Dronlar 24 saatlik işi 30 dakikaya düşürüyor

Fosil yakıtlardan elde edilen enerji üretimi düşüş göstermeye devam ederken, gözler yenilenebilir enerjinin yükselen yıldızı rüzgar enerjisinde olmaya devam ediyor. Özellikle teknoloji iş birliği konusunda en uygun alanlara sahip sektörlerden biri olan rüzgar enerjisi, teknolojik gelişmelerle verimliliğini artırıyor. Pandemi sürecinde rüzgar türbinlerinin bakım ve onarımlarında devamlılığın sağlanmasında gizli kahramanının dronelar olduğunu belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, kriz ortamlarında dahi enerji üretmeye devam eden rüzgar enerjisi bakım ve onarım hizmetlerinde aksamalar yaşanmamasının arka planında yatan İHA teknolojisinin 4 önemli faydasını sıralıyor.

Rüzgar Türbinleri İHA’larla İnceleniyor

Yükseklik ve zorlu hava şartlarında mücadelelerin gerçekleştiği rüzgar türbinlerinin bakım ve onarımlarındaki devamlılık büyük önem arz ediyor. Öyle ki enerji üretimindeki sürekliliğin sağlanması da kullanılan teknoloji ile paralel ilerliyor. Özellikle küresel çapta yaşanan pandemi sürecindeki zorlu çalışma ortamlarında teknolojik kolaylıklara olan ihtiyacın ne denli yüksek olduğu defalarca kanıtlandı. Dünyanın çok farklı bölgelerindeki rüzgar çiftliklerine dair raporlama gerçekleştirdikleri insansız hava araçları teknolojisinin faydalarını da bu süreç içerisinde verdikleri hizmetlerde ve rüzgar enerjisindeki elektrik üretiminde gördüklerini aktaran Ali Aydın, salgın sürecinde binlerce kanadın tek bir ara yüz üzerinden takip edilebildiği Sulzer Schmid’in 3DX platformu sayesinde kanatlara dair pek çok tespitin ve önlemin en kısa sürede, en etkili şekilde alındığını ve tamir ihtiyaçlarının da optimum zamanda belirlenerek ekonomik şekilde onarımının sağlanabildiğini dile getiriyor.

Drone Teknolojisinin Türbinler İçin 4 Büyük Faydası

Bir rüzgar türbinin duruş süresinin uzunluğu elde edilen enerji üretimine doğrudan etki ediyor. Bu nedenle de bakımlara yön veren incelemelerin hızlı ve güvenli bir şekilde gerçekleşmesi önem arz ediyor. Rüzgar türbini bakımına en verimli ve güvenilir yöntemi adapte ettiklerini belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, drone teknolojisinden faydalandıkları 3DX inceleme platformunun 4 önemli katkısını sıralıyor.

1. Veriler bulut sistemine aktarılıyor. Rüzgar türbini kanat bakım sürecinde öncelikle saha planlaması yapılarak dronelarla otonom uçuş gerçekleştiriliyor, sonrasında toplanan veriler kanat uzmanları tarafından incelenerek raporlanıyor ve bulut sisteminde saklanıyor. Bulutta saklanan görsel ve teknik veriler, yüksek güvenlikli şekilde saklanıp yetkili erişime daima açık oluyor.

2. Yarım saatte 1 türbin kanadı inceleniyor. Geleneksel yöntem olan iple erişimde türbinler durdurularak günde 1 türbin kanadı inceleniyor ve raporlama konusunda da bu yöntem sürecin devamlılığı açısından eksik kalabiliyor. 3DX inceleme platformu, rüzgar türbinine yönelik eksiksiz bir inceleme işleminin yarım saat içerisinde tamamlanmasını sağlıyor. Bu sayede türbin duruş süresi minimize edilerek maksimum enerji üretimine destek sağlanıyor.

3. En küçük hasarı bile algılıyor. Türbinlerin kanatlarındaki gözle görülen ya da görülmeyen birçok hasar türbinin ömrünü, duruş sürelerini ve dolayısıyla enerji üretimini etkiliyor. Rüzgar türbini kanatlarında 6 farklı açıdan %100 tarama ile kör nokta bırakmayan bu yeni teknoloji, topladığı yüksek çözünürlüklü görsellerle en küçük hasarları bile algılıyor ve zamanında alınacak önlemlere imkan sunuyor.

4. Doğru raporlama ve otonom değerlendirme sunuyor. Yapay zeka desteği ve drone teknolojisinin bir araya geldiği platformda kanatlardaki hasarlar ile ilgili doğru, hızlı ve insan hatasından arınmış otonom bir değerlendirme oluşturan 3DX, fark edilen kusurları da hasar öncelik durumuna göre kategorize ediyor. Böylece onarım aşamasına nereden başlanılması gerektiği ve hasarın derecesinin ne olduğuna dair türbin kanatları hakkında analiz sağlıyor.

Turkcell eskiden telefon santralı alırdı şimdi rüzgar santralı alıyor

Turkcell, 2030 yılına kadar elektrik tüketimini yenilenebilir kaynaklardan karşılama ve 2050 yılına kadar net sıfır karbon olma hedefleri kapsamında attığı adımlara bir yenisini daha ekledi ve İzmir Karadağ Rüzgar Enerjisi Santrali’ni (RES) bünyesinde bulunduran Boyut Grup Enerji’yi satın almak için hisse devir sözleşmesi imzaladı. Devir, ilgili mercilerden gerekli izinlerin ve ön şartların tamamlanması sonrasında gerçekleştirilecek.

Turkcell Genel Müdürü Murat Erkan, İzmir Karadağ RES’in satın alımına ilişkin şunları söyledi: “Sürdürülebilirlik yaklaşımımız doğrultusunda yenilenebilir enerji yatırımlarının hayata geçirilmesine öncülük ediyor ve çevre dostu kaynaklardan elektrik tedarik eden bir şirket haline gelmeyi hedefliyoruz. Bu hedefimiz doğrultusunda 2020 yılında öz tüketim modeli ile ürettiğimiz elektrik, bin 230 hanenin 1 yıllık elektrik tüketimine karşılık gelecek büyüklüğe ulaşmıştı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde grubumuzun ilk güneş enerjisi santrali ile yılda 1,2 milyon kWh elektrik üretiyor, 448 ton karbondioksit salınımını önlüyoruz. Türkiye’de solar panellerle kendi elektriğini üreten ilk veri merkezi olma özelliği taşıyan Ankara Veri Merkezimizde kurulu güneş enerjisi gücümüzle yılda 300 bin kWh elektrik üretiyoruz. Buna Çorlu Veri Merkezimizdeki, Diyarbakır ve Adana’da yer alan plaza binalarımızdaki güneş enerjisi yatırımlarını da eklediğimizde, sadece Türkiye’deki lokasyonlarımızda yılda yaklaşık 730 bin kWh enerji üretebilecek kapasiteye ulaştık. Önümüzdeki dönemde de yenilenebilir enerji üretimi ile ilgili projelerimizi sürdürmeyi hedefliyoruz.”

İzmir Karadağ Rüzgar Enerjisi Santrali’nin yüksek üretim verimliliğine de vurgu yapan Erkan, Turkcell’in sürdürülebilirlik odağını güçlendirmeyi ve çevreye bıraktığı izin daha da azalmasını amaçladıklarını ifade etti.

2016 yılında devreye alınan santralin lisans süresinin 2057’ye kadar devam edeceğini aktaran Murat Erkan, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Turkcell Enerji, Enerjicell markasıyla tüm Türkiye’de bireysel ve kurumsal serbest tüketici kapsamındaki elektrik tüketicilerine hizmet veriyor. Yenilenebilir enerji ve santral yatırımlarımızın yanı sıra, yeşil enerji şirketleri ile yaptığımız elektrik ticaretleri sayesinde de çevreci yöntemleri teşvik etmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemlerde Turkcell Enerji Çözümleri’nin yenilenebilir enerji yatırımlarını devam ettirerek, Turkcell’i sıfır karbon salınımı olan, çevre dostu kaynaklardan elektrik tedarik eden bir şirket haline getirmeyi hedefliyoruz.”

Turkcell, işletme değerinin 29,6 milyon dolar olarak belirlendiği Boyut Grup Enerji’nin satın alımında, şirketin net borçları sonrasında 11,5 milyon dolar tutarında nakit çıkışı gerçekleştirecek. Toplam kurulu gücü 18 MW olan İzmir Karadağ RES’in yılda yaklaşık 67,5 GWh’lik bir üretim gerçekleştirme kapasitesine sahip ve bu sayede 22 bin 500 konutun yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabilecek. Santralin 2026 yılı sonuna kadar devlet alım garantisi bulunduğundan, 2021-2026 arası dönemde yıllık gelirinin yaklaşık 5 milyon dolar olması bekleniyor.

Çin’in hidrojenli treni var

Saatte 80 kilometre hızla giden ve sürekli gücü 700 kilovat olan lokomotif, Çin’de imal edilen hidrojenle çalışan ilk lokomotif olma özelliğini taşıyor. 24,5 saat boyunca durmaksızın yol alabilen lokomotifin çekebildiği azami yük ağırlığı ise 5 bin ton. 
 
Lokomotif, hidrojenli bir pil sistemi ve yüksek güçte bir lityum bataryası kombinasyonu kullanıyor. Geleneksel yakıtlı veya elektrikli lokomotiflere kıyasla hidrojenli hibrid lokomotifler hem daha güvenli hem daha çevre dostu ve hem de daha sessiz, daha düşük maliyetli ve  bakımı da daha kolay.   
 
Öte yandan lokomotifin modüler tasarımı, ona farklı güç düzey ve modları kullanabilme esnekliğini sağlıyor. Bu özellik, kullanıcıların, örneğin tünellerde ve madenlerde olabileceği gibi çok değişik kullanım taleplerine yanıt getirme olanağı veriyor.

Yayım tarihi
ÇEVRE, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Rüzgar enerjisini neler bekliyor?

HyperFocal: 0

Daha temiz bir çevre ve sürdürülebilir bir enerji için tüm ülkelerin yönünü çevirdiği rüzgar enerjisi sektörü, her geçen gün büyüyor. 2020 yılında yaşanan birçok zorluğa rağmen büyümesine ara vermeyen rüzgar enerjisi sektöründe gelecek yıllar daha da umut verici gözüküyor. Doğa dostu rüzgar enerjisi santrallerine servis sağlayan Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın’a göre 2021 ve sonrasında rüzgar enerjisi, toplum ve ülkeler bazında ana enerji kaynağı olarak görülecek. Rüzgarın santrallerinin büyüme anahtarının da rüzgar türbinlerine gerçekleştirilecek tam donanımlı bakım hizmetleri ile rüzgar enerjisini depolamak için kullanılacak olan pil teknolojileri olacağının altını çizen Aydın, 2021 ve sonrasında rüzgar enerjisini bekleyen öngörülerini sıralıyor:

1. Enerji politikalarında rüzgar enerjisi ilk sıralarda olacak. Ekonomik etkenler, çevresel faktörler ve geleceğe daha temiz bakabilme arzusu, rüzgar enerjisinin gelişmesinde önemli noktaları barındırıyordu. Artık bunlardan daha fazlasının rüzgar enerjisine yönelimi gerçekleştirdiği görülüyor. Fosil yakıtların tükeniyor olması, dünyayı etkileyen salgın ve krizlerde enerji üretimlerinin ihtiyaçları karşılayamıyor oluşuna karşılık rüzgar enerjisinin en kötü günlerde bile rekor seviyelerde enerji üretimi gerçekleştirmesi, 2021 ve sonrasında enerji politikalarında ilk sıralarda rüzgarın yer almasına ön ayak olacak.

2. Rüzgar enerjisinin depolanması için pil teknolojileri geliştirilecek. Rüzgar enerjisinde büyümenin anahtarlarından biri depolama kaynakları olarak görülüyor. Büyük pil teknolojilerinin gelişerek ekonomik hayata katılması ile enerjinin depolanması önemli kazanımlar sağlarken, yatırım ve üretim prosesleri dikkate alındığında en ucuz yöntem olan rüzgar enerjisinin   daha da tasarruflu bir enerji kaynağı olmasının önü açılacak.

3. Türbinlerin durmaması için planlı bakımlar daha sıkı ele alınacak. Bakımı yapılmayan arabanın sizi yarı yolda bırakması gibi kontrolleri ve bakımları gerçekleştirilmeyen türbinlerin de enerji üretmesi beklenemez. Ayrıca arabalardaki soruna bağlı çözüm hızlı gerçekleştirilirken, bir rüzgar türbinin kalbi olan dişli kutusundaki arızanın giderilmesi ise günleri ya da haftaları alabiliyor. Yatırımcıların bu konudaki bilinç düzeyinin son 5 yılda ciddi oranda artması ve planlı bakımlarla önüne geçtiği birçok sorunun ortaya çıkmaması ile elde ettiği kazancın değerini görmesi, planlı bakım servislerinin daha da artacağını gösteriyor.

4. Teknoloji ve rüzgar ayrılmaz bir bütün olacak. Türbinlerin bileşenlerinin üretiminden, santrallerde işletilmesine ve planlı/plansız bakımlarının her aşamasında gerçekleştirilen operasyonlarında, teknoloji rüzgarın yardımcısı olarak bulunuyor. Özellikle bakım ve onarım hizmetleri esnasında drone teknolojisinin gittikçe yükselen yıldız olması ve makine öğrenmesinin rüzgar enerjisi verilerinin işlenmesi alanında daha aktif kullanılıyor oluşu, 2021 ve sonrasında rüzgarın teknolojisi diye bir kavramla karşılaşılmasına neden olacak.

5. Kara rüzgarlarının yanı sıra açık deniz rüzgarının da yükselişine tanık olunacak. Rüzgar enerjisi denilince daha çok akla karadaki rüzgar türbinleri gelse de Avrupa ve İskandinav ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede açık deniz rüzgarları da önemli bir kaynak olarak bulunuyor. Türkiye’de henüz bu alanda çalışmalar gerçekleşmese de ilerleyen yıllarda rüzgar ülkesi olmak adına gözlerin çevrileceği bir alan olacak gibi duruyor. Tüketilen elektrik enerjisinin yenilenebilir ve yerli kaynaklardan karşılanma oranını yükseltmenin en hızlı ve büyük adımı, ülkemizde henüz potansiyeli değerlendirilmemiş olan açık deniz rüzgarları ile atılacak.

Elektrik ihtiyacı 3 kat artacak, çare rüzgar

Günümüzde elektriksiz bir yaşam biçiminin varlığı hayal bile edilemiyor. Toplumların elektriğe olan ihtiyacı da gün geçtikçe artıyor. Öyle ki araştırmalar 2050 yılına kadar elektriğe karşı talebin günümüzden 2 ile 3 kat daha artacağına dikkat çekiyor. Bu ihtiyacın karşılanmasında ise ön plana çıkan enerji kaynağı olarak rüzgar görülüyor. Doğa dostu rüzgar enerjisi santrallerine servis sağlayan Ülke Enerji’nin Genel Müdürü Ali Aydın, 2020’de enerji kaynakları arasında en yüksek üretimin rüzgar enerjisinden karşılandığına dikkat çekerek, bu santrallerde verimliliğin türbinlere yapılan bakım ve onarım hizmetlerinden geçtiğinin de altını çiziyor.

Artan Elektrik Talebini Karşılamada Rüzgar Kilit Rol Oynuyor

Karşılaştırılan tüm fosil yakıtlı enerji çeşitlerine göre ciddi derecede düşük maliyetli olan rüzgar enerjisi, diğerlerine oranla çok çevreci olması ile de dikkat çekiyor. Rüzgar enerjisi aynı zamanda giderek artan elektrik talebini karşılama konusunda da önemli bir rol oynuyor. Artan elektrik ihtiyacının geleneksel kaynaklardan karşılanması halinde küresel iklim şartlarında oluşacak bozulma ve beraberinde gelen doğal yıkımı tahmin etmek hiç de zor değil. Ülkelerin çevre, enerji ve ekonomi üçgenindeki planlarında da en temel kaynağı oluşturan rüzgar enerjisinin sağladığı faydalardan vazgeçmenin büyük kayıplar doğuracağına dikkat çeken Ali Aydın, bu temiz enerji türünün sağladığı sayısız faydaya ulaşan tüm rüzgar ülkelerinde gözetilen en önemli unsurun, sürdürülebilir bakım ve onarım sistemleri olduğunu belirtiyor.

Bir Rüzgar Türbinine Bakmak, Temiz Enerjiye Sahip Çıkmak

Önemli aşamalardan geçerek kurulan ve enerji üretmeye başlayan rüzgar türbinleri, geleceğin enerjisinde adeta önemli bir yapı taşını temsil ediyor. Duruş sürelerinden, karşılaşılan birçok soruna kadar bir rüzgar türbinin sağlığı ve işleyişi enerji üretimine ve dolayısıyla da temiz enerji arzına direkt etki ediyor. Gerekli bakım ve onarımları dikkate almayan işletmelerin sonraki süreçlerde ciddi zararlarla karşılaşabildiğini de aktaran Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, bu durumun sonucunda ülke enerjisinin ve ekonomisinin de yara aldığı bir döngünün gerçekleştiğini, bir rüzgar türbinine yapılan bakımın temiz enerjiye sahip çıkmak anlamına geldiğini belirtiyor. Avrupa ile kıyaslandığında ülkemizde sundukları bakım ve hizmetlerin uluslararası kaliteyi aratmadığını aktaran Ali Aydın, sahip oldukları teknolojik altyapı, nitelikli çalışma arkadaşları ve tecrübe ile rüzgar enerjisinin bel kemiği olan türbinlerin ömürlerini uzattıklarını ve verimlilikleri artırdıklarını ifade ediyor.

(Eğer yakmazsak) Ormanlar sera gazının yüzde 16’sını tutuyor

Son yıllarda yaşanan ani hava olayları, kuraklık ve tüm dünyayı etkili altına alan pandemi süreçleri iklim değişikliğinin sebep olan konuların daha çok tartışılmasına neden oluyor. Bu sebeplerin başında ise tüm dünya genelinde artan sera gazı salınımları geliyor.

Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde 2006 yılından beri Ulusal Sera Gazı Envanteri oluşturulduğundan bahseden Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey, Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (AKAKDO) sektörünün ormancılık bölümlerinin hazırlanmasından sorumlu olan AKAKDO Çalışma Grubu’nun hazırladığı raporunda Türkiye ormanlarının sera gazı emisyonlarının yüzde 16’sını tuttuğunu belirtiyor.

Türkiye’deki ormanlarının, 2018 yılında 84,8 milyon ton CO2 eşdeğeri, işlenmiş odun ürünlerinde 12 milyon ton CO2 eşdeğeri ve AKAKDO sektörünün toplamda 94.7 milyon ton CO2 eşdeğeri karbonu atmosferden uzaklaştırdığı hazırlanan rapor ile ortaya konuluyor.

2018 yılında atmosfere 520 milyon ton CO2 eşdeğeri sera gazı emisyonu salımı yapılırken, bunun 84,8 milyon ton CO2 (yüzde 16) eşdeğeri ormanlar tarafından tutulduğuna dikkat çeken Karacabey, sürdürülebilir orman yönetimi ile ormansızlaştırılmanın önüne geçildiğini ve rehabilitasyon faaliyetleri ile orman yangınları ve orman zararlılarıyla mücadele etmelerinin sera gazı salınımının azaltılmasında büyük bir etken olduğunu kaydetti.

Türkiye ormanlarının yıllık karbon tutumunu BM İklim Değişikliği Sekretaryasına raporlayan OGM-AKAKDO Çalışma Grubu, bu raporun daha ulaşılabilir olmasını ve gelecekte yapılacak olan bilimsel çalışmalara kaynak olarak hizmet etmesini sağlamak amacıyla raporun Türkçe özetini de hazırladı.

Orman suçluları “foto kapan”a kısılacak

Dünya genelinde çoğunlukla ulaşılması zor doğa şartlarında yaban hayatını gözlemlemek için kullanılan fotokapanlar, Türkiye’de Orman Genel Müdürlüğü tarafından orman suçlarının tespitinde de etkin bir şekilde kullanılıyor. Yerli ve milli yapay zeka ile çalışan 2 bin 669 fotokapan, ülke genelinde ağaç kesme, nakil, açma, taşıma, otlatma ve kaçak avlanma gibi suçların yoğun olarak yaşandığı stratejik bölgelerde 7 gün 24 saat gözcülük yapıyor.

Tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de etkisi altına alan korona virüs salgınına karşın ormancılık faaliyetlerine tüm hızıyla devam eden Orman Genel Müdürlüğü, ormanların korunması için çalışmalarına 7 gün 24 saat durmaksızın devam ediyor. Yangın gözetleme kuleleri, dronlar ve bu yıl ilk kez kullanılan İnsansız Hava Araçlarına (İHA) artı olarak 28 orman bölge müdürlüğünde yer alan toplam 2 bin 669 adet fotokapan ile özellikle orman suçlarına karşı gözcülük yapılıyor.

Kesme, nakil, açma, otlatma, taşıma, kaçak avlanma gibi orman suçlarının engellenmesi için büyük katkı sunan fotokapanlarla aynı zamanda insan, kaynak ve zaman tasarrufu da sağlanıyor. Hareket ve ısıya duyarlı sensörlerden sağlanan görüntü ve videolar anlık olarak OGM’deki Ormanları İzleme Koruma Entegre Müdahale (ORİKEM) merkezine aktarılıyor ve buradaki yazılımla analiz edilerek, söz konusu bölgeye en yakın orman koruma faaliyetindeki yetkiliye iletiliyor. Yetkililer daha sonra fotoğrafı çeken fotokapana intikal ederek gerekli işlemleri yapıyor.

Plaka tanıyıp, kara listeye alacak

Orman suçu işlenme olasılığı yüksek olan noktalarda yer alan fotokapanlar için OGM, Emniyet ve Jandarma kolluk kuvvetleriyle de ortak çalışmalar yapıyor. Bu sayede orman suçlarında gözle görülür azalma tespit edildi. Yerli ve milli yapay zeka destekli fotokapanlarda insan, hayvan ve araç türüne göre alarm oluşturma özelliği bulunuyor. Aynı zamanda orman suç aletlerini, canlı-cansız nakil vasıtalarını tanımlayarak alarm sınıfları oluşturan fotokapanlara, plaka tanımlama ve kara listeye alma özelliğinin eklenmesi için de çalışmalar yürütülüyor.

Caydırıcı etkisi var

Orman suçlarının ve otlatma baskısının yoğun olduğu stratejik alanların 24 saat kesintisiz fotokapanla izlendiğinin bilinmesi suça meyilli kişilerde caydırıcı bir etki de oluşturuyor. Yasadışı orman faaliyetleriyle olay yerinde anında müdahale sağlanıyor. Düzenlenen suç zaptlarında, fotokapanlardan elde edilen görüntüler delil olarak kullanılıyor.

Fotokapan ile tespit edilen usulsüzlüklere son olarak Bursa’ da rastlandı. İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü’nün orman içerisine kurduğu fotokapanlar sayesinde tespit edilen şüpheliler Jandarma’ya bildirildi ve kaçak ağaç kesimi yapan bir erkek bir kadın suçüstü yakalandı.

Benzin istasyonları yüzünü güneşe döndü

DCIM/100MEDIA/DJI_0159.JPG

Petrol Ofisi’nin 2019 yılında Muğla Bodrum’da Paşalılar Petrol (42,075 kWp) ile başladığı güneş enerjili istasyon projesine, daha sonra sırasıyla İzmir Çiğli’de Yaman Petrol (44,28 kWp), Torbalı’da As Mira Petrol (42,24 kWp), Antalya Alanya’da Ali Şahin Petrol (70,62 kWp) ve son olarak da Ankara’da Kadem Petrol (59,40 kWp) eklendi. Proje dahilindeki Petrol Ofisi istasyonları elektrik ihtiyaçlarının tamamına yakınının güneş enerjisinden karşılamalarının yanı sıra ürettikleri fazla enerjiyi de şebekeye veriyorlar.

Toplam 258,61 kWp kurulu güç ile bu alanda da lider

Güçlü, yeni nesil, daha verimli ve yerli üretim güneş enerjisi teknolojilerine yer verilen Petrol Ofisi istasyonlarının güneş enerjisi sistemlerinin kurulumları, RM İstanbul ve Solarçatı tarafından gerçekleştiriliyor. Petrol Ofisi, istasyonlarında güneş enerjisinden elektrik üreten toplam 258,61 kWp kurulu güç ile sektöründe bu alanda da liderliği elinde bulunduruyor. Petrol Ofisi’nin 5 istasyonu, yıllık toplam 426.368 kWh güneş elektriği tüketecek. Bu rakam 140 evin bulunduğu bir kasaba ya da mahallenin bir yıllık elektrik tüketimine eşdeğer. Petrol Ofisi istasyonlarda tüketilecek güneş enerjisinden üretilen elektrik ile aynı zamanda her yıl ortalama 1.280 ağaç kurtarılıyor, 196 tonluk karbon salımı da önleniyor.  

“Güçlü, yeni nesil, daha verimli, yerli üretim teknolojileri tercih ettik”

Güneş enerjisi projesinin, Petrol Ofisi’nin felsefesini, ruhunu, standartların taşıyan en güzel örneklerden birini oluşturduğunu belirten Petrol Ofisi CEO’su Selim Şiper, “Petrol Ofisi, 79 yıldır olduğu gibi bugün de doğduğu bu topraklara karşı duyduğu sorumlulukla, ülkemize, sektörlerimize ve topluma katkı sağlayacak önemli adımlar atıyor.  Sektörlerindeki liderliğin yüklediği misyon ile geliştirmelere, yeniliklere imza atıyor, öncülük yapıyor. Bu 5 istasyonumuzun elektrik ihtiyacını güneş enerjisinden elde etmesi de işte bu yaklaşımımızın, felsefemizin bir yansıması ve en güzel örneklerinden biridir. Bu alanda da de lidere yakışır şekilde özen ve titizlikle hareket ettik, en iyisini, en idealini, ileri teknolojiyi hedefledik. Bu konudaki hedeflerimizi herhangi bir rakamla sınırlamadık. Uygun ve istekli olan, mümkün olan her istasyonumuzun elektrik ihtiyacını güneş enerjisi ile karşılayabilmesi arzusu taşıyoruz” dedi.  

İBB 500 bin evin elektriğini çöpten çıkaracak

İBB, önceki dönemde durdurulmuş projelerden Seymen Çöp Gazı Enerji Üretim Tesisinin ilk etabını tamamlayarak, faaliyete geçirdi. Toplam 130 milyon liralık bir yatırımla inşa edilen tesis, tüm etapları işler duruma getirildiğinde 500 bin evin yıllık elektrik gereksinimini karşılayacak. Enerjide dışa bağımlı olan Türkiye ekonomisine katkı sunan tesisin elektrik üretimine geçtiğini, ilk olarak İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesaplarından duyurdu. Mesajında, “Tamamı bitince dünyanın çöp gazından elektrik üreten en büyük tesisi İstanbul’da olacak” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Seymen Çöp Gazı Enerji Üretim Tesisinin ilk etabını faaliyete geçirdi. Atıklarda biriken gazları enerjiye dönüştürerek, hem doğayı koruyan hem de ekonomiye katkı sağlayan tesiste, elektrik üretimi için gaz motorları devreye girdi. Üretilen elektrik de satılmaya başlandı. Tam kapasiteye ulaştığında yüzbinlerce evin elektrik gereksinimini karşılayacak tesis ile ilgili olarak İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gelişmeleri sosyal medya hesaplarından şu ifadelerle duyurdu:

“Yapımı durdurulmuş yatırımlardan biri olan Seymen Çöp Gazı Enerji Üretim Tesisinin ilk etabını 130 milyon liralık yatırımla faaliyete soktuk. Tamamı bitince dünyanın çöp gazından elektrik üreten en büyük tesisi İstanbul’da olacak. Duran tüm projeler tek tek canlanacak.”

TOPLAM KAPASİTE 90 MEGAVATA ULAŞACAK

İSTAÇ’ın yönettiği düzenli depolama sahasında bulunan ve İstanbul Enerji AŞ tarafından işletilen Seymen Çöp Gazı Enerji Üretim Tesisinde, şu anda 30 hektarlık bir alan, atık depolamaya ayrılmış durumda. Eş zamanlı olarak gaz toplanan bu alanın 20 hektarında çalışmalar tamamlanarak faaliyete geçirildi. Yılsonuna kadar 10 hektarlık bir alan daha enerji üretimine kazandırılacak. Tesis, 20 megavat kapasite ile hizmet verecek. Çalışmalar bittiği zaman ise Seymen’de toplam 130 hektarlık bir alanda depolama yapılacak ve çöp gazından elektrik üretilecek. Toplam kapasite ise 90 megavata ulaşacak. Proje tamamlandığında saate 45 bin metreküp çöp gazı toplanacak. Böylece dünyada tek kaynaktan en fazla miktarda çöp gazı elde edilen proje olacak.

Tesisin İstanbul’a hizmet vermeye başlayan ilk etabında, 14 kolektör, 1100 metre DN1000 çevre hattı, 168 ölçüm noktası, 18 kondens tankı, 2700 metre yatay kanal bulunuyor. Yine tesiste, 2 vana odası, 2200 metre hava su hattı, 330 metre sedde imalatı, 18 çöp altı kanalı, 180 metre yağmur seti, 600 metre drenaj hattı ve gaz çıkışı da yer alıyor. Proje sonunda sahada yer alacak donatılar, 125 kolektör, 4500 metre çevre hattı, 1120 ölçüm noktası,47 bin metre yatay kanal, 24 vana odası, 23 bin metre hava su hattı,14 bin 600 metre çöp altı kanal şeklinde olacak. Tüm saha imalatlarında kullanılacak boru metrajı da 150 bin metreyi bulacak.

500 BİN HANENİN YILLIK ELEKTRİK GEREKSİNİMİNİ KARŞILAYACAK

Dünyanın küresel ısınma tehdidine karşı yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneldiği günümüzde, Seymen Çöp Gazı Enerji Üretim Tesisinin kente sağladığı kazanımlara değinen İstanbul Enerji AŞ Genel Müdürü M. Aslan Değirmenci, şunları kaydetti:

“Bu tesis, 90 megavat kapasiteye ulaştığında, dünyanın tek noktada çöp gazından elektrik üreten en büyük tesisi olacak. Bu tesisin en büyük amacı, İstanbul’da toplanan atıklarda biriken çöp gazından elektrik üreterek kentin elektrik ihtiyacını karşılamak ve bunu alternatif enerji kaynakları, yani yenilenebilir enerji kaynakları vasıtasıyla sağlamak. İstanbul’un Avrupa Yakası’nın tüm çöpü şu anda buraya geliyor. Yaklaşık günde 11-12 ton arasında çöp toplanıyor bu sahada. Biz de biriken bu çöpteki gazı buradaki ana hat vasıtasıyla alıp, belli işlemlerden geçirdikten ve içindeki zararlı partikülleri de ayırdıktan sonra ana üretim binamıza aktarıyoruz. 90 megavata ulaştığımızda Silivri, Beylikdüzü, Arnavutköy, Büyükçekmece, Esenyurt, Çatalca ilçelerinde yaklaşık 500 bin hanenin elektrik ihtiyacını karşılayacak bir tesis olacak. Bu da şu demek; enerjide bu kadar dışa bağımlı bir ülke olarak 500 bin hanenin yıllık enerji ihtiyacını biz, bu tesisten karşılıyor olacağız.”

Arabalar elektriğini yeşil enerjiden alacak

Kaliteli ve kesintisiz hizmetin yanı sıra, yenilikçi bakış açısıyla müşterilerine sürdürülebilir çözümler sunan Enerjisa Enerji’nin, 2018 yılında çoğunluk hisselerini satın aldığı Eşarj, Türkiye’de Uluslararası Yeşil Enerji Sertifikası ‘na (IREC) sahip olan ilk operatör oldu. Sürdürülebilir, çevreye duyarlı, elektrikli bir gelecek kurma misyonuna sahip olan ve Türkiye’nin en yaygın ve en büyük elektrikli araç şarj operatörü, Eşarj böylece bir ilki daha gerçekleştirdi. 350’ ye yakın istasyonunda yıllık yeşil enerji kullanım oranları sayesinde karbon salınımının azalmasında ve bunun karşılığında tamamen güneş ve rüzgar santrallerinden üretilen enerjiyi kullanarak doğal kaynakların korunmasında önemli bir rol oynayacak.

2030’a kadar 200 milyon ağaca eşdeğer karbon azalımı

Dekarbonizasyon, dijitalleşme ve merkezsizleşme gibi küresel trendler ile kentleşme, elektrifikasyon ve verimlilik gibi sürükleyici akımların merkezinde bulunan emobilite sektörünün lider oyuncusu Eşarj, 1 Temmuz’da istasyonlarında tüketilen enerji için IREC sertifikası ile yüzde yüz temiz enerji ve sürdürülebilirliğe katkı sağlayarak geleceğe yönelik büyük ve önemli bir yatırım yapmış oldu. Bu çerçevede, sertifikada onaylanan 7 senelik süre boyunca şarj istasyonlarında kullanılan yıllık elektrik tüketimi karşılığı yaklaşık 30 bin ağaç karşılığı karbon azalımı sağlanacağı belirlendi. Ayrıca, 2030 yılına kadar 2,5 milyon elektrikli araç olması durumunda bu karbon azalımının yaklaşık 200 milyon ağaca eşdeğer şekilde elde edileceği öngörülüyor.

Microsoft dünyaya çalışmaya karar vermiş

Microsoft CEO’su Satya Nadella, Başkan Brad Smith, Finans Direktörü Amy Hood

Bilimsel kanıtlara göre dünyamız çözüm bekleyen bir karbon problemiyle karşı karşıya. 1700’lerin ortalarındaki Birinci Sanayi Devrimi’nin başlangıcından bu yana dünya atmosferine 2 trilyon tondan fazla sera gazı salındı. Atmosferimizdeki karbon, ısıyı hapsediyor ve iklimin değişikliğini tetikleyen gazdan bir örtü oluşturuyor. Dünyanın sıcaklığının 1 santigrat derece artması bu sorunla ilişkilendiriliyor ve karbon salımları engellenemezse bu artışlar devam edecek.

Geliştirdiği teknoloji ve hizmetlerle kurumları ve bireyleri güçlendiren Microsoft, 2030 yılında “sıfır karbon” şirket olmak için 1 milyon dolar yatırım yapacağını ve bu yatırım çerçevesinde geliştirilecek teknolojiler sayesinde atmosfere yaydığı karbon miktarından daha fazlasını yok edeceğini taahhüt etti. Microsoft 2050 yılında, kurulduğu 1975 yılında beri doğrudan ya da elektrik tüketimi yoluyla salınan tüm miktarının üzerinde karbon temizliği yapmayı planlıyor.

Microsoft CEO’su Satya Nadella, Başkanı Brad Smith ve Finans Direktörü Amy Hood’un yaptığı ortak duyuruda, bu yatırımla ağaçlandırma ve yeniden ormanlaştırma, topraktan karbon tahsisi, karbon tutma ve depolama yoluyla biyoenerji ve karbonu doğrudan havada yakalama gibi çalışmalara destek verileceği belirtildi.

İlk hedef 2030’da karbon negatif şirket olmak

Yapılan duyuruda Microsoft CEO’su Satya Nadella şunları söyledi: “Çevresel faaliyetler açısından karbon konusunda nötr olmak yeterli değil. Çevre konusunda çalışmalar yürüten bilim adamları, karbon salınımın önüne geçilmezse bunun felaketlerle sonuçlanacağını söylüyor. Buradan yola çıkarak daha yaşanabilir bir dünya için neler yapabileceğimizi masaya yatırdık. Biz karbon negatif şirket olmak için büyük bir yatırım kararı aldık 1 milyar dolar yatırımla İklim İnovasyonu Fonu oluşturduk. Bu yatırım çerçevesinde karbon izleme ve yakalama teknolojilerinin geliştirilmesini destekleyeceğiz bu yönde inovasyonlar geliştireceğiz. Kurulduğumuz günden bu güne kadar neden olduğumuz karbon salımını elimine etmeyi, bu miktarın üzerinde karbonu dünyadan temizlemeyi planladık. İlk hedefimiz 2030’da karbon negatif şirket olmak.”

Microsoft, 2012’den bu yana doğrudan neden olduğu karbon emisyonları, elektrik kullanımını ve hava yolculuklarını değerlendiriyordu. Yeni yatırım kararıyla bu hesaplamalar Microsoft’la ilgisi olan tüm şirket ve tedarikçi emisyonları kapsayacak şekilde genişletecek. Microsoft’un yaptığı duyurunun, iklim değişikliğini daha fazla önemsemek ve bu konuda adımlar atmak için tüm büyük yatırımcılara örnek olması bekleniyor.