Citizen_JournalismVatandaş gazeteciliği, altı dolu ama içi samanla kaplanmış kağıttan bir kaplan. Vatandaşları uyutmak ve onları “inşallah canım ya” tarzı oyalamalar. Bu isim tamlaması varoldukça insanlar haberleri günün birinde daha tarafsız okuyacakları konusunda kandırılmaya devam edecekler.

Bir internet sitesi kurmak neredeyse bedava… Büyük gazetelerle vatandaşın blogları arasında neredeyse hiç teknoloji farkı kalmadı. Artık haber patronların ya da politikacıların önünde secde eden yazarların tekelinden kurtuluyor deyip duruyorlar. İşin iç yüzünü size farklı bir bakış açısıyla anlatayım senelerdir vatandaş gazeteciliği yapmaya çalışan biri olarak…

  1. Gazetecilik sanıldığı gibi bir kişinin beyin kıvrımlarında oluşan elektriklenmenin klavye vasıtasıyla ekranlara yansıması değildir. Bir eğitim ve görgü işidir. Süreç gerektirir.
  2. Gazetecilik bir yan iş değildir. İnsanın hayatının tamamının üstüne oturur. Hayata gazeteci gibi bakarsınız, gazeteci gibi düşünürsünüz. Gördüğünüz her sahne sizi yazana kadar rahatsız eder. Bu anlamda gazetecilik DE yapıyorum diyen yalancının önde gidenidir.
  3. Gazeteciliğin insan hayatının büyük bir bölümünü aldığı süreçte yaşama şartları ister. Gazeteci görmeli, denemeli, orada bulunmalıdır. Bunun için de ir ücret almalıdır. Ama büyük ve patronlu internet, TV ve yazıyı basın organları o kadar oçk sömürmektedir ki reklamverenleri, vatandaş gazetecisine ekmek kalmaz. Herhangi bir reklam ajansına gidin sorun bakalım günde 1.000 kişinin ziyaret ettiği bir internet sitesine kaç para veriyorlar. Peki bu önerdikleri para günde 100 bin kişinin okuduğu yayın organlarına verdikleri reklamın yüzde biri mi acaba? Kesinlikle değil…
  4. Haber kaynakları vatandaşı “iplemez”… Mesela bir PR ajansıyla bir şirketle röportaj konusunu konuştuğunuzda sizi dikkate almaz. Yüzsüzce sorularınıza cevap veremiyoruz der kestirir atar. Onlar için selüloz önemlidir silikon değil. Hatta sizin onlara sorduğuuz soruların yarattığı sözde fikirleri alıp fütursuzca gazeteci dostlarına satarlar bu haberleri… Hayır böyle bir şey yok diyen PR ajansı yetkililerini özelime davet ediyorum.
  5. Gazeteci yanlış yazarsa hay allah bak görüyor musun ile geçiştirilir. Ama bunu yapan vatandaş gazetecisiyse tehditler kıyamet gibi dökülür ortaya. Hukukçular arar sizi medya ilişkileri sahipleri değil. Sonra iş büyürse kuru bir özürle geçiştirilir.
  6. Baktığınızda şirket ve PR mensupları da dahil herkes sözde çok ilgi gösterir size. Ama toplantılar selüloz gazeteciler için tasarlanır. Eğer onlar istemezse vatandaş gazetecileri için ayrı, daha kara kuru bir iletişim oturumu yapılır.
  7. Özellikle yurt dışı kaynaklı şirketler gazetecileri haberin kaynağına götürürken sağlam bir elemeden geçirirler. Gazetede yazanlar el üstünde tutulur. Diğerleri el altında. Onlar haberin kaynağına götürülmez. Sadece adetsel olarak habere ihtiyaç duyulduğunda “şekerim şunu bir kullansana” derler. Haber onlar için kullanılacak bir metadır.

Bu yazılanların hepsi “aa olur mu öyle şeeey” şeklinde sert bir dille yalanlanabilir. Ama kaç tane bildiğiniz takip ettiğiniz vatandaş gazetecisi var diye soracak olursanız zaten neyin yalan neyin doğru olduğunu görürsünüz.

Bu yalanın bir parçası olmayın.