Çırağan Sarayı ödeme ve Blockchain devlerine ev sahipliği yaptı

BÜLTEN, Girişim, MANŞET, YAZILIM

Blockchain, Çevrim içi Ödeme, Yapay Zeka alanlarının önde gelen isimleri ve ünlü girişimciler ile teknoloji tutkunları Çırağan Sarayı’nda bir araya geldiler. Etkinlik; gelişmiş ve karmaşık ödeme uygulamalarını, teknolojiyi herkesin ulaşabileceği seviyeye getirmek için çalışan geliştiricileri ve meraklıları olan ATRONOCOM tarafından organize ve finanse edildi.

Etkinliğe “Huawei CTO’su Jorge Sebastiao, HS Consulting Group’un CEO’su Herbert Sterchi, Muckral CEO’su Susan Oh, OXY/AI Kurucu ortağı Ali Erhan Tamer, WEDEW kurucusu Edu  ardo Ribeiro Filho, Visiong8.com CTO’su John D Allen,

Latoken CEO’su Valentin Preobrazhenskiy, BreezeCoin CEO’su ve Atronocom’un ortağı Gürkan Akpınar, Experian Türkiye ve Ortadoğu Müdürü Serter Baltacı, Puremind Kurucu Ortağı Doruktan Türker konuşmacı olarak katıldı.Crypto League’in uluslararası CEO’larının konuşmalarını ve ilginç tartışmaların yer aldığı etkinliğe katılanlar, profesyonellerle tanışıp ‘ödemelerin geleceği’ konusunda çok önemli bilgiler öğrendiler.

Gelirinin yüzde 10’unu yardım kuruluşlarına bağışlıyor

Ödeme sistemleri teknolojisinin yaklaşık 30 yıllık bir geçmişi var. Basit kod sistemleriyle başlayıp PayPal ve Amazon gibi dev dünya şirketlerini yaratan ödeme çözümleri Blockchain teknolojisi ile birlikte yepyeni bir boyut kazanıyor.

Atronocom, basit ama yüksek teknoloji ürünleriyle yatırımcıları ve kullanıcıları için hayatı daha kolay kılmayı hedefleyen bir teknoloji şirketi. Kuruluşun amacı dünyanın dört bir yanında kanun ve regülasyonlara uygun olarak, devletlerle işbirliği içerisinde Blockchain bazlı ödeme sistemleri geliştirmek ve insanların hayatını kolaylaştırmak. Şirket aynı zamanda, ödeme sistemlerinden elde ettiği tüm gelirin %10’unu da yardım kuruluşlarına bağışlıyor.

Airbnb 200 milyar dolarlık ultra lüks pazarına oynayacak

Girişim, MANŞET

Airbnb eskiden ucuza ev bulmak isteyenlerin en büyük oyun alanıydı. Şimdi işler değişiyor. Fransa’da bir şato veya Pasifik’te bir adada yaşamak isteyenler de Airbnb’ye başvurabiliyor.

Airbnb Luxe ile Yeni Zelanda ve Güney Afrika’daki ödüllü evler, Toskana’daki tarihi villalar ve Ian Fleming’in ikonik casus romanlarını yazdığı Jamaika sahil mülkleri de dahil olmak üzere, 2.000’in üzerinde ultra lüks mekan kiraya çıkıyor. Airbnb Luxe, gece başına en az 1.000 dolar harcamak isteyen gezginler için tasarlanmış.

Listelenen her bir ev, 300’den fazla kritere sahip olan titiz bir değerlendirmeyi geçmek zorunda. Bu nedenle, yüksek tasarım standartları, nadir ve benzersiz özellikler, şef tipi aletler ve yatak odası başına en az bir banyo bulunmak zorunda. Ayrıca, “ısmarlama deneyimlerinizin” “gerçekten büyülü” olduğundan emin olmak için hazır olan ve çocuk bakımı ve kişisel eğitmenler düzenleyen özel bir gezi tasarımcısına sahip olmak mümkün.

Bazı evlerde aşçılar, uşaklar ve şoförler gibi ek hizmetler ve orta çağdan sofraya yemek yemekleri gibi deneyimler sunuluyor. Süslü yerler, dünyanın uzak köşeleriyle sınırlı olmadığından, Londra ve Los Angeles gibi şehirlerde bir avuç dolusu liste de bulmak mümkün. Airbnb Luxe, sistemine bu yıl en az 12 kentte mülk eklemeyi planlıyor.

2018’de, gecelik en az 1.000 ABD Doları değerindeki girişler için rezervasyon sayısı yüzde 60’tan fazla arttı ve lüks seyahat piyasası 200 milyar ABD doları olarak tahmin edildiğinde, şirket büyüme için yeni fırsatlar yarattı.

Türkiye’de bu tip yerler yok mu? Bakın bahsi geçen turizm 200 milyar dolar… Eski köşkler ve tarihi kasırların orijinalliği bozulmadan bu tip işlere vakfedilmesi, ülkemize gelip “olinklüziv” saçmalığı için 10 dolar harcayıp ülkesine dönen turistten farklı birilerini ağırlamak hoş olmaz mı?

Türkiye’de eşine çok da rastlanmayan bir yazılım başarı hikayesi

Girişim, MANŞET

Yıllardır yazılım konusunda, yazılım üretenler konusunda yazılar ve hikayeler yazdım. Başarı öyküleri gördüm, o anlarda başarı sandığım sonrasında aslında günü kurtarmak olan öyküler gördüm. Başarısızlıklar gördüm daha büyük başarılara taşıyan.

Bir arkadaşım; başta yazılım evi sandığım, ufak tefek dikey, pazarların yıldızı olabileceğini düşündüğüm bir ekiple tanıştırdı beni. Adı Hitit olan bu şirketin adı eski notlarımda vardı. Havacılıkla ilgili yazılımlar yapıyorlardı. En azından ben başta öyle sanıyordum.

Hitit’in ilginç bir yapısı var. 1994 yılında Türk Hava Yollarında çalışan iki kadının muhtemelen ebeveynlerinin deyimiyle gül gibi mesleklerin bırakıp girişimcilik yapmaya karar vermesiyle hayata geçiyor. 1994, ülkenin krizlere girmesinden hemen önce, Türk Hava Yolları’nın bir devlet memuru güvencesine alıp özel şirket maaşı verdiği zamanlar. Girişim ve şirket kurma diye bir kavram ülke gündeminde değil.

Nur Gökman 1949 doğumlu. İstanbul Üniversitesi’nde, muhtemelen sağcı solcu tartışmalarının arasında o zamanın kadınlarının çok yapmadığı bir şeyi yapıp matematik ve fiziği anı anda okumuş. THY’nin bilgi işlem departmanlarında yöneticilik yapmış. Ki 1990’lar, 1980’lerin hemen öncesinde yeşil ekranlı IBM’lerle tanışan ama bunu bir türlü bünyesine sokamayan şirketin bilgisayarları tam anlamıyla kullanmaya başladığı dönemler. O zamana kadar bilet satışta bir terminalde veri girilirken diğer terminalde bilmem ne tuşuna basarak onaylı yolcuya yedeğe atabilme kavramı vardı veya önüne ekran geçiren herhangi bir çalışan kendisi hakkında amirlerinin yazdığı kıdemle ilgili raporları okuyabilir ve amirine küsebilirdi.

İşte o Nur Gökman, Dilek Ovacıklı ile birlikte Hitit’i kurup kendi yazılım ürünlerini ortaya çıkarmak için harekete geçtiler. Önce çok uçan yolculara kıyak programı olarak bildiğimiz Frequent Flyer’a yönelik çalışmalar yürüttüler. Bu işte öylesine tutuldular ki dünyanın faklı yerlerinden farklı büyüklüklere sahip 40 havayolu şirketi bunu kullanmaya başladı.

Şirketinin bir kısmını, bu işleri dünyada en çok ve en iyi yapan bir başka şirket satın aldı. Çok da konuşulan bir şey değil ama Türkiye’de sessiz sedasız üretilen yazılım, dünyanın bu konuda en çok satan yazılımcıları tarafından satın alındıktan sonra bu dünya devi kendi yaptığı işi çöpe atarak Türk tarafının yaptıklarını kullanmaya başladı. Yani rakiplerini yok etmek için değil konusunda iyi olan bir şeye sahip olabilmek için yaptılar bu satın almayı.

Bugün ne yapıyorlar? Bir havacılık şirketinin ihtiyaç duyabileceği her tür yazılımı ve altyapıyı sağlıyorlar. Bir başka deyişle eğer uçağınız ve eser miktarda personeliniz varsa gelip Hitit’ten hizmet alarak çalışmaya başlayabiliyorsunuz. Neler sağlayabilir ki Hitit şirketlere? Dünya üstündeki indirimli bilet satış acentelerine veri sağlamaktan, ilk satışa çıktığında indirimli sonra giderek pahalanan bilet prosedürlerine, bagajın nasıl verileceği ve doğru terminasyona nasıl gönderileceğine, uçtuğunuz yerden kazanacağınız millerin ayarlanmasına, pilotların gittiği yerde kaldığı otelde sorun çıkarsa bunların sisteme raporlanmasına, havayolu şirketinin mobil uygulamasının hayata geçirilmesine kadar her şey. Ve bu sayabildiklerim onların yapabildiklerinin binde biri bile değil.

Peki bunlar neden ve nasıl bir fark yaratıyor? Hitit çok ve kaliteli yazılım yapmasının ötesinde diğerlerinden nasıl ayrılıyor? Çünkü o kadınlar tarafından kurulmuş bir şirket. Aklını kullanan kadınlar tarafından. Narin ve uzun topuklu kadınlar değil, ellerini çamurun içine sokup, en tehlikeli savaş ortamlarına girip orada her tür pisliğe yatkın Amerikan rakip şirketlerini kadife eldivenlerle döven bilekli kadınlar. “Bakın bizde ne çok kadın var” diye zaten yapması gereken şeyi reklam etmeden çok kadın istihdamı yapıp şirketini tıkır tıkır yöneten düzgün insanlar.

Şirketlerinin önünde yatıp başarı öykülerini her gün söküp almak gerekirken 25. yıl buluşmalarında onlarla beraber olduk. Toplantıda Afganistan, Almanya, Angola, Gana, Kazakistan, Mısır, Namibya, Nijerya, Suudi Arabistan, Pakistan, Ürdün, Tanzanya, Tunus, Türkmenistan, Yunanistan’dan uzmanlar, üst yöneticiler ve konuşmacılar vardı. Normalde gazeteler ve sayfalar yıkılırdı böylesi bir etkinlik için. Ama onlar koskoca şirketlerin CEO ve CIO seviyesindeki isimlerini minik bir otelde iddiasız kahve içiminde toplantı aralarında arkaya konmuş bir masada ping pong oynarken ağırladılar ve herkes bundan mutlu oldu.

Türkiye’de bu tip insanların var olduğunu biliyorum çünkü hep bu tarzda insanlarla karşılaştım. Sunset’te batan güneşe doğru yengeç bokuyla renklendirilmiş suşi yiyip kolum kadar puro tüttürürken değil de beyin beyine iletişim kurabildiğim insanlardan daha çok haz ettim. Ben bu insanları sevdim. Onların anlattıklarına göre devlet onları gurbet ellerde yaban bırakmamış. Satış yapabilmeleri için gücümüzün yettiği her tür kuruma girmelerine destek vermiş. Çok hoşuma gitti bu.

Haydi bu insanlara bunu nasıl yaptıklarını daha yakından soralım. Bu insanların başarı öykülerini orasından burasından çekiştirip diğer benzer şirketlerin üstüne olacak kıyafetler haline getirelim. Bu insanların doğrularını minik kağıtlara yazıp başucumuza asalım ki belki bir işimizde bize yardımcı olur.

Teşekkürler Hitit…

BiTaksi 25 milyon yolculukta 150 milyon kilometre yol yaptı

BÜLTEN, Girişim, MANŞET

Taksi sürücüleri ile yolcuları buluşturan akıllı telefon uygulaması BiTaksi ile yapılan yolculuklar 25 milyonu aştı.

Aktif 13 bin sürücünün kayıtlı olduğu BiTaksi üzerinden ayda 1 milyon yolculuk yapılıyor. Geçen yılın Mayıs ayına göre bu yıl yolculuk sayısı ve kullanıcı sayısında yüzde 60’ın üzerinde artış gerçekleşti.

2013 yılından bu yana 150 milyon kilometreden fazla yol kat eden BiTaksi, böylece dünyanın etrafını 4 bin defa dolaşmış oldu. İndirme sayısı 3,7 milyonu aşan uygulama, geride bıraktığı 6 yılın sonunda 6 milyon saatlik yolculuğa ulaştı.

BiTaksi Kurucusu Nazım Salur; “BiTaksi’nin yolculuğu, Türk yazılımcılarımızın yoğun emeği sonucunda 6 yıl önce başladı. Her şeyden önce ülkemize, ekonomimize ve istihdama fayda sağlamak; kullanıcılarımızın hayatını kolaylaştırmak üzere çalıştık. BiTaksi ile şu anda kadar 25 milyonu aşkın yolculuğa dijital ev sahipliği yaptık.  Ayrıca dijital ödeme yöntemleriyle yapılan yolculuklar ise geçtiğimiz yılın aynı dönemine oranla yüzde yüzde 36’lık artış gösterdi” yorumlarında bulundu.

BiTaksi, 7/24 ulaşılabilen müşteri hizmetleri ve uygulama içerisindeki geliştirmelerle sürücülerin ve kullanıcıların daha iyi ve kaliteli hizmet alması için çalışmalarını sürdürüyor.

Çünkü görme engelliler en akıllı bastonu hakediyor…

DONANIM, Girişim, MANŞET

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 253 milyon görme engelli bulunuyor, geleneksel bastonlar görme engellilerin günlük hayatta karşılaştığı birçok soruna artık cevap veremiyor. Akıllı teknolojiler, nesnelerin interneti gibi kavramların gündelik hayatta kapladıkları yer artmaya devam ederken, bu teknolojilerin cevap verdikleri ihtiyaçların alanı da genişliyor. YGA ve Vestel mühendislerinin geliştirdiği ve Mete Mordağ’ın endüstriyel tasarımını üstlendiği dünyanın en akıllı bastonu WeWALK, görme engellilerin günlük hayatta karşılaştıkları sorunlara çözüm yaratmak amacıyla geliştirilen bir ürün.

Ödüllü teknolojik tasarım

Amerika’nın inovasyon alanındaki en prestijli ödüllerinden olan 2018 Edison Altın Ödülü’ne sahip olan WeWALK, sahip olduğu birçok teknolojik özellikle dikkat çekiyor. WeWALK, Google Haritalar ve Alexa sesli asistanla uyumlu; engel algılama, akıllı telefon entegrasyonu ve açık kaynak platforma sahip yapısıyla gelişime açık bir ürün. Bluetooth ile cep telefonuna bağlanan WeWALK, touchpad üzerinden telefon kontrolü sağlayarak bir elin tamamen boşta kalmasına imkan veriyor. Bu sayede günlük hayatta görme engellilerin toplu taşıma araçlarına binerken, kalabalık bir caddede yürürken veya bir merdivende yaşadıkları denge problemlerini de en aza indirmiş oluyor.

WeWALK, göğüs ve baş hizasında kullanıcının önüne çıkabilecek engelleri ultrasonik sensörü ile algılayıp titreşim motorlarıyla kullanıcıyı uyarıyor. Kendine ait uygulamayla kolayca eşleştirilerek başta navigasyon gibi birçok işlemin telefon cepten çıkartılmadan WeWALK üzerinden gerçekleştirilebilmesini sağlıyor. Açık kaynak kodu sayesinde geliştiricilere açık bir platformda çalışan ürüne bu sayede yeni özellikler de eklenebiliyor. USB girişinden şarj edilebilen bataryaya sahip olan WeWALK, tüm el yapıları ve farklı tutuş şekillerine uyum sağlayan temiz ve doğal çizgiler sunan tasarımıyla dikkat çekiyor.

Tasarım, akılcı çözümler üretme sanatıdır

Tasarımın; gelişimi, katma değeri ve sunduğu yenilikler ile toplumu ileri taşımayı hedeflediğinin altını çizen tasarımcı Mete Mordağ, “WeWALK tasarımı, YGA görme engelli danışmanlık grubunun sağladığı kriter ve geri bildirimlerin çizgilere dökülmüş halidir. Grubun çalışmalarını izlemek ve onları yakından tanımak benim için büyük bir ayrıcalıktı. Uyulması gereken birçok teknik kriterin yanında, mükemmel ergonomi, anlaşılır olması ve kullanıcısına güven vermesi tasarımın ana hedefleriydi. WeWALK ile görme engellilerin çok uzun zamandır alışık olduğu bir objeyi yeniden yorumluyoruz ve bu özel projede iyi tasarıma ulaşmak için kalemden çok silgiyi kullandığımızı söyleyebilirim. Tasarım sürecinin en meydan okuyan kısmı gereksiz detaylardan kurtulmak ve WeWALK’u mümkün olabilecek en yalın haline dönüştürmeye çalışmaktı” diyor.

Endüstriyel tasarımın, sadece estetik, butik veya moda ürünler sunan bir uzmanlık alanı olmadığını belirten Mordağ, tasarımın etrafımızdaki problemlere akılcı çözümler üretme sanatı olduğunu belirtiyor. Tasarım, pazara sadece kozmetik ürünler kazandırmaktan ziyade yeni çözümler geliştiren, sosyal yaşamı ileri götüren fikirleri hayata geçiren bir dal ve WeWALK da bu yaklaşımın en gözde eserlerinden biri. Böyle bir projede daha önce el atılmamış bir sorunu geometri, fizik ve malzeme üzerinden çözmeye çalışıyorsunuz. Doğru çözümlere ulaştığınızda ise sonucun taşıdığı o şaşırtıcı güzellik tasarımınızın en güzel süsü oluyor” dedi.

Sosyal faydaya odaklanan bu proje içerisinde yer almanın kendisi için büyük bir önem taşıdığını vurgulayan Mete Mordağ, “YGA’nın hayalgücünü WeWALK’un çizgilerine dönüştürürken her tasarımda olduğu gibi çıkış noktam yine ‘Rasyonel Sanat’tı. İyi bir üründeki her kıvrımın, bağlantının, ölçünün çok net sebepleri vardır. Bir obje iyi veya kötü görünmekten ziyade doğru veya yanlış görünür. Ergonomik olmayan bir sandalye veya kalem iyi görünemez, gereğinden büyük tasarlanmış bir bağlantı parçası görsel açıdan da rahatsız edicidir. Çizilen veya silinen her çizgi, tasarımı daha verimli kılmak içindir. Evrimleşme sürecinin milyonlarca kullandığı tasarım yöntemi de tam olarak budur” şeklinde sözlerini sürdürdü.

Satış noktaları ve detaylı bilgi için: http://www.wewalk.io

Tansu Yeğen UIPath’e Türkiye’den “startup” bakıyor

Girişim, MANŞET, YAZILIM

5 ay önce UIPath’in başına geçen ve 30 ülkenin yönetimini ele alan Tansu Yeğen, şimdi şirkete farklı açılımlar sağlamak için startup şirket satın almak için görüşmeler yaptıklarını dile getirdi.

Tekrarlı işleri öğrenip yaparak ofis çalışanlarının iş yükünü yüzde 50 azaltan, verimliliğe yüzde 90’a varan katkı yapan bir şirket UIPath. Başına geçen Tansu Yeğen, Türkiye’de bilişim dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Türkiye’nin en büyük firmalarında, o firmanın iş dalının en ileride olduğu zamanlarda çalışan bir isim Yeğen. Şimdi dünyada Robotik ve Yapay Zeka konusu çok konuşulurken dünyanın en büyük yapay zeka şirketlerinden birinin 30 ülkeden sorumlu Avrupa Başkan Yardımcısı…

7 milyar dolarlık büyüklüğe sahip UiPath’in, önümüzdeki dönemde Türkiye’de bir startup’ı satın almak için görüşmeler yaptığını söylemiş Akşam gazetesine. 2021 yılına kadar robotik yazılım pazarının 3.3 trilyon dolar büyüklüğe ulaşacağı öngörülen pazarın en büyüğü tarafından satın alınmak… Özellikle de daha birkaç yıl öncesine kadar kendisi bir startup olan ve bu dünyayı çok iyi bilen bir şirket tarafından satın alınmak gerçekten çok heyecan verici. Bu şirketin Türkiye’den seçilmesi de Yeğen’in sihiri…

Çok yalnızım be Aloha!

BÜLTEN, Girişim, MANŞET

Aloha Live, insanın kendisine ve çevresine giderek yabancılaştığı günümüz dünyasında, her zaman onu anlamaya ve dinlemeye hazır insanların olduğu gerçek anlamda  ”sosyal”  olan bir dünya sunmak amacıyla yeni bir mobil uygulama olarak IOS ve Android’de yerini aldı.

Adını Hawai dilinde selamlaşmak amacıyla kullanılan kelimeden alan Aloha Live uygulaması, insanların sosyal olarak kendilerini yargılamayacak, tarafsız dinleme konusunda eğitimli dinleyiciler ile gizlilik çerçevesinde rahatlıkla kendilerini ifade edebilecekleri bir sohbet uygulaması olarak kendini konumlandırıyor.

Ücretsiz olan bu uygulamada eğitimli dinleyiciler sohbet ettikleri kişilerin dertlerini, sorunlarını, günlük hayattaki başka insanlara anlatamadıkları sırlarını dinleyerek insanlara sosyalleşme ve yüklerinden kurtulma şansı sunuyorlar.

Mobil uygulamanın yaratıcısı olan akademisyen ve iş insanı Orkide Saltık, uygulamayı anlatırken toplumsal sorumluluk temelinden yola çıktığını, giderek yalnızlaşan insanın yaşama dair tüm yüklerini kendinde tuttuğunu, paylaşamadığı sorunlar nedeniyle iletişimsizliğin daha çok arttığı günümüz dünyasında bir sosyal sorumluluk tadında “Aloha Live” sohbet uygulamasını geliştirdiklerini ifade etti.

Şirket, sürdürülebilir iletişim anlayışını odağında tutarak, faaliyet alanında teknolojik gelişmeleri her an iş süreçlerine dahil edip global bir şirket olmak ve “sosyal insan” anlayışını yeryüzünün her noktasında kullanılabilir kılmayı hedefliyor.