Turkcell’in şebeke hızı 4 megabit mi 1,6 gigabit mi?

Şebeke hızı çok enteresan bir şey. Bağlanan kişi sayısına göre değişiyor. Hava durumuna göre değişiyor. Baz istasyonuna olan uzaklığınıza göre değişiyor. Hatta çevrenizde çok fazla baz istasyonu varsa bu bile hızınızı negatif yönde etkileyebiliyor. Bn bunların hepsini Turkcell’de yaptığım sohbetlerde öğrendim.

İletişim çok enteresan bir şey: kime yaptığınıza göre somut sayısal şeyler bile inanılmaz şekilde değişebiliyor: Mesela iletişimi kurumsal iletişim yapıyorsa şirketin genel müdürünün ağzından hız 1,6 gigabit oluyor. Telefondan 1,6 gigabit nasıl gelir hiçbir fikrim yok. Bir keresinde Turkcell denemek için bana 1 gigabit karasal bağlantı vermişti. Kabloyla bilgisayara vermiştim o hızı ve inanamamıştım. Dosya indirirken indirmedi sanmıştım tekrar tekrar tıklamıştım linke. Meğerse indirmedi sandığım şeyi tıklar tıklamaz indiriyormuş. Kendime çok gülmüştüm sonrasında. Yani bunu mobil şebekede nasıl verirsiniz, hangi telefonla alırsınız, nerenize alırsınız hiç bilmiyorum.

Ama belli ki Türkiye’de birisi bir seferinde bu hızlarla bağlanmış ve o sırada oradan geçen bir Küresel Mobil Tedarikçiler Birliği üyesi bunu deneyimlemiş. Sonra demiş ki Turkcell’e siz Küresel Durum Raporu’na göre Avrupa’nın en hızlı 4.5G şebekesine sahip operatörüsünüz… Hatta Turkcell LTE şebekesinde sunduğu 1.6 Gbps hız ile dünyanın en hızlı üç operatöründen biri…

Ardından belli ki Küresel Mobil Tedarikçiler Birliği’nden olmayan bir vatandaşımız Turkcell’e demiş ki “ben de test yaptım. 4 megabiti geçemiyorum…” O zaman iletişime kendini Turkcell Müşteri Hiz olarak tanıtan birim girmiş. Ve demiş ki 4 megabit mobil bağlantı hızı, hız limitlerinin üzerindedir ve normaldir.

Şimdi biri 10 diğeri 15 olsa… Hani yüzde 50 fark olsa… Derim ki çevresel koşullar, anlık oynamalar, o bu şu… Olur. Ama biri 4, diğeri 1.600… Arada 400 kat fark var. Akıl karı mı bu? Ya Müşteri Hiz birimi Turkcell’in altını oyuyor yalanlarıyla… Ya da iletişim birimi abartıyor.

Tamam şimdi bunu okuyan birimler oiyecek ki “hacı yalnız 1,6 gigabit hızı sadece peak hız… Yani olabilecek en yüksek hız. Özel ortamlarda uygun şartlarda yanlışlıkla belki de sağlanabilmiş en yüksek hız…” Haklı olurlar. Gerçekten de öyle. Ama ben de derim ki “hacılar o zaman bunu bültene yazacaksınız. Bu bültenin hiçbir yerinde geçmiyor. İletişim öyle şakaya gelir bir iş değil.”

Turkcell’in hızı 1,6 gigabit ile dünyanın zirvesinde yazacaksanız, bir zahmet 4 megabit ortalamayı da yükselteceksiniz. “Ya sizin hızınız harbiden 4 megabit mi” diye soran adama cevap vereceksiniz.

Tamam Türkiye’de “1,6 gigabit hızla zirvedeyiz ne demek be” diye soran gazeteci sayısı çok azalmış olabilir.

Ama bitmedi…

Turkcell dijital çağı resmen başlattığını iddia ediyor. Peki öyle mi?

Turkcell dijital çağı başlattık çok acayip olacak biz süperiz minvalinde bir basın bülteni geçti. İçinden cümlelere teker teker TKNLJ formatında bakalım. Gerçekten öyle mi olmuş sizler karar verin:

Turkcell, kurumsal marka yapılanmasında değişiklik yaptığı yeni marka ekosistemini tanıttı. “Telekom operatörlüğünden çok daha öte dijital markalar ekosistemine dönüşüm” olarak tanımlanan yeni marka ekosistemi döneminde; BiP, Dergilik, fizy, Paycell gibi tüm dijital çözüm ve servis markaları tek Turkcell çatı markası altında konumlanacak.

Turkcell’in eskiden beri çok iyi olduğu bir alan var: Telekom operatörlüğü. Turkcell operatörlükten dijital markalar ekosistemine dönüşüyorsa iki şey olmalı: Ya operatörlükte sorun var ya da dijital markalarda inanılmaz bir gelecek var.

Gelecek olabilir mi diye markalara bakalım: BiP, rakibi WhatsApp, Telegram ve yeni çıkanlar olan bir uygulama. Henüz en babalar dahil kimse neresinden para kazanacağını bulamadı. Dergilik yıllardır varolan gazete ve dergi okutmayı hedefleyen bir uygulama. Ama ülkede gazete ve dergi okunması bitti. Kaç kişi okuyor bunu? Geçelim. Fizzy mi? Youtube veya Spotify varken mi? Paycell, neredeyse bir banka. Peki insanlar bunu ne kadar yoğun kullanacak? Turkcell markasını taşıyacak kadar mı? Dikkat etmek lazım…

Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Alper Ergenekon: Dünya pandeminin de etkisiyle hızlı ve büyük bir değişim geçiriyor. Dijital okuryazarlık, dijital vatandaşlık tahmin edilenden çok daha hızlı gelişiyor. Biz de bu değişim ve gelişim karşısında markamızı dijital operatörden sınırların ötesine taşıyarak, daha yenilikçi, daha genç, daha teknolojik ve daha hayatın içinden bir ekosisteme dönüştürdük.”

Dijital okuryazarlık ve vatandaşlık gelişiyor. Peki buna Turkcell’in cevabı al sana dergilik mi olmalı? Turkcell ki herşeyin altyapısını taşıyor, en iyi ağ en iyi fiber verdiği için diğerlerine verdiği paranın iki katını veren kitleye sahipti. Şimdi ne düşünüyor herkes? Gerçekten eski imajını koruyabiliyorlar mı? Gerçekten de insanların kafasında ben buna daha çok veririm ve daha iyi hizmete kesin ulaşır paramın karşılığını alırım var mı? Mesela Turkcell çağrı merkezi “ben telefonda 6 megabitin üstüne çıkamıyorum” diye üzüntüsünü dile getiren insanlara “Türkiye ortalamasının üstündesin daha ne istiyorsun” derken mevcut durumu anlatmıyor mu? Özetle… Turkcell acaba eski operatör işlevlerini yerine getiremediği için biz aslında süper programlar yapıyoruz demiş olmuyor mu?

Bizim için BiP’te sohbet eden de fizy’de müzik dinleyen de Dergilik’ten gazete/dergi okuyup alışverişini Paycell’den yapan da birer Turkcell’li.”

Peki bunların sayısı kaç? Yani para kazandıklarından gidelim: Kaç kişi Dergilik’e Turkcellli olmadan para veriyor? Kaç kişi Spotify da neymiş ben Fizzy dinlerim diyor Turkcell müşterisi olmamasına rağmen? Para kazanmadıklarına bakalım: BiP abone sayısını göğsünü gere gere anlatıyor Turkcell. Peki bunların bıraktığı gelir ne? Reklam mı? Rakamsal olarak bilançoda BiP abone sayısı pek şirin gözüküyor ama gelir gider toplamında altta benden aldığı yıllık ücretin vergiler çıktıktan sonraki hali yazmıyor mu?

Ergenekon, geçirdikleri dönüşümü müşterilerine aktarabilmek için hazırladıkları yeni reklam filmi yüzlerinin Melis Sezen ve Barış Arduç olduğunu ifade ederek şunları söyledi: Rol aldıkları projelerle halkın beğenisini kazanan iki isim yeni reklam serimizin yüzleri olacak. Filmlerde ürün ve hizmetlerimiz çiftimizin hayatının her alanında yanlarında olacak. Bu filmlerle Turkcell yeni marka dönüşümünü tüm Türkiye’ye anlatacağız.

Yeni reklam bakış açıları güzel. Reklamla yapılan iletişim de benim bilgim olan bir alan değil. O yüzden ahkam kesmem doğru olmaz. Ama şunu biliyorum ki Selocan yerine gelen karakterler, kekeme korkak, palabıyıklı abi benim gözümdeki Turkcell’i anlatmıyordu. Ben o markaya aidiyet duygumu kaybettim o reklamlar yüzünden. 2000’lerin başında yapılmış efsane reklamları hatırlıyorum, şimdikilerle kıyaslıyorum. Bilemiyorum…

Yeni ekosistemde Turkcell’in ana marka olarak konumlandığını, Turkcell çatısı altındaki bağımsız markaların ise yaşam alanlarının özgür şekilde kurgulandığının altını çizen Ergenekon, yenilenen marka hissini müşteriye daha iyi yansıtabilmek için Turkcell’le özdeşleşen marka rengi lacivertin yanına sarı renk kullanımını da eklediklerini söyledi. Alper Ergenekon, bağımsız markalarının logolarında da sarı renk kullanımına yer verdiklerini sözlerine ekledi.

Sarı lacivert kullanımı, yine konunun uzmanı olmadığımı vurgulayarak devam edeyim, Türkiye’de kaç kişiyi bozar bunu düşünmüşlerdir umarım. Bugün Fenerbahçe stadının altına logosu sarı kırmızı diye McDonalds açılamadığını gözden kaçırmadan düşünmekte fayda var.

Sözün özü: Turkcell daha önce de birçok defalar vizyon ve misyon değişikliğine gitti. Biz artık teknoloji şirketiyiz dediler, biz artık satış şirketiyiz dediler. Ama bunların hepsinin altını dolduracak yeterli ürün ve hizmet vardı. Acaba dijital şirket olmasının altını dolduracak kadar “işe yarayan” mal var mı Turkcell’de? Bence yok. Var diyenlerin fikirlerine açığım, bilgilenmeye de açığım…

ABD Xiaomi ile ilgili iddialarından vazgeçti

ABD Savunma Bakanlığı, Çinli elektronik şirketi Xiaomi’yi Çin ordusuyla bağlantılı bir şirket olarak belirlemiş ve kara listeye almıştı. Son yapılan açıklamalarla Xiaomi’nin hükümetin kara listesinden çıkarılacağı ifade edildi. Bir mahkeme dosyasına göre, akıllı telefon üreticisi ve Washington, devam eden davayı sonlandırıp çözüme kavuşturmayı kabul etti.

Karar ayrıca, Çinli şirkete Amerikan yatırımına getirilen kısıtlamaların da kaldırıldığını görecek.

Haberlerin ardından Xiaomi’nin hisseleri Hong Kong’da% 6 yükseldi.

Ocak ayının başlarında, ABD Savunma Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı, Xiaomi’yi Çin ordusuyla bağlantılı olmakla suçlayarak ve teknoloji devini bir “Çin Komünist Askeri Şirketi” olarak tanımlayarak şirkete yapılan Amerikan yatırımlarını kısıtladı.

Bu yaptırımlar, Donald Trump’ın başkanlığının Ocak ayında sona ermesinden bir hafta önce getirildi. O zamanlarda son günlerini yaşayan yönetim, Xiaomi de dahil olmak üzere dokuz Çinli firmayı hedefleyen bir dizi duyuru ile Pekin’e karşı ticaret savaşını güçlendirdi.

Çinli şirket, Ocak ayı sonlarında listeden çıkarılmak isteyen bir ABD mahkemesine şikayette bulundu.

Mart ayında mahkeme, Xiaomi’nin Çin hükümet veya onun güvenliği mülkiyeti veya kontrolü altında kurumlar ile ilişkili değildir sonucuna vardı.

Yemeksepeti “haklanma” iletişimi

Girişimlerin iletişimleri ile büyük firmaların iletişimlerini aynı sanmak dünyanın en önemli yanlışlarından biridir. Girişimler; insanların sahip çıktıkları, sahip çıkmalarıyla bir yere getirdikleri, bu yüzden de sıfırdan büyük firma yerine koydukları, milyar dolarlık şirketler haline dönüştürdükleri yapılardır. Bunu evrensel ve değişmez bir gerçek olarak en öne yazalım ki neyi niye konuştuğumuz belli olsun.

2000’lerin başında YemekSepeti diye bir organizasyonun varlığından haberdar oldum. Daha ülkede doğru dürüst girişimler yoktu. Varsa bile yurt dışında atılmış adımların Türkiye kopyalarının çıkarıldığı, bunları sonrasında yurt dışı asıllarına satmayı planlayanların yaptığı girişimimsi şeyler vardı. YemekSepeti bunlardan farklıydı çünkü dünyada olmayan, olması zor gözüken ancak çok çalışmayla bir yerlere gelme ihtimali küçük de olsa bulunan parlak bir fikirdi.

Şu anda Turkcell kullananlar 1990’lardaki gazete reklamlarını hatırlamazlar bu dünya devinin: “Artık Mecidiyeköy’de de çekiyoruz!” Aynı şekilde YemekSepeti’nin tüm Türkiye’ye adım adım yayılmasının haberleri de elimizden geçti. Hem gazeteci, hem sıkı bir kullanıcısı olarak ellerimle büyüttüm bu şirketi ve bununla da hep gurur duydum. Evinden sıkça çalışan biri olarak sadece benim hesabımla alınmış yemek fiyatlarını enflasyondan arındırır dövize filan endekslerseniz bu harcamalarla bir araba hatta ev alınabileceğini görürsünüz. Kimlerin telefon ve bilgisayarlarına YemekSepeti yükleyip düzenli müşterisi haline getirdiğimi artık ben bile hatırlamıyorum. Hatta eve gelen restoranların “abi sen bizden düzenli alışveriş yapıyorsun. gel telefondan ısmarla sana ekstra bir şeyler getirelim” demesini nasıl reddettiğim ve girişimi savunduğumun kayıtları TV ve gazetelerde de mevcut.

Ancak sonrasında büyük şirket olmayı büyük şirket sahibi olmayı sindirmekte zorlanma gördük şirket bünyesinde. YemekSepeti’ni o günlere getirenlerden alınan yüzdeler yetmemeye başladı bu şirkete ve büyük zincir firmaların dümen sularına girmeye başladılar. Bizim olmasını umduğumuz küçük işletmeleri yukarı çekmeye çalışması yerine onları daha zor içeri alan, onlardan hep daha fazlasını isteyen, ama bunu müşterileri için değil kendileri için isteyen bir firma görüntüsü çıktı ortaya. Yakınımdaki restoranlardan “abi onlarla çalışılmaz kanımızı emiyorlar resmen” sözlerini duymaya başladım. Çok üzüldüm. Çünkü ben bir gazetede günlük evden çıkmadan nasıl yaşanır haberleri yaparken onların vermeyi önerdiği reklamı reddedip hayır sizi tanıtmamız lazım ve sizi büyütmemiz lazım adımları atmıştım. Yanılmışım, yanlış yapmışım.

Sonrasında eve ısmarladığım yiyeceklerin yanlış ya da kusurlu gelmesinde nasıl büyük hamburgercilerin tarafını tuttuğunu görünce gerçekten çok ama çok üzüldüm. Kendime de kızdım bu firmayı herhangi bir kapitalist firmadan farklı düşündüğümde…

İşte YemekSepeti’nin korsanlar tarafından haklanması gününe böyle geldik. Farklı bir konumda olsak, farklı bir iletişim yapılmış olsa belki onların avukatlığını biz yapardık. Ama ortaya çıkan tablo YemekSepeti’ni “evlat olsa sevilmez” noktasına taşıdı.

İletişimlerinin satır aralarında “ne var herkes korsanlarla boğuşuyor” dediler bize. “Olmuş bir şey ne yapalım sıkıntı yok” demeye çalıştılar. Özür dileyip yanlış yaptıklarını söylemek yerine oradan bile PR malzemesi çıkarıp aslında ne kadar güzel çalıştıklarını filan anlatmaya çalıştılar. Bu konumdaki bir firma Japonya’da olsa sahibinin boynunu büküp utancını dile getireceği hatta harakiriyi düşüneceği noktada kuyruğu dik tutma cüretini gösterdiler.

Eğer burada kalsa iyiydi. KVKK’ya vermek zorunda oldukları bilgileri okuyunca aslında bizi yanılttıklarını anladık. Meğer kuruma girenler onların söyledikleri zamandan on gün önce içeri sızmaya başlamışlar. Ama YemekSepeti bunu anlamamış. Neden anlamadığını da bizimle paylaşma gereği bile duymadı.

Kriz yönetimi sanılanın aksine kriz çıktıktan sonra sizin PR ve para gücüyle ortadan kaldırmaya çalıştığınız bir aktivite değildir. Kriz yönetimi, kriz olmasın diye atılan adımlar bütünüdür. Eğer bunu başaramadıysanız yapmanız gereken iş, krizin öncesi ve sonrasında halkın güven seviyesi arasındaki ölçümlenebilir farkı minimumda tutmaktır.

Güven kelimesine de bir parantez açalım: Her ürünün ve hizmetin güven seviyesi birbirinden farklıdır. Bazı firmalar daha çok güvene ihtiyaç duyarlar. Mesela sürekli elinizde tuttuğunuz bir cep telefonu, onun içindeki hattın sahibi şirket veya evinize sürekli yemek söylediğiniz bir şirket; bir oyun şirketine kıyasla daha çok güvenilme ihtiyacı duyar. Çünkü bu saydığımız üç şey sizin ağzınıza yakın tuttuğunuz ürün ve hizmetlerdir. İnsan ağzına götürdüğü her şeye güvenmek ister.

YemekSepeti bu güveni tesis edemeyecek adımlar attı. Söyledikleri tutarsız ve kanıtlanabilir bir biçimde doğruluktan uzaktı. Samimi davranıp özür dilemedi. Samimi bir iletişim başlatmadı ki şirketin sözcüleri toplumdaki kanaat önderlerinden uzak durmayı ve seçkinci bir yapının lideri gözükmeyi tercih etti son yıllarda. Herkesin sepeti olması gerekirken belli başlı iletişim organlarının reklamın zorlamasıyla yandaşı olmasını sağladı.

O ya da bu kesimden hiçbir televizyon bu haberi girmedi. Çünkü içinde güreşçilerin komikli ablaların olduğu reklamların yayınını kaybetmeyi göze alamadılar. 21 milyon kişinin telefon isim ve adreslerinin kötü niyetli kişilerin eline geçmesi nasılsa haber değeri taşımadı. Oysa Facebook’un Whatsapp ile birlikte eş zamanlı reklam takibi yapacak olması ülkeyi yıktı geçirdi. Bu ortaklık 21 milyon kişinin telefonunu birilerine verecek miydi? Hiç zannetmiyorum.

Aradan bir hafta geçince artık kötü şeyler oldu algısının küllenmeye başlaması şirketin sahip ve iletişimcilerini umuda sevk etmiş olabilir. Ama etrafımdaki insanlardan görebildiğim kadarıyla olay o kadar basit olmayacak. YemekSepeti ya da muadili firmalar buradan dersler çıkarıp benzer olaylarda farklı hareket etme adımları atabilecekler mi? Bunu da zaman gösterecek.

Ben her hafta Türkiye’deki ve Türk kökenli girişimleri yayına alıyorum en az iki üç sefer. Yatırımcılarıyla ve sahipleriyle konuşuyor onların hikayelerini dinliyorum. Bunu da yapmaya devam edeceğim. Onlara 20 senede bir girişimin nasıl girişim ruhunu kaybettiğini ve bunun onlara ne gibi zararlar getireceğini anlatmak için önemli bir fırsat oldu bu yaşananlar.

Çin Philips markasını aldı Avrupa’ya markalı gidecek

Hauke-Christian Dittrich

Hollandalı Philips Grubu, ev aletleri bölümünü Çinli yatırım fonu Hillhouse Capital sattı. Şirketten yapılan duyuruya göre, elektrik süpürgesi, kahve makinesi gibi cihazları üreten bölüm için Hillhouse, Philips’e 3,7 milyar avro ödeyecek.

Philips bu satıştan vergi ve diğer masraflar sonrasında 3 milyar avro civarındaki bir parayı kasasına koyacak. Bu miktarın dışında Hillhouse 15 yıl içinde gruba lisans bedeli olarak da 700 milyon avro ödeyecek. Tüm yasal süreçlerin tamamlanmasının ardından devir işleminin bu yılın üçüncü çeyreğinde tamamlanması bekleniyor.

Hollandalı şirket, ev aletleri bölümünü satma niyetini geçen yıl açıklamıştı. Tamamen tıp teknolojisi ile diş fırçası ve traş makinesi gibi kişisel bakım ürünlerinde yoğunlaşma hedefinde olan şirket, bugünkü büyüklüğüne ampul, televizyon cihazı, elektrik süpürgesi, traş makinesi sayesinde geldi.

Hillhouse Capital, bu alışveriş sonrasında 15 yıl boyunca Philips markasıyla küçük ev aletleri üretip satacak. Şirketin, Philips marka ürünlerle yeni piyasalara da açılma hedefi olduğu biliniyor.

Hepsiburada satıcılarının müşteriye “Instagramdan yürüme” hakkı var mı?

Pandemiyle birlikte online alışveriş yapanların sayısı arttı. Aynı şekilde online ürün satanların da sayısı arttı. Eğer bu, normal seyrinde bir büyüme olsaldı belki her şey daha düzgün olacaktı. Ama her şey birden bire olunca olağan seyrin dışına çıktık ve olmaması gereken şeyler olmaya başladı.

Bir arkadaşımla konuşurken çok ilginç bir konuyu getirdi gündeme: Hepsiburada üstünden bir firmadan alışveriş yapmış. Aldığı üründen memnun kalmamış. Bunu da yorum kısmında belirtmiş.

Yorum kısmı alıcı ve satıcılar için çok önemli. Fiyatlar aşağı yukarı aynı olduğu için satın alanların yorumlarına benim gibi çok değer verenler vardır. O yüzden de Hepsiburada gibi şirketler yorumların sayısının artması için çok ciddi uğraş verirler. Bu yüzden de yorum kısmı tüketicinin Hepsiburada’ya yaptığı ciddi bir bağıştır aslında.

Bu negatif yorumun ardından bir anda Instagram sayfasında bir mesaj görmüş. Satın almayı yaptığı firma Instagramdan ona mesaj atmak istiyormuş.

Bir bakış açısıyla bunu mutluluk verici bulanlar çıkabilir. Ya ne güzel işte şirket ilgilenmiş arayıp bulmuş diyenler olabilir aranızda. Belki şirket özür dileyecektir, ürünün daha iyisini gönderecektir, kendini anlatacaktır… Veya sen nasıl böyle bir şey yazarsın bana diyecektir… O veya bu.

Burada in çok rahatsız edici şeylerden biri de arkadaşımın yorumunun sitede yayımlanmamış olması ama buna rağmen satıcının mesaj atması. Yani yorum siteye girmeyecek kadar önemsiz ama satıcıya “ispiyonlanacak” kadar önemli. Burada net bir sorun var.

Bizler ürün satın alırken kimlik bilgilerimizi Hepsiburada’ya “EMANET” ediyoruz. Ama bunu istediğin ibi kullan demiyoruz. O sitenin satıcıları bizim isimlerimizi ürünü adres teslim edebilmek adına “EMANET” alıyor. Hiçbirinin bunları kullanım ya da sahip olma hakkı yok. Bunu ben söylemiyorum kanunlar ve kullanıcı sözleşmeleri söylüyor.

Bir satıcı şirketin, büyük ya da küçük, kurumsal ya da patron şirketi… Müşterilerle Hepsiburada dışında muhatap olması kabul edilebilir değil. Şirketin kafaya takıp müşterinin peşine düşüp onu Instagramdan bulması kabul edilebilir değil. Hele ki kadına şiddetin ayyuka çıktığı, kadınların her zamankinden daha çok korktuğu şu devirde.

Bu noktada Hepsiburada’nın satıcılarını uyarması, belki eğitmesi, satıcıların akıllı olması ve insanlara dokunmaması gerekiyor. Bu farklı fikirler arasından “hangisi bize uyuyor” diye baktığınız bir şey değil. Bu bir seçenek değil.

Yazdığımız iyi ya da kötü şeyler için bu şirketlerin iyi ya da kötü niyetlerle bize ulaşmasının engellenmesi gerekiyor. Türkiye’nin ilklerinden olan Hepsiburada’nın bunu başarabileceğini umuyorum.

İstenmeyen mesajları neden sadece 16’sına kadar şikayet edebiliyoruz?

Tüketicilerin firma ve markalardan gelen, istenmeyen pazarlama mesajı, e-posta ve çağrılarını reddetmesi için Ticaret Bakanlığı tarafından hayata geçirilen İYS platformu Ocak ayında hizmete açılmıştı. Arama ve iletileriyle bezdiren firmaları şikayet etmek isteyen vatandaşın 16 Şubat’a kadar vakti var.

Ticaret Bakanlığı’nın, tüketicilerin istenmeyen SMS, e-posta ve sesli aramalar gibi iletilerle ilgili maruz kaldığı rahatsızlıkların ortadan kaldırılması amacıyla oluşturduğu “Ticari Elektronik İleti Yönetim Sistemi (İYS)” Ocak ayında hizmete açılmıştı. Vatandaşlar ticari elektronik iletilere ilişkin onaylarını 16 Şubat 2021 tarihine kadar www.iys.org.tr adresinden kontrol edebilecek ve onay tercihlerini değiştirebilecek. İleti Yönetim Sistemi ile, onaysız ticari elektronik iletilerin gönderilmeden engellenmesi, istenmeyen mesaj, mail ve telefon trafiğinin azaltılması amaçlanıyor.

16 ŞUBAT’A KADAR ŞİKAYET HAKKINIZ VAR

İYS ile tüketicilerin verdikleri tüm ticari elektronik ileti onaylarını tek bir noktadan görüp kontrol edebileceğini ve reddetme hakkını kullanabileceğini belirten TOBB E-ticaret Meclis Üyesi, Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu Cenk Çiğdemli, “Vatandaş bu sistem üzerinden aslında sadece 16 Şubat’a kadar değil, istediği zaman istediği markaya, firmaya onay veya red verme hakkına sahip. 16 Şubat’a kadar da şikayetçi olduğu markaları bildirebilecek. Örneğin izniniz dışında veya hiç müşterisi olmadığınız halde sizi devamlı arayıp mesaj attığı için şikayetçi olduğunuz, sizi bezdirmiş bir firma varsa 16 Şubat’a kadar şikayetçi olabilirsiniz. Şikayetiniz devlet tarafından incelenerek gerekirse firmaya cezai yaptırım uygulanabiliyor. Belirlenen sürelerde vatandaşlar tarafından red hakkının kullanılmaması halinde, hizmet sağlayıcılar tarafından İYS’ye aktarılan veriler onaylı sayılacak. Söz konusu süre mevcut onayların kontrolüne ilişkin, bu tarihlerden sonra da tüketiciler diledikleri tarihte İYS üzerinden ticari elektronik ileti tercihlerini değiştirebilirler” dedi.   

Bakanlık tarafından 150 bin adedin üstünde ticari elektronik ileti onayı olan hizmet sağlayıcılara mevcut onaylarını İYS’ye yüklemeleri için verilen süre 31 Aralık 2020’de sona ermişti. Vatandaşlar tarafından bu onayların kontrol edilmesi için 16 Şubat’a kadar vakit bulunuyor. 150 bin adet ve altında ticari elektronik ileti onayı olan hizmet sağlayıcılara mevcut onaylarını İYS’ye yüklemeleri için verilen süre ise 31 Mayıs 2021 tarihinde sona erecek. Tüketiciler bu onayları 16 Temmuz 2021 tarihine kadar kontrol edebilecek.

İYS NEDİR?

İYS, 1 Mayıs 2015 tarihinde yürürlüğe giren Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve Ticari İletişim ve Ticari Elektronik İletiler Hakkında Yönetmelik çerçevesinde Ticaret Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş, TOBB tarafından sunulan bir veri tabanı sistemi. Bu sistem, hizmet sağlayıcıların pazarlama amacıyla yaptıkları arama, mesaj ve mail gönderme için tüketicilerden aldıkları onayları saklayıp yönetebilmesine, alıcıların ise onay ve red hakkını kullanıp, şikayetlerini iletebilmesine olanak tanıyor.

Vodafone: Yerli baz verdiniz de biz mi kullanmadık!..

Vodafone, yerli ürünlerin kullanımına dair bir bülten gönderimi yaptı. Türkiye’de kendi üretimi olan şeyleri ön plana çıkarırken ilginç sözler de söyledi:

Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Thibaud Rerolle, şunları söyledi:

“ULAK’tan örnek vereyim. ULAK konusu 2015’teki 4.5G ihalesinde gündeme geldi, ama ULAK baz istasyonlarını ancak 4 yıl sonra kullanmaya başlayabildik. 4.5G yerli ekosistemi 2015’te hazır olsaydı, şu an yerli ve milli teknoloji kullanım oranımız çok farklı boyutlarda olabilirdi. Konuya sadece operatörlerin yükümlülüğüyle sınırlı dar bir perspektiften bakılmasını doğru bulmuyoruz. Meselenin daha geniş çerçevede bir kamu politikasına dönüşmesinde ve tüm ilgili paydaşların ortak zeminde buluşturulmasında yarar görüyoruz. Amacımız, güvenilir ve kaliteli iletişim altyapısının ülke genelinde yaygınlaştırılması. Yerli teknoloji ekosisteminde başta yazılım olmak üzere farklı altyapı bileşenlerini üretebilecek kapasiteye ihtiyaç var. Bu ekosistemin en sağlıklı şekilde oluşabilmesi için destek vermeye hazırız. Konuyla ilgili tüm paydaşlarımızla koordineli bir şekilde ekosistemi büyütmek için çalışmaya devam edeceğiz.”

“Dijitalleşmede fiber hayati rol oynuyor”

Dijitalleşme için güçlü bir sabit altyapı gerektiğine de dikkat çeken Rerolle, şöyle devam etti:

“Elektrik, su, doğalgaz nasıl öncelikli bir temel hizmet ise fibere de öyle bakılmalı. Türkiye’de mevcut fiber altyapıya erişimin düzenlenmesi ve yeni yatırımların ortak altyapı üzerinden gerçekleştirilmesi önem taşıyor. Sektör olarak, bir an evvel fiber yayılımını sağlamalıyız. Bunun için iki şeye ihtiyaç var. Birincisi, herkesin mevcut yatırımlarını maliyet bazlı bir fiyatlandırma modeliyle paylaşabilmesi. İkincisi, 2023 fiber hedeflerine ulaşmak için nasıl bir yatırım modeli oluşturulması gerektiğine karar verilmesi. Türkiye’deki fiber ayakizini yaygınlaştırmak, sadece sabit pazar için değil aynı zamanda mobil şebekelerin veri taşıma kapasitesini güçlendirmek için de gerekli. Önümüzdeki dönemde gündeme gelecek 5G hizmetleri için de fiber önemli bir yapıtaşı. Fiber altyapının yaygınlaşması, Türkiye’nin dijitalleşmesinde hayati rol oynuyor.”

Bültenin açılımına baktığımızda üç temel nokta ön plana çıkıyor Vodafone’un dile getirdiği:

Biz aslanlar gibi yerli ve milli ürünler kullanıyoruz ve kullanacağız.

Bize yerli ürün verseniz biz onları her daim kullanırız. Biz 4G’yi kurduktan sonra bazları vermemiş olsanız şimdiye daha çok yeri bazımız vardı.

Şu fiberler çok pahalı ya onları kurmak da çok işimize gelmiyor. Acaba kurmuş olanlar böyle ucuza filan bize verseler mi…

Microsoft Türkiye’ye bir milyar Euro yatırımı nasıl yapar?

FILE PHOTO: Euro currency bills are pictured at the Croatian National Bank in Zagreb, Croatia, May 21, 2019. REUTERS/Antonio Bronic

Microsoft Yunanistan’a milyar Euroluk veri merkezi yatırımı yapınca ülkemizde yoğun bir tartışma konusu oldu. Neden bize değil de onlara konusu çok tartışıldı. Ben bu konuda sizlere bize nasıl yapılırdı konusun irdeleyen birkaç madde çıkarmak istedim. Elbette bütün faktörleri ortaya dökebilmek imkansız ama en azından birkaç küçük fikir olurdu herkes için daha iyiye gidebilme adına:

  • Microsoft için bir ülkenin ekonomisinin tutarlı olmasında büyük fayda var. Yani bugün böyle ama yarın ekonomik kriz çıkabilir algısının ortadan (elbette somut verilerle) kaldırılabilmesi lazım.
  • Ülkedeki hukuk sisteminin uluslararası hukukla “hizalanmış olması” lazım. Bizim hukuk sistemi “biz uluslararası hukuk kurallarından farklı şekilde davranırız” şeklinde çalışırsa yurt dışından kişi ve kurumların gelmesini sağlayamayız.
  • Genel olarak ülkece ağ yönetimi konusunda yüksek yeterliliklerimizin olduğunu kanıtlamalıyız. Yani ülkeye şu kadar saldırı var ama biz bunlardan şu şu şu yöntemler sayesinde etkilenmiyoruz diyebilmemiz lazım.
  • Politik açıdan ülkelerle aramızın kavga seviyesinde bozuk olmaması lazım. “E Yunanistan bizimle kavga ediyor onlara niye veriyorlar” dememek lazım. Çünkü Yunanistan sadece bizimle kavgalı. Diğer bütün ülkelerle arası iyi. “Aman bizim data orada durmasın” diyen ülke sayısı çok yüksek değildir. Ama “bizim verimiz Türkiye’de kalabilir” diyen ülke sayısı bir elin parmaklarını geçmez, o ülkelerde de internet kullanımı var mıdır tartışılır…
  • Bizim ülkemizde veri merkezlerinin sayısını çok artırmamız lazım. Böylece bakın bizim ülkede bu işler yapılıyor harika da gidiyor gibi bir gösterişi sunmamız lazım şirketlere…
  • Şirket ve ülkelere biz bize veri vermeyen olursa yöneticilerini yargılarız internet bant genişliklerini daraltırız gibi şeyler söylemememiz lazım. Bu konu geçekten de çokomelli.
  • Microsoft ve Yunanistan’ın verdiği bilgilere göre bu veri merkezi orta vadede bir milyar Euro gibi bir değer yaratacak ülke ekonomisine. Acaba biz de bunu doğru kabul ederek ona göre yeni bir vergilendirme yapabilir miyiz bu tip yurt dışından gelecek teknolojiler için? Ne bileyim mesela mobilyacılar ya da konut sektörüne tanıdığımız imtiyazların küçük bir kısmıyla ülke ekonomisinde ve istihdamda büyüme sağlayabilirdik…

Bu adımlar sadece Microsoft’un veri merkezi açması için değil, ülkenin 2023 hedefleri için de önemli. Biz bu birkaç küçük maddeyi yerine getirdiğimiz zaman bilmem kaç tane bina satmaktan daha hızlı büyüyeceğiz orası kesin. Ama bunu yapmak ister miyiz? O konuyu oturup konuşmamız lazım. Elbette istemeliyiz ama bazı durumlarda politika evrensel çıkarların, ülkesel refahın nüne geçiyor maalesef. Hayır kesinlikle öyle olmuyor diyenler lütfen mesaj atsın…

Yeşilay iletişimcileri cahil olmak zorunda mı?

Yeşilay, kafayı taktı mı takıyor. Bilgisayar ve oyun dünyasına kafayı takıp bazı sözde uzmanlardan sözde bilimsel yorumlar alarak sözde basın bültenleri yazıp sözde algı operasyonlarına girişti uzun zamandır. Mesela diyor ki çocuğunuzun oyun bağımlısı olduğunu nasıl anlarsınız? Gözleri kızarırsa… Tabi gözleri kızarmış her çocuğu bağımlı olarak nitelememiz lazım haklısınız.

Şimdi vuracak yer bulamamış gitmiş oyun ve espor konusunu gündeme getirmiş mümkün olan en cahil yöntemle:

Dijital oyunların spor olarak isimlendirilmesi zararlarının göz ardı edilmesine neden oluyor. Oysa bu oyunlar teknoloji bağımlılığını tetikliyor, kumar bağımlılığına giden yolu kolaylaştırıyor.

Üstüne de görsel olarak bilgisayar oynayan şişman bir çocuk resmi bulmuşlar. Oooh bugün de bilişim dünyasına vurduk yaşasın diye sevinçle yataklarına gitmişler.

Bilgisayar oynayan çocukların obezitesini dile getirseler bir derece anlayacağım. eSpor ile ilgilenen çocukları bu kategoriye sokmak için gerçekten çok ciddi kör olmak lazım. Bu çocukların diyetisyenleri, spor uzmanları var.

Neden? Çünkü bilgisayar oyunlarını eser miktarda oynayan herkes bilir ki bu oyunlarda performanslar birbirlerine oldukça yakın. Ve iyiyle kötüyü gerçekten birbirinden diğer spor dallarına oranla göreli çok küçük farklar belirliyor. O yüzden de refleksleri korumak ve o aradaki minik farklı korumak için yeme içmeden vücut dinçliğine kadar bayağı çalışmalar yapılıyor.

Ama Yeşilay bunu takar mı? Sallamış gitmiş. Ha sallasa de olacak? Oyun kervanı ve espor yürümeye devam edecek.

Sözde STK olan bu kuruluş sivil toplumun refahı için hizmet vermeli. Çünkü iletişimsel olarak baktığınızda yarın içki, sigara ve uyuşturucu zararlıdır dediklerinde çocuklar kendi kendilerine şu soruyu soracaklar: Bana içki ve sigaranın zararlı olduğunu söyleyenler espor konusunda bu kadar cahilce şeyler söyleyenlerle aynı kişiler mi? Neden inanayım onlara?

Sporun EEEsi olur. Hem de bal gibi olur.

TBV sıkılana kadar ödül vermeye devam eder

1990’larda bir gazeteci olarak bilişimle uğraşmak gerçekten çok zorlu bir işti. Ortada sizi besleyecek araç ve gereçler yoktu, paranızla dahi satın alıp deneyimleyebileceğiniz donanımlar yoktu, piyasa anlı şanlı büyük firmaların hegemonyası altıda inim inim inliyor ve en ufak bir eleştirinizde tepenize çöken ya da çöktürülen insanlar oluyordu.

Ama 1990’larda bilişimle uğraşan bir avuç bile olmayan gazetecinin en büyük sorunu bu da değildi: O yıllarda biz bilişimin bir haber konusu olduğunu insanlara anlatmaya çalışıyorduk. Gazetelere sunucu kelimesini, internet kelimesini, siber güvenlik ve e-ticaret kavramlarını sokmaya çalışıyorduk.

Havuç yersen kanser olmazsın haberlerinin arasına internet diye bir şey geliyormuş, çok acayip olacakmış diye yazdırmak o kadar zordu ki… Bir de spor sayfalarına tandem yapmak obstrüksiyon gibi kavramları fütursuca koyan gazeteler sunucu ne kardeşim bunu yazarsak annelerimiz anlamaz, şunu daha anlaşılır yaz diyordu. Hayat gerçekten zordu.

O dönemde adında bilişim geçen bir vakıf vardı ve hala da var. Bu vakıf gazete ve gazetecilere bilişim ödülleri vermek gibi harika bir fikir çıkardı. Böylece gazeteler bizim muhabir bilişim alanında ödül almış diyerek en azından bir kez fazla kullanmaya başladı bilişim kelimesini.

Ama sona TBV yönetimi bilişim ödülleri vermemeyi seçti. Gazetecileri iyot gibi ortada bıraktı. Bilişim üstünden bu kadar gelir elde ederken bilişimin yayılmasını sağlayacak bu minicik adımdan imtina etti. Acaba vakıf başkanı ödül vermeye gitmekten sıkıldı da mı öyle oldu, bilişimin basın öneminin olmadığına mı karar verdiler, ödülün tenekesine verdikleri para fazla mı geldi bilmiyorum. Ama bilişimin yayılmasına vurdukları sekte spektaküler oldu.

O zaman eczacılık işinde mahir olan vakıf başkanına bu hareketleri devam ettirin, bilişimle ilgili basın kalmayıp gazeteler buna olan ilgisini kaybedince kına ve benzeri renklendirici materyelleri sıkça kullanırsınız minvalinde yazılar yazdım.

Bugün o gün…

Şimdi bilişim vakfı Kod ödülleri yarışması yapmış, onun bültenini göndermişler. Bültenin noktasına virgülüne dokunmadan sizinle paylaşayım istedim. Lütfen bu gözle okuyunuz.

Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) tarafından düzenlenen ve Matematik ve Fen Bilimleri alanlarındaki eğitim oyunlarının ve oyun fikirlerinin ödüllendirildiği KOD Ödülleri Yarışması’nın üçüncüsü dijital ödül töreniyle tamamlandı. Etkinlik kapsamında bir konuşma yapan TBV Başkanı Faruk Eczacıbaşı, yaşadığımız pandemi sürecinin uzaktan eğitimin önemini ortaya çıkarttığını hatırlatarak, uzaktan/evden eğitim alan çocukların öğrenme süreçlerini daha verimli hale getirmenin en etkin yolunun oyun ile eğitim olduğuna inandığını ifade etti.

3 yılda 1000’e yakın başvuru alındı

Eczacıbaşı, “Bu yıl üçüncü kez gerçekleştirilen KOD ödüllerinin en önemli amaçlarından biri, eğitim kurumları ve eğitim regülatörleri nezdinde orta vadede KOD Ödülleri’nin oyun ile öğretim konusunda genel kabul görmüş, saygın bir tescil otoritesi olarak yer bulmasıdır” dedi. Üç yıldır süren projede toplamda yaklaşık 1000 civarında başvuru alındığını belirten Eczacıbaşı, tüm adaylara jüri üyelerine ve sponsorlara, destekleri için teşekkür etti.

Küresel başarı yakalayan ve yatırıma dönen projeler

Geçmiş KOD Ödülleri’nin kazananlarının başarı hikayelerinin de anlatıldığı ödül töreninde 2. KOD Ödülleri fikir kategorisi birincisi Bilgen Demirdaş’ın “Sayıların Efendisi” adlı oyunuyla Danimarka’da düzenlenen International Educational Game Competition’da kazandığı birincilikten ve 1. KOD Ödülleri finalistlerinden Flat Games’in yarışma sonrası yatırım aldığından da söz edildi.

Eczacıbaşı Topluluğu’nun ve Türkiye İş Bankası’nın ana sponsorluğunu üstlendiği, Netmarble Türkiye ve Robincode’un destek sponsoru olduğu yarışmada kazananlar ödüllerini Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı’nın katıldığı törenle aldı.

Oyun kategorisinde “Interscientific” adlı oyunlarıyla Burak Kağan Gür, Ömer Bahadır Karabulut ve Naci Sayıcı birinci olurken, “Simyacılar Kalesi” adlı oyunlarıyla Halil Onur Yazıcıoğlu, Mehmet Can Güler ikinci ve “Matematik Efsaneleri” adlı oyunuyla Baki Şahin Yimencioğlu üçüncü oldu. Fikir kategorisinde ise “Sayı Yerleştirmece” adlı oyunlarıyla Bahattin Aydın ve Kevser Aydın birinci, “Gizemli Elementoslar” adlı oyunuyla Elif Çilek ikinci ve “Prof. Element” adlı oyunlarıyla Münir Nuran, Onur Çağatay ve Necdet Tuna Başsaka üçüncü oldu.

KOD Ödülleri’nde her iki kategoride de kazananlara para ödülü, Pocket Gamer Connects bileti ve Robincode’dan sertifika verildi.

Sosyal medya firmaları tehditle değil ricayla da gelebilir

TikTok, Avrupa pazarındaki varlığını güçlendirmek için ilk Avrupa veri merkezini kurmayı ve küresel genel merkezini Avrupa’ya taşımayı düşünüyor. TikTok, bu kararını açıklamasının ardından Almanya’nın “finans başkenti” olarak bilinen Frankfurt’tan önemli bir davet aldı.
 
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine bir açıklama yapan Frankfurt Belediye Başkanı Peter Feldmann, TikTok’a küresel merkezini Frankfurt’ta kurmaları için çağrıda bulundu. Feldmann, Frankfurt’un küresel internet merkezlerinden biri olduğunu ve çok sayıda veri merkezine ve birçok Çin sunucusuna ev sahipliği yaptığını söyledi. Feldman, açıklamasında Frankfurt’un bilişim teknolojisi şirketleri için ideal bir yer olduğunu da vurguladı.

Biz de sürekli bunu söylüyoruz işte. Biz eğer gelmezseniz gözünüzü patlatır, hatlarınızı yavaşlatır ocağınıza icir ağacı diker sizi döveriz diyoruz. Çünkü biz onları dövmek için, istediğimiz datayı almak için, büyüklerimize kötü sözler edildiğinde onların kapı numaralarını edinebilmek için istiyoruz.

Alman ne yapıyor? Dünyanın en büyük sosyal medya şirketlerinden birinin ev sahibi olmaya çalışıyor. Çünkü biliyor ki bunu yaparsa ekonomisi canlılığını koruyacak, girişimciler oradan kendilerine feyz alacak, şehrindeki yazılımcılara istihdam fırsatı doğacak ve şirketler konuşmaya gelenler küçük de olsa bir hareketlilik yaratacak.

Gelmezseniz sizi kırbaçlatırım demeyi bilmiyor muydu acaba Almanlar?

Twitter’ın yaptığı bilgilendirme mi ikiyüzlülük mü?

Çin radyosunun haberi bu…

Sosyal medya platformu Twitter, resmi devlet temsilcileri, devlete bağlı medya kuruluşları ve bu kurumlarda görev alan üst düzey yetkilileri etiketlemeye başladı. Ancak bu kararını sadece Çin ve Rusya medyası için uyguluyor. CRI, Xinhua ve Sputnik gibi haber kuruluşlarının Twitter profillerinde ve yaptıkları her paylaşımda devlet bağlantılı olduklarını gösteren bir etiket yer alıyor. Bu etikette “… devleti bağlantılı medya” yazıyor.
 
Twitter, bu uygulamanın şu anda sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan ABD, Birleşik Krallık, Çin, Fransa ve Rusya’ya ait hesaplarda uygulanacağını bildirdi. Devlete bağlı haber kuruluşlarının yanı sıra bu kurumlarda çalışan editör ve diğer üst düzey gazetecilerin de hesaplarının etiketlenebileceğini belirtildi.
 
Ancak bu karar tam bir çifte standart örneği olarak uygulanmaya başlandı. Çünkü Twitter, “devletlerin finanse ettiği ancak editoryal bağımsızlığa sahip olan” kuruluşları etiketlemeyeceğini ilan etti. Bu karara göre ABD’li NPR ve Britanyalı BBC gibi kurumlara ait hesapları etiketlemiyor. Bir başka deyişle Twitter, Rusya ve Çin devlet medyası ile bağlantılı sitelere bilgilendirme işareti koyarken aynısını ABD, Fransa ve İngiltere’deki devlet medya kuruluşlarına ‘editoryal bağımsızlığa’ sahip oldukları gerekçesiyle uygulamıyor. Ancak Twitter’ın kimin bağımsız kimin olmadığına nasıl karar verdiği, hangi kriterleri göz önüne aldığı, medya bağımsızlığı alanında uzman hangi kurumlardan görüş istediği bilinmiyor.
 
Öte yandan Twitter, etiketlenen kurum ve kişilerin tweetlerini önermeyecek veya öne çıkarmayacak. Basın kuruluşlarının yanı sıra devlet sözcüleri ve bakanlar gibi üst düzey devlet yetkililerinin de hesaplarında etiketler yer alacak.

Çin’den ABD’ye TikTok tepkisi

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Wang Wenbin, dün yaptığı açıklamada, ABD’nin TikTok ve Wechat gibi Çin uygulamalarını hedefleyen yaptırımlarının ABD’nin sözde “adalet” ve “özgürlük”teki ikiyüzlülüğünü ve tipik çifte standartını ortaya koyduğunu belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, kısa süre önce verdiği bir röportajda, Trump yönetiminin kısa süre içinde TikTok ve Wechat dahil birçok Çin uygulamasına yeni yaptırımlar uygulayacağını bildirdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Wang Wenbin, dünkü olağan basın toplantısında Çin’in ABD’nin bu hareketine nasıl tepki vereceği sorusunu yanıtladı.

Sözcü, “ABD tarafı hiçbir delil sunmadan suç varsayımıyla Çinli şirketleri tehdit etti. Piyasa ekonomisi kurallarını ihlal eden bu davranış, ABD’nin sözde ‘adalet’ ve ‘özgürlük’teki ikiyüzlülüğünü ve tipik çifte standartını ortaya koydu. Bu aynı zamanda Dünya Ticaret Örgütü’nün açıklık, adalet, şeffaflık ve ayrımcılık yasağı ilkelerine aykırıdır ve Çin buna kararlılıkla karşı çıkıyor.” dedi.

Sözcü, “ABD’deki bazı insanları uluslararası toplumun seslerine kulak vermeye, ABD yönetimini yatırım yapan ve faaliyet gösteren tüm piyasa kuruluşları için açık, adil ve ayrımcı olmayan bir ortam sağlamaya, ekonomik ve ticari konuları siyasallaştırmayı bırakmaya ve ulusal güvenlik adına ayrımcı ve münhasır politikalar uygulamayı durdurmaya çağırıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Muhtemel sosyal medya kanunu üstüne bir fikir yazısı

Sosyal medyaya getirilecek olası düzenlemelerle ilgili herkesin bir sözü var. Orada doğmuş, orada yaşayan biri olarak ben de benimkileri sizlerle paylaşmak istedim.

Dün bu konuyu savunmak isteyen tecrübesizce yandaş bir spiker şu kelimeleri kullanıyordu yasalarla ilgili: “Ne yani hiç mi kural olmasın, onlardan hiç mi hesap soramayalım…” Kendini gazeteci sanan kızcağızın anlamadığı şey şuydu: Ya hep ya hiç diye bir şey yoktur.

Almanya ile aynı kanun olur mu?

Sosyal medya konusunda Almanya ile aynı kanunlara sahip olma yaklaşımı içinde aslında çok basit bir yanlış var: Biz, yönetim erkleri ve vatandaşlar Alman değiliz. Bunu bir aşağılama ya da hor görme sözü olarak söylemiyorum. Montesquieu’nün “İklimler Teorisi” fikirlerinden bu yana her topluluğun farklı bir yaşam ve hayata bakış şekli olduğu konusunda fikir sahibiyizdir sanırım.

Almanya’daki bir kullanıcı, geçen yıl Alman Cumhurbaşkanı’nın zekasını sorgulayan, ona aptal diyen cümleler kullandı. Hemen her ülkede olabileceği gibi mahkemeye verildi. Mahkeme konuyu ölçtü biçti ve şu kararı verdi: Bu sözler vatandaşın kişisel eleştiri hakları sınırları içindedir. Eleştirilen kişi ne kadar yüksek seviyede ve tanınmışsa eleştirinin sertliğini o kadar kaldırması gerekir.

Bu düşünceye sahip ülkelerin koyduğu kanunlarla “yaptığınız şey doğru olmayabilir” dendiğinde evine baskın düzenlenip gözaltına alınma ihtimali yüksek olan insanların ülkesindeki kanunlar aynı olmamalı. Bunun sebebini anlatmaya çalışmaya gerek var mı?

Anonim insanların bilgileri verilsin

Anonimlik bir haktır aslında. İnsanlar her söyledikleri için isimlerini resimlerini ve imzalarını koymak zorunda değillerdir. Bunu tartışmaya gerek yok. Ama getirilmesi düşünülen kanunun içinde anonim kalanların verilerinin çekilebilmesi, istediğinde hemen sağlanması var. O yüzden bu konuya da birkaç küçük adımla giriş yapmamız gerekebilir.

İnsanlar özel olarak isimlerinin duyulmasını istememe hakkına sahip ya. Bazı durumlarda bu zorunluluk haline geliyor. Mesela bir fikir beyan ettiğinizde başınıza bir şey gelmeyeceği garantisi verirseniz insanlar anonim kalmayı seçmeyebilir. Ancak her fikirde iş bulamıyor, işinden oluyor ya da hapis cezası riski alıyorsa o insanlar anonimliği seçer. Bu yüzden belki de bizim ülke olarak kullanıcıların anonim kalma hakkını talep etmeyeceği bir atmosfer yaratmamızda büyük fayda var.

Veri paylaşımı şirketler için zorunluluk mu?

Biz şirketlerden bazı kişilerin verilerini istiyoruz ve onlar bize bunları vermiyorlar. Nasıl vermezler! Allah onları kahretsin, kahretmekle de kalmasın onlar bize 10 milyon TL ceza versinler bir de üstüne hatlarını yavaşlatalım.

Bu bakış açısı bu aralar toplumun büyük bir kesimine çok normal geliyor. Çünkü onlara yanlış örneklerle sunuluyor konu. Ben size bir diğer yanlış örneği sunayım.

Diyelim ki siz ir sosyal medya sitesi kurdunuz. Adı zivitır.com… Bu siteye kadınlı erkekli birçok insan, dünyanın dört bir yanından geliyor. Suudi Arabistan’dan bağlanan bir kız erkek arkadaşıyla el ele tutuştuğu resmi paylaştı burada. Suudlar çıldırdı ve bu kıza 100 kırbaç atıp onu sonrasında recmetmek istiyor. O kızın ismini ve IP adresini verir misiniz?

Buna muhtemelen toplumun büyük bir kesimi hemen hayır diyecektir. O kızın başına gelenlerin sorumluluğunu almak istemedikleri gibi sizin tarafta suç sayılmayan el ele tutuşmak gibi bir aktiviteyi suç saymadığınızdan burada önemli bir şey yok diyecektir. E Suudların kurallarına nasıl karşı koyarsınız? Onların kanunlarına karşı mı geliyorsunuz? İçişlerine mi karışıyorsunuz? Ne hakla?

Şu anda yaşadığımız şeyin abartılmış bir kopyası bu. Bir insan için söylenen sözler Twitter ve Facebook gibi ülkelerin bağlı olduğu kanunlara göre suç değil. Adamlar suç işlenmediği bir ortamda bizimle bilgi paylaşma ihtiyacı hissetmiyorlar. Gerçekten yılda 10 bin isim ve IP talep ettiğimizde bunların hepsinin çocuk pornosu ve FETÖ mensubu olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Türk verisinin Türkiye’de kalması…

En acayip konulardan birisi verinin nerede kalacağı. Bu bir sosyal medya, mikro medya… Öyle ya da böyle bir medyadan bahsediyoruz. Bazı içerikler yaratılıyor burada. Bu içerikleri insanlar yaratıyor. Bu insanların nerede olduğu, bilgilerin nerede olduğu konusunu ayrıştırmanın ne kadar sorunlu olduğunun farkında mısınız?

Mesela ben Türk’üm dediğimde benim verim Türkiye’de mi saklanacak? Cevabınız evetse Türkiye dışında yaşayan 5 milyon Türk’ün verisi de Türkiye’de mi barındırılmalı? Türkiye’deki 5 milyon Suriyelinin verisi nerede durmalı?

Diyelim ki sadece Türkiye sınırları içinde yaşayan insanların verisi burada tutulacak. Peki onlar geçen sene 300 binin üstündeki Türk’ün yaptığı gibi yurt dışına gidince o zaman bu verileri istediğiniz ere koyabilirsiniz mi diyeceğiz?

İçinde parayla alakalı verilerimizin bulunduğu banka verilerinin Türkiye sınırları içinde tutulması çok iyi fikir. e-Devlet verilerimizin keza Türkiye sınırları içinde tutulması da harika. Ama ayaklarımızı denize doğru uzattığımız resimler ve korkutunca iki metre sıçrayan kedili videolarımızın Türkiye içinde kalmasının sebebi ne? Bunun içinden çıkamıyorum.

Huawei ABD’ye cevabı Yandex tarayıcılarla verecek

Teknoloji sektörünün iki büyük şirketi Yandex ve Huawei, yılın en önemli iş birliği anlaşmalarından birine imza atarak güçlerini birleştirdi. Bu anlaşmaya göre, hem Türkiye hem de Rusya’da, yeni dönemde Huawei Mobil Servislere (HMS) sahip tüm yeni ve mevcut cihazlarda Yandex’in arama teknolojileri varsayılan olarak yer almaya başladı.

Huawei internet tarayıcısında ve ana ekranda yer alan arama çubuğunda varsayılan arama motoru Yandex olarak geliyor. Bunlarla birlikte Huawei cihazlarının “AppGallery” uygulama mağazasında, Yandex’in Türkiye’de de kullanıcılara hizmet veren harita, navigasyon, e-posta gibi tüm popüler uygulamalarına da kolayca erişebiliyor.

Yapılan anlaşma ile ilgili konuşan Yandex Türkiye Genel Müdürü Onur Karahayıt, şunları söyledi: “Yandex olarak 2011’de giriş yaptığımız Türkiye arama motoru pazarında ayda 10 milyonun üzerinde tekil kullanıcımıza arama hizmeti sağlıyoruz. Bu tecrübenin bir sonucu olarak teknoloji alanında, Huawei gibi dünya akıllı telefon pazarının en önemli oyuncularından biri ile bu iş birliğine imza atmış olmaktan dolayı çok mutluyuz. İş birliğimizin bir parçası olarak, Huawei’in uygulama mağazası olan “AppGallery”de Yandex’in Türkiye’de milyonlarca kullanıcısı olan Harita, Navigasyon, E-posta, Çeviri gibi uygulamalarımızla yer almak üzere gerekli geliştirmeleri de tamamladık.”

Huawei Türkiye Tüketici Elektroniği Grubu Ülke Müdürü Seth Wang ise cümlelerinde şu sözlere yer verdi: “Türkiye, Huawei Mobil Servisler (HMS) eko-sistemini ve dünyanın 3. büyük uygulama mağazası AppGallery’i lokal anlamda geliştiren lider ülkelerden biridir. Bu bağlamda, Türkiye’de milyonlarca kullanıcısı olan Yandex’in uygulamalarının Huawei’nin resmi uygulama mağazası AppGallery entegrasyonunu da başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Türkiye ekibimiz HMS eko-sistemini geliştirmek ve bu sayede tüm kullanıcıların taleplerini karşılamak için hızlıca yol alıyor.”

Patentimizin olduğunun göstergesi patent davası

Koç Grubu bünyesinde bulunan ArçelikLG ile LG’nin Almanya ve Fransa’daki iştiraklerine, çamaşır makinelerinde hassas yıkama sağlayan ‘Direct Drive’ teknolojisiyle ilgili patentini, LG’nin piyasadaki ‘6 Motion’ isimli çamaşır makinelerinde ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı.

LG de daha önce buzdolabındaki buz yapma teknolojisinin fikri mülkiyet hakları için Koç Grubu’na patent davası açmıştı.

Arçelik’in geliştirdiği ‘Direct Drive’ teknolojisi, çamaşır makinesi tamburunun yarım dönüş beşik hareketi yapmasını ve böylece kıyafetlerin yıpranmadan hassas bir şekilde yıkanmasını sağlıyor.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün (WIPO) en fazla uluslararası patent başvurusu yapan şirketler sıralamasında 67’inci sırada yer alan Arçelik, geliştirdiği ‘Direct Drive’ teknolojisinin patentini 1997 yılında aldı.

‘Direct Drive’ teknolojisiyle ilgili patentini LG’nin ihlal ettiğini tespit eden Arçelik, konunun iki şirket arasında çözüme ulaştırılması için girişimlerde bulundu. Ancak LG’nin bu çabalara olumlu yanıt vermemesi üzerine, Arçelik halka açık bir şirket olarak, sahip olduğu fikri haklarını koruma sorumluluğu gereği Almanya ve Fransa mahkemeleri nezdinde patent ihlali davaları açtı.

Arçelik, yurt içi ve yurt dışında 20 Ar-Ge merkezi, 1.500’den fazla Ar-Ge çalışanı ve 3.500’e yakın uluslararası patent başvurusu ile Türkiye’nin Ar-Ge lideri konumunda. 150’ye yakın ülkede faaliyet gösteren Arçelik, yenilikçi teknolojileri ile sektöründe küresel ölçekte öncü çalışmalar yürütüyor.

LG geçen yıl buz dolaplarındaki buz yapma teknolojisinde patent ihlali olduğu iddiasında bulunarak Koç Grubu’nun şirketleri, Arçelik, Beko ve Grundig’e Almanya’da dava açmıştı.

Arçelik’in geliştirdiği ‘Direct Drive’ teknolojisinde, çamaşır makinesi tamburunun yarım dönüş beşik hareketi yapmasını ve böylece kıyafetlerin yıpranmadan hassas bir şekilde yıkanmasını sağlıyor.

LG’nin internet sitesindeki bilgilere göre ise 6 Motion Inverted Direct Drive adı verilen teknolojide, kemer ve kasnak sistemi ortadan kaldırılıyor ve yıkama programa göre 6 farklı seçenekte kazan hareketi ve kombinasyonları üretiliyor. Güney Koreli şirket bu sayede hem çamaşır yıkama performansını hem de motor ömrü ve verimliliğini artırdığını iddia ediyor ve 10 yıl garanti veriyor.

Wikipedia bu ülke için neden bir utanç belgesidir?

Wikipedia iki buçuk yıl kapalı kaldıktan sonra tekrar açılma yoluna girdi. Ha açıldı ha açılacak. Ama bunun açılıyor olması bizim için daha az utanılır hale getirmiyor. Bundan neden utanmamız gerektiğini sizlere birkaç madde halide hatırlatmak istedim:

  1. Wikipedia, insanların ortak emeğiyle üretilmiş, eğitim ve bilgilendirme amaçlı, tamamen ticari kaygılardan uzak bir internet oluşumuydu. Bunun değil kapatılması, bunu tartışmak bile utanç abidesi oldu
  2. Wikipedia, Türkiye’nin teröristlere destek vermesi konulu bir makale yüzünden yıllarca kapalı kaldı. Mesela Türklerin uzaylılara destek . verip dünyayı ele geçirme çabalarıyla ilgili, ya da Kızılderililerin dünyadan silinmesinde oynadığı rol konulu bir makale olsaydı bu siteyi kapatır mıydık? Ne kadar saçma der geçerdik değil mi? İşte Türkiye terörizme destek veriyor konulu bir madde yüzünden bunu kapatmamız bunun olabilirliğini doğrular, neredeyse tasdik eder, bunu ciddiye alır bir hava yarattı. Bu bizim için ayrı ve büyük bir utanç vesikası oldu.
  3. Bu ülkenin bütün halkı, neredeyse ağız birliği etmişçesine bu sitenin açılması için günlerce, haftalarca, aylarca ve ellerinden her geldiğinde bir yerlerde yazdılar, söylediler, sokaklara çıktılar. Bunun yeniden açılma ihtimalini bunca çağrıya rağmen dikkate almamak bu üke için büyük bir utanç durumu oluşturdu.
  4. Ülkesindeki hiçbir “yeniden açılmalı” sesine kulak vermeyen hükümet, AİHM’den gelen ilk kararda konuyu tekrar tartışmaya karar verdi. Kendi ülkesinin demokratlarına değil dış yapıların kararlarını daha çok dikkate aldı. Bu belki de bu ülkenin son yıllarda yaşadığı en büyük utançtı.
  5. Anayasa Mahkemesi’nin iki buçuk yıldır önüne almadığı bu dava dosyasını AİHM konu hakkıda görüş bildirdikten sonra işlemeye karar verdi. Mühim olan ülkesindeki hassasiyetleri dinlemesiydi. Bunu yapmadı. Yabancıların hassasiyetlerini dikkate alması birçok demokrat insanı çok utandırdı.
  6. Bugün Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, iktidar mensupları herkes Wiki’nin açılması gerektiğini, açılacağını söylemiş. BTK hala mahkemeden gerekçeli karar bekliyor. Bu da önemli bir utanç kaynağı olmalı onlar için. 2,5 yıldır gereksiz yere kapalı açın gitsin işte be!

Basın etiği üstüne ve Mimar Sinan’a dair bir hikaye

Yazdığım bir yazı üstüne bir arkadaşım aradı ve neden eleştiri konularını belli bir şirket üstünden yaptığımı sordu. Ben yazıları yazarken bir yanlış yapan şirketin yanlışını ortaya koyarsam genel olarak bunun yapılmasının yanlışlığı anlaşılır diye düşündüm.

Konuşu açayım: Bir şirket bir altyapı sağlayıcısını çağırıp kendi dükkanında rekor kırınca o rekor ona ait değil yine altyapı sağlayıcısına ait olur. Bunu A ya da B firmasının yapması daha doğru veya daha az yanlış yapmaz.

Aklıma şu hikaye geldi:

Süleymaniye Camisi’nin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmiş. O gün, insanlar camiin açılışı için gelmişler. Herkes, hayranlıkla camiye bakarken bir çocuk bağırmaya başlamış: “Şu minareye bakın, nasıl eğri!”

Çocuğun, minarelerden biri için eğri demesini Mimar Sinan da duymuş. Hemen çocuğun yanına gelip ona “hangi minare eğri, göster bana” demiş. Çocuk “İşte şu!” diye minarelerden birini göstermiş. Mimar Sinan, hemen adamlarını toplamış. Uzun halatları birbirine ekletip minareye bağlattı. “Çekin yukarı doğru!” diye bağırmış. İşçiler halatlara asılırken çocuğa “sen dikkat et, düzelince haber ver” demiş.

Çocuk bir süre sonra, “Tamam oldu!” demiş. İşçiler bu sözün ardından halatları toplamışlar. Başından beri olaya tanık olan Sinan’ın ustalarından biri, Mimar Sinan’ın yanına gelip ona “herkesten iyi biliyorsun ki minarede eğrilik yok. O hâlde niçin düzeltmeye kalkıştın” diye sormuş.

Mimar Sinan şöyle söylemiş: “Ben de biliyorum minarede eğrilik olmadığını! Ama çocuğun kafasındaki “minare eğri” intibaını da öyle bırakamazdım. Bu yönteme başvurdum ki, çocuğun kafasındaki “eğri” kanaati silinsin. Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı.”

Bu hikayeyi yazdıktan sonra şu açıklamayı yapayım ki başta gazeteci arkadaşlar da olmak üzere herkesin içi rahatlasın:

Huawei ya da Ericsson ya da Nokia gibi altyapı şirketleri; Turkcell ya da Vodafone ya da Türk Telekom ile 5G ya da 4G ya da 3G testi yaptığında, eğer daha önceki testlere göre daha yüksek bir değer oluşursa… Bu Turkcell ya da Vodafone ya da Türk Telekom’un rekoru olmaz. Bunu düşünüyor olmak bile insanların zekasına büyük bir şekilde hakaret etmektir. Çünkü bu kurumların altyapı sağlayıcılarına mekan vermek dışında sağladığı bir şey olmadığını düşünüyorum.

Ne zaman ki Turkcell, Vodafone veya Türk Telekom altyapıya mühendisleriyle katkıda bulunur, yepyeni ve daha önce yazılmamış bir yazılımla destek verir, frekansları daha önce yapılmamış bir yöntemle birleştirmeyi icat eder… O zaman rekor kırdık demeleri bir mantığa bürünür. O zamana kadar bizim firmamız hız rekoru kırdı bülteni çok yanlıştır.

Gelelim mesleki ahlak ilkelerine: Bir yanlışı dile getirdiğimde o yanlışı oluşturan öğelere odaklanmak lazım orada geçen isimlere değil. Mesela A siyasi partisi yanlış yapıyor dediğimde ülkede daha önceki dönemlerde B ve C partilerinin de o yanlışı yapıp yapmadığını araştırmak gerekmiyor. Çünkü burada fikir sahibinin yapmak istediği şey o andaki yanlışı düzeltmek.

Burada yapılanın sadece A partisine saldırmak olduğunu düşünenlerin hepsinin fikirlerini değiştirmek gibi bir niyetim yok. Ama belki de böyle düşünenler ya da A partisi yapılan yanlışın üstünü örtmek için konuyu başka yere çekme anlamında bunu söylüyor da olabilirler.

Olsun.

Minare için konuşuluyorsa halat atılıp çekiştirmek lazım ki hiçbir çocuğun ağzında laf kalmasın.

Türk Telekom ve Turkcell ve Vodafone’un hız testi adı altında yaptıkları çok yanlış.

Amerikan firmaları Huawei’nin yasaklarının kalkması için baskı yapıyor

Trump’ın ticaret savaşları hevesiyle Huawei’ye getirdiği yaptırımlar umduğu karşılığı bulamadı hatta geri tepti. Reuters’in yaptığı araştırmaya göre Huawei’nin Mayıs ayında kara listeye alınmasının ardından 130 şirket Huawei’den ürün ve hizmet tedarik etmek için başvuru yaptı.

Şu ana kadar başvuru yapan şirketlere bir lisans verilmedi, ancak şirkete mal tedariki yasağı henüz bu ayın başlarında ikinci bir geçici lisans onaylandıktan sonra yürürlüğe girdi.

Temmuz ayında, 50 şirket ABD Ticaret Bakanlığı’na Huawei’ye mal satmak için başvuruda bulundu.

Bazı ABD şirketlerinin Huawei’ye ihracat yasağı getirilmesi durumunda ciddi şekilde zarar görmesi bekleniyor. Ancak Çin ile ABD arasında devam eden savaş, karşılıklı demeçler de göz önünde bulundurulduğunda öyle kolay kolay bitebilecekmiş gibi gözükmüyor.

Huawei, kendisine karşı yapılan iddiaları defalarca reddetti ve ticari kara listenin tamamen iptal edilmesini istiyor ancak ABD oralı değil.

Şirket, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada ABD makamlarının eylemlerini “serbest piyasa rekabetinin temel ilkelerini ihlal ettiğini” vurgulayarak “haksız muamele gördüğünü” söyledi. Yapılanların ABD şirketleri de dahil hiç kimsenin çıkarına olmadığını belirtti.