Türkiye 5G üreticisi olmaya hazırlanıyor

5G teknolojisinin yaygınlaşması için çalışmalarına aralıksız devam eden ULAK Haberleşme,  tamamen yerli ve milli altyapı geliştirme faaliyetleri ile sadece yurt içine değil yurt dışına da hizmet vermek hedefiyle 5G ve ötesi için Türkiye’nin İletişim Gücü olmaya devam ediyor. Sektördeki araştırmalar sonucu ortaya çıkan sayılar, 5G’nin hayatımızda yaratacağı etkiyi şimdiden hissettirir nitelikte.  Dünya genelinde, Ocak 2021 itibariyle 61 ülkede 144’ten fazla servis sağlayıcısı 5G servis hizmeti verirken 2026 yılı sonunda kullanıcı sayısının 3.5 milyarı bulması bekleniyor. Gelecekte, dünyadaki mobil veri trafiğinin yarısından fazlasını taşıması beklenen 5G ağları ile; sağlık, akıllı ulaşım, endüstriyel üretim ve IoT sektörlerinin toplam gelirinin dört yıl içerisinde 700 milyar doları geçeceği tahmin ediliyor. 5G teknolojisini üreten dünyadaki 7 ülkeden biri olan Türkiye, gelecekte 5G’de söz sahibi ülkelerden birisi olacak.

AR-GE’YE DAYALI ÇÖZÜMLER ÜRETİYORUZ

Yabancı üreticilere karşı rekabetçi bir ürün ortaya koymanın, hedefleri arasında yer aldığını belirten ULAK Haberleşme Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Celal Sami TÜFEKCİ; “Türkiye’yi güvenli iletişim altyapıları ile donatma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen mevcut 4.5G teknolojilerini sürdürülebilir kılma çalışmalarımızı sürdürürken, 5G ve ötesi için dünya standartlarında yenilikçi çözümler üretmek için de çalışıyoruz. Geniş bant iletişim teknolojileri konusunda ortaya koyduğumuz patentler (IPR) ile aynı zamanda katma değeri yüksek işler gerçekleştirerek, uçtan uca yerli ağ teknolojileri geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda ULAK Haberleşme AR-GE ekibi, yapmış olduğu patent başvuruları ile katma değeri yüksek işler gerçekleştirmenin motivasyonunu kazanırken, Ar-Ge çalışmalarını da bir o kadar heyecanla sürdürüyor.” dedi.

5G TEKNOLOJİSİNDE DÜNYADA İLK 7’DEYİZ

TÜFEKCİ, “Bu teknoloji, dünyada sadece 7 ülke tarafından üretiliyor ve Türkiye de bu ülkelerden birisi. Ülkemizin, bu ülkeler arasında yer almasının haklı gururunu yaşıyoruz. Bu anlamda, geliştirdiğimiz milli teknolojimiz ile uluslararası pazarda da büyük pay sahibi olacağımıza inanıyoruz. Paylaşımcı ekosistem modeliyle, iki temel konuda çalışma modelini sürdürmeyi önemsiyoruz. Bunlardan birincisi; kuruluş misyonumuzda da yer alan yerli, milli ve güvenilir bir iş birliği modeli oluşturmak. İkincisi ise; kurduğumuz altyapı üzerinde çalışan yerli dikey sektörlere istihdam sağlayan ve cari açığı azaltacak girişimci bir model ile çalışmak.  Kritik AR-GE verilerini içeride tutan ve hem yatay hem de dikeyde güçlü bir ekosistem kuran bu iki model, operatörlerin kullanıcı olduğu sektörde sürdürülebilirliği sağlayacaktır” diye konuştu. 

TÜRKİYE’NİN VERİSİ MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ

5G teknolojilerinin yanı sıra tamamen yerli ve milli haberleşme altyapısı olan ULAK uMAYA’nın da kullanımda olduğunu belirten TÜFEKCİ, Türkiye’nin verisinin milli güvenlik meselesi olduğunun altını çizdi.

Tüfekci, “Koyulan hedeflerin yabancı kaynaklı sistemlerle oluşturulan veri merkezleriyle gerçekleştirmesi oldukça zor. Amaç, uçtan uca veri güvenliği ise tek yol yerli ve milli sistemlerin kullanılmasından geçmektedir. Tamamen yerli ve milli olarak geliştirilmiş olan uMAYA, bu noktada devreye girerek kritik bir rol üstlenmektedir. Örneğin, bir bankadaki bilgiyi diğer şubelere bulut ortamında iletiyorsunuz. Bu, güvenlik anlamında çok önemli çünkü verinizi yabancı bir firmaya açmamış oluyorsunuz. Bu nedenle, uMAYA kullanımının her geçen gün yaygınlaşmasını, ekonomik, teknolojik ve siber güvenlik açılarından zorunluluk olarak görüyorum. Bununla birlikte, uMAYA’ da kullandığımız veri merkezi çözümümüzle merkezi yönetim kolaylığı sağlarken, yetişmiş insan kaynağını da en verimli şekilde kullanmış oluyoruz” şeklinde konuştu.

“Ayrıca, Kovid-19 salgınının etkileri göz önüne alındığında ihtiyaç haline gelen uzaktan eğitim, sağlık hizmetleri ve uzaktan çalışma konularında Türkiye’nin en ücra köşelerinde bile halkımızın hizmetindeydik. Örneğin; çocuklarımız için EBA, köylerde doktor ve asker çağrıları, karakollarda Mehmetçiklerin aileleriyle iletişimi gibi birçok başlıkta ULAK Haberleşme olarak ürettiğimiz çözümlerimiz  ile sahalarda operatörlerimizle beraber aktif rol alıyoruz”.

Mektepli oyuncular dönemi

Yükselen bir sektör olarak görülen dijital oyun sektörünün 2023’e kadar 200 milyar doları geçmesi bekleniyor. Türkiye’de üretilen oyunların yüzde 90’ı ise küresel oyun pazarına ulaşıyor. İstinye Üniversitesi Dijital Oyun Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Nevin Eryılmaz, gençlerin dijital oyun bölümüne ilgi gösterdiğini belirterek, üniversite tercih dönemi yaklaşırken, adaylara dijital oyun bölümüyle ilgili bilgiler verdi. 

Üniversite sınavları geride kaldı. Adaylar heyecanla sınav sonuçlarının açıklanmasını beklerken, tercih edecekleri bölüm arayışlarına da başladılar. Uzmanlar adaylara sevdikleri bölümleri tercih etmelerini önerirken, aynı zamanda adayların geleceği ve istihdamı olan sektörleri araştırmaları konusunda uyarıyorlar. Dünyada ve Türkiye’de her geçen gün yükselen sektörlerden biri de dijital oyun sektörü. 2013’te küresel video oyunları pazarının 75 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyordu. 2017’de bu miktar 120 milyar doları aştı. Küresel oyun pazarının 2021’de 175 milyar doların üzerine çıkması, 2023’ kadar ise 200 milyar doları geçmesi bekleniyor. Verilere göre, 2021’de mobil oyun gelirleri pazarın yüzde 52’sini oluşturacak. Yılsonuna kadar dünyadaki oyuncu sayısının ise 2,9 milyar olacağı tahmin ediliyor.

Pandemiyle birlikte oyunlara ilgi arttı

Küresel salgınla birlikte alınan önlemler gereği sokağa çıkma kısıtlamaları ve sosyal aktivitelere gelen sınırlamalar nedeniyle kişiler daha çok evde vakit geçirdi. Bu durum dijital oyun sektörüne olumlu yansıdı. Oyun geliştirici şirketler oyun yatırımlarını arttırırken, abone sayılarında da artış yaşadıklarını açıkladı. AdColony’nin, Türkiye’nin mobil oyuncuları hakkındaki araştırmasına göre, Türk yetişkinlerin yüzde 79’u mobil oyun oynuyor. Türk mobil oyuncular, mobil cihazlarında günde dört saatten fazla zaman harcıyor. Bu durum yeni yatırımların da artmasına neden oluyor.

Türkiye’de üretilen oyunlar küresel pazara ulaşıyor

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Mart ayında yaptığı açıklamada, uluslararası bir teknoloji şirketi ile nitelikli oyun geliştiricileri yetiştirecek bir “Gaming Academy” kurulacağını söyledi. Varank’ın yaptığı açıklamaya göre, Türkiye Ortadoğu-Afrika pazarında yaklaşık yüzde 5’lik bir pay ile lider konumda. Küresel oyun pazarında ise 18’nci sırada. Türkiye’de üretilen oyunların yaklaşık yüzde 90’ı küresel oyun pazarına ulaşıyor ve dünya çapında kullanıcıları bulunuyor. Sektörün 2020 yılı itibarıyla Türkiye’deki geliri ise 880 milyon dolar oldu. 

“Dünya ile rekabet eder konumdayız”

İstinye Üniversitesi (İSÜ) Dijital Oyun Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Nevin Eryılmaz, oyun sektörünün giderek büyüdüğüne dikkat çekerek şunları söylüyor:

“Oyun ekosistemi her geçen gün büyüyor ve gelişiyor. Dünya ile rekabet eder konumdayız. Pandemiyle birlikte oyunlara ilgi arttı. Artan ilgiyle birlikte oyun sektörü yatırımcıların da dikkatini çekiyor. Son beş yıl içinde global şirketlerden Türk oyun sektörüne 2,4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirildi. Bu alanda yeni girişimlerin ve yatırımların giderek artacağını düşünüyorum.”

“Gençlerin ilgi gösterdiği bir bölüm”

Dijital Oyun Tasarımı Bölümü’nün gençlerin ilgi duyduğu bir alan olduğunu belirten Eryılmaz, bölümün eğitimiyle ilgili şu bilgileri veriyor:

“Dijital oyunlar, 21. yüzyılda önde gelen sanatsal anlatım biçimlerinden biri haline geldi. Dijital Oyun Tasarımı Bölümü, oyun endüstrinin içine girmek için gereken dijital oyunun tasarımı ve üretim ilkeleri ve oyun yazılım – programlama teknikleri üzerine yoğunlaşan bir çalışma programı. Öğrenciler burada, yalnızca eğlence pazarı için değil, sağlık, eğitim, inşaat, pazarlama, sanal gerçeklik ve diğer sektörlerdeki ciddi oyun uygulamaları için de oyun tasarlamayı ve geliştirmeyi öğreniyorlar. Dört yıllık eğitimin ardından adaylar, program sayesinde elde edilecek bilgiyle ve ilgi alanlarına göre oyun geliştiricisi, oyun motor yazılımcısı, oyun programcısı, VR geliştirici, oyun tasarımcısı, seviye tasarımcısı, teknik tasarımcısı, oyun sanatçısı, oyun veri analisti, programcı, mobil geliştirici veya yapımcı olarak oyun endüstrisi rollerinde kariyer fırsatı yakalayabiliyorlar. İstinye Üniversitesi bünyesinde Dijital Oyun Geliştirme ve Animasyon Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni yakın zamanda hayata geçireceğiz. Merkezimizde 400 m2’lik alanda son teknoloji teknik ve dijital imkanlara sahip dijital oyun laboratuvarı bulunacak. Dijital oyun, animasyon ve sanal gerçeklik (VR) teknolojilerini bir araya getirerek gerek yerel gerekse küresel oyun pazarına katkıda bulunmayı amaçlayan bu merkezde, akademisyenler ve öğrenciler bir araya gelerek projeler geliştirmekle birlikte dijital oyun start-up ve şirketlerini de kurabilecek.”

Devletlerin telefonlara sokmaya çalıştığı Pegasus’tan kurtulmanın yolları

This studio photographic illustration shows a smartphone with the website of Israel's NSO Group which features 'Pegasus' spyware, on display in Paris on July 21, 2021. - Private Israeli firm NSO Group has denied media reports its Pegasus software is linked to the mass surveillance of journalists and rights defenders, and insisted that all sales of its technology are approved by Israel's defence ministry (Photo by JOEL SAGET / AFP)

İsrailli teknoloji şirketi NSO tarafından geliştirilen casus yazılım Pegasus, sarsıcı iddialarla dünyanın gündeminde. Akıllı telefonlara bulaşmak için WhatsApp, iMessage ve FaceTime gibi popüler uygulamalardaki sıfır gün güvenlik açıklarından yararlanan Pegasus’un şimdiye kadar tanımlanmış en gelişmiş casus yazılım olduğunu belirten Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, kullanıcıları Pegasus casus yazılımına karşı uyararak nasıl güvende kalınacağını paylaşıyor.

İsrailli teknoloji şirketi NSO tarafından geliştirilen casus yazılım Pegasus, sarsıcı iddialarla dünyanın gündeminde. Üçüncü parti uygulama mağazalarında sık sık kötü amaçlı yazılım türleri gözlemleniyor ve bazen bu yazılımlar resmi uygulama mağazalarında da karşımıza çıkabiliyordu ancak Pegasus’un şimdiye kadar tanımlanmış en gelişmiş casus yazılım olduğunu belirten Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, bunun nedeninin ise akıllı telefonlara bulaşmak için WhatsApp, iMessage ve FaceTime gibi popüler uygulamalardaki sıfır gün güvenlik açıklarından yararlanması olduğunu söylüyor. Alev Akkoyunlu, kullanıcıları Pegasus casus yazılımına karşı uyararak nasıl güvende kalınacağını paylaşıyor.

Casus yazılımı geliştiren NSO Grubu, hükümetler ve kolluk kuvvetleri gibi resmi makamlara devlet düzeyinde casus yazılım satma konusunda uzmanlaşmıştır. Hukuk kurumlarının ve diğer kurumların, kendi yazılımlarını meşru sebeplerle kullandıklarını her zaman ileri sürmüşlerdir ancak, bu tür kurumlar casus yazılım satın almayı veya kullanmayı kabul etmeyeceklerinden bu bilgiyi ispatlayan kanıt bulmak zor.

Gizliliğinizin Olmadığı Bir Dünya Hayal Edin!

Casus yazılımlar, 3. kişilerin güvenilir uygulamalardan gelen fotoğraflar, dosyalar, mesajlar ve arama kayıtları dahil olmak üzere özel bilgilere erişmesine izin veren bir kötü amaçlı yazılım kategorisidir. Pegasus’un hedeflediği uygulamalar ise WhatsApp, Facebook, Twitter, Skype ve Gmail gibi var olan en güvenli iletişim uygulamalarından bazılarıdır. Bu casus yazılımı kullanan kişiler ayrıca ekran görüntüleri alabilir, fotoğrafları sızdırabilir ve telefonun kamerasına ve mikrofonuna doğrudan erişebilir. Akıllı telefonlarımız sürekli açık olduğundan, saldırılar hedeflenen kişinin tüm yaşamına 7/24 bir pencere açar. Neyse ki, güvenlik çözümleri kullanan ve dijital yaşamlarını korumak için gereken önlemleri alan insanlar için hala umut var.

Saldırılara Karşı Güvende Değiliz ama Herkes Korunabilir

Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, olası bir Pegasus saldırısının başarı oranını önemli ölçüde sınırlayan birkaç önlem ile kullanıcıların dijital hayatlarını korumalarının mümkün olduğunu belirtiyor.

1. Uygulamaları yalnızca resmi uygulama mağazalarından telefonunuza indirin. Güvenliği ihlal edilebileceği ihtimali nedeniyle mesajlaşma platformları üzerinden bağlantı olarak gönderilen uygulamaları yüklemekten kaçının.

2. İşletim sistemi güncellemelerini ve güvenlik düzeltme yamalarını her zaman kullanıma sunulur sunulmaz yükleyin. Bir tatil veya iş gezisi için ülkeyi terk etmeyi planlıyorsanız, evinizden ayrılmadan önce cihazınızın tamamen yamalı olduğundan emin olun. Çoğu cep telefonu, özellikle yabancı bir ağda dolaşırken, 4G aracılığıyla büyük güncellemeleri indirmez.

3. Cihazınıza yetkisiz fiziksel erişimi önlemek için PIN veya desen tabanlı bir kilit ekranı ayarlayın.

4. Telefonunuzda hangi uygulamaların cihaz yöneticisi ayrıcalıklarına sahip olduğunu düzenli olarak kontrol edin ve gerekirse güvenlik seçeneklerinizi tekrar gözden geçirin.

Tüm bu önlemler alındığında güvende olunduğunu düşünmek kolay ancak saldırganların sıfırıncı gün güvenlik açıklarından yararlanması tamamen yama uygulanmış ve güncellenmiş telefonlara bile erişmeyi başardıkları anlamına geliyor.

Dijital pazarlamanın neden ve nasılları

Dünya çapında yaklaşık 4,66 milyar aktif internet kullanıcısı olduğunu biliyor muydunuz? İşini uluslararası çapta yapmak isteyenler ve dijital pazarlama ile bu insanlara ulaşmak isteyenler için harika bir pazar. Peki, Türkiye’de durum nasıl? We Are Social 2021 verilerine göre, nüfusu 84 milyonu aşan ülkemizde 67 milyon internet kullanıcısı bulunuyor. Bu rakam, nüfusun yüzde 74’üne karşılık geliyor. Ülkemizde 54 milyon kişi aktif olarak sosyal medyayı kullanıyor. Kullanıcı bazında günde ortalama 7,5 saat internete bağlı kalınıyor. Bu durum, markaları arama motorlarında üst sıralarda çıkmak ve kolay bulunmak için dijital pazarlamaya yöneltiyor. Sadece web siteniz ve sosyal medya gibi dijital pazarlama kanallarını kullanarak bile yüzlerce, binlerce kişiyle bağlantı kurabilirsiniz. Tabii bu, buz dağının görünen kısmı, daha fazla dijital kanalla, daha çok müşteriye ulaşabilirsiniz.

1. İşe hedef kitleyi belirmekle başlayın

Geleneksel pazarlama yöntemlerine göre dijital pazarlama hizmetleri, işletmelerin hedef kitlelerine ulaşmaları için çok daha etkili alternatifler sunar. Belirli kitleleri belirlemenize yardımcı olacak hedef pazar araştırması için Google Trendler ve Google Analytics gibi çeşitli araçları da kullanabilirsiniz. Sosyal medyanın yanı sıra e-posta, web siteniz ve arama motorları aracılığıyla müşterilere ulaşabilirsiniz. Müşterilerinizle bağlantı kurmaya çalışmadan önce hedef kitleniz hakkında kapsamlı bir araştırma yapmayı unutmayın. Bu, doğru pazarlama kanalını seçmenizi sağlar. 

2. Geride kalmak mı, önde koşmak mı?

İşletmeler pandeminin getirdiği değişikliklere uyum sağladıkça dijital pazarlama hizmetleri daha yaygın olarak kullanılıyor. Rakiplerinizle rekabet edebilmek, online pazar payını kaybetmemek için dijital pazarlama stratejilerine yatırım yapmanız gerekiyor. Dijital pazarlamanın sunduğu ölçümleme ve analiz imkanlarını kullanmıyorsanız rakiplerinizin size gelmesi gereken trafiği alıyor olduğunu fark etmezsiniz. Geride kalmak mı istersiniz, SEO ve sosyal medya pazarlaması gibi dijital pazarlama stratejileri ile önde koşmak mı?  Hedef kitlenize ulaşmak için başta sosyal medya olmak üzere uygun maliyetli pazarlama platformlarını kullanmanın zamanı gelmiş, hatta geçiyor olabilir. Siz de aynı fikirdeyseniz şimdi harekete geçmenin tam zamanı.

3. Dijitalde inşa edilen kalpten kalbe bir yol

Satışı sonuçlandırdınız, güzel ancak satıştan sonra müşteriler sizden satın almaya devam ediyor mu? Yoğun rekabet ortamında müşteri sadakatini oluşturmak giderek zorlaşıyor. Yeni müşterileri çekmek, mevcut müşterileri elde tutmaktan daha maliyetli olabiliyor. ABD’de, çevrimiçi alışveriş gelirinin yüzde 40’ı, site ziyaretçilerinin yüzde 8’ini oluşturan tekrar eden müşterilerden geliyor. Sadece mobilden yapılan alışveriş için bir hatırlatma: TÜBİSAD E-Ticaret Etki Analizi raporuna göre, geçtiğimiz yıl Türkiye’de online alışverişlerin yüzde 63’ü mobil uygulamalar üzerinden yapıldı. Müşteri sadakati için iletişim halinde olmak gerekiyor ve iyi haber, dijital pazarlama bunu sağlamak için var. Kişiselleştirilmiş e-posta teklifleri, sosyal medya etkileşimleri, çevrim içi ve dışı dijital kanallar gibi alternatifler sadece bir tık ötenizde. 

4. Müşteriyi anlamak isteyene seçenek çok

Dijital pazarlama günümüzdeki kadar yoğun kullanılmıyorken, çoğu şirket müşteri yolculuğundan bahsetmiyordu. Çünkü anlaşılması ve analiz edilmesi zordu. Eskiden klasik döngü müşterinin televizyonda, gazetede veya dergide bir reklam görmesiyle başlayıp fiziksel olarak bir mağazaya gitmesi, bir karar verip mağaza içindeki ürünü almasıyla biterdi. Şimdiyse tüketicinler çevrimiçi reklam görüyor, farklı web sitelerinde fiyat araştırması yapıyor, karşılaştırıyor, sonra ürünü denemeye karar veriyor. Çünkü alternatif çok, tüketici bilinci arttı. Dijital pazarlamayla bir müşterinin ürün, çözüm veya hizmet bulmak için harekete geçtiği ilk andan itibaren attığı her adımda yanında olabilirsiniz. Mobil uygulamalarla, özel teklifler veya indirim kuponları verebilirsiniz, müşteri desteği sağlayabilirsiniz ve satın alma süreci hakkında bilgi sahibi olursunuz. Bu da şirketin gelişimine, eğilimleri görmenize, rakip analizi yapmanıza ve pazarı daha iyi anlamasına olanak sağlar. 

5. Sağlam adımlar ve kesintisiz iletişim  

Pazarlamanın ana amacı nihayetinde “satış hunisi” oluşturmaktır. Dijitalde oluşturduğunuz trafikle tutarlı satışlar oluşturmak sizin elinizde. Peki bunu nasıl yapacaksınız? Trafiği marka tutkunlarına dönüştürerek. Dijital pazarlamayla vitrindeki alıcıları, gerçek alıcılardan ayırabilirsiniz. Etrafınıza şöyle bir bakın. Ürünleri ve hizmetlerini potansiyel müşterilere ulaştırmak için reklam panolarına ve konumuna güvenen şirketler şimdi ne yapıyor? Çevrimiçi satış hunisi kullanıyorlar. Şirketler, daha tutarlı bir potansiyel müşteri hattı oluşturmak için dijitaldeler. Ücretsiz bir kuponu, cazip bir teklifi veya promosyonu kapı kapı dolaştırmak çok gerilerde kaldı. Bu tür çalışmaları şirketin web sitesinde konumlandırarak kullanıcıların bu tekliflerden yararlanmaları için sadece üye olmaları istenir. Bu yaklaşımla çok daha sistematik ve öngörülebilir bir şekilde müşteri adayları üretebilirsiniz. Ek bir avantaj, müşterilerin ücretsiz teklifi almak için e-postalarını göndermeleri gerektiğinden, işletme e-posta pazarlaması yoluyla müşterinizle iletişim halinde kalabilirsiniz. 

6. İşinizi şansa bırakmayın

TV, radyo veya basılı reklamları içeren geleneksel pazarlamanın aksine, çevrimiçi reklam platformları çok daha uygun maliyetlidir. Ayrıca, reklam dönüşüm oranınızı geleneksel reklamcılıktan daha kolay bir şekilde artırabilirsiniz. Basılı reklamlarda, her şey çevrimdışı olduğu için dönüşüm oranlarını izlemek genellikle zordur. Birinin bir dergide reklamınızı görüp mağazaya gittiğini nasıl anlarsınız ki? Reklamınızın performansını izleyemiyorsanız, onu nasıl optimize edebilirsiniz? Dijitalde reklam ve her etkileşim izlendiği için işiniz daha kolaylaşır. Reklamınızı kaç kişinin görüntülediğini ve hangi işlemleri yaptığını anında görürsünüz.

7. Kararsızlık yerini güvene bırakıyor

Yıl 2021 ve artık herhangi bir marka hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde güvenilirlik kazanacaksa, bunu internet üzerinden sağlayabilir. Tüketiciler, herhangi bir konuda kararsız kaldıklarında, sorularına cevap bulmak istediklerinde yüksek kaliteli içerik ararlar. Konunun uzmanlarıyla çalışıyorsanız, aranan ve hedef pazarınızla paylaşılması gereken iç görüleri paylaşabilirsiniz. HubSpot’a göre, blog yazan şirketler yüzde 67 daha fazla potansiyel müşteri oluşturuyor ve insanların bir markayı hatırlaması için beş ila yedi gösterim gerekiyor. İçerik pazarlama çalışmaları, dijitali aktif kullanan markaların daha çok güvenilirliğe sahip olduğunu gösteriyor.

8. Dijital pazarlama algıları değişiyor

İşletmelerin ürünlerini, çözümlerini tanıtmak için internette seslerini duyurmak zorunda olduklarına dikkat çeken dijital performans ajansı EG Bilişim Teknolojileri CEO’su Gökhan Bülbül “Google verilerine göre, mobilden alışveriş yapan kullanıcıların yüzde 33’ü aradığını hemen bulamıyorsa, zaman kaybetmeden rakiplere yöneliyor. Bu nedenle hedef kitleyi tanımak ve ona uygun bir deneyim yaratmak hem maliyetleri düşürüyor hem de nokta atışı bir pazarlama sağlıyor. Geçmişte dijital pazarlamaya yatırım yapmak, rekabette öne geçmek, daha fazla ciro yapmak için tercih edilen bir araç gibi görülüyordu. Kısa vadede olmasa bile, orta vadede şirketler için dijital pazarlama var olup olmama konusu kadar keskin ve net bir belirleyici konumda olacak.” bilgisini veriyor.

Hızlı şarj nasıl mümkün oluyor?

Dünyanın önde gelen lider akıllı ürün markası OPPO, Flash Charge Open Day etkinliğinde, hızlı şarj teknolojisine yönelik sürdürdüğü çalışmalarını ve hızlı şarj teknolojisi çözümünün sağladığı kolaylıkları duyurdu. OPPO VOOC Hızlı Şarj Teknolojileri Baş Mühendisi Jeff Zhang şunları söyledi: “OPPO’nun VOOC Hızlı Şarj teknolojisiyle ilgili yaptığı geliştirmeler, şarj adaptörü, şarj kablosu, güç devresi, pil ve daha fazla çözümü içeren hızlı şarj sistemi bütünündeki yeniliklere dayanıyor. VOOC Hızlı Şarj teknolojisi, kablosuz ya da kablolu şarj kullanımı fark etmeksizin, elektronik cihazların şarj edilmesi söz konusu olduğunda artık en uç şartlarda bile çok çeşitli ihtiyaçları karşılayabiliyor.”

Güvenli şarj: Yeni inovasyonlar daha güvenli bir şarj deneyimi sunuyor

OPPO, hızlı şarj teknolojisini geliştirirken her zaman verimliliği ve güvenliği ön planda tutuyor. Bu konsepte bağlı kalarak VOOC Hızlı Şarj teknolojisinde güvenliği artırmak için beş katlı güvenlik koruma sistemini tanıtan OPPO, yeni malzemelerin, yapay zeka algoritmalarının, şarj mimarilerinin ve diğer faktörlerin daha fazla inovasyon sunmak için nasıl kullanılabileceğini araştırıyor:

•          Düşük empedanslı sigorta: Hızlı şarj teknolojisinin beş katlı güvenlik koruma sisteminde bulunan sigorta, elektrik akımının aşırı yüklenmesi ya da farklı bir anormallik durumunda anında devreye giriyor ve fiziksel olarak elektrik kaynağına yalıtım sağlayarak pili koruyor. Daha düşük dahili dirence ve geliştirilmiş performansa sahip yükseltilmiş sigorta tasarımı, şarj sistemi güvenliğinin daha da artırılmasına yardımcı oluyor. 

•          Galyum Nitrür (GaN) Anahtarları: OPPO, akıllı telefonlarında ilk kez GaN anahtarlarını kullandı. Bu anahtarlar, daha küçük bir alan üzerinde geleneksel silikon MOSFET anahtarlarla aynı işlevselliği elde etmekle (dolayısıyla daha az alan gerektirmekle) kalmıyor, aynı zamanda düşük empedanslar ve yüksek voltajla çalıştığından ısı oluşumunu azaltıp şarj verimliliğini ve güvenilirliğini artırmaya yardımcı oluyor. 

•          Dahili seri iki hücreli tasarımı: Seri iki hücreli pil tasarımı, elektrik akımını düşürüp ısı üretimini azaltırken aynı gücün sağlanmasına imkan tanıyor. Dahili seri iki hücreli tasarım, ikili pil hücrelerini aynı yapıda birleştirerek bu konsepti bir adım daha ileri taşıyor, böylece aynı güvenlik performansını daha az yer kaplayarak sunuyor. Yeni tasarım, aynı boyuttaki pillerin pil kapasitesinde en az %5 artış sağlıyor.

•          Pil Güvenliği Algılama Çipi: OPPO’nun yerleşik yapay zeka algoritmalarına sahip tescilli Pil Güvenliği Algılama Çipi, çeşitli senaryolara dayalı olarak gerçek zamanlı voltaj düşüşlerini tanıyıp buna göre hareket ederek pillerin harici hasar görüp görmediğini algılayabiliyor. Voltaj düşüşünün pildeki hasardan kaynaklandığı tespit edilirse, telefon kullanıcıyı uyarıyor ve daha fazla tehlikenin önüne geçmek için ek güvenlik önlemleri alıyor.

•          Kompozit Akım Kolektörü: OPPO, tamamen yeni bir kompozit akım kolektörü içeren Kompozit Yapıda Güvenlik Pili geliştirdi. Diğer pillerdeki yalnızca alüminyumun kullanıldığı tipik tasarımın yerine bu pilde iki alüminyum katman arasına sıkıştırılmış yeni bir kompozit malzeme kullanılıyor. “Sandviç” formundaki bu yapı, beş katmanlı kompozit akım kolektörü mimarisini oluşturmak için ek bir koruyucu malzemeyle kaplandı. Harici hasarlardan kaynaklanan kısa devrelerden pili koruyan bu çözüm, güvenliği artırıyor. OPPO laboratuvar çalışmaları, performanstan ödün vermeyen yeni pilin, delinme ve çarpma testlerini %100 başarıyla geçtiğini gösteriyor.

Akıllı şarj: Mükemmel denge için pil ömrünü optimize ediyor

OPPO, etkinlikte yeni akıllı şarj teknolojisini de tanıttı. Şarj hızını mümkün olan en güvenli aralıkta tutmak için geliştirilen yeni teknoloji, farklı şarj senaryolarını akıllı bir şekilde algılayıp şarj akımını ayarlıyor. Bu gelişme aynı zamanda, kullanıcıların daha uzun sürelerde optimum pil ömrünün keyfini çıkarmasına imkan tanıyarak normalin dışında pil yaşlanmasının önüne geçilmesine yardımcı oluyor. Akıllı şarj teknolojisi, pil performansının çeşitli alanlarında gözle görülür iyileştirmeler sağlayabiliyor:

•          Daha uzun pil ömrü: 65W SuperVOOC teknolojisinin imkanlarını ve pilin tam şarj/deşarj olma hızını sağlayan bu gelişme, pilin kapasitesini 1.500 şarj döngüsünden sonra bile orijinal kapasitesinin %80’inde tutabiliyor. 

•          Belirli senaryolar için iyileştirilmiş şarj hızı: Şarj hızı, pilin herhangi bir zamanda güvenle alabileceği maksimum anlık güce bağlı olarak, belirli durumlara göre artırılabiliyor. 65W SuperVOOC teknolojisi söz konusu olduğunda, şarj hızı yaklaşık %20 artırılabiliyor ve gerektiğinde 4500mAh pilin 30 dakika içinde tamamen şarj olması sağlanıyor.

•          Şarj hızı ve telefon sıcaklığı dengesi: Yeni teknoloji, farklı kullanım senaryolarında optimum şarj akımı ile buna bağlı olarak sıcaklık artışı arasındaki en iyi dengeyi akıllıca kurabiliyor. Sonuç olarak, kullanıcılar hızlı şarj esnasında herhangi bir çekinceleri olmadan telefonlarını kullanabiliyor.

Ekstrem şarj: En soğuk ortamlarda bile hızlı şarj

OPPO, VOOC Hızlı Şarjı olabildiğince güvenli ve akıllı hale getirmenin yanı sıra, daha zorlu durumlarda optimize etmenin yollarını da araştırıyor. Örneğin, bir lityum iyon pili çok soğuk ortamlarda şarj etmek zor olabiliyor; böyle bir ortamda pili şarj etmeye zorlamak kısa devreyle bile sonuçlanabiliyor. OPPO’nun ultra düşük sıcaklıklar için geliştirdiği şarj çözümü, pilin optimum şarj sıcaklığını belirlemek ve şarj işlemi başlamadan önce sıcaklığı artırmak için akıllı algoritmalar kullanıyor. Yapılan testlerin sonuçları, pil sıcaklığının sadece on saniye içinde -20℃’den +10℃’ye yükseltilebildiğini ve böylece pilin normal şekilde şarj edilmesinin sağlandığını gösteriyor.

VOOC Hızlı Şarj teknolojisinin 2014 yılında piyasaya sürülmesinden bu yana, güvenlik, verimlilik ve kullanım kolaylığı konuları, OPPO’nun pil ve şarj teknolojisine yönelik Ar-Ge çalışmalarına katkıda bulunan temel alanların üçü olarak öne çıkıyor. OPPO, 30 Haziran 2021 itibariyle, hızlı şarj teknolojisiyle ilgili 3.000’den fazla patent başvurusu yaptı. VOOC Hızlı Şarj teknolojisini destekleyen 30’dan fazla cihaz aracılığıyla OPPO, bu hızlı, kullanışlı ve güvenli şarj deneyimini dünya çapında 195 milyondan fazla kişiye ulaştırdı.

OPPO 2021’de, tescilli VOOC teknolojisini otomobillere, kamusal alanlara ve çeşitli cihazlardaki çiplere getiren yeni projesi The Flash Initiative’i başlattı. Deneyimlerin İnterneti çağında kullanıcılara her duruma göre mükemmel tasarlanmış yeni nesil şarj deneyimleri sunmak için OPPO’nun hızlı şarj teknolojisi gelişmeye devam ediyor ve kullanıcıların herhangi bir cihazı her zaman ve her yerde şarj etmesine olanak tanıyor.

Uzayı korsanlardan korumak…

Kaspersky ve Zayed Üniversitesi’nin “Uzay altyapısının siber tehdit profili” başlıklı raporunda, uzay yolculuğunun siber güvenlik açısından değerlendirilmesi ve güvenliği ihlal edilmiş altyapının insanların uzayı keşfi sırasında yol açabileceği tehditler ayrıntılı biçimde ele alındı.  

En son Birleşik Arap Emirlikleri’nin Umut görevinde olduğu gibi giderek daha fazla ülkenin uzayın keşfiyle ilgilenmesi, raporda yer alan bulgu ve öngörüleri son derece değerli hale getiriyor. Zayed Üniversitesi gibi önde gelen akademik kurumlar, Umut gibi görevlerin başarıya ulaşması için gereken teknolojinin ve insan kaynağının sağlanmasında önemli roller üstleniyor. BAE Uzay Ajansı tarafından finanse edilen Zayed Üniversitesi (ZU), insanlı seyahat öncesinde Mars gezegeninin ortamını incelemek için bir Mars simülasyon odası tasarladı. Buna ek olarak ZU araştırmacıları, hiperspektral uzaktan kumanda ve diğer sensörler yardımıyla BAE ortamı için spektral imza kitaplığı yayınladı.

Zayed Üniversitesi Bilgi İşlem ve Uygulamalı Teknoloji Bölüm Başkanı Monther Aldwairi,  “Uzay yolculuğu çok yakında norm olacak, daha fazla ülke kendi uzay keşif projelerini başlatacak. Teknolojideki son gelişmeler uzay araştırmalarını mümkün kılıyor. Uzay yolculuğu artık sadece hükümetleri ilgilendirmiyor, aynı zamanda özel şirketler arasında da giderek daha popüler hale geliyor” dedi.

Uzay altyapısı, roketler, yörünge istasyonları, uydular, insansız hava araçları, uzay sondaları, robotik ve uzaydan dünyaya iletişim sistemleri gibi pek çok görev açısından kritik sistemi kapsıyor. Örneğin uydular, hava durumu, atmosferik hareketler ve istihbarat toplama gibi çeşitli kullanımların yanı sıra güneş sistemimizi ve uzayı keşfetmek için de kullanılıyor. Uydular analiz edilecek verileri yer istasyonlarına iletmek için iletişim sistemleriyle birlikte hareket ediyor.

Diğer kritik altyapı ortamına benzer şekilde, uzay altyapıları da genellikle e-posta hizmetlerini, e-hizmetleri ve dosya sunucularını barındıran bir kurumsal ağdan ve geleneksel kullanıcı segmentinden oluşuyor. Ayrıca uzay sondalarının, sensörlerin, aktüatörlerin, uyduların veya benzeri sistemlerin fiziksel ortamdan veri topladığı alan da uzay segmentine dahil olacak. Denetleyiciler veya zemin katmanları, toplanan verileri izlemek ve işlemek için saha cihazlarını şirket ağıyla birbirine bağlayacak.

Uzay altyapısının birden fazla giriş noktası bulunuyor: Kurumsal ağlar veya kullanıcı segmenti, uydu iletişim istasyonları, yörüngedeki uydular ve hizmetlerini kullanmak için uzay ağına bağlanan herhangi bir sistem. 2022 gibi yakın bir gelecekte giriş noktalarının ay yüzeyindeki LTE/4G kulelerini içerecek şekilde daha da genişlemesi mümkün.

Uzay altyapılarına yönelik tehdit bir kurgu değil, zaten olan bir şey. Son yıllarda uzay altyapısını kötüye kullanan çok sayıda tehdit aktörü tespit edildi. Niyetleri genellikle uydu iletişimini bozmaya, uydu yayınlarını engellemek için altyapıyı kullanmaya ya da hassas bilgileri çalmaya odaklanıyor. İletişim uyduları şimdiden hedef alınıyor ve ülkelerin ABD Uzay Kuvvetleri gibi uzay altyapısını korumaya adanmış birimler oluşturduğuna inanılıyor.

Sağlıkta Zero-Trust dönemi

Sağlık hizmetleri sektörü uzun süredir, tıp ekosisteminin karmaşıklığı sebebiyle yavaş ilerleyen inovasyonların yükünü taşıyor. Sağlık hizmetleri bilgi teknolojileri, kullanılabilirlik, güvenlik veya uyumlulukla ilgili ufak bir tersliğin yüksek maliyetli bir davaya dönüşebildiği, katı yasal düzenlemelere tabi bir sektör. Bir hastanenin operasyonlarında meydana gelebilecek olası aksaklıkları düşünün. Herhangi bir sistem çalışmayı durdurursa hasta kabulünden MR taramalarına kadar birçok noktada kaos çıkabilir. Bu durum, pek çok sağlık hizmetleri ortamında kritik ölüm kalım senaryoları yaşanmasına yol açabilir.

Koşullar göz önünde bulundurulduğunda, sağlık hizmetleri sağlayıcılarının değişim konusunda tutucu davranmaları, altyapı ve yazılım tedarikçilerinin performans, güvenlik ve kullanılabilirliğe ilişkin gereksinimlere uymalarını istemeleri anlaşılabilir bir durum.

Citrix’e göre; sağlık hizmetleri sektörü hiç şüphesiz olağanüstü bir inovasyon ve teknoloji dönüşümünden geçiyor. Sağlık hizmetleri sektörü, yeni yapay kalplerden elektronik aspirine ve nano robotlara kadar daha çevik, verimli ve uygun maliyetli hale gelecek şekilde gelişim gösteriyor. Bununla beraber siber güvenlik sorunu, artık giderek artan fidye yazılımı tehditleriyle başa çıkıp saldırılara karşı acil önlemler de alması gereken sağlık hizmetleri sağlayıcılarını doğrudan etkilemiş durumda. Bu noktada Citrix’e göre, sağlık sektöründe de Zero-Trust yaklaşımının zamanı geldi. 

Citrix ile Sağlık Hizmetleri ve Zero-Trust Yaklaşımı 

Citrix Virtual Apps and Desktops, bilgilerin hiçbir zaman hastalara ilişkin hassas verilere erişmek için kullanılan cihazlarda tutulmamasını sağlayarak ek bir koruma katmanı sunuyor. Bunun ötesinde mobil erişim, sağlık uzmanlarına cihazlarını odadan odaya taşıma imkanını sunuyor, böylece yatan hasta bakımına daha akıcı ve çok yönlü bir yaklaşım getiriyor. Citrix Virtual Apps and Desktop hizmetinin sanallaştırma aracılığıyla Epic ve Cerner gibi elektronik tıbbi kayıt sistemlerine güvenli erişim sağlamasına karşın, birçok sağlık hizmetleri uygulaması için sanallaştırma yaklaşımına gerek olmayabilir. Ancak bu uygulamalara yine de güvenli bir şekilde erişilebilmesi ve uygulamaların HIPAA, HITECH, PII ve PHI yönetmelikleriyle uyumlu olması gerekiyor.

Zero-Trust güven modeli; kimlik, zaman, coğrafi konum ve cihaz durumunu temel alan kalıpları kullanarak yetkili kullanıcılara uyarlanabilir bir şekilde erişim sağlayan bağlamsal farkındalığa dayanıyor. Böylece doktorlarınıza ve hemşirelerinize tercih ettikleri cihazlar ve konum esnekliği sağlanırken erişim güvenliği sıkı kontrol altında tutuluyor.

Citrix Sıfır Güven Ağ Erişimi (ZTNA)

Sıfır güven ağ erişimi (ZTNA; zero trust network access ), daha kapsamlı sıfır güven güvenlik stratejisinin bir bileşeni. Kullanıcı kimliğine, cihazlara ve zaman, coğrafi konum ve cihaz durumu gibi bağlama dayalı olarak uygun erişimi sağlayan erişim mekanizmalarını soyutlar ve merkezileştirir. Sonuç olarak daha fazla esneklik ve daha iyi izleme ile daha güvenli ve dirençli bir ortam elde ediliyor.

Citrix Secure Workspace Access

Citrix Secure Workspace Access, sağlık hizmetleri uygulamalarına ve hizmetlerine güvenli erişim için sıfır güvenlik yaklaşımını sağlıyor. Yönetilen, yönetilmeyen ve kişilerin kendi getirdikleri cihazlar için gelişmiş güvenlik kontrolleriyle sağlık hizmetleri bilgi teknolojileri ve aynı şekilde tıbbi bakım uzmanları için ideal.

KOBİ’ler oltaya geliyor

Pandeminin etkisiyle hizmetlerini, QR kodlar ve temassız ödeme gibi yeni teknolojilerle birleştiren KOBİ’ler bu yeni sistemlere ilişkin siber güvenliklerini sağlamakta zorluk çekiyor. Yapılan araştırmalara göre hackerler KOBİ’lere saldırmak için en sık oltalama saldırılarını tercih ederken, kurumların %41’i yetersiz önlemlerden dolayı saldırlar karşısında savunmasız ve umutsuz kalıyor. Pandemi krizinin etkisiyle daha da kötüleşen siber güvenlik sorunlarına karşı şirketlerin dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Komtera Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun, günümüzde karşılaşılan en yaygın siber güvenlik sorunlarını ve kurumların alabileceği önlemleri sıralıyor.

KOBİ’ler Siber Saldırılar Karşısında Umutsuz!

Büyük şirketlere ulaşmak için fazla çaba harcamak istemeyen hackerler, KOBİ’leri amaçları doğrultusunda basamak olarak kullanmaya devam ediyor. Güçlü saldırılar için yeterli siber güvenlik önlemi bulunmayan birçok KOBİ ise saldırılar karşısında umutsuz kalıyor. Yapılan araştırmalar, KOBİ’lerin %85’inin siber güvenlik sorunlarının işleri üzerinde ciddi olumsuz etkileri olacağı konusunda hemfikir olduğunu ve %57’sinin büyük olasılıkla işlerini kaybedeceklerini düşündüğünü raporluyor. KOBİ’lerin siber saldırganların yalnızca büyük şirketleri hedef aldığına dair olan inancını artık geride bırakarak siber alt yapılarını güçlendirmeleri gerektiğini aktaran Gürsel Tursun’a göre saldırılardan korunmak isteyen kurumlar için basit ama etkili adımlar bulunuyor.

KOBİ’lerin En Büyük Düşmanı: Oltalama Saldırıları

Yapılan araştırmalar fidye yazılımı saldırılarına ve CEO dolandırıcılıklarına ek olarak kimlik avı saldırılarının, KOBİ’lerin maruz kaldığı en yaygın siber olaylar arasında olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle siber suçluların, pandeminin neden olduğu endişelerden yararlanarak COVID-19’u konu alan saldırılar düzenlediğini belirten Gürsel Tursun, KOBİ’lerin bu saldırılarla karşı savunmasız kalmasının başlıca nedenlerini sıralıyor.

1. Siber tehditlere karşı düşük farkındalığa sahip olunması.

2. Kritik ve hassas bilgiler için yeterli korumaya sahip olunmaması.

3. Siber güvenlik önlemlerinin uygulanması için katlanılan maliyetleri karşılayacak bütçe eksikliği.

3. Bilişim ve iletişim teknolojileri uzmanlığının ve personelinin yeterli seviyede olamaması.

4. KOBİ’lere uygun kılavuzların olmaması.

5. İnternete taşınmak.

6. Düşük yönetim desteği.

Siber Saldırılardan Korunmanın 3 Etkili Yolu

Komtera Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun, siber güvenlik alt yapısını güçlendirmek isteyen KOBİ’ler için 3 temel siber güvenlik adımını sıralıyor.

1. Çalışanlarınızı süreçlerden haberdar edin. KOBİ’lerin karşılaştığı en büyük zorluklardan birini bilgi eksikliği oluşturuyor. Büyük şirketlere göre saldırı riskinin daha az olduğunu düşünen kurumlar, çalışanların siber güvenlik konusunda bilinçlendirilmesini arka plana atabiliyor. Ancak çalışanlar siber güvenlik ekosisteminde önemli bir rol oynuyor ve farkındalıklarının yüksek olması olası saldırılara karşı savunma yapabilmeyi kolaylaştırıyor.

2. Cihazlarınızın güvenliğini artırın. Şirketlerin büyüklüğü ne olursa olsun, mobil cihazlarda daha fazla iş yapıldığı gerçeği değişmiyor. KOBİ’lerin, mobil cihazları kötü amaçlı yazılımlardan koruması, üzerlerindeki erişimleri güvenli bir şekilde takip etmesi ve yetkisiz erişimlere karşı koruması gerekiyor.

3. Profesyonel destek almaktan kaçınmayın. Özellikle siber güvenlik konusunda yetersiz önlemlere sahip olan KOBİ’lerin kendileri için uygun, sağlam bir siber güvenliğe sahip olabilmesi gerekiyor. Bu konuda alacakları profesyonel destekler ile gerekli siber güvenlik çözümlerine ve süreçlerine sahip olabileceklerini unutmamaları önem arz ediyor.

Sağlık laboratuarı gibi saat

Zepp Health, şirketin Huangshan 2’ye kıyasla önemli performans artışları sunan yeni nesil akıllı giyilebilir çipi Huangshan 2s’yi duyurdu. Yeni çip güç tüketimini %56 ve beklemedeki güç tüketimini %93 oranında azaltırken, grafik performansını %67 oranında artırıyor.

Huangshan 2s, çift çekirdekli RISC-V komut seti mimarisini kullanan ilk giyilebilir yapay zeka işlemcisi. Şirket, işlev, performans ve güç tüketimini bu kadar iyi dengeleyen bir giyilebilir çip geliştirmekten dolayı heyecan duyuyor. Yeni çip tüketicilerin şirketin akıllı sağlık ürünlerinde dair deneyimlerinde ve performansta önemli bir fark yaratacak. Huangshan 2s, şirketin üçüncü nesil Amazfit akıllı saatleri için kilit çiplerden biri olacak.

Zepp OS – Uygulama Geliştiricileri için Enerji Verimli Açık Mimari ve Sağlık Yönetim Sistemleri için platform oluşturan Zepp Health, akıllı giyilebilir Zepp OS için tamamen farklı bir hafif Mini Program + Bulut konsepti geliştirdi. Şirketin işletim sistemi de sağlık ve kullanıcı deneyimine önem verilerek tasarlandı ve hafiflik, pürüzsüzlük ve pratiklik olmak üzere üç temel özelliğe odaklandı.

Zepp OS, yalnızca bir akıllı saat işletim sistemi olmakla kalmayıp, aynı zamanda açık bir sağlık yönetimi platformunun çekirdeğini oluşturuyor. Böylece diğer birçok mobil işletim sisteminin sınırlamalarını ve sorunlarını ortadan kaldırıyor.

55MB’lık yeni Zepp OS, şirketin önceki Amazfit işletim sisteminin onda biri boyutunda ve WatchOS 8’in yirmi sekizde biri büyüklüğünde. Zepp OS’nin güç tüketimi önceki Amazfit OS’den %65 daha düşükken, karşılaştırma testlerinde şirketin akıllı saatlerinden birinde pil ömründe %190’lık artış gözlemlendi. Yeni Zepp OS ayrıca kullanıcı deneyimini en üst düzeye çıkarmak için birçok modern ve dinamik görsel efekt içeriyor.

Zepp ve Amazfit kullanıcıları için en heyecan verici şeylerden biri de, şirketin, şirketin tescilli biyosensör dizisinden ve AI çipinden gelen yüksek kaliteli veri ve zekadan yararlanan yeni uygulamalar oluşturmak için geliştiricilere Mini Program çerçevesini açması.

Yeni Zepp OS yalnızca akıllı telefonlarla değil, akıllı evler ve diğer sağlık cihazları ve ödeme sistemleriyle daha iyi bağlantı kurmak için çok güvenilir ve kararlı bir Bluetooth bağlantısı sağlıyor. 4G/5G modüllerini destekleyen Zepp OS, akıllı telefon olmadan doğrudan buluta saat bağlantılarına izin vermek için TCP/IP ağ protokollerini entegre ediyor. Zepp OS, NetEase, Spotify, Alexa, Yuepao veya Strava gibi müzik, sesli komut ve fitness için internet bulut hizmeti uygulamalarını destekliyor.

Zepp OS, 2021’in 4. çeyreğinde resmi olarak piyasaya sürülecek ve binlerce geliştiricinin katılımıyla akıllı giyilebilir kullanıcılar için küresel bir açık kaynaklı sağlık ekosistemi oluşturmasına olanak tanıyan, açık kaynaklı sağlık yönetimi platformu haline gelecek. Zepp Health, harici nesnelerin interneti (IoT) ortaklarına yönelik ticari uygulamaları dağıtmak üzere halihazırda Yitong Technology’ye Zepp OS ve Huangshan 2s akıllı giyilebilir çip teknolojilerini lisansladı.

Zepp Health Bilekten Tansiyon Ölçümünü Tanıttı

Zepp Health, non-invaziv bir şekilde bilekten kan basıncı ölçebilen PumpBeats’i tanıttı. Beş yıllık teknik araştırmaya dayanan ve şirketin tescilli Huangshan AI çipini ve biyosensör dizisini kullanan Zepp Health PumpBeats algoritması, saatin optik sensörleri aracılığıyla kan basıncını ölçebiliyor. Pekin Üniversitesi First Hospital’deki hipertansif hastaların klinik testleri, PumpBeats ölçümlerinde Sistolik basınçta 5,14 mmHg’den, Diyastolik basınçta 4,88 mmHg’den az sapma buldu.

Kan basıncı ölçümü sadece 30 saniye sürüyor. PumpBeats’in 2021’in 4. çeyreğinde Amazfit ürünlerinde sunulması bekleniyor.

Zepp Health, Tıbbi Görüntüleme Teknolojilerine Yatırım Yapmaya Devam Ediyor

Şirketin sağlıkla teknolojiyi birleştirme misyonu tüketicilerle sınırlı değil. Şirket, tüketicileri ve geleneksel sağlık sistemini kapsayan ve kapsayan daha geniş bir sağlık ve zindelik sistemini için alan bir vizyona sahip. 2020’de Zepp Health, minyatürleştirme, yapay zeka, çip, sensör ve algoritma uzmanlığının pazara sunulan yeni tıbbi görüntüleme teknolojilerinde kullanılabileceğini fark etti. Şirket, Promaxo, Inc. ve Hyperfine, Inc. dahil olmak üzere birçok genç tıbbi görüntüleme şirketiyle ortaklıklar kurdu ve önemli finansal yatırımlar yaptı. Bu yeni minyatür ve taşınabilir MRI, X-Ray ve ultrason sistemleri, tıbbi görüntülemede uygulama ve maliyetleri alt üst edecek. Küresel olarak daha iyi bakım ve daha düşük maliyetler üzerinde önemli etkisi olacak.

Konferansta Zepp Health, şirketin Çin’deki çabalarını desteklemek için ek mühendislik geliştirme çabasını duyurdu. Araştırma, Çin pazarının benzersiz ihtiyaçlarının yanı sıra şirketin mühendisliğinin ve IP’sinin gelişen yeni teknolojileri nasıl tamamlayabileceğini ve değer katabileceğini keşfedecek.

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Mağaraya sanal gerçeklikle gerçek yolculuk

İnsanlara ve işletmelere sürdürülebilir yenilikleri hayal etmeleri için iş birliğine dayalı 3D sanal ortamlar sunan Dassault Systèmes, Cité de l’architecture & du patrimoine (Fransız Anıtlar Müzesi) ve Fransa Nouvelle Aquitaine Kültür İşleri Bölge Müdürlüğü (DRAC Nouvelle Aquitaine) ile iş birliği yaptı. Dünyaca ünlü tarihi Lascaux Mağarası’yla birebir boyutlarda tasarlanan yeni bir sanal gerçeklik deneyimine imza atan Dassault Systémes, proje kapsamında 20 bin yıl öncesinden kalma duvar resimlerinin yer aldığı mağaranın sanal ikizini oluşturdu. Bu sanal ikiz, mağaradaki orijinal dehlizlerin gerçek ortamını, mağaraya girme yetkisi bulunan bilim adamları ve anıt küratörlerinin deneyimleyebildiği üç boyutlu koşullarla, eşsiz bir gerçeklikte yeniden canlandırdı.

Eylül 1940’ta keşfedilen ve üç ay sonra tarihi anıt olarak sınıflandırılan Lascaux Mağarası, barındırdığı mağara resimlerinin olağanüstü kalitesi kadar, kırılgan yapısı ve korunmasının güçlüğüyle biliniyor. 1963’ten beri halka kapalı olan ve 1979’da UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Lascaux Mağarası, koruma misyonunun bir parçası olarak DRAC Nouvelle Aquitaine tarafından yürütülen çeşitli dijitalleştirme çalışmalarına sahne oluyor. Hâlâ risk altında olan mağarada geçirilecek süre izinlerle sınırlı olduğundan (çalışma yürüten ekipler için yılda 200 saatten az), Lascaux’nun sanal ikizinin oluşturulması gerçek dünyada gerçekleştirilmesi zor olan gözlemlerin yapılmasına olanak sağlıyor. Birebir ölçekte tasarlanan çok-kişilik sanal gerçeklik deneyimi 20 bin yıl önce resmedilmiş, Üst Paleolitik Çağ’dan kalma başyapıtlara mümkün olduğunca sadık kalırken, üç boyutlu bir deneyimle yeni bakış açıları keşfetme imkânı sunuyor.

Fiziksel olarak girebileceğimiz gerçek boyutlu bir dünya yaratıldı

Yetkililerin açıklamasına göre birebir ölçekli Lascaux Mağarası sanal ikizi, Fransız Anıtlar Müzesi’nin araştırma ve inovasyon laboratuvarı Exaltemps ile birlikte Dassault Systèmes’ın yeni geliştirdiği araçlarla tasarlandı. Yeni yazılım, belirli teknik becerilere sahip olmayan kullanıcılar tarafından bile gerçek boyutlu ve çok-kişilik sanal gerçeklik deneyimlerinin oluşturulmasını kolaylaştırmayı hedefliyor.

Dassault Systèmes’in İnovasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı Mehdi Tayoubi şu açıklamayı yaptı: “Ekranların hâlâ iki boyutlu olduğu bir dünyada, sunum veya video düzenleme yazılımında uzmanlaşma artıyor. Dassault Systèmes için buradaki zorluk, kullanımı daha kolay olan, üç boyutlu ve iş birliğine dayalı araçlar hayal etmek ve geliştirmekti. Burada gerekli olan tek beceri, tıpkı gerçek dünyadaki gibi fiziksel olarak girebileceğimiz gerçek boyutlu bir anlatı sahnelemek üzere bir kumanda olmadan, ellerinizi sezgisel olarak kullanmak. Sonuç olarak bu yeni yaratıcı araçlar kültürel alanlar hakkındaki eğitim, araştırma ve daha fazlası için yeni anlayış yöntemlerini doğal bir şekilde ortaya çıkarıyor.”

Mağara içinde DRAC Nouvelle Aquitaine tarafından yapılan dijitalleştirme çalışmalarıyla elde edilen ham veriler bu yeni araçlara entegre edilerek, üç ortağın 3B olarak sanal iş birliği yapabilmesini sağladı. Böylece birçok üç boyutlu ziyaretçi rotası tasarlanabildi.

Sanal kaşifler avatarları aracılığıyla birbirleriyle etkileşime girebilecekler

Dijital ikiz çalışmasıyla ilgili açıklama yapan Lascaux Mağarası Küratörü Muriel Mauriac, “Ekranlarımızda görmeye alışık olduğumuz mağaranın çok hassas 3D tarama verilerine sahibiz. Ancak kendimizi bu sanal ikizin içine sokabilmek bu bakış açısını tamamen değiştiriyor. Halen risk altında olan Lascaux’da geçirilen süre oldukça sınırlı tutuluyor. Bu bağlamda ilk kez tüm ekibimle kendimi oraya ışınlayabiliyorum, ulaşılması en zor alanlarda bile gerçek zamanlı olarak çalışabiliyorum ve araştırma hipotezlerimi test edebiliyorum” dedi.

Sanal ikizle mağarayı üç boyutlu gezebilecek ziyaretçiler, tıpkı orijinal mağaraya erişimi olan koruma ekibi gibi dilerlerse emekleyerek mağaranın en derinindeki son geçidi gezebilecek, hatta kedigiller odası gibi halka hiç açılmamış olan çok dar bölümlerde yürüyebilecekler.

Fransız Anıtlar Müzesi bünyesindeki Replika Eserler Galerisi’nin küratörü Isabelle Marquette, sanal ikiz iş birliği hakkında şunları söyledi: “Exaltemps ve Dassault Systèmes ile imza atılan bu iş birliği, Fransız Anıtlar Müzesi’nin Replika Eserler Galerisi koleksiyonunu 21’inci yüzyıla taşıyor. Sonuç olarak, alçıdan sanal gerçekliğe geçişi sağlayan bu sanal ikiz, mirasımızın gerçek boyutlu replikalarının öğretim, araştırma, hatırlama ve bilgilendirme aracı olarak kullanımını 19’uncu yüzyılda başlatan Eugène Viollet-Le-Duc’un vizyonuyla oldukça uyumlu.”

Dünyada ilk kez, sırt çantaları ve sanal gerçeklik gözlükleriyle donatılmış altışar kişilik gruplar, tur rehberi eşliğinde bu tarih öncesi Sistine Şapeli’ni oluşturan toplam 235 metre uzunluğundaki galerilerin tamamını yakından keşfetme şansına sahip olacaklar. Bu sanal kaşifler, içlerinde bulundukları sanal evrende özgürce hareket edebilecek ve avatarları aracılığıyla birbirleriyle etkileşime girebilecekler.

Dassault Systèmes ve Fransız Anıtlar Müzesi

2019’da Fransız Anıtlar Müzesi ve Dassault Systèmes, gerçek boyutlu ve sanal gerçekliğe adanmış çok-kişilik araştırma ve yenilik alanı olan Exaltemps’in açılışını yaptı. ScanPyramids VR çalışmasını takiben hayata geçirilen birebir ölçekli Lascaux Mağarası sanal ikizi, bu alanda geliştirilen ve halka açık olan en yeni deney konumunda.

Yayım tarihi
BÜLTEN, MANŞET olarak sınıflandırılmış

Geleceğin mesleği sanayi robotu programlamak

Türkiye’de milyonlarca öğrenci hayalini kurduğu üniversiteye girebilmek için tercih döneminde girdi. Dünyada üretim anlayışı robotlu otomasyon, yapay zeka, nesnelerin interneti (IoT) gibi modeller sayesinde bambaşka bir boyuta geçerken, bilim ve inovasyonu odağına alan gençler, standart eğitimlerden ayrışarak yenilikçi meslekleri seçmeyi tercih ediyor.

“Yepyeni mesleklere ihtiyaç olacak”

Robot teknolojisi, nesnelerin interneti, bulut teknolojileri, artırılmış gerçeklik, siber güvenlik, 3D yazıcılar ve veri analizi gibi teknolojilerin temelinde yapay zekanın olduğunu belirten Tezmaksan Genel Müdürü Hakan Aydoğdu“Günümüzde imalat sanayisi başta olmak üzere stratejik sektörlerin en önemli sorunlarının başında nitelikli eleman eksikliği geliyor. Sanayide robotlu otomasyon ve yapay zeka temelli yeni nesil makineleri kullanacak iş gücümüz ne yazık ki dünya standartlarının altında… Robot kullanımının artması, insanların işlerini tabii ki tamamen elinden almayacak. Çünkü teknolojik gelişmeler insanın üretim sürecinde ortaya koyduğu katma değerin yerini tutmuyor. Buna karşın üretimde tekrar eden ve riskli olan işlerde robot kullanımı hem iş güvenliği hem de kalite anlamında avantaj sağlıyor. Robotlar bu zorlukların üstesinden gelebildiği için gelecek neslin daha yaratıcı rollerde görev alması bekleniyor. Dolayısıyla robot kullanabilen, programlayan, yazılım çözümleri ve otomasyon sistemleri geliştiren, uygulayan, hayata geçiren, dijital altyapıları oluşturan yepyeni mesleklere ihtiyaç olacağını öngörüyorum” dedi.

 “Endüstriyel IoT üretim kurallarını baştan yazıyor”

Sanayi ve IoT arasındaki ilişkiye değinen Aydoğdu“Yapılan bir araştırmaya göre en iyi IoT uygulama alanlarının başında üretim ve endüstri geliyor. Dünya genelindeki dev endüstriyel otomasyon aktörleri, sektördeki dijital dönüşümün itici güçleri arasında yer alıyor. Özetle hızlı problem çözme yeteneğine sahip olan endüstriyel IoT, üretim kurallarını baştan yazıyor, dijital fabrikaları bambaşka bir boyuta taşıyor. Böylece operasyonel performans da artmış oluyor” diye konuştu.

Tezmaksan Akademi eğitimlerinde yeni nesil uygulamalara yer veriliyor

Tezmaksan Akademi’nin sosyal sorumluluk projesi olarak faaliyet gösterdiğini kaydeden Aydoğdu, kuruluşundan bugüne kadar 150’yi aşkın öğretmen, 400’e yakın lise, 300’e yakın üniversite öğrencisi ve 1000’i aşkın operatöre ücretsiz eğitim desteği verdiklerini aktardı. Pandemiyle birlikte online platforma taşınan eğitimlerle son bir yıl içerisinde 117 farklı eğitim kapsamında 4.313 kişiye ulaştıklarını kaydeden Aydoğdu, Tezmaksan Akademi’nin geleceğin mesleklerindeki rolünü şöyle anlattı: “Dönüşen mesleklerde çeşitli becerilerin ön plana çıkması gerekiyor. Kurumların yazılım uygulamalarının ve prosedürlerin bir kombinasyonu olan iş zekası, bunların başında geliyor. Veri sistemlerinin korunması, tüm kurumlar için önem teşkil ediyor. Bu noktada bilgi güvenliği ekiplerinden yazılımlardaki kusurları bulması ve düzeltmesi bekleniyor. Uygulama tasarımında ise problemler belirlenerek etkili bir çözüm üretmek hedefleniyor. Hayatımızın bir parçası haline gelen mobil uygulamalar, nesnelerin internetinden sanal gerçekliğe, kişisel yaşamdan işletmeye kadar birçok alanda kullanılıyor. Bu da mobil uygulamalar sayesinde mümkün oluyor. Öte yandan IoT donanımı için ihtiyaç duyulan WiFi, bluetooth ve diğer çözümleri kurabilen mühendislere de talebin artacağı düşünüldüğünde, Tezmaksan Akademi olarak sözünü ettiğimiz tüm bu becerilerin kazanılması için destek oluyoruz. Bu doğrultuda mühendis ve operatörleri geleceğe hazırlıyoruz.  Özellikle dijital dönüşümün hızlandığı günümüzde, Endüstri 4.0 için kalifiye personel ihtiyacının arttığını biliyor, eğitimlerimizi bu bakış açısıyla güncelliyoruz. Eğitim metotlarımızda yeni nesil uygulamaları da detaylıca ele alıyoruz. Eğitimlerimizi dijital dönüşümle birlikte kariyerinde farklı bir yön çizmek isteyen geleceğin profesyonellerine yönelik kurguluyoruz.

Okul-sanayi iş birliklerinin günümüzdeki önemi

Meslek liseleri ve üniversitelerden mezun olan gençlerin dijital dönüşüme paralel olarak donatılması gerektiğinin altını çizen AydoğduPandemi birtakım süreçleri hızlandırmış olabilir ama henüz geç değil. Üretim altyapımızı ve insan kalitemizi hızlı ve sistemli bir program ile dönüştürebiliriz. Yapacağımız en büyük hata bu değişimi görmezden gelmek olur. Bu süreçte okul-sanayi iş birlikleri önem arz ediyor. Çünkü ülkemizde başarılı öğrenciler mesleki veya teknik eğitimlere pek yönlendirilmiyor. Oysaki dönüşen imalat koşullarında iyi mühendislere, yazılımcılara, operatörlere ihtiyacımız var. Dolayısıyla başarılı ve yetenekli öğrencilerin sanayi sektörünü hedeflemeleri önemli” dedi.

İnsanları yapay zeka işe alacak

Pandemi nedeniyle tüm dünyada yaygınlaşan uzaktan çalışma düzenlemeleriyle birlikte işe alım süreçlerinde de çevrimiçi yöntemler uygulanmaya başladı. Pandemi öncesinde de dünyada kullanılan çevrimiçi yöntemler, pandeminin etkisiyle Türkiye’de de yaygınlaştı. Kurumsal şirketlerde işe alım süreçlerinden, kurum içi eğitimlerin değerlendirmesine, terfi sınavlarından daha çok birçok sürece kadar çevrimiçi teknolojiler kullanılıyor. Bu noktada özellikle, adaletli bir ölçme-değerlendirme süreci geçirmek, güçlü bir itibar yaratmak ve akreditasyon kalitesinden ödün vermemek için çevrimiçi sınav güvenliği teknolojilerinin kullanılması önemli bir ihtiyaç haline geliyor.

İnsan Kaynakları departmanları artık maaş, bordro gibi rutin idari süreçleri otomatikleştirmenin ötesine geçiyor. İşgücü yönetimi, kariyer planlama, yetenek kazanımı, Ar-Ge, çalışanların katılımı ve iş zekâsı gibi başlıklarda yapay zeka temelli teknolojiler yaygınlaşıyor. İnsan Kaynaklarında artık sadece çalışmaları ve kurum kültürünü dijitalleştirmek değil, teknolojiyi iş rollerinin çekirdeğine entegre etmek için tüm çalışma süreçlerinin dijitalleştirilmesi gerekiyor.

Dijital çağda doğan genç çalışanlar yeni çağ araçlarını sorunsuz bir şekilde benimseyeceği için stratejik bir dijital çalışma kültürü uygulanması kaçınılmaz bir hâl alıyor. İK profesyonellerinin veri güvenliği ve analitik gibi yeni konuları öğrenmesi gerekiyor. Şirketlerin giderek daha fazla yetenek çekmeye ve çalışan deneyimiyle ilgili konulara odaklanması; harika bir çalışan deneyimi sunmak için yetenek edinme, öğrenme ve geliştirme, performans yönetimi, bordro gibi tüm işlevlerde teknolojiyi benimsemesi önem kazanıyor.

X ve Y kuşağı şirketlerde dijitalleşmenin önünü açacak

Çevrimiçi sınav sistemi ve çevrimiçi sınav güvenliği teknolojileri odağında yapay zeka ve makine öğrenmesiyle desteklenmiş yazılım çözümleri sunan Türk girişim Witwiser’ın CEO’su Volkan Baran, İnsan Kaynakları süreçlerinde teknoloji kullanımına dair şu sözleri ifade ediyor: “Bilgisayar teknolojilerinin her alanda olduğu gibi İK uygulamalarındaki kullanımı da arttı. Önümüzdeki yıllarda bu İK ve teknoloji entegrasyonu daha da hızlanacak. Artan uzaktan çalışma trendi gibi her türlü pozisyon için nitelikli adaylara daha az eforle erişim için ölçme ve değerlendirme süreçlerinin büyük bir kısmı tamamen dijital ortamda gerçekleşecek. Öte yandan bilgi artık her yerde olduğu için eskiden kıymetli olan ‘bilmek’ iken bugün kıymetli olan mevcut bilgiyi inovatif sonuçlara dönüştürmek oldu. Eskiden yüz yüze mülakatlar ve testlerle işe alım sürecini yürütürken şimdi dijital ortamlarda genel yetenek ve teknik destek sınavları, video konferans araçları ve çevirimiçi kişilik envanterleri kullanılıyor. Eğitimler değişti, performans uygulamaları değişti ve değişmeye devam edecek. Sanal sınıflarda, e-eğitimle ekiplerin eğitildiği ve performansların uzaktan ölçümlendiği bir sürece girildi. Bugünün iş dünyasında Y Kuşağı ve çok yakında kendisini daha fazla hissettirecek olan Z Kuşağı doğduğu dijital dünyayı önceki kuşağa öğreterek iş dünyasında sesini duyuruyor. Kısacası dijitalleşme İK’nın tüm fonksiyonlarında kendini belli ediyor.”

Yapay zeka destekli teknolojiler rekabet avantajı sağlıyor

Baran, Witwiser olarak kurumsal şirketlere, eğitim ve sertifika kurumlarına özelleştirilebilir, ölçeklenebilir, güvenli ölçme ve değerlendirme teknolojilerini sunduklarını belirterek şunları ekliyor: “Witwiser yolculuğu OBSS Teknoloji’nin işe alım süreçlerini dijitalleştirmeyle başladı. Atılan bu adım işveren olarak daha fazla adaya ulaşma, daha fazla değerlendirme şansıyla daha doğru kişileri önceliklendirme gibi birçok avantaj sağladı. Bununla birlikte hem İK hem teknik ekiplerin operasyon yükünü oldukça azalttı diyebiliriz. Adaylar açısından ele aldığımızda; dilediği zaman, dilediği yerden ve görüşme baskısına maruz kalmadan süreçleri tamamlama şansı doğdu.   Ülke ve hatta dünya genelinde operasyonu olan ve terfi süreçlerini merkezi olarak yönetmek zorunda olan kurumlar için değerlendirme süreçlerinin dijitalleştirilmesi hem çalışan memnuniyeti hem de maliyetlerin azaltılması noktasında önemli bir adım gibi görünüyor. Sonuç olarak eğitim kurumları, sertifikasyon ve sınav merkezleri, kurumsal şirketler için değerlendirme süreçlerini dijitalleştirmek kaçınılmaz bir ihtiyaç. Dönüşümün başladığı bu dönemde, gerekli yatırımı yapmayan kurumların rekabet noktasında orta vadede zorlanacaklarını söylemek yanlış olmaz.”

Online kumar alışkanlığı tedavi edilebilir mi?

Pandemide normalleşme sürecine girilmesine rağmen özellikle psikiyatrik alanlardaki etkileri konuşuluyor. İnternetten kontrolsüz alışveriş, internette aşırı sohbet etme ya da sosyal medyada fazla gezinme gibi birçok davranışsal bağımlılığın pandemi sürecinde tetiklendiğini belirten uzmanlar, bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğunu hatırlatarak tedavinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. 

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Onur Noyan, normalleşme sürecine girilmesine karşın pandemi sürecinde tetiklenen bağımlılıkların etkisinin gözlenmeye devam edildiğini kaydetti.

Bağımlılık iradesizlik değil, bir beyin hastalığıdır

Bağımlılığın kronik, uzun soluklu bir beyin hastalığı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Noyan, “Bağımlılık denildiğinde çoğu kişinin aklına hastalıktan ziyade bireysel eksiklikler geliyor; “iradesine sahip değil, kendisini tutamıyor, kişiliği bozuk” gibi tanımlamalarla düşünüyor bağımlılık sürecini. Bağımlılığı bir irade ile çözebilecek gibi görüyorlar ancak bu çok büyük bir yanlıştır. Bağımlılık zarar verici sonuçlara rağmen, zorlantılı bir şekilde madde/alkol kullanma ile karakterize uzun soluklu ve tekrarlayıcı bir beyin hastalığıdır. Madde kullanımının tetiklediği ve beyinden kaynaklanan fizyolojik ve biyolojik değişiklikler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Madde kullanan kişilerin öncelikleri ve davranışlarını kontrol etme yetileri olumsuz etkilenmektedir. Bağımlılık, uzun bir süreç içerisinde gelişen, büyük ölçüde davranışları etkileyen bir beyin hastalıktır. Beynin temel haz maddesi olan dopamin hormonun dengesinin bozulması sonucu ortaya çıkmaktadır. Beynin ödül ve ceza merkezinde yapısal bozukluklar meydana gelmesi ile bağımlı olan bireyler anlık olarak alacakları hazza odaklanmakta, uzun dönemde ortaya çıkabilecek zararları değerlendirememektedir.” diye konuştu.

Davranışsal bağımlılıklara dikkat!

Bağımlılığın sadece alkol, madde ve sigara bağımlılığı ile sınırlı olmadığını belirten Doç. Dr. Onur Noyan, davranışsal bağımlılıkların da bulunduğunu ve özellikle pandemi döneminde bu bağımlılıkların öne çıktığını ve etkilerinin halen devam ettiğini söyledi.

Doç. Dr. Onur Noyan, “Bağımlılık sadece alkol, madde, sigara ile sınırlı değil, davranışsal bağımlılıklar da bulunuyor.  Özellikle pandemi sürecinde alkol, madde ve sigara bağımlılığı ile birlikte bu maddeler dışındaki davranışsal bağımlılıklar da ön plana çıktı. İnternet bağımlılığı, internette oyun bağımlılığı, bahis ya da kumar oynama gibi davranışlar ile birlikte internetten kontrolsüz alışveriş, internette aşırı sohbet etme ya da sosyal medyada fazla gezinme gibi birçok davranışsal bağımlılıklar bu dönemde daha çok gözlemlenmeye başlandı. Tekrarlayan davranışlarda aynı alkol ve madde gibi beynin ödül merkezini uyarmakta ve bağımlılık yapıcı bir etki göstermektedir. Evde kapalı kalınan bu günlerde sıkıntı ve boşluk hissi ile baş edebilmek için beyni kısa yoldan uyaran davranışlara eğilim atmaktadır.   Bir süre sonra bu davranışlardan uzak kalındığından huzursuzluk ve sıkıntı gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.” dedi.

Bağımlılığın tedavisi vardır

“Bağımlılık tedavisi olan bir hastalıktır” diyen Doç. Dr. Onur Noyan, kişinin yaşamını olumsuz şekilde etkileyen her türlü bağımlılığın mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayarak  “Bağımlılık bir hastalıktır. O nedenle öncelikle hastalığı kabullenip, ardından bu durumla baş etmek için gerekli adımları atmak gerekiyor. Elbette ki çok kolay tedavisi olan nezle, grip gibi bir hastalık değil, şeker, tansiyon gibi ömür boyu devam edecek bir hastalıktır.” dedi.

İlk hedef hastanın hastalığını kabul etmesidir

Bağımlılık tedavisinde kullanılan yöntemlerle ilgili bilgi veren Doç. Dr. Onur Noyan, tedavi sürecindeki ilk hedefin hastanın hastalığını kabul etmesi olduğunu belirterek “Tedavi sürecinde öncelikle hastadan öyküsünü dinliyoruz, öyküsünden kişinin hayatındaki olumsuz etkileri çıkarmaya çalışıyoruz. İlk hedefimiz bireyin bağımlılık sürecini bir hastalık olarak kabul etmesi oluyor. Kullanılan maddenin cinsine göre gerekli tetkik incelemeden sonra tedavi süreci başlamaktadır. Öncelikle alkol ya da madde kullanımı bırakıldığında ortaya çıkabilecek yoksunlukları bulguları değerlendirilerek için uygun bir serum, ilaç tedavisi uyguluyoruz. Daha sonra altta yatan psikolojik ve psikiyatrik sorunlara göre ek ilaç tedavilerini planlıyoruz. İlaç tedavileri ile birlikte aylık ya da 3 aylık depo iğne ya da çip tedavisi olarak da adlandırılan implant tedavi seçeneklerini, ilaç ve diğer tedavilere ek olarak beyin uyarım teknikleri olarak adlandırılan Transkranyal Manyetik Uyarım (TMU) tedavi seçeneğini değerlendiriyoruz.” dedi.

İlaç tedavisi yanında psikoterapi önemlidir

TMU tedavisinde amacın dışardan uygulanan bir elektromanyetik alanın beyin içerisinden elektriksel aktivite oluşturarak düzensiz çalışan beyin bölgelerinin daha düzenli çalışmasının sağlanması olduğunu kaydeden Doç. Dr. Onur Noyan, “Hem alkol ve madde kullanma isteği, hem de maddeden uzak kalınan sürenin uzatılması hedeflenmektedir. Biyolojik ve farmakolojik ilaç tedavilerinin yanında psikoterapi ve diğer psikososyal yaklaşımların mutlaka uygulanması gerekmektedir. Bireyin madde kullanma isteğinin farkına varması, bu istekle baş etmesini kolaylaştıracak yöntemlerin belirlenmesi, riskli ve tehlikeli durumların tanınması sağlanarak, davranış planları yapılması önemlidir.” diye konuştu.

Görme engelliler sanatla buluşuyor

Türk Telekom’un kurumsal sosyal sorumluluk projesi Telefon Kütüphanesi uygulaması, Türkiye’de ilk defa hayata geçirilen İlaç Barkodu Okuma ve Para Tanıma fonksiyonu ile görme engelliler için daha erişilebilir bir yaşam sağlıyor. Türk Telekom; görme engellilerin günlük yaşamlarını kolaylaştıran uygulamaların yanında onların sanatla buluşmasına olanak sağlayan projelere de imza atıyor. Bu kapsamda, 31 Mayıs 2021’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın katılımıyla Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde ziyarete açılan, görme engellilerin sanatla buluşmasını sağlayan Tablolar Konuşuyor Dijital Resim Sergisi de ziyaretçilerini kabul ediyor.

Türkiye’nin dijital dönüşümünün lideri Türk Telekom, insanı merkeze alan yaklaşımı ile teknolojinin iyilik ve faydaya dönüştüğü sosyal sorumluluk projelerine devam ediyor.  Türk Telekom’un bu kapsamda 10 yıl önce hayata geçirdiği Telefon Kütüphanesi uygulaması sürekli geliştirilerek görme engellilere sesli kitap dinleme özelliği dışında da kolaylıklar sağlayan bir teknolojiye dönüştü.

Para Tanıma ve İlaç Barkodu Okuma özelliği görme engellilerin hayatını kolaylaştırıyor

Türkiye’de 2017 yılında bir ilk gerçekleştirilerek uygulamaya eklenen Para Tanıma fonksiyonu, görme engellilerin ihtiyaç duydukları her an ve bir başkasına ihtiyaç duymadan ödemelerini güvenle yapabilmelerine olanak sunuyor. Uygulamanın Para Tanıma fonksiyonundan sıklıkla faydalandığını belirten görme engelli kullanıcı Amine Enner Akay, “Yapacağımız ödemeler, aldığımız para üstleri gibi küçük hesaplar için bile bizlerin büyük ihtiyacını karşılayan bu özelliği çok işlevsel buluyorum” diye konuştu. Sağlık sektörünün dijitalleşmesiyle ilgili çalışmalarına ağırlık veren Türk Telekom, ayrıca bir ilki daha gerçekleştirerek 2020’de RxMediaPharma İnteraktif İlaç Bilgi Kaynağı iş birliği ile İlaç Barkodu Okuma özelliğini hayata geçirdi. Bu özellik ile 6 binden fazla ilacın kullanma talimatı sesli erişimle hizmete sunuldu.  İlaç Barkodu Okuma özelliğini kullanan görme engelli Ali Öztürk, “Bu uygulamadan önce brail isim etiketinin yardımını alıyorduk. Ama biz ilacın yan etkilerini göremiyorduk, anlayamıyorduk. Sadece ismi görüyorduk ama bu uygulamayla hem ilacın ismini hem de kullanıma talimatlarını kimseye ihtiyaç duymadan öğrenebiliyoruz” dedi.

Görme engellileri sanatla buluşturan sergi: Tablolar Konuşuyor Dijital Resim Sergisi

Türk Telekom; görme engellilerin günlük yaşamlarını kolaylaştıran uygulamaların yanında onların sanatla buluşmasına olanak sağlayan projelere de imza atıyor. Bu kapsamda Türk Telekom’un sosyal sorumluluk projesi Telefon Kütüphanesi kapsamındaki ‘Tablolar Konuşuyor Dijital Resim Sergisi’ Emine Erdoğan’ın katılımı ile ziyarete açıldı. Sesli betimlemeli tablolardan oluşan eserler, Türkiye’nin en büyük kütüphanesi olan Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde sergileniyor.

Sergiye; sivil toplum kuruluşları ve öğrenciler başta olmak üzere Türkiye’nin birçok kentinden ziyaretçi yoğun ilgi gösterdi.

Sosyal medya hesapları kaç yaşında açılmalı?

Yaz tatiliyle beraber çocukların ve ergenlerin sosyal medya kullanımları da arttı. 13 yaşından önce sosyal medya hesabı açılmasının sakıncalı olduğunu belirten uzmanlar, sosyal medya kullanımında bilgilendirmenin ve çocuğa rol model olmanın önemine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre, çocuklar 3 yaşından önce ekranlı cihazlarla tanıştırılmamalı, 12 yaşından önce de cep telefonu alınmamalı.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Neriman Kilit, çocuk ve ergenlerde sosyal medya kullanımı ve ailelerin dikkat etmesi gerekenler konusunda değerlendirmelerde bulundu.

3 yaşından önce ekranlı cihazlarla tanıştırılmamalı

Günümüzde çocukların, teknolojinin çok yoğun kullanıldığı bir dünyanın içerisine doğduğunu belirten Neriman Kilit, “Doğumundan itibaren gerek çocuğu oyalamak, gerek yemek yedirmek, gerek sakinleştirmek için ebeveynlerimiz teknolojiyi kullanabiliyor. Ancak hem güvenli bağlanmanın oluşması hem de çocukta dil ve iletişim yeteneklerinin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için 3 yaşından önce çocukların ekranlı cihazlarla tanıştırılması uygun değildir.” uyarısında bulundu.

Yaş dönemlerine göre kullanım süresi ne kadar olmalı?

Ayrıca ekranlı cihazlarla erken karşılaşmanın çok önemli etkileri olduğunu vurgulayan Neriman Kilit, yaş dönemlerine göre ekran kullanım sürelerinin sınırlandırılması gerektiğini belirterek şunları söyledi:  “Bu çocuklarda çok erken yaşta ekran bağımlılığı ve açlık tokluk hissi gelişimi, sağlıklı tuvalet eğitimi ve ekran olmadan kendi kendini sakinleştirme yetisi gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir. 3 yaşından sonra okul öncesi yaş grubu için önermiş olduğumuz günlük bireysel teknoloji kullanımı 30 dakika, ilk öğretim yaşında ilk 4 yıl 45 dakika, ikinci 4 yılda 1 saat, lise çağlarından sonra ise 2 saattir. Yani yetişkinlik çağlarında da önerimiz 2 saatle sınırlanmasıdır.”

12 yaşından önce cep telefonu alınmamalı

Bu süreçte ergenlik öncesi yani 12-13 yaşları öncesinde çocuklara bireysel cep telefonu alınmasını tavsiye etmediklerini belirten Neriman Kilit, “İnternet kullanımının bu yaşlara kadar ev içinde herkesin kullanabileceği  ve çocuk kilidi olan bir bilgisayardan ebeveyn denetiminde olmasından ve sosyal medya’nın bireysel kullanımına ve hesap açılmasına izin verilmemesini önermekteyiz.” diye konuştu. 

Sosyal medyanın, çift taraflı ve eş zamanlı olmak kaydı ile bilgilerin paylaşıldığı, diğer insanlarla iletişime geçildiği ve diyalogların kurulduğu, zaman ve mekân sınırlamasının olmadığı, internet sunucularından hizmet alan bir medya alanı olduğunu ifade eden Neriman Kilit, bu özelliklerinden ötürü giderek daha sık kullanıldığını söyledi. Neriman Kilit, “Özellikle ergenlikle birlikte çocuklarımız hem arkadaşlarıyla haberleşmek hem de gelişen dünyadaki değişikliklerden haberdar olmak ve ilgi alanı olan konularda paylaşımlarda bulunabilmek için sosyal medyayı yoğun bir şekilde kullanmayı talep etmektedir.” diye konuştu.

13 yaşından önce sosyal medya kullanımına izin verilmemeli

Çocukların oyun oynayacağı alanların yok olması, ebeveynlerin çalışma hayatından fırsat bulamayıp aile içi paylaşımlarının azalmasına kadar diğer birçok sebeple çocukların sosyal medya kullanımına yöneldiğini kaydeden Neriman Kilit, “Genellikle çocuklar tarafından kullanılan sosyal medya ağları olarak, facebook, instagram, twitter şeklinde sıralanabilir. Uygulamalarda her ne kadar hesap oluşturma yaşı 13 olsa da sistem tarafından denetleme mekanizması bulunmadığı için burada görev ebeveynlere düşmektedir.”dedi.

Çocuğun sosyal medya kullanımına 13 yaşından sonra izin verilmesi tavsiyesinde bulunan Neriman Kilit, çocukların sosyal medya kullanımında kurallar koyarken öncelikle çocuğun bireysel özelliklerinin ön planda tutulması gerektiğini söyledi.

Psikiyatrik sorunlar varsa sosyal medya kullanımı ertelenebilir

Psikiyatri Uzmanı Neriman Kilit, çocuğun karar verme yetisini etkileyen DEHB, yıkıcı davranım bozukluğu, dürtü kontrol bozukluğu veya duygudurum bozukluğu gibi psikiyatrik bir bozukluğu olması halinde ergenlik sonuna veya çocuğun psikiyatrik bozukluğunun belirli bir düzene girene kadar sosyal medya kullanımının ertelelenmesinin bile söz konusu olabileceğini kaydetti.

Ebeveynler bu tavsiyelere kulak verin

Ergenlik yaşındaki bireylerin hormanal ve bilişsel hızlı gelişimlerinden ötürü doğru karar verme yetilerinin sınırlı ve yavaş yavaş gelişim sürecinde olduğunu kaydeden Neriman Kilit, ebeveynlere tavsiyelerini şöyle sıraladı:

  • Başlangıçta ebeveynlerle ortak hesap açılması önerilebilir. 
  • Çocuğa yabancılarla konuşmaması, olası durumlarda yaşanabilecek istismara varabilecek kötü sonuçlar hakkında bilgi verilmelidir.
  • Günlük kullanım süresi konusunda günde 2 saati geçmeyerek şekilde ebeveynin rol model olması gerekir. 
  • Kullanım süresi haricinde kişinin sosyal hayattan arkadaşlarıyla yüz yüze zaman geçirmesinin vereceği hazzın sosyal medyayla yakalanamayacağı anlatılmalıdır.
  • İnternetin olumsuz bir şekilde kullanılmasının birey üzerinde, depresyon, yalnızlık, sosyal çevresiyle kurduğu bağların zayıflaması gibi problemleri ortaya çıkarabileceği anlatılmalıdır.
  • Çocuğun spor ve sanata yönlendirilmesi teşvik edilmelidir.
  • Ayrıca bireylerin gündelik hayatında önemli bir yer kaplayan, planlarını sosyal medya hesaplarına göre yaparak uygulayan, sosyalleşmeyi ve kültürel faaliyetlerini internet üzerinden gerçekleştiren bireylerin “sosyal medya bağımlısı” haline gelebileceği ve her yaşta kişinin kendini bundan koruması gerektiği anlatılmalıdır. 

Reklam engelleme bahanesiyle truva atı sokuyorlar

ESET Araştırma Ekibi, kötü amaçlı yazılım indiren, saldırgan reklam tabanlı bir tehdit olan Android/FakeAdBlocker’ı analiz etti. Android/FakeAdBlocker URL kısaltıcı hizmetlerini ve iOS takvimlerini suistimal ediyor. Android cihazlara truva atları dağıtıyor.

Android/FakeAdBlocker genelde ilk kez başlatıldıktan sonra başlatıcı simgesini gizliyor. İstenmeyen sahte uygulama ya da yetişkin içerik reklamları sunuyor. iOS ve Android takvimlerinde gelecek aylarda istenmeyen e-posta etkinlikleri oluşturuyor. Bu reklamlar genelde ücretli SMS mesajları göndererek, gereksiz hizmetlere abone olarak ya da Android bankacılık truva atları, SMS truva atları ve kötü amaçlı uygulamalar indirerek kurbanların para kaybetmesine neden oluyor. Kötü amaçlı yazılım, bunlara ek olarak, reklam bağlantıları oluşturmak için URL kısaltıcı hizmetleri kullanıyor. Oluşturulan URL bağlantılara tıklandığında kullanıcılar para kaybına uğruyor.

ESET telemetrisine dayalı olarak, Android/FakeAdBlocker ilk kez Eylül 2019’da saptandı. 1 Ocak ile 1 Temmuz 2021 tarihleri arasında, bu tehdidin 150.000’den fazla örneği Android cihazlara indirildi. En çok etkilenen ülkeler arasında Ukrayna, Kazakistan, Rusya, Vietnam, Hindistan, Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri bulunuyor. Kötü amaçlı yazılım birçok örnekte saldırgan reklamlar görüntülese de, ESET farklı kötü amaçlı yazılımların indirilip yürütüldüğü yüzlerce vaka da saptadı; bunlara Chrome, Android Güncellemesi, Adobe Flash Player ya da Android’i Güncelle gibi görünen ve Türkiye, Polonya, İspanya, Yunanistan ve İtalya’daki cihazlara indirilen Cerberus truva atı da dahil. ESET, Ginp truva atının Yunanistan ve Orta Doğu’da indirildiğini de belirledi.

Uygulama indirdiğiniz yerlere dikkat edin

Android/FakeAdBlocker’ı analiz eden ESET Araştırmacısı Lukáš Štefanko şu açıklamayı yaptı: “Telemetremize dayalı olarak, birçok kullanıcı Android uygulamaları Google Play dışındaki kaynaklardan indirme eğilimi gösteriyor. Bu da, kötü amaçlı yazılımların yazarlarının gelir oluşturmak için kullanılan saldırgan reklam uygulamalarıyla yayılmasına yol açabiliyor.” Kısaltılmış URL bağlantılarından para kazanılması hakkında yorum yapan Lukáš Štefanko sözlerine şu şekilde devam etti: “Birisi böyle bir bağlantıyı tıklattığında, kısaltılmış URL’yi oluşturan kişinin gelir elde etmesini sağlayan bir reklam görüntüleniyor. Sorun şu ki, bu bağlantı kısaltıcı hizmetlerden bazıları, kullanıcıları cihazlarının tehlikeli ve kötü amaçlı yazılımlar tarafından etkilendiğini söyleyen sahte yazılımlar gibi saldırgan reklam teknikleri kullanıyorlar.”

ESET Araştırma Ekibi, etkinlikleri iOS takvimlerine gönderen ve Android cihazlarda başlatılabilen, kötü amaçlı yazılım Android/FakeAdBlocker’ı aktifleştiren bağlantı kısaltıcı hizmetler tarafından oluşturulan etkinlikler saptadı. iOS cihazlarda kullanıcıyı istenmeyen reklamlarla boğmanın yanı sıra, bu bağlantılar otomatik olarak bir ICS takvim dosyası indirerek kurbanların takvimlerinde etkinlikler yaratabiliyor. 

Kullanıcılar aldatılıyor

Štefanko sözlerine şu şekilde devam etti: “Her gün gerçekleşen ve her biri 10 dakika süren 18 etkinlik yaratıyor. Adları ve açıklamaları kurbanın telefonuna virüs bulaştığı, kurbanın verilerinin çevrimiçi açığa çıktığını ve virüse karşı koruma uygulamasının kullanım süresinin sona erdiği izlenimini yaratıyor. Etkinliklerin açıklamalarında, kurbanı sahte reklam yazılımı web sitesini ziyaret etmeye yönlendiren bir bağlantı yer alıyor. O web sitesi yine cihaza virüs bulaştığını iddia ediyor ve kullanıcıya Google Play’den sözde daha temiz uygulamalar indirme seçeneği sunuyor.” 

Android cihazları kullanan kurbanlar için durum daha da tehlikeli; çünkü bu dolandırıcılık amaçlı web siteleri Google Play mağazası dışından kötü amaçlı uygulama indirilmesine yol açabiliyor. Bir senaryoda, web sitesi yasal uygulamayla en ufak bir ilgisi olmayan ve reklamları engellemenin tam tersini yapan “adBLOCK” adı verilen bir uygulamanın indirilmesini istiyor. Bir başka senaryoda, kurbanlar istenen dosyayı indirmek için ilerlediklerinde, “Your File Is Ready To Download (Dosyanız İndirilmeye Hazır)” adlı kötü amaçlı uygulamayı indirme ve kurma adımlarının yer aldığı bir web sayfası görüntüleniyor. Her iki senaryoda da, URL kısaltma hizmeti aracılığıyla sahte reklam yazılımı ya da Android/FakeAdBlocker truva atı gönderiliyor.

Yayım tarihi
MANŞET, YAZILIM olarak sınıflandırılmış

Türk Telekom şehirlere akıl veriyor

Türkiye’de dijital dönüşümün lideri Türk Telekom, yeni nesil şehir dönüşümüne yapay zekâ teknolojileriyle öncülük ediyor. Yeni Nesil Şehircilik İnisiyatifi ile 10 kentte hayata geçirilen çözümlerle, trafikten kamu güvenliğine, sulamadan aydınlatmaya kadar akıllı yaşama dair tüm alanlarda enerji tasarrufu sağlandı. Türk Telekom, IoT (Nesnelerin İnterneti) platformunda anlamlandırdığı verilerle kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını sağlarken, sürdürülebilir bir kent yaşamına da destek oluyor. Türk Telekom’un ‘Yeni Nesil Şehir Platformu’ adı altında yeni nesil ulaşım, enerji, çevre, sağlık ve güvenlik alanlarında 10 kette hayata geçirdiği 55 akıllı çözüm, yaşam kalitesi yüksek, sürdürülebilir ve güvenli şehirlerin inşasına katkı sağlıyor. 

Kentler için sağlıklı ve çevre dostu yenilikçi teknolojiler

Akıllı ulaşım sistemleri ile donatılan kentlerde trafikte zaman kaybı, kaza sayısı ve yol çalışmalarından kaynaklanan gecikmeler büyük oranda azalıyor. Türk Telekom, son olarak kısa süre önce Aksaray Belediyesi ile ‘Yeni Nesil Bisiklet Projesi’ni hayata geçirdi. Proje ile kent sakinlerine alternatif, çevre dostu ve sürdürülebilir bir ulaşım imkânı tanındı. 

“Belediyelerde elektrikte yüzde 40, sulamada yüzde 30 tasarruf”

Türk Telekom Kurumsal Satış Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Eser, konuyla ilgili açıklamasında “Türk Telekom olarak teknolojinin insanların ekonomik, sosyal ve ruhsal iyilik hâllerine hizmet etmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü bizim için hayatın merkezi insan. Bu yaklaşımla, Yeni Nesil Şehir Platformu adı altında şehirde yaşayanların hayatını kolaylaştıran çözümler geliştiriyoruz. Bu kapsamda o kentte yaşayan bireylerin ihtiyaçlarına yönelik hızlı çözümler sunmayı hedefliyoruz. Yapay zekâ çözümleriyle, sağlıktan ulaşıma, enerjiden güvenliğe pek çok alanda kent sakinlerine daha iyi bir yaşam sunuyoruz. Hayata geçirdiğimiz akıllı çözümlerle belediyelerde bugüne kadar elektrikte yüzde 40, sulamada yüzde 30 kaynak tasarrufu sağlandı. 5G ve yapay zeka konusunda da çalışmalarımız devam ediyor” dedi. 

1,2 milyon kullanıcıya ücretsiz wi-fi hizmeti

Türk Telekom’un yeni nesil şehircilik çalışmaları kapsamında Elektronik Denetleme Sistemi ile Karaman, Kars, Antalya, Kırşehir, Mersin, Edirne ve Denizli’de, Yeni Nesil Kavşak ile de Elazığ’da trafikte olumlu sonuçlar alındı. Ayrıca Kütahya Belediyesi Halka Açık Wi-Fi, Yeni Nesil Şehir Mobilyaları ve Mobil uygulama ile yeni nesil şehir çözümlerine kavuşturulurken, Sosyal Medya Yönetim Yazılımı ile ‘Dijital ve İnteraktif Belediyecilik’ vizyonu desteklenen belediye sayısı 29’a yükseldi. Yeni nesil şehirlerde öncelikli ihtiyaç olan Wi-Fi hizmeti ise açık alanlarda 1,2 milyon kullanıcıya toplam 523 TB veri kullanımı ile ücretsiz sunuldu. 

6G yapay zeka ile parıldayacak

Dünyanın önde gelen lider akıllı ürün markası OPPO, Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan, ‘6G AI-Cube Intelligent Networking’ adlı ilk 6G raporunu yayınladı. Telekom sektörünün, yapay zekanın 6G ağ mimarisini nasıl güçlendirebileceğine dair en kapsamlı araştırmalardan biri olarak rapor, yeni nesil iletişim ağlarının tasarımı için daha ayrıntılı bir vizyon öneriyor. Şu anda OPPO, 6G hizmet ve teknoloji gereksinimleri, temel teknolojiler ve sistem özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak için bir ön araştırma ekibi kurmuş durumda. 

OPPO, 6G’nin insanların yapay zeka ile etkileşim şeklini daha önce hiç olmadığı gibi yeniden şekillendireceğine ve yapay zekanın herkes tarafından kullanılabilecek, gerçekten kamuya hizmet eden bir teknoloji haline gelmesine izin vereceğine inanıyor. 6G ile güçlendirilen akıllı ürünler, yeni deneyimler oluşturmak için farklı uygulama seviyelerinde yapay zeka algoritmalarını indirip dağıtarak, daha gelişmiş yapay zeka modelleri oluşturmak için sürekli veri toplayarak yapay zekanın önemli unsurları haline gelecek.

Örneğin, otonom araçlar söz konusu olduğunda 6G ağları, aracın konumuna ve mevcut fiziksel ortama (ör. günün saati, hava durumu) dayalı olarak en uygun yapay zeka algoritmasını ve en uygun iletişim bağlantısını tahsis edebilecek. Araç, yapay zeka algoritmalarını anında indirip çalıştırabilecek ve aracın yolcu için en güvenli ve en konforlu yolculuğu sağlamasına olanak tanıyabilecek.

OPPO 5G Bilim Şefi Henry Tang, “Teknolojik gelişme ileriye dönük olmalıdır. Mobil iletişim teknolojisi on yıllık dönemlerde gelişiyor ve yeni nesil iletişim teknolojisinin standardizasyonunun 2025 yılında ve ticari uygulamanın 2035’te başlaması bekleniyor. 2035’e bakıldığında OPPO, dünyadaki akıllı ajanların sayısının insan sayısını aşacağını öngörüyor. Bu nedenle, yeni nesil iletişim teknolojisi olan 6G, yalnızca insanların değil, her türden insanın ihtiyaçlarına hizmet edebilmeli. Bu hedefimiz doğrultusunda erken teknik araştırma ve sistem tasarımını gerçekleştirdik” dedi.

6G, yapay zeka geliştirmede karşılaşılan, veri siloları ve kullanıcı gizliliği gibi birçok geleneksel sorunu çözerek, yapay zekanın sonuca varmaya nasıl katkı sağladığı, öğrendiği, etkileşim kurduğu ve uygulandığı konusunda devrim yaratacak. Rapor, yapay zeka algoritmalarının mevcut sınırlamalarından bazılarını hafifletmek için yapay zeka kaynaklarının farklı alanlara bölünmesini öneriyor. 6G ağı altındaki belirli kaynaklara göre düzenlenen yapay zeka alanları, doğru yapay zeka modeli tahsisi, ağ kaynak planlaması ve veri paylaşımı için uygun stratejiler sağlayacak.

Şu anda, akıllı cihazların sınırlı bilgi işlem gücü ve depolama kapasitesi, büyük ve genelleştirilmiş yapay zeka algoritmalarını kullanmalarını zorlaştırıyor. Bu cihazlarda çalışabilen özel yapay zeka, çoğu kullanıcının büyük veri taleplerini karşılayamıyor. Ancak 6G ağları altında, yapay zeka etki alanı, geleneksel bir baz istasyonu, veritabanı, yapay zeka model deposu ve uygulama sunucusu gibi birden çok rolü üstlenebiliyor.

Önerilen ağ kapsamında, 6G cihazları, cihazın konumuna ve gereksinimlerine göre bir yapay zeka alanına tahsis edilecek. Bu yapay zeka etki alanı daha sonra ilgili görevleri gerçekleştirmek için en uygun iletişim bağlantısını sağlarken istenen hizmetleri sunmak için gereken en uygun yapay zeka algoritmasını kullanacak. 4G ve 5G ağlarından farklı olarak, 6G ağlarında karar vermek için kullanılan yapay zeka, cihaz ve ağ tarafında organik olarak entegre edilecek.

OPPO, yakın gelecekte dünyanın 6G standartlarının oluşumuna yardımcı olacak 6G teknolojisi konusunda ön araştırma yapmaya devam edecek. 5G’nin yaygınlaşmasına önemli bir katkıda bulunan OPPO, 5G’nin büyük ölçekli ticarileştirilmesini teşvik etmek için ortaklarıyla birlikte çalışmaya devam ederken iletişim teknolojisinin evrimi yoluyla Deneyim İnterneti’nin geliştirilmesine öncülük edecek.

Türk Telekom geleceği seçti

Türk Telekom, yenilikçi fikirleri olan girişimleri destekleyerek, girişimcilik ekosistemini güçlendirmeyi sürdürüyor. Bu kapsamda, Türk Telekom tarafından Türkiye’de hayata geçirilen ilk kurumsal girişim hızlandırma programı PİLOT’un 9. dönem girişimleri belli oldu. Ağırlıklı olarak yapay zekâ odaklı, nitelikli ve özgün teknolojiler geliştiren ekiplerin oluşturduğu 18 girişimin her birine 200’er bin TL nakit desteği verilecek.  

Yeni dönemde programa katılacak girişim sayısını ve verilen nakit desteğini artırdıklarını ifade eden Türk Telekom Strateji, Planlama ve Dijital Genel Müdür Yardımcısı Barış Karakullukçu şöyle konuştu: “Türk Telekom olarak hedefimiz, ilk günden bu yana, girişimcileri desteklemek, girişimcilik ekosistemini güçlendirmek ve girişimlerle iş birliği yaparak müşterilerimize yenilikçi ürün ve hizmetler sunmak. PİLOT ile girişimlerin en çok ihtiyaç̧ duyduğu, nakdi sermaye ve mentor desteğini bir arada sunuyoruz. Girişimlere aynı zamanda Türk Telekom ile iş birliği fırsatı, eğitimler, iş bağlantıları ve yatırımcılara erişim imkânı sağlıyor, TT Ventures ile yatırım yaparak girişimleri büyütüyoruz. Bu yıl itibarıyla PİLOT programına katılan ekipler arasından seçilenler, dünyanın en büyük inovasyon platformu Plug&Play’in 4 haftalık ABD programına katılma fırsatına da sahip olacaklar. Seçilen her bir girişimi gönülden kutluyorum.”

Yapay zekâ ağırlıklı 18 girişim PİLOT’ta

Yeni dönem PİLOT girişimleri şöyle; reklam doğrulama hizmeti sunan Adnsafe, akıllı tarım uygulaması Agrovisio, yapay zekâ ve derin öğrenme veri servisi Arcanor, döngüsel ekonomi yeşil fintech çözümü Barty, şarj istasyonu çözümü Bluedot, otonom iş süreçleri geliştirme platformu Cameralyze, kolektif veri açıklama servisi Co-one, maliyet tahminleme ve tedarik zinciri yönetimi çözümü Costifier, dijital platformlardaki sahte ürünleri tespit eden Counterfake, sosyal medya karar destek çözümü Earnado, yapay zekâ destekli nöro teknoloji platformu emoty.Al, yapay zekâ ve doğal dil işleme tabanlı müşteri deneyim çözümü Feedgage, tedarik zinciri yönetim platformu Freightest, yapay zekâ tabanlı desen ve doku üretim yazılımı MYTH.AI, e-ticaret analitik çözümü NeSatılır.com, 3 boyutlu kalite kontrol yapılmasını sağlayan çözüm surfvis.ai, siber güvenlik çözümü Wallids ve video analitik çözümü XENA-VISION.

Geniş mentor ağına erişim ve Plug&Play Amerika Programı girişimleri bekliyor

PİLOT’a seçilen 18 ekip, program süresince geniş mentor ağına, büyük yatırımcılara ve Türk Telekom’un iş bağlantılarına erişim olanağı bulacak. Ekipler ayrıca program süresince çeşitli eğitimlere katılacak; ofis alanı, teknoloji alt yapısı, mobil iletişim paketi ve tanıtım desteği alacak. Program sonunda 18 girişim arasından seçilecek ekipler, dünyanın en büyük inovasyon platformu ve girişim sermayesi platformlarından Plug&Play’in 4 haftalık Amerika programına katılacaklar. Bu sayede, fikirlerini dünya çapındaki yatırımcılara tanıtma ve global şirketlerle iş birliği yapma imkânı elde edecekler.

Türk Telekom bugüne kadar PİLOT mezunu 73 girişime toplamda 5 milyon TL’nin üzerine nakit desteği verirken, mezun girişimler geçen yıl 850 kişiye istihdam sağladı ve 60 milyon TL ciro elde ettiler. Mezun girişimlerden 31 tanesi yatırım aldı. 

Akıllı lens dönemi

Göz içi lens tedavisi, başta katarakt olmak üzere birçok göz hastalığı için kullanılan tedavi yöntemidir. Akıllı lensler, göz içindeki doğal merceğin çeşitli nedenlerle berraklığını yitirmesi ya da fonksiyonel çalışmaması durumunda kullanılmaktadır. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göz Hastalıkları bölümünden Op. Dr. Muhsin Altunsoy  ‘Son yıllarda katarakt cerrahisinde ve göz içi lens teknolojisinde büyük gelişmeler oldu. Vazgeçilmez yöntem haline gelen dikişsiz tedaviler sayesinde lens teknolojisinin ilerlediğini ifade ederek Akıllı Lens hakkında merak edilenleri’ cevapladı.

Akıllı Mercek Nedir?

Akıllı mercek günümüzde katarakt ameliyatı sonrası uzak, yakın hem de ara mesafede gözlüksüz görebilmeyi sağlayan göz içi merceklere verilen isimdir.

Katarakt ameliyatında ya da göz içi lense yapılan cerrahiler sonrası doğal lensin fonksiyonunu görmek için göz içine suni mercek takılır. Bu merceklerle mümkün olduğunca uzak görmenin gözlüksüz olması amaçlanır. Standart bir mercekle uzak ya da yakında gözlüksüz olunabilecekken, akıllı merceklerde hem uzak hem de yakın mesafenin gözlüksüz olarak iyi görülmesi mümkün olabilmektedir.

Uzak yakın mercekler son 20 yıldır kullanımda olmasına rağmen özellikle son 5 yılda Trifokal ya da 3 odaklı denilen lenslerin uzak, yakın ve bilgisayar mesafesini kapsamasıyla kullanım oranı arttı. Özellikle masa başında çalışan, gözlük kullanımının kısıtlamalarını yaşamak istemeyen grupta ciddi bir açığı giderdi.

Trifokal lensler gözlükten tamamen kurtulmayı sağlar mı?

Büyük oranda evet. Küçük bir grupta hedeflenen değerlerden sapma olabilir. Ameliyat geçirenlerin genelinde gündelik hayatı idame edecek yeterli gözlüksüz görüş sağlanabilmektedir

Bu mercekler sadece kataraktı olan kişiler için mi uygundur?

Trifokal, 3 odaklı lenslerin gelişmesiyle birlikte kataraktı olmayan özellikle 50 yaş üstü hipermetrop bireylerde gözlük kullanımını bitirmek ya da en aza indirmek için bu tarz merceklerin kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır

Trifokal merceklerle astigmat da giderilebilir mi?

Ameliyat öncesi yapılan tetkiklerde kişinin Korneal astigmatı varsa ve buna bağlı ameliyat sonrası, astigmat değer olacaksa, bu durum astigmat düzeltici Trifokal mercekler ile düzeltilebilir

Daha önce ameliyat olmuş, standart göz içi merceği takılmış kişilere trifokal mercek takılabilir mi?

Bu kişilerin göz yapısı uygunsa ve özellikle belirgin bir numara sapması varsa, 3 odaklı lensler ek olarak yerleştirilerek hem numara düşürülmüş hem de farklı mesafeleri görebilmeleri sağlanmış olur

Trifokal Mercekler Kime Önerilmez?

Diyabet hastalarında, belirgin sarı nokta hastalığı olanlarda, göz içi lensin merkezi olmadığı durumlarda bu tarz mercekler önerilmez

Yayım tarihi
DONANIM, MANŞET olarak sınıflandırılmış