Vodafone Özil’de bize karşı gösterdiği cesaretini Kıbrıs için gösteremedi

Mesut Özil, Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğraf çektirdi. Almanya kupadan elenince Mesut Özil yüzünden olduğu öne sürüldü ve enteresan bir süreç başladı. Derin bir anlaşmazlıklar ve tartışmalar yaşandı ve bitti.

Daha doğrusu biz bittiğini sandık. AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Vodafone’un Mesut Özil’i reklam kampanyasından çıkardığı iddiasını içeren bir mesajı sosyal medya hesabından paylaştı: “Şirketin imajı zarar görmesin gerekçesiyle Vodafone Almanya Mesut Özil ile hazırladığı reklam kampanyasını iptal etmiş. VodafoneTR’nin bu duruma bir izahatı vardır elbette…”

Elbette Vodafone’un izahı vardı. Şunu söyledi şirket: Vodafone Türkiye ve Vodafone Almanya ayrı yapılar olarak kendi pazarlarında faaliyetlerini sürdürmektedir. Vodafone bünyesinde faaliyet gösteren her şirket, ticari tanıtım faaliyetlerini kendi pazarına yönelik olarak yürütmektedir. Vodafone Türkiye olarak, Türkiye’nin en büyük doğrudan yatırımcılarından biriyiz. Türkiye’ye yatırım yapmaya ve sosyal alanda katkılarımıza devam edeceğiz. Ülkemizin tüm değerlerine saygılı olarak ve yüksek hassasiyetle faaliyetlerimizi sürdürdüğümüzün altını çizeriz.

Bunun ütünde uzun uzun düşünüp ikna olaya çalıştım. Ama beceremedim. Çünkü aklıma hep Kıbrıs sorunsalı geliyordu: Vodafone bütün Telsim operasyonunu alarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki GSM şirketini de almış oldu. Fakat her nedense oranın adını Vodafone yapmadı. Telsim olarak bıraktı.

Neden adını Vodafone ile değiştirmedi? Size ne kardeşim orası ayrı burası ayrı niye demedi mesela İngilizlere, Yunanlılara ve hatta Güney Kıbrıs’takilere? Yani Almanya olunca ayrı yapılar oluyor Kıbrıs olunca mı bileşik kaplar kanununa giriyor konu?

Mutlaka bu açıklamadan mesut ve bahtiyar olanlar olmuştur. Ben ikna olmadım.

Bir zamanlar maziye bak neler neler göreceksin

O yılları çoğumuz hatırlayamayız. 2000’den önceydi. Turkcell ve o zamanki adıyla Telsim ülkede iletişim alanında fırtınalar estiriyordu. Daha önce Sabancı ve Koç gruplarının istemediği, aman o da iş mi dediği GSM sektörü tüm dünyada alıp yürümüştü. Herkes kafasını taşlara vururken müjdeli bir haber geldi: Yeni üç lisans daha verilecek ve ülkedeki GSM şirketi sayısı 5’e çıkacaktı.

Herkes büyük umutlarla ihaleye hazırlandı. Hatta o günlerde devlet mükemmel bir karar verip tekel olunmaması adına bir GSM şirketiyle ortaklığı olan kurumların bu ihaleye katılamayacağı duyurusunu yaptı. Bunun üzerine (çoğu kimse bunu bilmez) Digiturk üstündeki Doğan  – Karamehmet ortaklığı bitti ve Doğan grubu hisselerin Karamehmet’e devretti.

İhale günü geldiğinde aslında her şoy çok açık gözüküyordu: Birkaç büyük şirket ki aralarında İşbankası, Sabancı ve Koç aileleri de vardı, ihaleden bir şeyler kapacaklardı. İlk elemede en çok söyleyen birinci ihaleyi alacak, ikincisinde ise ilkinin bırakıldığı yerden başlanacak ve artırmalar yapılacaktı. Kimde kalırsa dördüncü lisans alınacak, beşinci lisans da o alanda geri kalmış devletimize bırakılacaktı.

Tahminler ilk ihalenin aşağı yukarı bir milyarın biraz üstü seviyesinde kapanacağını, ikincisinin de taş çatlasa 1.3 – 1.5 milyar dolar aralığında biteceğini gösteriyordu. Sonuçta Koç ve Sabancı’ya kesin alırlar gözüyle bakılıyordu. İhale zarfları verildi. Tüm ortam harika giderken açılan İşbankası zarfıyla herkes yerinden oynadı: Devletin bankası İtalyan Telekom şirketi TİM ile 2 milyar dolar verdi. Ortalık birbirine girdi, Ali Koç’un paniklemiş yüzü ekrana yansıdı.

İşbankası doğrusunu yapmıştı. 2 milyar dolar verdiği için arkadan gelenler ihaleye değil artırma vermek eksiltemediler bile… Böylece İşbankası 2 milyar dolara bir değil iki şirket almış gibi oldu. İyi de Turkcell ve Telsim o zamana kadar 3-4 milyar dolara yakın baz istasyonu yatırımı yapmışlardı. Nasıl olacaktı da 2 milyar doların üstüne bir de öyle bir para koyacaklardı? İşin dedikoduları daha sonra piyasaya şöyle yansıdı: Söylenenlere bakılacak olunursa devlet onlara “siz parayı verin gerisini merak etmeyin biz baz istasyonları olayını hallederiz” sözü vermişti. Söylenenlere göre Aria ismiyle kurulan şirket mevcut GSM şirketleriyle yurtiçi dolaşım hizmeti alacaktı. Böylece hemen çalışmaya başlayacak, para kazanacak ve zamanla da kendi altyapısını kurmuş olacaklardı.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Uymayacağı da belliydi aslında. Bunu söyleyen devlet de düşüncesizlik etmişti, bunun böyle olacağını zannederek devlete inanan Aria da… Çünkü şirketler kendi ceplerinden finanse ettikleri paralarla kurdukları baz istasyonlarını neden paylaşacaklardı ki? Haydi onu bir kenara bırakın neden kendi elleriyle kendilerine yeni bir rakip yaratmak istesinler?

Ortalık gerçekten karıştı. İtalya Türkiye ilişkileri dahi gerildi. Ama mevcut GSM şirketleri Nuh dediler peygamber demediler. Aria da İtalyan ortağıyla birlikte dava açtı, sonra dava uzadı, kazanıldı kaybedildi ve mahkemeye yansıdı ve tavsadı. Sonra zamanın başbakanı, İtalyan başbakanını düğüne şahit yaptı, öpüşüldü koklaşıldı ve Telecom Italia bir şekilde ülkeden gitti. Aria, devletin kurduğu Aycell ile birleştirildi. Şirket kurulumu için 4 milyar dolar harcanan (devlete Aycell için para verilmedi ama verilmiş sayıldı tabii) ama şirket değeri 2 milyar dolar  bir GSM şirketi vücut buldu.

Sonra bugüne geldik…

Bugün Turkcell; Aria (İŞ-TİM)’in hissedarları olan Telecom Italia SpA ve TIM International N.V’nin, ortağı oldukları Aria’ya ulusal dolaşım hakkı sağlamayarak firmayı zarara uğrattığı iddiası ile aleyhine açtıkları tazminat davasında, mahkeme tarafından haklı bulundu.

Aria’nın Turkcell’in altyapısını kullanmak isteği ulusal dolaşımda teknik ve ticari koşulların uygun olmaması nedeniyle Turkcell tarafından kabul görmemişti. Bunun üzerine, Aria’nın hissedarları Telecom Italia SpA ve TIM International N.V. 2001-2002 yılları için Aria’ya ulusal dolaşım sağlamadığı gerekçesiyle Turkcell aleyhine tazminat davası açmışlardı. Aria daha evvel aynı konuda Türkiye aleyhine de bir dava açmış ve o davada zararının 2,5 Milyar USD olduğunu ifade etmişti.

Aria’nın Turkcell aleyhine açtığı davada İstanbul Ticaret Mahkemesi 29.12.2008 tarihinde davanın reddine karar vermiş ve dava Turkcell lehine sonuçlanmıştı. Bu gelişmenin ardından, Telecom Italia SpA ve TIM International N.V.’nin mahkemenin kararını temyiz talebi 10.Mart.2011 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilerek Turkcell iddiaları ve talebi doğrultusunda, davayı reddeden mahkeme kararı onandı.

Yine bu konuyla bağlantılı olarak, Aria’nın ulusal dolaşım talebini karşılamadığı gerekçesiyle, 2004 yılında Rekabet Kurumu ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından Turkcell hakkında, her biri 21.822.150 TL tutarında iki adet idari para cezası uygulanmıştı. Ancak Turkcell bu para cezalarının iptali talebiyle de davalar açmış ve bu davalarda Danıştay Turkcell’i haklı bulmuş ve her iki para cezasını da iptal etmişti.

Tarihini bilmeyen bu haberi nasıl okur bilemeyiz. Biz size tarihten bir yaprak sunmak istedik…