Gazeteleri öldüremeyecekler – 1

Gazeteleri öldüremeyecekler – 1

Gerek parıldamak isteyen akademisyen, gerekse twitter hesabında 1.000 kişiden fazla olan gazeteciler arasında yükselen trend, kendilerine dijital medya ile ilgili bir soru geldiğinde “gazetecilik ölüyor” kelimelerini kullanmak. Bu söylem aslında temelsiz, asılsız ve en önemlisi terimlere hakim olayan kişiler tarafından dile getiriliyor.

Önce gazetecilik ölüyor diyen “bilgelerin” tezlerine bakalım:

  1. Gazete satışarı ve televizyonların ratingleri giderek düşüyor
  2. İnsanlar ellerinde gazete kağıdını tutmak ve televizyonun karşısında kilitlenmek istemiyorlar
  3. Basın organlarına karşı güven giderek azalıyor
  4. Gazetelerin yapıları giderek sayısı ve niteliği artan bloggerlarla başa çıkabilecek düzeyde değil
  5. Gazetelerin ekonomik yapıları iflas etmiş durumda

Önce bilgi ve kavram yanlışlarını düzelterek konuya girelim: Gazetelerin satışlarının düşüşünü internet ortamının gelişimine bağlamak bilimsel olarak yanlış. Zira bu düşüş internetin devreye girmesiyle birlikte başlamadı. Belli bir dönemde başlamış, altında burada sayfalara sığdıramayacağımız kadar çok ve tartışmaya açık sebepler olan bir süreç bu.

İnsanlar televizyon karşısında zaman geçirmek ya da selülozdan oluşan gazeteleri tutmak istemiyor olabilirler. Ama birkaç romantik akademisyenin belirttiğinin aksine haber kaynakları hala kendilerini büyük ve okunan bir internet sitesinde görmektense orta ve altı okunan basın organlarında görmeyi yeğliyorlar. Bugün hangi ilgili iletişim şirketiyle konuşursanız konuşun, size şunu diyecektir: İki kat geniş bir kitleye sanal ortamdan ulşamaktansa yarısı kadar bir kitleye basılı gazeteden ulaşmak yeğdir…

Basın organlarına karşı bu anlamda güven azalması söz konusu değil. Veya tersinden düşünelim: Bir güven azalması varsa bile sanal ortamdaki yazarlara karşı “patlama yapan güven artışı” henüz düşüş trendindeki gazetecileri yakalayabilmiş değil. İnternet ortamında daha çok okunan ve güven telkin eden gazetecilerin de fiilen konvansiyonel medya organlarının mensubu veya orada uzun süre çalışarak tanınmış kişiler olduğnu söylemekte fayda var.

En çok tanıdığınız blogger kim? En çok takip edilen blogger kaç kişi tarafından okunuyor? Bloggerların en geniş kitlelere ulaşma potansiyeline sahip olanı aynı anda hem spor hem siyaset hem de magazin alanında kendine okur bulabiliyor mu? Eğer bu sorularınıza gerçekten, romantik değil sahiden cevaplarla blogger diyebiliyorsanız o zaman blog gücünü sizlerle tartışalım. Ama görünen o ki bloggerlar en hafif söylemiyle “henüz” hazır değil.

Gazetelerin ekonomik yapıları neyi kaldıramıyor? Gelin bunu araştıralım. Neye para harcılor gazeteler? Muhabirine, haberine, muhabirini habere gönderecek, daha iyi haber yaptıracak kaynaklarına, haberleri düzelten editörlerine, haberlerin türkçesini düzelten düzeltmenlerine… Ve tabii ki kağıt ve bunun üstüne baskı yapacak cihazlara… Peki gazetelerin hangilerinden vazgeçmesini önerirdiniz? Muhabir kalitesinden mi? Haber kalitesinden mi? Bunlardan hangi birisi olmazsa olmaz değil sizce? Tersinden bakalım: Bunların hangi birini internetteki küçük yayın organları bünyesinde barındırıyor? Deyin ki barındırıyor bunları bünyesinde besleyen siteler gazetelerden daha mı az para veriyor olacak? Hebir ücretsiz değil. Her zaman belli bir maliyeti var ve olacak. Maliyetsiz haber için ya köşe yazacaksınız, ya da yapılmış haberleri kullanacaksınız ki bu da yasal değil…

Bu yazı, yapılması gereken bir tartışmanın ilk ateşi. Yanlış yargıları, hem interneti hem de gazeteciliği daha iyi hale getirmek için sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş