Ailelerin yüzde 33’ü bilgisayarın çocukları olumsuz etkileyeceğini düşünüyor

Türkiye’nin en büyük izinli veri tabanına sahip online araştırma şirketi DORinsight, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için hazırladığı Çocuk ve Teknoloji Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. Araştırma, ebeveynlerin teknolojiyi gelecek için faydalı bulduğunu ve çocuklarını bu ürünlerden uzak tutmadığını ortaya koydu.

1-11 Nisan 2019 tarihleri arasında online olarak tamamlanan araştırmaya; Türkiye temsili, çocuğu olan ABC1C2DE sosyo-ekonomik segmente mensup 2.022 kişi katıldı. Araştırma kapsamında katılımcılara, çocukların teknoloji ürünlerine olan ilgisine yönelik sorular yöneltildi. Araştırmadan çıkan sonuçlar ise şöyle oldu:

Yüzde 81’i izin veriyor

Katılımcıların yüzde 81’i çocukların teknoloji ürünleriyle vakit geçirmesine izin verirken yüzde 15’i sadece tatil dönemlerinde izin verdiğini belirtti.

Ebeveynler ders ve oyun saatini ayırıyor

Yüzde 63’ü çocukları için ders ve oyun oynama saatleri belirlerken yüzde 6’sı belirlemediğini, yüzde 21’i günden güne farklılık gösterdiğini, yüzde 10’u ise kendisinin karar verdiğini söyledi.

Günde 2 saat ders çalışıyorlar

Katılımcıların yüzde 39’u çocuklarının günde 2 saat çalıştığını, yüzde 33’ü 1 saat, yüzde 15’i 3 saat, yüzde 6’sı 3 saat üzeri, yüzde 7’si ise hiç ders çalışmadığını dile getirdi.

2 saat oynuyorlar

Çocuklarının günde kaç saat oyun oynadığı sorulduğunda katılımcıların yüzde 34’ü 2 saat yanıtını verirken, yüzde 29’u 1 saat, yüzde 18’i 3 saat üzeri, yüzde 15’i 3 saat, yüzde 4 ü ise hiç oynamadığını belirtti.

Teknolojiyle 1-2 saat

Katılımcıların yüzde 47’si çocuklarının teknoloji ürünleriyle günde 1 saat vakit geçirdiğini, yüzde 33’ü 2 saat, yüzde 9’u 3 saat, yüzde 8’i 3 saat ve üzeri, yüzde 3’ü de hiç vakit geçirmediğini söyledi.

Çocukların ilk tercihi hala sokak

Katılımcılara çocuklarını en fazla eğlendiren aktivitelerin neler olduğunu sorulduğunda ilk yanıt arkadaşlarıyla & akranlarıyla dışarıda oyun oynamak (yüzde 64) olurken bu yanıtı sırayla çizgi film / film izlemek (yüzde 53), evde oyun oynamak (yüzde 46), bilgisayar / konsol oyunu oynamak (yüzde 40), alışveriş merkezlerinde oyun oynamak (yüzde 23), kitap okumak (yüzde 22), evcil hayvanıyla vakit geçirmek (yüzde 17) takip etti.

Tablet faydalı değil ama…

Katılımcıların yüzde 88’i çocukların yemek yemeleri için tablet/telefon kullanımını faydalı bulmadığını, yüzde 12 ise faydalı bulduğunu aktardı. Buna rağmen katılımcıların yüzde 32’si çocuklarının yemek yerken tablet kullandığını dile getirirken, yüzde 68i ise yemek yerken tablet kullanmadığını ifade etti.

İnternet kontrol altında

Ebeveynlerin yüzde 92’si çocuklarının internet kullanımını denetlediğini belirtti. Katılımcıların yüzde 94’ü bilgisayar oyunlarının zararlı olup olmadığını da kontrol ediyor.

‘Gelecek için faydalı’ diyorlar

Katılımcılara çocukların bilgisayar oyunları ve bilgisayar teknolojileriyle vakit geçirmesini gelecek için nasıl değerlendirdikleri sorulduğunda yüzde 47’si dijital çağda geleceği için faydalı olacağını, yüzde 33’ü gelişimini olumsuz etkileyeceğini yüzde 16’sı ise zihinsel gelişimini olumlu etkileyeceğini söyledi.

Avrasya geçişlerindeki sorunlar için anında üyelik

İstanbulluların hayatlarını kolaylaştırmak hedefiyle çalışmalarına 2005 yılında başlanan ve en yüksek teknolojiyle inşa edilerek alanında dünyanın en saygın ödüllerine layık görülen ve 2017 yılında İstanbullulara 23 milyon saat zaman tasarrufu sağlayan Avrasya Tüneli, kullanıcılarına sadece İstanbul trafiğinde değil, geçiş ödemelerinde de büyük kolaylıklar sağlıyor.

20.09.2018 tarihinde kullanıma açılan ve yeni özelliklerin geliştirme çalışmalarının devam ettiği üyelik sistemi, Avrasya Tüneli geçiş ödemesi tahsilatından haberdar olmak ve hızlı bir şekilde ödeme yapmak isteyen kullanıcılar için bir çözüm sunuyor.

Avrasya Tüneli üyelik sistemi nasıl çalışıyor?

Avrasya Tüneli’ni kullanan ve geçiş tahsilatlarından haberdar olmak isteyen kullanıcılar üyelik formunu doldurarak sisteme birkaç dakika içinde üye olabiliyor. Üye olan kullanıcılar, ihlalli geçiş olması durumunda SMS ya da e-posta yoluyla günlük bildirimlerle borçlarını cezaya düşmeden öğrenebiliyor ve plaka borcu ödemelerini sistem üzerinden hızlı bir şekilde yapabiliyor. Kurumsal üye olan kullanıcıları tek tek sorgulama yapmaktan kurtaran sistem, büyük filoların ihlalli geçişlerini topluca takip etme ve ödeme kolaylığı da sağlıyor.

Avrasya Tüneli üyeliğinizi https://www.avrasyatuneli.com/uyelik/uye-girisi adresi üzerinden birkaç dakika içinde oluşturabilir ve hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Telefonunu kaybedeceğine hasta olmayı kabullenen insanların dünyası

Modern dünyada insanlar her gün sürekli internete bağlı olma fırsatını kullanma ile gizliliklerini koruyup güvende olma arasında kalıyor. İnsanlar internet hizmetlerini ne kadar fazla kullanırlarsa kişisel bilgilerini gizli tutmaları da o kadar zorlaşıyor. Ayrıca, mobil bir yaşam tarzını korumak için kullanıcıların her zaman, her yerde ulaşılabilir olması gerekiyor çünkü sosyal bağlantıları, kazançları, sağlıkları ve hatta duygusal dengeleri buna bağlı. Kaspersky Lab çözümleri insanların her durumda internete bağlı olmasını sağlamasının yanı sıra siber tehditlere karşı gizlilik ve koruma da sunuyor.

Buradan hareketle Kaspersky Lab, ev kullanıcılarına yönelik temel çözümlerini güncelledi. Bu çözümler siber tehditlere karşı güvenlik sağlamalarına ek olarak gizlilik, para, hatıralar, sevdikleri için huzur gibi insanlar için değerli her şeyi korumak için tasarlandı. Şirketin temel ürünleri olan Kaspersky Free ve Kaspersky Anti-Virus’e kullanıcıları en yeni ve en gelişmiş siber tehditlere karşı koruyan özellikler eklendi. Ürün serisinin üst düzey çözümleri olan Kaspersky Internet Security ve Kaspersky Total Security için de performans, kurulum kolaylığı ve tespit verimi alanlarında geliştirmeler yapıldı. Güncellenen çözümler kullanıcıların her durumda internete bağlı kalıp koruma altında olmasına yardımcı oluyor.

Sıradan bir gününüzü düşünün. Aktif bir internet bağlantısına ne kadar ihtiyaç duyuyorsunuz? İnternete hiç bağlanmadan bir gün geçirebileceğinizi düşünüyor musunuz? Cevabınız ‘hayır’ ise yalnız değilsiniz. İnternete bağlı kalmak, sürekli hareket halinde olanlar başta olmak üzere artık birçok kullanıcı için hayati önem taşıyor. Öyle ki Kaspersky Lab’ın yaptığı ankete Türkiye’den yanıt verenlerin dörtte birinden fazlası (%26), kendileri için internet bağlantısının yiyecek, su ve barınma kadar önemli olduğunu söyledi.

Cihazlara ve onların sunduğu bağlantı olanaklarına olan bağımlılığımız artık o kadar güçlü ki akıllı telefonumuzu veya tabletimizi kaybettiğimizde diğer birçok travmatik durumdan daha fazla stres yaşayabiliyoruz. Ankete Türkiye’den katılanların neredeyse tamamı (%91), cihazları kaybolur veya çalınırsa stres yaşayacaklarını dile getirdi. Ki bu oran, tren veya uçak kaçırmak (%89), küçük çaplı bir otomobil kazası geçirmek (%90) veya hastalanmaktan (%86) daha yüksek.

Kaspersky Lab Ürün Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Dmitry Aleshin, “İnternet bağlantısı modern yaşantının temel unsurlarından biri oldu. Bazıları için ise vazgeçilemez bir ihtiyaç haline geldi. İnternete her an bağlı olma arzumuz ve dijital bağlantımızı korumak için yapmaya hazır olduğumuz şeyler, bağlantılı cihazların bizim için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Ancak, internet bağlantısının hayatımızın her alanına girmesi güvenliğin göz ardı edilemeyeceğini gösteriyor. Güvenlik siz nerede ne yapıyorsanız olun yanınızda olmalı. Kullanıcılar her ne durumda olursa olsun bağlantılarının güvenli olmasını sağlamalı.” dedi.

Farklı durumlarda yardımcı olabilen bir güvenlik çözümüne sahip kullanıcılar başlarını belaya sokmaktan kaçınabilir. Kaspersky Total Security çözümüne eklenen Güvenli Bağlantı özelliği, bilmedikleri bir yerde bilmedikleri Wi-Fi bağlantılarını kullansalar da insanların koruma altında ve güvende olmalarına yardım ediyor.

Hukuk internette silah planlarının dolaşmasını engelleyecek

Seattle’daki bir federal yargıç, 3 boyut baskılı plastik silahlar yapmak için planların serbest bırakılmasını durdurmak için geçici bir kısıtlama emri çıkardı.

Bundan daha doğal ne olabilir diyorsunuz değil mi? Sorun bambaşka. ABD’de bir şirket insanlara savunma hakkı vermek adına herkesin evinde silah yapabileceği silahların planlarını internete koydu. Silah yasaklansın derken kimin ne kadar ürütebileceği belli olmayan sayıda silah bu planların internete konmasıyla çileden çıkacaktı ki bir hakim olaya el koydu.

Üç boyutlu baskı nedir? Artık neredeyse kaliteli bir lazer yazıcı parasına inmiş, herkesin evine koyabileceği, bunun için kimseye hesap vermeyeceği bir teknolojik gelişme. Bu alet üç boyutlu bir cisimi nasıl basıyor peki? Üç boyutlu modelleme programlarından bir tanesini bilgisayarınıza yüklüyorsunuz. Bu programı kullanan bir modelleme dosyasını alıyorsunuz, yazıcıya veriyorsunuz ve bas diyorsunuz. Bu kadar basit.

Elbette üç boyutlu cisimlerin dosyalarını hazırlamak o kadar kolay değil. Mesela üç boyutlu baskıdan çıkacak dağılmayan bir tabanca üretmek için ihtiyacınız olan modellemeyi her önüne gelen yapamaz. Ama… Bir kez yapıldığında bunu sonsuz farklı yazıcıda kullanmak mümkün. Yeter ki bir kere yapılsın.

Peki bu silah yapılınca ne olacak? Kime ne zararı var? Öncelikle şunu söyleyelim, baskıdan çıkan silah oyuncak değil. Adam öldürüyor. Üstelik platsik olduğu için metal dedektörlerinde görünmüyor. Yani vücudunuzun bir yerine bunu koyarsanız havaalanında hiç kimseye farkedilmeden, hiçbir cihazda ötmeden kokpite kadar gidebilirsiniz.

İşte ABD bunu engellemek için bu ve benzeri silah planlarını yasaklıyor. Silah meraklısı maymunlar yasaklanmasın diyor. Gerzeklik seviyesinde demokrat olanlar insanların silah planlarını dağıtmaya hakkı var diyor. İnsanlar gerçekten başlarına gelebileceklerden haberdar değil, gerçekten iki dakika mantıklı düşünüp neler olabileceğini hesaplamaktan acizler.

Hoş günümüz internet dünyasında birkaç megabaytlık bir dosyanın dağıtımını nasıl engelleyeceksiniz? O da imkansız gibi bir şey…

Ama yine de bu tür silahların serbestçe dolaşımını engelleyecek kadar akıllı olmasını beklerim insanoğlunun…

Bu site, bu gazetecilik dünyasında para kazanmayacak

Basit bazı yönergelerden yola çıkarak somut bir gerçeği ortaya çıkarmak mümkün. Benim için gerçek bu sitenin para kazanmayacağıdır. Çünkü kelimesinin altını uzun uzun doldurmak mümkün. Ama gelin birkaç selfie soru cevapla bunun sebeplerini ve gazetecilik para ilişkisini irdeleyelim:

Gazetecilik yapıyorsanız nasıl para kazanırsınız?

Yazılarınızı okuttuğunuz kitle olur. Kitleniz sizi beğenir ve yazılarınızı okumak için sitenize gelir. Yazılarınızı görürken sizin sitenize getirdiğiniz kitleye kendini farklı açılardan anlatmak isteyen firmalar buraya reklamlarını koyarlar. Herkes neyin reklam olduğunu bilir ve arzu ederse üstüne tıklayarak parasını kazanır.

Gazetecilik yapıyorsanız nasıl para kazanmamalısınız?

Gazetecilik inandırıcılık mesleğidir. İnsanlar sizin haberlerinizi size inandığı için okurlar. İnandırıcılığın bu kadar önemli olduğu bir meslekte insanları kandırmaya çalışmak para kazanmamanız gereken şeylerin bir listesi açar önünüze. Mesela proje adı verilen sen bana reklam ver ben senin haberlerini överek uçarak yayınlayayım zihniyetine giremezsiniz. Mesela insanların size parasıyla verdiği haberi yayınlatmaya girmemelisiniz.

Parasıyla haber yayınlama raconu nedir?

Geçen hafta üç farklı şirket sizde haber yayınlamak kaç kuruş diye sordu. Tabi ki “eğer haber benim kriterlerime uyuyorsa bedava” dedim. “Anlamadınız” dediler, “biz parasını vererek sizde haber yayınlatmak istiyoruz” dediler. “Meden öyle bir şey yapasınız ki” diye sordum. “Niye soruyorsunuz, bu haberi aynı yöntemle Milliyet, Sözcü ve Webrazzi sitelerinde yayınlattık” dediler.

İçim acıdı. Birisi kurduğum internet sitesi. Birisi muhalif bakış açısının sona kalan ender beslenme kaynaklarından biri. Diğeri de dikey bir konuda çok takip edilen bir site. Hemen sitelerine gidip acaba altına “bu bir reklamdır yayınlamak için deli deli paralar aldık ona göre okuyun” yazmışlar mı diye bakayım dedim. Sonra vazgeçtim. Ya yoksa? Bir daha o sitelere aynı gözle bakamazdım.

Ben haberi insanların okuyup okumayacağına, doğru olup olmadığına göre değerlediririm. Arama motorunun o haberi çok sevip sevmediğine bakmam. O yüzden maymun gibi başlıklar atmam. İnsanlar tıklasın diye “öyle bir bilanço açıkladı ki… Mankenler bilanço büyüklüğünü görünce bir hoş oldular” gibi başlıklar atmam. Atmayacağım da.

Bunu söyleyince para kazanabilir misin?

Büyük bir ihtimalle hayır. Ben dikey konular seçiyorum. Ben sektör liderlerinin okuması gereken haberleri yapıyorum. İnternette çok çocuk var o yüzden cep telefonlarının megapiksellerini yazayım, oyunların karakterlerini anlatayım demiyorum.

İşi sadece cep telefonu ve/veya oyun yazmak olan dikeyci arkadaşlarımı tenzih ederim. Ama hem telekomünikasyon sektörünün iç yüzünü vereyim hem de oyun oynayan 8 yaşındaki çocukları mutlu edeyim bakış açısından oldum olası hazetmedim.

Özetle ben ve bu site, bu işten bu kurallarla para kazanamayız.

Peki ne yapmak lazım?

Elimde bugünün Türk ekonomi dünyasında, tüm zamanların gazetecilik ilkeleriyle para kazanabilecek bir yöntem yok. Benim yetersizliğim olabilir. Bunu yaparak benim on katım çalışarak para kazananlar yok değil, onlara da saygılarımı gönderiyorum.

Bu sistemin çalışması için insaların okuyor olması lazım. Bunun için insanların iyi ile kötüyü ayırabilecek kadar haber okuryazarı olması lazım. Reklamları engellemek gibi animatörlüğe girmeden haber okuması lazım. Okuduklarını anlamaları lazım.

Okurun parasıyla haber yapan, haber için haber yapan ayrımını görebilmesi lazım. Başka türlü olmaz.

Dolayısıyla berin bu sektörde para kazanmam imkansız.

Benim verilerim hiç işlenmese olmuyor mu?

Philips’in mükemmel bir aydınlatma sistemi var. Eve özel bir Philips cihaz takınca kullandığınız her Philips ampül, kendi içinde emir alan bir yetenek haline dönüşüyor. Ne işe yarayacak demeyin. Cep telefonumdan evin ışığını açıp kapatmak benim gibi tembel bir adam için harika bir seçenek. Bunun yanında evde yokken sanki evdeymişim hissi uyandıran ışık açıp kapatmaları neredeyse dahice. Ama en önemlisi internetten farklı ışık seçenekleri indirerek buna göre ışığınızın rengini değiştirmek, açıklık kapalılığını ayarlamak harika oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Philips’ten bana gelen bir elektronik postayla o ana kadar hiç düşünmediğim bir şeyin farkına vardım: Philips beni takip ediyordu. “Hayırdır” minvalinde bir soru attım ve Philips’in Türkiye yetkililerinden Hollanda’sına kadar birçok farklı birim konuyla ilgilenip bir mail gönderdiler bana. Maili noktasına dokunmadan sizinle paylaşıyorum:

Değerli Müşterimiz,

Hue tarafından işlenen kişisel verileriniz hakkında bilgi istediğiniz e-postanız için teşekkür ederiz.

Hue müşterisi olarak sizin için işlediğimiz veriler, bir hesap oluştururken, mobil uygulamanızı ve hesabınızı kullanırken sağladığınız veriler ile sistem kullanım verileridir. www.meethue.com adresindeki hesabınıza giriş yaparak hesap, Hue bridge (köprü) ve uygulama bilgilerinizi online olarak görüntüleyebilirsiniz. Aynı zamanda sistem kurulumu ve anlık aydınlatma seçeneklerini mobil uygulama aracılığıyla görüntüleyebilirsiniz.

Ayrıca, uzaktan erişim özelliğini etkin kılmak için düğme/tuş basma aktivitelerini, sistem çökmesine ilişkin verileri ve sistemin anlık durumuna ilişkin bilgileri işlemekteyiz. Bu özellik mobil uygulama ve web sitemiz yoluyla görüntülenememektedir, ancak  arzu etmeniz halinde bu bilgileri size ayrıca iletebiliriz. Bu aşamada size sağlayabileceğimiz bilgilendirmenin iki (2) haftalık kullanım verisi içereceğini bildirmek isteriz. Kişisel veri minimizasyonu ilkeleri gereğince, kullanım verileriniz hesabınızdan 2 hafta sonra tamamen ayrıştırılmaktadır.

Kişisel verilerinizi üçüncü şahıslara satmadığımızı ayrıca belirtmek istiyoruz.

Kişisel verilerinizi işlemek (örneğin saklamak) için bizim adımıza hareket edecek üçüncü taraf yüklenicileri (IT servis sağlayıcıları gibi) katı sözleşmesel yükümlülükler çerçevesinde kullanabilmekteyiz. Elbette bu gibi durumlarda, üçüncü taraf yüklenicilerin kişisel verilerinizi serbestçe kullanmamasını, ifşa etmemesini ve daima talimatlarımıza ve yüksek güvenlik standartlarına uyarak verilerinizi bizim adımıza işlemelerini (sözleşmesel olarak) temin etmekteyiz. 

Hollandalılara özel bir sempati ve beğenim vardır. İş yapış biçimleri ve dünyaya bakışlarına bayılırım. Philips de benim için önemli bir firmadır. Eer bir kişisel bilgimi dünyada emanet edecek firma listesi yap deseler Philips bunların başında gelir. Peki neden hala içim rahat değil?

Çünkü evimin içinde hiç ummadığım bir cihaz düzenli olarak internete benim ışığı ne zaman, nasıl ve ne renkte yakıp söndürdüğümü sürekli kaydediyor. Bunu bana daha iyi hizmet verebilmek için yaptığını söylüyor. Benim bunu istememe hakkım yok. Yani hem cepten, uzaktan ışıklarımı yakıp söndüreyim hem de beni takip etmesinler diyemiyorum. Bence bunu diyebilmeliyim. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun firmaların bize bu hakkı tanıması lazım.

Philips’e özel değil bu yazı… Onun şahsında ben enin hayatını öyle ya da böyle gözleyeceğim diyenlere. Anonimleştirilerek de olsa, kısa süreliğine de olsa beni izlemenizi istemiyorum.

Paranoyak olabilirim. Ama paranoyak olmam izlenmediğim anlamına gelmez…

Yapay zekadan yargıç çıkarma çabaları

The Guardian yapay zekadan yargıç olur mu sorunsalını masaya yatırmış ve konuyu olabildiğince sündürmüş.

Yapay zeka deyince insanların aklına ya insanlığı sona erdirecek Terminator’lar geliyor ya da embesil ve oda büyüklüğündeki bilgisayarlar. Oysa yapay zeka kelimenin tam anlamıyla bir yazılım. Biz o yazılıma öğrenmeyi öğretiyoruz. Çünkü bizim kafamızın içinde mantık yürütme zincirini sağlayan, olayları birbirine bağlamaya yarayan mekanizmalar var. Eğer bizim gibi olmasını istiyorsak bizim gibi öğrenmeli diyoruz.

Örnek verelim: Yolda yürüyorsunuz ve bir muz kabuğu gördünüz. Buna basarsanız düşüp fıkralara konu olma riski taşıdığınızı anlar, basmama kararı alırsınız. Hatta eğer muz kabuğunu yerden almazsanız bir başkasının basacağını düşünür, iyilik olsun diye onu alıp çöpe atarsınız. Bunların hepsi sizin milyonlarca yıllık evriminizin, binlerce yıllık insani görgünüzün ve onlarca yıllık eğitim ve öğretiminizin bileşkesiyle aldığınız düzinelerce kararlar zincirinin sonucu.

Bu örnek, sadece bir muz kabuğuna basıp düşmemek içindi. Şimdi gelin işi karmaşık ve vicdani hukuki kararlar mertebesine getirelim.

Yasaları iyi bilen, kanıtları anlayabilen, bunları ahlaki değerlerle harmanlayabilmesi gereken bir yapay zekayı tartışıyoruz. University College London’daki yazılımcılar, yapay zekayı kanunların üstüne salmışlar. Amaç gerçek hayatta alınan kararlarla yapay zekanın aldığı kararları karşılaştırabilmek…

Yapay zekalı yargıç; işkence, aşağılayıcı muamele ve mahremiyet içeren beş davada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarıyla aynı karara ulaşmış.

Kanunların üstüne salınan algoritma, işkence ve aşağılayıcı muamele, adil yargı ve mahremiyet ile ilgili 584 vaka için İngilizce veri kümelerini incelemiş. Her durumda, yazılım bilgileri analiz etmiş ve kendi yargı kararını vermiş. Değerlendirilenlerin yüzde 79’unda, yapay zeka, mahkemeyle aynı kararı vermiş.

UCL’in bilgisayar bilimleri bölümünün baş araştırmacılarından Dr. Nikolaos Aletras şunları söylemiş: “Yapay zekanın hakimlerin veya avukatların yerine geçmesini düşünmüyoruz. Ancak belirli sonuçlara yol açan vakalarda hızlı bir şekilde tanımlama yapmak faydalı olabilir.”

Yani aslında olayı şöyle düşünmek lazım: Bu yapay zeka davalara bakan bir yargıç değil, yargıçlar bu davalarda ne karar verebilir diye size akıl veren bir danışman olabilir. Yani bir nevi danışman avukat gibi çalışacak. Elbette daha ucuza gelecek. Hatta insanlar hangi bakış açısını değiştirirlerse sonuçlara nasıl etki eder gibi şeyleri buna bakarak anlayabilecekler.

Program, aslında benim yazmak istediğim şeyi ortaya çıkarmış: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının, hukuki olmayan gerçeklere, salt hukuki argümanlardan çok daha fazla yer verdiği ortaya çıkmış.

Hukukla ilk tanıştığımda kanun ve yasaların aslında birer bilgisayar programı algoritması gibi kodlandığını görüp çok şaşırmıştım. Değişkenleri tanımlıyorsunuz, olası durumları anlatıyorsunuz ve çıkması muhtemel sonuçların mümkün olan en büyük kısmını öngörmeye çalışıyorsunuz. O yüzden özellikle yapay zekayla çok iyi geçinebilir bu sistem.

Ancak göz önünde bulundurmamız gereken çok büyük bir olgu var: Vicdan!

Evet hukuki sistemde kravatını takarak mahkemede son derece saygılı duran bur adam iyi hal indirimi alabilir. Ancak bu adam kendi çocuklarını taciz eden biriyse… Ona iyi hal vermeli misiniz? İşte bu noktada vicdan devreye giriyor. Yapay zeka vicdan kavramını çözebilir mi?

Benim görebildiğim kadarıyla koca koca adamlar çözemiyor. Ülkeden ülkeye, hatta ABD gibi ülkelerde eyaletten eyalete değişiyor. Bana çok zor geliyor bunun bitlere ve baytlara indirilebilmesi…