Nomofobik şehir insanı

0
276

ciglikTelefonun camı kırıldı göbeği eritmek için yapılan yürüyüşlerin henüz üçüncüsünde. Çok sinirlendim kendi kendime. Apple için bilenlerden yardım istedim. Apple Store’da tamir edebileceklerini söylediler. Mutlu oldum.

Bir AVM içindeki Apple Store’a erken saatlerde gittim ve birkaç saat sonra almak üzere verdim telefonu gönül rahatlığıyla. O saatten sonra eve gitmek olmazdı. Bir kenarda oturup bekleyeyim dedim. Yanlış yaptım.

Nomofobi, çağımızın getirdiği korkulardan biri: Kapalı yerde kalma klostrofobi, örümcekten korkma araknofobi, kıçtan korkma proktofobi gibi bir korku. Mobil telefonsuz kalma korkusuna verilen isim.

Bir kahve alıp kafenin dış mekanına keyifle oturdum güneşin altına. Çanta ve kahveyi masaya koyarken bir anda telefonu arayıp bulamadım. Panik halinde telefonun olması gereken yerlere; çantama, arka cebime, yan cebime ve hatta önümde duran masanın üstüne baktım. Sonra hatırladım telefonu verdiğimi güldüm.

Günreşin altında bir bardak sıcak çikolatayla hayat çok güzeldi. İlk iki dakika… Sonra aklıma yükseltmesini verdiğim robotların vaktini kontrol etmek geldi. Panik halinde önce çantama sonra arka cebime bakarak telefonumu aradım. Kendime geldim ve güldüm. Gözlerimi kapatıp güneşin tadını çıkardım.

Bir telefon mesaj sesi geldi, hemen önce çantama, sonra arka cebime… Benim telefonun sesi bile değildi. Kaldı ki benim telefonumda mesajlar sesli bile değil. Sinir oldum ve bir sigara yaktım.

Sigaranın bitmesine yakın sabah girdiğim Facebook mesajları eldi aklıma. Güldüm ve istemsiz bir biçimde önce çantaya sonra arka cebime baktım. Gülmem kesildi. Kendime çok sinirlenmiştim.

Bilgisayara uzanıp açtım. İnternete girmek için Facebook şifresi istiyordu. Girdim ama Facebook şifresini onaylamak için internete giremediği için internete giremedim. Bu sistemi tasarlayan abiye biraz söylendim. İsterseniz yeni şifre alın diyordu ama cep teelfonunuz olmayınca şifre nereye gelecek ki. Tabii ki bu arada önce çantaya sonra arka cebime baktığımı söylememe gerek yok.

Hırsla çantaya baktım ve mucizevi bir biçimde çantamda duran Kemal Kırar’ın ‘Ne Ülen Bu” kitabını buldum. Hırsla okumaya başladım. Müthiş bir kitaptı. O hırsla 200 küsürüncü sayfaya geldim. Arada o kadar güzel anekdotlar vardı ki paylaşmak için iki kez önce çantaya sonra arka cebime baktım.

Belli bir saatin sonunda Apple mağazasına gidecektim ama farkettim ki üstümde saati göstern bir şey yok. Etraftan çok dikkat çekmemek için çaktırmadan koskoca bilgisayarı çıkarıp açtım ve saatine bakıp hemen kapattım. Saatim gelmişti. Kalktım ve çantayı sırtıma alıp yürümeye başladım. Telefon yoktu üstümde. Malum yerlerimde aradım telefonu ve yola devam ettim.

Apple mağazasına girince bilinçsiz bir biçimde telefonlardan birine uzanıp sıkı sıkı tuttuğumun farkına vardım.

Teslim kağıdını verip telefonu aldığımda bir süre aleti ne çantaya ne arka cebime koydum. Sıkı sıkı tuttum. Sıkı sıkı…

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.