manset 3İnsanların yazılımcılara bakış açısı çok nettir ve filmlerde bunu görebilirsiniz: Şişe dibi gibi kalın gözlükler takan, çoğunlukla şişman, yüzü sivilceli ve bakımsız insanlar… Bunlar kendilerinden her isteneni birkaç dakikada yerine getirir sonra da filmdeki esas oğlanın kahramanlıklarına bakar sevinirler.

Bunlar, akıllı olanlara karşı akılsız olan çoğunluğun kendini koruma yöntemidir. “Bakın akıllı ama ben daha yakışıklı üstelik sosyalim” dedirtir Amerikan sineması. Böylece aptallığıyla daha kolay yüzleşebilir seyirci.

Yazılımcı dediğimiz kişi aslında nedir? Soyut düşünebilen, mühendis zekasında, geleceği sezinleyebilen, insanların istek ve ihtiyaçlarını onlardan önce düşünmesi gereken, diğer taraftan paranoyak bir biçimde ortaya çıkması muhtemel bütün sorunlara karşı yazılımını korumaya çalışan, yazılımı piyasaya çıkar çıkmaz her farklı soruna karşı düzeltmelerini yapan bir insandır. Bireysel bir kahramandır, genelde afişin en dikkat çekici yerinde ismi geçmez. Yaptığı işlerle madalyayı hak etse de aslında pazarlamacı ve dükkan sahibinin egosundan ona çok bir şey düşmez.

Bu insanların hayata geçirdiği “tutan yazılımların” onlarca çalışanı olan bir çağrı merkezinden, turizm şirketlerinden, otellerden motellerden ve hatta fabrikalardan çok kazandırdığı artık bilinen bir gerçek. O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: Neden saydığımız diğer dükkanlara teşvik veren devlet bu konuya eğilmiyor?

Eğilip de ne yapacak? Cevap çok basit: Öncelikle bu çocuklara hukuki ve finansal destek verecek. Onların yurt dışına açılması için önlerine kırmızı halı serecek. Gerekirse çeviri ve diğer ülkeler için yerelleştirme ihtiyaçlarını üstlenecek. Bir ürünü dünyaya açtığınızda tutması durumunda dünyadan ülkemize milyonlarca doların aktığını unutmayacak.

Bir de bu yazılımcıların sayısının artırılmasını sağlayacak. Bunun için yapması gereken yazılımın temelinde olan matematik bilgisini okullarda adam gibi vermek, gençleri öbür dünya için yetiştirmeyi bırakıp analitik düşünmeye itmek.

İşte bu kadar derdimizi halledecek, bu kadar gelecek vadeden konuyu çözmek için şu anda boş kalan ve çocukların zorla sokulmaya çalışıldığı imam hatip liselerinden birkaçını yazılım lisesi yapmaya ne dersiniz? Sizce de yeteri kadar çok imam ve hatibimiz yok mu ülkede? İmam Hatip liselerinin yanına bir de yazılım lisesi seçeneği sunsak? Bakalım çocuklar onu mu boş bırakıyor yoksa berikini mi? Bir deneyelim görelim. Her halükarda kazançlı çıkacağız, bu yarışmanın kaybedeni olmayacak.

Programcılık üniversitede harika öğrenilebilir. Ama benim gençlerden edindiğim izlenim, lise ve dengi okullarda verilmesinin çok daha yararlı olacağı. Çünkü şimdiye kadar doktor ve sosyoloğun ihtiyaçlarını yazılımcı mühendisler karşıladı. Ama yarının dünyasında ihtiyaçlar öylesine çeşitlenecek ki sosyolog ve doktorun kendi programını kendi yazması beklenecek. Bunu da üniversitede değil, lisede aldığı eğitimle yapması lazım…

Eğer hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı ülkesini gerçekten seviyorsa bunu bir kez daha düşünsün.