İnternet yayınlarına sansür gelecek mi?

ANKARA, MANŞET, POLEMİK, Sansür

İnternet yayınlarının RTÜK tarafından “denetime alınması” ülkede zaten sürmekte olan sansür tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Peki yapılanlar gerçekten de sansür mü yoksa her devletin kendi hükümranlık hakları doğrultusunda atması gereken doğru adımlar mı? Bunları soru cevaplarla TKNLJ formatında açmaya çalışalım…

  • Öncelikle kafalardaki sansür kavramını kelime anlamıyla açıklığa kavuşturalım. Fransızca “censure” kelimesinden gelen bu kavram bir yasaklamayı değil denetimi anlatır. Sansür bir şeyin yasaklanması değil, denetime alınmasıdır. Bunun için TDK sitesine bakabilirsiniz… (Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim) . Bu bağlamda internet için yapılan şey sansürdür ve bu da tartışmaya açık değildir.
  • Denetimin gerçekten ülkede bazı şeylerin daha iyi olması için yapıldığı konusunda ülkenin kamu yönetimi kimseyi ikna edemez. “Bu ülkede porno siteler çocukların korunması için değil bazılarının hayata bakışını gerçeklemek için yasaklanmaktadır” algısını yıkmak mümkün değildir. Bu yerleşik algıyla kavga etmek için atılacak birkaç adım ve yapılacak birkaç konuşmadan fazlasına ihtiyaç vardır. Çünkü iletişimciler bilirler ki 17 senede oluşan algı öyle kolayca silinip gitmez.
  • Amazon, Netflix ve BluTV gibi platformlar dünyanın dört bir köşesinde bu hizmeti vermektedirler. Dolayısıyla yaptıkları yayınlar belirli ülkelerin belirli kurallarına bağlı değil, evrensel kuralları hedeflemektedir. Peki bizim ülke insanımız internetle evrensel bir boyuta doğru giderken kanunlarıyla bizim yerelimizde biz sigarayı görmeyiz içkiyi buzlarız, küfür ettirtmeyiz diyebilir mi? Bence dememeli.
  • Yayın platformları ülke bütünlüğünü tehlikeye atan yayınlar yapmakta mıdır? Bunlar eğlence içerikli platformlardır. Dolayısıyla bizim yapacağımız denetim PKK propagandası ya da FETÖ iç haberleşmesi gibi sebepleri değil meme gösterdi mi, içki içtiler mi veya eşcinsel arkadaşlıklar var mı konusunun ötesine gidemez. Yani bu denetim belli kişilerin dünya görüşünü destekleme dışında daha ulvi bir anlam içermemektedir.
  • Bu şirketler Türkiye’de vergi vermemektedir. Vermeliler midir? Kesinlikle. Peki bizim burada onlardan şirket kurmalarını istememizin sebebi gerçekten vergi vermelerini sağlamak mıdır? Yani devlet “biz sizin dükkan açmanızı vergi vermeniz için istiyoruz, meme gösterdiğinizde şirketin Türkiye genel müdürünü hapse atmak için değil” garantisini verebilir durumda mıdır? Bence değil.
  • Bu ülkenin mütedeyyin kitlesi “ben bakmıyorsam onlar da bakmasın” gibi çirkin bir yaklaşıma sahip. Bunu dürüst bir biçimde dile getiremese de çocuklarımızı zararlı içerikten korumalıyız gibi saçma sapan gerekçelerle konuya yaklaşıyorlar. İşin daha da çirkin tarafı, bunu yaparken öncesinde “Netflix çok eşcinsellik övücü yayınlar yapıyor” gibi ön algı çalışması ve altlık hazırlıyorlar. Genelde bu tip kanunlar bu tip altlıkların üstüne kuruluyor. Aynı 2010’lu yılların başında internet denetimi için birçok kişinin bilgisayarında bir anda bulunmaya başlanan çocuk pornosu resimleri gibi…
  • Netflix gibi platformlar, gün boyu ben daha güzel yemek yaparım kavgası veren mahalle karılarının boy gösterdiği, insanların birbirini nefes alır gibi vurduğu ulusal kanalların aksine yaş seçeneği sunuyor. Mesela çocuğunuza verdiğiniz Netflix kullanıcı adı ve şifresi için izleyen kişinin çocuk olduğunu belirtirseniz şiddet yayınlarına bile maruz kalmıyor. Show TV’de birbirine geri zekalı gibi saatlerce ateş eden embesil mafya bozuntularından kaçış yok ama küfürlü ve silahlı bir Netflix yayınından kaçış var. Ve siz Netflix’e sansür uyguluyorsunuz. İnsanda biraz utanma olur.
  • RTÜK başkanı Ebubekir Şahin, Gazi Üniversitesinde basın yayın okumuş, Ombudsmanlık sistemi üstüne yüksek lisans yapmış ilginç bir şahsiyet. Hayat akışına baktığımızda tek bir gün bile gazetecilik yapmamış, içerik üretmemiş. (AA genel müdürlüğüne vekalet etmesini saymıyorum, genel müdür vekilleri içerik üretmez) Karate federasyonunda as başkanlık, Wushu federasyonunda üyeliklerde bulunmuş. Şimdi bize sansürün ne olduğu ve olmadığı konusunda ilginç açıklamalarda bulunuyor. Diyor ki biz halka sorduk yüzde 70,4 denetim istiyor. Ne yazık ki o olay öyle olmuyor. Yani halka sorduk yüzde 90 içki içilmesini doğru bulmadı diyerek içkiyi yasaklayamazsınız. Halkın yüzde 55’i kadınların mini etekle sokağa çıkmasını doğru bulmadı diyerek kadınların doğal haklarını ellerinden alamazsınız. Aynı şekilde halk denetim istiyor o zaman yönetmelik çıkardık demek de öyle olmaz…
  • Şu anda ekranlarda buzlanmış yayınlar seyrediyoruz. Bayağı bir bulut öbeğinin ardından dizi ve filmleri takip etmek bendeki bütün film izleme keyfini elimden alıyor. İnanılmaz izlenmiş klasik filmler takır takır kesilip kuşa çevriliyor RTÜK’ün kolunu bacağını soktuğu Digiturk gibi platformlarda. Neden? Çünkü gece saat ikide bu yayınları seyredecek çocukları korumaya çalışıyoruz milletçe. Haydi oradan.
  • Bugün internette porno sitelerin tamamını kapatma işini çocuklarla anlatamazsınız. Bu ülkede zorunlu olarak satılan çocuk filtreleri var ve siz 18 yaşından gün almış her Türk insanının izleme HAKKI olan porno siteleri kapattırıyorsunuz. Ülkenin yüzde 75 yetişkini, ülkenin yüzde 25 çocuklarına zeval gelecek diye onların izlemlerine göre sitelere bakamaz. Mantıklı değil bu.
  • En son olarak… Siz yasaklayacaksınız da ne olacak? Çocuklar ve büyükler bunları yine korsan sitelerden izleyecekler. Üstelik film indirirken virüslerle boğuşacaklar, internetten izlerken korsan bahis sitelerinin reklamlarına maruz kalacaklar. Ve siz aileyi böylece korumuş mu olacaksınız? Bir daha düşünün

ÖZETLE: İnternet yayınlarına sansür gelecek. İnternette keyif aldığımız her şey teker teker elimizden alınacak. Ve son şey elimizden kaydığında son farklı diziyi seyrettiğimizde bugün sesimizi çıkarmadığımız için suçlu hissedeceğiz kendimizi. 

Sansür aldı yürüdü

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, Sansür

İfade Özgürlüğü Derneği adına Prof. Yaman Akdeniz ve Ozan Güven tarafından hazırlanan “Engelli Web 2018” raporu, Türkiye’nin ifade özgürlüğünde geldiği durumu gözler önüne seriyor. Rapor, Türkiye’den erişime engellenen web siteleri, haberler ve sosyal medya içeriklerini mercek altına alıyor. Türkiye’den erişime engellenen web siteleri, haberler ve sosyal medya içeriklerinin toplamına dair resmi istatistiki bilgi bulunmuyor.

Akdeniz ve Güven hazırladıkları raporda, tespit edebildikleri verilere yer veriyor. Rapora göre, 2018 yılı içinde 52 bin 156’sı Bilgi Teknolojileri ve iletişim Kurumu (BTK) tarafından olmak üzere Türkiye’den en az 54 bin 903 web sitesine erişim engellendi. 2018 yılında erişime engellenen web sitelerinin yaklaşık yüzde 22’sini kumar ve bahis siteleri oluşturuyor. Böylece 2007’den 2018 yılı sonu itibarıyla Türkiye’den erişime engellenen web sitesi sayısı, 587 farklı kurum tarafından verilen 212 bin 200 farklı karar ile en az 245 bin 825’e çıktı. Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi ülkeler arasında Türkiye’de olduğu kapsamda internet içeriklerine müdahale eden başka bir ülke yok. Prof Yaman Akdeniz, Türkiye’deki internet sansür mekanizmasının korkunç boyutlara vardığını belirtti.

Akdeniz’e göre, internet, hükümetin kontrol altına almaya çalıştığı “son savaş alanı.” 2007 yılında erişim engelleme kararlarındaki çıkış noktasının” çocukları zararlı içerilerden korumak” olduğunu hatırlatan akademisyen, “12 yıllık süreçte engellemelerin norm haline geldiğini ve hesap verebilirlik ilkesinin uygulanmadığını görüyoruz. Bir liste hazırlanıyor, engelleme yapılıyor ve kimse sorgulamıyor”diye konuşuyor. Yaman Akdeniz, verilen kararlarla içeriğin ortadan kalkmadığına dikkat çekerek”hukuka aykırı”ya da “zararlı içeriklerle mücadele”gerekçesiyle getirilen erişim engelleme kararlarının etkili bir yöntem olmadığını belirtiyor.

Akdeniz, “VPN ile gene bu sitelere girebiliyorsunuz. İki içerikten dolayı koskoca platforma erişimi engelliyorsunuz. Bu yaklaşım, demokratik toplumlarda kabul edilebilir olmamakla beraber demokratikleşme sürecine de zarar verecek düzeye geldi” diyor.

“ENGELLİ WEB”raporuna göre, 2018 yılı içinde erişime engellenen haber adresi en az 3 bin 306… Akdeniz ayrıca, kurumlara verilen geniş yetkilere de dikkat çekiyor. 2007 yılında sadece Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ve mahkemelerde olan erişim engelleme yetkisinin bugün kanunda yapılan değişikliklerle çok sayıda kamu kurum ve kuruluşuna verildiğini, yetki verilen kurum sayısının giderek arttığını ve yapılan yetkilendirmeler ile engellemelerin meşru kılındığını söylüyor. DW Türkçe’nin haberine göre, Türkiye’de erişim engelleme yetkisi, yargı kurumlarının yanı sıra kanunlarla çok sayıda idari kuruma da verilmiş durumda…

Büyük veri konferansında hayatı karartan verilere bakış

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, Sansür, SOSYAL MEDYA

Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Sayan, Bilgi Güvenliği Derneği, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve Gazi Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen ‘Uluslararası Büyük Veri Uygulamaları’ konferansında yaptığı konuşmada, büyük verinin, geleneksel teknolojilerinin tıkandığı noktada karmaşıklığı çözmek adına ortaya çıktığını dile getirdi.

Büyük verinin, birçok alanda fayda sağlasa da birtakım riskleri barındırdığını, bu kapsamda veri gizliliğini ve güvenliğini sağlamanın en önemli konu başlıkları arasında yer aldığını anlatan Sayan, şunları söyledi:

“Sonuna kadar faydalandığımız teknoloji gücünün, bir gün bizim üzerimizde bir baskı aracına dönüşmeyeceğinin garantisini kimse veremez. Tek bir durum haricinde, o da tamamen kendi imkanlarımızla sahip olduğumuz bir teknolojinin varlığı. Bu nedenle bir taraftan yeni teknolojilerin hayatımızı nasıl kolaylaştıracağına ve bu teknolojilerin nasıl daha erişilebilir hale getirileceğine odaklanırken, diğer taraftan da bu yeni teknolojilerin güvenliğinin nasıl sağlanması gerektiğini düşünmemiz ve bu doğrultuda adımlar atmamız gerekiyor.”

Sayan, sosyal medyada bazı manipülatif kampanyaların yapıldığına dikkati çekerek, “Sosyal medya şirketleri şeffaf olma konusunda iş birliği yapmayı reddediyor. Veri işleme konusunda daha açık bilgilendirme yapmaları gerekmektedir. Biz bu konuda şirketleri defalarca uyardık, yazılar yazdık. Benzerlerinin yaşanmaması için yasalar koyduk. Ama her seferinde etrafından dolanmanın bir yolunu bulmaya çalıştılar. İnsanların özel hayatına saygı duyulmuyor. Bazı ülkelere ‘unutulma hakkı’nı tanıyan şirketler niçin ülkemizi bu haktan mahrum ediyorlar? Biz teknolojinin bir suç mahalli haline gelmesine seyirci kalamayız. Bunun adı özgür demokrasi değil karanlıkta yalanlar yaymak, bu bir yıkım. Biz buna izin vermeyeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

Ben size o ülkeler ve sosyal medya kuruluşlarının neden Türkiye’ye istediğimiz dataları vermediğini maddeler halinde sayayım:

  1. Onlar kötüler ve nalıncı keseri gibi hep kendilerine yontuyorlar
  2. Biz kötüyüz ve zamanında doğru verileri istemedik onlardan
  3. Bizim internet için istediğimiz resmi veriler talep eden kurumlar FETÖ ve benzeri terör örgütlerinin gölgesinde çalıştı ve sonra bunu kendi ağzımızla o ülke ve sosyal medya kuruluşlarına ilan ettik
  4. Bizim suç saydığımız birçok şey, dünyanın birçok hukuk devletinde ifade özgürlüğü olarak geçiyor. Aslında bizde de öyle gözüküyor ama biz bunun ifade özgürlüğü sayılması için politize edilmemiş mahkemelere taşımak zorunda kalıyoruz konuyu

Yeni yargı paketi ile internet özgürleşecek(miş)!

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, Sansür

Gazetelere büyük mutluluk çığlıklarıyla giren yeni yargı kanun paketi ses getirdi. Söylenenlere bakılırsa internet ortamında da serbestleşme sağlayacakmış. Nasıl mı?

AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan anlatıyor: Erişim engeli kararlarının aşamalı hale getirileceğini, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve mahkemelerin tümden site kapatma yerine önce ilgili içeriğin URL’si için erişim engeli kararı alınacağını belirten Özkan, “Vatandaşların hayatına bir müdahale söz konusu ise burada vatandaşlarımızın kendi anayasal güvenceleri çerçevesinde haklarını korumak için bir düzenleme getiriliyor” dedi.

Özkan, “İfade özgürlüğünü ilgilendiren yargı kararlarına karşı kanun yolu güvencesi artırılıyor. 5 yılın altında kalan cezalar içeren ve ifade özgürlüğünü yakından ilgilendiren yargı kararları, Yargıtay’ın temyiz incelemesine açılıyor. Özellikle insan hak ve özgürlükleri noktasında düşünce ve ifade hürriyeti noktasında temel düzenlemeler içeriyor. Bu düzenlemelerle ifade özgürlüğü olarak ifade edilebilecek, başta gazeteciler olmak üzere bilim insanları, düşünce insanları ve onların yazıp çizdiği meselelerle ilgili sürekli yargıyı meşgul eden sorun olmaktan çıkararak, bunu bir özgürlüğün temeli olarak yeniden inşa etmek istiyoruz” diye konuştu.

Yani diyoruz ki yaşasın her ne kadar bir tane girdi yüzünden yıllardır Wikipedia kapalı olsa da artık sitelerimiz kapanmayacak ilgili sayfaları kapanacak. Yaşasın ifade özgürlüğünün sınırları genişleyecek. Biz artık bir şey yazarken 10 kez değil 6 kez düşüneceğiz. Özgülük seviyemiz Tanzanya’dan İran seviyesine “gelişecek”.

Kendimi düne göre daha özgür ve huzurlu hissediyorum.

Tabi bu arada basının bir bölümüne göre daha özgür ve dürüstçe yazanlar iktidara yakın şirketlerden reklam alamama konusunda sıkıntı çekmeyecek, toplantılarına çağrılmaya başlayacak, haberler daha demokratik bir biçimde onlara gönderilecek ve soruları cevapsız bırakılmayacak.

Yaşasın!

Google insan haklarını kaç tık için çöpe attı?

İNTERNET, MANŞET, Sansür

Google konu para kazanmak olunca demokrasi ve insan hakları aramayı bırakıyor.

Google Çin’e girebilmek için elinden gelen her şeyi yaptı ve sonunda bütün demokrasi ve insan hakları kavramlarını çiğneyen bir arama motoru hayatı geçiriyor. Demokrasinin beşiği Amerika’dan çıkan bu dünya devi, insan hakları ve demokrasi gibi kavramları araştırmayacak. Hatta içinde insan hakları konusunda değerli bilgiler olan siteleri kara listeye atarak görünmesini engelleyecek. Her şey Çin’deki bir milyar insanı arama şu anda orada yasaklı olan arama motorunun iç ine çekebilmek ve reklam gösterebilmek. Demokrasi ve insan hakları mı? Sadece birer kelime. Arama terimi… SEO içinde dikkatlerden kaçırılması gereken bir şey…

Bu çirkin projenin Kod adı Dragonfly… Geçen yılın ilkbaharından beri devam ediyor ve Google’ın CEO’su Sundar Pichai ile üst düzey bir Çinli hükümet yetkilisi arasında Aralık 2017 toplantısının ardından hızlandırıldı.

Planlanan hareket, Google’ın Çin’deki politikasında çarpıcı bir değişimi temsil ediyor ve neredeyse ilk on yılda internet devi arama motorunu ülkede işletiyor.

Google’ın arama hizmeti şu anda Çin’deki çoğu internet kullanıcısı tarafından erişilemiyor, çünkü söz konusu ülkenin Büyük Güvenlik Duvarı tarafından engelleniyor. Google’ın Çin için geliştirdiği uygulama, ülkenin sıkı sansür yasalarına uyarak, Xi Jinping’in Komünist Parti rejiminin elverişsiz bulduğu içeriğe erişimi kısıtlıyor.

Çin hükümeti internet üzerindeki politik muhalifler, serbest konuşma, seks, haber ve bazı akademik çalışmalarla ilgili bilgileri engelliyor. Örneğin, 1989’daki Tiananmen Meydanı katliamıyla ilgili web sitelerini yasaklıyor ve “anti-komünizm” ve “muhalifler”e atıfta bulunuyor. George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği gibi otoriter hükümetleri olumsuz bir şekilde yansıtan kitapların Çin sosyal medyası Weibo’da yasaklandı. Ülke ayrıca, Instagram, Facebook ve Twitter gibi popüler Batı sosyal medya sitelerinin yanı sıra New York Times ve Wall Street Journal gibi Amerikan medya organlarını da sansürlüyor.

Google’da Dragonfly projesi, 88 bin kişilik dev kadronun birkaç yüz üyesiyle sınırlı kaldı. Söylenenlere bakılacak olunursa güya Google ahlaki ve etik kaygılar taşıyormuş ama hiçbir kamu denetimi yapılmadan bu projeyi yürütmüş.

Şimdi Çin’de yapılan şey bir şablon haline dönüşüp dünyanın en iğrenç antidemokratik iktidarları tarafından kullanılmaya başlanırsa?  Bana şöyle demokrasisi olmayan bir arama motoru ver derse mesela Orta Amerika ülkeleri, Afrika’nın sözde cumhuriyetleri? Kaç kullanıcıya satılır demokrasi?

Çin’de faaliyet gösteren şirketlerin, kullanıcılarını polise vermeye ve kullanıcı verilerini güvenlik kurumlarına teslim etmeye hazır olma zorunluluğu var. Yani Çin bazı konularda çok çirkin olabilir. Ama orada iş yapmak isteyen ve insanları belki de bile bile ölüme gönderen şirketlere ne demeli?

RTÜK ben ‘SADECE’ dizilere bakacağım der mi?

ANKARA, İNTERNET, MANŞET, Sansür

RTÜK internet olayında aktif rol oynamaya başlıyor. Birçok insan uzaktan ya da yakındna bakınca bunun içinde sansür görüyor. Ancak hükümet insanların söylediğini duymamakta direniyor.

Başbakan yardımcısı Fikri Işık, NTV’ye çıkarak sorulara cevap verdi ve kendi kafasında oturmuş olan sisteme herkesin inanması gerektiğini vurguladı. Neydi bunlar?

Işık, “internet ortamında ciddi rezaletler var” dedi: “Bu pazarda yer almak isteyen herkes bu kurallara uymak zorunda. (Bu kurumların) ilgili birimlerle temasa geçtiklerini biliyoruz. Bu düzenleme kimseye sınırlama getiren bir kanun değil.”

Bakın internet ortamında ciddi rezaletler yok. Siz bu ortamda olan biten şeyleri rezalet olarak niteliyorsunuz. Sizin bakış açınıza uymuyor diye orada olan bitenler bunu rezalet yapmıyor. Türkiye’de doğan ve 18 yaşından gün almış herkes kanuni olarak çıplaklığa maruz kalabilir. Bu tartışmaya açık bir şey değil. Ancak siz çocuklar görebilir diye ülkenin tamamını çocukların izleyebileceği bir yayına maruz bırakıyorsunuz. Bir de bunu rezalet olarak niteliyorsunuz. Adamları kapatmakla tehdit edince de size gelmelerini başarı olarak niteliyorsunuz. Bu özgürlükçülük değil. Bu yönetmek de değil.

RTÜK’ün görev alanı, radyo televizyon ve isteğe bağlı yayıncılıkla sınırlı. Youtube, Facebook, Instagram gibi bireysel yayıncılıklarla ilgili bir durum yok. ‘İnternete sansür geliyor’ demek doğru değil. Kişilerin kendi yaptığı iletişim RTÜK’ün görev alanı dışında. Kamuoyuna böyle sunuldu ve bu büyük haksızlık…

Şimdi çok basit olan bir anlatımla sansür, benim görmemde kanuni sakınca olmayan şeyleri göremiyor olmama verilen isim. Bunu hayata geçiren her kişi de sansürcü oluyor doğal olarak. Bu kadar basit. Facebook ve Instagram’daki resimlerin engellenmiyor olması sizi daha az sansürcü yapmıyor. RTÜK’ün sansürcü sayılması için benim kuzenimle yaptığım konuşmaları kesmesi şart değil. 18 yaşından gün almış, içki ve sigara içme ehliyeti olan, çıplak bacak izlemesinde kanunen sakınca olmayan birinin bu haklarını gaspetmesi RTÜK’ü sansürcü yapar. Kanunların ona bu yasaklama iznini veriyor olması onu demokrat değil, yasalar dahlinde sansürcü yapar.

RTÜK’ün radyo ve televizyon dışında hiçbir yetkisi yok. Video paylaşımını denetleyecek diye bir şey yok. Bilgisizlikten ya da art niyeten kaynaklanıyor bu yorumlar. Karasal, uydu ve kablodaki radyo ve televizyon yayınları denetleniyorsa, internet ortamında da radyo ve televizyon yayınları yapanlar lisanslanacak. Kanunda açık net hüküm var. Cumhurbaşkanının onayı sürecindeki kanunun 84. madde 4. fıkrasında,  ‘Biresyel iletişim bu madde kapsamında değerlendirilemez’ deniyor…”

Art niyetlinin kim olduğunu anlamak için kavramları derinlemesine incelemek gerekiyor. Kimse benim akrabalarımla yaptığım görüntülü görüşmeler engellenecek demedi. Hiç tartışma konusu bile olmadı ki bu… Tartışılan şey şu: Adnan Oktar’ın A9 kanalı sadece Youtube üstünde yayın yapıyor. Bunu biz Youtube’a dokunmuyoruz diyerek kapatmayacak mısınız? Tabi ki kapatacaksınız. Peki bu bakış açısıyla Youtube üstünde fikirlerini beyan eden eski bir gazetecinin kanalının kapatılmayacağının garantisi nerede? Hangi maddede?

Bu diziyi yapanlar, yapım sürecinde RTÜK’ün kurallarını biliyorlar. RTÜK bu noktada herhangi bir yeni denetim mekanizması getirmiyor. Var olan kriterleri, internet üzerinden televizyon ve radyo yayıncılığı yapan şirket ve kurumlar için de geçerli olacak. RTÜK’ün görev, yetki ve sorumlulukları aynı. Kanuni boşluıktan yararlananlar vardı. Uydu yayınındaki dizide ağıza alınmayacak küfür ve ifadeleri RTÜK denetiminden dolayı veremezken, aynı diziyi internette yayınladığında her türlü şeyi verebiliyorlar. RTÜK”ün de oraya bakıp bakmaması noktasında bir boşluk vardı, o giderildi.”

İnternet üstünde küfür eden dizi yıldızları için bu değişikliği yaptığınızı söylüyorsunuz. O zaman kanuna bir ek madde getirelim ve diyelim ki RTÜK sadece dizi ve film kapsamına giren şeylerde müdahil olacaktır. Var mısınız? Hiçbir şekilde önümüzdeki dönemde çok izleneceği düşünen internet haber kanallarına dokunmayacaksınız. Var mısınız? Eğer samimiyseniz, RTÜK’ün kendi koyacağı kuralların arasına yazarsınız bunu. Ama öteki türlü samimi olmadığınıza emin olacaksınız… 

İnterneti artık RTÜK denetleyecek

İNTERNET, MANŞET, Sansür

Şubat başında Adnan hoca videoları gündeme geldi. Bunlara çok fazla tepki geliyor RTÜK bunlara gelen şikayetlere bir şey yapamıyor dendi. Nasıl yapsak gibi söylemlerin ardından bu konuda düzenleme yapılmalı söylemleri siyasilerin ağzını sardı.

Sonra bir anda internet üstündeki videoların RTÜK’e bağlanmasının kanunlaşması gündeme geldi. Daha biz ne yapıyorsunuz diyemeden 21 Mart gecesi Maliye Bakanlığı kanunları torbasından da çıktı. Maliye Bakanlığı torbasından çıktığına göre burada sadece vergi vs. söz konusu olacak diye düşündük ama değil. Bunu nereden anladık?

Kanun görüşmeleri sırasında AKP milletvekili İbrahim Aydemir’in söyledikleri bize nelin niye yapıldığını çok iyi gösteriyor:

Toplumsal yapımızı berhava edecek programlar internet kanalıyla topluma enjekte ediliyor. bununla bütün bir toplum rahat bir nefes alacak.  Kumandalar, tuşlar bilinçsiz ellerde olsa dahi artık bir ahlak imha timine dönüşmeyecek.  Hep söyledik, söylüyoruz, söyleyeceğiz ki bizi biz yapan değerlerin altına dinamit koymaya kimsenin hakkı olmamalıdır. Geleneklerimizi hiçe sayan, millî terbiye ve edep yaklaşımlarını göz ardı eden programlar için ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır, uygulanacaktır.

Diyelim ki RTÜK içerik ve yetki bakımından tespitte bulunacak. Engelleme üstüne karar verilirse kapatmayı sulh ceza hakiminden isteyecek. RTÜK talebini en geç 24 saat içinde duruşma yapmadan Sulh Ceza Hâkimi karara bağlayacak. Eğer erişim engelleme veya içeriğin çıkarılması hakkında karar verilirse bu karar “gereği yapılmak üzere” Erişim Sağlayıcılar Birliğine gönderilecek.

Bu işin bir yönü. Ama diğer taraftan baktığınızda RTÜK’ün kötü bulabileceği şeylerle kapatmaktan daha kötü olan şey lisans: Bunu almak için kendinizi paralamak ve iyi şeyler söyleyeceğinize devleti ikna etmek zorundasınız. Bu bence internet konusunda şimdiye kadar yapılmış en kötü şey.

İnternet üstünde artık içeriğin çok büyük bir bölümünün video olduğunu düşünecek olursak RTÜK internetin tamamına yakınını izleyecek ve değerlendirecek anlamına geliyor bu yapılanlar.

 

Bundan sonra benim teknoloji haberlerini videolaştıran arkadaşlarımdan ayrıca reklam parası istenecek, belki de marka adı kullanılması yasaklanacak. Kesinlikle böyle bir şey olmaz diyenlerle konuşalım, sabaha kadar tartışalım.

Buna sesimizi çıkarmamız lazım. Çok net.