e-Ticarette vergilendirme nasıl oluyor?

Tax form business financial concept with a pen and a calculator aside.

Dijital alt yapıya dayanan online ticaretin  hacmi her geçen gün büyürken, bu alanda faaliyete yeni başlayacak olan girişimciler en çok resmi işlemleri ve vergi prosedürlerini merak ediyor. WorqCompany Vergi Danışmanı Kurtuluş Nacar e-ticarette vergilendirme ile ilgili sıkça sorulan 10 soruyu yanıtladı.

1.Vergi Levhası Zorunlu mu?

E-ticaret; mal veya hizmet satışlarının, gerek yurt içine gerekse yurt dışına internet üzerinden yapılmasıdır. Ülkemizde ticaret yapmak belirli muafiyetler dışında vergiye tabidir. Dolayısıyla vergi levhası edinmek zorunludur. Vergi levhası alabilmek için ise gelir veya kurumlar vergisi mükellefi şirketlerden birinin kurulması gerekmektedir. Bu şirket kuruluşunun ardından vergi levhanız oluşacak ve verginizi ödemeye başlayabileceksiniz.

2.Şirket Adresinin Vergiye Etkisi Var mı?

Şirket adresi olarak üç seçeneğiniz mevcut:Fiziki bir ofis kiralamak, evinizi ofis olarak göstermek ve sanal ofis uygulamasından faydalanmak. Bu üç adres ihtimali de yasaldır. Vergisel olarak aralarındaki fark sanal ofis uygulamasında stopaj vergisi doğmamasıdır. Eğer evinizi ofis olarak göstermek isterseniz ödediğiniz kira üzerinden %20 oranında stopaj vergisini devlete ödemeniz gerekmektedir.

3.Hangi Fatura Türü Kullanılmalı?

Fatura türlerinde yasal sınırlar mevcuttur, örneğin e-fatura, yıllık  cirosu 5 milyon TL’yi geçen işletmeler için zorunludur. Ayrıca internet üzerinden pazaryeri aracılığı yapanlarda da (trendyol, hepsiburada gibi) e-fatura zorunluluğu vardır. Bu zorunluluklar kapsamında değilseniz, isteğe bağlı olarak kağıt fatura, e-arşiv fatura ya da e-fatura kullanabilirsiniz.

4.E-Ticarette Hangi Vergiler Ödenir?

E-ticaret şirketleri aşağıda sıraladığımız vergileri ilgili dönemlerde beyan etmek ve ödemekle yükümlüdürler;

  • Damga vergisi (damga vergisi beyannamesi ile)
  • Stopaj vergisi (muhtasar beyanname ile)
  • Katma Değer Vergisi (KDV beyannamesi ile)
  • Geçici Vergi (geçici vergi beyannamesi ile)
  • Gelir/Kurumlar Vergisi (gelir/kurumlar vergisi beyannamesi)

5.E-Ticaret İçin Kurulacak Şirkete Göre Vergiler Değişir mi?

Bu sorunun cevabı kazanç vergileri anlamında evet’tir. Diğer vergiler anlamında bir değişiklik olmamakla birlikte (ufak tefek tutar farkları olabilmekte) eğer şahıs işletmesi kurarsanız Gelir Vergisi Mükellefi olursunuz. Ancak Limited veya Anonim Şirket kurarsanız Kurumlar Vergisi mükellefiyetiniz başlar.

6.Vergilerin Ödeme Zamanları Nedir?

Vergilerin beyan ve ödeme zamanlarını şu şekilde listeleyebiliriz;

  • Damga vergisi                                

Sürekli mükellefiyetlerde ertesi ayın 26’sına kadar beyan edilerek aynı tarihe kadar ödenir. Diğer mükelleflerde ise damga vergisine konu olan işlem tarihinden itibaren 15 gün içerisinde beyan edilerek ödenmesi gerekir.

  • Stopaj vergisi

Muhtasar Beyanname, beyannameyi veren mükellefin çalıştırdığı işçi sayısına göre aylık ya da 3 aylık  (10 yada daha az işçisi olanlar) olarak düzenlenir. Her iki durumda da ilgili dönemin ertesi ayının 26’sına kadar beyannamesi verilerek ödemesi gerçekleştirilir.

  • Katma Değer Vergisi

Normal KDV aylık olarak izleyen ayın 26. günü akşamına kadar beyan verilir ve aynı tarihin akşamına kadar ödenir.İthalatta ise gümrük vergisi ile beraber ödenir.

  • Geçici Vergi 

Geçici vergi üçer aylık dönemler halinde hesaplanır ve bu üç aylık dönemi izleyen ikinci ayın 17’sine kadar beyan edilerek ödenir.

  • Gelir/Kurumlar Vergisi (gelir/kurumlar vergisi beyannamesi)

Gelir Vergisi, izleyen yılın mart ayının başıyla son günü arasında beyannamesi verilir. Birinci taksit Mart ayı sonuna kadar, ikinci taksit ise Temmuz ayı sonuna kadar ödenir.

Kurumlar vergisi beyannamesi ertesi yılın Nisan ayı başı ile sonu arasında verilir. Aynı süre içerisinde ödenir.

7.Hiç satış yapılmasa da vergi ödenir mi?

Tüm ticaret türlerinde olduğu gibi eğer vergi mükellefiyetiniz varsa iş yapmasanızda ödemeniz gereken bir vergi türü vardır; Damga Vergisi. Hemen hemen her vergi beyannamesinin kendine özgü tutarlarda Damga Vergisi vardır. Bir örnek vermek gerekirse KDV beyannamesinin Damga Vergisi tutarı 2021 yılı için her ay 64,15TL’dir.

8.E-Ticaret Vergileri Nasıl Ödenir?

E-ticaret dolayısıyla doğan vergi borçlarınızı dilerseniz Vakıfbank, Ziraat Bankası gibi devlet bankaları üzerinden banka şubesine giderek nakit olarak veya hesabınızdan ödeyebilirsiniz. Bir diğer vergi ödeme şekli ise, www.gib.gov.tr üzerinden hemen hemen bütün bankaların kredi kartları ile ödeme yapabilirsiniz. 

9.Kendi Beyanımızı Kendimiz Verebilir miyiz?

Ülkemiz mevzuatına göre şirketlerin vergi beyannamelerinin yetkili bir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir tarafından düzenlenmesi ve vergi dairesine verilmesi zorunludur. Dolayısıyla şirket kuruluşunun hemen ardından bir mali müşavirle sözleşme yapmanız gerekmektedir. Vergisel anlamda fatura giriş çıkışlarınız ilgili müşavir tarafından takip edilecek işlenecek ve ilgili tarihlerde devlete sunulacaktır.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir muhasebeci ile anlaşmak her ne kadar yasal bir zorunluluk olsa da,muhasebecinizi seçmek de yasal hakkınızdır. Bir mükellef olarak muhasebeci seçerken dikkat edilmesi gereken şeyleri gözden kaçırabilir ve bütün yatırımınızı emanet edeceğiniz muhasebeci seçiminde yani işinizin henüz kuruluşunda büyük bir hata yapabilirsiniz. Biz WorqCompany olarak muhasebecilere sunduğu dijital altyapı ile sizin adınıza muhasebeci yönetimi yaparak defterlerinizi tutacak olan bağımsız Serbest muhasebeci mali müşavirlerin görevlerini titizlikle yapıp yapmadıklarını gerekli yeterliğe sahiplik durumlarını takip ediyoruz.

10.Vergiyi Zamanında Ödemezsek Ne Olur?

Vergi Usul Kanunda; ”Vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.

Bu tanımdan anlamamız gereken ise; herhangi bir şekilde devlete ödemeniz gereken vergiyi ödemezseniz ya da eksik öderseniz işlediğiniz suç vergi ziyaıdır. Ve cezası bir kat fazladan vergi ödemektir. Kısaca bahsetmek gerekirse; ödemeniz gereken vergi tutarı 1.000TL iken ödemezseniz 1.000TL verginin üzerine 1.000TL’de vergi ziyaı cezası ödersiniz. Ya da bu 1.000TL’nin 700’ünü ödeyip 300’ünü ödemezseniz 300TL vergi ziyaı cezası ödemeniz gerekir.

Dronlar 24 saatlik işi 30 dakikaya düşürüyor

Fosil yakıtlardan elde edilen enerji üretimi düşüş göstermeye devam ederken, gözler yenilenebilir enerjinin yükselen yıldızı rüzgar enerjisinde olmaya devam ediyor. Özellikle teknoloji iş birliği konusunda en uygun alanlara sahip sektörlerden biri olan rüzgar enerjisi, teknolojik gelişmelerle verimliliğini artırıyor. Pandemi sürecinde rüzgar türbinlerinin bakım ve onarımlarında devamlılığın sağlanmasında gizli kahramanının dronelar olduğunu belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, kriz ortamlarında dahi enerji üretmeye devam eden rüzgar enerjisi bakım ve onarım hizmetlerinde aksamalar yaşanmamasının arka planında yatan İHA teknolojisinin 4 önemli faydasını sıralıyor.

Rüzgar Türbinleri İHA’larla İnceleniyor

Yükseklik ve zorlu hava şartlarında mücadelelerin gerçekleştiği rüzgar türbinlerinin bakım ve onarımlarındaki devamlılık büyük önem arz ediyor. Öyle ki enerji üretimindeki sürekliliğin sağlanması da kullanılan teknoloji ile paralel ilerliyor. Özellikle küresel çapta yaşanan pandemi sürecindeki zorlu çalışma ortamlarında teknolojik kolaylıklara olan ihtiyacın ne denli yüksek olduğu defalarca kanıtlandı. Dünyanın çok farklı bölgelerindeki rüzgar çiftliklerine dair raporlama gerçekleştirdikleri insansız hava araçları teknolojisinin faydalarını da bu süreç içerisinde verdikleri hizmetlerde ve rüzgar enerjisindeki elektrik üretiminde gördüklerini aktaran Ali Aydın, salgın sürecinde binlerce kanadın tek bir ara yüz üzerinden takip edilebildiği Sulzer Schmid’in 3DX platformu sayesinde kanatlara dair pek çok tespitin ve önlemin en kısa sürede, en etkili şekilde alındığını ve tamir ihtiyaçlarının da optimum zamanda belirlenerek ekonomik şekilde onarımının sağlanabildiğini dile getiriyor.

Drone Teknolojisinin Türbinler İçin 4 Büyük Faydası

Bir rüzgar türbinin duruş süresinin uzunluğu elde edilen enerji üretimine doğrudan etki ediyor. Bu nedenle de bakımlara yön veren incelemelerin hızlı ve güvenli bir şekilde gerçekleşmesi önem arz ediyor. Rüzgar türbini bakımına en verimli ve güvenilir yöntemi adapte ettiklerini belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, drone teknolojisinden faydalandıkları 3DX inceleme platformunun 4 önemli katkısını sıralıyor.

1. Veriler bulut sistemine aktarılıyor. Rüzgar türbini kanat bakım sürecinde öncelikle saha planlaması yapılarak dronelarla otonom uçuş gerçekleştiriliyor, sonrasında toplanan veriler kanat uzmanları tarafından incelenerek raporlanıyor ve bulut sisteminde saklanıyor. Bulutta saklanan görsel ve teknik veriler, yüksek güvenlikli şekilde saklanıp yetkili erişime daima açık oluyor.

2. Yarım saatte 1 türbin kanadı inceleniyor. Geleneksel yöntem olan iple erişimde türbinler durdurularak günde 1 türbin kanadı inceleniyor ve raporlama konusunda da bu yöntem sürecin devamlılığı açısından eksik kalabiliyor. 3DX inceleme platformu, rüzgar türbinine yönelik eksiksiz bir inceleme işleminin yarım saat içerisinde tamamlanmasını sağlıyor. Bu sayede türbin duruş süresi minimize edilerek maksimum enerji üretimine destek sağlanıyor.

3. En küçük hasarı bile algılıyor. Türbinlerin kanatlarındaki gözle görülen ya da görülmeyen birçok hasar türbinin ömrünü, duruş sürelerini ve dolayısıyla enerji üretimini etkiliyor. Rüzgar türbini kanatlarında 6 farklı açıdan %100 tarama ile kör nokta bırakmayan bu yeni teknoloji, topladığı yüksek çözünürlüklü görsellerle en küçük hasarları bile algılıyor ve zamanında alınacak önlemlere imkan sunuyor.

4. Doğru raporlama ve otonom değerlendirme sunuyor. Yapay zeka desteği ve drone teknolojisinin bir araya geldiği platformda kanatlardaki hasarlar ile ilgili doğru, hızlı ve insan hatasından arınmış otonom bir değerlendirme oluşturan 3DX, fark edilen kusurları da hasar öncelik durumuna göre kategorize ediyor. Böylece onarım aşamasına nereden başlanılması gerektiği ve hasarın derecesinin ne olduğuna dair türbin kanatları hakkında analiz sağlıyor.

WhatsApp’tan virüs yayılır mı?

Kaspersky, popüler bir WhatsApp mesajlaşma modunun FMWhatsapp adlı kötü amaçlı bir sürümünü keşfetti. Bu mod diğer Truva atlarını indiren, istem dışı reklam görüntüleyen, abonelik yapabilen istediği kullanıcıların SMS’lerini engelleyebilen Triada mobil Truva Atını yaymak için kullanılıyor.

WhatsApp anlık mesajlaşma için en popüler uygulamalardan biri olmasına rağmen, tüm kullanıcılar sunduğu her özellikten memnun değil. Uygulamanın daha kullanıcı dostu sürümü arayanlar, WhatsApp’ın resmi sürümünden çok daha fazla seçenek sunan değiştirilmiş sürümlerini yükleme yoluna gidebiliyor. Böylece dinamik şablonları seçme veya silinen mesajları okuma yeteneği gibi özelliklere kavuşuyor.

Bu tür uygulamalarda içerik oluşturucular, çalışmalarından para kazanmak için genellikle çeşitli reklamlar yayınlama yoluna gidiyor. Diğer taraftan, kullanıcıların bu modlara ilgisinden faydalanan ve genellikle reklam yoluyla kötü amaçlı kod dağıtan dolandırıcılar da mevcut. Buna bir örnek, Triada Truva Atı ve reklam kitaplıklarından birini içeren FMWhatsapp – 16.80.0 sürümü.

FMWhatsapp modunun tehlikeli sürümünde Triada Truva Atı bir arabulucu görevi görüyor. Truva Atı ilk olarak kullanıcının mobil cihazı hakkında veri topluyor ve ardından sahibinin emriyle diğer Truva atlarından birini akıllı telefona indiriyor. Bu Truva Atları bağımsız olarak reklamlar başlatabiliyor, cihaz sahibine ücretli abonelikler verebiliyor, hatta WhatsApp hesabına giriş yapabiliyor, giriş onaylama SMS’ini yakalayıp işi bitince silebiliyor ve kurbanı telefonları aracılığıyla yapılan yasa dışı faaliyetlere karşı savunmasız bırakabiliyor.

Kaspersky Güvenlik Uzmanı Igor Golovin, şunları söylüyor: “Bu uygulamayı kullanıcı kendi isteğiyle yüklediği için potansiyel tehdidi tanımlaması zor. Ancak siber suçluların bu tür uygulamalardaki reklam blokları aracılığıyla kötü amaçlı dosyaları yaymaya başladıklarını gözlemliyoruz. Bu nedenle yalnızca resmi uygulama mağazalarından indirilen mesajlaşma yazılımlarını kullanmanızı öneririz. Bunlar arzulanan bazı ek işlevlere sahip olmayabilirler, ancak akıllı telefonunuza bir sürü kötü amaçlı yazılım da yüklemezler.”

Katlanan telefonların fiyatlarına katlanabiliyorsanız…

Geçtiğimiz günlerde Galaxy Z Serisi’nin yeni üyelerini tanıtan Samsung Electronics, katlanabilir akıllı telefon deneyimini bir kez daha yeniden tanımlıyor. Cihazların inovatif form faktörü sayesinde Galaxy Z Serisi, akıllı telefonlara getirdiği yeni kullanım şekilleri ile cihazlarını açarak kullanma, hatta dik yerleştirme olanaklarına kavuşmasını sağlayarak kullanıcıların günlük yaşamlarını da değiştiriyor. Kullanıcı zevklerine hitap eden özel tasarıma sahip tamamen yenilenmiş Galaxy Z Serisi, hem iş hayatını hem de özel hayatı kolaylaştıran, dijital yaşam tarzına uygun mobil deneyimler sunarken inovatif tasarımı sayesinde kullanıcılarına farklı deneyimlerin kapılarını açıyor. 

Yeniden şekillendirilmiş özel tasarımlar

Her iki model de Galaxy Z Serisi konsepti kapsamında bir araya gelen benzer form faktörlerine sahip. Galaxy Z Fold3, açıldığında iki akıllı telefonun toplam genişliğinde bir tablet ekran genişliğine ulaşabilirken, Galaxy Z Flip3 katlandığında bir akıllı telefonun yarısına denk boyutuyla son derece kompakt bir modele dönüşüyor. Her iki cihazın benzersiz ve özel tasarımları aynı zamanda “Galaxy Z” kimliğini karakterize eden güçlü bir izlenim bırakıyor.

Açılabilen geniş ekranlar

Kullanıcıların Galaxy Z Fold3 telefonu açarken, kapatırken veya sadece ellerinde tutarken yaptığı her hareket pürüzsüz ve zahmetsizce gerçekleşiyor. Özel tasarımı ve bileşenleri sayesinde iki ekranı kesintisiz bir araya getiren Galaxy Z Fold3 önceki modellere kıyasla daha ince bir görünüme sahip olduğundan, elde tutulması da çok daha kolay oluyor. Ekrandaki görüntü ile adeta bir bukalemun gibi renk değiştirip kaybolabilen yeni ekran altı kamera teknolojisi sayesinde kullanıcılar cihazı açık olarak kullanırken daha kesintisiz bir görüntüleme deneyimi yaşıyor. Ekranın kusursuz 120 Hz yenileme hızı ve mobil bir telefonda olabilecek en üst düzey donanımlardan biri olan Dolby Atmos ses çıkışı sayesinde kullanıcılar video, oyun ve diğer içeriklerin tam içinde hissedebiliyor.

Ekran katlanmışken de kullanılabiliyor

Galaxy Z Flip3’ün belirgin özelliklerinden biri, avuç içine rahatlıkla sığmasını sağlayan ikonik, kompakt tasarımı. Samsung kullanıcı deneyimini daha da kolaylaştırmak amacıyla kamera ve Kapak Ekranını tek bir alanda düzenleyip kamera çıkıntısını ortadan kaldırarak telefonun görünümün daha şık olmasını sağladı. Bu değişikliğin etkisiyle Galaxy Z Flip3’ün Kapak Ekranı, önceki modelden dört kat daha büyük ve birçok yeni özelliğe sahip. Kullanıcılar, cihaz katlanmışken de alarmlarını kontrol edebiliyor, çalma listelerini düzenleyebiliyor, sesli not kaydedebiliyor ve zamanlayıcı ayarlayabiliyor.

Birçok deneyimi aynı anda yaşatıyor

Samsung, günümüzde kullanıcıların yapmak zorunda oldukları işleri yerine getirmenin yanı sıra sevdikleri şeyleri de asla kaçırmamaları gerektiği anlayışıyla Galaxy Z Fold3 ve Galaxy Z Flip3 ile çoklu görevleri yerine getiren mobil deneyimleri güçlendirmeye yardımcı oluyor.Galaxy Z Fold3 kullanıcıları, aynı anda birden fazla görevi zahmetsizce yerine getirmek için cihazın 7,6 inç Sonsuz Esnek Ekranından ve gelişmiş Esnek Modundan yararlanabilirken, Galaxy Z Flip3 kullanıcıları aynı anda video kaydetmek ve bir canlı sohbete ev sahipliği yapmak için Esnek Mod’u kullanabiliyor. Üstelik bunların hiçbiri için ekstra ekipmana ihtiyaç da duymuyorlar. Her iki cihaz da modern kullanıcının hem iş hem de eğlence dâhil olmak üzere her türlü ihtiyacını aynı anda karşılıyor. 

Verimliliği artıran özellikler 

Galaxy Z Fold3, teknolojinin sınırlarını zorlayarak oluşturulmuş esnek tasarımı sayesinde günlük hayatta mükemmel bir iş arkadaşı olarak da öne çıkıyor. Geniş Kapak Ekranı, kullanıcıların telefonu açmaya gerek kalmadan çok çeşitli işlevlere erişmesini sağlıyor, akıllı çoklu görev özellikleri de hareket halindeyken verimli bir şekilde çalışabilmelerine yardımcı oluyor. Kullanıcılar Ana Ekrandaki sabit Görev Çubuğundan gerekli uygulamaları sürükleyerek çoklu görevleri aynı anda üç ekran açarak dahi yapabiliyor. Bir uygulama sürüklendiği takdirde yeni bir pencerede açılıyor ve kullanıcının iş akışında herhangi bir kesinti olması önleniyor. Kullanıcı nerede olursa olsun toplantı sırasında not almayı veya materyallere göz atmayı kolaylaştıran gelişmiş Esnek Mod sayesinde Galaxy Z Fold3, video konferans için de oldukça ideal. Cihaz için özel olarak tasarlanmış S Pen de kullanıcıların daha hızlı ve daha doğru bir şekilde sürükleyip bırakmalarına ve hatta el yazısıyla not alarak gerçekten kusursuz bir çalışma deneyimi yaşamalarına olanak tanıyor.

Daha iyi iletişime yardımcı olan araçlar 

Tasarımı başlı başına ikonik olan Galaxy Z Flip3’ün inovatif yapısı,   büyük gruplarla iletişim kurmak gerektiğinde de devreye giriyor. Cihazı sadece bir desteğe yerleştirerek canlı yayın, vlog ve diğer benzer etkinlikler için video çekmek her zamankinden daha kolay hale geliyor. Cihaz katlı durumdayken bile, eğlenceli selfie’ler çekmek için Kapak Ekranı kullanılabiliyor. Galaxy Z Flip3, kullanıcıların tasarım tercihleri veya genel olarak dünya ile kurdukları iletişim üzerinden kendilerini istedikleri gibi ifade etmelerine yardımcı oluyor.

Kullanıcının kendini ifade etmesini sağlıyor 

Galaxy Z Serisi’nin tasarım kimliğini temsil eden Galaxy Z Fold3 ve Galaxy Z Flip3, günümüz kullanıcılarının çok yönlü profillerine uyumlu, farklı ve benzersiz tasarım değerleri de sunuyor. Galaxy Z Fold3, zamana karşı direnen güçlü bir cihaz olarak tasarlandı. Galaxy Z Flip3 ise kendini ifade etme özelliğiyle kullanıcıların işlevden ödün vermeden tarz sahibi olmasını sağlıyor. Her iki cihaz da kullanıcılara, kaliteli işçilik ve inovasyonun keyfini çıkarırken kendilerini güçlü bir şekilde ifade etme olanağı sunuyor.

Zamansız tasarım en son inovasyonları içeriyor

Galaxy Z Fold3’ün tasarımı, yüksek kaliteli renk ve kaplamalarla klasik akıllı telefon tasarımına modern yorumlar getiriyor. Phantom Black rengi, Samsung’un benzersiz tasarım mirasının bir uzantısını oluştururken Phantom Green rengi günümüzde çevre konusunda önemi daha da artan sürdürülebilirliği yansıtıyor. Phantom Silver rengi, nötr bir ton iken sıcak bir pembe dış görünüş ile derinlik ve tarzı birlikte sunan bir ton tercihi sunuyor. Galaxy Z Fold3’ün deri kılıfı cihazın hem önünü hem de arkasını kaplıyor ve kullanıcılar S Pen’in ayrı ve kendine özgü kılıfını kullanarak S Pen’i kolaylıkla koruyabiliyor. En kolay kullanım amacıyla kılıfa eklenen halka da, kullanıcıların cihazlarını tek elle rahatça taşıyabilmelerini sağlıyor.

İkonik görünüm benzersiz zevklere hitap ediyor

Galaxy Z Flip3’ün genişletilmiş seçenekler yelpazesi sayesinde kullanıcılar, kendi benzersiz kişiliklerini ve tercihlerini ifade edebiliyor. Cihazın ön tarafını çıkartmalarla süsleme geleneği Galaxy Z Flip3’te de devam ediyor ve kullanıcılar artık sevdikleri resimleri veya duvar kâğıtlarını Kapak Ekranında görüntüleyebiliyor. Daha da benzersiz bir cihaz deneyimi isteyenler için Samsung.com’da özel şık renk örnekleri de bulunuyor. Kullanıcılar, silikon kayışlar ve halka kulplar başta olmak üzere çok çeşitli kılıf aksesuarlarıyla akıllı telefonlarını daha da iddialı hale getirebiliyor.

Minik not: Küçük katlanan telefonlar 12 bin, büyük katlananlar ise 22 bin…

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Turkcell’in şebeke hızı 4 megabit mi 1,6 gigabit mi?

Şebeke hızı çok enteresan bir şey. Bağlanan kişi sayısına göre değişiyor. Hava durumuna göre değişiyor. Baz istasyonuna olan uzaklığınıza göre değişiyor. Hatta çevrenizde çok fazla baz istasyonu varsa bu bile hızınızı negatif yönde etkileyebiliyor. Bn bunların hepsini Turkcell’de yaptığım sohbetlerde öğrendim.

İletişim çok enteresan bir şey: kime yaptığınıza göre somut sayısal şeyler bile inanılmaz şekilde değişebiliyor: Mesela iletişimi kurumsal iletişim yapıyorsa şirketin genel müdürünün ağzından hız 1,6 gigabit oluyor. Telefondan 1,6 gigabit nasıl gelir hiçbir fikrim yok. Bir keresinde Turkcell denemek için bana 1 gigabit karasal bağlantı vermişti. Kabloyla bilgisayara vermiştim o hızı ve inanamamıştım. Dosya indirirken indirmedi sanmıştım tekrar tekrar tıklamıştım linke. Meğerse indirmedi sandığım şeyi tıklar tıklamaz indiriyormuş. Kendime çok gülmüştüm sonrasında. Yani bunu mobil şebekede nasıl verirsiniz, hangi telefonla alırsınız, nerenize alırsınız hiç bilmiyorum.

Ama belli ki Türkiye’de birisi bir seferinde bu hızlarla bağlanmış ve o sırada oradan geçen bir Küresel Mobil Tedarikçiler Birliği üyesi bunu deneyimlemiş. Sonra demiş ki Turkcell’e siz Küresel Durum Raporu’na göre Avrupa’nın en hızlı 4.5G şebekesine sahip operatörüsünüz… Hatta Turkcell LTE şebekesinde sunduğu 1.6 Gbps hız ile dünyanın en hızlı üç operatöründen biri…

Ardından belli ki Küresel Mobil Tedarikçiler Birliği’nden olmayan bir vatandaşımız Turkcell’e demiş ki “ben de test yaptım. 4 megabiti geçemiyorum…” O zaman iletişime kendini Turkcell Müşteri Hiz olarak tanıtan birim girmiş. Ve demiş ki 4 megabit mobil bağlantı hızı, hız limitlerinin üzerindedir ve normaldir.

Şimdi biri 10 diğeri 15 olsa… Hani yüzde 50 fark olsa… Derim ki çevresel koşullar, anlık oynamalar, o bu şu… Olur. Ama biri 4, diğeri 1.600… Arada 400 kat fark var. Akıl karı mı bu? Ya Müşteri Hiz birimi Turkcell’in altını oyuyor yalanlarıyla… Ya da iletişim birimi abartıyor.

Tamam şimdi bunu okuyan birimler oiyecek ki “hacı yalnız 1,6 gigabit hızı sadece peak hız… Yani olabilecek en yüksek hız. Özel ortamlarda uygun şartlarda yanlışlıkla belki de sağlanabilmiş en yüksek hız…” Haklı olurlar. Gerçekten de öyle. Ama ben de derim ki “hacılar o zaman bunu bültene yazacaksınız. Bu bültenin hiçbir yerinde geçmiyor. İletişim öyle şakaya gelir bir iş değil.”

Turkcell’in hızı 1,6 gigabit ile dünyanın zirvesinde yazacaksanız, bir zahmet 4 megabit ortalamayı da yükselteceksiniz. “Ya sizin hızınız harbiden 4 megabit mi” diye soran adama cevap vereceksiniz.

Tamam Türkiye’de “1,6 gigabit hızla zirvedeyiz ne demek be” diye soran gazeteci sayısı çok azalmış olabilir.

Ama bitmedi…

Ceplere saldırılar yüzde 400 arttı

Günümüzde çalışanlar, iş verimliliğini daha da artırabilmek adına mobil cihazları tercih ediyor. Ancak kullanımı sıklaşan mobil cihazlar, yeterli siber savunmaya sahip olmadığı takdirde siber suçluların güçlü saldırılılarına davetiye çıkarıyor. Yapılan araştırmalara göre, güvenlik açıkları bulanan mobil cihazlara yönelik yapılan saldırılar %400 artarken, kullanıcılar arasındaki farkındalığın hala çok düşük olduğu görülüyor. Siber suçluların pes etmeksizin mobil cihazlara erişmek için çeşitli yollar denediğini vurgulan WatchGuard Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, bu cihazları hedeflemek için kullanılan yaygın saldırı tekniklerini ve alınması gereken önlemleri sıralıyor.

Kullanıcıların Yalnızca %1’i Mobil Cihazlarını Korumayı Tercih Ediyor!

Çoğu kullanıcı dizüstü bilgisayarlarını olası virüslerden ve kötü amaçlı yazılımlardan korumanın önemini daha iyi anlasa da çevrim içi işlemlerinin çoğu için güvendiği cihazları savunmasız bırakıyor. Öyle ki yapılan araştırmalarda, kullanıcıların yalnızca %1’inin cihazlarına kötü amaçlı yazılımdan koruma yazılımı yüklediği bildiriliyor. “Akıllı telefonlarımızdaki siber saldırıları önleme konusunda daha dikkatli olmamız gerektiği açık. Tehditler gerçektir ve yapılan araştırmalar, durumun daha da kötüye gittiğini açıkça ortaya koymaktadır.” ifadelerinde bulunan Yusuf Evmez, kullanıcıları gerekli önlemleri almaya davet ediyor.

Mobil Cihazları Hedefleyen Yaygın Siber Tehditler

Ağ güvenliği ve zekası, güvenli Wi-Fi ve çok faktörlü kimlik doğrulamanın önde gelen küresel sağlayıcısı WatchGuard’ın Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, mobil cihazları hedeflemek için kullanılan 5 yaygın saldırı tekniğini ve alınması gereken önlemleri paylaşıyor.

1. Sosyal Mühendislik: Sosyal mühendislik saldırıları hackerlerin çalışanlarınıza, şifreleri gibi özel bilgileri vermeleri veya cihazlarına kötü amaçlı yazılım indirmeleri için kandırmak amacıyla sahte e-postalar veya metin mesajları göndermesidir. Kimlik avı ve diğer sosyal mühendislik saldırılarına karşı en iyi savunma, çalışanlara şüpheli görünen kimlik avı e-postalarını ve SMS mesajlarını nasıl tespit edeceklerini ve bunların eline düşmekten nasıl kaçınacaklarını öğretmektir. Hassas verilere veya sistemlere erişimi olan kişilerin sayısını azaltmak, saldırganların kritik sistemlere veya bilgilere erişmek için sahip olması gereken erişim noktalarının sayısını azalttığı için kuruluşunuzun sosyal mühendislik saldırılarına karşı korunmasına da yardımcı olabilir.

2. Kötü Amaçlı Uygulamalar ve Veri Sızıntıları: Sızan veriler, kurumsal güvenlik için en büyük tehdit olarak kabul edilmektedir çünkü yapılan araştırmalar, günümüzde mobil uygulamaların %85’inin büyük ölçüde güvenli olmadığını göstermektedir. Kurumunuzu kötü amaçlı veya güvenli olmayan uygulamalar yoluyla veri sızıntısına karşı korumanın en iyi yolu, uygun güvenlik araçlarını kullanmak ve çalışanlarınıza eğitim vermektir.

3. Herkese Açık Wi-Fi: Herkese açık Wi-Fi ağları genellikle özel ağlardan çok daha az güvenlidir çünkü ağı kimin kurduğunu, şifrelemeyle nasıl korunduğunu, şu anda ona kimin eriştiğini veya izlediğini bilmenin bir yolu yoktur. Şirketinizi halka açık Wi-Fi ağları üzerindeki tehditlere karşı korumanın en iyi yolu, çalışanların şirket sistemlerine veya dosyalarına erişmek için bir VPN kullanmasını istemektir. Bu durum, sistemlerinize erişmek için genel bir ağ kullanıyor olsalar bile oturumlarının gizli ve güvenli kalmasını sağlayacaktır.

4. Uçtan Uca Şifreleme Boşlukları: Herhangi bir hassas iş bilgisi için uçtan uca şifreleme şarttır. Uçtan uca şifreleme, yetkisiz erişimi önlemek için birlikte çalıştığınız tüm hizmet sağlayıcıların hizmetlerini şifrelemesini sağlamanın yanı sıra kullanıcılarınızın cihazlarının ve sistemlerinizin de şifrelenmesini kolaylaştıracaktır.

5. Güçsüz Parola Alışkanlıkları: Hem kişisel hem de iş hesaplarına aynı cihazdan aynı ve güçsüz bir şifre ile erişmek, hackerlerin sistemlerinizi ihlal etmesi için yapması gereken işleri kolaylaştırmaktadır. Çalışanlarınızın mobil şirket uygulamalarına erişmek için çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) kullanmasını zorunlu kılmak, kimliklerini ek kimlik doğrulaması yapmaları gerekeceğinden, hackerlerin sistemlerinize erişme riskinin azaltılmasına da yardımcı olacaktır.

Bakanlıktan 15 milyar TL yatırım desteği

Yatırımları desteklemek için sağlanan yatırım teşvik belgesi uygulamasından Temmuz ayında 672 proje yararlandı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından verilen belgelerle projelerin yatırım tutarı 14 milyar 948 milyon 961 bin 316 TL olarak açıklandı. Yatırımların 19 bin 407 kişiye istihdam sağlaması bekleniyor.

170 projeye 5 milyar TL yatırım

Resmi Gazete’de yayımlanan yatırım teşvik belgesi listesine göre, Temmuz ayında 170 yatırım teşvik belgesine tamamlanma vizesi verildi. Yatırım işlemi tamamlanan projelerin yatırım tutarı 5 milyar 856 milyon 148 bin 224 TL oldu. Yatırım teşvik belgesi kullanan firmalar, 4,5 yıl boyunca kurumlar vergisi indirimi, gümrük vergisi muafiyeti, KDV muafiyeti, SGK teşviki, faiz desteği gibi avantajlardan yararlanabiliyor. 

8 bin kişiye istihdam sağandı

İşletmelerin teşvik ve destekler konusunda bilinç düzeyinin artmasıyla istihdam ve ihracatta büyük hedeflere ulaşmanın mümkün olduğunu vurgulayan IFASTURK Mali Müşavirlik ve Denetim Kurucusu Mesut Şenel, “Temmuz 2021’de yatırım teşvik belgesi tamamlama vizesi alan projeler 8 bin 828 kişilik istihdam yarattı. İşletmelerin devlet desteklerinden faydalanarak ülke ekonomisine katkıda bulunmaları ihracat ve istihdam oranlarını artırıyor. Devlet teşvik ve destekleri konularında deneyimli ekibimizle işletmeler için en uygun programları belirleyerek vergi avantajlarından ve finansman desteklerinden faydalanmalarını sağlıyoruz.” dedi.

Elbiselerimiz cihazları kablosuz şarj edecek

Çinli bilim insanları, yüksek performanslı dokuma lityum-iyon fiber pillerin ölçeklenebilir üretimini gerçekleştirdi. Bu gelişme, giysiler aracılığıyla kablosuz olarak şarj edilebilen elektronik cihazları gerçek olmaya bir adım daha yaklaştırdı.

Fudan Üniversitesi’nden araştırmacıların bu tür fiberlerin iç direncinin uzunluklarına göre nasıl değiştiği gösteren ve güvenli lityum-iyon fiber piller geliştirilmesine yönelik teorik destek öneren ilgili çalışması, kısa süre önce Nature dergisinde yayınladı.

Araştırma ekibinin geliştirdiği bir metre uzunluğundaki fiberin; akıllı telefonlar, akıllı bileklikler ve kalp atış hızı monitörleri gibi giyilebilir elektronik aletlere uzun süre kesintisiz güç sağladığı kanıtlandı. Makaleye göre, alıkoyma kapasitesi 500 şarj-deşarj döngüsünden sonra yaklaşık yüzde 90,5 oranında kalan fiber, 100 bin döngü boyunca büküldükten sonra kapasitesinin yüzde 80’inden fazlasını koruyabiliyor. Araştırmacılar, bu tür pillerin uzunluğu daha önce santimetre ölçeğinde olduğundan fiberleri dokumak imkansız olduğunu belirtiyor.

Bilim insanları, yeni keşifle birlikte yüksek performanslı dokuma lityum-iyon fiber pilleri yapmayı başardı. Ekibin yaptığı açıklamada, tekstillerin kablosuz şarj cihazları ile entegre edildikten sonra akıllı telefonlar için esnek ve istikrarlı güç kaynağı çözümleri haline gelebileceğini belirtildi. (Çin Uluslararası Radyosu haberi)

İBB’den denizlere yeni taksi

İBB, Haliç Tersanesi’nde ürettiği deniz taksileri, bu ay sonunda hizmete sokuyor. Yeni nesil ve çevreci araçlar, engellilerin, bebek arabalı ailelerin, bisikletlilerin de rahatlıkla kullanabileceği şekilde özel olarak tasarlandı. Mobil uygulama ile ulaşılacak taksilerin ücretleri UKOME’de belirlenecek. Altı ay sonra dolmuş taksi modeline geçilecek.
 
Ocak ayında üretimine başlanan ve kamuoyuna İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından tanıtılan deniz taksiler, test sürüşünü başarıyla geçti. Haliç Tersanesi’nde üretilen 50 adet taksinin sekiz tanesi, bu ay sonunda hizmet vermeye başlayacak. Üst gelir sınıfı yerine herkese hizmet vermesi hedeflenen taksilerde, altı ay içinde dolmuş taksi modeline geçilecek.

BU KEZ LÜKS OLMAYACAK

Deniz taksiler artık sadece üst gelir grubuna hitap etmeyecek. UKOME’de belirlenecek ücretlerin, herkesin yararlanabileceği şekilde makul bir seviyede tutulması hedefleniyor. 

YERLİ VE ÇEVRECİ

Haliç Tersanesi’nde tamamen yerli olarak üretilen deniz taksilerin tasarımı Şehir Hatları Genel Müdürü Sinem Dedetaş’a ait. Tüm mühendislik işleri şirket bünyesinde hayata geçirilen deniz taksiler çevreci özelliği ile de dikkat çekecek. Mil başına 3 litre yakıt tüketecek deniz taksilerden beş tanesi elektrikle çalışacak. 

İSKELEYE BAĞIMLI OLMAYACAK

Deniz taksiler, taksi hizmetinin yanı sıra toplu ulaşımın gitmediği yerlerde de denizin kullanımına imkan sağlayacak. Hem araç trafiğini hafifletecek hem de deniz yolunun kullanımını artıracak. Her yere yanaşabilecek tasarımı ile iskele bağımlılığını ortadan kaldırıp, istenilen yerde inilip binilmesiyle farklılık yaratacak.

ENGEL YOK

Araçlar tasarlanırken hem konforlu olmasına hem de her engel grubuna hitap etmesine dikkat edildi. Engelliler, bebek arabalı aileler, akülü araç kullananlar ve bisikletliler, yeni nesil deniz taksileri kolaylıkla kullanabilecekler. 

MOBİL UYGULAMA İLE ÇAĞRILACAK

İlk test sürüşü 30 Ağustos’ta gerçekleştirilen deniz taksileri kullanmak isteyenler mobil uygulama üzerinden çağrıda bulunacak. İlk etapta 98 iskeleden çağrı yapılabilecek. Daha sonra uygulama genişletilerek yolcuların istenilen yerden inip binmesine imkan sağlanacak. Altı ay sonra, paylaşımlı taksi dolmuş modeline geçilecek. 

TOPLAM 50 TAKSİ

Şimdilik 50 deniz taksinin hizmet vermesi planlanıyor. Eylül ayının sonunda 8, yılsonunda toplam 45 taksi hizmete girecek. Beş adet elektrikli model de Şubat 2022’de filoya dahil olacak. 

10 YOLCU KAPASİTELİ

On yolcu taşıyacak deniz taksilerde bir kaptan ve bir gemici olmak üzere iki personel bulunacak. Bu personeller arasında kadın denizciler de yer alacak.

RENGİNİ İSTABULLULAR SEÇTİ

İBB’nin tasarlayıp ürettiği ilk deniz taksinin rengi, İstanbullular tarafından seçildi. ‘Boğaz’ olarak adlandırılan mavi renk, toplam 150 bin oyun yüzde 36’sını aldı.

Yayım tarihi
BÜLTEN, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Çin’den çip krizine karşı 8,9 milyar dolarlık yatırım

Çinli Semiconductor Manufacturing International Corporation (SMIC) -Uluslararası Yarı İletken Üretim Kurumu- Shanghai’de bir çip üretim tesisinin inşası için 8,87 milyar dolarlık bir yatırım öngördüğünü açıkladı. Hükümet tarafından da desteklenen girişim, ülkenin bu sektörde bağımsızlığını güçlendirecek ve üretim kapasitesini artıracak. 

Söz konusu yatırım, gerçekten de Çin’in bu alandaki kapasitesini büyük ölçüde yükselterek küresel klasta çip üreten bir tesisle donatılmasını sağlayacak. Üstelik bu proje SMIC’in Shenzhen’de kurmayı planladığı ve ayda 40 bin adet 30 santimetrelik silisyum çip plakası üretebilecek 2,35 milyar dolarlık fabrikaya eklenmiş olacak. 

Shanghai üretim tesisinde ise SMIC, ayda 100 bin çip plakası üretimi için sözleşme imzaladı. Fabrika, şirketin bildirisinde belirtildiği üzere, 28 nanometre (1 nanometre 1 metrenin milyarda biridir) veya fazlası olgun teknolojilere odaklanacak. Bunlar, yarı iletkenlere tüm dünyada son derecede ihtiyaç gösteren otomotiv endüstrisine ve bu arada elektrikli araçlara tahsis edilecek.   

Öte yandan SMIC, söz konusu projeyi  denetlemek amacıyla hükümetle ortak bir girişim oluşturmayı öngörüyor. Bu girişimde SMIC, Lingang FTZ eşliğinde büyük hissedarı olacak. Şirket ayrıca, toplam 5,5 milyar dolar sermayeli bu yeni girişim için yeni yatırımcılar aradığını da açıkladı. (Çin Uluslararası Radyosu)

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Kalem, kağıt ve bilgisayar birlikteliği

Dünyanın önde gelen ekran çözümleri sağlayıcılarından ViewSonic, gerçek yazı deneyimini dijital teknolojiyle birleştiren ViewBoard NotePad 7,5” Grafik Tablet’i tanıttı. Özellikle pandemi süreciyle daha da hız kazanan dijitalleşmenin eğitim alanına uyarlanmış en çarpıcı örneklerden biri olan ViewBoard NotePad, öğrenciler için özel olarak üretilen bir dijital yazı tableti olarak tanımlanıyor. Hiçbir kısıtlama olmadan her türlü kağıdı kullanarak gerçek kalemle not almayı ve anında bu notları ekranda görmeyi sağlayan ürün, aynı zamanda dijital ortamda bulunan not ve çizimlerin üzerine yazı yazmaya da olanak tanıyor.

Kalem ve kağıda teknolojik dokunuş

Geleneksel eğitim materyalleri kağıt ve kalemi günümüz teknolojisiyle birleştiren yeni nesil kompakt çözüm ViewBoard NotePad 7,5” Grafik Tablet, öğrencileri daha verimli ve keyifli bir öğrenme sürecine davet ediyor. Grafik tablet ayrıca tak ve çalıştır tasarımıyla, ek donanım veya yazılım sürücülerine ihtiyaç duymadan, birlikte verilen USB kablosuyla bağlantı kurmayı kolaylaştırıyor. 

Özel olarak tasarlanmış gerçek mürekkep kullanılan elektromanyetik kalem, pile ihtiyaç duymadan çalışıyor. NotePad, her kalem darbesinin neredeyse tam olarak çoğaltılmasını sağlamaya yardımcı olan ±60 ° eğimle 4096 basınç seviyesini algılayabiliyor. 0,25 mm hassasiyete sahip olan dijital not defteri, 250 PPS yazı tepkisiyle kağıt üzeri yazıları veya çizimleri gerçek zamanlı olarak dijitalleştirip seri bir şekilde not almayı kolaylaştırıyor.

Üst seviyede verimlilik

ViewBoard NotePad’in okulda ya da evde öğrencilerin dijitalleştirilmiş notları gerçek zamanlı olarak almalarını sağlayan kullanıcı dostu bir cihaz olduğunu vurgulayan ViewSonic Türkiye, Orta ve Doğu Avrupa Direktörü Hasan Koçyiğit, “ViewSonic, paylaşımı ve üretkenliği artırmaya yardımcı olabilecek bu yeni etkileşimli çözümü ile öğrenme ortamına, ‘dijitalleştirilmiş öğrenme’ için tamamlayıcı bir araç sağlıyor. Kullanıcılar ister dijital içerik oluştursun, ister yönetsin veya paylaşsın, NotePad ile verimlilik daha üst seviyeye çıkacaktır” diyor.

Doğal bambu tasarım

200 x 170 x 7,5 mm boyutlarındaki ViewBoard NotePad, hafif, dayanıklı ve bambu kullanılan tasarımı sayesinde çok rahat taşınıyor. 5080 LPI dijital çözünürlüğü olan bu yeni nesil not defteri; Windows 7, MacOS 10.11 veya daha yeni sürümler ile uyumlu bir şekilde çalışıyor. Eğitim dünyasına geleneksel ve yeni nesil sistemleri başarıyla harmanlanmış kompakt bir ürün olarak etkileyici bir soluk katan 7,5 inç ViewBoard NotePad, eğitim ve tasarım yazılımlarıyla uyumuyla da dikkat çekiyor. 

ViewBoard NotePad 7,5” Grafik Tablet; bir adet mürekkepli kalem, USB kablosu, uç klipsi, iki yedek mürekkep ve hızlı başlangıç klavuzu ile birlikte sunuluyor.

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Getir’den n11’e ortaklık girişimi

Getir, Türkiye’nin öncü alışveriş platformlarından n11’e ortak olmak için ön görüşmeleri tamamladı. Yurt içinde ve yurt dışında hızlı büyümesini sürdüren Getir, n11 ile olası ortaklık ve iş birliği opsiyonları için kapsamlı incelemelerde bulunuyor.

Dünyada bir ilki 2015 yılında Türkiye’de başlatarak ortalama 10 dakikada market ürünlerini kullanıcılarla buluşturan Getir, Türkiye’nin öncü açık pazar konseptli alışveriş platformlarından n11’in hisselerini kısmi satın alma işlemleri için kapsamlı inceleme sürecini başlattı. Son dönemde yurt dışındaki önemli stratejik hamlelerde bulunan Getir bu işlem ile birlikte Türkiye’deki en büyük yatırımını yapmış olacak.

Doğuş Grubu ile Güney Kore’nin en büyük gruplarından SK Group’un ortaklığında Doğuş Planet çatısı altında Mart 2013’te kurulan n11, 20 milyondan fazla ürün ve 270 binden fazla iş ortağını 23 milyondan fazla kullanıcıyla buluşturuyor.

Getir, büyümeye devam ediyor

1500 ürünü, haftanın 7 günü, gece gündüz, dakikalar içinde teslim eden Getir; GetirYemek, GetirBüyük, GetirSu ve GetirÇarşı hizmetleri ile de kullanıcılarının hayatlarını kolaylaştırıyor. 2021 yılının ilk altı ayında toplamda 1 milyar dolara yakın yatırım alarak 7 milyar 555 milyon dolar değerlemeyle ulaşan şirket; Türkiye’nin yanı sıra İngiltere’de 7 şehirde ve Hollanda, Almanya ve Fransa’da hizmet veriyor. Getir, yıl sonuna kadar İspanya, İtalya, Portekiz ve Amerika’da da faaliyete başlamayı hedefliyor.

Yayım tarihi
BÜLTEN, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Afganistan’ın eski devlet başkanı Eşref Gani paranızı “çalmaya” çalışıyor!

Afganistan Kabil havaalanından binlerce insanı tahliye etme çabaları devam ediyorken, siber suçlular masum internet kullanıcılarını dolandırmak için ülkeden ayrılan Devlet Başkanı Eşref Gani’yi taklit ediyor. Araştırmacılar tarafından en son yakalanan ön ödeme dolandırıcılığında siber suçluların, “Afganistan Başkanından Mesaj!” konulu e-postalarla Afganistan devlet başkanının devrilmesi gündemini kullandıklarını belirten Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, kolay yoldan para kazanmak isteyen insanların zafiyetinden faydalanarak yeni bir dolandırıcılık yöntemi geliştirildiği uyarısında bulunuyor.

Afganistan’daki Kabil havaalanından binlerce insanı tahliye etme çabalarını sürüyorken, siber suçlular internet kullanıcılarını dolandırmak için yeni bir yol deniyor. Bitdefender Antispam Lab araştırmacıları tarafından en son yakalanan ön ödeme dolandırıcılığında siber suçluların, masum kurbanları kandırmak için ülkeden ayrılan Devlet Başkanı Eşref Gani’yi taklit ettiği görülüyor. “Afganistan Başkanından Mesaj!” konu başlığıyla iletilen e-postalarla Afganistan devlet başkanının devrilmesi gündemini kullandıklarını belirten Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, kolay yoldan para kazanmak isteyen insanların zafiyetinden faydalanarak yeni bir dolandırıcılık yöntemi geliştirildiğini söylüyor ve bu e-postalara hiçbir şekilde itibar edilmemesi uyarısında bulunuyor.

Afgan Devlet Başkanı Eşref Gani’yi Taklit Ederek İnandırıcılığı Artırıyorlar! 

Ne yazık ki, savaşın harap ettiği ülkedeki sarsıcı olaylardan yararlanmaya yönelik bu girişim şaşırtıcı değil, çünkü dolandırıcılar genellikle dünyayı ilgilendiren büyük olayları oldukça fazla kullanırlar ve kurbanlar için yıkıcı mali etkiler yaratan korku ve yanlış bilgilerden yararlanırlar.

Dolandırıcıların gönderdiği e-posta “Benim adım Mohammad Ashraf Ghani Ahmadzai, Eylül 2014’ten Ağustos 2021’e kadar dünyaca ünlü Taliban tarafından devrilmeme kadar Afganistan’ın 14. Devlet Başkanı olan Afgan bir politikacı, akademisyen ve deneyimli bir ekonomistim.” şeklinde başlıyor.

Mektup, tipik bir ön ödeme dolandırıcılığı olarak devam ediyor ve dolandırıcılar, hedeflerden büyük miktarda parayı güvence altına almaya yardım etmelerini istiyor. Dolandırıcıların hikayesi, eski Afgan devlet başkanının 169 milyon dolarlık devlet fonuyla ülkeden kaçtığı iddiaları da dahil olmak üzere en son haber manşetleriyle bir şekilde tutarlı. Gani, BAE’den canlı yayınlanan bir kamu açıklamasında bu iddiaları reddetse de, e-posta aksini belirtiyor.

 “Afganistan Devlet Başkanından Mesaj!” konulu e-postada eski Afgan Devlet Başkanı Eşref Gani’yi taklit ederek “Hükümetime baskın çıkan isyancılar ve teröristler nedeniyle ülkemden kaçtıktan sonra şu anda güvenli bir ülkede size bu mesajı yazıyorum ve CNN, Aljazeera ve Russia Today gibi haberlerde de görebileceğinizi ve izleyebileceğinizi biliyorum. Bu büyük sıkıntı sırasında birçok yabancı ve bölgesel güç beni terk ettiği için bu güvenli mektubu birçok acıyla yazıyorum ancak Elhamdülillah, ülkemden toplam 800 milyon ABD doları tutarında bir sürü nakitle ayrıldım. Geleceğimi ve geri dönüşümü güvence altına almaya yardımcı olmak için ayrıntılarınızla birlikte bana geri döneceğinizi umuyorum. Birbirimizi iyi anladığımızda size belirli bir yüzdeyi sunmaktan mutluluk duyacağım ve tüm maddi varlıkların alınmasında nasıl yardımcı olabileceğinizi, sizden duymaktan mutluluk duyacağım. Bu acil dikkat gerektiren bir konudur.” mesajını oluşturan dolandırıcılar, bu tür e-postalara yanıt veren alıcılardan rüşvet, havale ücretleri ve yasal belgeler için ön ödeme istiyor. Aynı zamanda mağdurları ikna etmek isteyen kullanıcılara paranın bir kısmı vadediliyor.

Bir ön ödeme dolandırıcılığında siber suçluların genellikle, kullanıcılardan büyük miktarda parayı güvence altına almaya yardım etmelerini istediklerini söyleyen Alev Akkoyunlu’ya göre kullanıcıların bu tür e-postalara itibar etmemeleri, bilinmeyen kişilerin hesabına banka havalesi yapmamaları gerekiyor.

“Bu E-postalara Hemen Kanmayın!”

Ön ödeme saldırılarına karşı korunmak için “Gelen kutunuzda beliren ve sizden yüzde veya nakit karşılığında büyük miktarda parayı bir ülkeden diğerine taşımanıza yardım etmenizi isteyen herhangi bir yabancı e-posta derhal silinmelidir.” ifadeleriyle kullanıcıları daha dikkatli olmaya davet eden Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, “Sizi hemen harekete geçmeye teşvik eden kötü yazılmış e-postalara karşı daima dikkatli olun. Bazı durumlarda, dolandırıcılar güveninizi kazanmak için resmi görünümlü belgeler bile gönderirler. Size ne kadar belge veya resim gönderirlerse göndersinler, bu kişilere asla hesap numarası, kişisel bilgi vermeyin, para transferi yapmayın veya yeni banka hesabı açmayın.” uyarısında bulunuyor.

Uzaktan çalıştık ama siber güvenliği hiç düşünmedik

Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY, iş dünyasının siber güvenlik tehdit ve saldırılarına karşı yaptığı hazırlık ve yatırımları inceleyen Küresel Bilgi Güvenliği 2021 Araştırması’nın (Global Information Security Survey – GISS) sonuçlarını açıkladı. Dünya genelinden 1.000’i aşkın şirketin üst düzey yöneticisi ile yapılan anket sonucu oluşturulan araştırma; finansal hizmetler, tüketici ürünleri ve perakende, sağlık ve yaşam bilimleri, enerji, teknoloji, medya, eğlence ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlere ilişkin bulgular içeriyor. Araştırmaya göre; Covid-19 pandemisinin bir sonucu olarak hızlı şekilde geçilen yeni çalışma modelleri, yetersiz yatırım yapılan siber güvenlik sistemleri dolayısıyla, şirketleri sayısı gittikçe artan ve daha karmaşık hale gelen siber saldırılar karşısında savunmasız hale getiriyor. 

Siber güvenlik liderleri hiç olmadığı kadar endişeli

Araştırmaya katılan siber güvenlik liderlerinin yarısından fazlası (%56) şirketlerinin uzaktan ve esnek çalışmaya ilişkin yeni gereksinimleri yerine getirebilmek için siber güvenlik süreçlerinden bir kısmını göz ardı ettiklerini ifade ediyor. Bununla birlikte yöneticilerin %43’ü şirketlerinin siber tehditleri yönetme kabiliyeti ile ilgili hiç olmadığı kadar endişe duyduklarını dile getiriyor. %77’si ise fidye yazılım gibi siber saldırıların sayısında geçen 12 aylık dönemde artış gözlemlediklerini söylüyor. 

Acil aksiyon alınmalı

“Şirketlerin geçtiğimiz yıl benimsemek zorunda kaldığı değişim hızının bedeli büyük oldu” diyen EY Türkiye Danışmanlık Bölümü Ortağı ve Siber Güvenlik Hizmetleri Lideri Ümit Yalçın Şen araştırma sonuçları ile ilgili olarak şu değerlendirmede bulundu: “Ayakta kalmak için hızlı bir dönüşüm ihtiyacının doğması ile siber güvenlik ihmal edildi. Siber güvenlik açıkları kapatılmadan yeni çalışma modellerine geçilmesi, hele ki pek çok şirketin bu yeni uygulamaları pandemi sonrası dönemde kalıcı hale getireceği göz önünde bulundurulduğunda, çok önemli riskler yaratıyor. Son dönemdeki fidye yazılım olayları acil aksiyon alınmasının zorunlu olduğunu gösteriyor.”

Siber güvenlik bütçeleri ihtiyaçla uyumlu değil

Araştırmaya göre; siber güvenlik tehditlerinin artmasına rağmen siber güvenlik bütçeleri genel BT harcamalarına kıyasla düşük kalıyor. Araştırmaya dâhil şirketler geçen mali yılda ortalama 11 milyar dolar gelir elde etmelerine karşın, siber güvenliğe yalnızca 5,8 milyon dolar harcama yapıldı. 

Siber güvenlik stratejik yatırımlara yeterine dâhil edilmiyor

Yöneticilerin %39’u siber güvenlik bütçesinin geçen 12 aylık dönemde ortaya çıkan yeni zorlukları yönetmek için gerekli olan miktarın altında olduğunu belirtiyor. Yine %39’u siber güvenlik harcamalarının, BT tedarik zinciri dönüşümü gibi stratejik yatırımlara yeterince dâhil edilmediğini ifade ediyor. %36’sı da şirketlerinin, siber güvenlik savunmasına yeterli yatırım yapılması halinde önlenebilecek, büyük bir siber saldırıya uğramasının an meselesi olduğunu düşünüyor. 

Kurum içinde birimler arası ilişkiler güçlendirilmeli

Araştırma sonuçları kurum içinde siber güvenlik liderleri ile diğer fonksiyonlar arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Siber güvenlik liderlerinin %41’i pazarlama fonksiyonu ile olan ilişkilerini negatif, %28’i şirket sahipleri olan ilişkilerini de zayıf olarak tanımlıyor. 2020 yılı araştırma sonuçları; yöneticilerin %36’sının olası yeni iş inisiyatiflerinin planlanma aşamasında siber güvenlik ekiplerine danışılacağına dair güven duyduğunu gösteriyordu, bu oran 2021 yılında %19’a düştü. 

Haftada 4 gün çalışıp aynı maaşı almak!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Dinçer Atlı, özellikle Covid-19 süreciyle birlikte uzaktan çalışmanın birçok sektörde zorunlu olarak uygulanmasının çalışma yaşamında yeni çalışma biçimlerinin tekrar gündeme gelmesine neden olduğuna dikkat çekti.

Çalışma, mutluluk kaynağı olamaz mı?

Doç. Dr. Dinçer Atlı, çalışma eyleminin tarih boyunca zahmet, meşakkat gibi anlamlar taşıdığını belirterek şunları söyledi:

“Eski Yunan’da çalışma anlamında kullanılan ‘ponos’ sözcüğü ‘sıkıntı verici görev duygusu’ anlamına geliyordu. Latince’deki ‘poena’ sözcüğü de benzer bir anlama sahip olarak dert, keder acı anlamı taşır. Göktürkçe’de ise emek sözcüğü ‘emge’ sözcüğünden geliyor ve zahmet, eziyet acı anlamına geliyor. Peki emek ve çalışma zahmet ve sıkıntı ile eşdeğer olmak zorunda mı? Çalışmak mutluluk kaynağı olamaz mı? Bu bağlamda, Sigmund Freud ‘Mutluluk nedir?’ sorusuna ‘Sevmek ve çalışmaktır’ yanıtını veriyor. Karl Marx ise yabancılaşma olmadığı sürece çalışma eylemini doğal bir eylem olarak keyif ve mutluluk kaynağı olarak görür. Çalışma sürelerinin kısaltılması konuşulurken Bertrand Russell’a değinmeden geçmek olmaz. Russell, 1935 yılında yayınladığı “Aylaklığa Övgü” adlı denemesinde modern teknolojiler sayesinde uygarlığa zarar vermeksizin boş vakti insanlar arasında pay etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Russell, bu konuda oldukça cüretkârdır ve çalışma saatlerinin günde 4 saate indirilmesini ve geri kalan zamanı insanların kendileri için harcamalarını önerir.”

Covid-19 süreci yeni çalışma biçimlerini getirdi

Günümüzde Russell’ın önerdiği kadar ütopik olmasa da ücret kesintisi olmadan çalışma sürelerinin kısaltılması ile ilgili bazı ülkelerde tartışma ve uygulamalar başladığını kaydeden Doç. Dr. Dinçer Atlı, dünyada Covid-19 süreci ile birlikte uzaktan çalışmanın birçok sektörde zorunlu olarak uygulanmasının, çalışma yaşamında yeni çalışma biçimlerinin tekrar gündeme gelmesine neden olduğunu kaydetti. 

Dört günlük çalışma düzeni gündeme geldi

Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Özellikle İzlanda, Japonya, Yeni Zelanda, Almanya, Finlandiya, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerde ücret kesintisi olmadan azaltılmış çalışma saatlerinin ya da diğer deyişle haftada dört günlük çalışma düzeni konusunda sendikalar, sivil toplum örgütleri ve bazı politikacıların başlattığı tartışmalar gündemde yer tutmaya başladı.” dedi.

Çalışma saati düştü, verimlilik arttı

Bu bağlamda ilginç gelişmelerden birinin 2015-2019 yılları arasından İzlanda’da yaşandığını kaydeden Doç. Dr. Dinçer Atlı, “İzlanda’da 2015 yılında BSRB- Devlet ve Belediye Çalışanları Federasyonu (BSRB), Reykjavík Belediyesi ve merkezi hükümet tarafından gerçekleştirilen dünyanın en büyük çalışma deneyinde 2 bin 500 işçi ile pilot bir çalışma yapıldı.   Ardından 2017 yılında BSRB ile hükümet arasında 440 çalışanın katıldığı ikinci deney yapıldı. İzlanda’daki Sürdürülebilirlik ve Demokrasi Derneği (Alda) ve İngiltere’deki Autonomy Derneği’nin ortak analizine göre; ülke nüfusunun yüzde 1’ine karşılık gelen bu deneylerin sonucunda ücretlerde azalma olmadan çalışma saatleri haftada 40 saat yerine 35-36 saate düşürüldüğünde verimlilik ya aynı kaldı ya da arttı. Bunun yanında deneye katılanlarda stres ve tükenmişlik hissi azaldı, sağlık ve iş-yaşam dengesinde önemli ölçüde iyileşme yarattığı görüldü.” diye konuştu. 

İzlanda’da hayata geçiriliyor

Yapılan bu denemelerin, İzlanda’daki sendikaları işçilerin çalışma modellerini işverenlerle yeniden görüşmeye yönelttiğini ifade eden Doç. Dr. Dinçer Atlı, “2019-2021 döneminde çalışanlar sendikaları aracılığıyla iş sözleşmelerine azaltılmış çalışma saatlerini ekletmeyi başardılar. Aynı ücrete bir gün daha az çalışma modeli 2021 Haziran ayı itibarıyla İzlanda’daki çalışanlar %86’sı için uygulanan ya da çok yakın gelecekte uygulanacak bir düzenleme olarak hayat buluyor. İzlanda’da ilerleyen tarihlerde haftada dört gün çalışma modelinin kalıcı olması ve tüm iş kollarına yayılması öngörülüyor.” dedi.

İzlanda’daki uygulama ilham verebilir

Doç. Dr. Dinçer Atlı, sözlerine şöyle devam etti: “İzlanda’da kamu kesiminde başlayan ve özel sektörde de uygulama alanı bulan ücret kesintisi olmadan azaltılmış çalışma saatleri, günümüzde dünyanın diğer ülkelerinden çalışanlar ve işverenler için de ilham kaynağı. Bu bağlamda sendika ve sivil toplum örgütlerinin tartışmaya açtığı bu çalışma düzenlemesi dünyada henüz yaygın uygulama alanı bulamasa da Japonya, Yeni Zelanda, Almanya, Finlandiya, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerde tartışılıyor.”

Bir esnek çalışma yöntemi: Sıkıştırılmış iş haftaları düzenlemesi

Bu konuya yakın bir uygulama olarak sıkıştırılmış iş haftaları düzenlemesine değinen Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Bir ‘esnek çalışma’ yöntemi olan ‘sıkıştırılmış iş haftaları’ düzenlemesi ise insan kaynakları uygulamalarında yer alan bir yöntem. Bu yöntemde örneğin haftalık 5 gün olan çalışma programı beş günden daha az zamana sıkıştırılıyor. Örneğin günlük 8 saatlik çalışma yerine günde 10 saat ve haftada 4 gün olarak düzenleme yapılıyor. ABD, Yeni Zelanda, Avustralya, İngiltere, Almanya gibi ülkelerde uygulama alanı bulan bu düzenlemelerde genellikle İzlanda örneğindeki gibi toplam çalışma süresi azaltılmıyor çalışma süreleri belirli günlere sıkıştırılıyor.” diye konuştu. 

Bu yöntemler verimi artırıyor

Doç. Dr. Dinçer Atlı, bu çalışma yöntemlerinin iş yerindeki verimi düşürmediğini, hatta artırdığını belirterek çalışanların üretkenliğine ve iyi oluş haline katkı sunan İzlanda örneği tarzı uygulamaların ya da yerine göre bir ‘esnek çalışma’ yöntemi olan ‘sıkıştırılmış iş haftaları’ düzenlemesi gibi uygulamaların önümüzdeki süreçte daha çok tartışılacağını söyledi.

Verimlilik ve iş kalitesi artıyor

Bu uygulamaların dünyanın çeşitli ülkelerinde daha fazla oranda uygulama alanı bulacağını kaydeden Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Zira araştırmalar da gösteriyor ki çalışanlar iş yoğunluğu ve iş stresinden uzaklaşır ve işverenleri ile gönül bağı içerisinde olurlarsa hem verimlilik hem de iş kalitesi artıyor. Verimlilik ve iş kalitesinin artması işverenler için karlılık anlamına geldiği için de hem çalışan hem işveren hem de müşteriler açısından bir kazan kazan durumu oluşturuyor.” dedi.  

5 bin fidye saldırısı

REvil fidye yazılımı çetesinin Yönetilen Hizmet Sağlayıcılara (MSP’ler) ve dünya çapındaki müşterilerine karşı büyük bir saldırı düzenlediği açığa çıktı. Bu, binlerce şirketin potansiyel fidye yazılımı kurbanı olmasına yol açtı. Kaspersky araştırmacıları Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika’da 5 binden fazla enfeksiyon girişimi gözlemledi.

İlk olarak 2019’da ortaya çıkan REvil (diğer adıyla Sodinokibi), hizmet olarak fidye yazılımı (RaaS) operatörleri arasında en üretken olanı. Vurdukları hedefler ve rekor fidye yazılımı kazançları nedeniyle son birkaç ayda çok sayıda manşete konu oldular. Son saldırıda REVil, MSP’ler için BT Yönetim Yazılımı sağlayan bir şirkete bulaştı ve dünya çapında çok sayıda şirketi etkisi altına aldı. Saldırganlar, PowerShell scripti aracılığıyla kötü niyetli bir yük dağıttı ve bu da muhtemelen MSP sağlayıcısının yazılımı aracılığıyla çalıştırıldı.

Bu komut dosyası Microsoft Defender for Endpoint koruma özelliklerini devre dışı bıraktıktan sonra meşru bir Microsoft binary dosyası, Microsoft Defender çözümünün eski bir sürümü ve REvil fidye yazılımı içeren kötü amaçlı kitaplık içeren kötü amaçlı bir yürütülebilir dosyanın kodunu çözdü. Saldırganlar yükleyicideki bu bileşen kombinasyonunu kullanarak DLL yandan yükleme tekniğinden yararlandı ve birden çok kuruluşa aynı anda saldırdı.

Tehdit İstihbarat Servisini kullanan Kaspersky, 22 ülkede 5 binden fazla saldırı girişimi gözlemledi. Bunlar arasında en çok etkilenenler İtalya (%45,2 kayıtlı saldırı girişimi), ABD (%25,91), Kolombiya (%14,83), Almanya (%3,21) ve Meksika oldu (%2.21).

Kaspersky Tehdit Keşif Başkanı Vladimir Kuskov, şunları söyledi: “Fidye yazılımı çeteleri ve bağlı olduğu kuruluşlar, Colonial Pipeline, JBS ve o zamandan beri farklı ülkelerdeki diğer birçok kuruluşa yapılan yüksek profilli saldırıların ardından oyunu büyütmeye devam ediyor. Bu sefer REvil operatörleri dünya çapında binlerce yönetilen işletmeye MSP’ler aracılığıyla büyük bir saldırı gerçekleştirdi. Bu vaka, tedarikçiler ve ortakları dahil olmak üzere tüm aşamalarda uygun siber güvenlik ölçümlerinin ve çözümlerinin uygulanmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.”

Kaspersky bu tehdide karşı koruma sağlıyor ve aşağıdaki adlarla tespit ediyor:

  • UDS:DangerousObject.Multi.Generic
  • Trojan-Ransom.Win32.Gen.gen
  • Trojan-Ransom.Win32.Sodin.gen
  • Trojan-Ransom.Win32.Convagent.gen
  • PDM:Trojan.Win32.Generic

Kişisel veri güvenliği şirketlerin olmazsa olmazı

15 yılı aşkın bir süredir bankacılık, telekom, turizm, hizmet, perakende ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Kafein Teknoloji, pandemi ile birlikte kişisel verilerin öneminin arttığına vurgu yapıyor. Ulusal ve global pek çok müşterinin teknoloji yazılımı ve yönetimi alanındaki ihtiyaçlarına yanıt veren halka açık yazılım şirketi Kafein Teknoloji’nin ürün ve proje departanı lideri Ersin Bitirgen, Türkiye’nin lider şirkerlerinin yanı sıra Avrupa’da da KVKK alanında öncü çalışmalar sürdürdüklerini dile getirdi. Bitirgen, şirketlerin dönüşüm yolculuğunda yatırım yaparken veriyi korumanın ilk adımlarından biri olması gerektiğinin ve kurumların DNA’sının bir parçası haline gelmesinin çok önemli olduğunun altını çizdi. Verilerin doğru yapılandırılmaması ve saklanmaması, şirketleri hem kanunen kusurlu hem herhangi bir problemle karşılaştıklarında müşterilerin güvenini kaybetmekle karşı karşıya getirdiğini de belirtti.

Küresel Risk Sıralamalarında “Veri Güvenliği” Başı Çekiyor

Türkiye’de 2016 yılında yürürlüğe giren ve 2 yıllık bir uyum süresinin ardından zorunlu hale gelen Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kişisel veri toplayan her kurumun uyması gereken bir kurallar silsilesi sunuyor. İsimler, adresler, elektronik postalar, telefonlar, ırk-milliyet-memleket-ten rengi, dini ve siyasi görüşler, yaş, cinsiyet, medeni durum, aile bilgileri, kimlik numaraları, parmak izleri, genetik veriler, sağlık geçmişi, kan grubu gibi bilgiler, fiziksel ve ruhsal durum, eğitim, adli sicil, istihdam geçmişi ve finansal durum, hatta başka kişilerin o kişi hakkındaki görüşleri kişisel veri kabul ediliyor.

“Küresel risk raporlarına göre en önemli risklerin başında veri güvenliğine karşı yürütülen faaliyetler geliyor. Dolayısıyla kurumların hızla kişisel verilerin neler olduğunu belirleyip bu verileri korumak için aksiyon alması ve kişisel verileri korumayı kurumsal davranış modeli haline getirmesi çok önemli.”

2020, Güvenlik Açıkları ve Veri Sızıntısında Tarihin En Kötü Yılı

Kafein Teknoloji  Proje ve Ürünler Grup Müdürü olarak görev alan Ersin Bitirgen bu alanda dikkat edilmesi gereken noktaları şu şekilde belirtti;

“Günümüzün dünyasında kurumlar artık çok farklı mimariler ve geniş teknoloji araçları ile müşteri ile çalışmaktadır. Bu  yapılarda müşterilerden alınan tüm bilgilere dikkat edilmeli ve özen gösterilmelidir. Müşteri verilerinin sahibi kurumlar değildir, kurumlar sadece bu verilerin emanetçisi durumundadır. Bu emanetleri doğru şekilde kullanan ve sahip çıkabilen kurumlar uzun vadede kazanan ve güven duyulan kurumlar olarak  kalacaktır. Müşteriler artık sadece iyi hizmet veren değil aynı zamanda güvenilir kurumlar ile çalışmak istemektedir.”

Bugün dünya genelinde 6 milyondan fazla yazılımcı büyük veri analitiği üzerinde çalışıyor. Fidye yazılımlar, kurumlara yönelik e-dolandırıcılık, bilgisayar korsanlığı ve kurum çalışanlarının veri güvenliği alanındaki açıklarının yanı sıra sistem boşlukları, kurumların hem verimlilik hem değer hem de müşterinin güvenini kaybetmelerine neden oluyor. Bu sebeple tüm dünyada uygulanan kişisel verilerin korunması uygulamalarının Türkiye’de de kurumların DNA’sının bir parçası haline gelmesi çok önemli.

Kafein Teknoloji  Bilgi Yönetimi ve Güvenliği Direktörü M. Timur Sarıgül bu alanda verdiği demeçte “Risk Güvenlik Raporlarına göre 2020’nin güvenlik açıkları ve veri sızıntısı noktasında kayıtlara geçen en kötü yıl olduğunu artık kurumların bu konulara çok önem vermesi gerektiğini belirtti”

Kafein Teknoloji KVKK uyumluluğu dahilinde öncelikle müşterileri için veri keşfi yapıyor ve verileri tanımlıyor. Tanımlanmayan verinin korunması ve kümelenmesi mümkün olmadığı gibi, zaman zaman şirketlerin teknoloji ekiplerinin farkında bile olmadığı veri kaynaklarını tespit ediyorlar. Veri kaynaklarının tespitinin ardından verilerin nasıl düzenleneceğine dair bir yol haritası oluşturuyor; kurumlarda toplandığının farkına bile varılmayan, kullanılmayan, eskiyen ve bir düzen içinde tutulmayan yapısallaşmamış verilerin ele alınması çok daha zor olduğu için bu alanda büyük bir katme değer sağlıyorlar.

Veriler, sadece hacim olarak değil, üretim hızları ve çeşitlilik açısında da çok büyük olabiliyor. Veri bu kadar büyük olunca kişisel veriler de bu büyük verilerin çok önemli bir kısmını oluşturuyor.

Kafein Teknoloji, tüm kurumların KVKK’yı bir fırsat olarak görmesi gerektiğini, kişisel verilerin korunması yanında altyapıda da değişiklikler ve yeniliklerle bahar temizliği yapmak, geleceğe ve hatta değişen koşullara hazırlıklı olarak çalışmak demek olduğunu savunuyor. Zira Kişisel Verileri Koruma operasyonel verimlilik için aslında sürekliliği olması gereken bir süreç.

Telefonu suya düşürünce ne yapmalıyız?

Sıvıyla temas eden telefonlara yapılan ilk işlemler cihazlarda kalıcı hasarlar bırakabiliyor. Birçok kişinin panikle hareket ederek telefonlarına yanlış müdahalede bulunduğunu belirten Veri Kurtarma Hizmetleri Genel Müdürü Serap Günal, sıvıya maruz kalan telefonların sağlığı için yapılması ve yapılmaması gerekenleri 4 adımda paylaşıyor.

Özellikle yaz aylarının gelmesiyle birlikte havuz ve deniz kenarına götürülen telefonlar sıvı temasına maruz kalarak zarar görebiliyor. Böyle bir durumda kullanıcılar tarafından panikle yapılan ilk müdahale ise kalıcı hasarlar meydana getiriyor. Özellikle saç kurutma makinası ile kurutma gibi yaygın hataların yapıldığına dikkat çeken Veri Kurtarma Hizmetleri Genel Müdürü Serap Günal, herhangi bir sıvı temasına maruz kalan cihazın kurtarılabilmesi için kullanıcıların yapması ve yapmaması gereken adımları sıralıyor.

Sıvıyla Temas Eden Telefonlar için Yapılması Gerekenler

1. Telefonunuzu hemen sudan çıkarmalısınız. Telefonunuz suyla temas ettiğinde hemen sudan çıkarın. Su altında ne kadar az zaman harcanırsa o kadar az hasar görecektir.

2. Telefonunuzu hemen kapatmalı ve açmamalısınız. Telefonunuz ıslandıktan sonra telefonu kapatın ve tekrar açmaya çalışmayın. Telefonunuz çalışıyor gibi görünüyor olsa da bunun yanlış bir güvenlik durumu olduğunu göz önünde bulundurmalısınız.

3. Bataryayı, SD kartı ve SIM kartını çıkarmalısınız. Elektriksel hasar olasılığını ortadan kaldırabilmek için telefonunuzdan batarya, SD Kart ve sim kartı gibi diğer parçaları çıkarın. Bu, telefonunuza içerideki parçalar olmadan kuruma imkanı verirken aynı zamanda verilerinizin kaybolmasını önlemek için size daha iyi bir şans yaratacaktır.

4. Telefonunuzu havlu ile kurutabilirsiniz. Böyle bir durumda, telefonunuzu bir havlu veya yumuşak bir bezle hafifçe kurutabilirsiniz. Cihazdaki fazla nemi emebilirseniz, telefonun kuruma ihtimali artacaktır.

Bunlardan Kaçının!

1. Telefonunuzu açmaya çalışmamalısınız. Su ile temas ettikten sonra cihazı açmaya çalışmak büyük hatalardan biridir. Su hasarının devam etmesinden sonra telefonunuzu açmak, kısa devreye neden olmakla birlikte dahili parçaların korozyonunu hızlandırabilir.

2. Telefonunuzu pirinç dolu kaseye koymamalısınız. Telefonun nemini emmek için birçok kullanıcı tarafından kullanılan bir taktik “pirinç hilesini” denemektir. Pirinç bir miktar nemi emebilir ancak telefondaki her alana, özellikle daha küçük noktalara ulaşması pek mümkün değildir. Suyun çoğunluğu gitmiş olsa da kalan su damlaları konusunda başarısız olma ihtimali olabilir. Ayrıca, telefona nişasta ve toz ekleyebilir, bu da cihazınızın daha fazla hasara uğramasına neden olabilir.

3. Telefonunuzu kedi kumu içine ya da silika jel içine koymamalısınız. Cihazınızı kedi kumu veya silika jel içine koymayı denemek diğer yaygın hatalardan biridir. Bu çözümler sadece geçicidir ve telefonunuzu nihai arızalardan kurtarmak için yeterli değildir. Ayrıca yapılan çalışmalar, telefonunuzu sadece hava ile kendi kendine kurumaya ayarlamanın daha fazla su çıkardığını raporluyor.

4. Kurutma makinesini kullanmaktan kaçınmalısınız. Saç kurutma makinesi gibi herhangi bir ısı kaynağı kullanmaktan kaçının. Bu durum telefonunuzu aşırı ısıtabilir, suya ve elektrik sorununa ısıyı da ekleyerek bileşenlere zarar verebilir.

Telefonlarını Kurtaramayanlar Ne Yapmalı?

Telefonlarını kurtaramayan ancak içerisindeki bilgilere ulaşmak isteyen kullanıcıların gerekli çözümlerin uygulanabilmesi için profesyonel yardım almaktan kaçınmaması gerektiğini aktaran Serap Günal, söz konusu telefonların kapalı ve telefonun hareket etmesini önleyecek darlıkta bir paket içerisine yerleştirilerek ve bir kağıt havluya sarılarak, en kısa sürede uzmanlara ulaştırılmasını öneriyor. Cihaza temas eden sıvı örneğinin ayrıca gönderilmesi, veri kurtarma sürecindeki adımların belirlenmesine büyük katkıda bulunuyor.

realme 100 milyon telefonu 3 yılda “gerçek” leştirdi

realme, üstün teknoloji ve tasarıma sahip uygun fiyatlı akıllı telefonlar ve AıoT cihazları sunarak gençlerin bir numaralı teknoloji markası tercihi olmayı hedefliyor. realme bu başarıya faaliyete başladığı 2018 Ağustos ayından beri üç yıldan daha kısa bir sürede ulaştı.

Yükselişte olan global tüketici teknolojisi şirketi realme, bugün dünya çapında 100 milyon akıllı telefon satarak bir kilometre taşına imza attıklarını duyurdu. Piyasa araştırma ve danışmanlık şirketi Strategy Analytics’e göre, realme, 2020 ve 2021 yıllarında yaşanan ekonomik zorluklarda gösterilen güçlü performans sayesinde, bu kilometre taşına üç yıldan daha kısa bir sürede ulaşarak dünyanın en hızlı akıllı telefon markası oldu.

Henüz 2018 yılında kurulan realme’nin bu başarısı, markanın dünya çapındaki satış performansını ve stratejilerinin doğruluğunu ortaya koydu. Yedinci en büyük akıllı telefon markası olan realme, halihazırda dünyanın dört bir yanındaki 61 farklı pazarda faaliyet gösteriyor. Bu 100 milyonluk kilometre taşı realme’nin dünyadaki gösterişli yükselişindeki son adımı oldu ve şirket adına yeni bir “ilki” daha ekledi. Örneğin; realme piyasaya 200 $’ın altında bir 5G telefonu süren ilk şirket oldu.  Telefonları 64 megapiksel kamera ile dünyadaki ilklerden biriydi ve realme 125W UltraDart şarj teknolojisini piyasaya süren ve ayrıca Qualcomm Snapdragon 888 işlemci ile donatılan ilk markalardan biri oldu. 

Bu başarı sektörü izleyen pek çok kişinin ve aynı şekilde rakiplerin dikkat kesilmesine neden oldu. Tüketici kitlesi olarak dünya çapındaki gençleri ve genç profesyonelleri hedef alan realme, CEO’su Sky Li’nin deyimiyle bu kitleye çok fazla taahhüt verilmesi ancak yeterince hizmet sunulmaması nedeniyle, pek çok popüler markayı geride bıraktı. “Gençler, gerek tüketicilerimiz gerekse çalışanlarımız, geleceğe yönelik atılım yapma cesareti göstermeyi ve trendleri belirlemeyi öğretti ve bize çok köklü bir sektörü alt üst etme cesareti verdi.”

Global akıllı telefon sektöründe yeni bir şirket olarak, sıralamalara meydan okumak her zaman imkansız görünmüştür. Ancak, realme avantajsız konumundan faydalanarak yeni iş stratejileri ve modellerini denemek için özgür bir alan yarattı. En çok tercih edilen markalardan biri olmayı hedefleyen realme, niş pazarlarını genişletmeye başladı. realme kısa bir süre önce orta ila yüksek kaliteli telefon segmentlerini hedefleyen “amiral gemi’’ niteliğinde muhteşem bir telefon olan realme GT’yi piyasaya sürdü. Şirket ayrıca önümüzdeki beş yıl içinde dünya çapındaki kullanıcılar için tam kapsamlı bir AIoT (Yapay Xeka Nesnelerin İnterneti) ekosistemi inşa etme vizyonunu da geliştiriyor. Bu amaçla, şirket 1+5+T stratejisini duyurdu. Bu stratejide 1 cep telefonu, 5 ses, giyilebilir teknolojiler, TV, tablet, dizüstü bilgisayarlar ve T ise realme’nin AIoT markası TechLife’dır. realme, kullanıcılarına çok pahalıya mal olmadan teknolojiyle desteklenen bir yaşam tarzı sunabileceğine inanıyor. Korkusuz bir vizyon ve tüm zorluklara meydana okuma cesaretiyle, realme rekabetçi bir ortamda engelleri aşmaya hazırdır. 

Li şunları söyledi: “Geçtiğimiz üç yıl, realme için gerçek anlamda girişimci bir ruh ve dizginlenemez bir büyüme performansıyla dolu bir süreçti. Genç kullanıcılarımızın büyük desteğiyle, 100 milyon akıllı telefon sevkiyatı hedefimize ulaştık ve akıllı telefon pazarında önemli mesafe kat ettik. Tüm dünyadaki genç tüketicilerimize premium performansa ve trendleri belirleyen tasarımlara sahip ürünleri uygun fiyatlarla sunmaya devam edeceğiz. 2022 yılı sonuna kadar bir 100 milyonluk satışa daha ulaşmayı ve 2023 yılında 100 milyon birimin sevkiyatını gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.”

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Covid akıllı saat satışlarını patlattı

Yapılan araştırmalar son yıllarda giyilebilir teknolojik cihazların tüketiciler arasında popülerlik kazanarak ilgi odağı haline geldiğini tespit etti. Küresel giyilebilir cihaz endüstrisinin en önemli segmentini ise akıllı saatler oluşturuyor. Counterpoint Research’ün yakın zamanda yayınlanan Global Smartwatch Model Tracker araştırmasına göre, 2021 yılının ilk çeyreğinde küresel akıllı saat sevkiyatı yıllık bazda %35 artış gösterdi. 

International Data Corporation (IDC) Worldwide Quarterly Wearable Device Tracker verilerine göre 2021’in ilk çeyreğinde küresel akıllı saat pazarında Amazfit ve Zepp markalarıyla yüksek bir performans sergileyen Zepp Health Corporation dünyada ilk 4 sırada yer almış ve yıllık %68,8 büyümeye imza atmıştı. Zepp Health, akıllı saat sevkiyatlarında Brezilya (%40,9), Rusya (%28,9) ve İspanya’da (%23,5) birinci sıraya yerleşirken, İtalya’da 2’nci, Polonya’da 3’üncü, Almanya, Hindistan, Endonezya ve Tayland’da 4’üncü sırada yer almış ve yükselen satış ivmesini, moda ve yaşam tarzına yönelik Amazfit GTR 2 ve GTS 2 serisi gibi kendini kanıtlamış tasarımların yanı sıra Amazfit T-Rex Doğa Sporları serisi gibi ürünler sayesinde sağlamıştı.

Türkiye’de de pazar hızlı büyüyor, son altı ayda satışlar yaklaşık %30 oranında arttı

Amazfit Türkiye Ülke Müdürü Murat Sungur Özkan küresel akıllı saat pazarına olan talebin artması ve pazarın büyümesine ilişkin yaptığı açıklamada “Dünya genelinde akıllı saat pazarı son dönemlerde önemli ölçüde büyüme gösterdi. Bu büyümenin sebebi olarak global anlamda kablosuz fitness ve spor cihazlarına olan talebin artması, özellikle Covid 19 sonrasında çok sayıda kişinin sağlıklı yaşam bilinci kazanması ve akıllı saat pazarında, pazarı küresel olarak yönlendirmesi beklenen çok sayıda oyuncunun pazara girmesi faktörleri etkili oldu. Türkiye’ye baktığımızda Amazfit olarak büyük ilgi gördüğümüzü söyleyebilirim. Son altı aylık satış verilerine baktığımızda %30’a varan bir büyüme görüyoruz. Buradaki artışta, covid sonrası sağlığa verilen önemin artması, marka tarafında ürün çeşitliliği sağlanması ve satış noktalarındaki yaygınlık büyük önem taşıyor. Türkiye pazarına yakın zamanda giriş yapan bir marka olarak öncelikli stratejimiz Hepsiburada.com gibi saygın online satış platformları ile iş birliği yapmaktı ve online kanalda önemli platformlarda ürünlerimizi konumlandırdık. Yakın zamanda da Amazfit Türkiye ekibi olarak artık satış ağımızı oldukça genişlettik. Geldiğimiz noktada teknoloji severler Media Markt, Teknosa, Evkur, D&R, Vodafone, Turkcell gibi pek çok kanaldan da ürünlerimize erişilebiliyorlar” dedi. 

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış