Dünya devi şirketin Türkiye genel müdürü oldu… Afrika ve Ortadoğu satışları artık ondan soruluyor… Dev şirketin İngiltere pazarlaması artık ona emanet…

Bunlar bizim bildiğimiz, arada bir karşımıza çıkan ve bir Türk olarak gurur duymamız gereken başlıklar.

Dünyanın en büyük, en çok teknoloji yaratmış, bugün kullandığımız en önemli cihazların yaratıcısı olan PARC’ın başına, tepe yönetimine, tüm karar ve belirlemeler için bir Türk atandı…

İşte bu alışık olmadığımız bir başlık.

Tolga Kurtoğlu PARC’ın tepe yöneticisi… 1976 Ankara doğumlu bir subay çocuğu. Güler yüzlü, sıcak tavırlara sahip güzel bir adam. Babasının mesleği gereği çocukken Almanya’yı da görmüş, Erzurum’u da… İzmir’de okumasının ardından hala gururla anlattığı ODTÜ Makine Mühendisliği’ni kazanmış. Orayı bitirdikten sonra Carnegie Melon’a gitmiş. Yapay zeka üzerine derinlemesine araştırmalar yapmış ve bilgisayarla zekayı bir potada eritmenin yolları üstüne uzmanlaşmış. O zamanki master danışmanı MIT mezunu yapay zeka uzmanı biriymiş. Derinlemesine incelediği konuların başında bilgisayar destekli tasarımla ilgili bir sonraki kuşak neler yapar, kendini nasıl ifade eder gibi konuları incelemiş. Ardından profesyonel dünyaya geçip Dell’de çalışmış. Ama akademik bakış açısından kopamadığı için doktora yapmaya yönelmiş ve Texas’a gitmiş. Orada yine yapay zeka üzerine çalışırken danışmanı yine Carnegie Melon’dan birisi olmuş.

O sırada yaşadığı tereddüdü “insanlar bana bilgisayarcı mısın yoksa mühendis mi diye sorduklarında ben de tam karar veremiyordum” sözleriyle anlatıyor. Ancak bu çalışma eğitim temposu onu NASA’ya kadar getirmiş. Orada akıllı sistemler üstüne çalışmış. Uçaklar ve uzay sistemlerini daha akılı hale getirmek, elde edilen veriyi canlı olarak işlemek… Analiz, teşhis, nesnelerin varlıklarını devam ettirebilmeleri için kendi kendilerine kararlara alabilmeleri gibi inanılmaz konularda çalışmış.

2010 yılında PARC’a bir araştırmacı olarak girmiş.

PARC’a girmiş deyince… Kısaca oranın ne olduğundan bahsedeyim size…

50 seneye yakın geçmişi olan bir şirket… 1969 yılında Xerox’ta bir bilim adamı o zamanların en acayip konularından biri olan nükleer fizikçi bir arkadaşına şirketleri için ikinci bir laboratuvar açmayı öneriyor. Açılmasını önerdiği laboratuvar Palo Alto’da, yani Xerox’un New York’taki merkezinden 5 bin kilometre uzakta. Şirket merkezinden uzakta, Ar-Ge mühendislerinin pazarlamacılara filan takılmadan keyfiyetle bilim yapmasına yetecek bir aralık…

Xerox deyince aklınıza önce ne geliyor bilmiyorum ama 1973 yılında bu çalışmalardan lazer yazıcı doğuyor ve Xerox bununla bambaşka bir şirket oluyor. Ardından nesne temelli programlama dili kavramını hayata geçiriyorlar. Ardından ilk kişisel bilgisayar… Ardından bilgisayarları birbirine bağlayacak, bugünkü ağ temelli cihazların var olmasını sağlayan Ethernet…

Sadece donanım teknolojisi temelli gözüyle de bakmayın bu insanlara… Adobe, onların içinden doğmuş bir şirket mesela. Çünkü grafik kullanıcı arabirimi üstüne çok yoğun çalışıyorlar 1975 yılından itibaren. Dil temelli teknolojiler üstüne, dili dijitalleştirme üstüne çalışıyorlar. Kurumsal etnografi adını verdikleri bir kavrama yöneliyorlar ki sosyolog, antropolog, bilgisayar mühendisi ve mühendisleri bir arada çalıştırmayı düşünerek daha insancıl teknolojiler üretmenin yolun buluyorlar. Bugünkü hayatımızın en önemli bileşenleri olan fiber optik, saklama cihazları yanında geleceğin elektronik kağıtları ve biyomedikal gelişmeler hep onların sayesinde hayata geçti.

İşte böylesi bir sistemin CEO’su durumunda Kurtoğlu. 22 farklı ülkeden, yüzde 88’i doktoralı çalışanları yönetiyor. 2 binin üstünde patent havuzunu yönetiyor. Yılda 150 taze patent yaratıyorlar. Kurtoğlu’nun orada olmasının en önemli sebeplerinin başında biraz daha fazla ticarileşme ihtiyacı yatıyor. Daha çok buluşu deli profesör icadı olmaktan çıkarıp satılabilir, para kazanabilir ürün olmaya doğru itiyor.

Peki bu kadar önemli bir konumdaki bir CEO neler yapar? Geleceğe yönelik ipuçları istediğimizde bize geleceği endüstri 4.0 ve dijital üretim olarak tarif ediyor. Bilgisayarların son aşamaya kadar tüm otomasyonu yerine getirmesi, analizler yapılması ve bilgisayarların yeni şeyler öğrenerek bunları üretim süreçlerine uygulaması; teknologların yeni derdi…

Şirket içinde bir diğer grup da nesnelerin interneti ve akıllı sistemler üstüne çalışıyormuş. Artık sensörlerin dünyasında yaşıyoruz. Xerox buna; yazıcıda devre bastıran devrim niteliğindeki gelişmeleriyle çok büyük katkıda bulunuyor. Hemen basabildiğiniz devreleri istediğiniz yere takın, gücü verin ve bırakın her işiniz hallolsun. Stok devri bilgisayar ya da benzer cihazları bir yerden bir yere taşıma derdi sona eriyor.

Dolaptaki yumurtanın tazeliğinden tarladaki domatesin nem oranına, askerin kafasındaki miğferden okula giden çocuğun çantasına kadar çok kolay üretilen ve yazıcıdan çıkarılabilen sensörler ürettikten sonra topladığı veriyle insanlar bir nevi sihirbaz konumuna doğru taşınıyor.

Şimdi tüm bunları ticarileştirme ve dışarıdaki şirketlere de satma vakti. Bunların yükü de şirketin ya da laboratuvarın başındaki Tolga Kurtoğlu’nun sırtında. Eğer bunları yapabilirse muhtemelen yıllarca PARC’ın yönetiminde  gönül rahatlığıyla kalabilir.

Üniversiteler ve girişimcilerle çok yoğun ilişkideler. Tolga Kurtoğlu, üniversite ve girişimci havuzu içinde Türk şirketlerini de görebilmek istiyor. Umarım üniversitelerimiz bu işin ağırlığını anlayabilecek kadar istekli, girişimcilerimiz günün birinde PARC’ta geliştirilen bir ürünü sırtlanıp Adobe olabilecek kadar ciddi olur.

Bu işin başında bir Türk var. Onu kullanmalıyız.

Sonuçta park ve bahçeler müdürü değil PARC’ın CEO’sundan bahsediyoruz…