İnternet yayınlarına sansür gelecek mi?

İnternet yayınlarının RTÜK tarafından “denetime alınması” ülkede zaten sürmekte olan sansür tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Peki yapılanlar gerçekten de sansür mü yoksa her devletin kendi hükümranlık hakları doğrultusunda atması gereken doğru adımlar mı? Bunları soru cevaplarla TKNLJ formatında açmaya çalışalım…

  • Öncelikle kafalardaki sansür kavramını kelime anlamıyla açıklığa kavuşturalım. Fransızca “censure” kelimesinden gelen bu kavram bir yasaklamayı değil denetimi anlatır. Sansür bir şeyin yasaklanması değil, denetime alınmasıdır. Bunun için TDK sitesine bakabilirsiniz… (Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim) . Bu bağlamda internet için yapılan şey sansürdür ve bu da tartışmaya açık değildir.
  • Denetimin gerçekten ülkede bazı şeylerin daha iyi olması için yapıldığı konusunda ülkenin kamu yönetimi kimseyi ikna edemez. “Bu ülkede porno siteler çocukların korunması için değil bazılarının hayata bakışını gerçeklemek için yasaklanmaktadır” algısını yıkmak mümkün değildir. Bu yerleşik algıyla kavga etmek için atılacak birkaç adım ve yapılacak birkaç konuşmadan fazlasına ihtiyaç vardır. Çünkü iletişimciler bilirler ki 17 senede oluşan algı öyle kolayca silinip gitmez.
  • Amazon, Netflix ve BluTV gibi platformlar dünyanın dört bir köşesinde bu hizmeti vermektedirler. Dolayısıyla yaptıkları yayınlar belirli ülkelerin belirli kurallarına bağlı değil, evrensel kuralları hedeflemektedir. Peki bizim ülke insanımız internetle evrensel bir boyuta doğru giderken kanunlarıyla bizim yerelimizde biz sigarayı görmeyiz içkiyi buzlarız, küfür ettirtmeyiz diyebilir mi? Bence dememeli.
  • Yayın platformları ülke bütünlüğünü tehlikeye atan yayınlar yapmakta mıdır? Bunlar eğlence içerikli platformlardır. Dolayısıyla bizim yapacağımız denetim PKK propagandası ya da FETÖ iç haberleşmesi gibi sebepleri değil meme gösterdi mi, içki içtiler mi veya eşcinsel arkadaşlıklar var mı konusunun ötesine gidemez. Yani bu denetim belli kişilerin dünya görüşünü destekleme dışında daha ulvi bir anlam içermemektedir.
  • Bu şirketler Türkiye’de vergi vermemektedir. Vermeliler midir? Kesinlikle. Peki bizim burada onlardan şirket kurmalarını istememizin sebebi gerçekten vergi vermelerini sağlamak mıdır? Yani devlet “biz sizin dükkan açmanızı vergi vermeniz için istiyoruz, meme gösterdiğinizde şirketin Türkiye genel müdürünü hapse atmak için değil” garantisini verebilir durumda mıdır? Bence değil.
  • Bu ülkenin mütedeyyin kitlesi “ben bakmıyorsam onlar da bakmasın” gibi çirkin bir yaklaşıma sahip. Bunu dürüst bir biçimde dile getiremese de çocuklarımızı zararlı içerikten korumalıyız gibi saçma sapan gerekçelerle konuya yaklaşıyorlar. İşin daha da çirkin tarafı, bunu yaparken öncesinde “Netflix çok eşcinsellik övücü yayınlar yapıyor” gibi ön algı çalışması ve altlık hazırlıyorlar. Genelde bu tip kanunlar bu tip altlıkların üstüne kuruluyor. Aynı 2010’lu yılların başında internet denetimi için birçok kişinin bilgisayarında bir anda bulunmaya başlanan çocuk pornosu resimleri gibi…
  • Netflix gibi platformlar, gün boyu ben daha güzel yemek yaparım kavgası veren mahalle karılarının boy gösterdiği, insanların birbirini nefes alır gibi vurduğu ulusal kanalların aksine yaş seçeneği sunuyor. Mesela çocuğunuza verdiğiniz Netflix kullanıcı adı ve şifresi için izleyen kişinin çocuk olduğunu belirtirseniz şiddet yayınlarına bile maruz kalmıyor. Show TV’de birbirine geri zekalı gibi saatlerce ateş eden embesil mafya bozuntularından kaçış yok ama küfürlü ve silahlı bir Netflix yayınından kaçış var. Ve siz Netflix’e sansür uyguluyorsunuz. İnsanda biraz utanma olur.
  • RTÜK başkanı Ebubekir Şahin, Gazi Üniversitesinde basın yayın okumuş, Ombudsmanlık sistemi üstüne yüksek lisans yapmış ilginç bir şahsiyet. Hayat akışına baktığımızda tek bir gün bile gazetecilik yapmamış, içerik üretmemiş. (AA genel müdürlüğüne vekalet etmesini saymıyorum, genel müdür vekilleri içerik üretmez) Karate federasyonunda as başkanlık, Wushu federasyonunda üyeliklerde bulunmuş. Şimdi bize sansürün ne olduğu ve olmadığı konusunda ilginç açıklamalarda bulunuyor. Diyor ki biz halka sorduk yüzde 70,4 denetim istiyor. Ne yazık ki o olay öyle olmuyor. Yani halka sorduk yüzde 90 içki içilmesini doğru bulmadı diyerek içkiyi yasaklayamazsınız. Halkın yüzde 55’i kadınların mini etekle sokağa çıkmasını doğru bulmadı diyerek kadınların doğal haklarını ellerinden alamazsınız. Aynı şekilde halk denetim istiyor o zaman yönetmelik çıkardık demek de öyle olmaz…
  • Şu anda ekranlarda buzlanmış yayınlar seyrediyoruz. Bayağı bir bulut öbeğinin ardından dizi ve filmleri takip etmek bendeki bütün film izleme keyfini elimden alıyor. İnanılmaz izlenmiş klasik filmler takır takır kesilip kuşa çevriliyor RTÜK’ün kolunu bacağını soktuğu Digiturk gibi platformlarda. Neden? Çünkü gece saat ikide bu yayınları seyredecek çocukları korumaya çalışıyoruz milletçe. Haydi oradan.
  • Bugün internette porno sitelerin tamamını kapatma işini çocuklarla anlatamazsınız. Bu ülkede zorunlu olarak satılan çocuk filtreleri var ve siz 18 yaşından gün almış her Türk insanının izleme HAKKI olan porno siteleri kapattırıyorsunuz. Ülkenin yüzde 75 yetişkini, ülkenin yüzde 25 çocuklarına zeval gelecek diye onların izlemlerine göre sitelere bakamaz. Mantıklı değil bu.
  • En son olarak… Siz yasaklayacaksınız da ne olacak? Çocuklar ve büyükler bunları yine korsan sitelerden izleyecekler. Üstelik film indirirken virüslerle boğuşacaklar, internetten izlerken korsan bahis sitelerinin reklamlarına maruz kalacaklar. Ve siz aileyi böylece korumuş mu olacaksınız? Bir daha düşünün

ÖZETLE: İnternet yayınlarına sansür gelecek. İnternette keyif aldığımız her şey teker teker elimizden alınacak. Ve son şey elimizden kaydığında son farklı diziyi seyrettiğimizde bugün sesimizi çıkarmadığımız için suçlu hissedeceğiz kendimizi. 

Sansür aldı yürüdü

İfade Özgürlüğü Derneği adına Prof. Yaman Akdeniz ve Ozan Güven tarafından hazırlanan “Engelli Web 2018” raporu, Türkiye’nin ifade özgürlüğünde geldiği durumu gözler önüne seriyor. Rapor, Türkiye’den erişime engellenen web siteleri, haberler ve sosyal medya içeriklerini mercek altına alıyor. Türkiye’den erişime engellenen web siteleri, haberler ve sosyal medya içeriklerinin toplamına dair resmi istatistiki bilgi bulunmuyor.

Akdeniz ve Güven hazırladıkları raporda, tespit edebildikleri verilere yer veriyor. Rapora göre, 2018 yılı içinde 52 bin 156’sı Bilgi Teknolojileri ve iletişim Kurumu (BTK) tarafından olmak üzere Türkiye’den en az 54 bin 903 web sitesine erişim engellendi. 2018 yılında erişime engellenen web sitelerinin yaklaşık yüzde 22’sini kumar ve bahis siteleri oluşturuyor. Böylece 2007’den 2018 yılı sonu itibarıyla Türkiye’den erişime engellenen web sitesi sayısı, 587 farklı kurum tarafından verilen 212 bin 200 farklı karar ile en az 245 bin 825’e çıktı. Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi ülkeler arasında Türkiye’de olduğu kapsamda internet içeriklerine müdahale eden başka bir ülke yok. Prof Yaman Akdeniz, Türkiye’deki internet sansür mekanizmasının korkunç boyutlara vardığını belirtti.

Akdeniz’e göre, internet, hükümetin kontrol altına almaya çalıştığı “son savaş alanı.” 2007 yılında erişim engelleme kararlarındaki çıkış noktasının” çocukları zararlı içerilerden korumak” olduğunu hatırlatan akademisyen, “12 yıllık süreçte engellemelerin norm haline geldiğini ve hesap verebilirlik ilkesinin uygulanmadığını görüyoruz. Bir liste hazırlanıyor, engelleme yapılıyor ve kimse sorgulamıyor”diye konuşuyor. Yaman Akdeniz, verilen kararlarla içeriğin ortadan kalkmadığına dikkat çekerek”hukuka aykırı”ya da “zararlı içeriklerle mücadele”gerekçesiyle getirilen erişim engelleme kararlarının etkili bir yöntem olmadığını belirtiyor.

Akdeniz, “VPN ile gene bu sitelere girebiliyorsunuz. İki içerikten dolayı koskoca platforma erişimi engelliyorsunuz. Bu yaklaşım, demokratik toplumlarda kabul edilebilir olmamakla beraber demokratikleşme sürecine de zarar verecek düzeye geldi” diyor.

“ENGELLİ WEB”raporuna göre, 2018 yılı içinde erişime engellenen haber adresi en az 3 bin 306… Akdeniz ayrıca, kurumlara verilen geniş yetkilere de dikkat çekiyor. 2007 yılında sadece Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ve mahkemelerde olan erişim engelleme yetkisinin bugün kanunda yapılan değişikliklerle çok sayıda kamu kurum ve kuruluşuna verildiğini, yetki verilen kurum sayısının giderek arttığını ve yapılan yetkilendirmeler ile engellemelerin meşru kılındığını söylüyor. DW Türkçe’nin haberine göre, Türkiye’de erişim engelleme yetkisi, yargı kurumlarının yanı sıra kanunlarla çok sayıda idari kuruma da verilmiş durumda…

Büyük veri konferansında hayatı karartan verilere bakış

Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Sayan, Bilgi Güvenliği Derneği, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve Gazi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen ‘Uluslararası Büyük Veri Uygulamaları’ konferansında yaptığı konuşmada, büyük verinin, geleneksel teknolojilerinin tıkandığı noktada karmaşıklığı çözmek adına ortaya çıktığını dile getirdi.

Büyük verinin, birçok alanda fayda sağlasa da birtakım riskleri barındırdığını, bu kapsamda veri gizliliğini ve güvenliğini sağlamanın en önemli konu başlıkları arasında yer aldığını anlatan Sayan, şunları söyledi:

“Sonuna kadar faydalandığımız teknoloji gücünün, bir gün bizim üzerimizde bir baskı aracına dönüşmeyeceğinin garantisini kimse veremez. Tek bir durum haricinde, o da tamamen kendi imkanlarımızla sahip olduğumuz bir teknolojinin varlığı. Bu nedenle bir taraftan yeni teknolojilerin hayatımızı nasıl kolaylaştıracağına ve bu teknolojilerin nasıl daha erişilebilir hale getirileceğine odaklanırken, diğer taraftan da bu yeni teknolojilerin güvenliğinin nasıl sağlanması gerektiğini düşünmemiz ve bu doğrultuda adımlar atmamız gerekiyor.”

Sayan, sosyal medyada bazı manipülatif kampanyaların yapıldığına dikkati çekerek, “Sosyal medya şirketleri şeffaf olma konusunda iş birliği yapmayı reddediyor. Veri işleme konusunda daha açık bilgilendirme yapmaları gerekmektedir. Biz bu konuda şirketleri defalarca uyardık, yazılar yazdık. Benzerlerinin yaşanmaması için yasalar koyduk. Ama her seferinde etrafından dolanmanın bir yolunu bulmaya çalıştılar. İnsanların özel hayatına saygı duyulmuyor. Bazı ülkelere ‘unutulma hakkı’nı tanıyan şirketler niçin ülkemizi bu haktan mahrum ediyorlar? Biz teknolojinin bir suç mahalli haline gelmesine seyirci kalamayız. Bunun adı özgür demokrasi değil karanlıkta yalanlar yaymak, bu bir yıkım. Biz buna izin vermeyeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

Ben size o ülkeler ve sosyal medya kuruluşlarının neden Türkiye’ye istediğimiz dataları vermediğini maddeler halinde sayayım:

  1. Onlar kötüler ve nalıncı keseri gibi hep kendilerine yontuyorlar
  2. Biz kötüyüz ve zamanında doğru verileri istemedik onlardan
  3. Bizim internet için istediğimiz resmi veriler talep eden kurumlar FETÖ ve benzeri terör örgütlerinin gölgesinde çalıştı ve sonra bunu kendi ağzımızla o ülke ve sosyal medya kuruluşlarına ilan ettik
  4. Bizim suç saydığımız birçok şey, dünyanın birçok hukuk devletinde ifade özgürlüğü olarak geçiyor. Aslında bizde de öyle gözüküyor ama biz bunun ifade özgürlüğü sayılması için politize edilmemiş mahkemelere taşımak zorunda kalıyoruz konuyu

Yeni yargı paketi ile internet özgürleşecek(miş)!

Gazetelere büyük mutluluk çığlıklarıyla giren yeni yargı kanun paketi ses getirdi. Söylenenlere bakılırsa internet ortamında da serbestleşme sağlayacakmış. Nasıl mı?

AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan anlatıyor: Erişim engeli kararlarının aşamalı hale getirileceğini, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve mahkemelerin tümden site kapatma yerine önce ilgili içeriğin URL’si için erişim engeli kararı alınacağını belirten Özkan, “Vatandaşların hayatına bir müdahale söz konusu ise burada vatandaşlarımızın kendi anayasal güvenceleri çerçevesinde haklarını korumak için bir düzenleme getiriliyor” dedi.

Özkan, “İfade özgürlüğünü ilgilendiren yargı kararlarına karşı kanun yolu güvencesi artırılıyor. 5 yılın altında kalan cezalar içeren ve ifade özgürlüğünü yakından ilgilendiren yargı kararları, Yargıtay’ın temyiz incelemesine açılıyor. Özellikle insan hak ve özgürlükleri noktasında düşünce ve ifade hürriyeti noktasında temel düzenlemeler içeriyor. Bu düzenlemelerle ifade özgürlüğü olarak ifade edilebilecek, başta gazeteciler olmak üzere bilim insanları, düşünce insanları ve onların yazıp çizdiği meselelerle ilgili sürekli yargıyı meşgul eden sorun olmaktan çıkararak, bunu bir özgürlüğün temeli olarak yeniden inşa etmek istiyoruz” diye konuştu.

Yani diyoruz ki yaşasın her ne kadar bir tane girdi yüzünden yıllardır Wikipedia kapalı olsa da artık sitelerimiz kapanmayacak ilgili sayfaları kapanacak. Yaşasın ifade özgürlüğünün sınırları genişleyecek. Biz artık bir şey yazarken 10 kez değil 6 kez düşüneceğiz. Özgülük seviyemiz Tanzanya’dan İran seviyesine “gelişecek”.

Kendimi düne göre daha özgür ve huzurlu hissediyorum.

Tabi bu arada basının bir bölümüne göre daha özgür ve dürüstçe yazanlar iktidara yakın şirketlerden reklam alamama konusunda sıkıntı çekmeyecek, toplantılarına çağrılmaya başlayacak, haberler daha demokratik bir biçimde onlara gönderilecek ve soruları cevapsız bırakılmayacak.

Yaşasın!

Google insan haklarını kaç tık için çöpe attı?

Google konu para kazanmak olunca demokrasi ve insan hakları aramayı bırakıyor.

Google Çin’e girebilmek için elinden gelen her şeyi yaptı ve sonunda bütün demokrasi ve insan hakları kavramlarını çiğneyen bir arama motoru hayatı geçiriyor. Demokrasinin beşiği Amerika’dan çıkan bu dünya devi, insan hakları ve demokrasi gibi kavramları araştırmayacak. Hatta içinde insan hakları konusunda değerli bilgiler olan siteleri kara listeye atarak görünmesini engelleyecek. Her şey Çin’deki bir milyar insanı arama şu anda orada yasaklı olan arama motorunun iç ine çekebilmek ve reklam gösterebilmek. Demokrasi ve insan hakları mı? Sadece birer kelime. Arama terimi… SEO içinde dikkatlerden kaçırılması gereken bir şey…

Bu çirkin projenin Kod adı Dragonfly… Geçen yılın ilkbaharından beri devam ediyor ve Google’ın CEO’su Sundar Pichai ile üst düzey bir Çinli hükümet yetkilisi arasında Aralık 2017 toplantısının ardından hızlandırıldı.

Planlanan hareket, Google’ın Çin’deki politikasında çarpıcı bir değişimi temsil ediyor ve neredeyse ilk on yılda internet devi arama motorunu ülkede işletiyor.

Google’ın arama hizmeti şu anda Çin’deki çoğu internet kullanıcısı tarafından erişilemiyor, çünkü söz konusu ülkenin Büyük Güvenlik Duvarı tarafından engelleniyor. Google’ın Çin için geliştirdiği uygulama, ülkenin sıkı sansür yasalarına uyarak, Xi Jinping’in Komünist Parti rejiminin elverişsiz bulduğu içeriğe erişimi kısıtlıyor.

Çin hükümeti internet üzerindeki politik muhalifler, serbest konuşma, seks, haber ve bazı akademik çalışmalarla ilgili bilgileri engelliyor. Örneğin, 1989’daki Tiananmen Meydanı katliamıyla ilgili web sitelerini yasaklıyor ve “anti-komünizm” ve “muhalifler”e atıfta bulunuyor. George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği gibi otoriter hükümetleri olumsuz bir şekilde yansıtan kitapların Çin sosyal medyası Weibo’da yasaklandı. Ülke ayrıca, Instagram, Facebook ve Twitter gibi popüler Batı sosyal medya sitelerinin yanı sıra New York Times ve Wall Street Journal gibi Amerikan medya organlarını da sansürlüyor.

Google’da Dragonfly projesi, 88 bin kişilik dev kadronun birkaç yüz üyesiyle sınırlı kaldı. Söylenenlere bakılacak olunursa güya Google ahlaki ve etik kaygılar taşıyormuş ama hiçbir kamu denetimi yapılmadan bu projeyi yürütmüş.

Şimdi Çin’de yapılan şey bir şablon haline dönüşüp dünyanın en iğrenç antidemokratik iktidarları tarafından kullanılmaya başlanırsa?  Bana şöyle demokrasisi olmayan bir arama motoru ver derse mesela Orta Amerika ülkeleri, Afrika’nın sözde cumhuriyetleri? Kaç kullanıcıya satılır demokrasi?

Çin’de faaliyet gösteren şirketlerin, kullanıcılarını polise vermeye ve kullanıcı verilerini güvenlik kurumlarına teslim etmeye hazır olma zorunluluğu var. Yani Çin bazı konularda çok çirkin olabilir. Ama orada iş yapmak isteyen ve insanları belki de bile bile ölüme gönderen şirketlere ne demeli?

RTÜK ben ‘SADECE’ dizilere bakacağım der mi?

RTÜK internet olayında aktif rol oynamaya başlıyor. Birçok insan uzaktan ya da yakındna bakınca bunun içinde sansür görüyor. Ancak hükümet insanların söylediğini duymamakta direniyor.

Başbakan yardımcısı Fikri Işık, NTV’ye çıkarak sorulara cevap verdi ve kendi kafasında oturmuş olan sisteme herkesin inanması gerektiğini vurguladı. Neydi bunlar?

Işık, “internet ortamında ciddi rezaletler var” dedi: “Bu pazarda yer almak isteyen herkes bu kurallara uymak zorunda. (Bu kurumların) ilgili birimlerle temasa geçtiklerini biliyoruz. Bu düzenleme kimseye sınırlama getiren bir kanun değil.”

Bakın internet ortamında ciddi rezaletler yok. Siz bu ortamda olan biten şeyleri rezalet olarak niteliyorsunuz. Sizin bakış açınıza uymuyor diye orada olan bitenler bunu rezalet yapmıyor. Türkiye’de doğan ve 18 yaşından gün almış herkes kanuni olarak çıplaklığa maruz kalabilir. Bu tartışmaya açık bir şey değil. Ancak siz çocuklar görebilir diye ülkenin tamamını çocukların izleyebileceği bir yayına maruz bırakıyorsunuz. Bir de bunu rezalet olarak niteliyorsunuz. Adamları kapatmakla tehdit edince de size gelmelerini başarı olarak niteliyorsunuz. Bu özgürlükçülük değil. Bu yönetmek de değil.

RTÜK’ün görev alanı, radyo televizyon ve isteğe bağlı yayıncılıkla sınırlı. Youtube, Facebook, Instagram gibi bireysel yayıncılıklarla ilgili bir durum yok. ‘İnternete sansür geliyor’ demek doğru değil. Kişilerin kendi yaptığı iletişim RTÜK’ün görev alanı dışında. Kamuoyuna böyle sunuldu ve bu büyük haksızlık…

Şimdi çok basit olan bir anlatımla sansür, benim görmemde kanuni sakınca olmayan şeyleri göremiyor olmama verilen isim. Bunu hayata geçiren her kişi de sansürcü oluyor doğal olarak. Bu kadar basit. Facebook ve Instagram’daki resimlerin engellenmiyor olması sizi daha az sansürcü yapmıyor. RTÜK’ün sansürcü sayılması için benim kuzenimle yaptığım konuşmaları kesmesi şart değil. 18 yaşından gün almış, içki ve sigara içme ehliyeti olan, çıplak bacak izlemesinde kanunen sakınca olmayan birinin bu haklarını gaspetmesi RTÜK’ü sansürcü yapar. Kanunların ona bu yasaklama iznini veriyor olması onu demokrat değil, yasalar dahlinde sansürcü yapar.

RTÜK’ün radyo ve televizyon dışında hiçbir yetkisi yok. Video paylaşımını denetleyecek diye bir şey yok. Bilgisizlikten ya da art niyeten kaynaklanıyor bu yorumlar. Karasal, uydu ve kablodaki radyo ve televizyon yayınları denetleniyorsa, internet ortamında da radyo ve televizyon yayınları yapanlar lisanslanacak. Kanunda açık net hüküm var. Cumhurbaşkanının onayı sürecindeki kanunun 84. madde 4. fıkrasında,  ‘Biresyel iletişim bu madde kapsamında değerlendirilemez’ deniyor…”

Art niyetlinin kim olduğunu anlamak için kavramları derinlemesine incelemek gerekiyor. Kimse benim akrabalarımla yaptığım görüntülü görüşmeler engellenecek demedi. Hiç tartışma konusu bile olmadı ki bu… Tartışılan şey şu: Adnan Oktar’ın A9 kanalı sadece Youtube üstünde yayın yapıyor. Bunu biz Youtube’a dokunmuyoruz diyerek kapatmayacak mısınız? Tabi ki kapatacaksınız. Peki bu bakış açısıyla Youtube üstünde fikirlerini beyan eden eski bir gazetecinin kanalının kapatılmayacağının garantisi nerede? Hangi maddede?

Bu diziyi yapanlar, yapım sürecinde RTÜK’ün kurallarını biliyorlar. RTÜK bu noktada herhangi bir yeni denetim mekanizması getirmiyor. Var olan kriterleri, internet üzerinden televizyon ve radyo yayıncılığı yapan şirket ve kurumlar için de geçerli olacak. RTÜK’ün görev, yetki ve sorumlulukları aynı. Kanuni boşluıktan yararlananlar vardı. Uydu yayınındaki dizide ağıza alınmayacak küfür ve ifadeleri RTÜK denetiminden dolayı veremezken, aynı diziyi internette yayınladığında her türlü şeyi verebiliyorlar. RTÜK”ün de oraya bakıp bakmaması noktasında bir boşluk vardı, o giderildi.”

İnternet üstünde küfür eden dizi yıldızları için bu değişikliği yaptığınızı söylüyorsunuz. O zaman kanuna bir ek madde getirelim ve diyelim ki RTÜK sadece dizi ve film kapsamına giren şeylerde müdahil olacaktır. Var mısınız? Hiçbir şekilde önümüzdeki dönemde çok izleneceği düşünen internet haber kanallarına dokunmayacaksınız. Var mısınız? Eğer samimiyseniz, RTÜK’ün kendi koyacağı kuralların arasına yazarsınız bunu. Ama öteki türlü samimi olmadığınıza emin olacaksınız… 

İnterneti artık RTÜK denetleyecek

Şubat başında Adnan hoca videoları gündeme geldi. Bunlara çok fazla tepki geliyor RTÜK bunlara gelen şikayetlere bir şey yapamıyor dendi. Nasıl yapsak gibi söylemlerin ardından bu konuda düzenleme yapılmalı söylemleri siyasilerin ağzını sardı.

Sonra bir anda internet üstündeki videoların RTÜK’e bağlanmasının kanunlaşması gündeme geldi. Daha biz ne yapıyorsunuz diyemeden 21 Mart gecesi Maliye Bakanlığı kanunları torbasından da çıktı. Maliye Bakanlığı torbasından çıktığına göre burada sadece vergi vs. söz konusu olacak diye düşündük ama değil. Bunu nereden anladık?

Kanun görüşmeleri sırasında AKP milletvekili İbrahim Aydemir’in söyledikleri bize nelin niye yapıldığını çok iyi gösteriyor:

Toplumsal yapımızı berhava edecek programlar internet kanalıyla topluma enjekte ediliyor. bununla bütün bir toplum rahat bir nefes alacak.  Kumandalar, tuşlar bilinçsiz ellerde olsa dahi artık bir ahlak imha timine dönüşmeyecek.  Hep söyledik, söylüyoruz, söyleyeceğiz ki bizi biz yapan değerlerin altına dinamit koymaya kimsenin hakkı olmamalıdır. Geleneklerimizi hiçe sayan, millî terbiye ve edep yaklaşımlarını göz ardı eden programlar için ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır, uygulanacaktır.

Diyelim ki RTÜK içerik ve yetki bakımından tespitte bulunacak. Engelleme üstüne karar verilirse kapatmayı sulh ceza hakiminden isteyecek. RTÜK talebini en geç 24 saat içinde duruşma yapmadan Sulh Ceza Hâkimi karara bağlayacak. Eğer erişim engelleme veya içeriğin çıkarılması hakkında karar verilirse bu karar “gereği yapılmak üzere” Erişim Sağlayıcılar Birliğine gönderilecek.

Bu işin bir yönü. Ama diğer taraftan baktığınızda RTÜK’ün kötü bulabileceği şeylerle kapatmaktan daha kötü olan şey lisans: Bunu almak için kendinizi paralamak ve iyi şeyler söyleyeceğinize devleti ikna etmek zorundasınız. Bu bence internet konusunda şimdiye kadar yapılmış en kötü şey.

İnternet üstünde artık içeriğin çok büyük bir bölümünün video olduğunu düşünecek olursak RTÜK internetin tamamına yakınını izleyecek ve değerlendirecek anlamına geliyor bu yapılanlar.

 

Bundan sonra benim teknoloji haberlerini videolaştıran arkadaşlarımdan ayrıca reklam parası istenecek, belki de marka adı kullanılması yasaklanacak. Kesinlikle böyle bir şey olmaz diyenlerle konuşalım, sabaha kadar tartışalım.

Buna sesimizi çıkarmamız lazım. Çok net.

Türkiye’deki bütün internet sitesi engellemeleri çocuklar içinmiş!

Türkiye’nin en önemli konularından biri internet ortamına getirilen sansür. Siteler kendi kendilerine açılıp kapanıyor, kimin niye açık olduğu niye kapatıldığını anlamak mümkün olmuyor çoğu zaman. Kanunlarımızı da bilen çok fazla gazeteci ve sivil toplum kuruluşu üyesi olmadığı için kimse itiraz da etmiyor kapatmalara.

Peki neden kapatılıyor internet siteleri? Bunun cevabını Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan Milliyet’e manşetten giren röportajıyla vermiş: Bakana göre sitelerin kapatılma sebeplerinin başında çocukların cinsel istismarına yönelik utanç verici siteler geliyormuş. Müstehcenlik, fuhuş, kumar siteleri de bunu takip ediyormuş.

Bunlara katalog suçlar denildiğini ve internet sitelerinin sadece bu sebeplerle ve mahkeme kararıyla kapatılabileceğini hatırlatmak lazım. Ama lütfen şu Cuma günü doğru konuşmayı kendimize düstur edinelim0 Gerçekten de gazetenin manşetinde dediği gibi kapanan sitelerin yüzde 99,7’si, yani fiili olarak kapatılan internet sitelerinin tümü bu suçlardan mı kapanıyor? Kanun yüzünden sizin altına böyle not düşmenizi anlayabiliyorum.

Ama benim aklıma siteler geliyor mesela… Wikipedia gibi tek varlık sebebi ansiklopedik bilgi barındırmak olan bir site kapalı. Alışveriş siteleri engelli. Haber siteleri engelli. Politik olarak kapatılmış sitelere girmiyorum bile. Yani bu kapatılanlar bu kadar barizken “biz en çok çocuk istismar sitelerini kapatıyoruz” diyerek halkta bu algının oluşabileceğini mi düşünüyorsunuz?

Müstehcenlik diyorsunuz. Hala neyin porno olduğunu neyin olmadığını anlatan bir sağlam kural kitabınız yok. Diz üstü etek mi pornodur yoksa birleşme mi sorusuna cevap verebilecek bir uzman yok ülkede. Ama içinde porno geçen tüm siteler kapalı kanunsuz bir biçimde.

Arslan özetle şu mesajları vermiş:

  • Resen uygulanan tüm erişim engelleme tedbirlerinin yaklaşık yüzde 99.7’si dört suç düzenlemesi ki bunlar, ‘çocukların cinsel istismarı, müstehcenlik, fuhuş ve kumar oynanması için yer ve imkân sağlama’ suçları kapsamında gerçekleşmiş
  • Diğer binde 3’lük bölümünü ise kalan suçlar yani intihara yönlendirme, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini ve yine, Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’da yer alan suçlar
  • İnternette 2016 ve 2017’de yasaklanan kumar, şiddet, uyuşturucuya teşvik siteleri bağlamında açılan dava bulunmamakta
  • İnternet erişiminin engellenmesine yönelik işlemler Bakanlığımız ilişkili kuruluşu olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nca resen ve veya mahkeme kararları kapsamında gerçekleştiriliyor.
  • BTK tarafından yapılan işlemlerin rakamsal değerlerinin ve internet site isimlerinin açıklanması suçun önlenmesi ve suçla mücadelede sıkıntılara sebep olabilecek ve özellikle çocuk pornosuna ilişkin içeriklerin de deşifre olmasına yol açacaktır.
  • Bu rakamlardan hareketle, uluslararası düzeyde ülkemiz aleyhine haksız algı oluşmasına meydan vermemek ve olası bilgi kirliliğini önlemek adına diğer ülkelerde de olduğu gibi bu rakamlar resmî olarak toplu şekilde açıklanmamaktadır.

TBV’den Wikipedia için 6. ay hatırlatması

İnternet üzerinden yayınlanan, dünyanın en büyük ansiklopedisi Wikipedia’ya, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından 29 Nisan 2017’den itibaren “idari tedbirle” erişimin engellenmesi 6 aydan fazla bir süredir devam ediyor. Wikipedia, doğrudan doğruya kullanıcıların kattıkları bilgilerle sürekli güncellenen bir ansiklopedidir ve Google, Facebook, Twitter, Instagram ve benzeri siteler gibi gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur.

“İdari tedbir” kararı, Türkçe ve diğer dillerde yaklaşık 45 milyon makale içeren Wikipedia.org sitesini sadece Türkiye’deki kullanıcılara kapatıyor. Türkiye ile ilgili “sakıncalı” olduğu değerlendirilen içeriğe ise Türkiye dışındaki ülkelerde serbestçe ulaşılıyor. Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi ve Avrupa Birliği’ne aday olmasına rağmen, ne yazık ki, Wikipedia’yı yasaklamış ülkeler arasında yer alıyor.

Türkiye Wikipedia’da kendini savunamıyor

Wikipedia’nın sadece Türkiye’den erişime kapatılması, Türkiye’deki kullanıcıları bilgiye anında ulaşmaktan alıkoyduğu kadar, daha da vahim bir duruma yol açıyor: Wikipedia, kullanıcıların kattıkları bilgiyle sürekli yenilendiği için, Türkiye’deki kullanıcıların, “sakıncalı” bulunan içerikleri düzeltme, ekleme ve çıkartma yapma olanağı da kalmıyor. Ülkemizi ilgilendiren değerlendirmelere bütün dünya katılım gösterirken Türkiye’den kullanıcılar, kitlesel olarak görüşlerini iletemez ve kendilerini savunamaz durumdadır. Dolayısıyla, erişim yasağı nedeniyle, küresel olarak şekillenen dünya görüşlerine Türkiye savunmasız kalmaktadır. Benzer şekilde, erişim yasağı, ülkemizin algısını da olumsuz etkilemektedir.

Wikipedia, hem Türkçe, hem diğer dillerdeki yayınlarıyla özellikle eğitim çağındaki gençlerimiz tarafından yoğun biçimde tercih edilmektedir. Wikipedia gibi bir bilgi kaynağının kullanıma kesintisiz açık olması, bir bilgi toplumu olmayı hedefleyen ülkemizin ve vatandaşlarımızın yararınadır.

Wikipedia’da kullanıcıların el birliği ile oluşturduğu içeriklerde hukuka aykırı, rahatsız edici veya doğru olmayan bilgiler hakkında yasal merciler tarafından hukuka uygun ve yetkileri çerçevesinde önlemler alınması hukukun en tabii gereğidir. Bu önlemler alınırken hukukumuzun ve evrensel hukukun temel prensibi olan “ölçülülük” ilkesi çerçevesinde hareket edilmesi önem taşımaktadır. Ölçülülük ilkesi çerçevesinde, hukuka aykırı, rahatsız edici veya doğru olmayan içeriğe yönelik olarak teknik ve hukuki tedbirlerin alınması mümkündür. Ülkemizin bilgi toplumu niteliği kazanması için 20 yıldan fazla bir süredir çalışan Türkiye Bilişim Vakfı’nın arzusu Wikipedia erişiminin engellenmesi konusunun bu çerçevede yetkili makamlar tarafından değerlendirilerek konuya çözüm bulunmasıdır.

Öyle doğduğumuz için değil bilgisiz olduğumuz için sansürcüyüz

Wikipedia’yı tüm dünyaya rezil olma pahasına kapattık.

Ulaştırma Bakanı bugün yaptığı bir açıklamayla konuya açıklık getirdi: İçerikleri düzelt, ofis açıp vergi ver sonra belki açarız…

Konuyu TKNLJ tarzında masaya yatıralım:

  1. Bu adamlar şirket değil vakıf. Para kazanmıyorlar bilgiyi herkes tarafından erişilebilir hale getiriyorlar. Senin ülkende eğitimle ilgili hiçbir vakıf tek kuruş vergi vermezken tüm dünyada kabul görmüş bu vakıftan nelin vergisini istiyorsun?
  2. Wikipedia hiçbir konu için içerik düzeltmiyor. Bunu yapan gönüllüler var. Senin de ülkende bu konuda çalışan yüzlerce binlerce kişi var. Ama sen ne yaptın? Wikipedia’yı onların eriyimine kapattın. Ne oldu? Artık onlar düzeltemiyorlar. Kime iyilik yaptın? Sana karşı içerik üretenlere. Bravo
  3. Devlet sansürü, sansürlediği kuruma ceza olarak yapmaz. Burada cezalandırılan esas vatandaştır. Hitler kitap yakarken yayınevlerine gıcık olduğu için yapmıyordu bunu. Yani Wikipedia’yı kapatırken Wikimedia Vakfını değil aslında biz okurları, bilgilenmek isteyen insanları cezalandırıyorsunuz.

Açın.

Daha fazla rezil olmayın

 

Yüksek demokrasili ülkenin kesik kesik interneti

Bir sabah kalkarsınız ve bilgisayarınızda bir sorun olduğunu görürsünüz. Bir sürü internet sitesine gitmekte zorlanmaktadır bilgisayar. Facebook, Twitter, Whatsapp ve Youtube… Hiçbiri çalışmamaktadır. Modemi açıp kapatırsınız, bilgisayarı açıp kapatırsınız. Hikaye. O zamana kadar aklınızda hala yüksek demokrasili bir ülke vardır.

Sonra bir anda aklınıza gelir ve VPN açarak denersiniz interneti girmeyi. Gelmeyen tüm siteler takır takır gelmeye başlar. O zaman kafanıza dank eder. Kesinlikle bir engellemedir bu. Neyi niye engellediklerini düşünür durursunuz.

Aklınıza terörist bir saldırı yapılmış olma ihtimali gelir. Çünkü genellikle terörist eylemlerden sonra anlamsızca kesilmektedir internet. Gazeteleri gezersiniz ve böyle bir şey çıkmaz. Zaten sabahın körüdür. O saatte terörist eylem olmaz diye düşünürsünüz. Ardından aklınıza Irak’a doğru gönderilen tanklar gelir. Girdik mi Irak’a o yüzden mi kesiliyor internet diye düşünmekten alamazsınız kendinizi.

En son bir haber düşer. Bir partinin milletvekilleri tutuklanmış diye. İnşallah budur demekten alamazsınız kendinizi. Öteki ihtimaller savaş ve yoğun terörist aktivite olunca beyniniz kendini böyle korur her şeyden…

Whatsapp, Facebook ve Twitter iletişimimizin ayrılmaz bir parçası. Yaptığınız iş her ne olursa olsun bunların kapatılmaması gerekiyor. Bunları kapatma yetkisinin “hadi kapatalım artık” kolaycılığında bir adamın elinde olmaması gerekiyor. Çünkü yarın bir gün bu adam hükümetin engel olamayacağı bir kalkışmaya kalkıp hepimizi kapatabilir.

Ama siz demokratik bir ülkede yaşadığınızı yaşattığınızı söylüyorsanız böyle olayları yaşatmamalısınız vatandaşınıza. Eğer yaptığınız her olayda tüm iletişimi kesebiliyorsanız ne demokrat değilsiniz. Eğer birini tutukladınız diye sosyal medyadan konuşacak insanlardan korkuyorsanız iktidar ya da muktedir de değilsiniz.

Ben sizin oranızın buranızın keyfine göre kapatabildiğiniz bir interneti de istemiyorum, sizin kötü ve sözde demokrasinizi de istemiyorum.

Özgür olduğunu unutanlara “siz özgürsünüz” hatırlatması

Bilgisayar Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu basına yaptığı bir açıklamanın adını özgürlük hatırlatması koymuş. Bence çok dokunaklı. Sizlerle paylaşmak istedim:

İletişim kurma, haber alma ve bilgi paylaşma özgürlüğü bir haktır ve Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Ancak bu hak; ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bulunan birçok ilde bizzat devlet eliyle yaklaşık üç gündür ihlal edilmektedir. Diyarbakır Belediyesi Eş Başkanlarının gözaltına alınmasının hemen sonrasında Diyarbakır, Batman, Siirt, Mardin, Tunceli, Elazığ, Bingöl, Van, Hakkari, Şanlıurfa, Adıyaman, Kahramanmaraş, Kilis, Gaziantep ve Erzurum‘da mobil ve sabit hatlardan İnternet erişimi sağlanamamıştır.

Sosyal medya ve İnternet aracılığıyla erişilen içeriklerin zaman zaman provokasyonlara yol açtığı iddiası bir yana, hangi gerekçe ile olursa olsun erişimin tamamen ya da kısmen engellenmesi kabul edilemez. Bu durum, kişi hak ve hürriyetlerine doğrudan bir müdahale olmanın ötesinde; hastane ve benzeri yerlerde verilen kritik kamu hizmetlerinin de aksamasına veya tamamen durmasına sebep olarak, gündelik hayatın sürdürülemez hale gelmesi demektir.

Devlet ve büyük şirketler tarafından tamamen kontrol altına alınan bir İnternet ortamı; İnternetin temsil ettiği ve ortaya koyduğu en temel değer olan  “kaynaklara özgür erişim ve paylaşım” anlayışının kökünden sarsılması demektir. Son günlerde gündemde yer alan; İnternet kullanıcılarını takip edecek bir yazılımın Türk Telekom tarafından satın alındığı iddiası da bunun en güncel ve somut örneğidir. İzleme, baskı ve sansürün olduğu bir ülkede insan haklarından, demokrasiden, özgürlüklerden ve adaletten bahsetmek imkansızdır.

Bilgisayar Mühendisleri Odası olarak ilgili İnternet servis sağlayıcılardan ve yetkililerden İnternet hizmetinin neden verilmediğinin tarafımıza ve kamuoyuna açıklanmasını bekliyor, iletişim hak ve özgürlüklerinin önündeki tüm engellerin karşısında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.

Bilgisayar Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu

 

 

Twitter “sen kime ne cezası kesiyorsun” davası açtı

BTK Twitter’ın terör örgütünü öven içeriklerini çıkarmadığı için 150 bin TL para cezası kesti. Öylesine… Durduk yerde…

Twitter da şimdi karşı dava açmış. Böyle ceza mı kesilir diyor. Yapılan işin anlamsızlığını dile getiriyor.

Kanaltürk’e Türksat uymadı Arabsat uydu

Hatırlanacağı üzere ismi cemaatle anılan kanallar Türkiye’de yayıncılık üzerine bilinen tüm sistemler üzerinden itinayla ayıklandı. Ne Digiturk, ne Tivibu, ne Turkcell TV ne de Türksat… Sadece yayın saçakları ve platformlardan çıkarılmakla kalmadılar aynı zamanda parasını verip girdikleri Türksat uydularından da çıkarıldılar. İnsanlar bunu doğal olarak onlara yapılmış bir sansür olarak tanımladı.

Anayasa Mahkemesi interneti özgürleştirdi mi?

Bugün Anayasa Mahkemesi bir karar alacaktı 5651 numaralı kanunla alakalı… Bu kanun, internete sınırlamalar getiren, bizim hep birlikte birçok maddesini eleştirdiğimiz bir yapıya sahip. Sitelerin kapatılması, engellenmesi ve türevi hareketler, gücünü bu kanun maddesinden alıyor.

Kanunun eleştirilecek birçok yönü varken TELKODER kanalıyla işletmecilere dokunan maddesi Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Neydi o yasanın 9. maddesi? Hemen öğrenelim:

Yer sağlayıcı, yer sağladığı hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini 1 yıldan az ve 2 yıldan fazla olmamak üzere yönetmelikte belirlenecek süre kadar saklamakla ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlüdür”, 4. fıkra, “Yer sağlayıcılar, yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yaptıkları işin niteliğine göre sınıflandırılabilir ve hak ve yükümlülükleri itibarıyla farklılaştırılabilirler

Bu niçin TELKODER’in eleştiri oklarına hedef oldu? Çünkü kullanıcıların tüm yaptıklarını iki yıl boyunca saklayacaksınız işletmeci olarak. Bu da kolay bir iş değil. Çünkü herkesin on binlerce kullanıcısı var. Bu kadar kullanıcının bilgisini iki yıla kadar saklamak kadar onları toplayabilmek de çok ciddi ve maliyetli bir iş.

Şu anda hizmet veren 300 kadar çoğunluğu TELKODER üyesi şirketlerin bu yükün altından kalkması çok da mümkün görünmüyor.

Bu alınan karar TELKODER için ciddi bir zaferdir. Bunu bir kenara yazmak lazım. Bu arada kanundan çıkarılan bir diğer şey de “erişim sağlayıcının yükümlülükleri” başlıklı 6. maddeye eklenen “Erişimi engelleme kararı verilen yayınlarla ilgili olarak alternatif erişim yollarını engelleyici tedbirleri almakla” ve “Başkanlığın talep ettiği bilgileri talep edilen şekilde Başkanlığa teslim etmekle ve Başkanlıkça bildirilen tedbirleri almakla, yükümlüdür” cümleleri.

Düşünsenize devlet diyor ki bunu engelle. Siz engellediğinizi düşünüyorsunuz ama birisi bir yol bulup giriyor. Siz bundan sorumlu olacaksınız. Devletin kendinin tam anlamıyla yapamadığı bir şeyi şirketlerden istemesi, buna bir yol bul diyerek diretmesi bana çok doğru gelmiyor…

Ama bana en çok yanlış gelen şey de şu: Bu kanunla bir savcı mahkeme kararı bile olmadan bir siteyi kapattıbiliyor. Hukuk mekanizmaları devreye girmeden, site sahibinin haberi dahi olmadan bir site öyle bir savcı istedi diye kapalı kalabiliyor. Bunun için tanımlanmış bir şey yok. Diyelim ki siteniz kapandı ve siz bunun gereksiz yere olduğunu kanılayıp açtırdınız. Mesela iki gün boyunca kapalı kaldı siteniz ve zarara uğradınız. Bu konuda tazminat da talep edemiyorsunuz.

Tanımı net olmayan bir müstehcenlik ve nasıl yapıldığı bilinmeyen bir intihara teşvik ile sitelerin kapatılabiliyor olması kimseye batmadı. Sadece bu kadar adamın verisini saklamak zor öyle her istendiğinde kapatmak da zor gibi şeylerin sonucunda birkaç cümle iptal edildi.

Yani özetle… İnternetin özgürleştirildiği filan yok. Birkaç şirketin zarara girmesi engellendi. O kadar…

Hemen sevinmeyin diye söyleyeyim dedim…

 

Bilal Erdoğan için interneti yakar mısınız?

Basit bir soru: Bir kişinin kişisel özlük hakları için bütün interneti yakar mısınız? Bütün Sosyal medyayı yakar mısınız? Peki bütün Twitter’ı? Bir kişi için internetin ne kadarını kapatmanız doğru olur?

Fuat Avni diye bir sosyal medya fenomeni Cumhurbaşkanı’nın oğlu hakkında iddialarda bulundu.

Onun İtalya’ya kaçtığını oraya babasının paralarını kaçıracağını söyledi. Ardından her seferinde olduığu gibi birileri bunu yalanladı. Halkın büyük bir kesiminin bunu ciddiye alıp “acaba gerçekten bir para var mı yurt dışına transfer edilen” diye düşündüğünü hiç zannetmiyorum. Ama Erdoğan’ın avukatları olayı gererek bambaşka bir yere getirdi.

Avukatlar dediler ki ya bu Fuat Avni’nin yazdıkları silinsin ya da Twitter toptan kapatılsın.

Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Bir kişinin hakkını korumak için koca Twitter ve ondan faydalanan milyonlarca insan bir anda auta çıkarılabilir mi?

Diken haber sitesinin haberine göre Yaman Akdeniz gibi isimler Twitter’ın, bir diğer deyişle vatandaşın haklarını korumak için tüm hukuki bilgilerini seferber etmiş durumdalar.

Onlar bizim için uğraş verirken ben tekrar soruyorum: Bilal Erdoğan için interneti yakar mısınız? Peki cumhurbaşkanının oğlu olmayan biri için? Hakarete uğrayan bir gazeteci için? Çöp toplarken fotoğrafları çekilen bir evsiz için?

Alman demokrasisini yüzde 80 tutturduk

Almanya’da bir internet sitesi, netzpolitik.org bir haber yapıyor. Haber, devletin Alman vatandaşları üstündeki online takibini artırmasına yönelik unsurlar içeriyor. Alman Federal Savcısı Harald Range bu yapılan haberlerin devletin sırlarını ifşaya yönelik vatana ihanet olduğunu düşünmüş olacak ki kendi fikrini doğrulatmak için bağımsız uzmanlardan görüş istedi.

Bu noktaya kadar olan her şey ülkemizde de yaşanıyor. Yani biz Alman demokrasisinin kaba bir hesapla yüzde 80’ini tutturuyoruz. Bizde de savcılar, acelece ve acemilikle çıkarılmış kanunların onlara verdiği yetkiye dayanarak zırt pırt internet sitelerini kapattırabiliyor hatta birisi açılsın diyene kadar Twitter’ından Youtube’a kadar geniş bir yelpazede sitelere erişimi engelliyor.

Ancak Almanya’da durum bizimkinden biraz daha farklı: Adalet Bakanı Heiko Maas, internet sitesinde yayımlanan haberin devletin sırlarını ifşaya yönelik bir şey olduğundan şüphe duyduğunu dile getirdi ve Başbakan ile mutabık kalarak Cumhurbaşkanından Range’i emekli etmesini istedi.

İşte Alman demokrasisiyle aramızdaki bu yüzde 20’lik küçük fark; onları Avrupa’nın başkenti, bizi Ortadoğu’nun Paris’i yapıyor sanırım…

Bu haberi okuyup bir süre düşünmenizi öneriyorum size hayatın gerçekleriyle alakalı…

 

Üç onlardan bir bizden

Türkiye’nin kapatma sevdası bitmiyor.

Musluk testlerinden daha fazla açılıp kapanan Twitter, Suruç görüntüleri sebebiyle kapandı.

Yani iki gün boyunca binlerce kişinin paylaştığı, artık paylaşmaktan sıkıldığı görüntüler üçüncü gününe girerken Twitter kapandı…

İşi daha enteresan bir yere getiren de şu: Geçtiğimiz hafta IŞİD’e destek veren üç internet sitesienfalmedya.com, takvahaber.net ve darulhilafe.com kapatılmıştı.

Böylece devletimiz bize mesajını net bir biçimde verdi: Üç onlardan bir bizden…

 

İnternet çılgınlığı artıyor!

Yandaş gazeteleri anlamakta zorluk çekiyorum. Bunlardan birinin birinci sayfasına taşıdığı bir haber: İnternet çılgınlığı artıyor, yapılan araştırmaya göre günde 4 saatten fazla internet kullanır hale gelmişiz.

O kadar acayip bir şey ki bu… Sanırsınız internet çirkinliklerin merkezi, orada olmak insanları daha kötü hale getiriyor. Yahu internet bu, siz ne kadar kötüyseniz o kadar kötü bilgiler alabiliyorsunuz oradan. Siz kendinizi ne kadar geliştirmek istiyorsanız o kadar doğru bilgiler edinebiliyorsunuz…

Bugün interneti kötülemek, insanları internete girdiği için eleştirmek bizim yapmamız değil kaçınmamız gereken bir şey. Bunu sadece yandaş medyaya değil Yeşilay gibi gençleri aşırı bağımlılıklarından kurtarmakla yükümlü kurumlara da anlatmak lazım: İnternette olmak kötü bir şey değil. Siz girdiğinizde kötü şeyler görüyor olmanız herkesin orada kötü şeyler yapacağı anlamına gelmiyor. İnsanlar internette paylaşıyor, birbirlerine bilgi aktarıyor, öğreniyor ve zaman zaman da öğretiyor. Daha ucuza ürün ve hizmet alıyor, şirketini daha geniş kitlelere açıyor, global dünyaya bir tıkla ulaşıyor. Ama biz bunu internet çılgınlığı ve bağımlılık olarak tanımlıyoruz.

Belki internete daha az girmemizi sağlayarak insanların ortak bir şuur geliştirmesini engellemek istiyorlar. Belki orada örgütlenen kullanıcıların seçim sandıklarına sahip çıkmak için topluca sandık müşahidi olmak için harekete geçmesini istemiyorlar. Belki sandıklarda yaşanacak kötü olayların o hızla herkes tarafından bilinir hale gelmesini istemiyorlar. Belki de çok basit bir biçimde insanların kendilerine tepki göstermesini engellemek istiyorlar.

Öyle ya da böyle internetin kullanılmasını engellemeye çalışmakla 10 Mayıs 1933 yılında Berlin meydanlarında kitap yakan Nazi iktidarının ne farkı var? Çıkış noktaları çok mu farklı? Birisi Alman olmayan her şeyi yakın sloganıyla Karl Marx, Thomas Mann, hatta Marcel Proust’un kitaplarını ateşe atıyordu. Bizimkiler aman çok bağımlılık yapıyor diye internete girmemizi yasaklıyor ve siteler kapatıyor…

İnterneti kapatarak, kullanımı kısıtlayarak daha iyi bir kullanım ve daha mutlu çocuklar yaratamazsınız. Onlara doğru kullanımı göstermeniz, bilgiye ulaşma yollarını anlatmanız, bilgi yaratmayı öğretmeniz gerekiyor.

Tabi bunun için de sizin internete girmeniz gerekiyor. Önce siz…

“CHP engelleyince sansürcü mü oldu” sorunsalı

Sabah uyandığımda internet üstünde bazı ses özgürlüğü savunucularının CHP’ye sert ifadelerle eleştiri oklarını yönelttiğini gördüm ve hemen bunun ne olduğunu anlamaya çalıştım. İddialara göre (İddia diyorum çünkü CHP’nin bazı gönderileri engellediği söyleniyordu ve bunların engellendiğine dair elimde somut bir kanıt yok) CHP, içinde Doğan Grubu yayınlarının isimlerinin terörist bir örgüt gibi anıldığı bazı girdileri engellemişti. Konuyla ilgili tartışmalarda elimizde somut veriler olsun diye fikirleri TKNLJ formatında yayımlamak isterim:

  • Yapılan ifade bir ifade miydi ki özgürlüğünü savunalım konusunu masaya yatıralım. Hatırlanacağı gibi savcının vurulması sırasında haberlere yayın yasağı getirildi. Bu yayın yasağının yanlışlığını savunan bazı yayınlar vatandaşın bilgilendirilme hakkını savunma adına haberini ısrarla yaptığı için bazı kesimlerce terörist ilan edildi
  • “İfade özgürlüğünü savunan birilerni terörist olarak tanımlamak ifade özgürlüğü mü” konusunu öyle hoppala cuppala diye değil, cidden tartışmak lazım
  • “İfade özgürlüğünü kullanan birini terörist ilan edenin girdilerini kapatmayı ifade özgürlüğü kapsamında eleştirmeli misiniz” sorusu iki katmanlı bir oksimoron çıkarıyor ortaya.
  • CHP’nin bu bakış açısıyla sansürcü sayılması için mesela Kılıçdaroğlu’na bir eleştiri sonrası hesapların kapatılmasını görmemiz gerekmez mi? Mesela hesabınız çok yanlış diyen bir mesajı kapatınca hepimiz gönül rahatlığıyla sansürcü demez miyiz?
  • CHP niye basını savunuyor, basın kendini savunsun demek de çok yanlış geliyor bana. Çünkü basın özgürlüğünü savunmak sadece gazetelere değil bize de düşer. Çünkü bu bir otomotiv şirketi değil hepimizin hayatının önemli bir parçasıdır.