal düzenlemeler çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Bu konuda ilgili kurumlar, BTK ve TİB üzerinden gelen yasal uygulamalar ve düzenlemeler dışında farklı bir uygulama yapılması söz konusu değildir. Borsa İstanbul’a kote olan şirketimiz, çalışmalarını halka açıklık, hukuka uygunluk, kurumsal yönetişim ve şeffaflık ilkeleriyle sürdürmektedir.

Bu açıklamanın basitliği ne yazık ki kafalarda oluşan soru işaretlerini silmeye yetmiyor. Türk Telekom şu sorulara cevap vermeli:

  1. MA-0051-03-2014 numaralı bir teknik şartname var mı?
  2. Bu teknik şartnamenin 28.1.57-28.1.60 nolu maddeleri gazeteye yansıdığı gibi adı geçen haberleşme ortamlarını analiz etme, erişebilme ve yönetme yetkisi istiyor mu?
  3. Bu satın alımın yapılıp bitirildiği iddiası doğru mu?
  4. Bu satın alım Türk Telekom’un inisiyatifinde mi yapıldı yoksa devletin ilgili kurumları bunu onlardan istediği için mi?
  5. Şartnamenin şartları hangi istek ve ihtiyaçlara yönelik hazırlandı?

Bu soruların cevapları bütün ülke için çok kritik. Bu sorulara verilecek cevaplar internet geleceğimizi belirleyecek. Bu noktada maaş almanın ve devlet korkusunun ötesinde, vatan ve ülke aşkının devreye girerek cevaplanması gerekiyor. Zira eğer bu sistem alındı ve kurulduysa şu anda hepimizin her şeyi ortada ve birilerinin kontrolünde demektir.

Bu sistemin kurulması durumunda başbakan da dinlenecektir, Ekmeleddin İhsanoğlu da, Devlet Bahçeli de, Haşim Kılıç da… Devletimizin elindeki bu imkanları paralel ya da teğet yapılara kaptırmayacağının garantisi yok hatta kaptırma ihtimalinin yüksek olduğunu yaşadığımız olaylar sırasında net bir biçimde gördük. Bu sistemler alınırsa biz size demiştik demek istemiyorum. Baştan bu tehlikenin görülerek adımlar atılmasını devletten ve Türk Telekom’dan talep ediyorum.

Devletin şuna kesin bir cevap vermesi, devlete ulaşabilen gazetecilerin(o ben değilim) şunu sorması lazım: Skype’tan Google’a kadar her şeyin dinlenmesi, analiz edilmesi, VPN’lere erişilmesi yavaşlatılması, DNS’lere müdahale edilmesi meşru ya da kanuni midir?

Buna verilecek “hayır” cevabı Türk Telekom’un açıklamasını kadük hale getirecektir.