Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Serhat Ayan

Serhat Ayan

3828 HABERLER 137 YORUMLAR
Yazı yazmakta ve okumaktan çok hoşlanan, teknoloji başta olmak üzere birçok konunun takipçisi. Alaşılamayanı kolay anlaşılır hale getirmekten sorumlu devlet bakanı

Bu Amerikan markalarını neyle değiştireceğiz?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bize döviz oyunları oynayan Apple’ı hedef göstererek onun yerine kullanabileceğimiz Samsung ve Vestel gibi markaları bize işaret etti.

Ancak hayatımızdaki ABD markaları Apple ile bitmiyor ki… Gelin bakalım başka neler var ve bunları neyle değiştireceğiz:

Microsoft: Bu markanın yerine yenisini koymak neredeyse imkansız. Çünkü bilgisayar işletim sistemi olarak en büyük muadili yine Apple. Haydi o olmadı, Linux tabanlı işletim sistemleri var. Kullanabilecek misiniz? Yeni çıkan her bilgisayarın içindeki cihazları n sürücülerinin tamamını bulabilecek miyiz? İnsanımızın 20 senede kullanmayı öğrendiği Microsoft ürünlerinin yerine kim açıdan çok daha yüksek performanslı olan Linux ürünlerini kullanabilecek miyiz? Peki ya Microsoft’un ofis ürünleri? Onun da açık kaynak kodlu muadilleri var. Bedava olmasına rağmen kaç şirkette kullanılıyor? Excel dahileri açık kaynak kodlu ofis içinde bulunan Excel muadillerini kullanabilecek mi? Bir de işin bulut tarafı var tabi. Skype var. Sunucu tarafı var ki devlet tarafında .Net üstünde koşan kaç uygulama var diye sorsam üç ayda cevap alamayabilirim.

Google: Arama motoru için Google yerine Yandex koyma ihtimalimiz var. Peki ya Gmail? Yandexmail onun yerini alabilir mi? Bizim devlet olarak kendi verimiz ülke içinde kalsın diyerek ürettiğimiz bir mail sistemimiz oldu mu? Haydi onu geçtim sunucu tarafında onun yerine ne koyacağız? Google ile halledilen o kadar çok ücretsiz kullandırılan hizmet var ki bugün ya Allah ya Settar dediğimizde onların Amerikan olmayan muadilleriyle değiştirmemiz kaç yıl sürer farkında mısınız?

IBM: Bilişim dünyasının en eski ve köklü markalarından biri IBM. Türkiye’de o kadar çok bankada sunucuları kullanılıyor o kadar çok devlet kurumunda ağır işleri yapıyor ki “bunu değiştirsek mi acaba” cümlesini kurduğumuz anda bile milyonlarca dolar borca gireriz. Bana inanmayan bir danışmanlık şirketinden yardım istesin. Böylesi bir çalışma için sadece danışmanlığına sizden dünyaları alır bu şirketler.

Oracle: Siz bilmiyorsunuz ama hayatımızın ayrılmaz bir parçası bu. Verileri çoklu ve etkin bir biçimde kullanmak için dünyanın en çok dağıtılan uygulamalar bütününden biri Oracle. Türkiye ile ilgili o kadar çok şey yaptı ki dünyada her sene anlattığı başarı öykülerinin en önemli kahramanlarından biri haline geldi Türkiye’nin kamu sektörü. Sağlıktan eğitime, karayollarından e-devlete… Şaka olarak bile bu şirketi hayatımızdan birkaç dakikalığına çıkarmamız imkansız.

Intel: Her bilgisayarın içinde bir Intel yongası var. Yonga deyince dört yapraklı yonca gelmesin aklınıza. Bilgisayarın aklı, kalbi, olmazsa olmazı bu. Her sistem için bir muadil söyledim ama bunun ABD malı olmayan muadili yok. Gerçekten yok. Eğer Intel kullanmama kararı alırsak ülke sathında abaküs devrimi başlatmamız gerekir. Var mısınız? 

Facebook: Her şeyi hayatımızdan öyle ya da böyle çıkarırız da Facebook’u çıkaramayız. Yok öyle bir dünya. Kağıt oynarken birbirlerine davet atanları mı istersiniz, yaptıkları yemekleri paylaşanları mı, reisi en çok ben seviyorum gruplarını mı… Bir de sadece Facebook diye düşünmeyin olayı. Bunun Instagram’ı var, Twitter’ı var, Snapchat’i var. Vallahi devrim olur ülkede…

Ben bunları yazıyorum ama şimdi benim karşıma geçip sen ABD mallarını neden koruyorsun bunlardan kaç para alıyorsun diyen IQ seviyesi oda sıcaklığıyla yarışan beyinsizler olacaktır. Söyleyeyim efendim: Bunlar son 20 yıldır neredeyse hiç reklam vermeyen, bundan sonra da vermeyecek olan firmalar. 

Ben bunları neden söylüyorum: Çünkü zamanında açık kaynak kodlu işler yapalım, açık kaynak kodlu şeyler çok önemli derken kimse burnuna bit etmiyordu söylediklerimi. Hatta ben 25 yıl önce bunların muadillerinin Türk üniversitelerinde üretilmesini söylediğimde tefe koydular beni. Şimdi alın bakalım tefinizi oynayın.

Son bir not: Bu yabancı devletlerin üstümüzde oynadığı oyunların iyi bir tarafı da var her şerrin içinden bir hayrın çıkması gibi: Eskiden yeni bir Oracle muadili üstünde çalışmak çok pahalıya geliyordu. Gerçekten de Microsoft varken niye yeni bir işletim sistemi kullanalım ve milyarlar verip bunu yaratalım sorusunun cevabı yoktu. Şimdi marjinal sebeplerle bunu üretmek için nedenlerimiz var. Ufaktan girelim bu işlere be ülkem. Zararın neresinden dönsek kardır.  

14 Ağustos Teknoloji gündemi

Über kullananların çoğu, uygulamayı hem şahsi işleri için hem de kurumsal için kullanıyor yurt dışında. Ülkemizin aksine yabancı ülkelerde Über’in kurumsal kullanımı bireyselden çok daha fazla. Fakat kullanıcılar hangi hesabından para transfer ettiğini unutabiliyor bazen. Öyle ya şirket hesabından özel işi için Über kullansa güzel mi olur? Olmaz. Über bunu tahmin edebilmek, insanların özel mi yoksa şirket hesabına mı yolculuk ettiğini anlamaya yönelik bir yapay zeka uygulaması geliştirmiş. 

Snapchat’in videoları belli bir süre sonra kaybolmayanını yapmışlar. Marco Polo adı verilen uygulama, eski günlerin Walki Talkie telsizlerinin videoya dönüşmüş hali olarak tanımlanıyor. Neden Marco Polo? Çünkü anglosakson ülkelerde bir körebe olunu var: Siz Marko diyorsunuz karşı taraf Polo diye bunu tamamlamak zorunda. Bir nevi ping atmanın gerçek hayattaki hali gibi. Bu arada Snapchat gibi yaygın bir hizmet varken sırf videolar silinmiyor diye niye bunu kullanasınız? Laf ola beri gele…

Ticketmaster, ülkemizin Biletix benzeri uygulamasının Avrupa izdüşümü… Uygulamanın İngiltere ayağı Pazartesi günü yaptığı duyuruda, ikinci elden bilet satım sitelerini kapattığını ve bu yıl içinde sitesinde fanların kendi aralarında bilet değişimine ağırlık vereceğini duyurdu. Ticketmaster, “Tek istediğimiz, sevdiğiniz etkinliklere güvenli bir şekilde bilet bulabilmeniz” diye bir de afilli cümle kurdu.

Eskiden ofislerimizde mail atıp alabilen bilgisayarlar yoktu. Faks vardı. Karşıdan diğer tarafın faks makinesinin içine konan kağıdın üstündeki bilgilerin aynı uzak alanda bulunan bir aletin içine fotokopi çekildiğini düşünün. Zamanla elbette bu teknolojiye gerek kalmadı ve ortadan kalktı. Ama belli ki her yerden kalkmamış üstelik bir kenarda süs gibi duracağına şirketlere zarar vermeye başlamış:  Faks cihazları korsanların bilgisayar ağlarına sızması için bir arka kapı olarak kullanılıyor. Korksanlık, telefon hattından bir görüntü dosyası göndererek ya da faks makinesinin bir görüntü dosyası olduğunu düşündüğü bir dosya göndererek çalıştırtıyor. Sonra gelsin şirketteki bilgiler bilgisayar korsanının önüne…

Moorfields göz hastanesi NHS vakfı vakfı ve University College London ile AI-outfit DeepMind tarafından geliştirilen yapay zeka sistemi göze geldi. Göz incelemesi artık bu hastane ve bilgisayar şirketleri tarafından geliştirilen sistemle yapılıyor ve yapay zeka, doktora gerek bile kalmadan 50’den fazla göz hastalığının teşhisini başarıyla koyuyor. Olay, 7.600’ın üstündeki hastanın 14 binin üstündeki taramasının incelenmesiyle geliştirilmiş. Yapay zekayı neyin üstüne salarsanız öğreniyor.  Lamı cimi yok.

Google’a diyorsunuz ki beni takip etme. Tamam diyor. Etmiyorsun değil mi diyorsunuz, tabi abi diyor. Sonra ne yapıyor? Elbette takip ediyor. Android cihazlarda ve iPhone’lardaki Google hizmetleri, uygulamayı durdurduğunu iddia eden gizlilik ayarlarını etkinleştirdikten sonra bile konumunuzun kayıtlarını saklıyormuş meğer. Araştırmacılar, arama şirketinin, bir yerlerde açık bölgeler tuttuğunu keşfetti. 

Türkiye’de terapi hizmeti veren psikologlar bun online olarak yapmaya başladı. Terapinin 10 dakikası 40 TL. Psikologlar bu yapılan işin herkese vakit kazandırdığını, yapanın da yaptıranın da bu işten çıkarı olduğunu dile getiriyor. 

Vodafone gazetecileri İstanbul dışına çıkarıp müşterilerine ne kadar çok kazandırdığını anlattı. Şirketin verilerine göre müşterilere bir yılda 440 milyon liralık ayrıcalık sağlanmış. En büyük ayrıcalık yurt dışında 245 milyon liralık konuşturmadan kaynaklanıyor. Bu kadarlık roaming ücretinden kurtardığını dile getiren şirketin zaten en büyük değerlerinden biri bu. 

e-Devlet 37 milyon kullanıcısıyla ekonomiye 2 milyar dolarlık katkıda bulunmuş. Nasıl mı? Askerlik durum belgesinden 565 milyon TL kazanılmasını sağlamış. Üniversite kayıtlarında sağlanan tasarruf 620 milyon TL olmuş.  e-arşiv uygulamalarında faturaların online kullanımıyla 1,7 milyar TL tasarruf elde edilmiş. Tabi ki bunların hepsi “eğer online yapılmak yerine bir devlet dairesine gidilseydi” üstüne kurulu hipotezler…

Microsoft kullanmayarak dolardan kar eden devlet kurumları dönemi başladı

Eyüpsultan Belediyesi, “Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılımların Desteklenmesi” çalışmaları kapsamında TÜBİTAK Ulusal Akademik Ağ Ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM) tarafından geliştirilen milli işletim sistemi PARDUS‘la tasarruf etmeye devam ediyor.

2015 yılında PARDUS kullanmaya başlayan Eyüpsultan Belediyesi, 2023 yılına kadar bir milyon 800 bin bilgisayarda kullanılması hedeflenen milli işletim sistemi sayesinde şimdiye kadar 2 milyon dolarlık bütçeden tasarruf etti.

PARDUS’un yanı sıra, Eyüpsultan Belediyesinin yeni otomasyon sisteminde de database olarak, yine açık kaynak kodlu ücretsiz postgrsql kullanılıyor. Böylece yabancı şirketlere gidecek bütçe Eyüpsultan Belediyesinin kasasında kalıyor.

PARDUS’a geçen ilk belediye olan Eyüpsultan Belediyesi Başkanı Remzi Aydın, yerli ve milli işletim sistemlerinin önemine değinerek “Yerli ve milli kaynakların kullanılması konusunda öncülük etmekten dolayı mutluyuz” demişti.

PARDUS işletim sistemine geçiş öncesi Eyüpsultan Belediyesi personeline eğitim verilmiş, Bilgi İşlem Müdürlüğü personeli ile belediyenin diğer müdürlüklerinden birer personel PARDUS eğitimine katılmıştı. Eğitimde Linux tabanlı işletim sistemi PARDUS’un kullanımı öğretilmişti.

Haber enteresan ve kendi içinde haberler barındırıyor. Bu sadece bir Linux kullanım haberi değil. Bu, aynı zamanda kamuya söylenmiş bilişimden tasarruf edin emrinin tezahürü. Her ne kadar Eyüpsultan belediyesinin 2 milyon dolar tasarruf edecek kadar bilgisayarı nasıl ve nerede kullandığını anlamasam da yine de ilgi çekici ve üstünde tartışılması gereken bir haber bu. Sanırım bu noktadan itibaren Microsoft’un şapkayı önüne koyarak düşünmesi lazım.  Aynı zamanda devletimizin de bu hareketi nası ltüm kamu kurumlarına yayarım diye düşünmesi lazım. Ben bu haberi koyuyorum çünkü kamu kurumlarının bu konuda kendi içlerinde yarışmalarını istiyorum. Bunu buradan beyan ve taahhüt ediyorum ki her linux kullanıyorum diyen devlet kurumunun  bu sitede bir hnaberi mutlaka olacak

Suçlanan Avcılar Belediyesi’nin üç operatöre ortak cevabı

Dün bir haberler baz istasyonu sökümlerinin üç operatörü nasıl bir araya getirdiğini yazmış, bunu ilginç bulduğumuzu belirtmiştim. Haberi yazarken Avcılar belediyesinin cevabı elime ulaşmamıştı. Şanda elimde resmi cevap var. Bunu öncelikle sizin bilgilerinize sunmak istiyorum:

İlçemizde İmar Kanunu gereği Yapı Ruhsatı ve Yapı Kullanma izni almadan baz istasyonu kuran GSM Operatörleri dışında hiç bir baz istasyonuna müdahale edilmemektedir.

Anayasa Mahkemesinin 22 – 09 – 2010 gün ve 201091 sayılı kararı ile 30 Aralık 2010 gün ve 27801 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararında yapı niteliği taşıyan baz istasyonlarının İmar Mevzuatı’na tabi olduklarını ve bu anlamda ilgili kurumların (yani Belediyemizin) denetim yetkisinin Danıştay’ca kabul edilmeye devam ettiği belirtilmiştir.

3194 sayılı imar kanununun 31,32. 42 ve 41 maddelerinde İmar Yönetmeliğinin 9. Maddesi şartlarına aykırı yapılan yapılar bir (1) ay içinde ruhsata bağlanması gerekmekte olup, ruhsata bağlanmaması halinde Belediye Encümenince 3194 sayılı İmar Kanununun 32. Maddesi gereği alınan karar doğrultusunda kaldırılması gerekmektedir.

Ayrıca Danıştay 14. Dairesinin 2016/ 10138 Esas ve 08/11/2016 Tarihli kararı da bu yöndedir. Hizmet ve hukuki süreç devam etmektedir. 

Bu noktada aslında Avcılar belediyesine saldırmak kolay. Ama bu saldırıyı yapanların şunu da yapmasını dilerdim:

  1. Baz istasyonları insanların moralini bozarsa söylesinler GSM operatörü onu kaldırmak zorunda diyen hukuk makamlarına aynı atarı yapabiliyor musunuz?
  2. Fiber döşeme iznini yıllardır vermeyen özellikle büyükşehir belediyelerine aranızdan tek bir operatör çıkıp laf edebildi mi?
  3. Fiber döşeme izni vermeyip benim fiberimi kullanacaksın diye iletişimi rehin alan tek bir belediyeyi bir dakikalığına da olsa ifşa edebildiniz mi?

Baz istasyonlarının kablolarının kesilmesini istemem. Hiçbir koşul altında o istasyonların iletişiminin kesilmesini savunmam. Ama hakkaniyetli olma adına bu yapılan hareketin benzerini herkes için görebilmek isterim.

Fiber korusunda bu kadar hassas operatörlerimizin sesinin çıkmaması size de şaşırtıcı gelmiyor mu?

Avcılar belediyesi üç operatörü birleştirdi

BUgün çok da alışık olmadığımız bir olay gerçekleşti. Turkcell’in Halkla ilişkiler şirketinden Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone imzalı ortak bir basın basın bülteni geldi. Bültende şu açıklamalara yer verildi:

Son günlerde Avcılar Belediyesi sınırları içerisinde yıllardır hizmet sunan, ilgili kamu kurumları tarafından sürekli denetlenen baz istasyonlarına yönelik Avcılar Belediyesi tarafından yapılan hukuksuz müdahaleler (baz istasyonlarının tahribi, kablolarının kesilmesi gibi yöntemlerle) sonucunda binlerce vatandaşımız internet, ses ve SMS hizmetlerini alamaz durumda bırakılmıştır.

Anayasamızın 22. maddesinde “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir” ibaresiyle güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünü ve bir kamu hizmeti niteliğindeki haberleşme hizmetini bazı rant hesapları uğruna engellemeye yönelik bu girişimlere karşı hukuki adımlar kararlılıkla atılmakta olup telafisi mümkün olmayan maddi ve manevi zararlara mahal bırakılmaması adına Devletimizin ilgili tüm kurumlarına gerekli bilgilendirmeler yapılmıştır.

İrademiz dışında gelişen ve vatandaşlarımızı mağdur eden bu sorunun süratle çözülmesini umuyoruz.

Bu basın bültenine ulaşır ulaşmaz Avcılar Belediyesi ile iletişime geçtim. Diğer taraf görüşünü istedim. Günlerden Pazar olması dolayısıyla bana hemen görüş veremediler ve görüşlerini ilerleyen saatlerde paylaşacaklarını ilettiler.

Ön görüş olarak baz istasyonlarına yapılanların Avcılar belediyesinin kendi kendine aldığı bir karar olmadığını, BTK üstünden gelen bir karar olduğunu, baz istasyonlarının sökülmediğini bunların başka bir yere tanışanacağını ilettiler.

Hiçbir şart altında baz istasyonlarının kapatılması, insanların iletişiminin kesilmesi kabul edilemez. Bu, tartışmaya asla açık değil. Bu benim şahsi fikrim.

Belediyenin konuyla ilgili açıklaması bana ulaşır ulaşmaz sizlerle paylaşacağım.

Onlar bizim bakanlara hareket çekerse biz Google’a kralını yaparız

Günün haberi kesinlikle bu:

Rekabet Kurulunca, Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti, Google International LLC, Google LLC ve Google Ireland Limited hakkında soruşturma açılmasına karar verildi.

Rekabet Kurumunun internet sitesinde yer alan duyuruya göre, Google’ın genel arama pazarındaki hakim durumunu kötüye kullanarak çevrimiçi alışveriş hizmetleri pazarındaki rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırdığı iddiasını içeren başvuru üzerine yürütülen ön araştırma Rekabet Kurulunca karara bağlandı. Bu kapsamda, Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti, Google International LLC, Google LLC ve Google Ireland Limited hakkında soruşturma açılması kararlaştırıldı.

Google için tüm dünyada rekabet konusunda açılmış davalar var. Google Türkiye’ye gerçekten müstemleke muamelesi yapıyor. Google Fransa, Almanya ve benzeri ülkelere yaptığı sosyal sorumluluk projelerini, gazeteci yaşatma projelerini Türkiye ile ilişkilendirmiyor.

Ama ABD bizim bakanlara terso yaptı diye bizim Google’a dava açmamız bizi daha akıllı göstermiyor.

Vallahi göstermiyor.

Dolar 5 TL olsa bilişimde neler değişir?

Soru çok basit: Dolar 5 TL olsa hayatımızda neler değişir? Cevap da çok basit: Dolarla ilgili olan, karşılığında dolar verdiğimiz her şey. Gelin bunların kısa listesini yapalım. TKNLJ formatında…

Öncelikle kötü senaryolardan başlayalım:

Telefon fiyatlarımız uçuşa geçecek. Gelecek olan tüm yeni ve janjanlı telefon modellerinin fiyatları uçacak. Telefon satan şirketler cihazları Türkiye gibi büyük ve genç bir pazara satabilmek için sübvansiyonlar yapmaya çalışacak belki kar oranlarını düşürecekler. Ama bu da bir yere kadar etki edecek. Çünkü Apple ve Samsung gibi şirketler diğer ülkelere kıyasla yaptıkları büyük sübvansiyonlara rağmen çok pahalılardı. Çünkü telefonların üstünde inanılmaz bir vergi yükü vardı. Artık sübvansiyonla bile halledilemeyecek kadar artacak fiyatlar. Karlılık düşecek, ülkede cep telefonlarını pazarlama faaliyetleri hızla azalacak. Reklam vermeyecekler. Onun yerine sosyal medya ve PR aktivitelerine asılacaklar. Ucuz telefonlarını getirecekler.

Cep telefonlarının aksesuarları çok pahalı hale gelecek. Kablodan taşınabilir şarj cihazına kadar herşeyin fiyatı patlayacak. Boğucu bir sıkıştırma yaşanacak bunları satmak için kurulmuş şirketlerin üstünde. Satışlar durma noktasına gelecek.

Bilgisayarlar. Bilişimin ve teknolojinin olmazsa olmazı. Artık iyi bilgisayarlardansa yazı yazmaya, internette dolaşmaya yetecek konfigürasyonda aletlerle yaşamaya çalışacağız. Belki bilgisayarları tabletlerle değiştireceğiz. Bu arada giderek fiyatı uçan bilgisayarlarla yapılan tasarım, film yapma ve oyun tasarlama gibi işlerin fiyatları doğal olarak artacak.

Artacak fiyatların başında uzmanlık gerektiren uygulamalar geliyor. Mesela tasarımcıların kullandığı ve sadece dolarla alınan Photoshop serisi. Film manipülasyon uygulamaları. Mimarlık yazılımları… Üç boyutlu tasarım programları… Doğal olarak bunlarla yapılan işler de artacak. Ciddi biçimde artacak. O paraların bir yerden çıkarılması lazım.

Gelelim cep telefonu ve mobil uygulamalara… Onların da dolar üstünden hesaplandığı düşünülecek olunursa bu, daha az uygulama alacağımız anlamına geliyor net bir biçimde.

Peki ya devlet ve iş uygulamaları? ERP, CRM, veri tabanı ve bulut uygulamaları? Devlet şu anda Türkiye sathında kullanılan ve dolarla alınan uygulamalar kullanıyor. Hatta bunların birçoğuna dolar üstünden kullandıkça öde parası veriyor. Devletin kasasından çok daha fazla hpara çıkacak. Bunun yanında aynı tarzda uygulamaları kullanan bankalar gibi büyük yapılar da çok ciddi sorunlar yaşayacak.

Google insan haklarını kaç tık için çöpe attı?

Google konu para kazanmak olunca demokrasi ve insan hakları aramayı bırakıyor.

Google Çin’e girebilmek için elinden gelen her şeyi yaptı ve sonunda bütün demokrasi ve insan hakları kavramlarını çiğneyen bir arama motoru hayatı geçiriyor. Demokrasinin beşiği Amerika’dan çıkan bu dünya devi, insan hakları ve demokrasi gibi kavramları araştırmayacak. Hatta içinde insan hakları konusunda değerli bilgiler olan siteleri kara listeye atarak görünmesini engelleyecek. Her şey Çin’deki bir milyar insanı arama şu anda orada yasaklı olan arama motorunun iç ine çekebilmek ve reklam gösterebilmek. Demokrasi ve insan hakları mı? Sadece birer kelime. Arama terimi… SEO içinde dikkatlerden kaçırılması gereken bir şey…

Bu çirkin projenin Kod adı Dragonfly… Geçen yılın ilkbaharından beri devam ediyor ve Google’ın CEO’su Sundar Pichai ile üst düzey bir Çinli hükümet yetkilisi arasında Aralık 2017 toplantısının ardından hızlandırıldı.

Planlanan hareket, Google’ın Çin’deki politikasında çarpıcı bir değişimi temsil ediyor ve neredeyse ilk on yılda internet devi arama motorunu ülkede işletiyor.

Google’ın arama hizmeti şu anda Çin’deki çoğu internet kullanıcısı tarafından erişilemiyor, çünkü söz konusu ülkenin Büyük Güvenlik Duvarı tarafından engelleniyor. Google’ın Çin için geliştirdiği uygulama, ülkenin sıkı sansür yasalarına uyarak, Xi Jinping’in Komünist Parti rejiminin elverişsiz bulduğu içeriğe erişimi kısıtlıyor.

Çin hükümeti internet üzerindeki politik muhalifler, serbest konuşma, seks, haber ve bazı akademik çalışmalarla ilgili bilgileri engelliyor. Örneğin, 1989’daki Tiananmen Meydanı katliamıyla ilgili web sitelerini yasaklıyor ve “anti-komünizm” ve “muhalifler”e atıfta bulunuyor. George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği gibi otoriter hükümetleri olumsuz bir şekilde yansıtan kitapların Çin sosyal medyası Weibo’da yasaklandı. Ülke ayrıca, Instagram, Facebook ve Twitter gibi popüler Batı sosyal medya sitelerinin yanı sıra New York Times ve Wall Street Journal gibi Amerikan medya organlarını da sansürlüyor.

Google’da Dragonfly projesi, 88 bin kişilik dev kadronun birkaç yüz üyesiyle sınırlı kaldı. Söylenenlere bakılacak olunursa güya Google ahlaki ve etik kaygılar taşıyormuş ama hiçbir kamu denetimi yapılmadan bu projeyi yürütmüş.

Şimdi Çin’de yapılan şey bir şablon haline dönüşüp dünyanın en iğrenç antidemokratik iktidarları tarafından kullanılmaya başlanırsa?  Bana şöyle demokrasisi olmayan bir arama motoru ver derse mesela Orta Amerika ülkeleri, Afrika’nın sözde cumhuriyetleri? Kaç kullanıcıya satılır demokrasi?

Çin’de faaliyet gösteren şirketlerin, kullanıcılarını polise vermeye ve kullanıcı verilerini güvenlik kurumlarına teslim etmeye hazır olma zorunluluğu var. Yani Çin bazı konularda çok çirkin olabilir. Ama orada iş yapmak isteyen ve insanları belki de bile bile ölüme gönderen şirketlere ne demeli?

Hukuk internette silah planlarının dolaşmasını engelleyecek

Seattle’daki bir federal yargıç, 3 boyut baskılı plastik silahlar yapmak için planların serbest bırakılmasını durdurmak için geçici bir kısıtlama emri çıkardı.

Bundan daha doğal ne olabilir diyorsunuz değil mi? Sorun bambaşka. ABD’de bir şirket insanlara savunma hakkı vermek adına herkesin evinde silah yapabileceği silahların planlarını internete koydu. Silah yasaklansın derken kimin ne kadar ürütebileceği belli olmayan sayıda silah bu planların internete konmasıyla çileden çıkacaktı ki bir hakim olaya el koydu.

Üç boyutlu baskı nedir? Artık neredeyse kaliteli bir lazer yazıcı parasına inmiş, herkesin evine koyabileceği, bunun için kimseye hesap vermeyeceği bir teknolojik gelişme. Bu alet üç boyutlu bir cisimi nasıl basıyor peki? Üç boyutlu modelleme programlarından bir tanesini bilgisayarınıza yüklüyorsunuz. Bu programı kullanan bir modelleme dosyasını alıyorsunuz, yazıcıya veriyorsunuz ve bas diyorsunuz. Bu kadar basit.

Elbette üç boyutlu cisimlerin dosyalarını hazırlamak o kadar kolay değil. Mesela üç boyutlu baskıdan çıkacak dağılmayan bir tabanca üretmek için ihtiyacınız olan modellemeyi her önüne gelen yapamaz. Ama… Bir kez yapıldığında bunu sonsuz farklı yazıcıda kullanmak mümkün. Yeter ki bir kere yapılsın.

Peki bu silah yapılınca ne olacak? Kime ne zararı var? Öncelikle şunu söyleyelim, baskıdan çıkan silah oyuncak değil. Adam öldürüyor. Üstelik platsik olduğu için metal dedektörlerinde görünmüyor. Yani vücudunuzun bir yerine bunu koyarsanız havaalanında hiç kimseye farkedilmeden, hiçbir cihazda ötmeden kokpite kadar gidebilirsiniz.

İşte ABD bunu engellemek için bu ve benzeri silah planlarını yasaklıyor. Silah meraklısı maymunlar yasaklanmasın diyor. Gerzeklik seviyesinde demokrat olanlar insanların silah planlarını dağıtmaya hakkı var diyor. İnsanlar gerçekten başlarına gelebileceklerden haberdar değil, gerçekten iki dakika mantıklı düşünüp neler olabileceğini hesaplamaktan acizler.

Hoş günümüz internet dünyasında birkaç megabaytlık bir dosyanın dağıtımını nasıl engelleyeceksiniz? O da imkansız gibi bir şey…

Ama yine de bu tür silahların serbestçe dolaşımını engelleyecek kadar akıllı olmasını beklerim insanoğlunun…

Örnek aldığımız Hindistan, internet kesintilerinde kendini aştı

Sık sık internet kapanmaları Hint ekonomisine zarar vermeye başladı. Son yıllarda giderek artan kesintiler bu yıl zirve yaptı.

2018’in ilk yedi ayında , ülke çapında 92 kesinti oldu. 2017 yılının tamamında internetshutdowns.in verilerine göre 79 kesinti olmuştu. Web sitesinin bulguları Yeni Delhi merkezli pro bono yasal hizmetler firması Software Freedom Law Center tarafından toplanan verilere dayanıyor.

Zinnov Yönetim Danışmanlığı partneri Praveen Bhadada, “Kesintilerin ekonominin üstündeki etkisi çok yüksek, çünkü tüm ekonomimiz internet bağlantısına bağımlı. “Bu kesintiler nedeniyle son beş yılda 1 milyar dolar ile 3 milyar dolar arasında bir verimlilik kaybı yaşandı” dedi.

BM, internete erişimi temel insan hakkı ilan etmiş olsa da Hindistan’da kesintileri savunanlar da var: Zinnov’dan Bhadada, toplumsal eylemlerde internet kapatmanın, durumu kontrol edebilecek bir araç olarak niteliyor: “Bilginin doğruluğunu ve doğru şekilde kullanılmasını sağlayana kadar internet kapatılmalı ve halk bazı yalanlardan korunmalı”.

Hindistan’ın şu anda yapması gereken şey, bu tür kapatmaların hangi durumlarda nasıl ve ne kadar süreyle yapılabileceğini belirlemek olarak tanımlandı. Hindistan’ın telekom regülatörü kapanmaya izin verirken, bunun ne zaman ve hangi koyullar altında yapılabileceği konusunda hala belirsizlikler sürüyor.

Kar amacı gütmeyen bir organizasyon olan İnternet ve Toplum Merkezi’ndeki politika sorumlusu Akriti Bopanna “Hükümet, interneti kapatma kurallarını, kapatmaların gerçekleştirilebileceği belirli, dar tanımlanmış durumların altını doldurmaya başlamalıdır. Kesinti, son çare olmalı, ve mümkün olduğunca asgari biçimde uygulanmalıdır” dedi.

Vodafone Özil’de bize karşı gösterdiği cesaretini Kıbrıs için gösteremedi

Mesut Özil, Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğraf çektirdi. Almanya kupadan elenince Mesut Özil yüzünden olduğu öne sürüldü ve enteresan bir süreç başladı. Derin bir anlaşmazlıklar ve tartışmalar yaşandı ve bitti.

Daha doğrusu biz bittiğini sandık. AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Vodafone’un Mesut Özil’i reklam kampanyasından çıkardığı iddiasını içeren bir mesajı sosyal medya hesabından paylaştı: “Şirketin imajı zarar görmesin gerekçesiyle Vodafone Almanya Mesut Özil ile hazırladığı reklam kampanyasını iptal etmiş. VodafoneTR’nin bu duruma bir izahatı vardır elbette…”

Elbette Vodafone’un izahı vardı. Şunu söyledi şirket: Vodafone Türkiye ve Vodafone Almanya ayrı yapılar olarak kendi pazarlarında faaliyetlerini sürdürmektedir. Vodafone bünyesinde faaliyet gösteren her şirket, ticari tanıtım faaliyetlerini kendi pazarına yönelik olarak yürütmektedir. Vodafone Türkiye olarak, Türkiye’nin en büyük doğrudan yatırımcılarından biriyiz. Türkiye’ye yatırım yapmaya ve sosyal alanda katkılarımıza devam edeceğiz. Ülkemizin tüm değerlerine saygılı olarak ve yüksek hassasiyetle faaliyetlerimizi sürdürdüğümüzün altını çizeriz.

Bunun ütünde uzun uzun düşünüp ikna olaya çalıştım. Ama beceremedim. Çünkü aklıma hep Kıbrıs sorunsalı geliyordu: Vodafone bütün Telsim operasyonunu alarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki GSM şirketini de almış oldu. Fakat her nedense oranın adını Vodafone yapmadı. Telsim olarak bıraktı.

Neden adını Vodafone ile değiştirmedi? Size ne kardeşim orası ayrı burası ayrı niye demedi mesela İngilizlere, Yunanlılara ve hatta Güney Kıbrıs’takilere? Yani Almanya olunca ayrı yapılar oluyor Kıbrıs olunca mı bileşik kaplar kanununa giriyor konu?

Mutlaka bu açıklamadan mesut ve bahtiyar olanlar olmuştur. Ben ikna olmadım.

Telefonların üstünde yazan IP ne demek?

Telefon alırken şu kadar megapiksel bu kadar gigabayt gibi kelimelere artık alıştık. Ama eni dönem telefonları karşımıza daha enteresan kısaltmaları sokmaya hazırlanıyor. Aslında soktu ama biz çok fazla takmıyoruz bunları. Gelin şu kutusunun üstünde yazan IP ile baylayan harf ve rakam dizilerinin anlamlarını kurcalayalım:O başta yazan IP, internetle ilgili değil. İngilizcesi Ingress Protection Rating olan, Türkçe’ye Uluslararası Koruma Değerlendirmesi olarak çevrilen bir kavram. Mekanik veya elektrikli cihazların suya, toza veya dış darbelere karşı dayanıklılığını ölçmek için kullanılan dereceleri ifade ediyor. Bu dereceler Uluslararası Elektroteknik Komisyonu tarafından yayınlanıyor.

Gelin farklı kaynaklardan toplanan bu bilgileri kurcalayalım…

Önce katı cisimler için belirlenen koruma rakamlarını inceleyelim:

Seviye Nesne Büyüklüğüne Karşı Koruma Karşı Korumalı
0 Nesnelerin temas ve girişine karşı koruması yoktur.
1 >50 mm 50 mm ve üzeri çapta katı cisimler cihazın içine giremez
2 >12,5 mm 12,5 mm ve üzeri çapta katı cisimler cihazın içine giremez
3 >2,5 mm 2,5 mm ve üzeri çapta katı zerreler cihazın içine giremez
4 >1 mm 1 mm ve üzeri çapta katı zerreler cihazın içine giremez
5 Toza Dayanıklı Toz zerreleri, cihazın normal işleyişini engelleyecek, güvenliğini bozacak şekilde cihazın içine giremez
6 Toz Geçirmez Toza karşı tam korumalıdır.

 

Ardından gelelim son zamanlarda oldukça çok konuşulan su geçirmezlik mevzuuna:

Seviye Karşı Korumalı Test edildi Detaylar
0 Korumasız
1 Düşey su damlalarına karşı koruma Düşey su damlaları cihaza zarar vermez Test Süresi: 10 Dakika
Yağan su değeri, 1 mm/dk
2 Cihazın gövdesi 15°’lik bir açıda duruyorken düşey su damlalarına karşı koruma Cihazın gövdesi düşey ile her iki yönde de 15°’lik bir açı yaparken dahi düşey olarak gelen su damlaları cihaza zarar vermez Test Süresi: 10 Dakika
Yağan su değeri, 3 mm/dk
3 İnce su damlacıkları serpintisine karşı koruma İnce su damlacıkları düşey ile her iki yönde de 60°’lik bir açı ile cihaza gelseler dahi cihaza zarar vermez Test Süresi: 5 Dakika
Su Hacmi: 0,7 lt/dk
Basınç: 80–100 kPa
4 Sıçrayan suya karşı koruma Cihazın gövdesine herhangi bir yönden gelen su sıçramaları cihaza zarar vermez. Test Süresi: 5 Dakika
Su Hacmi: 10 lt/dk
Basınç: 80–100 kPa
5 Fışkıran suya karşı koruma Cihazın gövdesine herhangi bir yönden gelen su fışkırmaları cihaza zarar vermez Test Süresi: En az 15 Dakika
Su Hacmi: 12,5 lt/dk
Basınç: 3 m mesafeden 30 kPa
6 Güçlü su fışkırmalarına (su jeti) karşı koruma Cihazın gövdesine herhangi bir yönden gelen kuvvetli su fışkırmaları cihaza zarar vermez Test Süresi: En az 3 Dakika
Su Hacmi: 100 lt/dk
Basınç: 3 m mesafeden 100 kPa
6K Artan basınçlı güçlü su püskürtmelerine karşı koruma Yüksek basınçlı güçlü su püskürtmelerine karşı her yönden dayanıklıdır. (12,5 mm hortum) Test Süresi: En az 3 Dakika
Su Hacmi: 75 lt/dk
Basınç: 3 m mesafeden 1000 kPa
7 Geçici olarak suya batırılmanın etkilerine karşı koruma Basınçtan korunur ve tanımlanmış koşullar altında su içine batırılırsa zararlı miktarda su girişine karşı dayanıklıdır. (1 m’ye kadar daldırma). Test Süresi: 30 Dakika
Cihazın alt kısmından en az 1 metre daldırıldı ve en azından cihazın üzerinden 15 cm ölçüldü
8 Sürekli olarak suya batırılmanın etkilerine karşı koruma Cihaz, üreticinin belirttiği koşullar içerisinde suya sürekli daldırmaya karşı dayanıklıdır. Test Süresi: Devamlı suyun içinde
Üretici tarafından belirlenen derinlik, genellikle 3 metre.
9k Yüksek sıcaklıktaki su püskürtmelerine karşı koruma Yakın menzilli, yüksek basınçlı ve yüksek sıcaklıktaki su püskürtmelerine karşı dayanıklıdır.

 

Bu tablodan görülebileceği gibi su geçirmezlik üstüne düşen su damlalarından başlayıp basınçlı suya kadar gidiyor.Andından alete gelen darbeleri kurcalayalım biraz:

IP seviye düşümü Darbe Enerjisi Eşdeğer düşme kütlesi ve yüksekliği
0
1 0,225 J 15 cm’e 150 g düşüyor
2 0,375 J 15 cm’e 250 g düşüyor
3 0,5 J 20 cm’e 250 g düşüyor
5 2 J 40 cm’e 500 g düşüyor
7 6 J 40 cm’e 1,5 kg düşüyor
9 20 J 40 cm’e 5,0 kg düşüyor

Bir alarm sisteminin anatomisi

Ülke giderek daha acayip bir hale geliyor. İnsanlar daha bir korkutucu, hırsızlar daha bir aymaz oluyorlar. Teknoloji her geçen gün ileri gidiyor da bizi bunlardan kurtarıyor mu sorusunun cevabı Pronet’ten geldi. Şirketin Pazarlama ve İş Geliştirmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ediz Habip sorularımı yanıtladı.

Noktasına dokunmadan sizlerle paylaşıyorum:

Alarm sistemi ne demektir? Pronet bu konuda hangi alanlarda hizmet veriyor?

Pronet alarm sistemi, en temel haliyle alarm paneli, siren, tuş takımı ve dedektörlerden oluşur. Mekan içerisindeki dedektörler, mekandaki tehlike durumunu algılar (yangın, su baskını, gaz kaçağı veya hırsızlık) ve panele bir uyarı sinyal gönderir. Bu alarm sinyali, anında Pronet Alarm Haber Alma Merkezi’ne iletilir. Pronet Alarm Haber Alma Merkezi, saniyeler içerisinde sistem kullanıcısına ve yakınlarına ulaşır, tehlike durumunu ve detayını bildirir. Hızlıca aksiyon alarak ilgili birimi yönlendirerek süreç takibi yapar.

Pronet Plus, Pronet’in 5 korumalı güvenlik hizmetinin uzaktan kontrol edilebildiği bir uygulamadır. Kullanıcıya, alarm sistemini kurmayı unutup evden veya iş yerinden ayrıldığında uzaktan sistemi kurup kapatma imkanı sağlar. Evlerinde veya işyerlerinde olup bitenlerden anında haberdar olan kullanıcılarımız, Pronet Plus hizmeti kapsamında çalışan Akıllı Güvenlik Çözümleri ile de hem güvenlik hem de konforlarını sağlıyorlar.

Kullanıcılarımız, hem Pronet alarm sisteminin 5 Korumalı Güvenlik Hizmetinden (hırsızlık, acil sağlık, yangın, gaz kaçağı, su baskını), hem de Akıllı Güvenlik Çözümlerinin hayatlarına kattığı kolaylıklardan faydalanabiliyor. Akıllı kilit, akıllı video, akıllı priz ve akıllı zil ile de kişisel güvenlik ihtiyaçlarına en uygun çözümü sunan hizmetlerden faydalanabiliyorlar. Örneğin, evlerinde herhangi bir hareket algılandığında anlık video klip bildirimler ile çocuklarının okuldan eve geldiklerini görebiliyorlar. Evden uzaktayken Akıllı Termostat ile evin sıcaklığını ayarlayabiliyor, Akıllı Zil’in kamera sistemi ile kapıya gelip zili çalan bir kişi olduğunda akıllı telefon üzerinden kimin zili çaldığı görüntülenebiliyor hatta Pronet Plus uygulaması üzerinden zili çalan kişi ile karşılıklı konuşulabiliyor ve Akıllı Kilit ile evde olmasa bile kapıyı uzaktan açabiliyorlar. Akıllı Priz sayesinde ise kullanıcı, evde ütüyü prizde bıraksa da uzaktan prizin elektrik akımını kesebiliyor.

Elektronik alarm sisteminin uzaktan kontrol edilebilmesini sağlayan uzaktan kontrol edilebilen güvenli ve kişiye özel bir deneyim sunan Pronet Plus’ı tercih eden kullanıcı sayımız gün geçtikçe artış gösteriyor. Aynı şekilde, Akıllı ürün ailemizdeki Akıllı Zil, Akıllı Kilit, Akıllı Termostat gibi çözümlerin kullanımı da artmaya devam ediyor.

Alarm sistemi eskiden sadece hırsızlara karşı bir uyarı sistemi olarak görünürken şimdi evin içinde olması muhtemel her olumsuzluğa karşı kullanılıyor. Bunu sağlayan gelişmeler nelerdir?

Pronet olarak, sadece hırsızlığa değil, yangın, gaz kaçağı, acil sağlık veya su baskını gibi her türlü tehlikeye karşı kullanıcılarımızı koruma altına alıyor, panik durumlarında bir tuşla evde olmasalar bile yardım isteme imkanı sunuyoruz.

Alarm sistemleri eskiden yalnızca hırsızlığı önleyici bir tedbir olarak görülürdü. Günümüzde ise tüketicilerin beklentileri değişiyor. Bunun sebebi ise tüketicilerin daha hızlı, daha üstün hizmet beklentisi ve değişen çevresel faktörler. Kentleşme ve komşuluk ilişkilerinin nitelik değiştirmesi, artan şehirleşme oranı, yalnız yaşayan bireylerin artması gibi faktörler nedeniyle insanlar bu sistemlere daha fazla ihtiyaç duymaya başladı.

Caydırıcılık kavramını biraz açmak mümkün mü? Bunu nasıl sağlıyorsunuz?

İnsanlar güvenlik sistemlerini önleyici ve caydırıcı bir tedbir olarak görüyor. Şehir yaşamında, kişiler bir yandan artan güvenlik risklerine karşı önlem almak istiyor, bir yandan da kişisel yaşam senaryolarına göre güvenlik çözümlerini şekillendirebilme ihtiyacı duyuyorlar. Elektronik güvenlik sistemleri, güvenlik çözümlerini çeşitlendirerek kişilere bu imkanları tanıyor.

Elektronik güvenlik sistemlerinin hizmet verdikleri noktaların daha yüksek risk grubuna ait olduğunu da göz önünde bulundurarak elektronik güvenlik sistemine sahip olmanın hırsızlık riskini 10’da 1’ine indirdiğini söyleyebiliriz.

Güvenlik bir lüks olmaktan çok, bir ihtiyaç hâline gelmiş durumda. Bu yüzden de önleyici ve caydırıcı tedbirler olarak elektronik güvenlik sistemleri daha çok tercih ediliyor. Biz Pronet olarak insanların hayatlarına dokunan, daha güvenli yaşam sürmelerini sağlayan hizmetler sunuyor ve geliştiriyoruz. Hizmetimizin odağında her zaman müşterilerimizin güvenliği var.

Yaptığınız önlemelerden rakamlar verebilmeniz mümkün mü? Kaç evde varsınız? Kaç iş yerinde varsınız? Kaç vaka engellediniz?

Pronet olarak 2017 yılında, 3.736 hırsızlık, 451 gasp olayı olmak üzere toplamda 4.187 vakaya müdahale ettik. 20 yılı aşkın süredir bu alanlara yaptığımız yatırımlar sayesinde, birkaç saniyenin bile çok önemli olduğu vakalara en hızlı şekilde müdahale edilebilmesini sağlıyoruz. Alarm izleme merkezi hizmetinden Türkiye’de yaklaşık 200.000’e yakın alarm sistemimiz ile 1.000.000 kişiyi koruyoruz. 

Sisteminizin çalışması için nelere ihtiyacınız var? Ne kadar hızlı bir internet veya telefon hattı gerekiyor?

Temel alarm sistemimiz “GPRS” ya da “GPRS ve network ağ” üzerinden Pronet Alarm Haber Alma Merkezi ile iletişim kurarak çalışıyor. Sistem, mekanda internet var ise “GPRS ve network” ile bağlanıp Pronet Alarm Haber Alma Merkezi ile iletişim kurar, yoksa da yalnızca GPRS üzerinden iletişim sağlar, bu nedenle alarm sisteminin kurulduğu mekanda internet olması zorunlu değildir. Ayrıca, telefon hatlı sistem satışımız bulunmamaktadır.

Ürün kullanımlarınızda bölgesel veya demografik (yaş, cinsiyet, vs…) ayrımlar var mı?

Pronet olarak ülkemizde güvenlik sektöründe teknoloji lideri olduğumuzu söyleyebiliriz. 23 yıldır Türkiye’de güvenlik alanında pek çok yeniliği hayata geçirdik ve ülkemizin her ilinde güvenlik ihtiyacı duyan herkes için hizmet vermeye devam ediyoruz.

Teknolojinin ilerlemesi sizin sistemlerinizi nasıl etkiliyor? Örneğin 10 yıl önceki sisteminizle şimdiki arasındaki fark nedir?

Teknoloji trendleri, güvenlik sektörünü de doğrudan etkiliyor. Akıllı teknolojiler, platformlar arası uygulamalar, nesnelerin interneti gibi gelişmeler bizim ürünlerimizin de gelişimine yön veriyor. Üstelik teknolojik gelişmeler, bugün güvenlikle birlikte rahatlık da sağlayan uygulamaları hayata geçirebilme imkânı tanıyor. Kullanıcılar, artık mobil cihazlar üzerinden uzakta olduklarında bile evlerinin veya iş yerlerinin güvenlik yönetimini yapabilmek, değer verdikleri her şeyin güvenliğinden emin olmak istiyorlar.

Akıllı Güvenlik Çözümleri sayesinde alarm sisteminizi uzaktan kontrol edilebiliyorsunuz. Sisteme farklı akıllı yan ürünler ekleyerek kapı zilinizden kilidinize, kombinizden prizinize kadar pek çok farklı noktayı orada olmasanız da yönetebiliyorsunuz. Üstelik bu sistemlerin kablosuz şekilde kurulmaya başlanması, sistemlerin kişiselleştirilerek ihtiyaca göre tasarlanmaları, GPRS ve internet iletişiminin yaygınlaşması gibi teknolojik yeniliklerle de, bu kategorideki sistemler her zamankinden daha güvenli ve kullanıcı dostu hale geliyor.

Sisteminizin arka planında nasıl bir operasyon var? Kaç kişi çalışıyor, nasıl bir bilgisayar sistemiyle destekleniyor?

Pronet Alarm Haber Alma Merkezi’nde 150’ü aşkın deneyimli profesyonelden oluşan bir kadro görev yapıyor. 365 gün 7 gün 24 saat hizmet veren Pronet Müşteri Hizmetlerimiz ile yılda ortalama 7 milyon çağrıya hizmet veriyoruz.

Alarm Haber Alma Merkezi’nin teknik altyapısı oldukça detaylı şekilde kurgulanmış. Alarm sinyallerinin her biri otomatik olarak öncelik düzeyine göre değerlendiriliyor ve Alarm Haber Alma Merkezi’ndeki çalışanların ekranına otomatik olarak atanıyor.

Bu altyapı sayesinde alarm sisteminden alınan bir hırsızlık girişimi sinyali ile bir mekanın kapanışının gecikmesini bildiren sinyal aynı önem düzeyinde değerlendirilmiyor. Pronet, bu öncelik sıralamasının hatasız, otomatik ve en hızlı şekilde yapılması için Phantom Call denen bir çağrı merkezi altyapısı ile çalışıyor. Bu altyapı basitçe, aynı anda gelen birden çok işin (gelen çağrı ve gelen alarm sinyali) en hızlı olacak şekilde, en doğru kanaldan en uygun agent’a aktarılmasını sağlıyor.

Kullanıcılarımızın değişen ihtiyaçlarını yakından takip ediyoruz. Bu ihtiyaçlara yönelik dünya standartlarında ürünler sunuyor, dünyanın en iyi alarm şirketlerinin kullandığı alt yapıyı kullanıyoruz. Bize ulaşan alarmlara yanıt verme hızı konusunda ise dünya ortalamasından 6 kat hızlıyız.

Sisteminizin direkt olarak kolluk güçleriyle ilişkisi var mı? Bir kötü olay keşfettiğinizde bunu kolluk güçlerine ne kadar hızla ve hangi mekanizmalarla aktarıyorsunuz?

Pronet Alarm Haber Alma Merkezi aracılığıyla ortalama 10 saniye içinde kullanıcımıza ulaşıp tehlikenin teyid edilmesi halinde adrese polis yönlendirmesi yapıyoruz. İhtiyaç halinde ambulans ve diğer birimlere de çok daha hızlı bir şekilde yönlendirme yapabiliyoruz.

Bu site, bu gazetecilik dünyasında para kazanmayacak

Basit bazı yönergelerden yola çıkarak somut bir gerçeği ortaya çıkarmak mümkün. Benim için gerçek bu sitenin para kazanmayacağıdır. Çünkü kelimesinin altını uzun uzun doldurmak mümkün. Ama gelin birkaç selfie soru cevapla bunun sebeplerini ve gazetecilik para ilişkisini irdeleyelim:

Gazetecilik yapıyorsanız nasıl para kazanırsınız?

Yazılarınızı okuttuğunuz kitle olur. Kitleniz sizi beğenir ve yazılarınızı okumak için sitenize gelir. Yazılarınızı görürken sizin sitenize getirdiğiniz kitleye kendini farklı açılardan anlatmak isteyen firmalar buraya reklamlarını koyarlar. Herkes neyin reklam olduğunu bilir ve arzu ederse üstüne tıklayarak parasını kazanır.

Gazetecilik yapıyorsanız nasıl para kazanmamalısınız?

Gazetecilik inandırıcılık mesleğidir. İnsanlar sizin haberlerinizi size inandığı için okurlar. İnandırıcılığın bu kadar önemli olduğu bir meslekte insanları kandırmaya çalışmak para kazanmamanız gereken şeylerin bir listesi açar önünüze. Mesela proje adı verilen sen bana reklam ver ben senin haberlerini överek uçarak yayınlayayım zihniyetine giremezsiniz. Mesela insanların size parasıyla verdiği haberi yayınlatmaya girmemelisiniz.

Parasıyla haber yayınlama raconu nedir?

Geçen hafta üç farklı şirket sizde haber yayınlamak kaç kuruş diye sordu. Tabi ki “eğer haber benim kriterlerime uyuyorsa bedava” dedim. “Anlamadınız” dediler, “biz parasını vererek sizde haber yayınlatmak istiyoruz” dediler. “Meden öyle bir şey yapasınız ki” diye sordum. “Niye soruyorsunuz, bu haberi aynı yöntemle Milliyet, Sözcü ve Webrazzi sitelerinde yayınlattık” dediler.

İçim acıdı. Birisi kurduğum internet sitesi. Birisi muhalif bakış açısının sona kalan ender beslenme kaynaklarından biri. Diğeri de dikey bir konuda çok takip edilen bir site. Hemen sitelerine gidip acaba altına “bu bir reklamdır yayınlamak için deli deli paralar aldık ona göre okuyun” yazmışlar mı diye bakayım dedim. Sonra vazgeçtim. Ya yoksa? Bir daha o sitelere aynı gözle bakamazdım.

Ben haberi insanların okuyup okumayacağına, doğru olup olmadığına göre değerlediririm. Arama motorunun o haberi çok sevip sevmediğine bakmam. O yüzden maymun gibi başlıklar atmam. İnsanlar tıklasın diye “öyle bir bilanço açıkladı ki… Mankenler bilanço büyüklüğünü görünce bir hoş oldular” gibi başlıklar atmam. Atmayacağım da.

Bunu söyleyince para kazanabilir misin?

Büyük bir ihtimalle hayır. Ben dikey konular seçiyorum. Ben sektör liderlerinin okuması gereken haberleri yapıyorum. İnternette çok çocuk var o yüzden cep telefonlarının megapiksellerini yazayım, oyunların karakterlerini anlatayım demiyorum.

İşi sadece cep telefonu ve/veya oyun yazmak olan dikeyci arkadaşlarımı tenzih ederim. Ama hem telekomünikasyon sektörünün iç yüzünü vereyim hem de oyun oynayan 8 yaşındaki çocukları mutlu edeyim bakış açısından oldum olası hazetmedim.

Özetle ben ve bu site, bu işten bu kurallarla para kazanamayız.

Peki ne yapmak lazım?

Elimde bugünün Türk ekonomi dünyasında, tüm zamanların gazetecilik ilkeleriyle para kazanabilecek bir yöntem yok. Benim yetersizliğim olabilir. Bunu yaparak benim on katım çalışarak para kazananlar yok değil, onlara da saygılarımı gönderiyorum.

Bu sistemin çalışması için insaların okuyor olması lazım. Bunun için insanların iyi ile kötüyü ayırabilecek kadar haber okuryazarı olması lazım. Reklamları engellemek gibi animatörlüğe girmeden haber okuması lazım. Okuduklarını anlamaları lazım.

Okurun parasıyla haber yapan, haber için haber yapan ayrımını görebilmesi lazım. Başka türlü olmaz.

Dolayısıyla berin bu sektörde para kazanmam imkansız.

Turkcell’in oyun dünyasına bakış açısı…

Turkcell’in oyunlara verdiği önemi bizzat tatilde oyunları deneyimleyerek inceledim ve gördüm. Bu yüzden Turkcell’e bir takım sorular göndererek gitmek istediği noktayı anlamaya çalıştım.

Soruları değil cevapları düz bir yazı halinde sunuyorum:

Dijital operatör olarak halkımıza ihtiyaç duyduğu güvenli oyun oynama deneyimini sunmak ve oyun pazarını büyütmek amacıyla tüm hedef kitlelere hitap edebileceğimiz 3 farklı marka ile pazara girdik; Playcell, Gamecell ve Kahvelig.

Playcell ile 12 yaş altındaki çocuklara ebeveynlerin güvenle oynatabilecekleri bir oyun dünyası sunuyoruz. Çocukların eğlenirken hayal dünyalarını zenginleştirecek, görsel dikkat, kıyaslama, akıl yürütme, planlama gibi temel becerilerinin gelişimlerini destekleyecek içeriklere yer verdiğimiz Playcell’de en büyük önceliğimiz çocukları zararlı içeriklerden koruyarak onlar için güvenilir bir ortam sunmak. Playcell için çok yakın zamanda Turkcell kullanıcılarına özel, premium oyunların yer aldığı bir abonelik paketi de çıkaracağız. Bu pakette çocuklar tarafından sevilen pek çok oyun uygulaması yer alacak. Ayrıca, ebeveyn kontrol mekanizması sayesinde, ebeveynler çocuklarının oyun için ayırmasını istedikleri süreyi de belirleyebilecekler.

Diğer yandan, Gamecell ile 12 yaş üzerindeki oyunculara sosyal ve günlük oyun deneyimini, gençlerin kişisel gelişimlerini göz önünde bulundurarak seçeceğimiz oyunlarla sunacağız. Kahvelig ise 18 yaş üstü kullanıcılara hitap eden sanal Türk kahve oyunlarını sunacağımız platformumuz.

Ayrıca, bu platformların en iyi oyunlarını da BİP uygulamamızdaki oyunlar sekmesi üzerinden tüm yaş gruplarındaki BİP kullanıcıları ile buluşturuyoruz.

Başka oyun geliştiricilerin oyunlarını lisanslama yöntemiyle oyun havuzumuza eklerken Türkiye oyun pazarı açısından stratejik önceliğe sahip oyunları ise kendimiz geliştiriyoruz. Çocukların gelişimine yönelik “Playcell Boyama Zamanı” ve Türk oyun severlerin beğenilerine hitap edecek “Tavla Go” uygulaması ilk geliştirdiğimiz oyunlarımız arasında yer alıyor. Önümüzdeki dönemde yeni oyun geliştirmelerine daha çok odaklanacağız. Amacımız kendi geliştirdiğimiz oyunlarla Türkiye markasını global oyun pazarında üst sıralara çıkarmak.

Turkcell olarak hedefimiz Türkiye oyun pazarında lider konuma gelebilmek, bu anlamda potansiyel gördüğümüz fırsatlara sıcak bakıyoruz. Türkiye’nin Turkcell’i olarak her alanda olduğu gibi oyun alanında da yerli yazılım ve girişimlerle ilerlemek en büyük önceliğimiz.

Benim verilerim hiç işlenmese olmuyor mu?

Philips’in mükemmel bir aydınlatma sistemi var. Eve özel bir Philips cihaz takınca kullandığınız her Philips ampül, kendi içinde emir alan bir yetenek haline dönüşüyor. Ne işe yarayacak demeyin. Cep telefonumdan evin ışığını açıp kapatmak benim gibi tembel bir adam için harika bir seçenek. Bunun yanında evde yokken sanki evdeymişim hissi uyandıran ışık açıp kapatmaları neredeyse dahice. Ama en önemlisi internetten farklı ışık seçenekleri indirerek buna göre ışığınızın rengini değiştirmek, açıklık kapalılığını ayarlamak harika oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Philips’ten bana gelen bir elektronik postayla o ana kadar hiç düşünmediğim bir şeyin farkına vardım: Philips beni takip ediyordu. “Hayırdır” minvalinde bir soru attım ve Philips’in Türkiye yetkililerinden Hollanda’sına kadar birçok farklı birim konuyla ilgilenip bir mail gönderdiler bana. Maili noktasına dokunmadan sizinle paylaşıyorum:

Değerli Müşterimiz,

Hue tarafından işlenen kişisel verileriniz hakkında bilgi istediğiniz e-postanız için teşekkür ederiz.

Hue müşterisi olarak sizin için işlediğimiz veriler, bir hesap oluştururken, mobil uygulamanızı ve hesabınızı kullanırken sağladığınız veriler ile sistem kullanım verileridir. www.meethue.com adresindeki hesabınıza giriş yaparak hesap, Hue bridge (köprü) ve uygulama bilgilerinizi online olarak görüntüleyebilirsiniz. Aynı zamanda sistem kurulumu ve anlık aydınlatma seçeneklerini mobil uygulama aracılığıyla görüntüleyebilirsiniz.

Ayrıca, uzaktan erişim özelliğini etkin kılmak için düğme/tuş basma aktivitelerini, sistem çökmesine ilişkin verileri ve sistemin anlık durumuna ilişkin bilgileri işlemekteyiz. Bu özellik mobil uygulama ve web sitemiz yoluyla görüntülenememektedir, ancak  arzu etmeniz halinde bu bilgileri size ayrıca iletebiliriz. Bu aşamada size sağlayabileceğimiz bilgilendirmenin iki (2) haftalık kullanım verisi içereceğini bildirmek isteriz. Kişisel veri minimizasyonu ilkeleri gereğince, kullanım verileriniz hesabınızdan 2 hafta sonra tamamen ayrıştırılmaktadır.

Kişisel verilerinizi üçüncü şahıslara satmadığımızı ayrıca belirtmek istiyoruz.

Kişisel verilerinizi işlemek (örneğin saklamak) için bizim adımıza hareket edecek üçüncü taraf yüklenicileri (IT servis sağlayıcıları gibi) katı sözleşmesel yükümlülükler çerçevesinde kullanabilmekteyiz. Elbette bu gibi durumlarda, üçüncü taraf yüklenicilerin kişisel verilerinizi serbestçe kullanmamasını, ifşa etmemesini ve daima talimatlarımıza ve yüksek güvenlik standartlarına uyarak verilerinizi bizim adımıza işlemelerini (sözleşmesel olarak) temin etmekteyiz. 

Hollandalılara özel bir sempati ve beğenim vardır. İş yapış biçimleri ve dünyaya bakışlarına bayılırım. Philips de benim için önemli bir firmadır. Eer bir kişisel bilgimi dünyada emanet edecek firma listesi yap deseler Philips bunların başında gelir. Peki neden hala içim rahat değil?

Çünkü evimin içinde hiç ummadığım bir cihaz düzenli olarak internete benim ışığı ne zaman, nasıl ve ne renkte yakıp söndürdüğümü sürekli kaydediyor. Bunu bana daha iyi hizmet verebilmek için yaptığını söylüyor. Benim bunu istememe hakkım yok. Yani hem cepten, uzaktan ışıklarımı yakıp söndüreyim hem de beni takip etmesinler diyemiyorum. Bence bunu diyebilmeliyim. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun firmaların bize bu hakkı tanıması lazım.

Philips’e özel değil bu yazı… Onun şahsında ben enin hayatını öyle ya da böyle gözleyeceğim diyenlere. Anonimleştirilerek de olsa, kısa süreliğine de olsa beni izlemenizi istemiyorum.

Paranoyak olabilirim. Ama paranoyak olmam izlenmediğim anlamına gelmez…

Yapay zekadan yargıç çıkarma çabaları

The Guardian yapay zekadan yargıç olur mu sorunsalını masaya yatırmış ve konuyu olabildiğince sündürmüş.

Yapay zeka deyince insanların aklına ya insanlığı sona erdirecek Terminator’lar geliyor ya da embesil ve oda büyüklüğündeki bilgisayarlar. Oysa yapay zeka kelimenin tam anlamıyla bir yazılım. Biz o yazılıma öğrenmeyi öğretiyoruz. Çünkü bizim kafamızın içinde mantık yürütme zincirini sağlayan, olayları birbirine bağlamaya yarayan mekanizmalar var. Eğer bizim gibi olmasını istiyorsak bizim gibi öğrenmeli diyoruz.

Örnek verelim: Yolda yürüyorsunuz ve bir muz kabuğu gördünüz. Buna basarsanız düşüp fıkralara konu olma riski taşıdığınızı anlar, basmama kararı alırsınız. Hatta eğer muz kabuğunu yerden almazsanız bir başkasının basacağını düşünür, iyilik olsun diye onu alıp çöpe atarsınız. Bunların hepsi sizin milyonlarca yıllık evriminizin, binlerce yıllık insani görgünüzün ve onlarca yıllık eğitim ve öğretiminizin bileşkesiyle aldığınız düzinelerce kararlar zincirinin sonucu.

Bu örnek, sadece bir muz kabuğuna basıp düşmemek içindi. Şimdi gelin işi karmaşık ve vicdani hukuki kararlar mertebesine getirelim.

Yasaları iyi bilen, kanıtları anlayabilen, bunları ahlaki değerlerle harmanlayabilmesi gereken bir yapay zekayı tartışıyoruz. University College London’daki yazılımcılar, yapay zekayı kanunların üstüne salmışlar. Amaç gerçek hayatta alınan kararlarla yapay zekanın aldığı kararları karşılaştırabilmek…

Yapay zekalı yargıç; işkence, aşağılayıcı muamele ve mahremiyet içeren beş davada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarıyla aynı karara ulaşmış.

Kanunların üstüne salınan algoritma, işkence ve aşağılayıcı muamele, adil yargı ve mahremiyet ile ilgili 584 vaka için İngilizce veri kümelerini incelemiş. Her durumda, yazılım bilgileri analiz etmiş ve kendi yargı kararını vermiş. Değerlendirilenlerin yüzde 79’unda, yapay zeka, mahkemeyle aynı kararı vermiş.

UCL’in bilgisayar bilimleri bölümünün baş araştırmacılarından Dr. Nikolaos Aletras şunları söylemiş: “Yapay zekanın hakimlerin veya avukatların yerine geçmesini düşünmüyoruz. Ancak belirli sonuçlara yol açan vakalarda hızlı bir şekilde tanımlama yapmak faydalı olabilir.”

Yani aslında olayı şöyle düşünmek lazım: Bu yapay zeka davalara bakan bir yargıç değil, yargıçlar bu davalarda ne karar verebilir diye size akıl veren bir danışman olabilir. Yani bir nevi danışman avukat gibi çalışacak. Elbette daha ucuza gelecek. Hatta insanlar hangi bakış açısını değiştirirlerse sonuçlara nasıl etki eder gibi şeyleri buna bakarak anlayabilecekler.

Program, aslında benim yazmak istediğim şeyi ortaya çıkarmış: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının, hukuki olmayan gerçeklere, salt hukuki argümanlardan çok daha fazla yer verdiği ortaya çıkmış.

Hukukla ilk tanıştığımda kanun ve yasaların aslında birer bilgisayar programı algoritması gibi kodlandığını görüp çok şaşırmıştım. Değişkenleri tanımlıyorsunuz, olası durumları anlatıyorsunuz ve çıkması muhtemel sonuçların mümkün olan en büyük kısmını öngörmeye çalışıyorsunuz. O yüzden özellikle yapay zekayla çok iyi geçinebilir bu sistem.

Ancak göz önünde bulundurmamız gereken çok büyük bir olgu var: Vicdan!

Evet hukuki sistemde kravatını takarak mahkemede son derece saygılı duran bur adam iyi hal indirimi alabilir. Ancak bu adam kendi çocuklarını taciz eden biriyse… Ona iyi hal vermeli misiniz? İşte bu noktada vicdan devreye giriyor. Yapay zeka vicdan kavramını çözebilir mi?

Benim görebildiğim kadarıyla koca koca adamlar çözemiyor. Ülkeden ülkeye, hatta ABD gibi ülkelerde eyaletten eyalete değişiyor. Bana çok zor geliyor bunun bitlere ve baytlara indirilebilmesi…

Google AB’nin sopasını görünce ağlamaya başladı

İnternetin en büyüğü, arama motorlarının reklam verenlerin şahı Google, AB’nin “çift haneli milyar dolar ceza vereceğim” lafını görünce başta ciddiye almadı. Ama sonra bir korktu, bir korktuu… Şirketin CEO’su, büyük iş insanı Sundar Pichai, salya sümük diyebileceğimiz bir tonda bir blog yazısı yazıp onu da bütün halkla ilişkiler kanallarını kullanarak insanlara sundu.

Buradan da defalarca yazdık. Android ile aynı Microsoft’un 1990’larda yaptığını yapıp aynı tuzaklara düştü. Aynı Microsoft’un geçtiği yollardan geçip aynı cezaları yiyecek muhtemelen. O zaman Microsoft tarayıcıdan sopa yiyordu, şimdi Google ise Android üstünden boyunun ölçüsünü alacak.

Sundar’ın yazısının üstünden beraberce geçelim. Bold yazılmış olanlar benim yorumlarım, kalanlar Sundar yazıtları…

Turkcell başarılı mobil uygulamaları BiP’liyor

Geçtiğimiz haftalarda enteresan bir girişim dikkatleri çekti. Vipme adında bir firma, mobil uygulamalar arasında oldukça sık görülen soru cevap yarışmalarına yeni bir soluk getirdi. Katılan ve doğru cevabı sonuna kadar bilen herkese para ödülünü paylaştırarak vermeye başladı.

Çevremdeki insanlardan görebildiğim kadarıyla bu iş çok tuttu. Herkes birbirine soruları soruyor cevaplarını alıp yazmaya çalışıyordu. Bayağı gün boyu bu işin peşinden koştuklarını şaşırarak gördüm.

Bu işin gelir yönünün doğru olduğunu Turkcell’in bu işe el atmasıyla gördüm.

Vipme, BiP’in stratejik iş ortağı olarak ‘Hadi Bilgi Yarışması’ ile Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Hadi uygulaması için, Türk mühendisler tarafından geliştirilen BiP’in esnek ve gelişmiş yetenekleriyle keşfet kategorisi altında Hadi Bilgi Yarışması kanalı açıldı. Yaklaşık bir milyon takipçisi olan bu kanal üzerinden BiP’lilere yarışmaya ait en son bilgiler iletilirken aynı zamanda her hafta BiP’ten Hadi Bilgi Yarışması’nda kullanabilecekleri ‘Joker’ hakkı (ekstra can hakkı) ve yarışmada sorulacak sorularla ilgili ipuçları da veriliyor.

Şimdiye kadar gerçekleştirilen yarışmalarda 165 bin TL’nin üzerinde ödül dağıtıldı. Hadi’de en fazla katılımcı rekoru ise 145 bin kişinin aynı anda yarışmasıyla gerçekleşti. Yarışmaya ilgili ve katılımcı sayısı her gün artmaya devam ediyor.

Turkcell bu gibi başarılı uygulamaları kendi BiP bünyesine çekip BiP’leyerek ciddi bir destek de veriyor. Bundan sonra iyi fikri olanlar ve bunu gelire dönüştüremeyenler Turkcell’i düşünüp onlarla ortak iş yapmaya başlayabilirler.

Güzel bir hareket… Emeği geçenleri kutluyorum.

Daha az enerji, daha yüksek hız, daha çok depolama

Samsung Electronics, piyasada mevcut en yüksek veri aktarım hızına sahip beşinci nesil V-NAND bellek çiplerinin seri üretimine geçtiğini duyurdu. Sektörde ‘Toggle DDR 4.0’ arayüzünün ilk kez kullanıldığı Samsung’un yeni 256 Gigabit V-NAND çipi, depolama cihazı ile bellek modülleri arasındaki veri aktarımının hızını 64-katmanlı öncüllerine göre yüzde 40 artırarak 1.4 Gbps değerine ulaştırıyor.

Samsung’un yeni V-NAND modelinin enerji verimliliği de özellikle çalışma geriliminin 1,8 volttan 1,2 volta düşmesi sayesinde 64-katmanlı çiplerle karşılaştırılabilir düzeyde kalıyor. Yeni V-NAND aynı zamanda 500-mikrosaniye (μs) ile bugüne kadarki en yüksek yazma hızına da sahip: Bu da yazma hızında önceki nesle kıyasla %30’luk bir artış olduğu anlamına geliyor. Aynı şekilde, okuma sinyallerine yanıt süresi de önemli ölçüde azalarak 50 mikrosaniyeye (μs) kadar düşmüş durumda.

Samsung’un beşinci nesil V-NAND çipinin içinde paketlenmiş olan 3D Şarj Hücrelerine ait (CTF) 90’dan fazla katman (sektördeki en yüksek rakam) dikey mikroskopik kanallar ile piramit şeklinde yerleştirildi. Yalnızca birkaç yüz nanometre genişliğindeki bu kanal deliklerinde, her biri üç bit veri saklayabilen 85 milyar CTF hücresi bulunuyor. Bu yüksek teknolojili bellek üretimi gelişmiş devre tasarımları ve yeni işlem teknolojileri gibi çığır açan bir dizi gelişmenin sonucunda mümkün hale geldi.

V-NAND’in atomik katmanlı kaplama sürecindeki gelişmeler sayesinde üretim verimliliğinde %30’un üzerinde artış sağlandı.   Yeni tekniklerle her bir hücre katmanının yüksekliği %20 oranında azalırken hücreler arasındaki parazitler ortadan kalktı ve çipin veri işleme verimliliği arttı.

Samsung Electronics Türkiye’nin Veri Depolama Ürünlerinden Sorumlu Müdürü İsa Tolu yaptığı açıklamada; “Samsung’un beşinci nesil V-NAND çipleri, hızla gelişen yüksek kaliteli bellek piyasasındaki en gelişmiş modeli sunacak. Bugün duyurduğumuz öncü gelişmelerin yanı sıra küresel piyasalar genelinde gelecek nesil NAND bellek çözümlerinin gelişimine güç kazandırmaya devam edecek V-NAND ürün yelpazemize 1-terabit (Tb) ve dörtlü hücre (QLC) seçeneklerini eklemeye hazırlanıyoruz” dedi.

Samsung süper-bilgisayarlar, sunucular ve üst sınıf akıllı telefonlar gibi en son mobil uygulamaları içeren kritik sektörlere yönelik yüksek-yoğunluklu belleklere öncülük ederken geniş yelpazedeki piyasa ihtiyaçlarını karşılamak için beşinci nesil V-NAND üretimini de hızla artıracak.

MOST POPULAR