Şu bizim çalınan bilgiler ve onun iletişimi

korsanGece otururken bir anda Anonymous’un mesajı çıktı ortaya: Mesajda diyordu ki Biz iki sene kadar bir zaman diliminde Emniyet Genel Müdürlüğü’nü hackledik. Oradan aldığımız çok enteresan bilgileri çok kısa bir zaman içinde sizlerle paylaşacağız.

Ülkenin neresinden ne çıkacağı belli olmaz bunu hepimiz biliyoruz… Heyecanla beklemeye başladık oradan çıkabilecekleri… Sonra linki verdiler. Heyevanla girdim, Torrent’i saldım. O sırada eşzamanlı paylaşan 20 binin üstünde kullanıcı vardı. Bunların ne kadarı gerçek ne kadarı robot bilebilmek imkansız. 2,8 gigabaytlık veri kısa zaman içinde geldi. Açması biraz uzun sürdü ve karşıma 18 gigabayta yakın bir klasör çıktı.

Okumaya devam et “Şu bizim çalınan bilgiler ve onun iletişimi”

Şu bizim çalınan bilgiler ve onun iletişimi

korsanGece otururken bir anda Anonymous’un mesajı çıktı ortaya: Mesajda diyordu ki Biz iki sene kadar bir zaman diliminde Emniyet Genel Müdürlüğü’nü hackledik. Oradan aldığımız çok enteresan bilgileri çok kısa bir zaman içinde sizlerle paylaşacağız.

Ülkenin neresinden ne çıkacağı belli olmaz bunu hepimiz biliyoruz… Heyecanla beklemeye başladık oradan çıkabilecekleri… Sonra linki verdiler. Heyevanla girdim, Torrent’i saldım. O sırada eşzamanlı paylaşan 20 binin üstünde kullanıcı vardı. Bunların ne kadarı gerçek ne kadarı robot bilebilmek imkansız. 2,8 gigabaytlık veri kısa zaman içinde geldi. Açması biraz uzun sürdü ve karşıma 18 gigabayta yakın bir klasör çıktı.

Okumaya devam et “Şu bizim çalınan bilgiler ve onun iletişimi”

Türkiye’nin bilgi güvenliği delikli kaşar

kasarSuriye bizi hangi alanda geçebilir? Spor? Sanat? Bilim? Ekonomi? Ben bunların hiçbirinde geride kalacağımızı düşünmüyorum. Ama ne yazık ki teknoloji alanında ülkemizin kritik bilgilerine girdikleri için bizden daha iyi olduklarını söyleyebilmek mümkün. Konuyu TKNLJ formatında sizlerle maddeler halinde paylaşmak istiyorum:

  • Kendilerine ‘Suriye Elektronik Ordusu’ adını veren Beşar Esad yanlısı hackerlar, aralarında Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayi ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın da bulunduğu kurumların e-posta hesaplarının ele geçirdi.
  • Mart 2009 ve Kasım 2012 yıllarına ait e-posta yazışmalarında; ABD Başkam Barack Obama’nın dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’a yazdığı özel mektuptan eski ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’na ve Müsteşar Yardımcısı Ömer Orhon’a gönderdiği Suriye ile ilgili gizli yazışmalara, büyükelçilerin ve bürokratların özel ve işle ilgili yazışmalarına kadar çok sayıda gizli kalması gereken e-posta yayınlandı.
  • Baktığımızda paralel yapının başbakanı ve arkadaşlarını dinlemesi mi daha kötü yoksa adı geçen çok yüksek güvenlik seviyesindeki kurumların elektronki postalarının okunması mı? Ben oyumu ikincisinden yana kullanırdım…
  • Bu ülke Dışişleri Cumhurbaşkanlığı ve Savunma Bakanlığı elektronik postalarına sahip çıkamıyorsa o ülkede bilgi güvenliğinden bahsetmek çok zordur
  • Bu arada işi sadece Suriye’ye maletmeyelim: Mesela siz Rusya olsaydınız ve elinizdeki hackerlar ile bu bilgileri ele geçirseydiniz bunu dünyaya nasıl duyururdunuz? Ben olsam ülkenin en büyük düşmanı olan Suriye’yi kullanırdım. Sonuçta Suriye gibi bilgisayar ve interneti olmayan bir ülkenin mi bunu yapmasını beklersiniz yoksa onun gizli destekçisi Rusya’nın mı? Ben oyumu ikinciden yana kullanırdım.
  • Kim yapmış olursa olsun, 2012 yılının sonunda kurulan Siber Güvenlik Kurulu ve yine içinde kurulan SOME isimli Siber Olaylara Müdahale Ekibi’nin başarısız olduğunu söylemek mümkün.
  • Ülkenin bilgi güvenliği ve sınır güvenliği arasında belirgin bir fark olduğuna inanmıyorum. Bir an önce bundan dersler çıkarılmalı ve acilen gerekli adımlar atılmalıdır. Bilgi güvenliği, hele Dışişleri ve Genelkurmay gibi kurumların güvenliği tartışmaya açık değildir. Emeği geçen herkes kendini en baştan sorgulamalı; seçim, siyaset, başkanlık gibi konular bir kenara bırakılarak bu alana ağırlık verilmelidir…

 

Artık kimse “gazeteciliğinizi” çalamayacak

elKayıtlı Elektronik Posta konusunu daha önce de TKNLJ sayfalarına taşımıştım. Kısaca attığınız elektronik postanın artık resmi bir delil olarak sayılması alınmadığının iddia edilemediği bir sistem. Kurumlar için çok önemli bir sayfa. Özellikle de müşteriyle tebliğ niteliğinde elektronik postalar gönderenler için. Ve bir de devlet için tabii ki.

Bu noktada gelin size biraz gazetecilerin sihirli dünyasından bahsedeyim. Gazeteciler ikiye ayrılırlar: Düşünenler ve kullananlar. Bazı arkadaşlar için yazı yazmak zordur. O yazıyı düşünmek daha zordur. O yüzden de ya yazının bir kısmını ya da tamamını fuütursuzca sizin sitenizden alırlar. Bunu özellikle büyük gazeteler ve büyük olduğunu iddia eden küçük insanlar tarafından yönetilen internet haber siteleri çok yaparlar. Konuyu mahkemeye taşıyacak enerjiniz ya da delilinizin olmadığını bilirler.

Ama bugün olay değişti. Türkiye Noterler Birliği ile yaptığımız bir toplantıdan sonra artık herkesin yazılarının kendine ait olmasını sağlayacak ve bunu net ir biçimde kanıtlayacak bir yöntem geliştirdik. Olay aslında çok basit: Yazdığınız her yazıdan bir çıkış alıp bunu notere götürecek ve birisi sizin isteğiniz dışında bu yazıları kullandığında ona noter tasdikli delilinizle dava açacaksınız.

Tabii ki böyle değil. Onun yerine KEP kullanacaksınız. Yani elektronik imza veya sait yollardan aldığınız KEP adresinizi aktive edeceksiniz. Yazdığınız yazıyı kendinize göndereceksiniz. Böylece yazıdan bir çıkış alıp onu notere onaya göndermiş sayılacaksınız. Elinizde noter tasdikli bir belgeniz olacak ki bunun mahkemelerde delil yerine kullanılabildiğini unutmayın…

Kısaca söylemek gerekirse: Eğer birisi sizin yazılarınızdan biraz fazlaca esinleniyorsa ona KEP adresinizle karşı koyun.

Bilişim Muhabirleri Derneği, yakın zamanda dernek üyelerine birer adet bu adresleren sağlamayı planlıyor. Böylece en azından bilişim muhabirleri kendi özgün yazılarını korur hale gelecek.

Siz de Bilişim Muhabirleri Derneği’ne katılın, bu ve benzeri korunma yöntemlerinden gazeteci ve yazar olarak faydalanın

“11/09/2013 22:19:37 +0300 tarihli bu yazı TNB KEP’in sağladığı yasal delil niteliği taşıyan Kayıtlı Elektronik Posta sistemi ile korunma altına alınmıştır. Bu yazının yazarından izinsiz ve kanundaki şartları taşımayan şekillerde kullanılması halinde ilgili yasal süreç başlatılacaktır. “

Çocukların üçte ikisi internette kötü bir deneyim yaşıyor

BTK’nın “güvenliweb.org.tr” internet sitesinde, “Norton Ailelerin İnternet Kullanımları ve Alışkanlıkları Araştırması” yayımlandı. 14 ülkede 7 binden fazla yetişkin ve 8-17 yaşları arasında 2 bin 800 çocuğun katıldığı araştırmada ya göre, çocuklar internete her geçen gün daha fazla giriyor.

Araştırmaya göre, 2009 yılında haftada 9.17 saat olan internet başında kalma süresi 11.4 saate geldi.  internet başında geçiriyor. Çocukların yüzde 83’ü oyun oynamak, yüzde 73’ü sörf, yüzde 71’i ödev, yüzde 67’si arkadaşlarıyla konuşmak için interneti kullanıyor.

Çocukların üçte ikisine yakını internet ortamında olumsuz bir deneyim yaşarken, ailelerin sadece yüzde 45’i bu durumun farkına varabiliyor. İnternete ev dışındaki bir yerden giren çocukların oranı yüzde 23’ken, ailelerin yüzde 16’sı bunu fark ediyor.

Çocukların yüzde 56’sının internet arkadaşı bulunurken, ortalama yüzde 62’si olumsuz içeriğe sahip deneyimler yaşıyor. Çocukların yüzde 41’i internette tanımadıkları kişilerin kendilerini sosyal paylaşım sitelerine eklemek istediklerini, yüzde 33’ü bilgisayarına virüs bulaştığını, yüzde 25’i şiddet ya da müstehcen görüntülerle karşılaştıklarını, yüzde 10’u tanımadıkları birinin
kendisiyle gerçek hayatta tanışmak istediğini söylüyor. İnternet ortamında yaşadıkları olumsuz şeyler nedeniyle çocukların üçte biri korku, hayal kırıklığı, kızgınlık ve öfke, beşte biri utanç ve pişmanlık hissediyor.

Cep telefonundan internete giren çocukların oranı yüzde 17’ye ulaşırken, ailelerin yüzde 10’u bu durumdan haberdar oluyor. Araştırmaya göre, 13 yaş ve üzeri erkek çocuklar internette çıplak kadın resmi aradıklarında veya karşılaştıklarında bunu ailelerine söylemiyorlar ama eğer bu tür görüntülerle istekleri dışında karşılaşmışsalar bundan rahatsız oluyorlar.

Çocukların yüzde 87’si somut bir tehditle karşı karşıya olduklarını düşündüğünde ebeveyn desteği istiyor. Yüzde 84’ü eğer bir şantaj ya da kendilerine zarar verebilecek bir durumla karşı karşıya kalırlarsa bir yetişkine durumu iletiyor, yüzde 71’i uygun olmayan veya şüphelendikleri şeyleri söylüyorlar.

“Baba Bıladi Meri gerçek mi?”

Bu sözü günün birinde hepiniz duyabilirsiniz. Eğer bir çocuğunuz varsa ve şu anda 10 ve altı yaşlardaysa muhtemelen de duyacaksınız. Çünkü çocuklarımıza daha iyi bir dünya getirmesi için var gücümüzle iyileştirmeye çalıştığımız internete giriyor onlar. Bizim onlara verdiğimiz telkinler sonucunda internete inanıyor onlar. Belki devlet büyüklerimizin inandığından da fazla inanıyorlar. Ama bu inanç yüksekliği onlara ciddi zararlar da verebiliyor.

Benim oğlum gece ışıkların açık kalıp kalamayacağını sordu. Elbette kalabilir ama neden kalsın ki? Çünkü kapıdan bir şey girebilir dedi. Tam o yaşlardaydı. Sadece konuşmak gerekiyordu. Neden diye sordum, bıladi meri dedi. O nedir dedim, yüzü kanlı bir kadınmış dedi.

Hikaye şöyle oluşmuş: Okulda arkadaşlarının biri gelip sen bıladi meri nedir biliyor musun diye sormuş. Bilmeyenlere nasıl yazıldığını göstermiş. Sonra okuldaki bilgisayar dersinde bilgisayara girmişler. Tabii ki onların yaş seviyesinin çok üstünde sertlik ve korkunçluktaki resimler onun hayal dünyasını oldukça sarsmış. Çocuk bu bu resimlerden korkmuş da ne yapmış? Tabii ki eve gelince kendi bilgisayarından da bunları araştırmaya başlamış, daha derinlere doğru. Gece ışıkların yanık kalmasını gerektirecek kadar derinlere dalmış.

Hikaye buraya kadar herkesin başından geçen / geçebilecek bir internet öyküsü gibi duruyor. Ama sonra bir başka arkadaşımla konuşurken söylediği şeyler beni şaşkınlıktan yere düşürdü. Onun da çocukları Bıladi Meri söylentisini duymuş ve korkudan gece ışıkları yanık bırakıp yatmaya başlamışlardı.

Şimdi gelelim çıkarımlara:

1. Çocuklar elektronik posta, sosyal medya kullanmasa bile (bu hikayedeki çocuklar kesinlikle kullanmıyorlar) farklı okul hatta kıtalardaki arkadaşlarıyla aynı anda aynı şeyleri kovalayabiliyorlar.

2. Çocuklara ne kadar yasak koyarsanız koyun, ne kadar filtreleme programı yazılımı kullanırsanız kullanın kendine zarar verebilecek şeyler bulacaktır. Bulduğu şeylerin bizim tahayyül edebileceğimizin ötesinde olduğunu unutmayın. Bloody Mary buna iyi bir örnek. Zararın illa seks olması gerekmiyor.

3. Bloody Mary dediğimiz şey bir şehir efsanesi. Eğer birileri aynaya bakarak üç kez bloody mary derse hayalet gelip sizi öldürüyormuş. Batı kültürünün en klişe korku hikayelerinden biri bu. Ama belli ki çocuklarımız batıdan sadece eğitim, ilim ve irfan almıyorlar.

Şimdi yapmamız gerekenlerin üstünden geçelim:

1. Çocuğunuzla mutlaka yakın olun. Ondaki değişiklikleri takip edin. Işığı yakarak uyumasını atlayacak anne babalar olmayın.

2. Çocuğunuzla arkadaş olun. Size anlatmasını sağlayın. Sizinle paylaşması için onu motive edin. Örneğin onunla çizgi film seyredip çizgi film üstüne sohbet açmak mükemmel bir arkadaşlık için ön adım olabilir

3. Hiçbir yazılım ve filtreleme programına güvenmeyin. Bu programlar insan yapımıdır. Geçilebilir, üstesinden gelinebilir. Belli zamanın şartları için yapılmıştır değişen şartlara adapte olamayabilirler.

4. Çocuğunuzun yaşadıklarını profesyonellerle paylaşın. En yakın profesyonel okulunun rehberlik öğretmeni olabilir.

5. Çocuğunuzu zorlamayın, ikna edin. Travma yaratabilecek konularla bağırarak başa çıkamazsınız.

6. Empati kurmanızda fayda var. Kendi çocukluğunuzu hatırlayın. Dışarıdan gelen seslere karşı nasıl yorganın altına saklandığınızı, odanızın kapısının arkasına içeri girmesini istemediğiniz hayaletlere karşı koyduğunuz çantaları…

7. Çocuğunuzla beraber internete girin. En güzeli bu. Onunla internete girmeyi onunla birlikte internette oyunlar oynamayı gelenekselleştirin. Bu yüzden de bilgisayarında ne yapıyorsun aç bakayım dediğiniz zaman bu, otorite simgesi bir ebeveynden çok paylaşmak isteyen bir arkadaş sınıfına sokacaktır sizi.

8. Bırakın odasında değil sizin yanınızda girsin internete. Çok meraklı süsü vermeyin kendinize.