120 W ile dünyanın en hızlı Apple şarjı

Dünyanın lider mobil aksesuar üreticilerinden Mcdodo, en hızlı şarj adaptörlerini üretmeye devam ediyor.  Ocak ayında Türkiye’ye de dünya ile aynı anda gelecek olan 120W GaN teknolojili şarj adaptörleri 999 TL’lik fiyatıyla teknoloji marketlerinde ve www.mcdodo.co.tr de satışa sunulacak.

En hızlı şarj, en ufak boyutta

Galyum nitrür isimli yarı iletkenle üretilen GaN şarj adaptörleri hızlı şarj dünyasının yeni gözdesi oldu. Silikon temelli geleneksel şarj cihazlarından daha az parçaya ihtiyaç duyduğu için ufak boyutlarda ama daha yüksek çıkış verebilen bu teknoloji, dünyanın en büyük mobil aksesuar üreticilerinden Mcdodo’nun da üzerinde çalıştığı en önemli konulardan biriydi. Mcdodo’nun tasarımıyla da oldukça iddialı olan 120W GaN şarjları, en hızlı şarj sürelerini en ufak boyuttaki adaptörlerle sunuyor. 

Aynı anda 4 cihazı şarj edebilirsiniz

Bünyesinde 4 port barındıran Mcdodo 120W GaN şarj; aynı anda akıllı telefon, tablet, akıllı saat ve dizüstü bilgisayarı aynı anda şarj ediyor. Özel koruma teknolojisi ile bunu ısınmadan ve güvenli bir şekilde yapabiliyor.

Mcdodo GaN şarj ailesinin en hızlı üyesi 120W şarj adaptör;  Samsung marka bir akıllı telefonu 60 dakikada yüzde 100 şarj edebiliyor. Yine Type-C üzerinden 30 dakika içinde Macbook Pro ve MacBook Air’i yüzde 50 şarj edebiliyor. iPhone hızlı şarjıyla ise 20 dakikada yüzde 50 şarj imkanı sunuyor. 

İBB gençleri oyuna getiriyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki Medya A.Ş., genç girişimcilerin hayalindeki oyunu geliştirebilecekleri kamu destekli kuluçka merkezini hayata geçirdi. Oyun projesini hayata geçirmek isteyen girişimcileri destekleyerek, küresel pazarda yer almalarına olanak sağlayacak “Oyun Geliştirme Merkezi” (OGEM), İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından hizmete açıldı. Beyoğlu’ndaki İBB İletişim Koordinatörlüğü’nde gerçekleştirilen açılış töreninde konuşan İmamoğlu, dünyanın teknolojik anlamda büyük bir değişim içinde olduğunu vurgulayarak, “Bu değişim, aynı zamanda yeni nesil teknolojileri önümüze koyuyor ve bu teknolojilerle ortaya çıkan sektörler, bizim yaşamımızı, kültürel anlamdaki yolculuğumuzu her açıdan derinden etkiliyor” dedi. 

“İSTANBUL’UN YARATICILIK VE GİRİŞİMCİLİK MERKEZİ OLMASINI İSTİYORUZ”

Çağı yakalayacak değişimleri harekete geçirecek kentlerin başında İstanbul’un geldiğinin altını çizen İmamoğlu, kentin bu anlamda dünyaya öncü işler yapmasının önemine dikkat çekti. “Hem İstanbul’un yaratıcı ve girişimci gençleri hem de yakın çevrede sizinle beraber iş üretebilecek başka ülkelerden de gençler için İstanbul, bir yaratıcılık ve girişimcilik merkezi” diyen İmamoğlu, “O bakımdan ben, bu potansiyelinin hayata geçmesini ve bu konuda zaman kaybetmemeyi çok istiyorum” diye konuştu. OGEM’in, gençlerden beklentisinin, “Siz isteyin, biz yapalım” olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Siz oturun, çalışın, bizim arkadaşlarımızla iş birliği yapın. Sektörlerden buraya iş birliği yapmak isteyen kurum ve kuruluşları davet edelim. Yani biz, artık buranın böylesi bir merkez olmasıyla, zaten başarı elde edilmiş bir alanın büyütülmesiyle ilgili bir adım atıyoruz. Bundan sonrasında en az bizim kadar hak sahibisiniz ve bizim kadar bütün girişimciler burada söz sahibi olacaklar. Bunu da geliştireceğiz” ifadelerini kullandı. 

“ZOR GÜNLERİ HEP BİRLİKTE AŞACAĞIZ”

Ülkenin içinde bulunduğu zor ekonomik şartların, gençlerin enerjisiyle aşılabileceğini öngören İmamoğlu, “Gençlerimizin bu zor günlerinin de aşılması konusunda kendimizi sorumlu görüyoruz. Bunu aşacağız. Hep birlikte sahipleneceğiz ve paylaşacağız. Bunun da bugün o oluşan ihtiyacı çözeceğini düşünüyorum. Bunun dışında; tamamen ücretsiz oluşturacağımız bu alanın sektöre de sıkı bir canlılık getireceği kesin” şeklinde konuştu. Bir başka amaçlarının da gençlere mentörlük yapmak olduğunu kaydeden İmamoğlu, şunları söyledi: 

“Burası bizim İletişim Koordinasyon Merkezimiz aynı zamanda. Dolayısıyla bu güzel alanın, Haliç’in kıyısındaki bu tarihi alanın, böylesi bir teknolojiyle parlaması, yani bir nevi burayı bu sektörün de kalbi yapacak, merkezi yapacak boyuta getirmesi çok sevindirici. Yani tabii caizse; OGEM’in en büyük oyun geliştirme merkezi olsun istiyoruz. Küresel düzeyde, sektörün en önde gelenleriyle de temasta bulunmak önemli olacak. Yurt dışından daha fazla oyun stüdyosunu, yayıncısını, yatırımcısını da İstanbul’a çekmenin bir hedef olduğunun da farkındayız. Bu hedefle OGEM’de, oyun sektörü özelinde etkinlik, fuar ve buluşmalar konusunda da size taahhütte bulunuyoruz. Bunu biz yapacağız ama tabii buna şekil verecek olan, yine ortak akıl masasının en kıymetli aktörleri de sizler olacaksınız. Kararları berabere alacağız. Buradaki ana amacımız; sadece İstanbul’u değil, Türkiye’yi bu anlamda da oyun sektörünün ana merkezi haline getirmek. OGEM bünyesindeki bu süreçlerle beraber İstanbul’u, gerçek anlamda lokomotif bir role kavuşturmak çabası içinde olacağız.”

“HİÇBİR KONUDA UMUDUNUZU YİTİRMEYİN

“Gençlerimize fırsatlar sunulduğunda, hak ettikleri zemin hazırlandığında iyi işler başarabileceklerinin farkındayız” diyen İmamoğlu, “O bakımdan umudunuzu hiçbir hususta asla kaybetmeyin. Zira gelecek, her konuda kesinlikle sizlerindir. Bizler, çok daha aydınlık bir geleceğe hazırlanmanız için, size sadece destek oluyoruz şu anda. Sizlerin yarınlara daha umutla, daha coşkuyla bakabileceğiniz bir ortamı var etmek ve günün sonunda zaten bu süreçleri de sizlerin yöneteceği zaman dilimini size hazırlamak istiyoruz. Her dönemin ders alınacak birtakım hususları vardır, yaşanmışlıkları olur. Biz, şu anda da bir kısım dersler alıyoruz aslında. Karşımıza bir konu geldiğinde, yapmamamız gereken bazı hatalar bugün yapılıyor. Bazı eksiklikler geçmişten bugüne yapılmış ve taşınmış olabilir. Ama bu saatten sonra, biz, bu hataları yapmayacağımız gibi, dünyaya örnek olabilecek her alanda doğru, iyi işleri yapmaya gayret edeceğiz ve bunu başaracağız” dedi. 

İmamoğlu, konuşmasının ardından, “Hit and Boom” oyununun yaratıcılarıyla ve “Metrocrafter” rumuzuyla oyunu deneyimledi. Bu sırada renkli anlar yaşandı. 

OGEM’DE NELER VAR?

Oyun tasarımı ve yayıncılık stratejisi hakkında, temel ve ileri düzey eğitimlerle birlikte oyun geliştiricilerine alanında uzman isimlerle birlikte destek olunuyor. Üniversitelerin ilgili bölümlerinden oyun tasarımcıları, eğitimlere destek sunacak. Tasarıma ilgi duyan, ortaokul, lise öğrencileri okul gezilerinde OGEM’lerden ilham alabilecek. Oyun geliştirmek için ihtiyaç duyulan ekipmanları geliştirici ekiplere sağlayarak, A’dan Z’ye oyun geliştirme desteği sunuluyor. Oyunların yayınlanması ve hedef kitlesiyle bir araya gelmesini sağlayacak iletişim çalışmalarında, geliştiricileri uzmanlarla bir araya getirerek oyunlarını tüm dünyaya sunmaları sağlanıyor. İstanbullu oyun geliştirici ekipler için ekosisteme dahil ofis alanları sağlanıyor. Yetkin iş ağı ile birlikte çeşitli etkinlikler, eğitimler ve turnuvalar düzenlenecek. Türkiye’de ulaşılması zor olan “MoCap” gibi özel oyun geliştirme ekipmanları da oyun geliştiricilerine sağlanacak.

Yayım tarihi

Çin 5G için 276 milyar dolarlık yatırım yapacak

Çin Uluslararası Radyosu haberine göre; 5G konusundaki çalışmalarına 2019 yılında başlayan Çin, bu alanda dünyaya liderlik etmeye devam ediyor. Endüstri ve Enformasyon Teknolojileri Bakanlığı, yurttaşların 450 milyon kadarının 5G teknolojisini oluşturulduğundan bu yana en az bir kez kullanmış olduğunu açıkladı. Büyüklük konusunda bir fikir edinmek için, tüm Avrupa Birliği nüfusunun 447 milyon olduğu gerçeği dikkate alınabilir. Bakanlığa göre bu 450 milyonluk Çinli nüfus kesimi, dünyadaki toplam 5G kullanıcılarının yüzde 80’lik bir oranına denk düşüyor. Ayrıca resmi makamların kestirimlerine bakılırsa Çin’deki 5G kullanıcılarının sayısı 2023 yılına değin 560 milyona ulaşacak. 

Şu anda bir milyondan fazla röle anteni yerleştirilmiş durumda. Çin hükümeti, 2025 yılına değin 3,64 milyon anten daha yerleştirmek istiyor. Hükümet, bu antenler sayesinde, tüm metropolleri ve orta büyüklükteki kentleri birbirine bağlamayı öngörüyor. Yapılan plana göre, 10 bin kişilik nüfus başına 26 adet 5G istasyonunun bulunması tasarlanıyor. 2020 yılında 10 bin kişi başına yalnızca 5 tane 5G istasyonu vardı. Çin şirketlerinin, önümüzdeki yıllarda 5G altyapısına toplam 2 trilyon yuanlık (yaklaşık 276 milyar avroluk) yatırım yapacağı tahmin ediliyor.

İlgili bakanlık yetkilisi Xie Cun, yeni 5G şebekesinin Beijing tarafından stratejik olarak görülen 22 endüstri sektöründe şimdiden kullanıldığını; bunlar arasında imalat, madencilik, lojistik ve liman işletmesi gibi sektörlerin bulunduğunu ve bunlara yakında 15 sektörün daha ekleneceğini bildirdi. Daha sonraki aşamalarda bakanlığın, diğer mercilerle de işbirliği yaparak, 5G uygulamalarını enformasyon, reel ekonomi ve yurttaşların geçim hizmeti alanlarında destekleyeceği duyuruldu. 
 

Yayım tarihi
, ile etiketlenmiş

Varlık fonu fiber için yeni bir çalışma içinde

Turkcell geçtiğimiz günlerde fiber seferberliği ile ilgili bir bülten gönderimi yaptı. Konuyla çok ilgilendim çünkü bu aralar İstanbul ilinin her iki yakasında gezdiğim farklı bölgelerde hep bir fiber döşeme çalışmasına denk geliyordum. Bir şeyler kesinlikle oluyordu. Bu yüzden gelen bültenle yetinmeyip onlardan ekstra cevaplar da istedim ve onlar sağolsun biraz zorlu sorulara olabilecek en hızlı şekilde geri dönüş yaptılar.

Turkcell mevcut fiber illeri olarak adlandırılan illerin de dışına çıkmaya başladı. Yani sadece bizim göz hizamızda İstanbul’da değil hummalı çalışma. Son olarak Afyon, Uşak, Ordu ve Sivas illerinde fiber çalışması başlamış. Fibere hazır hane sayısı ki buna teknik olarak “homepass” adı veriliyor, 4,4 milyon olacakmış. Bu rakam şöyle çok önemli: Genelde Turkcell, fiber götürebildiği alanlarda çok yüksek bir oranda ürün ve hizmet satışını gerçekleştirebiliyor. Bu oran dünya için bile çok büyük. Yeni illerde yapılacak olan çalışmalarla 110 bin yeni potansiyel müşteri yaratılacak. Bunun için 270 milyon lira harcanıyor. Fiber için toplam sahip olma maliyetleri göz önünde bulundurulacak olunursa geri dönüşün kısa vadeli olmayacağını söylemek mümkün. Şimdiye kadar gidilen iller daha nüfus yoğundu. Yani yapılan yatırımın daha kolay geri dönmesi mümkündü. Tabi nüfus yoğunluğu küçüldükçe yatırımı geri almak daha zor hale geliyor.

Atılacak bu yeni adımlarla Turkcell’in toplam kanal uzunluğu (bunu Turkcell’e özellikle sordum) 53 bin kilometreyi aşacak. Rakibi olan Türk Telekom’un sahip olduğu uzunluk karşısında küçük gözükse de abone sayısında rakibi karşısında önemli bir üstünlüğü varmış gibi duruyor. Ama bu ibareyi korkarak söylüyorum çünkü iki kurumun fiber tanımı birbirinden farklı hatta regülasyonu gerçekleştiren BTK’nın fiber tanımı ikisinden de farklı. İki şirketin belirttiği fiber uzunlukları BTK raporlarını tutmuyor ki BTK bu rakamları da doğal olarak bu operatörlerden alıyor. Neyse bu ayrı tartışmanın konusu…

Bu noktadan itibaren yazılanlar sadece TKNLJ’de

Turkcell’e sorduğumuz sorulardan çok enteresan cevaplar çıktı. Bunları yorumlarıyla birlikte sizlerle paylaşmak istiyorum. Eğer aynı soruları soran, cevap alan ve bunları yayımladığı halde görmediğim haberler varsa onlardan peşinen özür dilerim…

Turkcell’e döviz kurundaki değişimler yatırımları etkiledi mi diye sordum. Turkcell açık yüreklilikle cevap verdi buna:

Turkcell olarak rekabetçi konumumuzu güçlendirmek için yatırım yapmak zorundayız. Kurdaki dalgalanmalar, elbette yatırım bütçelerimizi de etkiliyor. Bununla birlikte fiber yatırımlarında bu oran daha düşük seyrediyor.

Peki bunun sebebi ne acaba? Bunun sebebini onlara yönelttiğim fiberdeki yerlilik oranına gelen cevapta bulabiliriz:

Fiber alanında gerçekleştirilen yatırımlarda dövize bağlılık daha düşük. Bu alanda işçilik daha yoğun. Ayrıca kullanılan malzemelerin emtia anlamındaki değerinin diğer malzemelere göre daha az ve lokal üretime sahip olması da döviz bağlılığını azaltıyor. Yani kullanılan kabloların Türkiye’de üretiliyor olması yerlileşme oranının yüksek olmasına katkı sağlıyor.

Şimdi anlıyor musunuz neden birçok şeyin üretiminin Türkiye’de yapılması ısrarımızın sebebini?

Başlık ne anlatıyor?

Fiberden bahsedince “aa ne güzel ışıklı ışıklı” haberi yapan bazı gazetecileri bir kenara bırakıyorum. Biz bu konuda ezelden beri haber yapan gazetecilerin en çok tartıştığı şey fiberde bir türlü hayata geçirilemeyen ortak altyapı. Yani herkes kendi kanalını açmaya çalışıyor. Herkes baştan yatırım yapıyor. Bizden çok daha zengin ülkeler bile ortak altyapı kullanırken bunu bizim bir türlü beceremiyor olmamız içler acısı. Bu yüzden de Turkcell’e şu soruyu yönelttim biraz dobralık sınırlarını da aşarak:

Ortak fiber altyapı konusunda neredeyiz? Neden hala hayata geçirilemedi? Türk Telekom ile aynı fonda olmanız bu konunun daha hızlı ilerlemesini sağlamıyor mu?

Turkcell buna şu cevabı verdi:

Sayın Cumhurbaşkanımız ve Ulaştırma Bakanlığımızın da belirttiği gibi altyapıların ortak olması konusunda bir irade ortaya kondu. Ulaştırma Bakanlığımız, BTK ve tüm ilgili kuruluşlar bu konuyla ilgili yoğun biçimde çalışıyor. Varlık fonunun da içinde olduğu yeni bir yapının oluşması konusunda da fikirler mevcut. Turkcell olarak bunu destekliyoruz. Sektördeki herkesin kafa yorarak en doğru yöntemle ortak altyapı şirketinin hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Daha fazla beklemeden bu işe başlamak gerekiyor. Bu konuda ortak bir altyapı şirketinin kurulması ve operatörlerin de hizmet ve servislerde rekabet etmesi en ideal çalışma olacaktır.

Bu çok acayip. Varlık fonunu ortak altyapı içinde hiç düşünmemiştim. Ama diğer taraftan bakınca Türkiye’deki toplam fiberin tamamına yakınına sahip iki şirket, Türk Telekom ve Turkcell, Varlık Fonu’nun tapulu malı. Bu iki kurumun yıllardır ortak altyapı için hareket edemediği aşikar. BTK’nın da 2010’dan bu yana kabul edilebilir bir ortak altyapı kurmaya boyu ve kilosu yetemedi maalesef. Ama Varlık Fonu kuvvetli ve aynı zamanda bu altyapıların sahibi.

Ha Varlık Fonu mevcut fiber sahipliğini tüm Türkiye’deki telekomünikasyon şirketlerinin kullanımına açar, fiberin olması gerektiği uzunluğa gelmesi için kaynak yaratabilirse adını tarihe altın harflerle yazdırır. Buna gerek var mı? Kesinlikle var. Buna istek var mı? O konuda hiçbir bilgim yok. Ama Turkcell’in verdiği cevaplardan belli oluyor ki bir istek oluşmuş…

Fibere Turkcell’in herkesten daha çok ihtiyacı var. İki sebepten: Birincisi ellerinde fiberle gittikleri herkes onları kapıdan içeri buyur ediyor. Ama daha da önemlisini Turkcell genel Müdürü Murat Erkan söylüyor: Bir evin kapısından fiberle girerlerse insanlar TV+ alıyorlar. Maçları ve dünyadaki film ve dizilerin büyük çoğunluğuna sahip Digiturk’ün olduğu bir ülkede çok önemli bir veri bu. Düşünün bir kere: 100 eve fiberle giriyorsunuz ve 63’ü sizden TV hizmeti satın alıyor.

Siz olsanız ölümüne girmez misiniz fibere?

Samsung Türkiye’ye 17,5 milyar dolar yatırım yapar mı?

Samsung Amerika’da PR olayının kralını yaptı: Bir çip fabrikası açacak ve 17,5 milyar dolarlık yatırım yapacağım dedi. ABD’nin en büyük iki bölgesi, Teksas ve New York aralarında inanılmaz bir yarış yaptılar bu yatırımı alabilmek için. Ve yarışı Teksas “kazandı”.

Peki neden bu yarış? Çünkü kazanın bölgesinde 2024 yılının ikinci yarısına kadar 6.500 kişi inşaat yapacak ve müthiş bir istihdam doğacak. Sonrasında da 2.000 kişilik bir yüksek teknoloji istihdamı doğacak. Orada çalışanlar, o bölgenin dışından aileleriyle gelip oturanlar, üniversiteler, vs… Çok ciddi bir fayda doğacak buradan.

Samsung neden Teksas’ı seçti? Çünkü altyapı istikrarı var, çünkü döğer tesisine çok yakın, ama en önemlisi hükümet destek verdi.

Bu arada çip ya da yonga, adına ne derseniz deyin, bu cihazlar sadece telefonların değil televizyonların hatta otomobillerin bile temel parçalarını oluşturuyor. Bugün artık tek bir otomobilde bile yüzlerce çip var. Ve en önemlisi, bir çip, tırnak büyüklüğünde ve o olmazsa arabalar çalışmıyor, arabanın en minik parçası. Kelimenin tam anlamıyla yükte hafif pahada ağır bir parça…

Peki bayram değil seyran değil ABD hükümeti niye destek veriyor? Çünkü Bden, önceki güzel saçlı başkanına kıyasla teknolojide geri kaldıklarının farkına vardı. Bunun için stratejik rekabet alanları belirledi ve çip de tabi ki bunun çok önemli bir parçası. Resmen amazon büyüklüğünde federal fonlar akıyor artık bu konuda… Bir de tabi ki otomotiv gibi konularda çok cidi üretim yapan ABD tedarik zincirlerini garanti altına almak zorunda. “Aa çip bitmiş. O zaman üretim yapmayalım” demek istemiyor ABD.

Bu arada Samsung çip fabrikası için sadece para da istemiyor: Geçen sene çok ciddi iklimsel sorunlar yaşandı Samsung’un oradaki fabrikasında. Elektrik kesintileri voltaj oynamaları, çip fabrikası gibi canı burnunda bir üretim merkezinde ciddi sorunlara neden oldu. Ciddi derken, 300 milyon doların üstünde sorunlardan bahsediyoruz. ABD “siz merak etmeyin” tadında bir güvence verdi altyapıda tekrar sorun çıkmayacağına dair.

Samsung Türkiye’de bu yatırımı yapar mı?

Gelin şimdi bu sorunu TKNLJ formatında inceleyelim:

  • ABD bu yatırımı kendini süper güç olarak tanımlayan şeylerin dışına çıkmamak için yaptı. Bunun için de çok ciddi paralar verdi. Biz bu paraları verebilir miyiz? Bilmiyorum
  • Biz Türkiye’de bu fabrikayı İstanbul dışı bir yere konumlandırsak İstanbul için sağladığımız altyapı ve ulaşım imkanlarını verebilir miydik? Otomotive bile veremedik adamlar kurma kararı aldığı fabrikayı alıp gittiler.
  • ABD, Samsung’un en ciddi rakibi Huawei’nin patronun kızını yabancı ülkede uçaktan aldırıp gövde gösterisi yaptı. Biz bunu kimseye yapabilir miydik? Yapamazdık. Ha yapmamalıyız o ayrı… Burada ABD’nin pisliğini vurgulamak için söylüyorum bunu.
  • Çin’in çip pazarında tek olmasına karşı biz kendimizi hareket etme mecburiyeti içinde hissediyor muyuz? Mesela 5 nanometrelik çipleri SİHA gibi stratejik bir konu olarak alabilir miyiz? Bunu geliştirmek için adım atar mıyız? Yoksa bak elektrikli araba yapıyoruz deyip kendimizi avutur muyuz?
  • Bizim bu fabrikaya hemen sokabileceğimiz nitelikli 2.000 süper teknolojik çalışanımız var mı?
  • Böylesi yatırımların 5 nanometre gibi pek minik ortamlar için üretim yaptığından inanılmaz yüksek hassasiyete ihtiyacı var. Peki de bizim ülkemiz deprem ülkesi. Deprem olmayan yerimiz yok. Teksas’ta deprem var mı? Yok… Bu önemli bir kriter onlar için

Bu kriterleri arka arkaya koyduğumuzda görüyoruz ki Samsung Türkiye’de sadece saçma sapan katlanabilir telefonlar için reklam yatırımı yapar o kadar. Onu da Google’a yapar zaten…

Bu yazıyı biraz neler olup bittiğini, ne yaparsak ne olabilir sorunsalını irdelemek için yazdım. Yoksa Samsung’un burada 17,5 milyar dolarlık yüksek teknoloji yatırımı yapmayacağını herkes biliyor. Ha yatırım yapmadılar mı? Yaptılar. Ucuz telefonlarına yüksek vergi gelmesin diye bir montaj atölyesi açtılar.

O da bir şeydir çok şey yapmayalım.

Z kuşağını işe nasıl motive edersiniz?

Çalışanları anlamak ve nesiller arası farklılıkları kabul etmek, kurumlar için başarının önemli unsurlarından birini oluşturuyor. Son on yıldır bu çabaların Y kuşağına odaklandığı görülse de bu nesil liderlik rolünü benimsedikçe dikkatler Z kuşağına çevriliyor. Özellikle Y kuşağının 2025 yılına kadar küresel işgücünün %75’ini oluşturacağını gösteren raporları göz önünde bulundurulduğunda kurumların, iş gücünün dörtte üçünü oluşturacak bu nesle ve onları takip eden Z kuşağına kulak vermeleri gerekiyor. Artık gençlerin sadece bir iş yerinin sağladığı ücretsiz park yeri ve promosyonlar gibi avantajlarla ilgilenmediğine dikkat çeken uluslararası eğitim platformu Laba eğitmenleri, işverenlerin genç çalışanlarına nasıl yaklaşmaları gerektiğini aktarıyor.

1. Kurumdaki karar ve iletişim aşamalarına dahil edin. Eski nesiller yukarıdan aşağıya bir iletişim yapısının, iş ve kurumsal kültürün ayrılmaz bir parçası olduğuna inanırken, genç nesiller daha düz iletişim yapıları kuran ofis ortamları arıyor. Bununla birlikte, genç neslin %88’i rekabet yerine iş birliği içinde olmak ve liderlerinin karar verme aşamalarını bilmek istiyor. Bu nedenle liderlerin, gençlerin kurumlarına değerli bir katkı sağladıklarını hissettirmeleri için onları karar süreçlerine dahil etmeleri gerekiyor.

2. Sıkı bir program içine tabi etmeyin. Gençlerin çoğu saat 9’dan 6’ya kadar ofiste oturmaya hazır değil. İş ve özel yaşam arasında bir denge kurarak kendi hızlarında ve alanlarında çalışmak istiyorlar. Öyle ki, Y kuşağının %74’ünün haftada 5 gün ofise gitmek istemediğini gösteren araştırmalar da bu durumu kanıtlıyor. Esnek şartlar sunmaya hazır olmayan şirketler, geleneksel çerçeve içinde faaliyet gösteremeyen yetenekli ve hırslı genç çalışanları kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle, gençlerin isteklerine ayak uyduran çalışma biçimlerini benimsemelisiniz.

3. Dijitale geçin. Bu yeni nesiller teknolojiyle büyüdükçe kağıttan uzaklaşmak ve sanal platformları işe optimize etmek önem arz ediyor. Online kurslar bireylere eğitimi, günün veya gecenin herhangi bir saatinde tamamlama esnekliği sağlıyor. Ayrıca, otomatik derecelendirme ve izleme yoluyla anında geri bildirim sağlamaya yardımcı oluyor.

4. Kurumsal misyonunuzu iletinY ve Z kuşağı, yeteneklerinin ve becerilerinin şirketinizin büyük resmine nasıl uyduğunu görmek ve başarısına katkıda bulunmak istiyorlar. Bu nedenle, şirketinizin misyonunu ilettiğinizden emin olmalısınız.

5. Sürekli öğrenme fırsatları sağlayın. Hem Y kuşağının hem de Z kuşağının, öğrenme konusunda güçlü bir arzuya sahip olduğu görülüyor. Yönetimle bir öğle yemeği oturumu düzenleyerek sohbeti teşvik edebilir, sürekli eğitim programının bir parçası olarak genç çalışanlarınızı ve deneyimli yöneticileri mentorluk için eşleştirebilirsiniz.

6. Fikirlerini paylaşmalarına izin verin. Y kuşağının ve Z kuşağının fikirlerine katkıda bulunabileceği ve daha kıdemli çalışanların görüşlerini tamamlayan yeni bakış açıları sunabileceği dinamik beyin fırtınası oturumları düzenlemek son derece etkili bir iz bırakıyor. Genç çalışanlarınızı anlamlı görevlere atadıkça neler başarabildiklerine şaşırabilirsiniz.

7. Düzenli ve anında geri bildirim sağlayınDüzenli geri bildirim oturumları iş yerindeki problermleri çözmeye yardımcı oluyor. Düzenli olarak doğrudan geri bildirim yapmak hem Y kuşağının hem de Z kuşağının motive olmasını sağlıyor. Özellikle genç çalışanlara karşı bu bildirimleri sağlamayı unutmamalısınız.

Yayım tarihi

Operatör faturanız yeni kredi kartınız

Türkiye’nin önde gelen ödeme teknolojileri sağlayıcısı iyzico, TPAY MOBILE FZ-LLC şirketi olan Payguru iş birliğiyle, Doğrudan Operatör Faturalandırmasının (DCB) yeni bir kullanım şeklinin lansmanını duyurdu. Türkiye’deki en popüler mobil cüzdanlardan biri olan iyzico uygulamasına, tüketiciler DCB aracılığıyla yükleme yapabilecek. Böylece sistem kredi kartı veya banka kartı olmayan tüketicilerin de finansal erişim sağlamasına katkıda bulunacak.

Banka ya da kredi kartı olmadan ödeme yapmak mümkün

DCB’nin bu yeni kullanım şekli, geleneksel bankacılık altyapısına sınırlı erişimi olan tüketicilerin; bir banka hesabına, kredi veya banka kartına  ihtiyaç duymadan dijital ödeme yapmalarını sağlayarak finansal erişimi geliştirecek. Teknoloji, yerel satıcıların ödemelere sorunsuz bir şekilde ulaşmasını ve ödeme almasını sağlayarak işletmelerin ve bireylerin Türkiye’de para ödeme ve alma biçimini değiştirecek. 

Bu tek entegrasyon, Türkiye’deki iş yeri sahiplerinin 87 ödeme kanalıyla bağlantı kurmasını sağlayacak. Yeni ve hatta banka hesabı olmayan müşterilere erişimlerini genişleterek işlerini büyütmelerine yardımcı olacak ve operatörlerin tarifeleriyle paket oluşturma, sadakat ve teşvik programları gibi yenilikçi hizmetler sunacak.

Payguru Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Işık Uman:”Türkiye’ye yatırım yapma taahüdümüzü güçlendirdik”

iyzico işbirliğinin, Payguru’nun yolculuğunda yeni bir dönüm noktasını simgelediğini belirten Payguru Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Işık Uman, “Bu hamle, DCB çağında bir etki yaratmak için en iyi yol olan işbirliği yapma stratejimizle birebir uyumludur. Bu iş birliği Türkiye genelinde dijital ticaret, finansal kapsayıcılık ve finansal erişime sürekli yatırım yapma ve değerini ortaya çıkarma taahhüdümüzü güçlendiriyor. Ayrıca, bu işbirliği, Haziran 2020’de Payguru’nun TPAY MOBILE tarafından satın alınmasının ardından, bizim uygulamaları derecelendirme becerimizi de ortaya koyuyor” dedi. 

iyzico Kurucu Ortağı ve CEO’su Barbaros Özbuğutu,“Finansal kapsayıcılığı artırmak için ödeme dünyasında yeni bir sayfa açtık”

“Mobil teknolojilerinin tüketicileri yalnızca daha etkin iletişim kurmasını değil, uzaktan ödeme yapmasını da sağladığına dikkat çeken iyzico Kurucu Ortağı ve CEO’su Barbaros Özbuğutu şunları söyledi: “Payguru ile birlikte, ekonomik kalkınmayı teşvik etmede hayati önem taşıyan finansal kapsayıcılığı artırmak amacıyla mobilin gücünü kullanarak ödemelerde yeni bir sayfa açıyoruz. Operatörlerle iş birliği yaparak kredi veya banka kartı olmayan tüketicilerin telefon operatörleri aracılığıyla iyzico dijital cüzdanlarına bakiye aktarmalarına olanak vererek finansal erişimlerini sağlıyoruz. Bu, iyzico’nun demokratik yaklaşımını, Payguru’nun hızlı ve dinamik yapısıyla birleştiren ödemeler alanındaki tarihi bir adımdır. Payguru ve ana şirketi TPAY MOBILE ile iş birliğinin devam edecek olmasından büyük mutluluk duymaktayız.”

Türkiye’de bankacılık hizmet ve ürünlerini kullanmayan milyonlarca kişi olmasına rağmen, etkin dijital çözümler sayesinde, finansal sisteme erişimde artış gözleniyor. Tüketiciler, iyzico dijital cüzdana banka havalesi, kredi kartı ve mobil bakiye transferi ile hızlı ve güvenli bir şekilde yükleme yapabilecek. 

iyzico, yıllık 18 milyar TL işlem hacmi ile 70 binden fazla üye işyerine ve 900 binden fazla alt üye iş yerine hizmet veriyor. Payguru, DCB  hizmetlerini 3 mobil şebeke operatörü ve 8 büyük banka üzerinden, banka havalesi ve ATM ödemeleri ile sunuyor. Bölgede 84 milyondan fazla abonesi bulunan Payguru, 1400’den fazla iş yeri  ve 104.5 milyonun üzerinde işlem hacmine sahip. 

Yayım tarihi

26 milyar dolarlık zararın ne kadarı sizin olsun istersiniz?

Teknoloji günden güne gelişiyor, siber suçlular da daha yaratıcı ve fark edilmesi zor saldırılarda bulunuyor. Şirketlerin son zamanlarda korkulu rüyaları BEC (Business E-mail Compromise) dolandırıcılığı yani Kurumsal E-posta Gizlilik İhlali olurken, çalışanlar da oltaya düşerek şirket verilerini ihlal etmekten endişeli. BEC dolandırıcılığının şirketlere her sene ortalama 26 milyar dolar zarar verdiğini belirten Siberasist Genel Müdürü Serap Günal, çalışanlara gelen BEC e-postalarının birden fazla türü olduğunu söylüyor ve ne tür önlemler alabileceklerini paylaşıyor.

CEO’nuzdan Gelen Her E-postaya İnanmayın!

BEC dolandırıcılığı, siber suçlular tarafından çalışanların iş e-postalarına atılan, genellikle kurumsal verileri ele geçirmeyi veya para kazanmayı hedefleyen kurgusal e-postalardır. Son yıllardaysa BEC dolandırıcılığı o kadar çok arttı ki, her yıl şirketlere ortalama 26 milyar dolar zarar veriyor. BEC dolandırıcılığının türleri arasında avukat kimliğine bürünme, hesap ihlali, yanlış fatura düzeni ve veri hırsızlığı olduğunu belirten Serap Günal, en sık karşılaşılan türünse CEO dolandırıcılığı olduğunu söylüyor. Bu tür e-postaların CEO’lar veya üst düzey yöneticiler ağzından çalışanları eyleme geçirecek şekilde yazıldığını belirten Günal, yöneticilerin ve çalışanların alması gereken 4 önlemi paylaşıyor.

1. E-postaların kimden geldiğine dikkat edin. CEO’nuzdan veya üst düzey yöneticilerinizden geliyor gibi görünse dahi, gelen e-posta adresini mutlaka kontrol edin. Siber saldırganlar genellikle yöneticinizin e-posta adresinin çok benzeriyle size e-posta atar, eğer dikkat ederseniz sahte olan e-postaları daha kolay tespit edebilirsiniz.

2. Şirket çalışanlarınıza eğitim verin. Her ne kadar siber güvenlik konusunda bilinçli de olsanız, BEC e-postalarını zaman zaman fark etmek güçleşebiliyor. Çalışanlarınıza siber güvenlik eğitimi aldırırken eğitimlerin içerisinde BEC dolandırıcılığı konusunun da olduğundan emin olun.

3. Şüpheli e-postaların göndericileriyle iletişime geçin. CEO’nuzdan veya başka bir yöneticinizden gelen bir e-postada şüpheli bir bağlantı varsa veya sizden alışılmadık bir eylemde bulunmanız isteniyorsa, bağlantıya sakın tıklamayın, kişisel hiçbir verinizi girmeyin ve kişilerin kendisiyle direkt iletişime geçmeye çalışın.

4. Düzenli sızıntı testleri yaptırın. Sızıntı testleri çalışanların hangilerinin olası bir dolandırıcılığa inanacağını ve kurumsal veya kişisel verileri ihlal edeceğini görmenin en kolay yoludur. Şirketinizde belli aralıklarla sızıntı testleri yaptırarak kimlerin oltaya düşeceğini tespit edebilir, bu doğrultuda önlem alabilirsiniz.

DDOS saldırıları üçüncü çeyrekte yüzde 24 arttı

2020’nin 3. çeyreğiyle karşılaştırıldığında Dağıtık Hizmet Reddi (DDoS) saldırılarının oranı bir yılda yaklaşık %24 artarken, hedefli gelişmiş DDoS saldırıları aynı dönemde %31 artış gösterdi. En dikkate değer hedeflerden bazıları pandemiyle mücadele araçları, devlet kurumları, oyun geliştiricileri ve tanınmış siber güvenlik yayınlarıydı.

DDoS, yani Dağıtılmış Hizmet Reddi saldırıları, ağ sunucusunu hizmet istekleriyle boğmaya yöneliktir. Böylece sunucu çöker ve diğer kullanıcıların erişimini reddeder. Bu kuruluşlar ve işletmeler için büyük aksaklıklara neden olabilir. Bu tür saldırılar birkaç dakika, hatta birkaç gün sürebilir. Sözde “akıllı” DDoS saldırıları bunu bir adım daha ileri taşır. Bu saldırılar daha karmaşıktır, genellikle hedeflidir ve yalnızca hizmetleri kesintiye uğratmak için değil, aynı zamanda belirli kaynakları erişilemez hale getirmek veya para çalmak için de kullanılabilir. Her iki saldırı türü de 2021’in 3. çeyreğinde yükselişe geçti.

2020’nin 3. çeyreği ile karşılaştırıldığında 2021’in 3. çeyreğinde toplam DDoS saldırı sayısı yaklaşık %24 artarken, toplam “akıllı” saldırı sayısı %31 arttı. Saldırıya uğrayan kaynakların en büyük bölümü ABD’de bulunuyor (%40,8). Onu Hong Kong ve Çin izliyor. Ağustos ayında Kaspersky, toplam 8 bin 825 saldırıyla tek bir günde rekor sayıda DDoS saldırısı kaydetti:

Geçen çeyrekteki dikkate değer büyük ölçekli DDoS saldırılarından bazıları, saniyede çok sayıda istek gönderebilen Mēris adlı yeni ve güçlü bir botnet ağını içeriyordu. Bu botnet, en iyi bilinen iki siber güvenlik yayınına yönelik saldırılarda görüldü: Krebs on Security ve InfoSecurity Magazine.

Üçüncü çeyrekteki diğer dikkate değer DDoS trendleri arasında Avrupa ve Asya’da bir dizi siyasi güdümlü saldırının yanı sıra, oyun geliştiricilerine yönelik saldırılar yer aldı. Ayrıca saldırganlar birkaç ülkede pandemiyle mücadele kaynaklarını hedef aldı ve Kanada, ABD ve Birleşik Krallıkta telekomünikasyon sağlayıcılarına yönelik bir dizi fidye yazılımı saldırısı gerçekleşti. Saldırganlar kendilerini fidye yazılımı grubu REvil’in üyeleri olarak tanıttılar ve şirketlerin sunucularını fidye ödemeye zorlamak için kapattılar.

Kaspersky araştırmacıları ayrıca bir devlet üniversitesinde birkaç gün süren oldukça sıra dışı bir DDoS saldırısına tanık oldu. Eğitim kurumlarına yönelik saldırılar nadir olmasa da, bu örnek özellikle karmaşıktı. Saldırganlar devlet üniversitesine başvuranların çevrimiçi hesaplarının peşindeydi ve kaynağı tamamen kullanılamaz hale getiren bir saldırı vektörü seçtiler. Saldırı filtreleme başladıktan sonra da devam etti ki, bu nadir görülen bir durum.

Yayım tarihi

Wi-Fi bağlantısına sızmak çok basit

Tele-çalışma ve hibrit gibi yeni nesil çalışma şekilleri birçok kurum tarafından giderek benimsenirken, halka açık ağların her zaman zincirin en zayıf halkası olduğunu bilen hackerler da kötü amaçlı yazılım enjekte edebilecekleri kurumsal sunuculara kolaylıkla erişim sağlayabiliyor. Böyle bir durumda yeterli siber güvenlik önlemleri bulunmayan kurumlar ise ciddi maddi kayıplar yaşıyor. Konuyla ilgili “Siber suçlular, güvenlik zincirindeki en zayıf halkayı hedeflerler ve bir Wi-Fi bağlantısına sızmak çok basittir. Acemi siber suçlular bile Wi-Fi üzerinden akan trafiği durdurabilir ve akıllı telefonlardan, dizüstü bilgisayarlardan, tabletlerden veya akıllı saatlerden değerli verileri çalabilir. Özellikle uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin denendiği bu dönemde hackerlerin, kurumların açıklarından yararlanarak yüksek kazanç sağlamaları muhtemeldir. Bir şirket için tek bir güvenlik ihlali maliyetinin 1 milyar dolar olduğunu hatırlatmak gerekirse bu durum kötü sonuçlar doğurabilir.” ifadelerine yer veren WatchGuard Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, Wi-Fi ağlarını güvende tutmanın 6 etkili adımını sıralıyor.

1. Varsayılan yönetici parolalarını ve kullanıcı adlarını değiştirin. Çoğu Wi-Fi ağının merkezinde geniş bir bant yönlendirici veya başka bir kablosuz erişim noktası bulunur. Bu cihazlar, sahiplerinin ağ adreslerini ve hesap bilgilerini girmelerine izin veren yerleşik bir web sunucusu ve web sayfaları içerir. Oturum açma ekranları, yalnızca yetkili kişilerin ağda yönetimsel değişiklikler yapabilmesi için bir kullanıcı adı ve parola sorarak bu web araçlarını korur. Ancak satın alınan cihazlar ile gelen varsayılan oturum bilgileri son derece basittir ve hackerler tarafından iyi bilinir. Bu ayarları hemen değiştirmeniz etkili olacaktır.

2. Yerel trafiğinizi şifreli tutmak için bir VPN kullanın. Halka açık Wi-Fi bağlantıları çoğu zaman şifrelenmiyor. Hatta bazı durumlarda erişim şifresi bile gerektirmeyebiliyor. Hackerler ise mevcut ağları taklit eden ve bunları bağlı cihaza erişmek için kullanan kötü amaçlı kablosuz ağları yem olarak kullanabiliyor. Bu nedenle, veri iletimini şifreleyen güvenilir bir VPN bağlantısı kullanmak çok önemlidir.

3. Güvenlik duvarlarını ve güvenlik yazılımlarını kullanın. Modern ağ cihazları, yerleşik ağ güvenlik duvarları içerir. Ancak bunları devre dışı bırakma seçeneği de bulundururlar. Cihazlarınızda güvenlik duvarının açık olduğundan emin olun. Ekstra koruma için cihazlarınıza, ek güvenlik yazılımı yükleyebilirsiniz. Çok fazla güvenlik uygulaması katmanına sahip olmak çok önemlidir. Kritik verilere sahip korumasız bir cihaza sahip olmak durumu daha da kötü hale getirebilir.

4. Uzun kullanım dışı dönemlerde ağı kapatın. Etkili güvenlik önlemlerinden biri kullanılmayan ağınızı kapatmaktır. Bu önlem, siber saldırganların ağınıza sızmasını önleyecektir. Cihazları sık sık kapatıp açmak pratik olmasa da herkesin evden çalıştığı ve uzun süre çevrim dışı kaldığınız dönemlerde cihazlarını kapatabilirsiniz.

5. Wi-Fi ağlarına otomatik bağlanmayı durdurun. Ücretsiz kablosuz erişim noktası veya komşunuzun cihazları gibi açık bir Wi-Fi ağına bağlanmak, iş bilgisayarınızı güvenlik risklerine maruz bırakır. Genellikle etkinleştirilmemesine rağmen çoğu bilgisayarda, bağlantıların kullanıcıya bildirilmeden otomatik olarak gerçekleşmesine izin veren bir ayar bulunur. Geçici durumlar dışında bu ayarı etkinleştirmemelisiniz.

6. Güvenliğinizi istatistiklerle desteklenmiş analizlerle takip edin. Hangi ziyaretçinin ne zaman, nerede ve nasıl Wi-Fi bağlantınızı kullandığını öğrenerek güvende olduğunuzdan emin olmalısınız. Bu takibi yapmak, sunduğunuz kullanıcı deneyimini iyileştirmenize de yardımcı olacaktır. Ayrıca istatistikleri ve ölçüm verilerini değerlendirerek işinizle ilgili daha iyi kararlar alabilirsiniz.

Yayım tarihi

Huawei’den ruj görünümlü kulaklık

HUAWEI FreeBuds Lipstick, HUAWEI’nin Paris Estetik Araştırma Merkezi’nde global lüks, moda, otomotiv, dijital ve marka stratejisi endüstrilerinden bir grup çok uluslu tasarımcının izlerini taşıyor.  HUAWEI FreeBuds Lipstick, tasarım süreçlerinde asalet ve lüksü yorumlarken, muhteşem paslanmaz çelik gövde, yuvarlak kavisler ve ince çizgi işlemesiyle uyum ve zarafete saygı duruşunda bulunuyor.

HUAWEI FreeBuds Lipstick’in paslanmaz çelik şarj kutusu ayna kadar pürüzsüz bir yüzey elde etmek için cilalamanın yanı sıra 30 farklı işlem kullanılarak üretildi. Manyetik dizayna sahip şarj kutusu ayrıca aşınmaya da dayanıklı. HUAWEI FreeBuds Lipstick, gizemi temsil eden siyah, lüksü simgeleyen altın, tutku ve çekiciliği ifade eden kırmızı ile klasik ruj tasarımını kulaklıkta buluşturuyor. 

Konforlu ANC ve olağanüstü ses performansına sahip akıllı asistan

HUAWEI FreeBuds Lipstick, HUAWEI’nin 10 binden fazla insan kulağı modeline dayanan ergonomik simülasyon sistemine ve kulağın sekiz parçası üzerinde yapılan kapsamlı stres simülasyon testine dayanan endüstri lideri açık-fit tasarımını miras alarak, kulaklık tasarımını en üst düzeyde rahatlık sağlayacak şekilde geliştirdi.

Ayrıca, HUAWEI FreeBuds Lipstick, kulak kanalı şeklini ve kullanım koşullarını otomatik olarak algılayan ve ardından kullanıcıların kulaklarına uyacak en uygun EQ ayarını atayan AEM EQ ayarına sahip. Tüketiciler, HUAWEI AI Life uygulamasını kullanarak, kişiselleştirilmiş bir ses deneyiminin keyfini çıkarmak için dengeli (varsayılan), bas güçlendirme ve tiz güçlendirme yapan üç EQ modundan birini seçebiliyorlar.

HUAWEI FreeBuds Lipstick, çevresel gürültüyü etkili bir şekilde alabilen çift mikrofonlu aktif gürültü engellemeye sahip. AEM gürültü engelleme teknolojisi kullanıcılar için 10’dan fazla set arasından en uygun gürültü engelleyici parametre setini otomatik olarak seçiyor.

Cihazlar arasında sorunsuz geçiş için akıllı bağlantı

EMUI 12 Device+ özellikleri sayesinde kullanıcılar, akıllı telefonlarından HUAWEI Vision, PC veya tabletlerine bir videoyu kolayca aktarabildikleri gibi sesi de sorunsuz bir şekilde kulaklıklara aktarabilirler. Kullanıcıların yakınındaki akıllı telefon, tablet ve PC ile açılır pencere üzerinden eşleştirme yapabilmeleri için Bluetooth eşleştirmesi kullanılarak çift cihaz bağlantısı elde ediliyor. Kullanıcılar, HUAWEI AI Life Uygulamasında dokunmatik kontrol ayarlarını yapabilir.

Gürültü engelleme modlarını yönetmek, pil ömrünü kontrol etmek ve müzik çalmak için bir HUAWEI akıllı saat, HUAWEI FreeBuds Lipstick’e bağlanabilir. Tamamen yeni oyun ses kodlama teknolojisi ile HUAWEI FreeBuds Lipstick, ses gecikmesini 90 ms’ye kadar düşürüyor ve ekrandaki hareketle birlikte sesi senkronize tutuyor.

Sorunsuz bağlantının yanı sıra HUAWEI FreeBuds Lipstick, 48 kHz’e kadar örnekleme hızıyla yüksek kaliteli ses kaydediyor. Kullanıcılar HUAWEI AI Life uygulamasında Çevre Modu’nu açtıklarında, heyecan verici anları yüksek kaliteli sesle yakalamak için bir seyahat vlogu kaydederken çevredeki sesleri de kaydedebilirler.

Müziğin keyfini çıkarırken pil ömrü fark edilmeden azalabilir, bu nedenle HUAWEI FreeBuds Lipstick’in pil ömrü daha da artırıldı. Gürültü engelleme kapalıyken, tam şarjlı şarj kutusuyla 22 saat veya tam şarjlı kulaklıkla 4 saat müzik çalma sunan FreeBuds Lipstick’in güçlü pil ömrü, kullanıcıların her zaman ve her yerde endişelenmeden müziğin keyfini çıkarmasını sağlıyor.

HUAWEI FreeBuds Lipstick, 2.299 TL fiyat etiketiyle HUAWEI Online Mağaza üzerinden ön satışa sunuluyor. 4 ay vade farksız taksit avantajından yararlanabilecek tüketiciler, 100 TL ön ödeme yapmaları karşılığında 200 TL indirim de kazanıyorlar.

Türkiye özel hayatı kurcalayanlar için bir cennet

Takip yazılımları (stalkerware) sıradan insanlar tarafından satın alınabilen, akıllı cihaz aracılığıyla başka bir kişinin özel hayatını gizlice gözetlemek için kullanılan ve genellikle yakın partner şiddetinin bir parçası olarak kullanılan ticari yazılımlardır. Bu tür programlar tarafından istismarcıya aktarılan kişisel veri türleri, coğrafi konumdan sosyal medya mesajlarına ve herhangi bir anda cihazdaki kamerayı açabilme yeteneğine kadar değişir. Kaspersky’nin Stalkerware’in Durumu raporuna göre, toplamda, dünya çapında en az 53 bin 870 mobil kullanıcı Kaspersky’yi yükledikten sonra telefonlarında bu programın varlığına rastladı.

Şubat 2021’den bu yana DeStalk konsorsiyum ortakları, mağdurlara daha çok yardımcı olmak ve çevrimiçi cinsiyete dayalı şiddeti önlemek amacıyla e-öğrenme kursu geliştiriyor. Avrupa Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü’ne göre her on kadından biri 15 yaşından itibaren siber şiddete maruz kaldı. Avrupa’da, siber taciz yaşayan her on kadından yedisi de yakın bir partnerden en az bir fiziksel veya cinsel şiddet yaşadı.

Çevrimiçi kurs, bu alandaki bilgi boşluğunun doldurulması yolunda önemli bir kilometre taşı. Ancak uygulayıcılar ve yetkililer siber şiddet ve takipçi yazılımlarının kullanımını tanıma ve durdurma yeteneklerini geliştirmek için daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuyor.

Kaspersky, e-öğrenme paketini Fundación Blanquerna, Una Casa per l’Uomo, Regione del Veneto ve WWP EN iş birliğiyle geliştirdi. Kurs, şirketin eğitim platformlarından biri olan Kaspersky’nin Otomatik Güvenlik Farkındalığı Platformu üzerinden sunuluyor. Avrupa Komisyonu’nun Hak, Eşitlik ve Vatandaşlık (REC) Programı’nın desteği sayesinde online kursu hayata geçirmek mümkün oldu.

Kaspersky Güney Avrupa Genel Müdürü Tanguy de Coatpont, şunları söylüyor: “Araştırma ve eğitim alanında uzman ortaklarımız, sivil toplum kuruluşları ve devlet yetkilileriyle siber şiddet ve takipçi yazılımları konusundaki bu önemli eğitim için içerik geliştirmek üzere DeStalk e-öğrenme çalışmalarına öncülük etmekten onur duyuyoruz. Farklı disiplinlerdeki uzmanlığımızı birleştirerek, platformumuzda benzersiz bir çevrimiçi kurs tasarladık. Aile içi şiddet konusunda çalışan profesyonellerin ve devlet yetkililerinin yeteneklerini artırmayı amaçlayan mikro öğrenme yaklaşımımız ve otomatik eğitim yolları, kullanıcıların kendi hızlarında öğrenmelerini ve siber şiddet ve takipçi yazılımlarının kurbanlarını desteklemek için gereken becerileri kazanmalarını sağlayacaktır.”

Yayım tarihi

Türk Telekom gönüllüleriyle gönüllere dokunuyor

İnsanı merkeze alan Türk Telekom’un çalışanları her türlü doğal afet, kaza ve arama kurtarma faaliyetleri gerektiren olaylarda zor durumda kalanlara yardım etmek amacıyla 11 yıl önce TTAKE’yi kurdu. Türk Telekomlu gönüllülerden oluşan bir sivil savunma hareketi olan TTAKE, bugüne kadar çok sayıda insanın hayatına dokundu. TTAKE, 30 üyeli merkez ekip ve buna ek olarak 11 bölge destek ekibi ile toplam 175 üyeye sahip ve AFAD’a (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) akredite durumda faaliyet gösteriyor. İçişleri Bakanlığı bünyesinde geliştirilen ve afet anlarında kullanılması hedeflenen “AFAD ACİL” uygulaması da 12 Kasım Düzce Depremi’nin yıldönümü olan 12 Kasım 2021 tarihi itibarıyla kullanıma açıldı.

Bölge coğrafyasına ve karakteristiğine uygun eğitimler

Gönüllü olarak TTAKE’e katılan ekip üyeleri, diğer sivil savunma ekipleriyle sürekli bilgi paylaşımında bulunuyor ve ilgili konularda güncel eğitimleri takip ediyorlar. Bölgelerde kurulan destek ekipleri, bölge coğrafyasına ve karakteristiğine uygun eğitimlerle kendi alanlarında uzmanlaşıyorlar. Hızla toplanıp olay yerine intikal edebilen reflekslere sahip TTAKE üyeleri, geçen yaz Antalya’nın Manavgat bölgesindeki yangında toplam 17 ayrı yardım çağrısı aldı ve 35 kişinin yangın bölgesinden tahliye edilmesine yardımcı oldu.

Depremlerden sellere

TTAKE, 11 yıldır, birçok arama kurtarma vakası, doğal afet durumları ve toplumsal olaylarda görev başındaydı. Van Erciş depremi, İstanbul’da yaşanan “Pamir Bebek” olayı, Trabzon ve Samsun’daki birçok “sel baskını”, Bafra‘da düzenlenen “Kapıkaya Fest”teki arama kurtarma çalışması, Samsun’daki “Balkan Tatbikatı”, Elâzığ ve İzmir depremleri; TTAKE üyelerinin aktif destek verdiği arama kurtarma faaliyetlerinden bazılarıydı.

Çocuklar TTAKE ile bilinçlendi

TTAKE’deki her ekip üyesinin “İlk Yardım” ve “Depremde Arama Kurtarma” eğitimlerini alması zorunlu. Ayrıca, destek ekip üyeleri, bölgelerin coğrafi özelliklerine göre Türk Telekom Akademi tarafından kendilerine atanan eğitimlere de katılıyorlar.

Zorunlu eğitimlerin yanı sıra, ekip üyelerinin verdiği eğitimler de kuruma büyük bir güç ve motivasyon sağlıyor. TTAKE, sosyal sorumluluk yaklaşımı kapsamında hayata geçirilen Türk Telekom Okulları’ndaki 1000 öğrenciye, Millî Eğitim Bakanlığı’nın izni dâhilinde, “Deprem Öncesi, Anı ve Sonrası” konulu “Deprem Bilinçlendirme Seminerleri” verdi. Ayrıca yaklaşık 200 “Türk Telekom Anaokulu ve Kreş” öğrencisiyle seviyelerine uygun eğitimler düzenlendi.

Afet zamanı iletişim kesilmesin diye…

İçişleri Bakanlığı bünyesinde geliştirilen ve afet anlarında kullanılması hedeflenen “AFAD Acil” mobil uygulaması Düzce Depremi’nin yıldönümü olan 12 Kasım 2021 tarihi itibarıyla kullanıma açıldı. m-TOD üyesi mobil operatörlerin geliştirme sürecinde İçişleri Bakanlığı ile beraber çalıştığı ve tecrübelerini paylaştığı mobil uygulama ile, deprem ve sel gibi afet durumlarında vatandaşların 112 hizmetlerine daha kolay ulaşmaları ve önceden belirleyecekleri 10 kişiyle internet üzerinden haberleşmelerinin sağlanması hedefleniyor.

AFAD Acil mobil uygulaması afet anında rehber olacak

Afet anlarında 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yönlendirilen yoğun çağrı trafiğinin mobil uygulama sayesinde akıllı hale gelmesinin ve acil yardım talep eden kullanıcılara ait büyük verinin işlenerek kullanılmasının ileri seviye bir hizmet olacağını ifade eden Ertuğrul, “Klasik çağrı merkezi hizmetlerinin kapasitelerinin yetişemediği anlarda aramaları cevapsız bırakmamak ve veriyi değerlendirmek afet anlarında kriz yönetimi için son derece etkili olacak. Afet durumunda acil yardımlaşma uygulaması ile bölgesel mesajlarla vatandaşlara kolaylıkla ulaşım sağlanacak. Uygulama, devletin afet yönetiminde vatandaş için bir nevi rehber olacak. Vatandaşlarımız, AFAD Acil mobil uygulaması üzerinden bulundukları bölgelere en yakın toplanma merkezlerine kolaylıkla yönlendirilecek. Uygulamanın kullanımı hayat kurtarıcı olacak” dedi. 

Afet anında veri kullanımı kritik

Afet anlarında gerek mesajlaşma gerekse de ses trafiğinin internet tabanlı uygulamalar üzerinden iletilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Tolga Ertuğrul, şöyle devam etti: “Mevcut 4.5G altyapıları ile veri aktarımı hem daha kaliteli hem de sorunsuz şekilde sağlanabiliyor. Mobil iletişim sektörünün de katkısıyla Bakanlık tarafından geliştirilen uygulamanın mobil ve/veya sabit internet kullanılmasına uygun bir şekilde tasarlanmasını çok değerli buluyoruz. Uygulamanın ülkemize ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyor, aynı zamanda afete hazırlığın bir vatandaşlık görevi olduğu bilinciyle ve sorumluluğuyla bu uygulamanın geliştirme aşamasının bir parçası olmaktan mutluluk duyuyoruz. Uygulamaya gerek duyulacak felaketlerden uzak olmayı temenni ediyor, herkesin AFAD Acil uygulamasını yüklemesini öneriyoruz.”  

Afet anında dikkat edilmesi gereken hususlar

  • Yüksek trafik oluşumunu engellemek için özellikle ilk saatlerde telefonlar sadece acil aramalar için kullanılmalı,
  • Zorunlu olmayan kullanımlardan kaçınılmalı, zorunlu ise öncelikle kısa mesaj, e-mail veya sosyal medya üzerinden iletişim tercih edilmeli, ses araması sadece gerekli durumlarda yapılmalı ve olabildiğince kısa tutulmalı,
  • Afet zamanında cep telefonu pil kullanım süresinin uzatılması için bazı öneriler;
    • Düşük güç modunun açılması,
    • Ekran parlaklığının kısılması,
    • Arka planda çalışan uygulamaların kapatılması (konum saptanmasını sağlayan uygulamalar hariç),
    • Anında iletişim gerekmediği durumlarda maksimum güç tasarrufu için uçak moduna alınması,
    • Daha az güç tüketimi sağladığından hücresel bağlantıdan ziyade mümkün olduğunca Wi-Fi tercih edilmesi.

MediaMarkt IT cahilliğinin bedelini büyük ödüyor

Mediamarkt o büyüklükteki bör firmaya yakışmayacak fidye yazılım saldırısına uğradı. Siber güvenlik konusunda derinlemesine ve uzman haberler yapan Siberbulten.com isimli sitenin haberine göre tehdit aktörleri rekor seviyede fidye talep etti.

Mediamarkt’a saldıran Hive fidye yazılımı çetesi 240 milyon dolarlık fidye talep etti. İstenen bedel, şu ana kadar başlangıçta görülmüş en yüksek fidye talebi olarak nitelendiriliyor.

Saldırı sonrası firmanın Almanya ve Hollanda’daki mağazalarının IT sistemleri kilitlendi. Firman depo işlemleri gibi birçok operasyonda aksamalar meydana geldi. Özellikle Hollanda’daki mağazalardaki kasalarda kredi kartıyla işlem yapılamazken, geçmiş döneme ait kayıtlara erişilemedi.

Hive Fidye Yazılımı Grubu, bıraktığı fidye notunda kişisel bilgilerin, finansal raporların ve önemli belgelerin şifrelendiğini belirterek firmayı verileri ifşa etmekle tehdit etti.

Saldırganlar ayrıca mevcut dosyalarda değişiklik yaptıkları takdirde dosyalarını şifresinin kırılmasının mümkün olmadığını öne sürdü. Durumu FBI ya da polise bildirmeleri halinde onların fidye ödemeye izin vermeyeceğini ve sonuç olarak her şeyi kaybedeceklerini iddia etti.

MediaMarkt’ın aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 13 ülkede 1.000’den fazla mağazası bulunuyor. Avrupa’nın en büyük tüketici elektroniği perakendecisi olan firmanın yaklaşık 53.000 çalışana sahip ve yıllık toplam cirosunun 20.8 milyar avroyu bulduğu belirtiliyor.

2021 yılında parolalar hala 123456

Parolasız yaşam hem kullanıcılar hem de güvenlik ekipleri için hayatı çok daha kolay hale getirmeyi vaat ediyor. Yönetici maliyetlerini düşürme, üretkenliği artırma ve siber riski azaltma gibi heyecan verici olasılıklar var. Bu avantajlara rağmen, hem  işletmeden tüketiciye (B2C)  hem de işletmeden işletmeye (B2B)  ortamların uyum sağlaması beklendiği kadar çabuk olmadı.  Ancak, dünyanın en büyük yazılım şirketi yeni bir teknoloji yaklaşımını desteklemeye karar verdiğinde, bunu dikkate almalıyız. Microsoft parolaları oldukça uzun bir süre önce “uygunsuz, güvensiz ve pahalı” olarak tanımladı. Bu yılın Mart ayında ise kurumsal müşterileri için parolasız kimlik doğrulaması tanıttı. Microsoft Eylül ayında, tüm kullanıcılar için desteğini genişleteceğini açıkladı.

Kişi başına parola sayısı 100’e yaklaştı

Parolalar kurumsal uygulamalardan online bankacılık, e-posta ve e-ticaret hesaplarına kadar her şeyi güvence altına almak için hala kullanılıyor. Sorun şu ki, artık yönetmek ve hatırlamak için bu kimlik bilgilerinin hepsi artık çok fazla oldu. Bir tahmine göre,  ABD’li çalışanların yüzde 57’si kurumsal parolalarını yapışkan notlara yazıyor. Dijital ayak izimizi genişlettikçe bu sayı artıyor. Ekim 2020 tahminlerine göre,  ortalama bir kişinin pandemi başlamadan öncesine göre yaklaşık yüzde 25 daha fazla parolası var ve bu da kişi başı yaklaşık 100 parolaya denk geliyor. Siber güvenlik açısından bakıldığında, parolalarla ilgili zorluklar belli. Saldırganların çalması, tahmin etmesi, kimlik avı veya kaba kuvvet saldırısına maruz kalmaları. Saldırganlar parolanızı ele geçirdiklerinde meşru kullanıcılar gibi davranabilirler, güvenlik savunmalarını geçebilir ve şirket ağlarının içinde çok daha uzun süre gizli kalabilirler. Günümüzde bir veri ihlalini tanımlamak ve bertaraf etmek için geçen süre 287 gündür.

Basit parola kullanımı devam ediyor

Parola yöneticileri ve tek seferde oturum açma, bu tür zorlukların üstesinden gelmek için her hesapta karmaşık parolaları depolar ve gerektiğinde otomatik olarak kullanırlar. Ancak tüketiciler arasında hala popüler değiller. Tüketici ve şirket hesaplarını kimlik hırsızlığı ve diğer kaba kuvvet tekniklerine maruz kalmamıza rağmen basit, tahmin edilmesi kolay parolaları tekrar tekrar kullanarak “koruyoruz”. Bu sadece güvenlik riskiyle de ilgili değil. Parolalar, BT ekiplerinin yönetmesi için önemli zaman ve para gerektirir ve de müşteri yolculuğunu da kesintiye uğratır. İhlaller, B2B ve B2C ortamlarındaki kullanıcı deneyimini kesintiye uğratabilecek büyük hacimli hesaplarda toplu sıfırlama gerektirebilir. 

Parolasız hesap kullanımı işletmeye hangi faydaları sağlayabilir?

Parolasız kimlik doğrulama ileriye doğru büyük bir sıçrama sağlar. Yüz tanıma, güvenlik anahtarı ve hatta e-posta/SMS yoluyla gönderilen benzersiz bir kod gibi biyometrik güvenliğe sahip bir kimlik doğrulayıcı uygulaması kullanarak, kuruluşlar tek bir hamlede statik kimlik bilgileriyle ilişkili güvenlik sorunlarını ortadan kaldırabilir. B2B ve B2C operasyonları için bu yaklaşımı benimseyerek, kuruluşlar şunları yapabilir:

  • Kullanıcı deneyimini geliştirir: Oturum açma işlemlerini daha sorunsuz hale getirir ve kullanıcıların parolalarını hatırlama ihtiyacını ortadan kaldırır. Bu, oturum açma sorunları nedeniyle daha az alışveriş sepeti terk edilirse satışların artmasına bile neden olabilir.
  • Güvenliği artırır: Çalınacak parola yoksa, büyük bir sorun daha ortadan kalkar. Geçen yılki ihlallerin %84’ünün sorumlusunun parolalar olduğu iddia ediliyor. En azından kötü adamların istediklerini elde etmek için daha çok çalışmasını sağlamış oluyorsunuz. Şu anda her yıl milyarlarca denenen kimlik bilgisi doldurma saldırıları geçmişte kalacak.
  • Maliyetleri ve itibar zararlarını azaltır: Fidye yazılımlarına ve veri ihlallerine finansal olarak zarar verme fırsatlarını en aza indirin. Ayrıca, parola sıfırlama ve olay araştırması ile ilişkili BT yöneticisi maliyetlerini de azaltmış olacaksınız. Bir rapor, şifre sıfırlama başına 200 $ kadar maliyet çıkabileceğini ve yılda 30.000 saat verim kaybına neden olabileceğini iddia ediyor.  BT ekiplerinin daha yüksek değerli görevlere zaman harcayabilmesini de sağlamış olacaksınız. 

Parolasız hesap kullanımının önündeki engel nedir? 

Parolasızlık her derde deva değil. Uygulamanın önünde çeşitli engeller var:

  • Güvenlik %100 garanti edilmez: SIM değiştirme saldırıları, örneğin,       tehdit aktörlerinin SMS ile gönderilen tek seferlik şifreleri (OTP’ler) atlatmalarına yardımcı olabilir. Bilgisayar korsanları cihazlara, makinelere erişebilirse, örneğin casus yazılımlar aracılığıyla , OTP’leri de ele geçirebilirler.
  • Biyometri gümüş kurşun değildir: Kullanıcının değiştiremeyeceği veya sıfırlanamayan fiziksel bir öznitelikle kimlik doğrulaması yapıyor olacağız. Saldırganlar sistemi hacklemenin bir yolunu bulursa zarar çok daha yüksek hale gelir. Ses ve yüz/görüntü tanıma teknolojilerinin üstesinden gelmek için makine öğrenimi teknikleri geliştirilmeye devam ediliyor.  
  1. Yüksek maliyetler: Büyük bir kullanıcı veya müşteri tabanına sahip KOBİ’ler, varsa cihazlarının veya belirteçlerinin değiştirilmesi sürecinde ciddi maliyetle karşılaşacaklar. Bazı parolasız teknolojilerin kullanıma sunulması oldukça pahalı olabilir. Microsoft gibi yerleşik bir sağlayıcıyı kullanmak daha mantıklı olacaktır, ancak yine de bir iç geliştirme maliyeti olacaktır.
  • Kullanıcı isteksizliği: Parolaların, büyük güvenlik eksikliklerine rağmen uzun zamandır kullanılıyor olmalarının bir nedeni var –       kullanıcılar içgüdüsel olarak bunları nasıl kullanacaklarını bilirler. Bilinmeyenin korkusunu aşmak, kullanıcıların kurallara uymaktan başka seçeneği olmayacağı kurumsal bir ortamda daha kolay olabilir. Ancak B2C dünyasında müşterileri alıştırmak oldukça zor olacaktır. Bu nedenle, oturum açma işlemini mümkün olduğunca sorunsuz ve sezgisel hale getirmeye özen göstermelisiniz.

Salgın sonrası dönem başlarken, iki eğilim parolasız oturum açmayı benimsemenin geleceğini şekillendirecektir: tüketici çevrimiçi hizmetlerinin kullanımında bir artış ve hibrit işyerinin ortaya çıkması. Her ikisinin de merkezinde mobil cihazlar yer aldığına göre kurumsal parolasız stratejinin burada başlaması mantıklı görünüyor.  

Yayım tarihi

Oltanın kralı Instagram’da

Son zamanlarda siber suçluların en çok kullandığı siber saldırı yöntemlerinden biri kimlik avı saldırıları olmaya devam ediyor. Kullanıcıların Instagram hesaplarına telif hakkı ihlalinde bulunulduğuna dair mesaj atarak kimlik avı saldırısında bulunan siber suçluların son günlerde Instagram üzerinden çoğu hesabı bu yöntemle ele geçirdiğine dikkat çeken Siberasist Genel Müdürü Serap Günal, atılan mesajda bulunan linke tıklanmaması gerektiğinden bahsederken, hesabı çalınan kullanıcılar için de izleyebilecekleri 5 adımı paylaşıyor.

“Instagram Telif Hakkı Merkezi”nden Gelen Mesajlar Sahte

Son günlerde Instagram kullanıcılarının gelen kutusuna sahte “Instagram Telif Hakkı Merkezi”nden hesaplarında olan bir paylaşımda telif hakkı ihlali tespit edildiğine dair mesajlar geliyor. Kullanıcıya gelen mesajın; “Bu durumun yanlış olduğunu düşünüyorsanız geri bildirimde bulunun, aksi halde hesabınız kapatılacaktır.” şeklinde devam ediyor olduğunu ve kullanıcıları bir linke yönlendirdiğini aktaran Serap Günal, bu linke tıklayan, kullanıcı adı ve şifresini kullanarak giriş yapan kullanıcıların bilgilerinin ise siber saldırganların eline çoktan geçmiş olduğunun altını çiziyor.

Instagram Direkt Mesaj Atmaz!

Instagram’dan geldiği iddia edilen telif hakkı ihlali mesajlarında dikkat edilmesi gereken birkaç adım bulunuyor. Instagram’ın kullanıcılarla direkt mesajlar üzerinden iletişime geçmeyeceğini belirten Serap Günal, Instagram’ın aynı zamanda kullanıcılara bir linkle form doldurtmayacağını veya hesaplarının şifrelerini kesinlikle istemeyeceğini hatırlatıyor. Eğer bir form doldurtacaksa da kullanacağı adreslemenin “instagram.com/…” şeklinde başlayacağını dile getiren Günal, telif hakkı ihlaliyle alakalı gelen direkt mesajların açılmamasını, mesajdaki linke tıklanmamasını ve linke şifre girilmemesini öneriyor.

3 Adımda Instagram Güvenliği Tüyoları

Instagram hesaplarının siber saldırganların eline düşmemesi için izlenmesi gereken 3 adımı paylaşan Siberasist Genel Müdürü Serap Günal, bu adımlara uyulduğu takdirde hesapların güvende olabileceğini söylüyor.

1. Güçlü şifreler seçin. Instagram için güçlü ve kolaylıkla bulunamayacak şifreler tercih edin. Artık birçok web sitesi veya sosyal medya mecrası kayıt sırasında şifre belirlerken en az bir büyük harf, bir küçük harf ve bir sembol kullanılmasını zorunlu kılıyor. Aynı zamanda hesaplarınızın hepsine birbirinden farklı şifreler oluşturmak da siber saldırganların tüm bilgilerinize tek seferde erişememesini sağlar.

2. İki faktörlü kimlik doğrulamayı açın. Neredeyse tüm hesaplarınızda kullanabileceğiniz bir güvenlik sistemi olan iki faktörlü kimlik doğrulamadan Instagram için de yararlanın. Bu sistem, kullanıcıların bir güvenlik koduyla kimliklerini doğrulamasını sağlayan çok adımlı bir işlemdir. Bu sistem sizden bir başkası hesabınıza giriş yapmaya çalışırsa size bildirim, SMS veya e-posta gelecek ve sizi bilgilendirecek.

3. E-posta hesabınızın güvenli olduğundan emin olun. Tüm hesaplarınız, Instagram dahil, e-postanıza bağlı. Tüm hesaplarınıza tek seferde erişmek isteyen siber saldırganların en büyük hedefi e-posta adresleri oluyor. Bu nedenle, e-posta hesabınızın güvenli olması oldukça önemli. E-posta hesabınızı e-posta şifreleme ile güvence altına alın.

Yayım tarihi

Xiaomi telefonlarını sulandırıyor

Xiaomi, 2022’nin ikinci yarısında Loop LiquidCool sistemini telefonlara uygulayarak akıllı telefonlar için soğutma teknolojisinde büyük bir atılım yapmayı planladığını açıkladı.

Yaptığı açıklamada, havacılık endüstrisinde kullanılan tekniklerden ilham alan ısı dağıtma teknolojisinin, sıcak hava ve soğutma sıvısı sirkülasyonunu ayırırken, geriye doğru ısı akışını engellediğini söyledi.

Geleneksel soğutma (VC) seçenekleriyle karşılaştırıldığında, teknolojinin iki kat daha fazla soğutma kapasitesine sahip olduğunu ve bu da onu mevcut en verimli akıllı telefon soğutma sistemi haline getirdiğini dile getirdi.

Loop LiquidCool modülü ile değiştirilen orijinal VC ile özel bir Xiaomi Mix 4 ahize kullanılarak yapılan 30 dakikalık bir oyun testi sırasında şirket, cihaz sıcaklığının maksimum 47.7 ℃ seviyesinin altında kaldığını ve işlemcinin standarttan 8.6 ℃ daha düşük olduğunu söyledi.

Şirket, yeni nesil sistemin CV sıvı soğutma ile aynı yöntemi kullanmasına rağmen, yeni form faktörünün verimlilikte önemli bir gelişme sağladığını açıkladı.

Açıklamada, geleneksel VC sistemlerinin gazlar ve sıvılar için ayrı kanalları olmadığı, sıcak gaz ve soğuk sıvıların özellikle yüksek iş yükleri altında karıştığı ve birbirini engellediği belirtildi. “Halka biçimli bir pompa, hava geçiş direncini yüzde 30 azaltan özel bir gaz borusu tasarımına sahiptir. Daha düzgün bir buhar akışı sağlanarak, maksimum ısı transfer kapasitesi yüzde 100’e kadar artırılıyor.”

Brezilya 5G açık artırmasında milyar dolar barajını geçti

Brezilya’nın 5G açık artırmasındaki teklif sahipleri, satışın ilk gününde 5G lisansları için 7,1 milyar BRL’den (1,27 milyar $) fazla harcama yapmayı taahhüt etti. Yerel operatörler Telefonica, Telecom Italia ve America Movil büyük harcamacılar oyarak ön plana çıktı.

Brezilya’daki en büyük üç operatörün yanı sıra, Brisanet, Algar ve Sercomtel, düzenleyici Anatel tarafından gün boyunca yayınlanan bireysel tahsis sonuçlarına göre, satışın açılış gününde etkin oldu.

Toplamda 15 teklif sahibi, şimdiye kadar her bir spektrum bloğunun üzerine konan ilk rezerv fiyatını oldukça aştığı satışa katılmaya hak kazandı.

Açık artırma, operatörlerin Huawei ekipmanlarını ilgili ağlarda kullanmasına izin verip vermeme konusundaki tartışmalar sürerken birkaç kez ertelenmişti .

Satışı başlatan Brezilya iletişim bakanı Fabio Faria, ülkenin “Latin Amerika’daki ilk 5G’ye” sahip olacağını söyledi: “Brezilya’nın dijital ekonomide olduğunu dünyaya göstereceğiz, dijital dönüşümle ilgileneceğiz.”

Geçen ay yayınlanan bir belgede, düzenleyici, satılan tahsislere 50 milyar BRL’lik bir ekonomik değer koydu, ancak hükümet tarafından yalnızca 9 milyar BRL’nin tutulacağını ve geri kalanının dijital hizmetlerin kapsamını ve erişilebilirliğini genişleten çeşitli projelere harcanacağını belirtti.

Anatel, operatörlerin çeşitli kapsama taahhütlerini içeren 5G lisanslarının yükümlülüklerini yerine getirmek için toplam 70 milyar BRL harcaması gerektiğini tahmin ediyor.

Yayım tarihi

İstanbulKart hayata dokunuyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) iştiraklerinden BELBİM AŞ, hizmet alanını genişlettiği İstanbulkart’ın mobil uygulamasını yeniledi. İstanbulluların hayatını kolaylaştıran kullanım alanlarıyla şehrin yaşam kartına dönüşen İstanbulkart, yeni mobil uygulaması ile dijitalleşti. Yeni mobil uygulama; şifre, parmak izi taraması ve yüz tanıma teknolojisi ve kampanya fırsatı gibi özellikler eklendi.

DAHA GÜVENLİ VE KOLAY

İstanbullulara çok daha rahat ve güvenli bir kullanım sağlamayı amaçladıklarını belirten BELBİM AŞ Genel Müdürü Yücel Karadeniz, “Daha kullanıcı dostu olan mobil uygulama üzerinden, TL ve abonman talimatı tanımlama ile bakiye kontrolünü gerçekleştirebiliyoruz ve dijital karta abonman yükleyebiliyoruz. Kart temini için bayiye gitmenize gerek yok, dijital kartınız yeter. Temassız kullanım imkanı da var” dedi.

İSTANBULKART MOBİL’E ÖZEL KAMPANYA

Dijital kartın İstanbulkartın tüm özelliklerini barındırdığına dikkat çeken Yücel Karadeniz, mobil uygulama ile kullanıcısına özel bir kampanya fırsatı da sunulduğunu söyledi. Karadeniz, “BELBİM AŞ, İstanbulkart Mobil lansmanına özel olarak, QR kodla ödemede 10 geç 9 öde kampanyası ve Materpass’te 100 TL ve üzeri yapılan yüklemelerde 10 TL kazan kampanyasını sunuyoruz” bilgisini paylaştı.

Ulaşımın yanı sıra; kafe-restoran, müze, akaryakıt harcaması ve online alışveriş gibi birçok alanda kullanılan İstanbulkart Mobil uygulaması, Google Play ve Apple Store’dan ücretsiz olarak indirilebiliyor.

YENİ ‘İSTANBULKART MOBİL’İN ÖZELLİKLERİ

  • İstanbulkart bakiye ve abonman yükleme
  • Dijital karta abonman yükleme
  • IOS işletim sisteminde de TL ve abonman yükleme talimatını NFC yoluyla tanımlama
  • Uygulamaya giriş yapmadan çevrim dışı QR kodla ödeme işlemi
  • HES kodu eşleştirme
  • 6 haneli tek şifre ile uygulamaya kolay giriş
  • İstanbulkart vizeleme talimatı ve talimatın NFC ile tanımlanması
  • Parmak izi tanıma ve Face ID (yüz tanıma) özelliğiyle uygulamaya güvenli giriş
  • Kampanyalara katılım, kampanya takibi ve ödül kazanımı
  • Kanal bazlı olarak ticari elektronik ileti izni
Exit mobile version