e-Ticarette vergilendirme nasıl oluyor?

Tax form business financial concept with a pen and a calculator aside.

Dijital alt yapıya dayanan online ticaretin  hacmi her geçen gün büyürken, bu alanda faaliyete yeni başlayacak olan girişimciler en çok resmi işlemleri ve vergi prosedürlerini merak ediyor. WorqCompany Vergi Danışmanı Kurtuluş Nacar e-ticarette vergilendirme ile ilgili sıkça sorulan 10 soruyu yanıtladı.

1.Vergi Levhası Zorunlu mu?

E-ticaret; mal veya hizmet satışlarının, gerek yurt içine gerekse yurt dışına internet üzerinden yapılmasıdır. Ülkemizde ticaret yapmak belirli muafiyetler dışında vergiye tabidir. Dolayısıyla vergi levhası edinmek zorunludur. Vergi levhası alabilmek için ise gelir veya kurumlar vergisi mükellefi şirketlerden birinin kurulması gerekmektedir. Bu şirket kuruluşunun ardından vergi levhanız oluşacak ve verginizi ödemeye başlayabileceksiniz.

2.Şirket Adresinin Vergiye Etkisi Var mı?

Şirket adresi olarak üç seçeneğiniz mevcut:Fiziki bir ofis kiralamak, evinizi ofis olarak göstermek ve sanal ofis uygulamasından faydalanmak. Bu üç adres ihtimali de yasaldır. Vergisel olarak aralarındaki fark sanal ofis uygulamasında stopaj vergisi doğmamasıdır. Eğer evinizi ofis olarak göstermek isterseniz ödediğiniz kira üzerinden %20 oranında stopaj vergisini devlete ödemeniz gerekmektedir.

3.Hangi Fatura Türü Kullanılmalı?

Fatura türlerinde yasal sınırlar mevcuttur, örneğin e-fatura, yıllık  cirosu 5 milyon TL’yi geçen işletmeler için zorunludur. Ayrıca internet üzerinden pazaryeri aracılığı yapanlarda da (trendyol, hepsiburada gibi) e-fatura zorunluluğu vardır. Bu zorunluluklar kapsamında değilseniz, isteğe bağlı olarak kağıt fatura, e-arşiv fatura ya da e-fatura kullanabilirsiniz.

4.E-Ticarette Hangi Vergiler Ödenir?

E-ticaret şirketleri aşağıda sıraladığımız vergileri ilgili dönemlerde beyan etmek ve ödemekle yükümlüdürler;

  • Damga vergisi (damga vergisi beyannamesi ile)
  • Stopaj vergisi (muhtasar beyanname ile)
  • Katma Değer Vergisi (KDV beyannamesi ile)
  • Geçici Vergi (geçici vergi beyannamesi ile)
  • Gelir/Kurumlar Vergisi (gelir/kurumlar vergisi beyannamesi)

5.E-Ticaret İçin Kurulacak Şirkete Göre Vergiler Değişir mi?

Bu sorunun cevabı kazanç vergileri anlamında evet’tir. Diğer vergiler anlamında bir değişiklik olmamakla birlikte (ufak tefek tutar farkları olabilmekte) eğer şahıs işletmesi kurarsanız Gelir Vergisi Mükellefi olursunuz. Ancak Limited veya Anonim Şirket kurarsanız Kurumlar Vergisi mükellefiyetiniz başlar.

6.Vergilerin Ödeme Zamanları Nedir?

Vergilerin beyan ve ödeme zamanlarını şu şekilde listeleyebiliriz;

  • Damga vergisi                                

Sürekli mükellefiyetlerde ertesi ayın 26’sına kadar beyan edilerek aynı tarihe kadar ödenir. Diğer mükelleflerde ise damga vergisine konu olan işlem tarihinden itibaren 15 gün içerisinde beyan edilerek ödenmesi gerekir.

  • Stopaj vergisi

Muhtasar Beyanname, beyannameyi veren mükellefin çalıştırdığı işçi sayısına göre aylık ya da 3 aylık  (10 yada daha az işçisi olanlar) olarak düzenlenir. Her iki durumda da ilgili dönemin ertesi ayının 26’sına kadar beyannamesi verilerek ödemesi gerçekleştirilir.

  • Katma Değer Vergisi

Normal KDV aylık olarak izleyen ayın 26. günü akşamına kadar beyan verilir ve aynı tarihin akşamına kadar ödenir.İthalatta ise gümrük vergisi ile beraber ödenir.

  • Geçici Vergi 

Geçici vergi üçer aylık dönemler halinde hesaplanır ve bu üç aylık dönemi izleyen ikinci ayın 17’sine kadar beyan edilerek ödenir.

  • Gelir/Kurumlar Vergisi (gelir/kurumlar vergisi beyannamesi)

Gelir Vergisi, izleyen yılın mart ayının başıyla son günü arasında beyannamesi verilir. Birinci taksit Mart ayı sonuna kadar, ikinci taksit ise Temmuz ayı sonuna kadar ödenir.

Kurumlar vergisi beyannamesi ertesi yılın Nisan ayı başı ile sonu arasında verilir. Aynı süre içerisinde ödenir.

7.Hiç satış yapılmasa da vergi ödenir mi?

Tüm ticaret türlerinde olduğu gibi eğer vergi mükellefiyetiniz varsa iş yapmasanızda ödemeniz gereken bir vergi türü vardır; Damga Vergisi. Hemen hemen her vergi beyannamesinin kendine özgü tutarlarda Damga Vergisi vardır. Bir örnek vermek gerekirse KDV beyannamesinin Damga Vergisi tutarı 2021 yılı için her ay 64,15TL’dir.

8.E-Ticaret Vergileri Nasıl Ödenir?

E-ticaret dolayısıyla doğan vergi borçlarınızı dilerseniz Vakıfbank, Ziraat Bankası gibi devlet bankaları üzerinden banka şubesine giderek nakit olarak veya hesabınızdan ödeyebilirsiniz. Bir diğer vergi ödeme şekli ise, www.gib.gov.tr üzerinden hemen hemen bütün bankaların kredi kartları ile ödeme yapabilirsiniz. 

9.Kendi Beyanımızı Kendimiz Verebilir miyiz?

Ülkemiz mevzuatına göre şirketlerin vergi beyannamelerinin yetkili bir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir tarafından düzenlenmesi ve vergi dairesine verilmesi zorunludur. Dolayısıyla şirket kuruluşunun hemen ardından bir mali müşavirle sözleşme yapmanız gerekmektedir. Vergisel anlamda fatura giriş çıkışlarınız ilgili müşavir tarafından takip edilecek işlenecek ve ilgili tarihlerde devlete sunulacaktır.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir muhasebeci ile anlaşmak her ne kadar yasal bir zorunluluk olsa da,muhasebecinizi seçmek de yasal hakkınızdır. Bir mükellef olarak muhasebeci seçerken dikkat edilmesi gereken şeyleri gözden kaçırabilir ve bütün yatırımınızı emanet edeceğiniz muhasebeci seçiminde yani işinizin henüz kuruluşunda büyük bir hata yapabilirsiniz. Biz WorqCompany olarak muhasebecilere sunduğu dijital altyapı ile sizin adınıza muhasebeci yönetimi yaparak defterlerinizi tutacak olan bağımsız Serbest muhasebeci mali müşavirlerin görevlerini titizlikle yapıp yapmadıklarını gerekli yeterliğe sahiplik durumlarını takip ediyoruz.

10.Vergiyi Zamanında Ödemezsek Ne Olur?

Vergi Usul Kanunda; ”Vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.

Bu tanımdan anlamamız gereken ise; herhangi bir şekilde devlete ödemeniz gereken vergiyi ödemezseniz ya da eksik öderseniz işlediğiniz suç vergi ziyaıdır. Ve cezası bir kat fazladan vergi ödemektir. Kısaca bahsetmek gerekirse; ödemeniz gereken vergi tutarı 1.000TL iken ödemezseniz 1.000TL verginin üzerine 1.000TL’de vergi ziyaı cezası ödersiniz. Ya da bu 1.000TL’nin 700’ünü ödeyip 300’ünü ödemezseniz 300TL vergi ziyaı cezası ödemeniz gerekir.

Dronlar 24 saatlik işi 30 dakikaya düşürüyor

Fosil yakıtlardan elde edilen enerji üretimi düşüş göstermeye devam ederken, gözler yenilenebilir enerjinin yükselen yıldızı rüzgar enerjisinde olmaya devam ediyor. Özellikle teknoloji iş birliği konusunda en uygun alanlara sahip sektörlerden biri olan rüzgar enerjisi, teknolojik gelişmelerle verimliliğini artırıyor. Pandemi sürecinde rüzgar türbinlerinin bakım ve onarımlarında devamlılığın sağlanmasında gizli kahramanının dronelar olduğunu belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, kriz ortamlarında dahi enerji üretmeye devam eden rüzgar enerjisi bakım ve onarım hizmetlerinde aksamalar yaşanmamasının arka planında yatan İHA teknolojisinin 4 önemli faydasını sıralıyor.

Rüzgar Türbinleri İHA’larla İnceleniyor

Yükseklik ve zorlu hava şartlarında mücadelelerin gerçekleştiği rüzgar türbinlerinin bakım ve onarımlarındaki devamlılık büyük önem arz ediyor. Öyle ki enerji üretimindeki sürekliliğin sağlanması da kullanılan teknoloji ile paralel ilerliyor. Özellikle küresel çapta yaşanan pandemi sürecindeki zorlu çalışma ortamlarında teknolojik kolaylıklara olan ihtiyacın ne denli yüksek olduğu defalarca kanıtlandı. Dünyanın çok farklı bölgelerindeki rüzgar çiftliklerine dair raporlama gerçekleştirdikleri insansız hava araçları teknolojisinin faydalarını da bu süreç içerisinde verdikleri hizmetlerde ve rüzgar enerjisindeki elektrik üretiminde gördüklerini aktaran Ali Aydın, salgın sürecinde binlerce kanadın tek bir ara yüz üzerinden takip edilebildiği Sulzer Schmid’in 3DX platformu sayesinde kanatlara dair pek çok tespitin ve önlemin en kısa sürede, en etkili şekilde alındığını ve tamir ihtiyaçlarının da optimum zamanda belirlenerek ekonomik şekilde onarımının sağlanabildiğini dile getiriyor.

Drone Teknolojisinin Türbinler İçin 4 Büyük Faydası

Bir rüzgar türbinin duruş süresinin uzunluğu elde edilen enerji üretimine doğrudan etki ediyor. Bu nedenle de bakımlara yön veren incelemelerin hızlı ve güvenli bir şekilde gerçekleşmesi önem arz ediyor. Rüzgar türbini bakımına en verimli ve güvenilir yöntemi adapte ettiklerini belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, drone teknolojisinden faydalandıkları 3DX inceleme platformunun 4 önemli katkısını sıralıyor.

1. Veriler bulut sistemine aktarılıyor. Rüzgar türbini kanat bakım sürecinde öncelikle saha planlaması yapılarak dronelarla otonom uçuş gerçekleştiriliyor, sonrasında toplanan veriler kanat uzmanları tarafından incelenerek raporlanıyor ve bulut sisteminde saklanıyor. Bulutta saklanan görsel ve teknik veriler, yüksek güvenlikli şekilde saklanıp yetkili erişime daima açık oluyor.

2. Yarım saatte 1 türbin kanadı inceleniyor. Geleneksel yöntem olan iple erişimde türbinler durdurularak günde 1 türbin kanadı inceleniyor ve raporlama konusunda da bu yöntem sürecin devamlılığı açısından eksik kalabiliyor. 3DX inceleme platformu, rüzgar türbinine yönelik eksiksiz bir inceleme işleminin yarım saat içerisinde tamamlanmasını sağlıyor. Bu sayede türbin duruş süresi minimize edilerek maksimum enerji üretimine destek sağlanıyor.

3. En küçük hasarı bile algılıyor. Türbinlerin kanatlarındaki gözle görülen ya da görülmeyen birçok hasar türbinin ömrünü, duruş sürelerini ve dolayısıyla enerji üretimini etkiliyor. Rüzgar türbini kanatlarında 6 farklı açıdan %100 tarama ile kör nokta bırakmayan bu yeni teknoloji, topladığı yüksek çözünürlüklü görsellerle en küçük hasarları bile algılıyor ve zamanında alınacak önlemlere imkan sunuyor.

4. Doğru raporlama ve otonom değerlendirme sunuyor. Yapay zeka desteği ve drone teknolojisinin bir araya geldiği platformda kanatlardaki hasarlar ile ilgili doğru, hızlı ve insan hatasından arınmış otonom bir değerlendirme oluşturan 3DX, fark edilen kusurları da hasar öncelik durumuna göre kategorize ediyor. Böylece onarım aşamasına nereden başlanılması gerektiği ve hasarın derecesinin ne olduğuna dair türbin kanatları hakkında analiz sağlıyor.

WhatsApp’tan virüs yayılır mı?

Kaspersky, popüler bir WhatsApp mesajlaşma modunun FMWhatsapp adlı kötü amaçlı bir sürümünü keşfetti. Bu mod diğer Truva atlarını indiren, istem dışı reklam görüntüleyen, abonelik yapabilen istediği kullanıcıların SMS’lerini engelleyebilen Triada mobil Truva Atını yaymak için kullanılıyor.

WhatsApp anlık mesajlaşma için en popüler uygulamalardan biri olmasına rağmen, tüm kullanıcılar sunduğu her özellikten memnun değil. Uygulamanın daha kullanıcı dostu sürümü arayanlar, WhatsApp’ın resmi sürümünden çok daha fazla seçenek sunan değiştirilmiş sürümlerini yükleme yoluna gidebiliyor. Böylece dinamik şablonları seçme veya silinen mesajları okuma yeteneği gibi özelliklere kavuşuyor.

Bu tür uygulamalarda içerik oluşturucular, çalışmalarından para kazanmak için genellikle çeşitli reklamlar yayınlama yoluna gidiyor. Diğer taraftan, kullanıcıların bu modlara ilgisinden faydalanan ve genellikle reklam yoluyla kötü amaçlı kod dağıtan dolandırıcılar da mevcut. Buna bir örnek, Triada Truva Atı ve reklam kitaplıklarından birini içeren FMWhatsapp – 16.80.0 sürümü.

FMWhatsapp modunun tehlikeli sürümünde Triada Truva Atı bir arabulucu görevi görüyor. Truva Atı ilk olarak kullanıcının mobil cihazı hakkında veri topluyor ve ardından sahibinin emriyle diğer Truva atlarından birini akıllı telefona indiriyor. Bu Truva Atları bağımsız olarak reklamlar başlatabiliyor, cihaz sahibine ücretli abonelikler verebiliyor, hatta WhatsApp hesabına giriş yapabiliyor, giriş onaylama SMS’ini yakalayıp işi bitince silebiliyor ve kurbanı telefonları aracılığıyla yapılan yasa dışı faaliyetlere karşı savunmasız bırakabiliyor.

Kaspersky Güvenlik Uzmanı Igor Golovin, şunları söylüyor: “Bu uygulamayı kullanıcı kendi isteğiyle yüklediği için potansiyel tehdidi tanımlaması zor. Ancak siber suçluların bu tür uygulamalardaki reklam blokları aracılığıyla kötü amaçlı dosyaları yaymaya başladıklarını gözlemliyoruz. Bu nedenle yalnızca resmi uygulama mağazalarından indirilen mesajlaşma yazılımlarını kullanmanızı öneririz. Bunlar arzulanan bazı ek işlevlere sahip olmayabilirler, ancak akıllı telefonunuza bir sürü kötü amaçlı yazılım da yüklemezler.”

Vodafone’dan 25 liraya sınırsız TikTok

Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, müşterilerine yenilikçi ürün ve hizmetler sunmaya devam ediyor. Sınırsız uygulamalar dünyasını sürekli genişleten Vodafone, dünyada ve Türkiye’de en çok indirilen ve zaman geçirilen uygulamalar arasında ilk sıralarda yer alan TikTok’u da sınırsız kullanma imkânı sunuyor. Vodafone’un devrim niteliğindeki yenilikçi ürünü “Sınırsız TikTok Paketleri” ile Türkiye’de ilk kez ve sadece Vodafone’da TikTok uygulaması internetinden yemeyecek. “Sınırsız TikTok Paketleri”, Vodafone Red’e yeni katılan müşterilere aylık 25 TL yerine 15 TL’ye sunulacak. 

Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin, şunları söyledi: 

“Bu dönemde müşteri alışkanlıkları ve ihtiyaçları hızla dijitalleşti. Dünya genelinde medya tüketimi ve dijital platformlarda geçirilen zaman ortalama %40 arttı. Vodafone olarak, dünyanın en büyük içerik sağlayıcısı markalarıyla işbirliği yaparak sınırsız uygulamalar dünyasında müşterilerimizin sınır tanımayan bir internet deneyimi yaşamalarını hedefliyoruz. Aynı zamanda global ve yerel trendleri takip ederek mevcut kategorilerimizin içeriğini güncel tutmaya odaklanıyoruz. Bu kapsamda, son olarak dünyada ve Türkiye’de en çok indirilen uygulamalar arasında yer alan TikTok uygulamasını da sınırsız uygulamalar dünyamıza dahil ederek Sınırsız TikTok Paketleri’ni kullanıma sunduk. Türkiye’de ilk kez ve sadece Vodafone’da TikTok uygulaması internetinden yemeyecek. Vodafone’un sınırsız dünyasını daha da güçlendiren yenilikçi ‘Sınırsız Tiktok Paketleri’ni Red’e yeni katılanlara özel avantajlı bir teklifle sunuyoruz. TikTok’un da eklenmesiyle Red’li müşterilerimizin eğlencede sınır tanımayacağına inanıyoruz. Müşterilerimiz, TikTok uygulamasında en sevdikleri videoları ‘Gigabayt bitti’ derdi olmadan, gönül rahatlığıyla izleyebilecek. Yenilikçi ürün ve servislerimizle müşterilerimizin dijital deneyimlerini artırmaya devam edeceğiz.” 

3 seçenek halinde sunuluyor

Vodafone’un yeni “Sınırsız TikTok Paketleri”; haftalık, 15 günlük ve aylık seçeneklerle sunuluyor. Haftalık paket 7,90 TL, 15 Günlük paket 14,90 TL ve aylık paket 25 TL’den satın alınabiliyor. Sınırsız Red 20GB, 25GB, 30GB, 40GB tarifelerine yeni katılanlar, aylık “Sınırsız TikTok Paketi”ne 25 TL yerine sadece 15 TL’ye sahip olabiliyor. “Sınırsız TikTok Paketleri” 12 ay boyunca otomatik olarak yenileniyor, istenildiği zaman iptal edilebiliyor ve 12 ayın sonunda kendiliğinden iptal oluyor. “Sınırsız TikTok Paketleri”ne SMS, Online Self Servis ve Vodafone Yanımda uygulaması üzerinden kayıt olunabiliyor.

Vodafone’un sınırsız uygulamalar dünyası 4 seçenekten oluşuyor

Vodafone’un sınırsız uygulamalar dünyası 4 seçenekten oluşuyor. “Sınırsız İletişim” paketiyle WhatsApp, Telegram, Signal, BiP, Yaay ve Facebook Messenger uygulamaları; “Sınırsız Müzik” paketiyle Spotify, Karnaval, Fenomen ve Power App uygulamaları; “Sınırsız Sosyal Medya” paketiyle Facebook, Instagram ve Twitter gibi en çok kullanılan uygulamalar ve “Sınırsız Video” paketiyle YouTube, YouTube Müzik, YouTube Kids ve İzlesene’de izlenen videolar, tarifenin internetinden yemiyor. Vodafone’lular, 4 yıldan beri gigabayt saymadan en popüler uygulamaların tadını doyasıya yaşıyor. Vodafone Red müşterileri ise sınırsız uygulamalardan ek bir ücret ödemeden faydalanabiliyor.

İBB’den denizlere yeni taksi

İBB, Haliç Tersanesi’nde ürettiği deniz taksileri, bu ay sonunda hizmete sokuyor. Yeni nesil ve çevreci araçlar, engellilerin, bebek arabalı ailelerin, bisikletlilerin de rahatlıkla kullanabileceği şekilde özel olarak tasarlandı. Mobil uygulama ile ulaşılacak taksilerin ücretleri UKOME’de belirlenecek. Altı ay sonra dolmuş taksi modeline geçilecek.
 
Ocak ayında üretimine başlanan ve kamuoyuna İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından tanıtılan deniz taksiler, test sürüşünü başarıyla geçti. Haliç Tersanesi’nde üretilen 50 adet taksinin sekiz tanesi, bu ay sonunda hizmet vermeye başlayacak. Üst gelir sınıfı yerine herkese hizmet vermesi hedeflenen taksilerde, altı ay içinde dolmuş taksi modeline geçilecek.

BU KEZ LÜKS OLMAYACAK

Deniz taksiler artık sadece üst gelir grubuna hitap etmeyecek. UKOME’de belirlenecek ücretlerin, herkesin yararlanabileceği şekilde makul bir seviyede tutulması hedefleniyor. 

YERLİ VE ÇEVRECİ

Haliç Tersanesi’nde tamamen yerli olarak üretilen deniz taksilerin tasarımı Şehir Hatları Genel Müdürü Sinem Dedetaş’a ait. Tüm mühendislik işleri şirket bünyesinde hayata geçirilen deniz taksiler çevreci özelliği ile de dikkat çekecek. Mil başına 3 litre yakıt tüketecek deniz taksilerden beş tanesi elektrikle çalışacak. 

İSKELEYE BAĞIMLI OLMAYACAK

Deniz taksiler, taksi hizmetinin yanı sıra toplu ulaşımın gitmediği yerlerde de denizin kullanımına imkan sağlayacak. Hem araç trafiğini hafifletecek hem de deniz yolunun kullanımını artıracak. Her yere yanaşabilecek tasarımı ile iskele bağımlılığını ortadan kaldırıp, istenilen yerde inilip binilmesiyle farklılık yaratacak.

ENGEL YOK

Araçlar tasarlanırken hem konforlu olmasına hem de her engel grubuna hitap etmesine dikkat edildi. Engelliler, bebek arabalı aileler, akülü araç kullananlar ve bisikletliler, yeni nesil deniz taksileri kolaylıkla kullanabilecekler. 

MOBİL UYGULAMA İLE ÇAĞRILACAK

İlk test sürüşü 30 Ağustos’ta gerçekleştirilen deniz taksileri kullanmak isteyenler mobil uygulama üzerinden çağrıda bulunacak. İlk etapta 98 iskeleden çağrı yapılabilecek. Daha sonra uygulama genişletilerek yolcuların istenilen yerden inip binmesine imkan sağlanacak. Altı ay sonra, paylaşımlı taksi dolmuş modeline geçilecek. 

TOPLAM 50 TAKSİ

Şimdilik 50 deniz taksinin hizmet vermesi planlanıyor. Eylül ayının sonunda 8, yılsonunda toplam 45 taksi hizmete girecek. Beş adet elektrikli model de Şubat 2022’de filoya dahil olacak. 

10 YOLCU KAPASİTELİ

On yolcu taşıyacak deniz taksilerde bir kaptan ve bir gemici olmak üzere iki personel bulunacak. Bu personeller arasında kadın denizciler de yer alacak.

RENGİNİ İSTABULLULAR SEÇTİ

İBB’nin tasarlayıp ürettiği ilk deniz taksinin rengi, İstanbullular tarafından seçildi. ‘Boğaz’ olarak adlandırılan mavi renk, toplam 150 bin oyun yüzde 36’sını aldı.

Yayım tarihi
BÜLTEN, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Getir’den n11’e ortaklık girişimi

Getir, Türkiye’nin öncü alışveriş platformlarından n11’e ortak olmak için ön görüşmeleri tamamladı. Yurt içinde ve yurt dışında hızlı büyümesini sürdüren Getir, n11 ile olası ortaklık ve iş birliği opsiyonları için kapsamlı incelemelerde bulunuyor.

Dünyada bir ilki 2015 yılında Türkiye’de başlatarak ortalama 10 dakikada market ürünlerini kullanıcılarla buluşturan Getir, Türkiye’nin öncü açık pazar konseptli alışveriş platformlarından n11’in hisselerini kısmi satın alma işlemleri için kapsamlı inceleme sürecini başlattı. Son dönemde yurt dışındaki önemli stratejik hamlelerde bulunan Getir bu işlem ile birlikte Türkiye’deki en büyük yatırımını yapmış olacak.

Doğuş Grubu ile Güney Kore’nin en büyük gruplarından SK Group’un ortaklığında Doğuş Planet çatısı altında Mart 2013’te kurulan n11, 20 milyondan fazla ürün ve 270 binden fazla iş ortağını 23 milyondan fazla kullanıcıyla buluşturuyor.

Getir, büyümeye devam ediyor

1500 ürünü, haftanın 7 günü, gece gündüz, dakikalar içinde teslim eden Getir; GetirYemek, GetirBüyük, GetirSu ve GetirÇarşı hizmetleri ile de kullanıcılarının hayatlarını kolaylaştırıyor. 2021 yılının ilk altı ayında toplamda 1 milyar dolara yakın yatırım alarak 7 milyar 555 milyon dolar değerlemeyle ulaşan şirket; Türkiye’nin yanı sıra İngiltere’de 7 şehirde ve Hollanda, Almanya ve Fransa’da hizmet veriyor. Getir, yıl sonuna kadar İspanya, İtalya, Portekiz ve Amerika’da da faaliyete başlamayı hedefliyor.

Yayım tarihi
BÜLTEN, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Haftada 4 gün çalışıp aynı maaşı almak!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Dinçer Atlı, özellikle Covid-19 süreciyle birlikte uzaktan çalışmanın birçok sektörde zorunlu olarak uygulanmasının çalışma yaşamında yeni çalışma biçimlerinin tekrar gündeme gelmesine neden olduğuna dikkat çekti.

Çalışma, mutluluk kaynağı olamaz mı?

Doç. Dr. Dinçer Atlı, çalışma eyleminin tarih boyunca zahmet, meşakkat gibi anlamlar taşıdığını belirterek şunları söyledi:

“Eski Yunan’da çalışma anlamında kullanılan ‘ponos’ sözcüğü ‘sıkıntı verici görev duygusu’ anlamına geliyordu. Latince’deki ‘poena’ sözcüğü de benzer bir anlama sahip olarak dert, keder acı anlamı taşır. Göktürkçe’de ise emek sözcüğü ‘emge’ sözcüğünden geliyor ve zahmet, eziyet acı anlamına geliyor. Peki emek ve çalışma zahmet ve sıkıntı ile eşdeğer olmak zorunda mı? Çalışmak mutluluk kaynağı olamaz mı? Bu bağlamda, Sigmund Freud ‘Mutluluk nedir?’ sorusuna ‘Sevmek ve çalışmaktır’ yanıtını veriyor. Karl Marx ise yabancılaşma olmadığı sürece çalışma eylemini doğal bir eylem olarak keyif ve mutluluk kaynağı olarak görür. Çalışma sürelerinin kısaltılması konuşulurken Bertrand Russell’a değinmeden geçmek olmaz. Russell, 1935 yılında yayınladığı “Aylaklığa Övgü” adlı denemesinde modern teknolojiler sayesinde uygarlığa zarar vermeksizin boş vakti insanlar arasında pay etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Russell, bu konuda oldukça cüretkârdır ve çalışma saatlerinin günde 4 saate indirilmesini ve geri kalan zamanı insanların kendileri için harcamalarını önerir.”

Covid-19 süreci yeni çalışma biçimlerini getirdi

Günümüzde Russell’ın önerdiği kadar ütopik olmasa da ücret kesintisi olmadan çalışma sürelerinin kısaltılması ile ilgili bazı ülkelerde tartışma ve uygulamalar başladığını kaydeden Doç. Dr. Dinçer Atlı, dünyada Covid-19 süreci ile birlikte uzaktan çalışmanın birçok sektörde zorunlu olarak uygulanmasının, çalışma yaşamında yeni çalışma biçimlerinin tekrar gündeme gelmesine neden olduğunu kaydetti. 

Dört günlük çalışma düzeni gündeme geldi

Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Özellikle İzlanda, Japonya, Yeni Zelanda, Almanya, Finlandiya, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerde ücret kesintisi olmadan azaltılmış çalışma saatlerinin ya da diğer deyişle haftada dört günlük çalışma düzeni konusunda sendikalar, sivil toplum örgütleri ve bazı politikacıların başlattığı tartışmalar gündemde yer tutmaya başladı.” dedi.

Çalışma saati düştü, verimlilik arttı

Bu bağlamda ilginç gelişmelerden birinin 2015-2019 yılları arasından İzlanda’da yaşandığını kaydeden Doç. Dr. Dinçer Atlı, “İzlanda’da 2015 yılında BSRB- Devlet ve Belediye Çalışanları Federasyonu (BSRB), Reykjavík Belediyesi ve merkezi hükümet tarafından gerçekleştirilen dünyanın en büyük çalışma deneyinde 2 bin 500 işçi ile pilot bir çalışma yapıldı.   Ardından 2017 yılında BSRB ile hükümet arasında 440 çalışanın katıldığı ikinci deney yapıldı. İzlanda’daki Sürdürülebilirlik ve Demokrasi Derneği (Alda) ve İngiltere’deki Autonomy Derneği’nin ortak analizine göre; ülke nüfusunun yüzde 1’ine karşılık gelen bu deneylerin sonucunda ücretlerde azalma olmadan çalışma saatleri haftada 40 saat yerine 35-36 saate düşürüldüğünde verimlilik ya aynı kaldı ya da arttı. Bunun yanında deneye katılanlarda stres ve tükenmişlik hissi azaldı, sağlık ve iş-yaşam dengesinde önemli ölçüde iyileşme yarattığı görüldü.” diye konuştu. 

İzlanda’da hayata geçiriliyor

Yapılan bu denemelerin, İzlanda’daki sendikaları işçilerin çalışma modellerini işverenlerle yeniden görüşmeye yönelttiğini ifade eden Doç. Dr. Dinçer Atlı, “2019-2021 döneminde çalışanlar sendikaları aracılığıyla iş sözleşmelerine azaltılmış çalışma saatlerini ekletmeyi başardılar. Aynı ücrete bir gün daha az çalışma modeli 2021 Haziran ayı itibarıyla İzlanda’daki çalışanlar %86’sı için uygulanan ya da çok yakın gelecekte uygulanacak bir düzenleme olarak hayat buluyor. İzlanda’da ilerleyen tarihlerde haftada dört gün çalışma modelinin kalıcı olması ve tüm iş kollarına yayılması öngörülüyor.” dedi.

İzlanda’daki uygulama ilham verebilir

Doç. Dr. Dinçer Atlı, sözlerine şöyle devam etti: “İzlanda’da kamu kesiminde başlayan ve özel sektörde de uygulama alanı bulan ücret kesintisi olmadan azaltılmış çalışma saatleri, günümüzde dünyanın diğer ülkelerinden çalışanlar ve işverenler için de ilham kaynağı. Bu bağlamda sendika ve sivil toplum örgütlerinin tartışmaya açtığı bu çalışma düzenlemesi dünyada henüz yaygın uygulama alanı bulamasa da Japonya, Yeni Zelanda, Almanya, Finlandiya, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerde tartışılıyor.”

Bir esnek çalışma yöntemi: Sıkıştırılmış iş haftaları düzenlemesi

Bu konuya yakın bir uygulama olarak sıkıştırılmış iş haftaları düzenlemesine değinen Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Bir ‘esnek çalışma’ yöntemi olan ‘sıkıştırılmış iş haftaları’ düzenlemesi ise insan kaynakları uygulamalarında yer alan bir yöntem. Bu yöntemde örneğin haftalık 5 gün olan çalışma programı beş günden daha az zamana sıkıştırılıyor. Örneğin günlük 8 saatlik çalışma yerine günde 10 saat ve haftada 4 gün olarak düzenleme yapılıyor. ABD, Yeni Zelanda, Avustralya, İngiltere, Almanya gibi ülkelerde uygulama alanı bulan bu düzenlemelerde genellikle İzlanda örneğindeki gibi toplam çalışma süresi azaltılmıyor çalışma süreleri belirli günlere sıkıştırılıyor.” diye konuştu. 

Bu yöntemler verimi artırıyor

Doç. Dr. Dinçer Atlı, bu çalışma yöntemlerinin iş yerindeki verimi düşürmediğini, hatta artırdığını belirterek çalışanların üretkenliğine ve iyi oluş haline katkı sunan İzlanda örneği tarzı uygulamaların ya da yerine göre bir ‘esnek çalışma’ yöntemi olan ‘sıkıştırılmış iş haftaları’ düzenlemesi gibi uygulamaların önümüzdeki süreçte daha çok tartışılacağını söyledi.

Verimlilik ve iş kalitesi artıyor

Bu uygulamaların dünyanın çeşitli ülkelerinde daha fazla oranda uygulama alanı bulacağını kaydeden Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Zira araştırmalar da gösteriyor ki çalışanlar iş yoğunluğu ve iş stresinden uzaklaşır ve işverenleri ile gönül bağı içerisinde olurlarsa hem verimlilik hem de iş kalitesi artıyor. Verimlilik ve iş kalitesinin artması işverenler için karlılık anlamına geldiği için de hem çalışan hem işveren hem de müşteriler açısından bir kazan kazan durumu oluşturuyor.” dedi.  

Kişisel veri güvenliği şirketlerin olmazsa olmazı

15 yılı aşkın bir süredir bankacılık, telekom, turizm, hizmet, perakende ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Kafein Teknoloji, pandemi ile birlikte kişisel verilerin öneminin arttığına vurgu yapıyor. Ulusal ve global pek çok müşterinin teknoloji yazılımı ve yönetimi alanındaki ihtiyaçlarına yanıt veren halka açık yazılım şirketi Kafein Teknoloji’nin ürün ve proje departanı lideri Ersin Bitirgen, Türkiye’nin lider şirkerlerinin yanı sıra Avrupa’da da KVKK alanında öncü çalışmalar sürdürdüklerini dile getirdi. Bitirgen, şirketlerin dönüşüm yolculuğunda yatırım yaparken veriyi korumanın ilk adımlarından biri olması gerektiğinin ve kurumların DNA’sının bir parçası haline gelmesinin çok önemli olduğunun altını çizdi. Verilerin doğru yapılandırılmaması ve saklanmaması, şirketleri hem kanunen kusurlu hem herhangi bir problemle karşılaştıklarında müşterilerin güvenini kaybetmekle karşı karşıya getirdiğini de belirtti.

Küresel Risk Sıralamalarında “Veri Güvenliği” Başı Çekiyor

Türkiye’de 2016 yılında yürürlüğe giren ve 2 yıllık bir uyum süresinin ardından zorunlu hale gelen Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kişisel veri toplayan her kurumun uyması gereken bir kurallar silsilesi sunuyor. İsimler, adresler, elektronik postalar, telefonlar, ırk-milliyet-memleket-ten rengi, dini ve siyasi görüşler, yaş, cinsiyet, medeni durum, aile bilgileri, kimlik numaraları, parmak izleri, genetik veriler, sağlık geçmişi, kan grubu gibi bilgiler, fiziksel ve ruhsal durum, eğitim, adli sicil, istihdam geçmişi ve finansal durum, hatta başka kişilerin o kişi hakkındaki görüşleri kişisel veri kabul ediliyor.

“Küresel risk raporlarına göre en önemli risklerin başında veri güvenliğine karşı yürütülen faaliyetler geliyor. Dolayısıyla kurumların hızla kişisel verilerin neler olduğunu belirleyip bu verileri korumak için aksiyon alması ve kişisel verileri korumayı kurumsal davranış modeli haline getirmesi çok önemli.”

2020, Güvenlik Açıkları ve Veri Sızıntısında Tarihin En Kötü Yılı

Kafein Teknoloji  Proje ve Ürünler Grup Müdürü olarak görev alan Ersin Bitirgen bu alanda dikkat edilmesi gereken noktaları şu şekilde belirtti;

“Günümüzün dünyasında kurumlar artık çok farklı mimariler ve geniş teknoloji araçları ile müşteri ile çalışmaktadır. Bu  yapılarda müşterilerden alınan tüm bilgilere dikkat edilmeli ve özen gösterilmelidir. Müşteri verilerinin sahibi kurumlar değildir, kurumlar sadece bu verilerin emanetçisi durumundadır. Bu emanetleri doğru şekilde kullanan ve sahip çıkabilen kurumlar uzun vadede kazanan ve güven duyulan kurumlar olarak  kalacaktır. Müşteriler artık sadece iyi hizmet veren değil aynı zamanda güvenilir kurumlar ile çalışmak istemektedir.”

Bugün dünya genelinde 6 milyondan fazla yazılımcı büyük veri analitiği üzerinde çalışıyor. Fidye yazılımlar, kurumlara yönelik e-dolandırıcılık, bilgisayar korsanlığı ve kurum çalışanlarının veri güvenliği alanındaki açıklarının yanı sıra sistem boşlukları, kurumların hem verimlilik hem değer hem de müşterinin güvenini kaybetmelerine neden oluyor. Bu sebeple tüm dünyada uygulanan kişisel verilerin korunması uygulamalarının Türkiye’de de kurumların DNA’sının bir parçası haline gelmesi çok önemli.

Kafein Teknoloji  Bilgi Yönetimi ve Güvenliği Direktörü M. Timur Sarıgül bu alanda verdiği demeçte “Risk Güvenlik Raporlarına göre 2020’nin güvenlik açıkları ve veri sızıntısı noktasında kayıtlara geçen en kötü yıl olduğunu artık kurumların bu konulara çok önem vermesi gerektiğini belirtti”

Kafein Teknoloji KVKK uyumluluğu dahilinde öncelikle müşterileri için veri keşfi yapıyor ve verileri tanımlıyor. Tanımlanmayan verinin korunması ve kümelenmesi mümkün olmadığı gibi, zaman zaman şirketlerin teknoloji ekiplerinin farkında bile olmadığı veri kaynaklarını tespit ediyorlar. Veri kaynaklarının tespitinin ardından verilerin nasıl düzenleneceğine dair bir yol haritası oluşturuyor; kurumlarda toplandığının farkına bile varılmayan, kullanılmayan, eskiyen ve bir düzen içinde tutulmayan yapısallaşmamış verilerin ele alınması çok daha zor olduğu için bu alanda büyük bir katme değer sağlıyorlar.

Veriler, sadece hacim olarak değil, üretim hızları ve çeşitlilik açısında da çok büyük olabiliyor. Veri bu kadar büyük olunca kişisel veriler de bu büyük verilerin çok önemli bir kısmını oluşturuyor.

Kafein Teknoloji, tüm kurumların KVKK’yı bir fırsat olarak görmesi gerektiğini, kişisel verilerin korunması yanında altyapıda da değişiklikler ve yeniliklerle bahar temizliği yapmak, geleceğe ve hatta değişen koşullara hazırlıklı olarak çalışmak demek olduğunu savunuyor. Zira Kişisel Verileri Koruma operasyonel verimlilik için aslında sürekliliği olması gereken bir süreç.

Reklamların yüzde 70’i dijitale kayıyor

Araştırma şirketi Gartner tarafından pazarlama yöneticilerinin stratejik öncelikleri üzerine gerçekleştirilen araştırmaya göre, 1,7 trilyon dolarlık hacme sahip küresel reklam endüstrisinde reklam bütçelerin yüzde 50’den fazlası dijital platformlara harcanıyor. Perakende, finansal hizmetler, medya, seyahat ve konaklama gibi sektörlerden 430 pazarlama yöneticisinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, yöneticilerin yatırım kararları alırken dijital pazarlamaya öncelik verdiklerini gösteriyor. 

Taht açık ara dijitalin

Tüketici tarafında dijital platformlara yönelik artan talep geleneksel platformların zemin kaybetmesine neden oluyor. Araştırmaya katılan pazarlama yöneticileri, pazarlama bütçelerinin yalnızca yüzde 9’unu geleneksel pazarlamaya ayırdıklarını ifade ediyor. Dijital kanallara yapılan yatırımlar ise toplam pazarlama bütçelerinin yüzde 72’sini oluşturarak pazarlama yöneticilerinin öncelikli yatırım alanları arasında bulunuyor.

Son 10 yılda büyüme hızı arttı

Dijital pazarlama endüstrisinin son 10 yılda hızlı şekilde büyüdüğünün altını çizen dijital performans ajansı EG Bilişim Teknolojileri CEO’su Gökhan Bülbül, “Küresel pazardaki büyüme beklentileri, dijital pazarlama ve sosyal medya reklamcılığı harcamalarındaki artışla destekleniyor. Dijitalin 2024’e kadar reklam pastasının yüzde 70’ini oluşturacağı öngörülüyor. Dijital alan her zamankinden daha kalabalık. Bu alanda fark edilir olmak için dijital pazarlamadan faydalanan markalar, rakipler arasında parlıyor. EG Bilişim Teknolojileri olarak, eksiksiz bir dijital pazarlama hizmeti sunarak marka bilinirliğine, daha geniş kitlelere seslenmeye ve büyümeye katkıda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Mektepli oyuncular dönemi

Yükselen bir sektör olarak görülen dijital oyun sektörünün 2023’e kadar 200 milyar doları geçmesi bekleniyor. Türkiye’de üretilen oyunların yüzde 90’ı ise küresel oyun pazarına ulaşıyor. İstinye Üniversitesi Dijital Oyun Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Nevin Eryılmaz, gençlerin dijital oyun bölümüne ilgi gösterdiğini belirterek, üniversite tercih dönemi yaklaşırken, adaylara dijital oyun bölümüyle ilgili bilgiler verdi. 

Üniversite sınavları geride kaldı. Adaylar heyecanla sınav sonuçlarının açıklanmasını beklerken, tercih edecekleri bölüm arayışlarına da başladılar. Uzmanlar adaylara sevdikleri bölümleri tercih etmelerini önerirken, aynı zamanda adayların geleceği ve istihdamı olan sektörleri araştırmaları konusunda uyarıyorlar. Dünyada ve Türkiye’de her geçen gün yükselen sektörlerden biri de dijital oyun sektörü. 2013’te küresel video oyunları pazarının 75 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyordu. 2017’de bu miktar 120 milyar doları aştı. Küresel oyun pazarının 2021’de 175 milyar doların üzerine çıkması, 2023’ kadar ise 200 milyar doları geçmesi bekleniyor. Verilere göre, 2021’de mobil oyun gelirleri pazarın yüzde 52’sini oluşturacak. Yılsonuna kadar dünyadaki oyuncu sayısının ise 2,9 milyar olacağı tahmin ediliyor.

Pandemiyle birlikte oyunlara ilgi arttı

Küresel salgınla birlikte alınan önlemler gereği sokağa çıkma kısıtlamaları ve sosyal aktivitelere gelen sınırlamalar nedeniyle kişiler daha çok evde vakit geçirdi. Bu durum dijital oyun sektörüne olumlu yansıdı. Oyun geliştirici şirketler oyun yatırımlarını arttırırken, abone sayılarında da artış yaşadıklarını açıkladı. AdColony’nin, Türkiye’nin mobil oyuncuları hakkındaki araştırmasına göre, Türk yetişkinlerin yüzde 79’u mobil oyun oynuyor. Türk mobil oyuncular, mobil cihazlarında günde dört saatten fazla zaman harcıyor. Bu durum yeni yatırımların da artmasına neden oluyor.

Türkiye’de üretilen oyunlar küresel pazara ulaşıyor

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Mart ayında yaptığı açıklamada, uluslararası bir teknoloji şirketi ile nitelikli oyun geliştiricileri yetiştirecek bir “Gaming Academy” kurulacağını söyledi. Varank’ın yaptığı açıklamaya göre, Türkiye Ortadoğu-Afrika pazarında yaklaşık yüzde 5’lik bir pay ile lider konumda. Küresel oyun pazarında ise 18’nci sırada. Türkiye’de üretilen oyunların yaklaşık yüzde 90’ı küresel oyun pazarına ulaşıyor ve dünya çapında kullanıcıları bulunuyor. Sektörün 2020 yılı itibarıyla Türkiye’deki geliri ise 880 milyon dolar oldu. 

“Dünya ile rekabet eder konumdayız”

İstinye Üniversitesi (İSÜ) Dijital Oyun Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Nevin Eryılmaz, oyun sektörünün giderek büyüdüğüne dikkat çekerek şunları söylüyor:

“Oyun ekosistemi her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Dünya ile rekabet eder konumdayız. Pandemiyle birlikte oyunlara ilgi arttı. Artan ilgiyle birlikte oyun sektörü yatırımcıların da dikkatini çekiyor. Son beş yıl içinde global şirketlerden Türk oyun sektörüne 2,4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirildi. Bu alanda yeni girişimlerin ve yatırımların giderek artacağını düşünüyorum.”

“Gençlerin ilgi gösterdiği bir bölüm”

Dijital Oyun Tasarımı Bölümü’nün gençlerin ilgi duyduğu bir alan olduğunu belirten Eryılmaz, bölümün eğitimiyle ilgili şu bilgileri veriyor:

“Dijital oyunlar, 21. yüzyılda önde gelen sanatsal anlatım biçimlerinden biri haline geldi. Dijital Oyun Tasarımı Bölümü, oyun endüstrinin içine girmek için gereken dijital oyunun tasarımı ve üretim ilkeleri ve oyun yazılım – programlama teknikleri üzerine yoğunlaşan bir çalışma programı. Öğrenciler burada, yalnızca eğlence pazarı için değil, sağlık, eğitim, inşaat, pazarlama, sanal gerçeklik ve diğer sektörlerdeki ciddi oyun uygulamaları için de oyun tasarlamayı ve geliştirmeyi öğreniyorlar. Dört yıllık eğitimin ardından adaylar, program sayesinde elde edilecek bilgiyle ve ilgi alanlarına göre oyun geliştiricisi, oyun motor yazılımcısı, oyun programcısı, VR geliştirici, oyun tasarımcısı, seviye tasarımcısı, teknik tasarımcısı, oyun sanatçısı, oyun veri analisti, programcı, mobil geliştirici veya yapımcı olarak oyun endüstrisi rollerinde kariyer fırsatı yakalayabiliyorlar. İstinye Üniversitesi bünyesinde Dijital Oyun Geliştirme ve Animasyon Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni yakın zamanda hayata geçireceğiz. Merkezimizde 400 m2’lik alanda son teknoloji teknik ve dijital imkanlara sahip dijital oyun laboratuvarı bulunacak. Dijital oyun, animasyon ve sanal gerçeklik (VR) teknolojilerini bir araya getirerek gerek yerel gerekse küresel oyun pazarına katkıda bulunmayı amaçlayan bu merkezde, akademisyenler ve öğrenciler bir araya gelerek projeler geliştirmekle birlikte dijital oyun start-up ve şirketlerini de kurabilecek.”

Mağaraya sanal gerçeklikle gerçek yolculuk

İnsanlara ve işletmelere sürdürülebilir yenilikleri hayal etmeleri için iş birliğine dayalı 3D sanal ortamlar sunan Dassault Systèmes, Cité de l’architecture & du patrimoine (Fransız Anıtlar Müzesi) ve Fransa Nouvelle Aquitaine Kültür İşleri Bölge Müdürlüğü (DRAC Nouvelle Aquitaine) ile iş birliği yaptı. Dünyaca ünlü tarihi Lascaux Mağarası’yla birebir boyutlarda tasarlanan yeni bir sanal gerçeklik deneyimine imza atan Dassault Systémes, proje kapsamında 20 bin yıl öncesinden kalma duvar resimlerinin yer aldığı mağaranın sanal ikizini oluşturdu. Bu sanal ikiz, mağaradaki orijinal dehlizlerin gerçek ortamını, mağaraya girme yetkisi bulunan bilim adamları ve anıt küratörlerinin deneyimleyebildiği üç boyutlu koşullarla, eşsiz bir gerçeklikte yeniden canlandırdı.

Eylül 1940’ta keşfedilen ve üç ay sonra tarihi anıt olarak sınıflandırılan Lascaux Mağarası, barındırdığı mağara resimlerinin olağanüstü kalitesi kadar, kırılgan yapısı ve korunmasının güçlüğüyle biliniyor. 1963’ten beri halka kapalı olan ve 1979’da UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Lascaux Mağarası, koruma misyonunun bir parçası olarak DRAC Nouvelle Aquitaine tarafından yürütülen çeşitli dijitalleştirme çalışmalarına sahne oluyor. Hâlâ risk altında olan mağarada geçirilecek süre izinlerle sınırlı olduğundan (çalışma yürüten ekipler için yılda 200 saatten az), Lascaux’nun sanal ikizinin oluşturulması gerçek dünyada gerçekleştirilmesi zor olan gözlemlerin yapılmasına olanak sağlıyor. Birebir ölçekte tasarlanan çok-kişilik sanal gerçeklik deneyimi 20 bin yıl önce resmedilmiş, Üst Paleolitik Çağ’dan kalma başyapıtlara mümkün olduğunca sadık kalırken, üç boyutlu bir deneyimle yeni bakış açıları keşfetme imkânı sunuyor.

Fiziksel olarak girebileceğimiz gerçek boyutlu bir dünya yaratıldı

Yetkililerin açıklamasına göre birebir ölçekli Lascaux Mağarası sanal ikizi, Fransız Anıtlar Müzesi’nin araştırma ve inovasyon laboratuvarı Exaltemps ile birlikte Dassault Systèmes’ın yeni geliştirdiği araçlarla tasarlandı. Yeni yazılım, belirli teknik becerilere sahip olmayan kullanıcılar tarafından bile gerçek boyutlu ve çok-kişilik sanal gerçeklik deneyimlerinin oluşturulmasını kolaylaştırmayı hedefliyor.

Dassault Systèmes’in İnovasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı Mehdi Tayoubi şu açıklamayı yaptı: “Ekranların hâlâ iki boyutlu olduğu bir dünyada, sunum veya video düzenleme yazılımında uzmanlaşma artıyor. Dassault Systèmes için buradaki zorluk, kullanımı daha kolay olan, üç boyutlu ve iş birliğine dayalı araçlar hayal etmek ve geliştirmekti. Burada gerekli olan tek beceri, tıpkı gerçek dünyadaki gibi fiziksel olarak girebileceğimiz gerçek boyutlu bir anlatı sahnelemek üzere bir kumanda olmadan, ellerinizi sezgisel olarak kullanmak. Sonuç olarak bu yeni yaratıcı araçlar kültürel alanlar hakkındaki eğitim, araştırma ve daha fazlası için yeni anlayış yöntemlerini doğal bir şekilde ortaya çıkarıyor.”

Mağara içinde DRAC Nouvelle Aquitaine tarafından yapılan dijitalleştirme çalışmalarıyla elde edilen ham veriler bu yeni araçlara entegre edilerek, üç ortağın 3B olarak sanal iş birliği yapabilmesini sağladı. Böylece birçok üç boyutlu ziyaretçi rotası tasarlanabildi.

Sanal kaşifler avatarları aracılığıyla birbirleriyle etkileşime girebilecekler

Dijital ikiz çalışmasıyla ilgili açıklama yapan Lascaux Mağarası Küratörü Muriel Mauriac, “Ekranlarımızda görmeye alışık olduğumuz mağaranın çok hassas 3D tarama verilerine sahibiz. Ancak kendimizi bu sanal ikizin içine sokabilmek bu bakış açısını tamamen değiştiriyor. Halen risk altında olan Lascaux’da geçirilen süre oldukça sınırlı tutuluyor. Bu bağlamda ilk kez tüm ekibimle kendimi oraya ışınlayabiliyorum, ulaşılması en zor alanlarda bile gerçek zamanlı olarak çalışabiliyorum ve araştırma hipotezlerimi test edebiliyorum” dedi.

Sanal ikizle mağarayı üç boyutlu gezebilecek ziyaretçiler, tıpkı orijinal mağaraya erişimi olan koruma ekibi gibi dilerlerse emekleyerek mağaranın en derinindeki son geçidi gezebilecek, hatta kedigiller odası gibi halka hiç açılmamış olan çok dar bölümlerde yürüyebilecekler.

Fransız Anıtlar Müzesi bünyesindeki Replika Eserler Galerisi’nin küratörü Isabelle Marquette, sanal ikiz iş birliği hakkında şunları söyledi: “Exaltemps ve Dassault Systèmes ile imza atılan bu iş birliği, Fransız Anıtlar Müzesi’nin Replika Eserler Galerisi koleksiyonunu 21’inci yüzyıla taşıyor. Sonuç olarak, alçıdan sanal gerçekliğe geçişi sağlayan bu sanal ikiz, mirasımızın gerçek boyutlu replikalarının öğretim, araştırma, hatırlama ve bilgilendirme aracı olarak kullanımını 19’uncu yüzyılda başlatan Eugène Viollet-Le-Duc’un vizyonuyla oldukça uyumlu.”

Dünyada ilk kez, sırt çantaları ve sanal gerçeklik gözlükleriyle donatılmış altışar kişilik gruplar, tur rehberi eşliğinde bu tarih öncesi Sistine Şapeli’ni oluşturan toplam 235 metre uzunluğundaki galerilerin tamamını yakından keşfetme şansına sahip olacaklar. Bu sanal kaşifler, içlerinde bulundukları sanal evrende özgürce hareket edebilecek ve avatarları aracılığıyla birbirleriyle etkileşime girebilecekler.

Dassault Systèmes ve Fransız Anıtlar Müzesi

2019’da Fransız Anıtlar Müzesi ve Dassault Systèmes, gerçek boyutlu ve sanal gerçekliğe adanmış çok-kişilik araştırma ve yenilik alanı olan Exaltemps’in açılışını yaptı. ScanPyramids VR çalışmasını takiben hayata geçirilen birebir ölçekli Lascaux Mağarası sanal ikizi, bu alanda geliştirilen ve halka açık olan en yeni deney konumunda.

Yayım tarihi
BÜLTEN, MANŞET olarak sınıflandırılmış

İnsanları yapay zeka işe alacak

Pandemi nedeniyle tüm dünyada yaygınlaşan uzaktan çalışma düzenlemeleriyle birlikte işe alım süreçlerinde de çevrimiçi yöntemler uygulanmaya başladı. Pandemi öncesinde de dünyada kullanılan çevrimiçi yöntemler, pandeminin etkisiyle Türkiye’de de yaygınlaştı. Kurumsal şirketlerde işe alım süreçlerinden, kurum içi eğitimlerin değerlendirmesine, terfi sınavlarından daha çok birçok sürece kadar çevrimiçi teknolojiler kullanılıyor. Bu noktada özellikle, adaletli bir ölçme-değerlendirme süreci geçirmek, güçlü bir itibar yaratmak ve akreditasyon kalitesinden ödün vermemek için çevrimiçi sınav güvenliği teknolojilerinin kullanılması önemli bir ihtiyaç haline geliyor.

İnsan Kaynakları departmanları artık maaş, bordro gibi rutin idari süreçleri otomatikleştirmenin ötesine geçiyor. İşgücü yönetimi, kariyer planlama, yetenek kazanımı, Ar-Ge, çalışanların katılımı ve iş zekâsı gibi başlıklarda yapay zeka temelli teknolojiler yaygınlaşıyor. İnsan Kaynaklarında artık sadece çalışmaları ve kurum kültürünü dijitalleştirmek değil, teknolojiyi iş rollerinin çekirdeğine entegre etmek için tüm çalışma süreçlerinin dijitalleştirilmesi gerekiyor.

Dijital çağda doğan genç çalışanlar yeni çağ araçlarını sorunsuz bir şekilde benimseyeceği için stratejik bir dijital çalışma kültürü uygulanması kaçınılmaz bir hâl alıyor. İK profesyonellerinin veri güvenliği ve analitik gibi yeni konuları öğrenmesi gerekiyor. Şirketlerin giderek daha fazla yetenek çekmeye ve çalışan deneyimiyle ilgili konulara odaklanması; harika bir çalışan deneyimi sunmak için yetenek edinme, öğrenme ve geliştirme, performans yönetimi, bordro gibi tüm işlevlerde teknolojiyi benimsemesi önem kazanıyor.

X ve Y kuşağı şirketlerde dijitalleşmenin önünü açacak

Çevrimiçi sınav sistemi ve çevrimiçi sınav güvenliği teknolojileri odağında yapay zeka ve makine öğrenmesiyle desteklenmiş yazılım çözümleri sunan Türk girişim Witwiser’ın CEO’su Volkan Baran, İnsan Kaynakları süreçlerinde teknoloji kullanımına dair şu sözleri ifade ediyor: “Bilgisayar teknolojilerinin her alanda olduğu gibi İK uygulamalarındaki kullanımı da arttı. Önümüzdeki yıllarda bu İK ve teknoloji entegrasyonu daha da hızlanacak. Artan uzaktan çalışma trendi gibi her türlü pozisyon için nitelikli adaylara daha az eforle erişim için ölçme ve değerlendirme süreçlerinin büyük bir kısmı tamamen dijital ortamda gerçekleşecek. Öte yandan bilgi artık her yerde olduğu için eskiden kıymetli olan ‘bilmek’ iken bugün kıymetli olan mevcut bilgiyi inovatif sonuçlara dönüştürmek oldu. Eskiden yüz yüze mülakatlar ve testlerle işe alım sürecini yürütürken şimdi dijital ortamlarda genel yetenek ve teknik destek sınavları, video konferans araçları ve çevirimiçi kişilik envanterleri kullanılıyor. Eğitimler değişti, performans uygulamaları değişti ve değişmeye devam edecek. Sanal sınıflarda, e-eğitimle ekiplerin eğitildiği ve performansların uzaktan ölçümlendiği bir sürece girildi. Bugünün iş dünyasında Y Kuşağı ve çok yakında kendisini daha fazla hissettirecek olan Z Kuşağı doğduğu dijital dünyayı önceki kuşağa öğreterek iş dünyasında sesini duyuruyor. Kısacası dijitalleşme İK’nın tüm fonksiyonlarında kendini belli ediyor.”

Yapay zeka destekli teknolojiler rekabet avantajı sağlıyor

Baran, Witwiser olarak kurumsal şirketlere, eğitim ve sertifika kurumlarına özelleştirilebilir, ölçeklenebilir, güvenli ölçme ve değerlendirme teknolojilerini sunduklarını belirterek şunları ekliyor: “Witwiser yolculuğu OBSS Teknoloji’nin işe alım süreçlerini dijitalleştirmeyle başladı. Atılan bu adım işveren olarak daha fazla adaya ulaşma, daha fazla değerlendirme şansıyla daha doğru kişileri önceliklendirme gibi birçok avantaj sağladı. Bununla birlikte hem İK hem teknik ekiplerin operasyon yükünü oldukça azalttı diyebiliriz. Adaylar açısından ele aldığımızda; dilediği zaman, dilediği yerden ve görüşme baskısına maruz kalmadan süreçleri tamamlama şansı doğdu.   Ülke ve hatta dünya genelinde operasyonu olan ve terfi süreçlerini merkezi olarak yönetmek zorunda olan kurumlar için değerlendirme süreçlerinin dijitalleştirilmesi hem çalışan memnuniyeti hem de maliyetlerin azaltılması noktasında önemli bir adım gibi görünüyor. Sonuç olarak eğitim kurumları, sertifikasyon ve sınav merkezleri, kurumsal şirketler için değerlendirme süreçlerini dijitalleştirmek kaçınılmaz bir ihtiyaç. Dönüşümün başladığı bu dönemde, gerekli yatırımı yapmayan kurumların rekabet noktasında orta vadede zorlanacaklarını söylemek yanlış olmaz.”

Online kumar alışkanlığı tedavi edilebilir mi?

Pandemide normalleşme sürecine girilmesine rağmen özellikle psikiyatrik alanlardaki etkileri konuşuluyor. İnternetten kontrolsüz alışveriş, internette aşırı sohbet etme ya da sosyal medyada fazla gezinme gibi birçok davranışsal bağımlılığın pandemi sürecinde tetiklendiğini belirten uzmanlar, bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğunu hatırlatarak tedavinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. 

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Onur Noyan, normalleşme sürecine girilmesine karşın pandemi sürecinde tetiklenen bağımlılıkların etkisinin gözlenmeye devam edildiğini kaydetti.

Bağımlılık iradesizlik değil, bir beyin hastalığıdır

Bağımlılığın kronik, uzun soluklu bir beyin hastalığı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Bağımlılık denildiğinde çoğu kişinin aklına hastalıktan ziyade bireysel eksiklikler geliyor; “iradesine sahip değil, kendisini tutamıyor, kişiliği bozuk” gibi tanımlamalarla düşünüyor bağımlılık sürecini. Bağımlılığı bir irade ile çözebilecek gibi görüyorlar ancak bu çok büyük bir yanlıştır. Bağımlılık zarar verici sonuçlara rağmen, zorlantılı bir şekilde madde/alkol kullanma ile karakterize uzun soluklu ve tekrarlayıcı bir beyin hastalığıdır. Madde kullanımının tetiklediği ve beyinden kaynaklanan fizyolojik ve biyolojik değişiklikler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Madde kullanan kişilerin öncelikleri ve davranışlarını kontrol etme yetileri olumsuz etkilenmektedir. Bağımlılık, uzun bir süreç içerisinde gelişen, büyük ölçüde davranışları etkileyen bir beyin hastalıktır. Beynin temel haz maddesi olan dopamin hormonun dengesinin bozulması sonucu ortaya çıkmaktadır. Beynin ödül ve ceza merkezinde yapısal bozukluklar meydana gelmesi ile bağımlı olan bireyler anlık olarak alacakları hazza odaklanmakta, uzun dönemde ortaya çıkabilecek zararları değerlendirememektedir.” diye konuştu.

Davranışsal bağımlılıklara dikkat!

Bağımlılığın sadece alkol, madde ve sigara bağımlılığı ile sınırlı olmadığını belirten Doç. Dr. Onur Noyan, davranışsal bağımlılıkların da bulunduğunu ve özellikle pandemi döneminde bu bağımlılıkların öne çıktığını ve etkilerinin halen devam ettiğini söyledi.

Doç. Dr. Onur Noyan, “Bağımlılık sadece alkol, madde, sigara ile sınırlı değil, davranışsal bağımlılıklar da bulunuyor.  Özellikle pandemi sürecinde alkol, madde ve sigara bağımlılığı ile birlikte bu maddeler dışındaki davranışsal bağımlılıklar da ön plana çıktı. İnternet bağımlılığı, internette oyun bağımlılığı, bahis ya da kumar oynama gibi davranışlar ile birlikte internetten kontrolsüz alışveriş, internette aşırı sohbet etme ya da sosyal medyada fazla gezinme gibi birçok davranışsal bağımlılıklar bu dönemde daha çok gözlemlenmeye başlandı. Tekrarlayan davranışlarda aynı alkol ve madde gibi beynin ödül merkezini uyarmakta ve bağımlılık yapıcı bir etki göstermektedir. Evde kapalı kalınan bu günlerde sıkıntı ve boşluk hissi ile baş edebilmek için beyni kısa yoldan uyaran davranışlara eğilim atmaktadır.   Bir süre sonra bu davranışlardan uzak kalındığından huzursuzluk ve sıkıntı gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.” dedi.

Bağımlılığın tedavisi vardır

“Bağımlılık tedavisi olan bir hastalıktır” diyen Doç. Dr. Onur Noyan, kişinin yaşamını olumsuz şekilde etkileyen her türlü bağımlılığın mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayarak  “Bağımlılık bir hastalıktır. O nedenle öncelikle hastalığı kabullenip, ardından bu durumla baş etmek için gerekli adımları atmak gerekiyor. Elbette ki çok kolay tedavisi olan nezle, grip gibi bir hastalık değil, şeker, tansiyon gibi ömür boyu devam edecek bir hastalıktır.” dedi.

İlk hedef hastanın hastalığını kabul etmesidir

Bağımlılık tedavisinde kullanılan yöntemlerle ilgili bilgi veren Doç. Dr. Onur Noyan, tedavi sürecindeki ilk hedefin hastanın hastalığını kabul etmesi olduğunu belirterek “Tedavi sürecinde öncelikle hastadan öyküsünü dinliyoruz, öyküsünden kişinin hayatındaki olumsuz etkileri çıkarmaya çalışıyoruz. İlk hedefimiz bireyin bağımlılık sürecini bir hastalık olarak kabul etmesi oluyor. Kullanılan maddenin cinsine göre gerekli tetkik incelemeden sonra tedavi süreci başlamaktadır. Öncelikle alkol ya da madde kullanımı bırakıldığında ortaya çıkabilecek yoksunlukları bulguları değerlendirilerek için uygun bir serum, ilaç tedavisi uyguluyoruz. Daha sonra altta yatan psikolojik ve psikiyatrik sorunlara göre ek ilaç tedavilerini planlıyoruz. İlaç tedavileri ile birlikte aylık ya da 3 aylık depo iğne ya da çip tedavisi olarak da adlandırılan implant tedavi seçeneklerini, ilaç ve diğer tedavilere ek olarak beyin uyarım teknikleri olarak adlandırılan Transkranyal Manyetik Uyarım (TMU) tedavi seçeneğini değerlendiriyoruz.” dedi.

İlaç tedavisi yanında psikoterapi önemlidir

TMU tedavisinde amacın dışardan uygulanan bir elektromanyetik alanın beyin içerisinden elektriksel aktivite oluşturarak düzensiz çalışan beyin bölgelerinin daha düzenli çalışmasının sağlanması olduğunu kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Hem alkol ve madde kullanma isteği, hem de maddeden uzak kalınan sürenin uzatılması hedeflenmektedir. Biyolojik ve farmakolojik ilaç tedavilerinin yanında psikoterapi ve diğer psikososyal yaklaşımların mutlaka uygulanması gerekmektedir. Bireyin madde kullanma isteğinin farkına varması, bu istekle baş etmesini kolaylaştıracak yöntemlerin belirlenmesi, riskli ve tehlikeli durumların tanınması sağlanarak, davranış planları yapılması önemlidir.” diye konuştu.

Akbank CEO’su: Saldırı yok, başarısızlık var

Değerli Paydaşlarımız,

Öncelikle geçtiğimiz iki gün boyunca sizlere yaşattığımız olumsuz deneyimden dolayı içtenlikle özür diler ve sabrınız için teşekkür ederim.

6 Temmuz 2021’de başlayan bankamız ana bilgisayarındaki teknik sorundan kaynaklı kesintiler, ilgili birimlerimizin ve teknoloji iş ortaklarımızın yoğun çalışmaları neticesinde 7 Temmuz 2021 akşamı giderilmiştir.  O günden bu yana tüm sistemlerimiz sorunsuz olarak müşterilerimize hizmet vermektedir.

Teknoloji, bankamız stratejilerinin odak noktasında yer alan ve önemli yatırımlar yaptığımız bir konudur. Temel bankacılık uygulamamız dünyada birçok büyük bankada kullanılan IBM Mainframe sistemi üzerinde çalışmaktadır. Bankamızda, birbiri ile yedekli ve senkronize çalışan iki ana sistem (teknik terimi ile aktif-aktif) ile İzmir’de bulunan ikincil veri merkezinden oluşan üçlü bir yedeklilik yapımız bulunmaktadır. Söz konusu ikili ana sistemin çalıştığı ve 2020 yılında devreye aldığımız Akbank Veri Merkezimiz Tier-3 diye bilinen uluslararası yüksek standarda sahiptir.

Tüm bu yüksek teknolojimize rağmen yaşadığımız talihsiz süreci sizlerle şeffaflıkla paylaşmak isterim:

  • 6 Temmuz 2021 Salı sabahı, ana bankacılık sistemi veri tabanında ve disk yönetim sisteminde bir sorun oluştu. Tüm kanallarımız bundan etkilendi ve tekrarlayan kesintiler yaşanmaya başladı.
  • Teknoloji iş ortağımız ile birlikte yurtiçi ve yurtdışından uzmanların katılımıyla problemin tespit edilip giderilmesine yönelik çalışmalar hemen başlatıldı. 
  • Gün boyu yapılan bu çalışmalar ile müşterilerimizin işlemleri kısmi olarak gerçekleştirilmiş olsa da hizmet sürekliliği tam olarak sağlanamadı.
  • Bu nedenle, 7 Temmuz Çarşamba sabah 7.30’da, gün boyu yapılan çalışmaların bütünsel etkisinin yansıtılabilmesi için veritabanı ve disk sistemlerinin bazı konfigürasyonel değişiklikler ile yeniden başlatılmasına karar verildi.
  • Büyük bir titizlikle ve tekrarlanmaması için kontrollü olarak sürdürülen bu çalışma, gün boyunca devam etti ve kanallarımızda hizmet verilemedi.
  • Aynı gün 19:15’ten itibaren sistemlerimiz kademeli olarak açıldı ve 23:55’ten itibaren de tüm kanallarımızda müşterilerimize sorunsuz hizmete başlandı. Sistemimiz stabil hale getirildi.
  • 8 Temmuz Perşembe günü normalin 1.5 katı kadar işlem gerçekleştirildi ve sistemimiz her zamanki yüksek performans seviyesinde çalıştı.
  • Bu sıkıntılı süreçte herhangi bir siber saldırı yaşanmadı ve müşterilerimizin kişisel veri güvenliğini zaafa uğratacak hiçbir durum oluşmadı.

Bu zorlu süreçte tüm ilgili arkadaşlarımız iş ortaklarımız ile birlikte sistemlerimizi kesintisiz hale getirebilmek için aralıksız ve yoğun bir çalışma sergilediler. Ancak sorunun giderilmesi maalesef uzun sürdü. 

Müşterilerimizin bu dönemde yaşadıkları olumsuzluklar şahsım ve tüm çalışma arkadaşlarım için büyük bir üzüntü kaynağıdır. Yaşadığımız bu süreci telafi etmek için önceliğimizi müşterilerimizin mağduriyetlerinin giderilmesine verdik ve web sitemizde açıkladığımız tedbir paketlerimizi hızla devreye aldık. 

Teknoloji bağımlılığının kaçınılmaz hale geldiği bir ortamda bu yaşadıklarımıza benzer sıkıntılar, tüm tedbirlere rağmen ne yazık ki dünyada birçok kurumda yaşanıyor. Sorunun giderilmesi kadar, sürecin başından itibaren iletişimi de çok önemli. Biz de yaşananlardan tabii ki önemli dersler çıkardık. Bizler gibi teknoloji, değişim ve gelişimi odağına almış, müşterileri ve paydaşları ile şeffaf iletişimi ilke edinmiş kurumların bu tür durumları hiç yaşamamasını temenni etmekle birlikte, öğrenimlerimizi sektörümüzle paylaşmaya hazırız.

Bankamız ile müşterileri arasındaki karşılıklı güvene dayalı bağ yıllara dayanıyor ve bu bağın gücü bu tür zorlu süreçlerde daha net ortaya çıkıyor. Her an yanımızda olduklarını bizlere hissettiren müşterilerimize ne kadar teşekkür etsem azdır. 

Bu vesile ile tüm süreç boyunca yakın ilgi ve desteklerini esirgemeyen başta BDDK, TCMB, SPK olmak üzere bankacılık ve finans sektörünün değerli kurum ve temsilcilerine, yatırımcılarımıza, iş ortaklarımıza ve kalbi her zaman Akbank’la atan çalışanlarımıza içtenlikle teşekkür ederim.

73 yıldır sağlam finansalları, insan odaklı bankacılık anlayışı ile müşterilerine hizmeti amaçlayan bankamız, bu süreçten de öğrenimlerini arkasına alarak, en iyi bankacılık deneyimini sunma hedefini sürdürecektir.

Saygılarımla,

Hakan Binbaşgil

CEO, Akbank

Yayım tarihi
BÜLTEN, MANŞET olarak sınıflandırılmış

mRNA aşılarının mükemmeliyet merkezi hayat geçiyor

Sanofi, dünyanın ilk mRNA Aşıları Mükemmeliyet Merkezi’ni (mRNA Center of Excellence) kurdu.  Yılda yaklaşık 400 milyon Avro yatırımla faaliyet gösterecek Merkez; Sanofi’nin mRNA aşı geliştirme yeteneklerini Ar-Ge; dijital; kimya-üretim-kontrol (CMC) özel alanlarına odaklayacak. Sanofi’nin Cambridge, MA (ABD) ve Marcy l’Etoile, Lyon (Fransa) merkezli tesislerinde çalışan yaklaşık 400 özel çalışanından oluşan ekipler, yeni nesil aşıların geliştirilmesi ve dağıtımının hızlandırılmasına odaklanacak. 

Sanofi Pasteur Küresel Araştırma ve Geliştirme Başkanı Jean-Francois Toussaint konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada şunları kaydetti; COVID-19 salgını sırasında gördük ki, mRNA teknolojisi, yeni aşıların tüm zamanlardan daha hızlı bir şekilde kullanıma sunulmasını sağlıyor. Yine de mRNA uygulamalarının termostabilite ve tolere edilebilirlik seviyelerinin iyileştirmeleri gibi kilit inovasyon alanlarının daha da geliştirilmesi; mevcut veya gelecekte belirecek bulaşıcı hastalıklara karşı; yanı sıra her yaştan rutin aşılamada kritik önem taşıyor. Sanofi mRNA Aşıları Mükemmeliyet Merkezi, aşı inovasyonu alanına bu anlamda dünyaya öncülük etmeyi hedefliyor.”

Bu yeni yatırımın Sanofi’yi mRNA teknolojilerinin kullanıldığı yeni nesil aşıların geliştirmesinde önemli bir konuma getirdiğini kaydeden Sanofi Pasteur İcra Kurulu Başkan Yardımcısı ve Küresel Başkanı Thomas Triomphe ise şunları söyledi; “mRNA, her bulaşıcı hastalık için çözüm olmayacak olsa da bu teknolojinin rutin kullanıma geçmesi, karşılanmamış birçok sağlık ihtiyacı için muazzam bir etkiye sahip olabilir. Bu teknoloji artık gelecekte sağlığın korunması adına kritik bir yeni teknoloji durumuna geliyor.”

Mükemmeliyet Merkezi, 2018’de kurulan ve 2020’de genişletilen Translate Bio iş birliğiyle geliştirilen aşı mRNA portföyünün de hızlandırılmasını sağlayacak.

Yayım tarihi
BÜLTEN, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Google otelcilere online satış öğretecek

Google ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED), pandemi koşullarının zorunlu hale getirdiği dijital dönüşüm sürecinde turizm işletmelerini desteklemek amacıyla güçlerini birleştirdi. İki kurum arasındaki işbirliği protokolü Google Türkiye Ülke Direktörü Mehmet Keteloğlu ve TÜROFED Başkanı Sururi Çorabatır tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleşen törenle imzalandı.

Üç Ayaklı Dijital Dönüşüm Desteği

Google Türkiye ve TÜROFED’in dijital dönüşüm sürecinde, turizm işletmelerimizin yanında olabilmek amacıyla güçlerini ve çabalarını birleştirdiği işbirliği protokolü Dijital BecerilerTurizm Sektörünün Geleceğine ilişkin İçgörüler ve İnovatif Turizm Ürün ve Hizmetleri olmak üzere üç temel konu üzerine odaklanıyor. İşbirliğinin bileşenleri ile ilgili ayrıntılar şu şekilde:

1)      Dijital Atölye Online Turizm Programı

İşbirliği kapsamında, turizm sektörüne özel olarak hazırlanan “Online Turizm Eğitim Programı” ile sektöre yeni dijital beceriler kazandırılırken, turizm işletmeleri ve çalışanları yeni dijital ürün ve araçlarla tanıştırılacak.

Turizm işletmecileri ve çalışanları söz konusu eğitimlerle “işletmelerini nasıl dijitale taşıyabilecekleri”; “dijital tanıtım ve pazarlama faaliyetlerini nasıl daha etkinlikle sürdürebilecekleri”; “online içerik geliştirme stratejilerini nasıl güçlendirebilecekleri” ve “Google ürün ve servislerinin yanı sıra tüm dijital ekosistem oyuncularını tanıyarak dijital ayak izlerini nasıl büyütebilecekleri” hakkında bilgi sahibi olma imkanına kavuşacak.

Online eğitimlerin ardından, Google Dijital Atölye platformunda hazırlanan turizm sektörüne özel, tamamen Türkçe ve ücretsiz eğitim programı ile 2500 turizm işletmesine ulaşılması ve Google’ın sektörün dijitalleşmesine verdiği desteğin sürdürülmesi hedefleniyor.

2)      Turizm Sektörünün Geleceğine İlişkin İçgörüler

Turizm sektöründe geçmiş dönemlerde gerçekleştirilen talep/tahmin modellerinin etkinliği pandemi ile birlikte önemli ölçüde azaldı. Aynı süreçte, iyileşmenin hızı ve şekline ilişkin belirsizlik ise veri analizlerii ve veri tabanlı içgörülerün önemini daha da artırdı.

Bu ihtiyaçtan yola çıkan Google Türkiye- TÜROFED ile yapılan işbirliği çerçevesinde; turizm ve seyahat sektörünün kısa, orta ve uzun vadeli görünümüne ilişkin içgörürlerini sektör temsilcileri ile paylaşarak önlerini daha iyi görmelerine, tüketici eğilimlerini daha net okuyabilmelerine ve daha iyi kararlar vermelerine katkı sunacak.

3)Turizm ve Seyahat Sektörünün İnovatif Ürün ve Hizmetlerle ile Desteklenmesi

Dijital hizmetler, pandemi öncesinde de gezginler için büyük önem taşıyordu. Ancak pandemi sonrası dönemde yeni ortaya çıkan ihtiyaçlar ve esneklik talebi ile birlikte dijital ürün ve hizmet talepleri de artış gösterdi. Bu çerçevede Google Türkiye ve TÜROFED önümüzdeki dönemde turizm işletmelerinin dijital ürün ve servisler hakkındaki bilgilerini güncel tutabilmek için sektörü ilgilendiren yeni teknoloji ve araçlara ilişkin bilgilendirme çalışmalarını hayata geçirecek.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy: “Özellikle turizmde yeni anlayışlar ve yaklaşımlar yükselişte.”

Google Türkiye- TÜROFED arasında imzalanan işbirliği protokolünde konuşan T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy, dünyanın son bir buçuk yıldır yürüdüğü son derece sıkıntılı bir yoldan ağır ama emin adımlarla düzlüğe çıkmak üzere olduğunu belirtti ve sözlerine şöyle devam etti: “Bununla birlikte dünyanın değiştiğini, eskisinden farklı olduğunu göz ardı edemeyiz. Özellikle turizmde yeni anlayışların ve yaklaşımların yükselişte olduğunu görüyoruz. Sanal dünyanın tanıtımda ve kitlelere ulaşmada taşıdığı muazzam potansiyeli akılcı ve stratejik şekilde kullanmanın gayreti içerisinde olmalıyız. TÜROFED ve Google Türkiye arasında eğitim, teknoloji ve bilgi paylaşımını kapsayan böylesi bir protokolün hayata geçirilmesini çok değerli bulduğumuzu ifade etmek isterim. Değişen dünyada yeni döneme doğru atılan bu güçlü adım ve iş birliği dolayısıyla her iki kuruluşu da tebrik ediyor, protokolün ülkemiz turizmine, sektörün işleyişine ve çalışanlarına fayda sunmasını diliyorum.” dedi.

Google Türkiye Ülke Direktörü Mehmet Keteloğlu: “Yeni normal koşullarında büyümenin ve rekabetçiliğin yolu, dijitale yönelmekten geçiyor.”

Google Türkiye Ülke Direktörü Mehmet Keteloğlu pandemi döneminde ve sonrasında dijitalleşmenin önemini vurguladığı konuşmasında şunları söyledi: “Bir sağlık krizi olarak başlayan salgın geçtiğimiz aylar içerisinde özellikle turizm ve seyahat sektörünün de zor günler yaşamasına neden oldu. Turizm ve seyahat sektörü salgın nedeniyle dünya çapında 2 trilyon dolardan fazla gelir kaybı yaşadı. Söz konusu süreç; turizm ve seyahat sektöründe değişen tüketici taleplerini hızlı okuyan, rakip pazarlardan kendini farklılaştırarak rekabetçi yanını ortaya çıkaran, pandemi boyunca tüketicilerle iletişimi sürdüren, sağlık ve hijyen tedbirleri konusunda tüketiciyi bilgilendiren ülkeleri daha avantajlı kılarken, istisnasız şekilde dijitalleşmeye olan ihtiyacı da artırdı. Artık için bulunduğumuz ‘yeni normal’ koşullarında büyümenin ve rekabetçiliğin yolu, dijitale yönelmekten geçiyor. Kamu ve özel sektör işbirlikleri ise bu dönüşümün etkin ve tabana yaygın şekilde gerçekleşmesinin itici gücü konumunda. Ülkemizde de pandeminin başından bu yana başta Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere, kamu kurumlarımız tarafından alınan tedbirlerle, pandemi döneminin sektör açısından minimum hasarla atlatılması konusunda yoğun çaba sarfedildi.  Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansının (TGA)  kuruluşuyla, ülkemiz global trendlerle uyumlu ve yeni ihtiyaçlara hitap eden yepyeni bir yapıya kavuştu. Biz de Google  olarak, kurulduğu günden bu yana TGA ile birlikte çalışıyoruz, ve salgının ilk aylarında TGA’ya 2 Milyon Dolar tutarında bir Google reklam bağışı sağlayarak ülkemizin turizm kampanya çalışmalarına desteğimizi sürdürdük.

Özellikle belirtmek isterim ki, turizm ve seyahat Türkiye’de faaliyete başladığımız ilk günden bu yana bizim için hep öncelikli bir sektör oldu. Türkiye’deki 15. yılımızda TÜROFED ile çıktığımız bu yol ile ülkemize hizmet etmeye yönelik çalışmalarımıza bir yenisini eklemekten dolayı büyük onur ve mutluluk duyuyoruz. Bu zorlu dönemi hep birlikte aşarken, tüm işletmeleri dijital platformların sunduğu birbirinden değerli avantajlardan ve güçlü araçlardan yararlanmaya çağırıyoruz.”

TÜROFED Başkanı Sururi Çorabatır: “Bu işbirliği ile dijital dünyanın sunduğu yeni ürün ve araçlardan hızla haberdar olacağız.”

Dijitalleşmenin tüm sektörlerde olduğu gibi turizmde de önemli konulardan biri haline geldiğini belirten  TÜROFED Başkanı Sururi Çorabatır, İşbirliği Protokolüne ilişkin olarak şunları söyledi: “Özellikle dijital platformlar, online içerik yönetimi ve veri analitiği turizm sektörünün yeniden eski canlılığına kavuşmasında bizlere yardımcı olacak ana başlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Bu işbirliği ile dijital dünyanın sunduğu araçlardan daha iyi faydalanarak hem işletmelerimizi hem de çalışanlarımızı çağın gerektirdiği dijital becerilerle donatabilmeyi hedefliyoruz. Böylelikle bir yandan online içerik ve markalaşma, konularındaki yatırım kararlarımızı daha öngörülü ve stratejik şekilde verirken, bir yandan da dijital dünyanın sunduğu yeni ürün ve araçlardan hızla haberdar olabileceğiz.”

Sektörün Gelişmesi için Önemli Bir Hamle

Dünyadaki gelişmelere bakıldığında turizm, dijital dönüşümün tüm süreçlerini temelden etkilediği endüstriler arasında yer alıyor. Bu açıdan Türkiye ekonomisinin lokomotifi işlevi gören turizm ve seyahat alanına destek vermek, Türkiye’nin gelişimine de katkı sağlamak anlamına geliyor. Kamu  ve sektör temsilcilerinin çabalarıyla giderek daha çok ivme kazanan turizm ve seyahat alanında, yeni bir ortaklığa imza atılması bu nedenle büyük önem taşıyor. Google Türkiye ile yapılan işbirliği ile TÜROFED’e bağlı otel ve konaklama işletmelerinin dijitalleşmesinin hızlandırılması hedefleniyor.

Youtube’un video trendleri ve bazı gerçekler

Youtube enteresan bir video trendleri raporu gönderdi. Önce ona bakalım:

YouTube’un Kültür ve Trendler (Culture & Trends) ekibi 2020-2021 döneminde yükselen yaratıcı trendleri ve bu trendlerin videonun geleceğini nasıl etkileyeceğini ortaya koyan özel bir rapor hazırladı. Cannes Lions 2021 etkinliğinde duyurulan raporun bulguları, tüm dünyadan yüzlerce videonun analizine, 20’den fazla ülkede Ipsos tarafından yapılan anketlere ve endüstri uzmanlarıyla yapılan görüşmelere dayanıyor.

Rapordan dikkat çeken bulgular

YouTube Kültür Trendleri Raporu, görüntüleme, içerik biçimleri ve yaratıcılığın rotasını anlamak için en son video trendlerine ve analizlerine odaklanıyor.

●     Rapor, canlı ve eşzamanlı izlemenin, insanların bir topluluğun parçası olma ve bağlantıda olma hissi kazanmalarına yardımcı olduğunu ortaya koyuyor:

○   İnsanların yüzde 85’i geçen 12 ay içinde birliktelik duygusu yaratan bir canlı yayın izledi.

○   2020 yılında “Benimle” videoları gibi eşzamanlı içerikler tüm dünyada 2 milyardan fazla kez izlendi. 

○   Başkaları ile aynı odada TV ekranında YouTube içeriği izleyenlerin oranı yüzde 67.

○   İnsanların yüzde 79’u başkalarıyla birlikte YouTube seyrederken daha derin bağlantılar kurduklarını söylüyor.

●      Genel ve özel alanlar arasındaki sınırlar ortadan kalkarken, izleyiciler daha ‘ilgili’ içerikler istiyor.

○   İnsanlar, içerik üreticilerinin sahici benlikleriyle var oldukları ve kendileri için önemli olan konular hakkında konuştukları, izleyicilerle daha derin bir bağlantı kurdukları YouTube’da daha çok  ilgili içerikler arıyor ve bu içeriklerle daha fazla etkileşim kuruyor.

○   Örneğin bu ilgili formatlar, satrancın yeniden markalaşmasına da yardımcı oldu. Satrançla ilgili içeriklerin izlenmesinde geçen yıl dünya çapında %100’ün üzerinde artış oldu. 

○   Ek olarak, insanların %82’si ayda en az bir kez bir şeyi nasıl yapacaklarını öğrenmelerine yardımcı olacak videolar izledi. 

●      Dijital video, halihazırdaki görsel-işitsel kuralların ötesine geçiyor ve giderek daha deneyimsel bir hale geliyor.

○   ASMR (autonomous sensory meridian response) videoları ilgi çekerken, video podcast’ler (İnsanların yüzde 51’i son 12 ayda en az bir video podcast izledi)  ve ses öncelikli ya da oyunlardakine benzer sinematik birinci şahıs videoları gibi diğer duyusal formatlar ortaya çıktı.

○   Örneğin, Minecraft oyunundaki “Dream SMP” (survival multiplayer) sunucusunun videoları, Mayıs 2020’den itibaren 1 milyardan fazla izlenme ile son altı ayın en popüler eğlence fenomeni haline geldi.

○   Video ‘meme’ ve trendlere katılımcı olmak, aynı zamanda popüler ve sürükleyici bir sosyal eğlence biçimi haline gelmiş durumda. Güney Afrika‘da başlayan ve İsveç’teki sağlık çalışanları arasında bir hit haline gelerek 600 milyonun üzerinde izlenen Jerusalema challenge gibi dans trendleri büyük ilgi topladı.

Türkiye’den öne çıkan trendler

●      Raporda yer alan Ipsos verilerine göre;

○   Türkiye’de görüşülen katılımcıların yüzde 92’si son 12 ayda en az bir canlı yayın izledi.

○   Son 12 ayda online video içeriği izleyenlerin oranı yüzde 92, online video içerik paylaşanların oranı ise yüzde 80.

○   Katılımcıların yüzde 63’ü insanlarla iletişim kurmak için ayda en az bir kez video izliyor.

○   Yüzde 92’si öğretici içeriğe sahip videoları ayda en az bir kez ya da daha fazla sıklıkta izliyor.

○   YouTube içeriğini TV üzerinden ayda en az bir kez başkalarıyla birlikte aynı odada TV üzerinden izleyenlerin oranı yüzde 73.

Etkileşimli bir video formatında paylaşılan raporun tamamına http://yt.be/trendsreport adresinden ulaşılabiliyor.

Sonra diyelim ki Youtube bu kadar videonun artışını sağladıktan sonra acaba şu konularda neler yapıyor:

Acaba Youtube içerikçiye verdiği reklam ücretiyle aldığı reklam ücreti arasında nasıl bir fark yaşıyor? Yani bir firma 1.000 TL reklam verince bunun kaç lirası videoyu oluşturmak için kendini paralayan insanların cebine giriyor? 500 mü? 10 mu?
Acaba Amerika’da 100 video gösteren adamla Türkiye’de 100 video gösteren adamın cebine aynı para mı giriyor?
Acaba bu video yanlış şeyler çağrıştırıyor bu bizim standartlarımıza aykırı dediği şeyler ABD, AB ve Türkiye’de birbirinin tıpatıp aynısı mı? Yani standartlar evrensel mi günlük mü?

Bunlara cevap bulursak süper olur…

Bizim çatıda Keban var, sizde Atatürk barajı

Yaşadığımız Covid-19 salgını ile Marmara Denizi’ni esir alan müsilaj tehlikesi, temiz ve yaşanabilir çevrenin önemi bir kez daha ortaya koydu.  Her yıl 22 Haziran’da kutlanan Dünya Yenilenebilir Enerji Günü (World REnew Day) dünyanın aydınlık ve mutlu geleceğinin temiz enerjide olduğunu hepimize hatırlatıyor. Son yıllarda hükümetin başarıyla yürüttüğü yenilenebilir enerji kaynaklarını sonuna kadar kullanma politikası çerçevesinde, bu alanda birçok yatırım ve teşvik uygulandı. Sonuç olarak yenilenebilir enerjinin payı Türkiye’nin toplam elektrik üretimine yüzde 17’ye kadar yükseldi. Gelecek yıllarda bu oranın gerçekleşen yeni yatırımlarla beraber daha da artacağı planlanıyor. Özellikle yerli elektrikli oto TOGG projesinin de devreye alınmasıyla birlikte, hem yenilenebilir enerjiden elde edilen elektriğe hem de bu alanda gerçekleşecek yatırımlara daha çok ihtiyaç duyulacak. 

GÜNEŞ ZENGİNİ BİR ÜLKEYİZ

İşte tam da bu alanda yenilenebilir enerji kaynaklarını artırmak için Türkiye’nin elinde çok büyük bir potansiyel bulunuyor. Türkiye’de 80 ile 100 milyon metrekare arasında konut, iş yeri, sanayi ve sosyal tesis çatı alanı olduğunu anlatan Türkiye’nin öncü enerji firması Üçay Grup CEO’su Turan Şakacı, “Ülkemiz çok büyük bir zenginliğin üzerinde oturuyor. Adeta petrol konusunda şanslı olan Ortadoğu ülkeleri gibi Türkiye de, güneş zengini bir ülke” dedi. 

FAZLA ELEKTRİĞİ SATABİLİRSİNİZ

Bir enerji tesisi yatırımının ilk önce arsa maliyeti ile başladığını anlatan Şakacı, “Türkiye’de arsa maliyetleri çok yüksek. Özellikle de İstanbul’da bu oran katlanarak artıyor. Bir arsanın metrekaresinin 30 bin TL’ye dayandığı İstanbul’da bir enerji tesisi kurmak hiç de kârlı bir iş değil. Öte yandan arsa maliyetlerinin de hayli yüksek olduğu Bursa, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Trabzon, Gaziantep gibi diğer önemli büyükşehirler de yatırımcılar için dezavantaj oluşturuyor. Öte yandan çatılara kurulan güneş enerji sistemleri için ise arsa maliyeti sıfır. Nişantaşı’nda 1.000 metrekare arazi için 50 milyon TL’yi gözden çıkartmak gerekir; fakat aynı semtte bir apartmanın 1000 metrekarelik çatısına güneş enerji sistemi kurmak için arsa maliyeti ödemezsiniz. Üstelik yaptığınız enerji yatırımı size kısa sürede geri döner, ürettiğiniz fazla elektriği de satarak para da kazanabilirsiniz” ifadelerini kullandı. 

21 METREKAREDEN BÜYÜK HER ALANA UYGUN

Güneş Enerjisi Potansiyeli Atlası’na (GEPA) göre Türkiye yıllık 2 bin 737 saat, günlük 7,5 saat verimli güneş alıyor bilgisini veren Turan Şakacı, “Yönetmeliğe göre 21 metrekareden büyük her çatıya, güneşten yararlanan yenilenebilir enerji sistemi kurmak mümkün. Yatırım kendini 7.5 yılda amorti ediyor. Sistem 25 yıl boyunca çalışıyor ve bedava elektrik üretiyor. Konut siteleri, ticari alanlar, eğlence mekanları, alışveriş merkezleri ve daha pek çok alan kendi elektriğini üretme gücüne sahip. Belki şehirlerde yeni bina yapacak alanları bulmak zor fakat enerji üretmek için çatılarda çok büyük bir potansiyel bizleri bekliyor” şeklinde konuştu. 

GÜCÜMÜZÜ KULLANALIM

Türkiye’deki çatı potansiyelinin tamamının kullanılması durumunda ortaya çıkacak enerji potansiyelinin Atatürk ve Keban barajları kadar verimli olacağını anlatan Şakacı “Neden böylesi büyük bir araziyi atıl durumda bırakalım? Bugün evde kal ve çalış döneminde günlük elektrik tüketimi 840 milyon kilovatsaate yükseldi. Bu oran iş yerlerinde çalıştığımız ve okullara gittiğimiz zaman günlük 640 milyon kilovatsaatti. Dünyada ve Türkiye’de büyük şirketler evde çalışmanın kalıcı olacağını belirtiyor. Demek ki enerji ihtiyacımız da o oranda artacak. Güneş potansiyelimiz ve boş çatılarımız da varken, kendini kısa sürede amorti edebilen yenilenebilir enerji yatırımın neden gerçekleştirmeyelim” dedi. 

YENİLENEBİLİR İŞ GÜCÜ ARTIYOR

Geleceğin mesleklerinden birinin de yenilenebilir enerji alanında olduğunu anlatan Üçay Grup CEO’su Turan Şakacı, şunları söyledi:  “Sistemi artık elektrik enerjisiyle çözüp, elektriği de güneşten ya da rüzgârdan yenilebilir şekilde üreteceğiz. Isı pompasıyla da ısıtma soğutma sistemlerini ve sıcak su kullanımının tasarlanmasını sağlayacağız. Biz sektörün bu noktada biraz daha evirileceğini, yeni bir vizyona geçeceğini ve geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla kendi tarafımızda ekiplerimizin içerisindeki teknik personel sayısını artırıp, özellikle yenilenebilir enerjiyle alakalı eğitimler verip personel alımına başladık. Sektörün geleceğinde kendi vizyonunu, kendi dümenini bu yana çevirecek yapıların daha kuvvetleneceğini düşünüyoruz. Vizyonuna doğalgazın yanına ısı pompasını, güneş enerjisini, rüzgâr enerjisini ve alternatif enerji kaynaklarını alan yapıların çok daha iyi noktalara geleceğini öngörüyoruz.”

Yayım tarihi
BÜLTEN olarak sınıflandırılmış

Türk Telekom zamandan ve paradan tasarrufun kısaltmasını TTiMoT olarak belirledi

Türk Telekom, yerli ve millî test otomasyon platformu ‘TTiMoT’ ile son kullanıcı terminallerini, uluslararası standartlarda el değmeden otomatik olarak test etmeye başladı. Platform sayesinde Türk Telekom, altyapısında kullanılan ve kullanılması planlanan müşteri terminallerinin test süreçlerini tam otomatize ve merkezi olarak yöneterek; 15 kata varan zaman tasarrufu, iş gücü ve hizmet kalitesiyle de önemli kazanımlar sağlıyor.

Türkiye’de dijital dönüşümün lideri Türk Telekom, ülkeye değer katacak yerli ve millî teknoloji ürünlerini geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Türk Telekom, ağ anahtarlama-yönlendirme-güvenlik alanlarında, yazılım ve donanım odaklı ürün ve çözümlerin tasarım ve üretimi konusunda uzmanlaşmış Pnetworks bilgi teknolojileri şirketi ile birlikte tamamen yerli yazılım ve donanıma sahip ‘Türk Telekom İnovasyon Merkezi Otomasyon Tool’unu (TTiMoT) hayata geçirdi. TTiMoT ile son kullanıcı terminalleri, uluslararası standartlarda el değmeden otomatik olarak test ediliyor.

Genişbant modemler başta olmak üzere tüm ürünlerini, müşteri memnuniyeti ve altyapıya uyum konusunda çok kapsamlı testlere tabi tutan Türk Telekom, TTiMoT ile 15 kata varan zaman tasarrufu, iş gücü ve hizmet kalitesi sağlıyor. İşletmelerin dijital dönüşümlerini kolaylaştıracak ürün, hizmet ve çözümler sunan Türk Telekom, TTiMoT platformu ile uluslararası test cihazı ve otomasyon firmalarının sağladığı test otomasyon sistemini yerli firmalar ile yurt içinde gerçekleştiriyor. Böylece ülke ekonomisine büyük katma değer sağlarken yerli firmaların kabiliyetlerini de artırıyor.

Türk Telekom Network Mimari ve Kalite Güvence Direktörü Emel Uzun Subaş konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Türk Telekom olarak özellikle son yıllarda yerli ürün ve proje odaklılığımızı test alanında da uygulamaya aldık. Bu doğrultuda, uzun yıllara dayanan bilgi birikimimiz ile yerli test otomasyon platformu TTiMoT’u hayata geçirdik. Pnetworks iş birliğinde geliştirdiğimiz yerli yazılım ve donanıma sahip TTiMoT ile kendi test süreçlerimizde zaman, iş gücü ve test kalitesi anlamında çok büyük kazanımlar elde ettik. Türk Telekom olarak,  ürünlerimizin müşteri memnuniyeti ve altyapıya uyumluluğunda çok kapsamlı testler uyguluyoruz. Örneğin; 3 farklı altyapıda 15 günde sona eren modem testlerimiz TTiMoT ile 1 gün içerisinde; yaklaşık 7 gün süren genişbant erişim sistem testlerimiz ise artık saatler içinde tamamlanabiliyor. Türk Telekom olarak Türkiye’nin yerli ve millî teknolojilerinin geliştiricisi olmaya devam edeceğiz.”

Telkoder Dijital Dönüşüm Ofisi’nin veri merkezi fikirlerini önemsedi

Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER), Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı Ali Taha Koç’un, Türkiye’de veri merkezi sektörünün desteklenmesi üzerine çalışma başlattıklarına ilişkin açıklamalarını değerlendirerek önerilerini sıraladı. TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Halil Nadir Teberci, bu açıklamaların veri merkezi işletmeciliği sektörü tarafından olumlu bulunduğunu, yapılacak çalışmalarla dünya veri merkezi işletmeciliği pazarından ülkemizin de hak ettiği payı alabileceğini ifade ediyor. Teberci, ilgili çalışmaları yürütecek yetkili kurumlara; konuyu ülke verisinin ülkede kalması, veri güvenliği, kişisel verilerin korunması, ticari verilerin korunması, siber güvenlik gibi her yönüyle kapsayıcı bir şekilde ele almalarını ve bazı uluslararası şirketlerin tekel davranışlarının önüne geçmeleri tavsiyelerinde bulunuyor.

Veri merkezleri dijital dönüşümün stratejik yapı taşları arasında yer alıyor. Gartner’ın araştırmasına göre küresel veri merkezlerinden elde edilen gelir 2020 yılında 188 milyar dolar, 2021 yılında ise %6,2 büyüme ile 200 milyar dolar seviyesinde olması bekleniyor. 

Verilecek destekler yerli veri merkezlerini büyütecek nitelikte olmalı

TELKODER’in uzun yıllardır dikkat çektiği, veri merkezi işletmeciliği alanında yapılacak düzenlemelerin gecikmiş olması, sektörün gelişimini ve yerli veri merkezlerinin gelişimini geciktirmiş durumda. Bugün Türkiye pazarında veri merkezi yatırımı yapan işletmecilerin pek çoğu bu konuda tekel haline gelmiş olan uluslararası şirketlerle rekabet edecek büyüklüğe sahip değildir. TELKODER veri merkezlerinin desteklenmesini kritik ancak gecikmiş bir adım olarak nitelendirse de yerli işletmecilerin desteklenmesiyle ülkemizin bir şekilde yarışta kalabileceğini düşünüyor.

Açıklamalar sektör tarafından destekleniyor

“Türkiye’nin verisinin Türkiye’de barındırılmasına ilişkin hedeflerin gerçekleşebilmesi için somut adımların atılacak olması sektörün geleceği açısından umut verici.” diyen TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Halil Nadir Teberci sözlerini şöyle sürdürüyor: “Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı Ali Taha Koç’un açıklamalarının veri merkezlerinin desteklenmesine ilişkin çalışmaları hızlandıracağını düşünüyoruz. Veri merkezleri konusunda geldiğimiz noktada özellikle küçük ve yerli veri merkezlerinin desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yerli veri merkezlerinin desteklenerek gelişmeleri uluslararası büyük şirketlere karşı rekabet edebilmelerine yardımcı olacaktır. 2021 yılı sonuna kadar acil önlem alınmadığı takdirde bazı cep telefonu işletmecileri dışında Veri Merkezleri Pazarında rekabet edecek Yerli ve Milli diyebileceğimiz bir şirketimiz bile kalmayabilir. TELKODER olarak veri merkezlerinin geliştirilmesi ve küresel veri merkezleri pazarından hak ettiğimiz payı almak üzere üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeyi heyecanla bekliyoruz.”

TELKODER’e göre; 

  • Veri merkezlerine, “Cazibe Merkezleri Programı” kapsamında sağlanan destek ve teşviklerin kullanılabilmesi için 24 il sınırı ülke geneline yaygınlaştırılmalı ve beyaz alan sınırı (5000 ) kaldırılmalıdır.
  • Veri merkezi İşletmecilerine özel elektrik tarifesi hazırlanmalı ve özel indirimli fiber tarifeler oluşturulmalıdır.
  • Tüm erişim sağlayıcıların katılımının zorunlu olacağı birden fazla İnternet Değişim Noktasının kurulması bir an önce gerçekleştirilmeli, bir ucu herhangi bir veri merkezinde sonlanan kiralık devre ücretleri normal ücretin ¼’ünden fazla olmamalıdır.
  • 5 yıl süre ile veri merkezi personelinin gelir vergisinden %100 muafiyeti sağlanmalı, Sıfır maliyetli, uygun fiziksel şartlara sahip bina/kampüs imkânı tanınmalı, Türkiye dışına satacağı servislerin gelirlerinde %100, Türkiye içerisine satacağı servislerin gelirlerinde %50 oranında vergi muafiyeti sağlanmalı, anlaşmalı üniversiteler ve kurumlardan gerekli teknik personelin yetiştirilmesi şartı ile bu personelin maaşlarında %50 oranında devlet desteği verilmelidir.
  • Yeni yapılacak Veri Merkezleri, en az Uptime Institute, ANSI/TIA veya BICSI Tier III isteklerini karşılayacak nitelikte olmalı ve bu konuda Türk Standartları Enstitüsü (TSE), ülkemizin kendine ait Veri Merkezi Standartlarını oluşturmalıdır.
  • Yurt içi veri merkezi hizmetlerinden alınan ve yurt dışında sunulan hizmetler karşısında haksız rekabet yaratan yüksek vergiler kaldırılmalıdır.
  • Kamu Kurumlarımızın, kendi verilerini sınıflandırılması/derecelendirmesi ve saklanma önceliğine göre bu verileri kendi bünyesinde ve/veya yerli veri merkezlerinde barındırmalarına olanak tanımalıdır. Bu yöntem ile veriler, hem daha güvenli ve düşük maliyetli olarak saklanmış, hem de sektör oyuncuları dışarı itilmemiş ve sektörü büyütücü bir adım atılmış olacaktır.
  • Sosyal Medya uygulamaları için talep edilen yurt içinde veri tutma zorunluluğu, belirli bir yol haritası ile kritik tüm sektörlerde uygulanmalıdır.