MENU

Televizyonu bahçeye çıkarma dönemi

Türkiye’de telekomünikasyon hakettiği yere geliyor

12/05/2012 Comments (0) Views: 171 İNTERNET, MANŞET, Serhat Ayan

Harvardlı Emily ve Harranlı Emine’nin ardından

Joseph Harvard’da, Yusuf İstanbul birer girişimci. Aynı yaştalar, aynı boy ve kilodalar. Nasıl olmuşsa aynı eğitimi almışlar. Aynı anda aynı uçuk kaçık internet projesi akıllarına geliyor. İkisi de aynı anda çalışmaya başlıyorlar.

Joseph önce aklından geçen sistemin demosunu çalışır hale getirmek için elindeki imkanları kullanıyor. Sistem çalışmaya başladıktan sonra ilk kullanıcılarını işin içine alabilmek için gereken desteği almak için kişisel kredi çekiyor. Kredi faizinin düşüklüğü işin potansiyeli yüzünden onu zerre kadar korkutmuyor. ABD’de kişi başına düşen gelir yüksek olduğu için bir anda sistemini kullanan kullanıcılar ona ilk paraları getirmeye başlıyorlar. Bu anlamda kullanıcı sayısının artmasıyla gelebilecek potansiyel de ortaya çıkmış oluyor.

Joseph artık zamanıdır diyerek internetten kendi işine, hayat görüşüne ve bulunduğu duruma uygun melek yatırımcılar listesini indiriyor. O kadar çok melek yatırımcı var ki bunların arasından kime gideceğini Joseph bu kadar filtrelemeye rağmen seçmekte zorlanıyor.

İlk birkaç yatırımcı ile kafaca uyuşamıyor. Ona söyledikleri yatırım miktarı 50 milyon dolarlar seviyesinde olduğu için Joseph bunu kabul etmiyor. Çünkü o milyar dolarlık bir şirket yapmak istiyor ve bunun da yolunun en az 100 milyon dolar olduğunu biliyor. Sonunda bir yatırımcı onu daha büyük bir şirkete götürüyor. İşin içine avukatlar giriyor, yatırımı şirketinin yüzde 45’ini vererek alıyor, büyüyor. Hemen gelen yatırım işe dönüşüyor. ABD’de olduğu için önce Amerikalılar, sonrasında internet üstünden verebildiği reklamlar sayesinde tüm dünya onun işini benimsiyor. Adam gibi bir basın desteği alabildiği için bütün dünya onu tanıyor. Birinci yılında fikriyle şirketinin değeri milyar dolara çıkıyor. Borsaya açılıyor ve dünyanın en önemli insanlarından biri haline geliyor.

Yusuf, aynı zaman ve doğrultuda işe başlıyor. Önce yaptığı işin demosunu oluşturmak istiyor ve bunun için para aramaya başlıyor. Ailesi de dahil herkes ona gülüyor. Sonra ilk yatırımı alabilmek için bankaya kredi almak için gidiyor. Ama banka ona bunun yerine ev kredisi almasını öneriyor. Hayal kırıklığı içinde işi yaptıracak adam ararken bir kodcu bir de grafiker buluyor arkadaşları arasından. Onlar Yusuf’tan yüzde 50 ortaklık istiyorlar. Yusuf çaresiz kabul ediyor. Hemen biter diyor ama onu aylarca oyalıyorlar. Bu işten para almadıkları için hep kendilerini geçindirecek para alacakları işlerin peşinden koşuyorlar. Sonunda kör topal bir sistem ortaya çıkıyor. Düzeltmeleri bile yapamadan sistemi açıyorlar. Sisteme ilk girenler Türk olduğu için hiçbir şeye para vermiyor, hiçbir reklamı tıklamıyor, kesinlikle de ciddiye almıyor. Hatta forumlarda benim fikrimi çalmış, ben daha iyisini yaparım, böyle kodlama mı olur gibi yazılar dolaşmaya başlıyor. Yusuf yıkılıyor. Fikrin iyiliğine bütün bunlara rağmen inandığından yatırımcı arıyor. Ama gazetelere boy boy çıkan ve poz atan çoğunluğu gavur isimli yatırımcılar her nasılsa ortada yoklar. Büyük Türk şirketleri içlerinde kendi adları geçmediğinden olaya tamamen soğuk bakıyorlar.

Yusuf devletin bu gibi Ar-Ge konularına destek verdiğini duyuyor. Ama oradan para alabilmenin en erken zamanı 6 ile 12 ay arasında olabiliyor. O da çalıştırdığı insanların maaşı ve yaptığı işin bazı ufak tefek gerekliliği kadar. Ayrıca o parayı alabilmesi için doldurması gereken belgelerle hayatı kendine zindan olacak bunu da net bir biçimde görebiliyor. O yüzden devletten bir şey istememeye karar veriyor.

Günün birinde bir yatırımcı buluyor bir arkadaşının arkadaşı vasıtasıyla. Tek yatırımcı olduğu için adama bir şekilde yalvarma modunda bir toplantının ardından projesini dinlettirebiliyor. Adam burnunun ucuyla ve stajyerinin aldığı notlarla bunu dinledikten sonra hemen oracıkta 50 bin dolar verip şirketin yüzde 50’sini almayı öneriyor.

Yusuf olayının dünya çapında bir iş olduğunu, milyar dolar kazanabileceğini ama bunun için 100 milyon dolara yakın bir reklam ve donanım yatırımı gerektiğini anlatmaya çalışıyor umutsuzca. Ama karşısındaki adam en çok 100 bin dolarının olduğunu söylüyor.

Sinirle oradan çıkıyor. Kodcu ve grafiker arkadaşları 100 bin doların çok büyük para olduğunu ve bununla yazın Bodrum’da kral gibi yaşanabileceğini anlatıyor. Yusuf işi onlara devrediyor. Onlar yatırımcıyla anlaşıp parayı alıyor, sistemi “kör topal v2” haliyle çalışır hale getiriyorlar. Kalan 95 bin doları o yaz çıtır çıtır yiyorlar. Tabii ki sistem kısa bir süre sonra çalışmaz hale geliyor. 100 bin dolar koyup 1 milyar dolar kazanmak isteyen çakal yatırımcı da hani bizim milyonlar diyerek onlara fırça atıyor.

Yusuf bir dijital PR ajansında yurt dışında yapılan dijital projeleri takip edip onların tıpkısından yapma müdürü olarak maaşlı çalışıyor, Twitter ve Facebook’tan kendine 2 bin arkadaş yapıyor.

Bu arada Joseph’in yaptığı sitenin aynısını büyük bir Holding’e öneren Osman, sırf site taklidi ve komik bir alan adıyla bu işten ciddi para kazanıyor.

Emine, Emily’e telekomünikasyon altyapımızla çok kötü çakıyor. Ama bunun için verdiğimiz yüzde 51 vergi bizi dünya çapında girişimci yapmıyor…

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.