Facebook Meta oldu da ne oldu?

Facebook an itibarıyla Meta oldu. Önemli dönüm noktalarından biri bu gelişme. Sebep ve sonuçlarını TKNLJ formatında maddelerle inceleyelim:

  • Facebook “The Facebook” adıyla kurulmayı çalışıldı. Sonra gelen istekler doğrultusunda facebook.com oldu. Dünyanın en çok bilinen markalarından biri oldu. Hatta sektörün bir bileşeni olsa da sektörüne isim verdi: Bir nesil sosyal medyayı “fesbuka girmek” tanımladı.
  • Bu kadar tanınmış bir ismin böylesine çağrışımı bile olmayan bir yeni isimle çıkışını planlaması için gerçekten çok önemli işler yapmış olması gerek. Zaten gidişat da onu gösteriyor.
  • Meta ismi epeydir sektörün belli isimleri tarafından konuşulan sanal dünya yalan dünya Metaverse’ten geliyor. Birileri bunu “ooo uuuu aaaa” nidalarıyla ansa da sanal ortamda sanal karakterler atanmasıyla konuşup yazışılabilen bir sanal dünya bu…
  • Herkesin büyük büyük kelimeler ettiklerine bakmayın. Aynı bilgisayar oyunu gibi bir karakter yaratıp içinde fıtı dolaşacak o şekilde birileriyle konuşacak ve zaman geçireceksiniz. Bu yazdığıma bile tekme tokat girecek birileri çıkacaktır. Ama beyninize takılan bir implant ile oradaki soğuğu kokuyu dokunma hissini biri size vermedikçe çocukların oynadığı aptal oyunun konuşmalı olanından hiçbir farkı yok.
  • Z kuşağı uzun zamandır bunu oyunlarında düzenli olarak kullanıyor zaten. Hatta 2000’li yılların başında oğlumla arkadaşının şu sohbetini duydu bu kulaklar: “Annem pilav getirdi beni düşman ateşinden koru…” Onlar zaten orada yaşıyorlar çünkü öylesi ortamların içine doğdular.
  • Mark Zuckerberg’ün bunu neden yaptığını anlayabilmek için belki de içinde bulunduğu duruma bakmak lazım: Facebook ile müthiş bir çıkış yakaladı. Önce milyarder sonra neredeyse trilyoner şirket sahibi oldu. Ama şunun hesabını kimse yapmamıştı yapamazdı da: Gelen bir sonraki nesil anne babalarıyla aynı yerde arkadaşlarıyla konuşmak istemiyordu. Çocuklar snapchat’ten Instagram’a kadar uzanan bir yelpazede geri dönmemek üzere o ortamı terketti. Anne babalar da bir süre sonra orada ayaklarını denize sokmak veya yedikleri yemekleri etiketlemekten sıkıldı. Instagram biraz çalıştı ama orası hep diken üstünde kaldı. Kullanıcıya dokunmak için büyük paralara satın aldığı Whatsapp büyük başarı yakalasa da ilk kullanıcı bilgisi edinme ve işi parayşa çevirme çabasında dünyada kıyamet koptu kitleler başka uygulamalara doğru dijital br göçe başladı. Mark tükürdüğünü tek damlasını dışarıda bırakmamak pahasına yaladı.
  • Bu arada attığı her adım elinde patladı: Elinde birilerinin hesabına göre trilyon dolarlık bir şirket var ama para kazanamıyor. Reklamlarla filan olabilecekmiş gibi de gözükmüyor. Ne yaptı? Pislik yaptı. Facebook ve türevlerini kullanarak insanların algısıyla oynayıp bunu egemen ve çoğunlukla kötücül güçlere sattı. O kadar salaktı ki hemen ortaya çıktı. Rezil rüsva oldu, insan içine çıkacak yüzü kalmadı.
  • O yüzden tüm sosyal medyanın kaderini değiştirecek müthiş bir adım atması gerekiyordu ya da bir iş yapıp onu yağlayıp ballayıp öyleymiş gibi göstermesi gerekiyordu. O da dedi ki “Facebook’u Meta yaptım. Bu Metaverse’ün kısaltması… 1992 yapımı Snow Crash filminin açtığı yolda gidiyoruz…”

Yani bu yeni dönüşüm, batmakta olan bir şirketin son çırpınışı mı yoksa küçük bir ihtimal olsa da yepyeni bir geleceğin inanılmaz başlangıcı mı bilemiyoruz. Mark şu anda kendini “efendiler yarın sanal gerçekliği kuruyoruz” diyen komutan gibi konumlandırıyor. Ama Mark’ı biraz tanıyorsam bu proje büyük ses getirip aynı gürültüyle hiçbir şey olamadan patlar.

Niye bu kadar karamsarım:

  • Mark’ı tanıyorum ve hakkında çok haber yaptım
  • Sosyal medyalar kurulduğundan beri orada insanların ne aradığını, neden orada olduğunu görüyorum
  • Sosyal medya başarısının uygulama yazan şirketin büyüklüğüyle alakasının olmadığını görecek kadar patlak uygulamalar gördüm (değil mi Google’cığım)
  • İnsanlar kendilerine himini sanal karakterler tasarlayıp oradan oraya fıtı fıtı koşmak yerine özelden yürümeyi yeğler. İnsanların şu andaki arayışı daha yakışıklı veya güzel sanal karakterler değil daha anonim ortamdan “yürüyebilmek”

Bir yıla kadar ne olup ne olmayacağı belli olur. Benim öngörüm: Olmaz

Çin’in en hızlı bilgisayardan 10 milyar kat hızlı bilgisayarı

Çin Uluslararası radyosunun haberi…

Çinli bilim insanları, tespit edilen 113 fotonla “Jiuzhang 2.0” adlı bir kuantum bilgisayar prototipi kurdu ve kuantum hesaplama hızlandırmada büyük atılım gerçekleştirdi. Çalışmada, klasik bir simülasyon algoritması olan Gauss bozon örneklemesi (GBS), bazı iyi tanımlanmış görevleri çözmede kuantum hesaplama hızını göstermenin oldukça verimli bir yolunu sağlamak için kullanıldı.

Tespit edilen 113 fotonla “Jiuzhang 2.0”, dünyanın en hızlı mevcut süper bilgisayarından septilyon kat daha hızlı büyük ölçekli GBS uygulayabilir ve önceki sürümü Jiuzhang’dan 10 milyar kat daha hızlı. Özetle, en hızlı süper bilgisayarın Jiuzhang 2.0’ın sadece bir milisaniyede çözebileceği bir sorunu çözmesi yaklaşık 30 trilyon yıl alacak.

Ünlü Çinli kuantum fizikçisi Pan Jianwei tarafından yönetilen çalışma, Physical Review Letters dergisinde çevrimiçi yayınlandı.

Uyarılmış radyasyon emisyonu (LASER) ile ışık amplifikasyonu konseptinden ilham alan ekip, ölçeklenebilir GBS için yüksek parlaklık ve aynı anda neredeyse birliğe yakın saflık ve verimlilik ile uyarılmış bir sıkıştırılmış ışık kaynağı geliştirdi.

Aralık 2020’de araştırmacılar, 76’ya kadar fotonun tespit edildiği kuantum bilgisayar prototipi Jiuzhang’ı kurarak kuantum hesaplama avantajı elde ettiler. Kuantum bilgi işlem sistemi, büyük ölçekli GBS’yi dünyanın en hızlı mevcut süper bilgisayarından 100 trilyon kat daha hızlı uygulayabilir.

Çin Bilim ve Teknolojisi Üniversitesi profesörlerinden araştırma ekibi üyesi Lu Chaoyang, “Jiuzhang ile karşılaştırıldığında, kuantum ışık kaynağının performansını ve toplama verimliliğini büyük ölçüde geliştirdik, tespit edilen fotonların sayısını artırdık ve GBS kuantum bilgisayarının faz programlanabilirliğini gösterdik” dedi. Ekibe göre, Jiuzhang 2.0’ın süper bilgi işlem kapasitesi, grafik teorisi, makine öğrenimi ve kuantum kimyası gibi alanlarda uygulama potansiyeline sahip.

Elbiselerimiz cihazları kablosuz şarj edecek

Çinli bilim insanları, yüksek performanslı dokuma lityum-iyon fiber pillerin ölçeklenebilir üretimini gerçekleştirdi. Bu gelişme, giysiler aracılığıyla kablosuz olarak şarj edilebilen elektronik cihazları gerçek olmaya bir adım daha yaklaştırdı.

Fudan Üniversitesi’nden araştırmacıların bu tür fiberlerin iç direncinin uzunluklarına göre nasıl değiştiği gösteren ve güvenli lityum-iyon fiber piller geliştirilmesine yönelik teorik destek öneren ilgili çalışması, kısa süre önce Nature dergisinde yayınladı.

Araştırma ekibinin geliştirdiği bir metre uzunluğundaki fiberin; akıllı telefonlar, akıllı bileklikler ve kalp atış hızı monitörleri gibi giyilebilir elektronik aletlere uzun süre kesintisiz güç sağladığı kanıtlandı. Makaleye göre, alıkoyma kapasitesi 500 şarj-deşarj döngüsünden sonra yaklaşık yüzde 90,5 oranında kalan fiber, 100 bin döngü boyunca büküldükten sonra kapasitesinin yüzde 80’inden fazlasını koruyabiliyor. Araştırmacılar, bu tür pillerin uzunluğu daha önce santimetre ölçeğinde olduğundan fiberleri dokumak imkansız olduğunu belirtiyor.

Bilim insanları, yeni keşifle birlikte yüksek performanslı dokuma lityum-iyon fiber pilleri yapmayı başardı. Ekibin yaptığı açıklamada, tekstillerin kablosuz şarj cihazları ile entegre edildikten sonra akıllı telefonlar için esnek ve istikrarlı güç kaynağı çözümleri haline gelebileceğini belirtildi. (Çin Uluslararası Radyosu haberi)

POS tarihe karışıyor makinesiz ödeme geliyor

Pandeminin etkisiyle küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) dijitalleşme süreci ivme kazanıyor. Ticari varlığını sürdürmek için dijital adaptasyona yönelen KOBİ’ler, büyük ölçekli işletmelere göre dijital dönüşüm konusunda daha çok desteğe ihtiyaç duyuyor. Özellikle tahsilat ve ödeme konusunda KOBİ’ler alternatif yöntem arayışına giriyor. Bu noktada kredi kartlarının sunduğu taksit ve vadelendirme seçenekleri KOBİ’lerin kurumsal alışverişlerinde yardımına koşuyor. KOBİ’lerin dijital dönüşümü ve sürdürülebilir büyümede destekçisi olan Mastercard, ticari ödemelerde çözüm ortağı Octet ile bir araya gelerek “Mastercard – Octet Ticari Ödemeler Platformunu” işletmelerin kullanımına sundu. Platform, KOBİ’lerin ticari işlemlerini; gerçek zamanlı, daha güvenli ve daha verimli bir şekilde yöneterek işlerini büyütmelerine yardımcı oluyor.

Mastercard Ticari Ödemeler Platformu ile Ücretsiz Katma Değer

Mastercard Ticari Ödemeler Platformu’na üye olan ticari kart sahibi KOBİ’ler, üyelik ücreti ödemeden Mastercard ve iş ortağı Octet’in birlikte sunduğu ve yalnızca işletmeler arası alışverişlerde kullanılan online ödeme çözümlerinden faydalanıyor. Mastercard ve Octet, ölçeği fark etmeksizin tüm işletmelerin platforma kaydolup işletmeler arası alışverişlerinde bu platforma girerek, internet üzerinden güvenli bir şekilde tahsilat veya ödeme yapmasına olanak tanıyor. Mastercard güvencesiyle ile bir süredir kullanıma açık olan platform üzerinden gerçekleştirilen tüm işlemler BDDK lisanslı, TCMB’ye raporlayan ödeme kuruluşu olan Octet üzerinden gerçekleştiriliyor.

KOBİ’lerin Ticari Hayatını Kolaylaştıracak

Ticarette finansal desteğe en çok ihtiyacı olan ticari kart sahibi KOBİ’ler, tedarikçilerinde POS cihazı olmasa da Mastercard Ticari Ödemeler Platformu’na kaydolarak kredi kartlarıyla ödeme yapabiliyor ve taksitle ödeme imkanlarından faydalanabiliyorlar. Online işlem akışı sayesinde tüm tedarik işlemlerinin ve ticari belgelerin yönetiminin kolaylıkla gerçekleştirilmesini sağlayan platform ile KOBİ’ler kendi ödeme şartlarını belirleme ayrıcalığına sahip oluyor; peşin ödeme indirimi veya taksitle ödeme gibi seçeneklerden faydalanabiliyorlar.

Ticari alışverişlerde yalnızca alıcıya değil satıcıya da ödeme kolaylıkları sunan Mastercard Ticari Ödemeler Platformu, satış yapan KOBİ’lerin müşterilerine, kredi kartı ile ödeme yapabilme imkânı sunmasını sağlıyor. Bununla beraber alıcılarına hem kendi belirledikleri şartlarla taksit yapabilme, hem de bankaların önerdiği ücretsiz taksit imkanlarından yararlanma seçenekleri sunabiliyorlar. Satıcılar ise, taksitli bile olsa tüm ödemeleri anında tahsil edilebiliyorlar.

Tüm KOBİ’lere Hitap Ediyor

Özellikle POS cihazını sıklıkla kullanmayan veya her bankadan POS cihazı temin etmek istemeyen küçük ve orta ölçekli işletmelere, avantaj sağlayan ve online bir uygulama olmasıyla dikkati çeken platform; tüm KOBİ’lerin kullanımına açık olup, kullanıcıları için dijital ve sorunsuz bir ticari deneyim yaratıyor.

Mastercard Türkiye ve Azerbaycan Genel Müdürü Yiğit Çağlayan pandeminin ilk döneminde KOBİ’lerin dijitalleşmede önemli bir ivme kazandıklarına değinerek; “Dijital dönüşüm ile yalnızca büyük firmaların değil, mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin varlığını da sürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz. Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan KOBİ’lerin ticari ödemelerde avantajlara sahip olması için ticari ödemeler ortağımız Octet ile Mastercard – Octet Ticari Ödemeler Platformu’nu geliştirdik. Kurumlar arası ticari faaliyetlerde gerçekleşen ödemeler, toplam ödemeler içinde hacimsel olarak çok büyük bir payı temsil ederken, bu ödemelerin yalnızca %13-15’i kart ile gerçekleştiriliyor. Bu yüzde bile bugün toplam kartlı ödemelerin beşte birine denk geliyor. Dolayısıyla, KOBİ’lerin dijital dönüşüm yolculuğunda, onların ödeme alması veya yapmasını kolaylaştırmak adına dijitalleştirmeyi çok önemsiyoruz. Tüm ticari kart sahiplerinin kullanımına açık olan online Octet Portal hem alıcı hem de satıcıya sunduğu kredi kartıyla ödeme ve taksitlendirme fırsatlarıyla Türkiye’de KOBİ’lerin dijital dönüşümünü başka bir boyuta taşıyacak.”

Octet Türkiye Genel Müdürü Derya Ekemen Fidan, Mastercard ile gerçekleştirdikleri iş birliğinden çok mutlu olduklarını ve ister alıcının ister satıcının Mastercard’ın ticari ödemeler ortağı Octet ile güvenli tahsilat ve ödeme ayrıcalıklarını yaşayacaklarını belirterek, “Pandemi ile birlikte tüm dünyada şirketler arasında ödeme vadelerinin süresi değişti. Uzayan vadeler ve yapılamayan tahsilatlar tüm piyasaları etkiledi. COVID-19 ile ticaretin paraya el değmeden gerçekleşme oranı ve hızı arttı. Önümüzdeki dönemde bankacılık işlemlerinin ticaretin tarafı olan alıcı ve satıcıyı bankalar ile aynı ortamda bir araya getiren fintech şirketleri üzerinden yönetileceği aşikâr. Bu iş birliği ile Octet kullanan bir satıcı POS’u olmasa da kartla ödeme kabul edebilirken, müşterisine taksit imkânı sunabilecek. Alıcı ise satıcının POS’u olmasa da kartla ödeme yapabilecek ve dilediği taksit koşullarını belirleyebilecek. Hem alıcı hem de satıcı mutlu olacak” dedi.

Türkiye’de ilk kez Akbank Ticari Kart Müşterileri Faydalanacak

Mastercard Ticari Ödemeler Platformu’nun Türkiye’deki ilk partner bankası ise Akbank oldu. Büyük kurumlara kıyasla KOBİ’lerin teknolojik desteğe erişmesinin zorluklarını gören Mastercard ve Octet ikilisi; Akbank ile güçlerini birleştirerek Mastercard – Octet Ticari Ödemeler Platformu’nu Akbank bünyesindeki ticari kart sahibi KOBİ’lerle buluşturacak. 

Mastercard logolu Axess Business sahipleri, bu platform üzerinde lansmana özel vade farksız +2 taksit ve özel indirim avantajlardan faydalanacak.

Mastercard, Octet ve Akbank iş birliği ile KOBİ’lere verilen teknolojik desteğin kullanımının yaygınlaşması ve sağladığı taksitlendirme imkanlarıyla işletmeler arası alışverişlere bir nefes olması hedefleniyor. KOBİ’lerin ticaretinde dijitalleşme fırsatı sunan platform işletmeler arası alışverişleri canlandıracak.

Esnek çalışma modellerini herkes sevdi

Microsoft’un Boston Consulting Group, KRC Research ve Wharton School ile birlikte Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgelerini dikkate alarak, 20 ülkede hayata geçirdiği “Work Reworked” araştırması, Türk iş dünyasının esnek çalışma modelini Avrupa’lı meslektaşlarına göre çok daha hızlı benimsediğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden 633 kişinin katıldığı ankette, yöneticilerin %94’ü hibrit bir çalışma yönteminin kalıcı olacağını öngörüyor. Aynı ankete İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya gibi Avrupa’nın lider ekonomilerinden katılan yöneticiler arasında ise bu öngörü i%88 oranında kalıyor.  Araştırma, esnek çalışma modeliyle birlikte, inovasyonla şekillenen kurum kültürünün ve bunu önceliklendiren yeni nesil yöneticilik anlayışının da kalıcı olacağına işaret ediyor. 

Türk çalışanlar uzaktan çalışma isteğinde Avrupa’lıları geçti

Araştırma, Türkiye’deki çalışanların zamanlarının %43’ünü geleneksel ofis ortamı dışında geçirmek istediklerini gösteriyor; araştırmanın Avrupa ayağında elde edilen sonuç ise %31. Öte yandan, çalışanlar ofiste geçirdikleri zamanı meslektaşlarıyla bağlarını korumanın güçlü bir yolu olarak görmeye devam ediyor. Üst düzey yöneticiler ofiste geçirilen günlerin üretkenliğin yanı sıra, çalışan bağlılığını da artırdığını belirtirken; uzaktan çalışmaya geçen şirketlerin %77’si, bu yeni modelde eskisiye oranla daha fazla üretken olduğunu belirtiyor. 

Uzaktan çalışmada en büyük zorluk: Şirket kültürünü korumak

Araştırmaya göre, uzaktan çalışma modeli en çok şirket kültür ve değerlerini tehdit ediyor. Türk yöneticilerin %69’u uzaktan çalışma düzeninde güçlü bir ekip kültürü yaratmakta zorlandıklarını ifade ediyor. Dijital dönüşüm öncelikleri sorulduğunda ise, liderlerin %94’ü daha yenilikçi ve esnek olmak için şirketlerinin çalışma şeklini değiştirmenin önemli olduğunu belirtiyor.

Yenilikçi şirketlerin temel özellikleri

Tüm şirketler için zorlayıcı şartlar oluşturan pandemi döneminde yenilikçi kültürlerini korumayı başaran şirketler de mevcut. Türkiye’deki şirketlerin %26’sı, ürün ve hizmet anlamında kendisini yenilikçi olarak nitelendiriyor. Bu özellik, şirketlerin yeni hibrit dünyaya hazırlıklı olmalarını mümkün kılıyor. 

Araştırma aynı zamanda ülkenin inovasyon liderleri arasındaki ortak özellikleri de ortaya çıkarıyor. Örneğin, daha yenilikçi şirketlerde görev alan Türk çalışanlar karar verme ve işlerini kendi yöntemleriyle ele alma konusunda kendilerini daha güçlü hissediyor. Yenilikçi şirketlerde çalışanların %53’ü, sürece bir yöneticiyi dahil etmeden, tek başına karar alabildiğini belirtirken; daha az yenilikçi şirketlerde bu oran %29’a düşüyor. Hata yapmanın normal olduğunu belirtenlerin oranı da yenilikçi şirketlerde %79 iken, daha az yenilikçi kültüre sahip şirketlerde %58’de kalıyor.

Levent Özbilgin: “Hibrit modelde çalışanlar arasındaki uyumun yapıcı gücü çok önemli”

Birçok ekip yöneticisinin çalışanlara uzaktan liderlik etmek durumunda kaldığı 2020 yılının sonunda, Türk yöneticilerin %71’i, sanal ekipleri nasıl yetkilendireceklerini ve güçlendireceklerini henüz etkili bir şekilde öğrenemediklerini belirtiyor. Öte yandan ‘Work Reworked’ çalışmasından elde edilen veriler, uzaktan çalışmayı deneyimleyen ve adaptasyon sürecini geride bırakan çalışanların büyük bir kısmının Covid-19 sonrasında da esnek bir çalışma düzenini sürdürmek istediklerini kanıtlıyor. Yöneticilerin %86’sı, uzaktan ve esnek çalışma modelinin yetenekli çalışanların bağlılığını kazanmalarına katkı sağladığını; %76’sı ise yetenekli çalışanları şirketlerine çekmelerine yardımcı olduğunu ifade ediyor. Yöneticilerin %94’ü, uzun vadede daha hibrit bir çalışma düzeninin hakim olacağını öngörüyor. 

Takımların başarısının, bundan böyle ne kadar üretken ve empati sahibi olduklarıyla ölçüleceğine dikkat çeken Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin, bunun bizi inovasyona götüren en insani yol olacağını ifade ediyor. Özbilgin, “Tüm bunlardan çıkan ana fikir şu ki; daha hibrit bir dünyada ekip çalışmasının başarısı, doğru teknolojik araçlara sahip olmaktan çok daha fazlasıyla ölçülüyor. İnovasyon, insanlar meslektaşlarıyla bağlantı kurmaya, akıllı riskler almaya ve yeni fikirleri olduğunda konuşmaya yetkin hissettiklerinde ortaya çıkıyor” diyerek çalışanlar arasındaki iletişimin ve uyumun yapıcı gücüne vurgu yapıyor.

Çinliler geleceği evde görüyor

Çin Uluslararası Radyosu haberi pandemiyle ilgili ilginç veriler ortaya koyuyor: China Youth  Daily (Çin Gençliğin Günlüğü) gazetesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Çinlilerin yüzde 86,3 kadarı Covid-19 salgını nedeniyle evden çalışma deneyimi kazandığını ve bu rakamın yüzde 63,7’sinin çalışma hayatının geleceğinin “evden çalışma” olacağını düşünüyor.

Araştırmaya yanıt veren 2002 katılımcının yüzde 42,2’si 1980 sonrası doğan kuşaktan… Bunları, katılımcıların yüzde 40,7’sini oluşturan 1990 sonrası kuşak izliyor. 1970 sonrası kuşaktan  katılımcılar ise örneklemin yüzde 9,7 kadarını oluşturdu.  

Ancak uzaktan çalışma konusunda bazı kaygılar da var. Örneğin araştırmaya katılanların bir bölümü uzaktan çalışmanın, daha çok esneklik gibi birçok yararları olduğunu vurgularken, bazıları da esnek çalışmanın, dikkatin dağılmasına yol açmak gibi bazı dezavantajlar içerdiğine işaret etti. Anket sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 52’si uzaktan çalışmanın kişilerin etkinliğini destekleyeceğini düşünürken yüzde 19’u bunun tersine inanıyor. 

Uzaktan çalışma yanlıları, zaman tasarrufu bir yana üstelik trafik yoğunluğunu da azaltıp karbon salınımını azaltacağının ve bunun da “yeşil” ekonomi yolunda iyi bir adım olacağının da altını çiziyor. Ankete katılanların yarıdan fazlası, evden çalışmanın kendilerine iş ile özel yaşam arasında daha iyi denge sağlamada yardımcı olduğunu belirtiyor. Ancak yine yüzde 50’den fazla katılan, evden çalışmanın iş ile kişisel yaşam arasındaki sınırı bulanıklaştırdığına da işaret ediyor. Öte yandan yaklaşık yüzde 41 katılımcı, uzaktan çalışırken iş arkadaşlarıyla iletişim kurmanın daha zor olduğunu açıklıyor.

Çin Uluslararası Radyosu

Gelecek böyle gelecek

Tüketiciler, görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyularımızla etkileşime girebilen bağlı teknolojilerin sunacağı bir dizi faydalı hizmetin 2030 yılına kadar gerçeğe dönüşmesini bekliyor.  Duyuların İnterneti ile ilgili tüketici tahminleri bu yıl dokuzuncusu yayınlanan Ericsson’un ConsumerLab En Popüler Tüketici Trendleri raporunda yer alıyor.

Duyuların İnterneti; Yapay Zeka (AI), Sanal Gerçeklik (VR), Artırılmış Gerçeklik (AR), 5G ve otomasyon gibi teknolojilerle sağlanacak. Tüketiciler, 2030’da ekrana dayalı deneyimlerin, gerçeklikle neredeyse aynı olan çoklu duyusal deneyimlerle giderek daha çok rekabet edeceği görüşünü taşıyor.

Kapsamlı bir araştırmaya dayanan ConsumerLab En Popüler Tüketici Trendleri 2030 raporu, yeni çıkan teknolojileri öncü olarak kullanmaya başlayan 46 milyon kişinin beklentilerini temsil ediyor.

Duyuların İnterneti teknolojisinin ana itici güçleri arasında üç boyutlu eğlence ve alışveriş, iklim krizi ve buna bağlı olarak iklim etkisini en aza indirme ihtiyacı yer alıyor.

Raporun yazarlarından biri olan Ericsson Consumer & IndustryLab Başkanı Dr. Pernilla Jonsson, “Şu anki akıllı telefonlara dayalı İnternet bağlanırlığından duyularımızın birbirine bağlanmasıyla oluşan çok boyutlu deneyimlere dönüştüğü bir dünyadan bahsediyoruz. Bu raporda giriş noktası olarak Artırılmış Gerçeklik gözlükleri temel alınarak, bunun tüketiciler için ne anlama gelebileceği araştırılıyor.  Tüketicilerin Yapay Zeka (AI), Sanal Gerçeklik (VR), Artırılmış Gerçeklik (AR), 5G ve otomasyon teknolojilerinin sağlayacağı duyusal bağlanırlığın günlük yaşamımızda böylesine değişiklikler yapacağını öngörmelerini beklemiyorduk” diyor.

Raporun yazarlarından olan Ericsson Consumer & IndustryLab Araştırma Gündemi Başkanı Dr. Michael Björn ise konuyla ilgili olarak şunları söylüyor:  “Bugünden geleceğin genellikle doğrusal olarak gelişeceğini hayal ediyoruz. Ancak, insanların tüm duyularının dijitalleştiği bir dünyanın beraberinde hangi fırsatları ve zorlukları getireceğini de düşünmemiz gerekiyor. Duyuların dijitalleşmesi iklim değişikliklerinde ve karbon ayakizinin azaltılmasında büyük bir rol oynayabilir. Evinizden dışarı çıkmadan işe gidebilir, tatile çıkabilir ve tüm dünyayı gezebilirsiniz.

Duyuların İnterneti, aynı zamanda bireysel mahremiyet konusuyla ilgili tartışmaları da hararetlendirecek. Örneğin, halk arasında duyularımızın ürün veya hizmet satın alırken manipüle edilebileceğine dair bir endişe var. İnsanlar bu konuda gerekli önlemlerin alınmasını ve garanti verilmesini bekleyecekler.”

2030’a doğru en popüler 10 trend:

  1. İnsan beyni kullanıcı arayüzü olacak
    Tüketicilerin yüzde 59’u sadece bir hedef noktası düşünerek Sanal Gerçeklik gözlüklerinde gidecekleri yerin rotasını görebileceklerine inanıyor.
  2. Tıpkı benim sesim
    Tüketicilerin yüzde 67’si mikrofon kullanarak ailelerini dahi kandıracak kadar gerçekçi bir şekilde birinin sesini taklit edebileceklerine inanıyor.
  3. İstediğiniz tüm lezzetler

Tüketicilerin yüzde 45’i yenilen her şeyi dijital olarak zenginleştiren ve böylece tüm yiyeceklerin istediğiniz tatta olmasını sağlayacak bir cihaz olacağını tahmin ediyor.

  1. Dijital aroma

Her 10 kişiden 6’sı, tüm doğal kokularını deneyimlemek dahil ormanları veya kırsal bölgeleri dijital olarak ziyaret edebileceklerini tahmin ediyor.

  1. Tam dokunma hissi

10 kişiden en az 6’sı ekrana dokunduklarında dijital simgelerin ve düğmelerin şeklini ve dokusunu ileten ekranları bulunan akıllı telefonlar olacağını tahmin ediyor.

  1. Tümleşik gerçeklik

10 kişiden 7’si 2030 yılında Sanal Gerçeklik oyunlarının fiziksel gerçeklikten ayırt edilemeyeceğini düşünüyor

  1. Gerçek olarak doğrulanan haberler

“Sahte Haberler”in sonu gelebilir: Katılımcıların yarısı, kapsamlı doğrulamaların yapıldığı haber hizmetlerinin yaygınlaşmasını beklediklerini söylüyor.

  1. ‘‘Kişisel gizlilik koruması’ sonrası tüketiciler

Katılımcıların yarısı “kişisel gizlilik koruması sonrası tüketici” olacaklarını ifade etti: 2030 yılına kadar kişisel veri ile ilgili tüm sorunların çözülmesini ve böylece verilerin etkin olarak kullanıldığı bir dünyadan güvenli bir şekilde faydalanabileceklerini tahmin ediyor.

  1. Bağlı ve sürdürülebilir

10 kişiden 6’sı Duyuların İnternetine dayalı hizmetlerin toplumu çevresel açıdan daha sürdürebilir hale getireceğine inanıyor.

  1. Duyuya dayalı hizmetler

Tüketicilerin yüzde 45’i, alışveriş yaparken beş duyuyu da kullanabilmelerine olanak tanıyan alışveriş merkezlerinin olacağını tahmin ediyor.

Raporda yer alan bilgiler, Ericsson ConsumerLab’ın 24 yılı aşkın bir süredir devam eden global araştırma faaliyetlerine dayanıyor. Araştırma, dünya genelinde 15 şehirden ileri düzey İnternet kullanıcıları arasında geçtiğimiz Ekim ayında internet üzerinden yapılan anketten elde edilen verilere dayanıyor. Anket, Bangkok, Delhi, Jakarta, Johannesburg, Londra, Mexico City, Moskova, New York, San Francisco, São Paulo, Şangay, Singapur, Stockholm, Sidney ve Tokyo’da bulunan tüketicilerle gerçekleştirilmiş.

BMW geleceği bu yoldan inşa etmeye başladı

BMW AG‘NEXTGen’ etkinliği ile “Geleceğin Otoyolu 2025” hedefi çerçevesinde, elektromobilite konusundaki genişleme planını yeniden revize etti. 2025 yılına kadar 25 elektrikli modeli yollarla buluşturmayı planlayan BMW, bu hedefini 2 yıl öne çekerek 2023 yılını yeni tarih olarak belirledi. Ar-Ge süreci devam eden yeni modeller, elektrik, şarj edilebilir hibrit ve içten yanmalı motorlara uygun esnek yapıları sayesinde değişken koşullara rahatlıkla ayak uydurabiliyor.

Krüger: 4 yılda 25 farklı elektrikli model üreteceğiz.

BMW AG Yönetim Kurulu Başkanı Harald Krüger de sürdürülebilir mobiliteye doğru giden yolda dönüşüm için vites yükselttiklerini belirterek şunları söyledi: “Geride bıraktığımız son 2 yılda, yollarla buluşturmaya hazırlandığımız pek çok modelin kararını verdik. 2021 yılı itibariyle, 2019 yılında ulaştığımız elektrikli ve hibrit otomobil satış rakamlarımızı ikiye katlamış olacağız. Planladığımızdan iki yıl daha erken yani 2023 yılı itibariyle 25 elektrikli ve hibrit motora sahip modelimizi yollarla buluşturacağız. 2025’e doğru elektrikli ve hibrit otomobil satışlarımızda dikkat çekici bir büyüme yakalayacağımızı öngörüyoruz. Bu otomobillerimizin her yıl satış rakamlarını ortalama yüzde 30 oranında artmasını bekliyoruz. Bu noktada gelecek vizyonumuz oldukça net: Sürdürülebilir bir yöntemle üretilen sürdürülebilir mobilite. 2020 yılından itibaren, dünya genelinde, bulunduğumuz tüm noktalarda ihtiyaç duyduğumuz elektrik enerjisini yenilenebilir kaynaklardan karşılayacağız. Sosyal sorumluluğumuzu bu şekilde ortaya koyacağız. Emisyonsuz sürüş hedefimize sıkı sıkıya bağlıyız. Aynı zamanda çalışanlarımıza, yatırımcılarımıza ve hissedarlarımıza karşı duyduğumuz kurumsal sorumluluğun da bilincindeyiz.”

BMW Group: Elektromobilite’nin öncüsü.

BMW Group, 2019 yılı sonu itibariyle 500.000’in üzerinde elektrikli ve hibrit otomobil satışı gerçekleştirmiş olacak.Bugüne kadar dünya genelinde 150.000 adetten fazla satan tamamen elektrikli ilk BMW modeli BMW i3’ün yanı sıra, bu yıl üretimi başlatılacak olan tamamen elektrikli MINI de bu hedefte grubun önemli destekçilerinden birisi olacak. Ayrıca 2020 yılında da yine %100 elektrikli BMW iX3, 2021 yılında da BMW iNEXT ve BMW i4 modelleri de yollarla buluşacak. Otomotiv endüstrisinde en fazla plug-in hibrit model seçeneği sunan marka olan BMW, 3 Serisi, 7 Serisi, ve BMW X5 modellerinin yanı sıra, bu yıl BMW X3 plug-in hibrit modelini de tanıttı. Uzatılan elektrik menzilleri ile dikkat çeken bu modellerin yanına, bu yaz sonu itibariyle 5 Serisi ve 2 Serisi Active Tourer modelleri de eklenecek. Önümüzdeki yıldan itibaren BMW X1 ve BMW 3 Serisi Touring modelleri de şarj edilebilir hibrit modelleri ile tercih edilebilecek.

BMW eDrive Zone sürüş alışkanlıklarını değiştirecek.

2020 yılından itibaren BMW’nin plug-in hibrit modellerinde standart olarak sunulacak BMW eDrive Zones fonksiyonu sayesinde otomobiller, şehirlerin ‘yeşil alan’ olarak belirlenen emisyonsuz bölgelerini otomatik olarak algılayacak. Bu alana girdiğini algılayarak tamamen elektrikli modda hareket edecek hibrit BMW modelleri, tamamen elektrikli BMW modellerinde olduğu gibi en çevreci hali ile kullanılabilecek.

Otomobiller ‘moduna’ göre kendini ayarlayacak.

Gelecekte sürücüler otomobilin otonom olarak ilerlemesi için EASE modunu seçerken, direksiyonun kendinde olmasını istedikleri durumlarda ise BOOST modunu tercih edecek. ‘EASE your life yani hayatını kolaylaştır ve BOOST your Moment yani anın tadını çıkar tanımlamalarıyla önümüzdeki dönemde üreteceği modellerde sunulacak olan sürüş modlarını tanıtan BMW, otomobillerin artık sadece bir ulaşım aracı olmadığını aksine insanların rahatlayacağı, eğlenebileceği gerektiğinde konsantrasyon sağlayabileceği bir ortam olduğunu savunuyor. Diğer taraftan gerçek bir sürüş makinesi olmasının yanı sıra; kullanıcılarına daha önce deneyimlemedikleri sürüş deneyimlerini de sunabilecek. Kısacası otomobiller insanların ihtiyaçlarına göre yeni türde bir yaşam merkezi haline dönüşebilecek.

BMW’nin geleceği, Vision M NEXT’te gizli.

BMW’nin geleceği ile ilgili önemli fikirler veren otomobillerden birisi de dünya tanıtımı NEXTGen etkinliğinde yapılan BMW Vision M NEXT oldu. Bu noktada BMW’nin en dikkat çekici modellerinden biri olan BMW Vision M Next konsepti de ilk kez burada sergilendi. BMW’nin elektrikli spor otomobil geleceğine ışık tutan modeli BMW Vision M NEXT, tamamen sürücü odaklı olarak tasarlanmış. 2018 yılında ilk kez tanıtılan BMW Vision iNEXT ile birlikte sergilenen BMW Vision M NEXT, BMW’nin deneyim dünyasındaki EASE ve BOOST tanımlarını en iyi şekilde yansıtıyor.

100 km elektrikli menzil, 0-100 km/s hızlanması 3 saniye.

Öncüsü BMW i8’e benzer bir tasarıma sahip olan Vision M Next, BMW’nin spor otomobil DNA’sının geldiği son noktayı temsil ediyor. Tıpkı i8’de olduğu gibi hibrit motor ile donatılan Vision M NEXT, çift tonlu gövde rengi, karbon-kompozit detayları ve yukarı doğru açılan kapıları ile dikkat çekiyor. Vision M NEXT, arka cam detayı ve stop lambalarının içerisine gizlenmiş BMW logoları gibi detaylarla da BMW’nin spor otomobil tarihinin başlangıcı olarak kabul edilen BMW M1’e de göndermelerde bulunuyor. Şarj edilebilir hibrit olarak tasarlanan BMW Vision M NEXT, 4 silindirli turbo benzinli motor ve elektrikli motorları ile toplamda 600 bg güç üretiyor. Son hızı saatte 300 km/s olan BMW Vision M NEXT, 0-100 km/s hızlanmasını ise sadece 3 saniyede tamamlıyor. BMW Vision M NEXT 100 kilometrelik elektrikli sürüş modu ile şehir içerisinde sıfır emisyon ile yol alabiliyor. BMW Vision M NEXT hem ön farlarında hem de arka stop lambalarında Laser Wire teknolojisini kullanıyor. BMW Vision M NEXT ayrıca, Yüz tanıma özelliği sayesinde aracın tanımlı kullanıcısı yaklaştığında kapıları otomatik olarak açıyor.

Amazon Alexa BMW’de.

BMW’nin yeni modellerinde kullanıma sunduğu BMW Intelligent Personal Assistant’ın yanı sıra Amazon Alexa da otomobilden yönetilebilecek. BMW ve MINI modellerinden kullanılabilen Amazon Alexa, hava durumundan trafik bilgisine, spor müsabakalarından sesli kitaplara kadar pek çok konuda sürücü ile sesli komut üzerinden iletişime geçebilecek. Ayrıca halihazırda Alexa kullanıcısı olanlar da otomobillerini kullanırken evlerindeki klima sisteminden garaj kapısına kadar pek çok fonksiyonu da kullanabilecek. Ayrıca BMW Dijital anahtar sayesinde cep telefonlarındaki NFC özelliği sayesinde otomobil anahtarına ihtiyaç duymadan aracın kapıları açılıp otomobil kullanılabilecek.

Üç elektrik motoruyla 720 bg güç üretiyor

BMW Group etkinlikte yeni deneysel elektrikli otomobili Power BEV’i de sergiledi. 5’inci nesil 3 elektrik motor ile donatılan BMW 5 Serisi, teknik anlamda BMW’nin üretebileceği elektrikli otomobillerin ne kadar güçlü olabileceğini ortaya koyuyor. Elektrik motorlar birlikte çalışarak otomobilin tam 720 bg güç üretmesine ve bu sayede de 0-100 km/s hızlanmasını 3 saniyenin altında gerçekleştirmesine imkan tanıyor. BMW’nin genlerinden gelen sportif sürüş keyfini yansıtmak amacı ile geliştirilen bu prototip, sadece düzlüklerdeki hızlanmalarıyla değil aynı zamanda virajlı yolda sunduğu performansla da dikkat çekiyor. Şasi ve motor mühendislerinin ortak çalışması sonucunda geliştirilen prototipin arka aksında yer alan elektrik motorları birbirinden bağımsız çalışarak, üstün bir sürüş zevki vadediyor.

Kendi kendine sahibinin yanına kadar geliyor

Etkinlikte dördüncü seviye otonom araç teknolojisini sergileyen BMW, 7 Serisi üzerinde geliştirdiği prototipini de katılımcıların deneyimlemesini sağladı. Kullanıcısını cep telefonu lokasyonu üzerinden bularak yanına gelen ve tamamen sürücüsüz olarak şehir trafiğinde kolaylıkla ilerleyebilen otonom sürüş teknolojisi çok kısa bir süre sonra hayatımızdaki yerini alacak. 2021 yılında yollarla buluşacak olan BMW iNEXT, BMW’nin ilk Level 3 otonom sürüş sistemine sahip model olacak.

6 dünya premieri gerçekleşti.

BMW Group düzenlediği NEXTGen etkinliği ile gelecek teknolojilerini, ürün ve hizmetlerini sıra dışı bir organizasyonla dünyaya tanıttı. Uluslararası birçok gazeteci, analist ve diğer hissedarların katıldığı NEXTGen etkinliklerinin ilki BMW’nin Münih’teki merkezi BMW Welt’de gerçekleştirildi. 6 dünya premieri ve 2 yepyeni konsept otomobilin tanıtıldığı etkinlikte yer alan modeller, markanın en son teknolojik gelişimini temsil eden ‘D+ACES’ (Design, Autonomous Driving, Connectivity, Electrification, Services) odağı çerçevesinde geliştirildi.

Yeni BMW 3 Serisi Touring

Yeni BMW 3 Serisi Touring’in 6. nesli, sportif yetenekleri ve çok yönlülüğü ile premium orta segmentteki standartları yeniden belirliyor. Yeni BMW 3 Serisi Touring, 8 cm kadar artan uzunluğu ile 4.71 metreye; 5 cm kadar iyileştirilen genişliğiyle 1.83 metreye; yüksekliği ise 5 mm artışla 1.44 metreye ulaşıyor. 41 mm genişletilerek 2,851 mm’ye ulaşandingil mesafesi ve geniş parçaları, otomobilin çevik ve dengeli bir yol tutuşuna sahip olmasına katkıda bulunuyor.

Standart olarak LED farlar ile sunulan Yeni BMW 3 Serisi Touring, uzun huzmeli far modunda maksimum aydınlatma mesafesini 530 metreye çıkaran ve göz kamaştırmayan Adaptif BMW Laserlight seçeneği ile opsiyonel olarak sunuluyor. 2020 yılında plug-in hibrit seçeneği ile de alınabilecek Yeni BMW 3 Serisi Touring, Advantage, Sport Line, Luxury Line and M Sport donanım seçenekleri ile daha fazla kişiselleştirmeye olanak sağlıyor.

Yeni BMW M8 Coupé / Cabrio, Yeni BMW M8 Competition Coupé / Cabrio

BMW, model yelpazesinin zirvesinde dört yeni yüksek performanslı spor otomobille atağa geçiyor ve Yeni BMW M8 Coupé, Yeni BMW M8 Cabrio, Yeni BMW M8 Competition Coupé ve Yeni BMW M8 Competition Cabrio modelleri ile yüksek performanslı ürün gamını genişletiyor. Otomobillerde yüksek devirli M TwinPower Turbo teknolojisine sahip V8 motor bulunuyor. 750 Nm tork, 600 beygir güce sahip Yeni BMW M8 Coupé ve Yeni BMW M8 Cabrio ile birlikte 625 beygirlik güç üreten Yeni BMW M8 Competition Cabrio ve Yeni BMW M8 Competition Coupé modelleri performansın sınırlarını zorluyor.

Yüksek performanslı güç ünitesi Drivelogic 8 ileri Steptronic şanzımanla bir araya geliyor ve M xDrive dört tekerlekten çekiş sistemi ile otomobilin gücü yollara aktarılıyor. Modelin şasi teknolojisinin en dikkat çeken noktalarından olan ve M versiyona özgü sürücüye iki farklı fren hissi ayarı sunan Entegre Fren Sistemi de otomobillerde yer alıyor. Motor, şanzıman ve şasinin performans odaklı karakterleri, Yeni BMW M8 Coupé ve Yeni BMW M8 Cabrio’nun 0 ‘dan 100 km’ye 3.3 ve 3.4 saniyede ulaşmalarını sağlıyor.Yeni BMW M8 Competition Coupé, 0 ‘dan 100 km’ye 3,2 saniyede, Yeni BMW M8 Competition Cabrio ise 0 ‘dan 100 km’ye 3,3 saniyede ulaşıyor.

Yeni BMW 8 Serisi Gran Coupé.

BMW 8 Serisi’nin, Coupé ve Cabrio seçeneklerinden sonra üçüncü gövde tipini temsil eden Yeni BMW 8 Serisi Gran Coupé, 4 kapılı bir sedanın sunduğu konfor ve kullanışlılık özellikleriyle bir Coupé otomobilden beklenen sportif tasarım ve sürüş keyfini bir araya getiriyor.Özgün karakteri, gülümseten performansı ve dinamizmi ile güç ve zarafet tutkunları için tasarlanan Yeni BMW 8 Serisi Gran Coupé, segmentinde doğrudan iki kapılı bir spor otomobilden üretilen tek model olarak öne çıkıyor.

İçerisinde kontrol sistemleri ve bağlanabilirliğindeki en son yenilikleri de bulunduran Yeni BMW 8 Serisi Gran Coupé’nin karakteristik 4.4 litrelik 530 beygir ve 750 Nm torka sahip en güçlü versiyonu M850i xDrive, 0’dan 100’e 3.9 saniyede ulaşıyor. Yeni BMW 8 Serisi Gran Coupé, 340 beygir güç ve 500 Nm tork üreten 3 litrelik sıralı 6 silindirli motorla 0’dan 100’e 5.2 saniyede ulaşan 840i ve 0’dan 100’e 4.9 saniyede ulaşan 840i xDrive versiyonları ile otomobilseverlerin seçim yelpazesi genişletiyor. Ayrıca 320 beygir güç ve 680 Nm tork sağlayan 3 litrelik dizel motor ise 840d xDrive modelinde sunuluyor.

Yeni BMW X1

Yeni BMW X1, cesur, sportif ve aynı zamanda çarpıcı görünümü ile SAV segmentinde devam eden başarı hikayesine yeni bir sayfa daha ekliyor. Otomobilin ön kısmı, merkezde birleşen daha büyük Böbrek Izgara’lar, daha büyük hava girişleri ve Adaptif Led Far’lar ile dikkat çekiyor. Arka kısımda ise BMW’nin yeni tasarım dilini yansıtan değişikliler ön plana çıkıyor. Benzinli ve dizel modeller arasında, 116 beygir güç, 270 Nm tork üreten sDrive16d, 140 beygir güç, 220 Nm tork üreten sDrive18i, 231 beygir güç ve 450 Nm tork üreten xDrive25d, 231 beygir güç ve 350 Nm tork üreten xDrive25i seçenekleri yer alıyor. Ayrıca 125 beygir güç ve 220 Nm tork üreten plug-in hibrit teknolojisine sahip xDrive25e’nin üretimine ise 2020 Mart ayında başlanacak. Bu versiyonda, benzinli motorun ürettiği güç ön tekerleklere iletilirken, elektrikli motorun ürettiği 95 bg ve 165 Nm’lik tork ise arka tekerleklere güç sağlayacak. 9.7 kwh’lik lityum iyon batarya, otomobile 50 kilometre elektrikli menzil sunacak.

Güneş enerjisiyle çalışan “hiç konmayan” drone

Dassault Systèmes, toplumda pozitif bir dönüşüm yaratacak yeni ve yıkıcı inovasyonları destekleyip teşvik etmeyi amaçlayan startup hızlandırma programı 3DEXPERIENCE Lab kapsamında önemli bir kilometre taşına ulaşıldığını duyurdu.

Programda yer alan Fransa merkezli startup XSun, akıllı tarım, akıllı balıkçılık ve çevre koruma alanlarında tam otomatik görevlere giden yoldaki ilk adımı teşkil eden, enerjiden bağımsız otonom insansız hava aracı SolarXOne SX1.2’nin ilk prototipini 2019 Uluslararası Paris Havacılık Fuarı Paris Air Show’da sergiledi.

3DEXPERIENCE Lab startup hızlandırma programı kapsamında XSun tarafından bir sene içerisinde geliştirilen prototip, uçuş sırasında bataryalarını güneş enerjisiyle şarj ederek uzun mesafeler kat edebilme özelliğine sahip. Bulutta çalışan 3DEXPERIENCE platformundan yararlanarak İHA’nın yüzeyini, aerodinamik özelliklerini ve parçalarının geometrisini işbirliği içerisinde tasarlayan XSun, aynı şekilde farklı materyalleri, kablolama düzenlerini, rüzgar akışını ve yapısal mukavemeti de platform üzerinden test ederek, tasarım üzerinde değişiklikler yapıldıkça dijital modeli otomatik olarak güncelleme fırsatı buldu.

3DEXPERIENCE Lab ayrıca XSun’a teknik kılavuzluğun yanı sıra, projenin ilerleyen aşamalarında görünürlüğünü arttırmak için uluslararası bir ekosisteme ve ortak pazarlama kaynaklarına da erişim sağladı.

Dört kanatlı tasarımıyla 15 fitlik kanat açıklığına ve 8,5 fit uzunluğa sahip ve toplam ağırlığı 55 librenin altında olan SolarXOne SX 1.2 İHA, aylarca havada kalabilme özelliğini taşıyor. İnsan yönlendirmesi olmadan otonom bir şekilde karar alabilen İHA, üstünden uçtuğu arazinin her noktasının haritasını çıkarmaya, gözlemlemeye ve ölçmeye imkan tanıyan sensör ve kameralarla donatılabileceği için, çiftçilere ekinleri hakkında gerçek zamanlı bilgi sunabilecek, balıkçıların istenmeyen türleri avlamasının önüne geçebilecek ve itfaiyecilerin orman yangınlarına müdahale etmelerine yardımcı olabilecek. XSun, insansız hava aracını 2020 başlarında piyasaya sunmayı planlıyor.

Ailelerin yüzde 33’ü bilgisayarın çocukları olumsuz etkileyeceğini düşünüyor

Türkiye’nin en büyük izinli veri tabanına sahip online araştırma şirketi DORinsight, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için hazırladığı Çocuk ve Teknoloji Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. Araştırma, ebeveynlerin teknolojiyi gelecek için faydalı bulduğunu ve çocuklarını bu ürünlerden uzak tutmadığını ortaya koydu.

1-11 Nisan 2019 tarihleri arasında online olarak tamamlanan araştırmaya; Türkiye temsili, çocuğu olan ABC1C2DE sosyo-ekonomik segmente mensup 2.022 kişi katıldı. Araştırma kapsamında katılımcılara, çocukların teknoloji ürünlerine olan ilgisine yönelik sorular yöneltildi. Araştırmadan çıkan sonuçlar ise şöyle oldu:

Yüzde 81’i izin veriyor

Katılımcıların yüzde 81’i çocukların teknoloji ürünleriyle vakit geçirmesine izin verirken yüzde 15’i sadece tatil dönemlerinde izin verdiğini belirtti.

Ebeveynler ders ve oyun saatini ayırıyor

Yüzde 63’ü çocukları için ders ve oyun oynama saatleri belirlerken yüzde 6’sı belirlemediğini, yüzde 21’i günden güne farklılık gösterdiğini, yüzde 10’u ise kendisinin karar verdiğini söyledi.

Günde 2 saat ders çalışıyorlar

Katılımcıların yüzde 39’u çocuklarının günde 2 saat çalıştığını, yüzde 33’ü 1 saat, yüzde 15’i 3 saat, yüzde 6’sı 3 saat üzeri, yüzde 7’si ise hiç ders çalışmadığını dile getirdi.

2 saat oynuyorlar

Çocuklarının günde kaç saat oyun oynadığı sorulduğunda katılımcıların yüzde 34’ü 2 saat yanıtını verirken, yüzde 29’u 1 saat, yüzde 18’i 3 saat üzeri, yüzde 15’i 3 saat, yüzde 4 ü ise hiç oynamadığını belirtti.

Teknolojiyle 1-2 saat

Katılımcıların yüzde 47’si çocuklarının teknoloji ürünleriyle günde 1 saat vakit geçirdiğini, yüzde 33’ü 2 saat, yüzde 9’u 3 saat, yüzde 8’i 3 saat ve üzeri, yüzde 3’ü de hiç vakit geçirmediğini söyledi.

Çocukların ilk tercihi hala sokak

Katılımcılara çocuklarını en fazla eğlendiren aktivitelerin neler olduğunu sorulduğunda ilk yanıt arkadaşlarıyla & akranlarıyla dışarıda oyun oynamak (yüzde 64) olurken bu yanıtı sırayla çizgi film / film izlemek (yüzde 53), evde oyun oynamak (yüzde 46), bilgisayar / konsol oyunu oynamak (yüzde 40), alışveriş merkezlerinde oyun oynamak (yüzde 23), kitap okumak (yüzde 22), evcil hayvanıyla vakit geçirmek (yüzde 17) takip etti.

Tablet faydalı değil ama…

Katılımcıların yüzde 88’i çocukların yemek yemeleri için tablet/telefon kullanımını faydalı bulmadığını, yüzde 12 ise faydalı bulduğunu aktardı. Buna rağmen katılımcıların yüzde 32’si çocuklarının yemek yerken tablet kullandığını dile getirirken, yüzde 68i ise yemek yerken tablet kullanmadığını ifade etti.

İnternet kontrol altında

Ebeveynlerin yüzde 92’si çocuklarının internet kullanımını denetlediğini belirtti. Katılımcıların yüzde 94’ü bilgisayar oyunlarının zararlı olup olmadığını da kontrol ediyor.

‘Gelecek için faydalı’ diyorlar

Katılımcılara çocukların bilgisayar oyunları ve bilgisayar teknolojileriyle vakit geçirmesini gelecek için nasıl değerlendirdikleri sorulduğunda yüzde 47’si dijital çağda geleceği için faydalı olacağını, yüzde 33’ü gelişimini olumsuz etkileyeceğini yüzde 16’sı ise zihinsel gelişimini olumlu etkileyeceğini söyledi.

Avrasya geçişlerindeki sorunlar için anında üyelik

İstanbulluların hayatlarını kolaylaştırmak hedefiyle çalışmalarına 2005 yılında başlanan ve en yüksek teknolojiyle inşa edilerek alanında dünyanın en saygın ödüllerine layık görülen ve 2017 yılında İstanbullulara 23 milyon saat zaman tasarrufu sağlayan Avrasya Tüneli, kullanıcılarına sadece İstanbul trafiğinde değil, geçiş ödemelerinde de büyük kolaylıklar sağlıyor.

20.09.2018 tarihinde kullanıma açılan ve yeni özelliklerin geliştirme çalışmalarının devam ettiği üyelik sistemi, Avrasya Tüneli geçiş ödemesi tahsilatından haberdar olmak ve hızlı bir şekilde ödeme yapmak isteyen kullanıcılar için bir çözüm sunuyor.

Avrasya Tüneli üyelik sistemi nasıl çalışıyor?

Avrasya Tüneli’ni kullanan ve geçiş tahsilatlarından haberdar olmak isteyen kullanıcılar üyelik formunu doldurarak sisteme birkaç dakika içinde üye olabiliyor. Üye olan kullanıcılar, ihlalli geçiş olması durumunda SMS ya da e-posta yoluyla günlük bildirimlerle borçlarını cezaya düşmeden öğrenebiliyor ve plaka borcu ödemelerini sistem üzerinden hızlı bir şekilde yapabiliyor. Kurumsal üye olan kullanıcıları tek tek sorgulama yapmaktan kurtaran sistem, büyük filoların ihlalli geçişlerini topluca takip etme ve ödeme kolaylığı da sağlıyor.

Avrasya Tüneli üyeliğinizi https://www.avrasyatuneli.com/uyelik/uye-girisi adresi üzerinden birkaç dakika içinde oluşturabilir ve hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Telefonunu kaybedeceğine hasta olmayı kabullenen insanların dünyası

Modern dünyada insanlar her gün sürekli internete bağlı olma fırsatını kullanma ile gizliliklerini koruyup güvende olma arasında kalıyor. İnsanlar internet hizmetlerini ne kadar fazla kullanırlarsa kişisel bilgilerini gizli tutmaları da o kadar zorlaşıyor. Ayrıca, mobil bir yaşam tarzını korumak için kullanıcıların her zaman, her yerde ulaşılabilir olması gerekiyor çünkü sosyal bağlantıları, kazançları, sağlıkları ve hatta duygusal dengeleri buna bağlı. Kaspersky Lab çözümleri insanların her durumda internete bağlı olmasını sağlamasının yanı sıra siber tehditlere karşı gizlilik ve koruma da sunuyor.

Buradan hareketle Kaspersky Lab, ev kullanıcılarına yönelik temel çözümlerini güncelledi. Bu çözümler siber tehditlere karşı güvenlik sağlamalarına ek olarak gizlilik, para, hatıralar, sevdikleri için huzur gibi insanlar için değerli her şeyi korumak için tasarlandı. Şirketin temel ürünleri olan Kaspersky Free ve Kaspersky Anti-Virus’e kullanıcıları en yeni ve en gelişmiş siber tehditlere karşı koruyan özellikler eklendi. Ürün serisinin üst düzey çözümleri olan Kaspersky Internet Security ve Kaspersky Total Security için de performans, kurulum kolaylığı ve tespit verimi alanlarında geliştirmeler yapıldı. Güncellenen çözümler kullanıcıların her durumda internete bağlı kalıp koruma altında olmasına yardımcı oluyor.

Sıradan bir gününüzü düşünün. Aktif bir internet bağlantısına ne kadar ihtiyaç duyuyorsunuz? İnternete hiç bağlanmadan bir gün geçirebileceğinizi düşünüyor musunuz? Cevabınız ‘hayır’ ise yalnız değilsiniz. İnternete bağlı kalmak, sürekli hareket halinde olanlar başta olmak üzere artık birçok kullanıcı için hayati önem taşıyor. Öyle ki Kaspersky Lab’ın yaptığı ankete Türkiye’den yanıt verenlerin dörtte birinden fazlası (%26), kendileri için internet bağlantısının yiyecek, su ve barınma kadar önemli olduğunu söyledi.

Cihazlara ve onların sunduğu bağlantı olanaklarına olan bağımlılığımız artık o kadar güçlü ki akıllı telefonumuzu veya tabletimizi kaybettiğimizde diğer birçok travmatik durumdan daha fazla stres yaşayabiliyoruz. Ankete Türkiye’den katılanların neredeyse tamamı (%91), cihazları kaybolur veya çalınırsa stres yaşayacaklarını dile getirdi. Ki bu oran, tren veya uçak kaçırmak (%89), küçük çaplı bir otomobil kazası geçirmek (%90) veya hastalanmaktan (%86) daha yüksek.

Kaspersky Lab Ürün Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Dmitry Aleshin, “İnternet bağlantısı modern yaşantının temel unsurlarından biri oldu. Bazıları için ise vazgeçilemez bir ihtiyaç haline geldi. İnternete her an bağlı olma arzumuz ve dijital bağlantımızı korumak için yapmaya hazır olduğumuz şeyler, bağlantılı cihazların bizim için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Ancak, internet bağlantısının hayatımızın her alanına girmesi güvenliğin göz ardı edilemeyeceğini gösteriyor. Güvenlik siz nerede ne yapıyorsanız olun yanınızda olmalı. Kullanıcılar her ne durumda olursa olsun bağlantılarının güvenli olmasını sağlamalı.” dedi.

Farklı durumlarda yardımcı olabilen bir güvenlik çözümüne sahip kullanıcılar başlarını belaya sokmaktan kaçınabilir. Kaspersky Total Security çözümüne eklenen Güvenli Bağlantı özelliği, bilmedikleri bir yerde bilmedikleri Wi-Fi bağlantılarını kullansalar da insanların koruma altında ve güvende olmalarına yardım ediyor.

Hukuk internette silah planlarının dolaşmasını engelleyecek

Seattle’daki bir federal yargıç, 3 boyut baskılı plastik silahlar yapmak için planların serbest bırakılmasını durdurmak için geçici bir kısıtlama emri çıkardı.

Bundan daha doğal ne olabilir diyorsunuz değil mi? Sorun bambaşka. ABD’de bir şirket insanlara savunma hakkı vermek adına herkesin evinde silah yapabileceği silahların planlarını internete koydu. Silah yasaklansın derken kimin ne kadar ürütebileceği belli olmayan sayıda silah bu planların internete konmasıyla çileden çıkacaktı ki bir hakim olaya el koydu.

Üç boyutlu baskı nedir? Artık neredeyse kaliteli bir lazer yazıcı parasına inmiş, herkesin evine koyabileceği, bunun için kimseye hesap vermeyeceği bir teknolojik gelişme. Bu alet üç boyutlu bir cisimi nasıl basıyor peki? Üç boyutlu modelleme programlarından bir tanesini bilgisayarınıza yüklüyorsunuz. Bu programı kullanan bir modelleme dosyasını alıyorsunuz, yazıcıya veriyorsunuz ve bas diyorsunuz. Bu kadar basit.

Elbette üç boyutlu cisimlerin dosyalarını hazırlamak o kadar kolay değil. Mesela üç boyutlu baskıdan çıkacak dağılmayan bir tabanca üretmek için ihtiyacınız olan modellemeyi her önüne gelen yapamaz. Ama… Bir kez yapıldığında bunu sonsuz farklı yazıcıda kullanmak mümkün. Yeter ki bir kere yapılsın.

Peki bu silah yapılınca ne olacak? Kime ne zararı var? Öncelikle şunu söyleyelim, baskıdan çıkan silah oyuncak değil. Adam öldürüyor. Üstelik platsik olduğu için metal dedektörlerinde görünmüyor. Yani vücudunuzun bir yerine bunu koyarsanız havaalanında hiç kimseye farkedilmeden, hiçbir cihazda ötmeden kokpite kadar gidebilirsiniz.

İşte ABD bunu engellemek için bu ve benzeri silah planlarını yasaklıyor. Silah meraklısı maymunlar yasaklanmasın diyor. Gerzeklik seviyesinde demokrat olanlar insanların silah planlarını dağıtmaya hakkı var diyor. İnsanlar gerçekten başlarına gelebileceklerden haberdar değil, gerçekten iki dakika mantıklı düşünüp neler olabileceğini hesaplamaktan acizler.

Hoş günümüz internet dünyasında birkaç megabaytlık bir dosyanın dağıtımını nasıl engelleyeceksiniz? O da imkansız gibi bir şey…

Ama yine de bu tür silahların serbestçe dolaşımını engelleyecek kadar akıllı olmasını beklerim insanoğlunun…

Bu site, bu gazetecilik dünyasında para kazanmayacak

Basit bazı yönergelerden yola çıkarak somut bir gerçeği ortaya çıkarmak mümkün. Benim için gerçek bu sitenin para kazanmayacağıdır. Çünkü kelimesinin altını uzun uzun doldurmak mümkün. Ama gelin birkaç selfie soru cevapla bunun sebeplerini ve gazetecilik para ilişkisini irdeleyelim:

Gazetecilik yapıyorsanız nasıl para kazanırsınız?

Yazılarınızı okuttuğunuz kitle olur. Kitleniz sizi beğenir ve yazılarınızı okumak için sitenize gelir. Yazılarınızı görürken sizin sitenize getirdiğiniz kitleye kendini farklı açılardan anlatmak isteyen firmalar buraya reklamlarını koyarlar. Herkes neyin reklam olduğunu bilir ve arzu ederse üstüne tıklayarak parasını kazanır.

Gazetecilik yapıyorsanız nasıl para kazanmamalısınız?

Gazetecilik inandırıcılık mesleğidir. İnsanlar sizin haberlerinizi size inandığı için okurlar. İnandırıcılığın bu kadar önemli olduğu bir meslekte insanları kandırmaya çalışmak para kazanmamanız gereken şeylerin bir listesi açar önünüze. Mesela proje adı verilen sen bana reklam ver ben senin haberlerini överek uçarak yayınlayayım zihniyetine giremezsiniz. Mesela insanların size parasıyla verdiği haberi yayınlatmaya girmemelisiniz.

Parasıyla haber yayınlama raconu nedir?

Geçen hafta üç farklı şirket sizde haber yayınlamak kaç kuruş diye sordu. Tabi ki “eğer haber benim kriterlerime uyuyorsa bedava” dedim. “Anlamadınız” dediler, “biz parasını vererek sizde haber yayınlatmak istiyoruz” dediler. “Meden öyle bir şey yapasınız ki” diye sordum. “Niye soruyorsunuz, bu haberi aynı yöntemle Milliyet, Sözcü ve Webrazzi sitelerinde yayınlattık” dediler.

İçim acıdı. Birisi kurduğum internet sitesi. Birisi muhalif bakış açısının sona kalan ender beslenme kaynaklarından biri. Diğeri de dikey bir konuda çok takip edilen bir site. Hemen sitelerine gidip acaba altına “bu bir reklamdır yayınlamak için deli deli paralar aldık ona göre okuyun” yazmışlar mı diye bakayım dedim. Sonra vazgeçtim. Ya yoksa? Bir daha o sitelere aynı gözle bakamazdım.

Ben haberi insanların okuyup okumayacağına, doğru olup olmadığına göre değerlediririm. Arama motorunun o haberi çok sevip sevmediğine bakmam. O yüzden maymun gibi başlıklar atmam. İnsanlar tıklasın diye “öyle bir bilanço açıkladı ki… Mankenler bilanço büyüklüğünü görünce bir hoş oldular” gibi başlıklar atmam. Atmayacağım da.

Bunu söyleyince para kazanabilir misin?

Büyük bir ihtimalle hayır. Ben dikey konular seçiyorum. Ben sektör liderlerinin okuması gereken haberleri yapıyorum. İnternette çok çocuk var o yüzden cep telefonlarının megapiksellerini yazayım, oyunların karakterlerini anlatayım demiyorum.

İşi sadece cep telefonu ve/veya oyun yazmak olan dikeyci arkadaşlarımı tenzih ederim. Ama hem telekomünikasyon sektörünün iç yüzünü vereyim hem de oyun oynayan 8 yaşındaki çocukları mutlu edeyim bakış açısından oldum olası hazetmedim.

Özetle ben ve bu site, bu işten bu kurallarla para kazanamayız.

Peki ne yapmak lazım?

Elimde bugünün Türk ekonomi dünyasında, tüm zamanların gazetecilik ilkeleriyle para kazanabilecek bir yöntem yok. Benim yetersizliğim olabilir. Bunu yaparak benim on katım çalışarak para kazananlar yok değil, onlara da saygılarımı gönderiyorum.

Bu sistemin çalışması için insaların okuyor olması lazım. Bunun için insanların iyi ile kötüyü ayırabilecek kadar haber okuryazarı olması lazım. Reklamları engellemek gibi animatörlüğe girmeden haber okuması lazım. Okuduklarını anlamaları lazım.

Okurun parasıyla haber yapan, haber için haber yapan ayrımını görebilmesi lazım. Başka türlü olmaz.

Dolayısıyla berin bu sektörde para kazanmam imkansız.

Benim verilerim hiç işlenmese olmuyor mu?

Philips’in mükemmel bir aydınlatma sistemi var. Eve özel bir Philips cihaz takınca kullandığınız her Philips ampül, kendi içinde emir alan bir yetenek haline dönüşüyor. Ne işe yarayacak demeyin. Cep telefonumdan evin ışığını açıp kapatmak benim gibi tembel bir adam için harika bir seçenek. Bunun yanında evde yokken sanki evdeymişim hissi uyandıran ışık açıp kapatmaları neredeyse dahice. Ama en önemlisi internetten farklı ışık seçenekleri indirerek buna göre ışığınızın rengini değiştirmek, açıklık kapalılığını ayarlamak harika oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Philips’ten bana gelen bir elektronik postayla o ana kadar hiç düşünmediğim bir şeyin farkına vardım: Philips beni takip ediyordu. “Hayırdır” minvalinde bir soru attım ve Philips’in Türkiye yetkililerinden Hollanda’sına kadar birçok farklı birim konuyla ilgilenip bir mail gönderdiler bana. Maili noktasına dokunmadan sizinle paylaşıyorum:

Değerli Müşterimiz,

Hue tarafından işlenen kişisel verileriniz hakkında bilgi istediğiniz e-postanız için teşekkür ederiz.

Hue müşterisi olarak sizin için işlediğimiz veriler, bir hesap oluştururken, mobil uygulamanızı ve hesabınızı kullanırken sağladığınız veriler ile sistem kullanım verileridir. www.meethue.com adresindeki hesabınıza giriş yaparak hesap, Hue bridge (köprü) ve uygulama bilgilerinizi online olarak görüntüleyebilirsiniz. Aynı zamanda sistem kurulumu ve anlık aydınlatma seçeneklerini mobil uygulama aracılığıyla görüntüleyebilirsiniz.

Ayrıca, uzaktan erişim özelliğini etkin kılmak için düğme/tuş basma aktivitelerini, sistem çökmesine ilişkin verileri ve sistemin anlık durumuna ilişkin bilgileri işlemekteyiz. Bu özellik mobil uygulama ve web sitemiz yoluyla görüntülenememektedir, ancak  arzu etmeniz halinde bu bilgileri size ayrıca iletebiliriz. Bu aşamada size sağlayabileceğimiz bilgilendirmenin iki (2) haftalık kullanım verisi içereceğini bildirmek isteriz. Kişisel veri minimizasyonu ilkeleri gereğince, kullanım verileriniz hesabınızdan 2 hafta sonra tamamen ayrıştırılmaktadır.

Kişisel verilerinizi üçüncü şahıslara satmadığımızı ayrıca belirtmek istiyoruz.

Kişisel verilerinizi işlemek (örneğin saklamak) için bizim adımıza hareket edecek üçüncü taraf yüklenicileri (IT servis sağlayıcıları gibi) katı sözleşmesel yükümlülükler çerçevesinde kullanabilmekteyiz. Elbette bu gibi durumlarda, üçüncü taraf yüklenicilerin kişisel verilerinizi serbestçe kullanmamasını, ifşa etmemesini ve daima talimatlarımıza ve yüksek güvenlik standartlarına uyarak verilerinizi bizim adımıza işlemelerini (sözleşmesel olarak) temin etmekteyiz. 

Hollandalılara özel bir sempati ve beğenim vardır. İş yapış biçimleri ve dünyaya bakışlarına bayılırım. Philips de benim için önemli bir firmadır. Eer bir kişisel bilgimi dünyada emanet edecek firma listesi yap deseler Philips bunların başında gelir. Peki neden hala içim rahat değil?

Çünkü evimin içinde hiç ummadığım bir cihaz düzenli olarak internete benim ışığı ne zaman, nasıl ve ne renkte yakıp söndürdüğümü sürekli kaydediyor. Bunu bana daha iyi hizmet verebilmek için yaptığını söylüyor. Benim bunu istememe hakkım yok. Yani hem cepten, uzaktan ışıklarımı yakıp söndüreyim hem de beni takip etmesinler diyemiyorum. Bence bunu diyebilmeliyim. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun firmaların bize bu hakkı tanıması lazım.

Philips’e özel değil bu yazı… Onun şahsında ben enin hayatını öyle ya da böyle gözleyeceğim diyenlere. Anonimleştirilerek de olsa, kısa süreliğine de olsa beni izlemenizi istemiyorum.

Paranoyak olabilirim. Ama paranoyak olmam izlenmediğim anlamına gelmez…

Yapay zekadan yargıç çıkarma çabaları

The Guardian yapay zekadan yargıç olur mu sorunsalını masaya yatırmış ve konuyu olabildiğince sündürmüş.

Yapay zeka deyince insanların aklına ya insanlığı sona erdirecek Terminator’lar geliyor ya da embesil ve oda büyüklüğündeki bilgisayarlar. Oysa yapay zeka kelimenin tam anlamıyla bir yazılım. Biz o yazılıma öğrenmeyi öğretiyoruz. Çünkü bizim kafamızın içinde mantık yürütme zincirini sağlayan, olayları birbirine bağlamaya yarayan mekanizmalar var. Eğer bizim gibi olmasını istiyorsak bizim gibi öğrenmeli diyoruz.

Örnek verelim: Yolda yürüyorsunuz ve bir muz kabuğu gördünüz. Buna basarsanız düşüp fıkralara konu olma riski taşıdığınızı anlar, basmama kararı alırsınız. Hatta eğer muz kabuğunu yerden almazsanız bir başkasının basacağını düşünür, iyilik olsun diye onu alıp çöpe atarsınız. Bunların hepsi sizin milyonlarca yıllık evriminizin, binlerce yıllık insani görgünüzün ve onlarca yıllık eğitim ve öğretiminizin bileşkesiyle aldığınız düzinelerce kararlar zincirinin sonucu.

Bu örnek, sadece bir muz kabuğuna basıp düşmemek içindi. Şimdi gelin işi karmaşık ve vicdani hukuki kararlar mertebesine getirelim.

Yasaları iyi bilen, kanıtları anlayabilen, bunları ahlaki değerlerle harmanlayabilmesi gereken bir yapay zekayı tartışıyoruz. University College London’daki yazılımcılar, yapay zekayı kanunların üstüne salmışlar. Amaç gerçek hayatta alınan kararlarla yapay zekanın aldığı kararları karşılaştırabilmek…

Yapay zekalı yargıç; işkence, aşağılayıcı muamele ve mahremiyet içeren beş davada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarıyla aynı karara ulaşmış.

Kanunların üstüne salınan algoritma, işkence ve aşağılayıcı muamele, adil yargı ve mahremiyet ile ilgili 584 vaka için İngilizce veri kümelerini incelemiş. Her durumda, yazılım bilgileri analiz etmiş ve kendi yargı kararını vermiş. Değerlendirilenlerin yüzde 79’unda, yapay zeka, mahkemeyle aynı kararı vermiş.

UCL’in bilgisayar bilimleri bölümünün baş araştırmacılarından Dr. Nikolaos Aletras şunları söylemiş: “Yapay zekanın hakimlerin veya avukatların yerine geçmesini düşünmüyoruz. Ancak belirli sonuçlara yol açan vakalarda hızlı bir şekilde tanımlama yapmak faydalı olabilir.”

Yani aslında olayı şöyle düşünmek lazım: Bu yapay zeka davalara bakan bir yargıç değil, yargıçlar bu davalarda ne karar verebilir diye size akıl veren bir danışman olabilir. Yani bir nevi danışman avukat gibi çalışacak. Elbette daha ucuza gelecek. Hatta insanlar hangi bakış açısını değiştirirlerse sonuçlara nasıl etki eder gibi şeyleri buna bakarak anlayabilecekler.

Program, aslında benim yazmak istediğim şeyi ortaya çıkarmış: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının, hukuki olmayan gerçeklere, salt hukuki argümanlardan çok daha fazla yer verdiği ortaya çıkmış.

Hukukla ilk tanıştığımda kanun ve yasaların aslında birer bilgisayar programı algoritması gibi kodlandığını görüp çok şaşırmıştım. Değişkenleri tanımlıyorsunuz, olası durumları anlatıyorsunuz ve çıkması muhtemel sonuçların mümkün olan en büyük kısmını öngörmeye çalışıyorsunuz. O yüzden özellikle yapay zekayla çok iyi geçinebilir bu sistem.

Ancak göz önünde bulundurmamız gereken çok büyük bir olgu var: Vicdan!

Evet hukuki sistemde kravatını takarak mahkemede son derece saygılı duran bur adam iyi hal indirimi alabilir. Ancak bu adam kendi çocuklarını taciz eden biriyse… Ona iyi hal vermeli misiniz? İşte bu noktada vicdan devreye giriyor. Yapay zeka vicdan kavramını çözebilir mi?

Benim görebildiğim kadarıyla koca koca adamlar çözemiyor. Ülkeden ülkeye, hatta ABD gibi ülkelerde eyaletten eyalete değişiyor. Bana çok zor geliyor bunun bitlere ve baytlara indirilebilmesi…

Denizler yükselince kablolar suya batacak, internet kesilecek

National Geographic enteresan bir tez ortaya attı. Dikkate almakta büyük fayda var:

Yapılan araştırmalara göre internet altyapısının büyük çoğunluğunun yükselen denizlerin önünde dikey olarak oturduğunu gösteriyor. Bilim adamları ABD’de internet altyapısını haritalandırdı. Gelecekteki deniz seviyesinin yükselişini gösteren haritaların üstüne yerleştirdi. 15 yıl içinde, binlerce kilometre uzunluğundaki fiber optik kablo ve yüzlerce parçadan oluşan diğer anahtar altyapılar, denize b.atacak. Bu altyapının bir kısmı suya dayanıklı olsa da, büyük çoğıunluğu suda çalışacak şekilde tasarlanmamış.

Altyapının büyük bir kısmı sahilin hemen yanında. 20 sene önce kimse deniz seviyelerinin bu kadar yükselebileceğini düşünmediğinden önlem alınmamış. Bu alanda büyük bir sorun çıkacak. İnternet altyapısının büyük bölümü, kısa süre içinde çok hızlı bir şekilde hareket etmedikçe sular altında kalacak.

Atom bombasında attığımız yanlış adımları yapay zeka için atmasak?

Yabancı bir yayında şu soruyu ortaya atmışlar. Ben de sizinle paylaşmak istedim: Nükleer silahlar ve Yapay Zeka arasında paralellik kuralım mı? Ne alakası var demeyin. Gerçekten de ciddi bir biçimde alakası var: Nükleer silahların temel sorunu yoğun biçimde adam öldürmesi değil, bu kadar çok adam öldüreceği düşünülmeden, sonrasında olabilecekleri öngörmeden hayata geçirilmiş ve üretilmiş olması.

Şu anda yapay zeka üstünde çalışıyoruz. Acaba sonunu düşünüyor muyuz?

Yapay zeka ve makine öğrenimindeki ilerlemeler bugün baş döndürücü bir hızla, uçarak gelişiyor. AI, nükleer dünyanın başlangıcındaki gibi bize inanılmaz yararlı araçlar sağladı. Dijital cihazlarımızdaki “öğrenme algoritmaları”, satın aldığımız, izlediğimiz ve okuduğumuz şeylerden beslenip buradan modeller çıkarıyor. AI doktorların hastalıkları teşhis etmesine ve tedavi etmesine, yeni pazarlar açmasına ve iş için üretkenliği artırmasına yardımcı oluyor. Eğitim, enerji ve çevre ile ilgili kritik konuları ele alan veri setleri ve modeller oluşturuyor.

Aynı zamanda, AI’nın tehlikeleri çok bariz. Şimdilik insanların özel çabasıyla bu tehlikeler engellenmeye çalışılıyor: Google, drone hedeflemesini iyileştirmek ve izlemesini geliştirmek için yapay zekanın kullanılmasını içeren bir ABD Savunma Bakanlığı sözleşmesini yenilemeyecek, çünkü çalışanlarının 4 bini, çalışmalarının ölümcül amaçlar için kullanılmasına itiraz etti. Benzer kaygılar, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un, AI’nin ölümcül otonom silahlarda kullanımı hakkındaki korkularını ifade etmesine yol açtı.

Otonom silahların savaşın niteliğini değiştirmesi ve savaşta insani kontrolün önüne geçmesi tehlikesi gerçek bir tehdit.

Çalışmayı ve oyun oynamayı kolaylaştıran makineler tarafından baştan çıkarılıyoruz. Bu baştan çıkarıcı makinelerin içinde bizi modellemeye çalışan, orta ve uzun vadede yerimizi almaya çalışan, öğrenen bir yapay zeka var. Oynadığımız her oyunda veya çektiğimiz fotoğrafta, bu makinelerin sivil özgürlüklere, demokrasiye ve ekonomik eşitliğe yönelik tehditler yarattığı gerçeğini görmezden geliyoruz.

AI biliminin karmaşıklığı, politika yapıcıların ve halkın teknoloji endüstrisinin yapay zekanın geleceğine karar vermek için en iyi konuma sahip olduğuna inanmalarına yol açabilir. Yine de, AI’nin geliştirdiği konular kesinlikle ticari çıkarlara bırakılmamalı.

Peki ne olmalı? Atom ile mücadelemizde sonradan keşfettiğimiz şeyleri yeniden yaşamak için beklemek yerine o zaman attığımız adımları önceden atalım. Nedir bu adımlar? Mesela atom enerjisi kurumu gibi bir kurum olsun yapay zeka için. O kurum atılacak adımları seçsin gidilecek bazı yolların nünü tıkasın. Böyle olmaz şuraya doğru gidemezsiniz desin.

Bunu siz vatandaşlar olarak düşünmeye başlarsanız iktidarlar da düşünmeye başlar merak etmeyin…

Google’ın harita hizmetleri Hindistan’ın yağmurlarına karşı…

Google, Hindistan’ın ölümcül yağmurlarına karşı harekete geçiyor. Hindistan hükümeti ile anlaşmalar yapan Google, dijital harita hizmetlerini ve işlemci gücünü bu ülkenin kullanımına sundu.

Hindistan Merkez Su Komisyonu, kitleleri öldürebilecek, ev ve oturma alanlarını yok edebilecek ve hastalıkları yayabilecek su baskını ile ilgili tahribatı azaltmaya çalışmak için Silikon Vadisi’yle işbirliğine yeşil ışık yaktı.

Bu işbirliği ile, sele yakalanma riski olanları doğru zamanda uyarmanın yolları aranacak. Sel sularını yönetmeyi umut eden şehir planlayıcıları, Google haritaları ule daha doğru yolu bulmak için çaba sarfedecek.

Şimdiye dek sel olasılığı sadece bir gün öncesinden öngörülebildi. Hintli yetkililer, Google’ın dünya yüzeyinin 3D haritalama bilgisini ve nehir ve yağmur okumalarını analiz etmek için yapay zeka yöntemlerini kullanarak, üç gün önceden tahminler sunabileceklerine inanıyor. Tahminler, herhangi bir taşkının kapsamını ve derinliğini tahmin etmeyi, ülkenin hangi bölgesindeki hangi toplulukların tehlikede olabileceğini anlamak için kullanılacak.

Google’ın yardımıyla hazırlanan sel haritalarının, acil durum ve felaket servisleri tarafından kullanılması planlanıyor.

2017’de meydana gelen sel felaketlerinde; Hindistan, Bangladeş ve Nepal genelinde 1300’den fazla insanı öldü ve bundan 40 milyondan fazla kişi etkilendi.

Şiddetli yağmurun getirdiği sel ve toprak kaymalarında yaklaşık 200 kişi öldü. Bu yılki Muson mevsiminden önce tüm evrak işlemlerinin bitirilmesi ve çalışmaların başlatılması planlanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklamada; boğulma ve evlerin ve barınakların yitirilmesi gibi ölümlerin yanı sıra, yaygın su baskını salgınları da tifo, kolera ve hepatit A gibi suyla bulaşan hastalıkların yayılmasını artırma ihtimali taşıyor.

Hindistan hükümeti, güçleri Google ile birleştirerek, kendi hesaplama ve dijital haritalama gücünü geliştirmek için ihtiyaç duyulan maddi kaynaklardan da büyük miktarlarda tasarruf sağlayacağını dile getirdi.

Hükümetin yaptığı bir açıklamada, ortak girişimin “konum hedefli, eyleme geçirilebilen sel uyarıları sağlanmasına yardımcı olacak sel tahmin sistemlerinin iyileştirilmesi” için kullanılacağını söyledi.

Magic Leap adındaki mucize gözlük satışa geçiyor

Yapım aşamasında dört yıl geçtikten sonra, Magic Leap şimdi karışık karışık gerçeklik kulaklıklarını piyasaya sürülmeye çok yakın. Bir Twitch mesaj akışında şirket, yaz bitmeden önce cihazı göndermeye başlayacağını açıkladı.

Şirket henüz bir fiyattan bahsetmedi ve sözde çığır açan kulaklık, göz izleme ve el izleme özellikleri ile kontrol cihazı desteği arasında ne tür bir deneyim sunabileceğini merak ettirmeye devam ediyor.

Ayrıca cihaz için içerik sorunu var. Henüz cihazla hangi içeriklerin nasıl görülebileceği tam olarak bilinemiyor. Yakın zamanda , NBA ile olan bir ortaklık sayesinde, basketbol maçlarını kulaklığı aracılığıyla izleme olanağı sundu, ancak etkileşimli içeriklerin ne olacağı hala gizemini koruyor.