MENU

Amaç Türk firmalarını korumak değil vergi almak

Türk Telekom’un mevzuata uygun yeni ve karmaşık yapısı

29/12/2014 Comments (1) Views: 119 MANŞET, POLEMİK, SOSYAL MEDYA

Nescafe Facebook’a “vurarak” araştırmış

Bir bülten… Bana hiç bülten göndermeyen Nescafe’den geliyor. Sosyal medya olduğu için teknoloji basınının ilgilenebileceğini düşünmüşler. Bakalım içinde neler var. Bülten olduğu haliyle değil, TKNLJ formatında inceleyelim:

  • Hiyerarşiyi ve sınırları ortadan kaldırarak iletişimde devrim yaratan sosyal medya platformları, modern hayatın vazgeçilmez araçları haline geldi.

Hayır efendim sosyal medya hiyerarşiyi ortadan kaldırmıyor. Hiyerarşinin kralı devam ediyor sosyal medyada. Bunu yazan  romantik bir akademisyen olabilir…

  •  Ipsos araştırma şirketi ‘nin gerçekleştirdiği “Sosyal Medyada Arkadaşlık” araştırması bu sorunun yanıtını arıyor.
  • Facebook sosyal paylaşım platformunu temel alan “Sosyal Medyada Arkadaşlık” araştırması, 15-24 yaş aralığında bulunan kadın ve erkek toplam 200 kişiyle, 27 Kasım – 1 Aralık 2014 tarihleri arasında online görüşmeler yöntemiyle, İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerçekleştirildi. Tüm dünyada ve Türkiye’de kitleleri buluşturan önemli bir sosyal paylaşım platformu olması nedeniyle araştırma ortamı olarak Facebook seçildi. Global dijital istatistiklere göre en çok tercih edilen sosyal paylaşım sitesiFacebook’un dünya çapında aylık aktif 1,35 milyar, Türkiye’de ise aylık aktif 36 milyon kullanıcısı bulunuyor.

Sosyal medya araştırması için neden İstanbul Ankara ve İzmir seçilir? Sadece buradan mı insanlar bağlanıyorlar? Bunu söyledikten sonra lütfen bunun bir sosyal medya değil Facebook araştırması olduğunu kabul edelim. Başlıkları öyle koyalım…

  • Araştırma sonuçlarına göre, gençlerin ortalama 337 Facebook arkadaşı var; bu sayı 15-17 yaş aralığında 270, 18-24 yaş arasında ise 370’e ulaşıyor. Amerikalı ortalama bir Facebook kullanıcısının 338 Facebook arkadaşı bulunuyor; 15-24 yaş grubunda bu sayı 600 civarına kadar yükseliyor.

Peki 24 yaş üstünden neler oluyor? Hayatı boyunca tanıdık biriktirmiş insanlar? Burada bitiyor mu araştırma? Sadece giderek Facebook’u daha az kullanan insanların olayı mıdır bu araştırma? Yoksa Nescafe’yi bu kesimin içmesi için midir?

  • Araştırmanın ortaya çıkardığı bulguları yorumlayan İstanbul Bilgi Üniversitesi, İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Kaan Varnalı, “İngiliz Antropolog Robin Dunbar’ın insan beyninin bilişsel kapasitesinin 100 ile 250 düzenli sosyal ilişkiyi kaldırabileceğini, ortalama bir insan için bu sayının 150 olduğu görüşüne atıfta bulunarak “Evrimsel psikoloji, antropoloji ve sosyal ağlar alanlarında daha sonra gerçekleştirilen birçok araştırma bu sayıyı doğrulamıştır. Dunbar’ın sayısı olarak bilinen bu limitin Facebook sayesinde genişleyip genişlemediği uzun süredir tartışılıyor” dedi. Varnalı, Ipsos’un araştırmasının bu konuda bazı içgörüler sağlarken, gençlerin arkadaş listelerinin biraz fazla kalabalık olduğunu ve bu listedeki herkes ile aslında bildiğimiz anlamda “arkadaşlık” yapılmıyor olabileceğine işaret ettiğini belirterek, bu arkadaşlıkların samimi paylaşımları ne kadar desteklediği konusunda biraz daha fazla araştırma yapılması gerektiğini söyledi.

Yaklaşık 2 dakikalık bir araştırmayla Dunbar’ın bu araştırmasının 1990’larda yapıldığını buldum. Bilmiyorum herkes bunu bulabilecek mi… Hiçbir sosyal medya aracının olmadığı o yıllarda insan zekasının bu kadar ilişkiyi kaldırabileceğini söyleyen birine atıfta bulunmak bugünün gerçeklerini yansıtmıyor. Kaldı ki 1947 doğumlu Dunbar’ın tezinin konusu evrimsel psikoloji… Yani 2010’dan sonra atağa kalkan sosyal medya ile insan zekasının evrimleştiği ve bu sayının 600’yere çıkmadığını kim iddia edebilir?

  • Doç. Dr. Kaan Varnalı, ortaya çıkan bulguların esasen Facebook’un değer vaadi ile uyumlu olduğunu belirterek, şu saptamayı yaptı: “Facebook normal şartlar altında düzenli bir ilişki sürdürülmesinin imkânsız olduğu tanışıklıkları ihtiyaç anında erişilebilir kılarken, bir taraftan da mecra olarak gençlerin sürekli ilgi odağı olması sebebiyle yakın ve güçlü ilişkiler arasındaki iletişimin de frekansını arttırıyor”.
  • Araştırmaya göre 15-17 yaş grubunda olanlar daha yakın görüştükleri (arkadaş, aile, yakın akraba) ile Facebook’ta da arkadaş. Yani liseli gençlik için sıcak temas daha önemli. Bu nedenle Facebook arkadaşları ile daha yakın ilişki içindeler. 18-24 yaş grubu ise yüz yüze görüşmediği arkadaşlarla listesini kabartıyor. 18-24 yaş grubunda sosyal çevrenin genişlemesi ile birlikte Facebook arkadaşlığı daha yüzeysel kalıyor. 15-17 yaş grubu gençlerin yüzde 54’ü 18-24 yaş grubu gençlerin ise yüzde 71’i Facebook arkadaşlarını “birebir tanıdığını” beyan ediyor. Facebook arkadaşlarıyla 1 defadan fazla iletişim kuranların oranı ise araştırmaya konu olan tüm yaş gruplarının yüzde 50’sini oluşturuyor. 15-17 yaş grubundaki gençlerin yüzde 43’ü Facebook üzerinden düzenli ilişki kurarken, 18-24 yaş arasında bu oran yüzde 33’e düşüyor. 15-17 yaş arası gençlerin yüzde 41’i Facebook arkadaşlarıyla dışarıda yüz yüze iletişim kurarken, 18-24 yaş arasında ise bu oran yüzde 33’e düşüyor. 15-17 yaş arası gençlerin yüzde 39’u Facebook’taki arkadaşlarının doğum günlerini yüz yüze kutlarken, 18-24 yaş grubunda bu oran yine yüzde 29’da kalıyor. Yaş gruplarından bağımsız olarak sadece Facebook üzerinden arkadaşlarının doğum gününü kutlayan gençlerin oranı ise yüzde 47.

Bilimsel olarak “yüzeysel ilişki” nasıl tanımlanır bu araştırmanın içinde bulamadım. Mesela hergün “naber abi” diyen sonra başka bir şey demeyen mi yüzeyseldir? Yoksa birbirini sürekli like’layan ama sonra arkasından ay bu da çok pis bi herif diyen mi yüzeysel? Ben bunun içinden çıkamadım bilimin bu konuda bir önerisi varsa mutlaka dinlemek isterim. Yüzeysel ilişkinin tersi nedir mesela? Kanka mı? Kan kardeşi mi?

  • Bulgular, yaş ilerledikçe Facebook’taki arkadaş sayısının çeşitlenip çoğaldığını, ancak yüz yüze iletişimin aynı oranda artmadığını ortaya koyuyor. Örneğin, tüm yaş gruplarında “Facebook’tan arkadaşlarımın ne yaptığını görüyor / takip ediyorum, eskisi kadar yüz yüze / telefonla görüşmüyoruz” ifadesine “kesinlikle katılıyorum” diyenlerin oranı yüzde 35, “biraz katılıyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 39. Toplamda gençlerin yüzde 74’ünün “Facebook’tan arkadaşlarımın ne yaptığını görüyorum, eskisi kadar yüz yüze görüşmüyoruz” fikrine az ya da çok katıldığı ortaya çıkıyor.

Peki araştırmada iddia edildiği gibi Facebook sosyal ilişkileri öldürüyor mu çıkıyor burdan? Belki de oradan iletişim kurduğu için telefonla görüşmek istemiyordur. Telefonla görüşmek Facebook üzerinden yazışmaktan daha mı sosyal ve güzel bir şey? İnsanlar Facebook üzerinden haberleşiyor ama dışarıda görüşmüyorlarsa bu onları kötü dost mu yapar? Facebook yüzünden böyle oldular deme hakkına sahip mi oluruz?

  • Doç. Dr. Kaan Varnalı’nın Ipsos’un araştırmayla ilgili diğer değerlendirmeleri ise şöyle: “Araştırmaya katılanların yüzde 67’si Facebook arkadaşlarının yarısından azının, yüzde 40’ı ise 5’te1’inden azının, yani çok küçük bir kısmının doğum gününü arayarak veya yüz yüze kutladığını belirtiyor. Öte yandan Facebook arkadaşlarının en az yüzde 47’sinin Facebook üzerinden doğum günleri kutlanıyor. Doğum günü, yılbaşı, bayramlar gibi özel günlerin sıcak bir iletişim ile kutlanması ilişki samimiyetinin önemli bir ölçütüdür. Bu rakamlar bize Facebook arkadaşlarının büyük bir kısmının doğum gününün hiç kutlanmadığını, bir kısmının da Facebook üzerinden kutlandığı için yüz yüze veya aranarak kutlanmadığını gösteriyor.

İnsani ilişkileri doğum günü kutlamayla yücelten bir bilim dalını kabul etmiyorum. Yüzeyselliği doğum günü kutlamaları ve like vermek üzerinden tanımlamaya çalışan bir araştırmaya karşı çok çekimser duruyorum.

  • “Araştırma sonuçlarına göre gençlerin sadece yüzde 31 ‘i Facebook arkadaşlarının yarısından fazlasıyla facebook üzerinden düzenli şekilde iletişim kuruyor. Dünya’da bugüne kadar yapılan araştırmalar Facebook kullanıcılarının en az yarısının her gün en az bir içeriği “like” ettiğini gösteriyor. Yüzde 30’u ise bunu her gün birden fazla defa yapıyor. Dolayısıyla basit bir “like” çoğu zaman iletişim kurmuş olmak şeklinde yorumlanabiliyor. Oysa “like” etmek gibi tek tuşla gerçekleştirilen eylemler üzerinden kurulan iletişim duygusal paylaşım ve özlem giderme açısından yeterli bir iletişim türü değil.”

Bunu kim söylüyor? Araştırmacı ya da akademisyenin şahsi çıkarımı mı? Kendi tecrübelirinden yola çıkarak mı bunu söylüyor? Ya da 600 kişiye sizce like yeterli mi diye sordular da onlar da yok be anacım mı dedi? Bilimsellik bu mu?

  • Araştırma sonuçlarının gençlerin sosyal zamanlarının önemli bir kısmını Facebook’ta geçirdiğini gösterdiğini belirten Varnalı, “Araştırmaya katılanların yüzde 80’i günde birkaç defa Facebook’a girdiğini söylüyor. Yüzde 43’ü ailesi ve arkadaşları ile yüz yüze sohbet ederken bile aktif olarak Facebook’ta zaman geçiriyor. Ailem veya arkadaşlarımla yüz yüze sohbet ederken Facebook’la ilgilenmem diyenlerin oranı sadece yüzde 4. Dijital çağın içine doğan neslin Facebook iletişimi ile yüz yüze iletişim arasında giderek daha az fark algıladığı literatürdeki birçok araştırma tarafından ortaya konulmuş bir gerçek.”

Peki buradan yüzyüze iletişimin muhteşem, sanal iletişimin çirkin olduğunu ortaya koyabilir miyiz? Nedir bunun ölçüt ve kriteri? Ben hiç böyle bir araştırma gömedim…

  • Doç. Dr. Varnalı sosyalleşmenin insanı çok yönlü besleyen bir aktivite olduğunu belirterek, “Facebook arkadaşlığı, sosyalleşmenin takip, haber alma, eğlence, tanışma ve itibar yönetimi gibi boyutlarına çok iyi hizmet ediyor; ancak bu arkadaşlıkların samimi ve duygu yüklü paylaşımları ne kadar desteklediği konusunda biraz daha fazla araştırma yapılması gerekiyor” saptamasını yaptı.

Samimi ve duygu yüklü paylaşım ne demek? Bunun bilimsel karşılığı ne? İnsanları Facebook üstünde bilimsel karşılığı karşılığı olmayan samimiyet konusunda itham etmek ve bunun için de Facebook’u suçlamak güzel bir şey mi? Geçelim bunları lütfen.

Araştırmacılar “samimiyetsiz” araştırmalarla soyal medyaya saldırmayı okunur olma aracı olarak kullanıyorlar. Şirketler bunu seslerini duyurmak için ayrıca kullanıyorlar.

Yayın araçları ve bloglar bu çalışmayı vaaav diye vermişler ve en çok sinirimi bozan da bu oldu.

 

Peki sevgili Nescafe, sen bu araştırmaya bakarak tüm Facebook iletişimini sonlandırır mıydın? Yoksa iyi de böyle diyorsunuz ama diyerek farklı bakış açıları arar mıydın?

Tags: , , ,

One Response to Nescafe Facebook’a “vurarak” araştırmış

  1. Emel Ardalı dedi ki:

    Bu araştırmayı bazı kesimlerin “vaav” şeklinde karşılamasına doğrusu pek şaşırdım, zira “bildiğimiz” genel geçer yorumlardan farklı hiç bir şey söylemiyor. Gün yüzüne çıkardığı yeni hiç bir şey bulamadım ben. Basın bültenini okurken bazı notlar aldım ben de, yazmazsam çatlarım

    1. Bir kere, gençlerin sosyalleşme durumunu inceliyorsak, işe önce gençlerin en çok nerede ve nasıl sosyalleştiğinin tespitini yapmamız lazım. Öyle kafadan Facebook diyerek, Facebook araştırması yaparsak çuvallarız. Zira 15-24 yaş arası gençler Facebook’tan giderek uzaklaşıyor. Nedeni de artık ebeveynin de Facebook kullanıyor olması. Doğal olarak çocuklar Facebok’ta artık diledikleri kadar özgür değiller ve yavaş yavaş ortamı terk ediyorlar.

    2. Yorumlarda bir “yüzeysel ilişki” dir gidiyor. Yüzeysel ilişki derken ne kastediliyor net değil. Tamam, telefonlaşma ya da yüzyüze görüşmenin karşısına koyulmuş, sadece “merhaba”dan ibaret ilişkilerden bahsediliyor, orasını anlıyoruz da, Facebook’taki ilişkilerin yüzeysel olduğu sonucuna nasıl varılıyor anlamak mümkün değil. Hayatımız boyunca yüzyüze kurduğumuz ilişkiler arasında hiç mi yok yüzeysel olanlar? Herkesle can ciğer kuzu sarması mı oluyoruz? Kaldı ki Facebook sayesinde kurulan hatta yine aslında bitmeye yüz tutmuş ama Facebook sayesinde sürmeye devam eden ilişkileri nereye koyacağız? O kadar mı kötü yahu şu Facebook?..

    3. Deniyor ki “18-24 yaş grubu görüşmediği kişilerle arkadaş listesini kabartıyor”muş. Aslında bu gerçeğin sosyal medya ile bir ilgisi olmadığını, sadece içinde bulunan yaş dönemi ile ilgili olduğunu davranış bilimleri uzmanının çok iyi biliyor ve ona göre yorumluyor olması gerekirdi. Misal, sosyal medyanın var olmadığı zamanlarda da “yüzyüze” gerçekleştirilen kalabalık partilere gider, oralarda sadece 3-5 kişi ile sohbet ettiğimiz ve diğerlerini hiç tanımadığımız halde ne kadar kalabalık bir partiye katılmış olduğumuz, dolayısıyla çevremizin ne kadar geniş olduğu konusunda havamızı atardık. Bugüne baktığımızda değişen ne? Davranış aynı davranış, sadece mecra değişmiş, o kadar.

    4. Yüzyüze doğumgünü kutlama oranı genele bakıldığında %47 imiş. Peki sosyal medya olmasa kaç kişi doğum günümüzü hatırlayacak da telefon edecek ya da elinde çiçekle kapımıza dayanacak? Ya da siz kaç kişiyi kutlayacaksınız?

    5. Araştırma sonuçlarında dikkatimi çeken bir cümle: ” % 74 Facebook’tan arkadaşlarımın ne yaptığını görüyorum, eskisi kadar yüzyüze görüşmüyoruz” demiş. Belli ki soru bu şekilde okunarak deneklere katılıp katılmadıkları sorulmuş. Bu cümleyi görünce bir araştırmacı olarak tüylerim diken diken oldu. Bir kere deneklere soru sorulurken iki anlam/hüküm içeren cümleler sorulmaz. Her ifade sadece tek bir hüküm içermelidir ki deneğin neye cevap verdiğini bilelim. Şimdi burada, bu soruya yanıt veren denekler sizce “Facebook’tan arkadaşlarımın ne yaptığını görüyorum” cümlesine mi yanıt vermişlerdir yoksa ” eskisi kadar yüzyüze görüşmüyoruz” ifadesine mi? Soru baştan yanlış olunca, siz ne kadar yorum yaparsanız yapın, boşuna. Hadi biz yine Facebook’un tü kaka olduğunu kabul edelim ve ikincisine yani “eskisi kadar yüzyüze görüşmüyoruz” ifadesine olumlu yanıt verdiklerini kabul edelim (yanlışa yanlışla devam edelim) bunu sebebinin Facebook olması ne kadar muhtemel? Arkadaşlarla eskisi kadar görüşmüyor olmalarının altında yatan başka sebepler olabilir mi acaba? Yaşları büyüyor, okulları değişiyor, kimi iş hayatına girdiği için çevre değiştiriyor ya da bir zamanlar arkadaş oldukları insanlarla artık ortak ilgi alanları azalıyor ve bu yüzden görüşmeyi tercih etmiyor olabilirler mi? Ama yok, hepsi Facebook yüzünden. Ne kötü bişey şu Facebook!

    6. “Like” konusu ise tam bir muamma. “Like etmek gibi tek tuşla gerçekleştirilen eylemler üzerinden kurulan iletişim duygusal paylaşım ve özlem giderme açısından yeterli bir iletişim değil” denerek öyle bir viraja giriliyor ki araç yoldan çıkıp uçuruma sürükleniyor. Kime göre, neye göre yetersiz? Hadi yetersiz diyelim Facebook duygusal iletişim ya da özlem giderme platformu mudur? Bu yorumları yapabilmek için gençlerin orada neler yaptığını, ne amaçla kullandıklarını, Facebook’ta paylaşım yaparken ne hissettiklerini anlamamız gerekmez mi önce?

    7. “Dijital çağın içine doğmuş olan neslin Facebook iletişimi ile yüzyüze iletişim arasında giderek daha az fark algılaması” kötü bir şey midir? Neresinden baktığınıza bağlı değil midir? Çocuklar daha az fark algılıyorsa belli ki yüzyüze iletşim kadar “samimi” buluyorlar orayı da, o kadar rahat hissediyorlar kendilerini. Böyle diyemez miyiz? Burada önemli olan “daha az fark algılamak” ile ne kasdettiğimiz.. Nasıl bir farktan bahsediyoruz? Gençler yüzyüze iletişimi nasıl tanımıyor, Facebook iletişimini nasıl tanımlıyor? Bunlara bakmak gerek önce.

    8. Yorum yapan akademisyenin hakkını bir noktada yememek gerek aslında. “Samimi ve duygu yüklü paylaşımları ne derece desteklediği” konusunda daha fazla yorum yapmadan, sadece “daha fazla araştırma yapılması gerek” diyor. Tabii samimi ve duygu yüklü derken neyi kasdettiğimizi de tanımlamamız gerek önce. Misal ben bazı paylaşımları gördüğümde/okuduğumda/izlediğimde ağlıyorum ya da kahkahalarla gülüyorum ya da kendimi tutamayıp sesli küfrediyorum. Bu mudur samimi ve duygu yüklü paylaşımdan kasıt? Eğer öyleyse külliyen destekliyor Facebook. Aslında akademisyen burada araştırmanın yüzeyselliğini çaktırmadan vurgulayıp “öyle veriler koydunuz ki önüme, ben bunun nesini neye göre yorumlayayım?” diyor altan alta.

    Velhasıl, artık çağımız yetişkinlerinin sosyal medyaya tü kaka yaklaşımını bırakması ve bu gerçeği kabul etmesi gerekiyor. Gençler artık buralarda sosyalleşiyor, hayat tarzları bu. İnsan nesli var olduğundan beridir her neslin bir sonraki kuşağı “dejenere” olarak nitelendirdiği gerçeğini aklımızda tutarak, eleştirmek yerine anlamaya çalışmak ve çağın gereğine göre şekil almak gerekiyor. Ben bu araştırmayla Nestle’nin ne yapacağını doğrusu çok merak ediyorum. Sonuçta, belirli bir pazarlama amacıyla para ödedikleri gerçeğini göz önünde bulundurmak lazım. Bu araştırma Nestle’ye nasıl bir aksiyon planı öneriyor, çok merak ettim. Tabii iğneyi de kendimize batıralım, bütün bunlar sadece bir basın bülteninde yazanlara yorum sadece. Belki de (ve umuyorum ki) araştırmanın detayları çok daha doyurucu ve niteliklidir. Bu durumda basın bültenini de başka türlü hazırlamak gerekirdi ki, biraz aceleye gelmiş olmalı diye düşündürtüyor insana.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.