Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Serhat Ayan

Serhat Ayan

3200 HABERLER 137 YORUMLAR
Yazı yazmakta ve okumaktan çok hoşlanan, teknoloji başta olmak üzere birçok konunun takipçisi. Alaşılamayanı kolay anlaşılır hale getirmekten sorumlu devlet bakanı

Bir elektrik dağıtıcısının günlüğü

Elektrik dağıtıcılarının ne yaptığını tam olarak biliyor musunuz? Ben yakın zamana kadar bildiğimi zannediyordum. Elektrik paralarını onlara verdiğimizi zannediyordum. Meğerse onların olayı başkaymış. Onların para alan ekiple aralarındaki ilişki tamamen farklıymış. Onlar sadece bizim için sokak lambalarını yanık, panoları çalışır, elektriği akar tutmak işlerini yerine getiren şirketlermiş.

Benim bölgemin dağıtıcısı bir bülten göndermiş, onların bülteni üstünden bilgilerimizi pekiştirelim: AYEDAŞ, Adalar, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kadıköy, Kartal, Maltepe Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye ve Üsküdar’da Mayıs ayında toplam 5149 aydınlatma armatürün bakımını gerçekleştirdi, bölgede 637 panonun bakımını yaptı. Beykoz, Çekmeköy, Sultanbeyli, Ümraniye ve Kartal’da 6 trafo değiştirilirken, toplam 443 dağıtım merkezinin bakımı gerçekleştirildi.

AYEDAŞ, Mayıs 2017’de de yeni yatırımlara hız verdi. İstanbul Anadolu Yakası’na 40 kilometrelik yeni kablo döşeyen AYEDAŞ ekipleri, 73 kilometrelik kabloyu da yer altına aldı. Kentte, 750 yeni aydınlatma armatürünün de montajı tamamlandı.

 

Twitter babalar günü iletişimi üstünden iletişim dünyası eleştirisi

Twitter ülkemizde de basın iletişimi yapıyor ve bu güzel bir şey. Dünya devlerinin ülkeyi iletişim anlamında ciddiye alıyor olması hem o ülkelye verdiği değeri gösteriyor hem de burada yatırım yapma isteğinin arttığını… Aslında aynı zamanda o ülkeden para kazandığınının da önemli bir göstergesi ya… O konuyu şimdilik bir kenara bırakalım.

Twitter bir babalar günü iletişimi yapmış. Önemli gün ve konuların kendi sistemleri üstünde ne kadar ve nasıl paylaşıldığını anlatmak, bak sohbetler bizim üstümüzde dönüyor demek için çok önemli. Bu doğru bir iletişim. Ama iletişimin tonu çok yanlış. Neden mi?

Çünkü Twitter babalar günü hakkında konuşan halkla ilglii bir bülten yapmamış firmaların orada paylaştıklarını basın bülteni haline getirmiş. Diyor ki bakın Halk Bankası şunu demiş, Gittigidiyor böyle bir resim paylaşmış, Türk Telekom babaları böyle kutlamış, LC Waikiki ne kadar enteresan bir kampanya yapmış.

Peki bundan okura ne? Ben bu basın bültenini neden paylaşayım bir gazeteci olarak? Bana ne bir giyim firmasının söylediklerinden? Ha bu arada ben bir gazeteci olarak ilgilenmiyorum da halk neden ilgilensin? Twiggy ile özel bağı olan biri Twitter’da buna bakıp gülüp geçebilir ama bunun için neden haber okusun?

Bütün bunlar sanırım Twitter’ın reklam aldığı, kendine yatırım yapan şirketleri tanıtma isteği yüzünden meydana geliyor. Herkes babalar gününü Twitter’da kutladı diyerek herkesi şirketlere indergerseniz insanlar sizi şirketlere hizmet veren kurumdan ibaret olarak görür. O kadar net. Siz şirketlere hizmet veren şirketlerle yatıp kalkan bir kuruluş imajından bir adım öteye gidemezsiniz. Oysa şirketlerin Twitter’a gelmesinin ve reklam vermesinin sebebi de orada insanlar olması. Yani Twitter’ın hammaddesi insan aslında. Sanıldığı ve imajda verilmeye çalışıldığı gibi şirketler değil.

Peki ne yapılabilirdi? Ben onların iletişimcisi kadar zeki değilim. Ama ben olsam babalar günü için kaç mesaj atıldı, en çok okunan mesaj hangisi oldu, en çok paylaşılan, en çok like verilen, kelime olarak en çok geçen… Bunlar halkın gerçekleri firmaların para babalarının kodamanların değil…

Şirketler kime iletişim yaptıklarını anlamalı, buna göre kendilerine bir yön seçmeliler. Özellikle de bunu sanki son kullanıcıya gidecekmiş gibi değil, gazeteciye gidecekmiş gibi hazırlamalılar. Basına gönderdiğiniz haberi basın okuyor halk değil. Bunu neden anlatamadık bilemiyorum bir türlü…

İstanbul mobil internet kullanımında dipte Doğu zirvede

BTK’nın bu hafta içinde yayımladığı illere göre internet raporunu sizler için Türkiye sathında incelemiştim. Şimdi sıra geldi raporun iller bazında detaylarını çıkarmaya. Bunlara bakınca aslında internetin Türkiye’de nasıl ve ne için kullanıldığını, internetin ve telefonun hangi ilimizde ne amaçlarla kullanıldığını görebiliyorsunuz. Veri haberciliğine tam gaz devam edelim… TKNLJ formatında:

  • Kişi başı sabit telefon hizmetlerinin konuşma amaçlı en çok kullanıldığı iller, ekonomik olarak gelişmiş olanlar, en az kullanıldığı iller ise göreli olarak en az gelişmiş olanlar. Kişi başına düşen sabit telefonun artması neredeyse bir gelişmişlik göstergesi
  • Kişi başı sabit telefonun en çok kullanıldığı iller sırasıyla İstanbul, Yalova, Ankara ve Çanakkale. Bu illerde her 100 kişiye yüzde 20’nin üstünde sabit telefon kullanımı var. En az kullanıldığı iller ise en düşükten yukarı doğru sırasıyla Van, Ağrı, Hakkari ve Muş… Bu illerde 100 kişi için 2-3 kişilik sabit telefon kullanımı mevcut.
  • Paul Doany’nin gazetelere yansıyan ucuz internet yerine ucuz telefon hizmetleri yaratması belki daha etkin bir pazarlama çalışması olabilir. Sonuçta sıklıkla muhabbet ettikleri yüksek ekonomi müdürleri, sıkça verileri incelediğinden mutlaka bunlardan bahsedecektir.

Yaşasın! Çok ucuza güdük internet geliyor

Türk Telekom efsanevi bir iletişim yapmış. Birkaç gazeteden birkaç güzel insanla buluşup çok güzel konular konuşmuşlar. Haftalardır benim sorularıma neden cevap alamadığım da böylece ortaya çıktı, meğer bu konuyla çok meşgullermiş.

Bu elitist toplantının sonucunu birkaç gazeteden derleyerek çıkaracak olursak ana tema ucu internet sağlamak üstüne oturuyor. Evet Türk Telekom ucuz internet verecekmiş. Peki nedir bu paket? 20 gigabayt internet kotalı bir internet…

Biraz benim yazdığım BTK raporlarına bakan ortalama zekada bir insan, Türkiye sabit internet ortalama kullanımının 72,9 gigabayt olduğunu görür. Yani ortalama kelimesi anahtar kelime aslında. Ortalamanın 4 kat altında bir interneti ucuz diye satmak ne kadar akıl karıdır onu tartışalım. Çünkü bizim yaptığımız şu: Ekmek 1 liraya satılıyor çok pahalı biz iki dilim ekmeği 75 kuruştan satalım çabasındayız.

Paul Doany 20 gigabayt kotalı güdük internetin her ev için yeterli olacağını söylüyor. Ben söylenmeyenleri dile getireyim: Zaten bunun üstünde etkin bir internet bağlantısını sunmakta zorlanıyor şirket. Yine BTK raporlarına baktığımızda yatırım gücünün düştüğünü görüyoruz. Evlere gelen bakır kablo, kurşun gibi duruyor Türk Telekom’da. Fiber diye sattığı “hizmetin” adını BTK raporlarında bile göremiyoruz sadece TT çeyrek açıklamalarında var.

Bütün bunları üst üste koyduğumuzda karşımıza Paul Doany ile karşı karşıyayken sorulmayan bir soru çıkıyor: Şu anda up to 50 gigabit internet 79 liraya satılıyor ki kurulum ücreti vs. olaylarını hiç katmıyorum buna. Aşağı yukarı aynı hızlarda (çünkü up to dediğimiz olay büyük bir yalan, asla 16 megabitk görmek mümkün değil) 20 gigabaytlık interneti 15 liraya satmak istediğinizi beyan ediyorsunuz.

Arada 35 gigabaytlık bir kota farkı ve 64 liralık tarife farkı var. Ya önceki fiyatınız çok yanlıştı senelerce bu halktan anlamamnız gereken bir ücret aldınız ya şimdiki çok yanlış. Ama ikisinin arası yok.

Bu arada yine o toplantıya katılan kimsenin soramadığı soruyu masanın üstüne koyalım: 15 liralık internet verirken telefon sabit ücreti buna dahil oalcak mı olmayacak mı? Çünkü o zaman 15 lira dediğiniz şey 40 liraya kadar çıkacak.

Son bir not da Doany’nin demeci üstüne: Bizim için penetrasyon önemli. Bence bu demeç de yanlış. Bizim için insanların internete girebilmesi önemli. Çünkü Doany 20 gigabayt kotalı internetin cep telefonunda 100 liralık bir tarifeye denk geldiğini söylüyor. Mobille sabitin aynı şey olduğuna inandırmaya çalışıyor bizi. Yine BTK raporlarında aylık ortalama kulanımının 2,5 gigabayt olduğu hizmetle 72,9 gigabayt olduğu hizmeti aynı kefeye koyup bizim buna ikna olmamımızı bekliyor.

5 inçlik ekrandan aldığınız veri; bilgisayar, oyun konsolu ve hatta Digiturk ile paylaşılan internetle aynı olur mu? Bunun cevabını Doany’nin bildiğine eminim.

Bu yıl kişi başı ortalama 72,9 gigabayt internet kullandık

BTK’nın 2017 birinci çeyrek raporu alışılmışın üzerinde bir gecikmeyle bugün itibarıyla yayımlandı. Çok enteresan ve üstünde konuşmaya değer veriler var. Bunları size yine TKNLJ formatında sunayım, üstünde konuşacak çok şeyimiz olacak…

  • Gelirler itibarıyla bakıldığında Türk Telekom ve Avea’yı iki ayrı şirket gibi düşündüğümüzde Türk Telekom resmen üçüncü şirket konumuna geriledi.
  • Gelirler açısından bakıldığında Vodafone ile Turkcell arasında sadece 600 milyon liralık bir fark kaldı
  • Yatırımlar açısından bakıldığında 2017 ilk çeyreğinde Turkcell 330 milyonun üstünde yatırımla toplam 736 milyonluk operatör yatırımları arasında birinci sırayı, neredeyse yüzde 50’lik payı aldı.
  • En az yatırımı 118 milyon liralık yatırımıyla geçen senenin zarar şampiyonu Avea gerçekleştirirken fiber işine giren Vodafone’un 143 milyon liralık yatırımda kalması dikkat çekti
  • Türkiye içindeki arama pazarında dakika bazında düşüş iyiden iyiye kendini göstermeye başladı. 2016 3. çeyrekte 64,2 milyar dakikaya çıkan konuşma, 2017 birinci çeyrekte 62 milyara düştü.
  • Sabit telefon görüşme dakikaları, çeyrek bazında 2,1 milyar dakikaya kadar düştü.
  • Şikayet sayıları aslında Türkiye’nin hale-i ruhiyesini gösterir nitelikte: 2016 son çeyreğiyle 2017 başında mobilden şikayet oranı 14 binden 26 bine kadar zıplamış. Bunda 4G’nin etkisi mi var, oluşturulan yanlış tarifelerin mi yoksa şirketlerin eskiye oranla müşteriye karşı daha umarsız olmaları mı… Bunu sizin değerlendirmenize bırakıyorum. (Mobil hizmetlerde gelen en çok şikayeti yüzde 21,6 ile faturalar oluşturuyor)
  • Telefon pazarında Serbest Telekom Hizmeti veren işletmecilerin payları giderek artıyor artmasına ya… O pazarın da lideri Türk Telekom’un TTnet’i ve Turkcell’in Superonline’ı… üçüncü sırada gelen Türksat’ı da bir kenara bırakırsak en serbest işletmeci olarak Turk.Net gözüküyor. Onun pazar payı yüzde 5,8…
  • Türk Telekom gelirlerinin lideri yüzde 58 ile erişim… Bir çeyrekteki payı yüzde 5’e yakın artmış.
  • Türk Telekom’un yüzde 25,8 olan telefon gelirleri 713 milyon. Bir başka bakış açısıyla erişim gelirleri 1,6 milyar TL.
  • Uluslararası aramalarda Türk Telekom pazar payı ilk kez diğerlerinin altına düştü. Yüzde 47,4’ye kadar geriledi. Dışarıdan Türkiye’nin arandığı trafiklerde ise STH’lar yüzde 80,2 ile inanılmaz derecede uçtular.

Türkiye’nin iletişim altyapısı artık o kadar hızlı ilerlemiyor

BTK’nın her sene hazırladığı illere göre yıllık istatistikleri yayımlandı. Ben bu rakamları her sene olduğu gibi sizler için daha anlamlı veriler haline dönüştürdüm elimden geldiğince… Bunları TKNLJ formatında sizlerle paylaşıyorum:

  • Rakamlar 2011 ve 2016 tarihlerini kapsıyor
  • Bu zaman dilimi içinde Türkiye nüfusu bir yılda 1,36, 5 yılda 6,81 arttı
  • Sabit telefon kullanımı bir senede yüzde 3,62 gerilemiş. 5 yılda ise gerileme yüzde 27’nin üstünde
  • Ülkenin sabit telefon kullanımı, nüfusun yüzde 13,88’ine düşmüş durumda.
  • Benim en acayip bulduğum rakam, ülkenin sabit santral kapasitesi: Bir senede santral kapasitesi yüzde 8 düşmüş. Neden santral kapasitesi düşer ki? Bunu bir soru olarak Türk Telekom’un cevaplandırma ihtimaline bırakıyorum.
  • Türkiye’de ankesörlü telefon sayısı her şeye rağmen düşse de 1054 kişiye bir ankesörlü telefonla devamını sürdürüyor.
  • Mobil telefon kullanıcı sayısı 75 milyonun üstüne çıkmış durumda. Bu da toplam nüfusun yüzde 94’üne tekabül ediyor. Yani birilerinin bize söylediği gibi kişi başına bir telefondan fazla düşmüyor. Çocukları çıkardığınızda öyle belki ama dünyanın hiçbir yerinde çocuklar hariç telefon sayısı hesaplanmıyor.
  • Mobil hat sayısı bir senede yüzde 1,93 artmış. 5 sene içinde ise yüzde 14,9. Artış yavaşlıyor. Doygunluk kendini gösteriyor iyiden iyiye…
  • 2G kullanan abone sayısı sadece bir sene içinde ki o yıllar 2015-2016 arası, yüzde 52 düşmüş. 5 senedeki düşüş ise yüzde 86,8
  • BTK 3G ve 4G’yi birbirinden ayırmamış verdiği istatistiklerde… Bu bana ilginç geldi. Bu yüzden 4G’nin gidişatını tam olarak sezinleyemiyoruz. Bir senelik artış yüzde 9,84 olmuş. 5 senelik rakam ise yüzde 124 gözüküyor. 3G ve 4G arasında geçişlerin daha çok yaşandığını düşünecek olursak çok güzel sonuçlar verebilecek bir istatistiğin fırsatını kaçırmış sayılabiliriz.

İçeriği bedavaya getirmenin şahane yolları

İçerik güzel, içerik şahane. Hatta kral. Bugün bildiğimiz anlamda sanal dünya para kazanma yollarının başında öyle ya da böyle içerik geliyor.

Ancak içerik üretmeyenler bilmez, içerik üretmesi pahalı bir iştir. Okursunuz, neler olup bittiğine bakarsınız. Bunun dünyadaki yansımalarına bakar, doğru değerlendirmeleri yapabilmek için tekrar okursunuz. Sonra olayları yakından görmek için ömrünüzü gününüzü verip çoğu zaman haketmeyen insanlara sorular sorar, biliyormuş gibi görünen insanların söylediği çoğu zaman yanlış şeyleri doğru hale getirip sunarsınız. Sonra biraz daha okur bundan sonra gelecek şeyleri tahmin etmeye çalışırsınız. Kendini ifade edemeyen bir kitle, ürün ya da hizmeti kendini ifade edebilir hale getirirsiniz.

Bütün bunları yaptıktan sonra dünyanızda bir aydınlanma olur. Okuduğunuz ya da gördüğünüz şeylerin, hatta aklınıza gelen fikirlerin kimin üzerinde nasıl etki yapacağını hissedebilmeye başlarsınız. Ki içerikçinin gerçek sihri de buradadır zaten, yazdıklarında değil.

Bir de şu var: Bazen sabah kalktığınızda süt ya da su içersiniz. Sabahın ilk saatlerinde aldığınız ilk sıvı yeterince ılıtılmamışsa bu midede gaz oluşumuna neden olur. Eğer yeterince içerik işiyle uğraşmamışsanız bu gazı içerik fikri sanarsınız ve bundan çok da mutlu olursunuz…

Bu yüzden pahalı olan bu içerik işinden ucuz yollarla para kazanmanın en iyi yolu, içerikçiler platform sunmaktır. Bir madeni parayı bir milyon kez yere atarsanız bir seferinde mutlaka yere dik biçimde düşecektir. Ve bir platforma milyonlarca yazı toplarsanız işi bu olmayan insanların bir kısmı bunlardan birkaçını mutlaka güzel yazacaktır.

Şirketler buna yönelik çalışmalarını yıllardır yürütüyor. Bu hafta Storia isimli bir firma bu konda bir bülten gönderdi. Bülten şirketi şöyle tanıtıyor:

Kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriklerin yön verdiği yeni akım multimedya platformu STORIA, Amerika, Rusya, Brezilya ile eşzamanlı olarak Türkiye’de de faaliyetlerine başladı. Global büyüme odaklı Storia, çeşitliliğe odaklanarak, farklı görüşlerin ve yeni bakış açılarının güvenli bir ortamda özgürce ifade edilmesine olanak sağlamayı hedefliyor. 

Storia girişimcisi Röstem Hairedin şunları söylüyor: 

Günümüzde sosyal medyada arkadaş bazlı kurulmuş platformlarda, aynı doğrultudaki görüşler sürekli birbirini tekrar ediyor. Bu da zamanla farklı görüşlere karşı bilinçsiz toplum yaratıyor. Karşıt görüşlere karşı duyarsızlaşma, günümüzün en önemli problemlerinden. Storia’nın amacı ise bu probleme bir çözüm getirmek. Birbirinden farklı görüşlerin, fikirlerin ve hikayelerin güvenli bir  atmosfer içinde dile getirilmesini sağlamak. Kullanıcıları kutuplaşmalarından arındırıp, oluşmuş önyargılarını kırmak istiyoruz. Amacımız insanları eğlendirmek, bilgilendirmek ve düşüncelerini özgürce paylaşmaya yüreklendirmek.

İçeriklere www.storia.me internet sitesinden ya da iPhone/Android uygulamalarını indirerek ulaşabilmek mümkün.

Storia rakamları karşımıza şu sonuçları çıkarıyor:

  • Mayıs 2017 itibariyle, Storia’da aylık 3 milyon tekil ziyaretçi 10 milyondan fazla sayfayı ziyaret ediyor.
  • 2017 sonunda, Türkiye’de ziyaretçi sayısını 15 milyona çıkarmayı hedefliyor.
  • Storia’da her ay yazarlar ve ziyaretçiler tarafından 1,000’den fazla içerik paylaşıyor.
  • Platformda trafiğin yüzde 85’i mobil kullanıcılardan geliyor.
  • Topluluğun yaş dağılımına bakıldığında 18-34 yaş aralığındaki kullanıcılar yüzde 80 oranıyla öne çıkıyor.

Bendeki sorular şu:

  1. İçerik hazırlayanların bundan karı ne?
  2. İçerik hazırlayanlar, Türkiye’den gelmesi muhtemel aylık 15 milyon kişiye doğru içerik verirken bundan ne kazanacak? “Ben acayip okundum” övgüsünü mü?
  3. Bu girişim, esas işi içerik üretmek olan insanlara karşı borcunu ödemek için bir şey yapacak mı?
  4. Bu etkinlik neden birincil ayakta Rusya, Brezilya ve Türkiye gibi ülkelerden hareket ediyor? Bunun mantığını hiç düşündünüz mü? Bu üç ülkenin ortak noktası nedir acaba? Neden aralarında Fransa, İngiltere ve Almanya yok? Bu ülkedekiler içerik üretmeyi mi bilmiyor, yoksa başka bir şey mi var?

Şerefsizlikle reklamcılık arasındaki ince çizgi: İzin

Bugünden sonra reklamsız bir dünya olabileceğini düşleyenler şu andan itibaren bu yazıyı okumayı bıraksınlar.

Günümüz reklamları, daha nce verdiğim farklı raporlardan da görebileceğiniz gibi artık medya değiştirerek karyşımıza çıkıyor. Eskinin gazete içinde gördüğümüz reklamları yok çünkü kimse gazete okumuyor. TV programları arasında geçen reklamlar yok çünkü genç yeni nesil, düzenli yayın akışı takip etmiyor.

Her şeyi reklama maruz kalanlara yöneltmek de haksızlık olur zira artık yeni nesil reklamcılar da eskisi gibi akıl fikir gerektiren şeyler yapmıyor, reklamverenler artık daha az tanıtım parası koyup daha çok para kazanmak istiyor.

Bütün bunlar olurken gelişen teknolojinin kullanılmasıyla yeni reklam alanları bulduğunu sanıyor pazarlamacılar. Konuyu TKNLJ formatında masaya yatıralım ve neyin ne olduğunu birlikte daha iyi anlayalım:

  • Bugün evinizde konuşytuğunuz konularda size enteresan mesajlar geliyor olabilir. Hepimize oluyor bu. Çünkü telefonlar bizim konuştuklarımızı dinliyor ve oradan aldıkları anahtar kelimelerle bize olmadık yerlerde reklamlar oluşturuyor.
  • Diyelim ki bize sundukları birer puntoluk yazılarda bu işin iznini alıyorlar. Peki bizim izin vermeme hakkımız var mı? Yani bir yere tıklayıp tamam artık benim evde konuştuğum şeylerle bana reklam gösterme diyebiliyor muyuz? Hayır ben bulamadım. Çünkü resmen bunu yaptıklarını kabul etmediler henüz…
  • Benim evdeki konuşymalarımı dinleyip bunu reklam mecrasına dönüştüren, o mecraya reklam toplayan ve oraya reklam verenler şu anda bunu bizim iznimiz dışında gerçekleştiriyorlar. Ha mahkemeye versek kesin davayı kaybederiz, bir yerlerde farketmeden bir izin vermişizdir. Ama Bu yapılan dünya gerçeklerinde izinsiz bir harekettir.
  • Biz büyük bir firmada gizli bir iş yapıyoruz diyelim. Bizi dinlemedikleri ne malum? Bir şirketin sanayi casusluğu için vereceği para ne kadardır?
  • Bir devlet büyüğü hakkında konuşuyoruz. Bizi reklam için dinleyen mekanizma bizi bir devlet büyüğü hakkında iyi ya da kötü konuşmaya yönelik dinleyemeyecek mi? Dinleyemez mi? Kesinlikle dinleyebilir. İsteyenler için hemen birkaç tane senaryo çıkarabilirim.
  • Bizim haberimiz olmadan seslerimizi dinliyor peki görüntülerimizi çekiyorsa? Kesinlikle çekmiyor diyebilir misiniz?
  • Bizden izin almadan bu işleri yapan, yaptıran, buna para veren herkesi şeref yoksunluğuyla suçluyorum. Çünkü bize dünya kadar paraya sattıkları aletlerle bizim istemediğimiz şeyleri yapıp sırtımızdan para kazanmaları şerefli bir iş değil. Onlar bunun şerefli bir hareket olduğunu kanıtlamakla yükümlüler.
  • Ve gelelim BTK’ya… Ülkemizin dirliğini, güvenliğini, verisel bütünlüğünü sağlamak için yasak üstüne yasak getirip günde onlarca yeni siteyi yasaklıyorlar. Bu konuda ne yapıyorlar? Vergi vermiyor diye dünya devlerinin sitelerini kapatırken bizim güvenliğimizi araştırıyorlar mı? Bana şu ana kadar bir adım atmışlar gibi gelmiyor.

Başlıkta da dile getirdiğim gibi şerefsizlikle reklamcılık arasında çok ince bir çizgi var. Adına izin diyoruz. Bizden izin almadan bize olur olmaz SMS’ler gönderenlerin ne kadar şerefsiz olduğunu daha önce dile getirmiştim. Şimdi bizim haberimiz olmadan bizi dinleyenleri de aynı kategoriye koyuyorum.

BTK’yı kendi adıma göreve çağırıyorum.

Tak diski drone üstüne, dünyaları çek

Genellikle havadan çekim yapabilmek amacıyla uzaktan kumandayla kullanılan Drone’ların çekim kalitesinin artmasıyla birlikte ürettiği içeriklerin boyutu da artmaya başladı. Dolayısıyla bu verileri depolamak ve farklı ortamlara taşımak da zor hale geldi.

Veri depolama çözümleri üreticisi Seagate bu durumu kolaylaştırabilmek adına, DJI iş birliğiyle Drone’ların ürettiği video ve fotoğrafları eş zamanlı depolayabilecek bir disk üretti.

Fly Drive adındaki disk, 2TB kapasiteye sahip. Bu kapasitede yaklaşık 250 uçuş içeriğinin saklanması mümkün olacak.

Seagate’in taşınabilir disklerinden sorumlu Türkiye Yöneticisi Erhan Arslan, sahada çekim yaparken birden fazla SD kart, kart okuyucular ve kablolarla uğraşmanın zor olduğuna değinerek, disk üzerinde bulunan SD kart okuyucu sayesinde görüntüleri Fly Drive’a hızlıca aktarmanın mümkün olduğunu söyledi.

USB 3.1 aracılığıyla veri aktarımı yapılabilen Fly Drive, olası açık hava kazalarına karşı da koruyucu bir kasaya sahip.

Hem Mac hem de Windows ile uyumlu olarak çalışabilen Fly Drive’a sahip olan kullanıcılara, kaydettikleri görüntüleri en iyi şekilde düzenleyebilmeleri için Adobe Premiere Pro CC programı da iki ay ücretsiz sunulacak.

Vodafone köyden şehire indi: TechCity 2.0

Vodafone akıllı köy hareketi başlatmıştı. Böylece tarımı ve köy hayatının daha iyi hale gelmesi için deneyler ve herkesin işine yarayacak adımlar atacaktı. Ardından bunu bir adım ileri götürerek köy hayatının dışında, şehirlerde de bir hayat olduğunu ortaya koydu ve şehir hayatını incelemeye başladı.

Huawei ve Vodafone Türkiye, TechCity2.0 Projesini İstanbul’da başlattı. Bu yeni proje, Türkiye’nin dijitalleşmesine öncülük eden, hem gelecek teknolojilerdeki liderliğini hem de dikey yapıyı ve toplumsal değerleri geliştiren Vodafone Türkiye ile her iki tarafın da daha geniş bir işbirliği yapmasını sağlayacak.

TechCity2.0 Projesi ile her iki şirket de sadece yeni teknolojileri sağlamak ve bunları ticari olarak devreye almak için işbirliği yapmayı sürdürmekle kalmayacak; aynı zamanda çeşitli teknoloji ve çözüm kümeleri sunarak ticari başarı ve sosyal değerlerin gelişmesini sağlayacak. Proje anlaşması, Vodafone Türkiye CEO’su Colman Deegan ve Huawei Orta Asya ve Kafkasya Bölge Başkanı James Chen tarafından imzalandı. İstanbul, Mayıs 2016’da dünyanın önde gelen 14 Teknokent’inden (TechCity) biri seçilmişti. Proje, İstanbul’daki megakent sorunlarına çözümler üretiyor; yenilikçi teknoloji ve hizmetler sunarak hayatı kolaylaştırarak, iletişim deneyimini geliştiriyor.

TechCity projesi geçen yıl bazı ileri teknolojileri Türkiye’de başarıyla devreye soktu. Vodafone Türkiye sponsorluğundaki Beşiktaş stadyumunda TechCity projesi kapsamında 4*4 MIMO ve CRAN teknolojisi kullanıldı. Bu sayede stadyumu dolduran binlerce kişiye mükemmel bir kapasite ve hız sağlandı. Stadyumun mağazasında, Huawei Lampsite baz istasyonuyla dünyanın ilk ticari lisanslı ve lisanssız bantlarını (LAA 3CC) birleştiren (LAA CC) teknolojisi kullanılarak 400Mbps hızlarına ulaşıldı. Kapsama alanı ve kapasiteyi artırmak için DRAN ve Easy Macro çözümleri kullanılarak, üniversite alanları, oteller, konser, sosyal etkinlik alanları ve çok kalabalık ulaşım yolları gibi yoğun alanlarda en iyi internet deneyimi sağlandı.

Vodafone Türkiye ve Huawei, GL frekans (spektrum) paylaşım çözümünün dünyadaki ilk denemesini Vodafone’un İstanbul’daki ticari ağlarında yakın zamanda gerçekleştirdi. Bu yenilikçi çözüm, hem LTE veri hızını hem de hücre kapasitesini artıran GSM ve LTE arasındaki frekans paylaşımını mümkün kılıyor. LTE, 5M ile karşılaştırıldığında, LTE tepe noktası oranı yaklaşık yüzde 80 artıyor. Bu da müşterilerin daha yüksek hızlara ulaşmasını ve daha iyi bir 4.5G deneyimi yaşamalarına imkân sağlıyor.

Park cebinize gelsin

Navigasyon sektörünün teknoloji öncüsü uygulaması Yandex Navigasyon, trafikteki problemlere uçtan uca çözümler getirme hedefiyle yeni bir teknolojiyi daha hayata geçirdi.  En güncel yol bilgisini ve trafik durumunu bildirmekle yetinmeyerek kullanıcılarına araçlarını park etme konusunda da yardımcı olan Yandex Navigasyon, park yerlerini gösterme ve akıllı park rotası çizen “Park Yeri Asistanı” özelliğinin ardından boşalan park yerleri bilgisini de kullanıcılarla gerçek zamanlı olarak paylaşmaya başladı. Yandex Navigasyon dünyada bir “ilk” olan bu yeniliği, büyük veri işleme teknolojisiyle geliştirerek kullanıcılarının hizmetine sunuyor. Böylece artık park yeri arayan bir kullanıcı başka bir Yandex Navigasyon kullanıcısının boşalttığı yeri anlık olarak haritada görebilecek. Kullanıcılar park yerinin kaç dakika önce boşaldığını öğrenebilecekleri gibi isterlerse bu noktaya rota oluşturup araçlarını park edebilecekler. Geçtiğimiz günlerde otoparkların ücret bilgilerini göstermeye başlayan uygulama artık yol üstünde bulunan park yerlerinin fiyat bilgilerini de göstermeye başlayacak. Kullanıcılar yine P butonuna basarak park yerlerini görüntülerken aynı zamanda yol üstü park yerlerinin fiyat bilgilerini de görebilecek. Böylece kullanıcılar, hedefe yaklaşırken “Yakında park yerleri var, rota oluşturulsun mu?” önerisi sonrasında önerilen rotayı izlerken de fiyat karşılaştırması yapabilecek.

Kullanıcılarının hayatını kolaylaştırmak için çalışmalarına hız veren Yandex Navigasyon, “akıllı navigasyon çözümleri” vizyonu çerçevesinde 2017’nin sonlarında getirmeyi planladığı bu özelliği yılın ortasında devreye alma çevikliğini gösterdi. Akıllı mobil cihazlarda hem Android hem iOS platformlarında geçerli olacak özellik, boşalan park yerlerini analiz ederken pil dostu olmasıyla da dikkat çekiyor. Bu özellikten yararlanan Yandex Navigasyon kullanıcılarının akıllı telefonlarında 24 saat içinde sadece yüzde 1 pil harcaması gerçekleşecek.

Yandex Harita Servisleri Müdürü Onur Karahayıt, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Park problemi trafikteki en büyük problemlerden biri. Sürücüler çoğu zaman uygun bir park yeri bulabilmek için dakikalarca dolaşmak ve varış noktalarından uzaklaşmak zorunda kalıyor. Yandex Navigasyon olarak bu probleminin çözümü için kollarımızı sıvadık ve 2017’nin başlangıcından bu yana art arda akıllı park çözümlerimizi devreye almaya başladık. Geldiğimiz aşamada boşalan park yerlerini gerçek zamanlı göstererek navigasyon sektöründe çıtayı yükseltiyoruz. Bu yeni özellik Yandex Navigasyon’un ‘sosyal navigasyon’ kurgusuna da katkı yapacak. Çünkü bu sayede navigasyon kullanıcıları birbirlerine fayda sağlayacaklar. Arabasını çalıştırarak park yerinden ayrılan bir Yandex Navigasyon kullanıcısı hiç farkına varmadan bir diğer kullanıcının park yeri arama derdine son vermiş olacak. Bu, büyük verinin yine kullanıcı yararına kullanılması açısından çok değerli ve teknoloji açısından da çığır açıcı bir gelişme.”

Çocuklar kendi kendilerine tasarruf yolu yarattılar

Panasonic Eco Solutions Türkiye’nin enerji verimliliği ve doğal kaynakların korunması konusunda çocukları bilinçlendirmek üzere gerçekleştirdiği Enerji Verimliliğinde Yılın Örnek Okulu Yarışması’nın kazananları belli oldu. Yaklaşık 5 yıldır devam eden ‘Aydınlık Bir Gelecek İçin Okullarda Enerji Verimliliği’ projesi kapsamında, enerji verimliliğinde yılın en başarılı okulları ve eğitimcileri bir kez daha ödüllendirildi. 1 yıl boyunca sürdürülen çalışmalar sonunda 1.liği ise Zeytinburnu Abay İmam Hatip Ortaokulu elde etti. Bugüne dek 850 okulun katılım sağladığı yarışmada bu yıl 140 okul yarıştı, 16 okul finale kaldı. 1. olan Zeytinburnu Abay İmam Hatip Ortaokulu ise gerçekleştirdiği çalışmalarla yüzde 15 oranında enerji tasarrufu gerçekleştirmeyi başardı.

Panasonic Eco Solutions Türkiye Kurumsal Marka Yönetim Direktörü Aysel Daysal Özaltınok proje ve ödül töreni ile ilgili bir açıklama gerçekleştirdi. Özaltınok “İçinde bulunduğumuz dönemde, gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakmak hepimizin ortak sorumluluğu. Hepinizin bildiği gibi doğal kaynaklarımız hızla tükeniyor, çevre kirleniyor, ülke olarak enerji için yüksek bedeller ödüyoruz. Tüm bu gerekçeler nedeni ile enerji verimliliği ve doğal kaynakların bilinçli tüketimi konularında ‘Hepimiz Sorumluyuz’ anlayışı ile yaşam faaliyetlerimizi yürütmek zorundayız. Sürdürülebilirliği kurumsal bir değer olarak ele alan bir kuruluş olarak, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için hayata geçirdiğimiz projeler ile bugüne ve geleceğe değer katmayı görev kabul ediyoruz. Aydınlık geleceğimizin teminatı sevgili öğrencilere yönelik projelerde yer almaktan ayrı biz mutluluk ve heyecan duyuyoruz.” dedi.

Televizyonlar hacklenince güvenlik sertifikaları haber olmaya başladı

LG’nin webOS 3.5 Smart TV platformu, gelişmiş güvenlik özelliklerine sahip yazılımı sayesinde Uygulama Güvenlik Çözümü 1.0 sayesinde Common Criteria (CC) sertifikası aldı. Bu gelişmeyle birlikte uluslararası alanda geçerliliğe sahip sertifikalarına bir yenisini ekleyen LG Electronics, Smart TV güvenliği alanındaki gücünü tekrardan kanıtlamış oldu. Akıllı ve internet bağlantılı cihazların veri güvenliği ve mahremiyet konusundaki yeterliliklerinin sorgulanmaya başlandığı bir dönemde, LG her zamanki teknolojide öncü duruşuyla aldığı güvenlik sertifikalarıyla, kullanıcılarına en iyisini sunma konusundaki kararlılığını yeniden gösteriyor.

LG webOS 3.5’in güvenlik yazılımı modülü olan Security Manager, Common Criteria’nın sıkı güvenlik testlerinden başarıyla çıktı. CC’nin uluslararası düzeyde kabul gören ISO/IEC 15408 standartları, Avustralya, Fransa, Japonya, Kore ve ABD’yi de içeren 27 üye ülkedeki kamu kurumları, bankalar ve benzeri diğer organizasyonlar tarafından, bireysel ürünlerin güvenlik özelliklerini değerlendirmek için kullanılıyor. Smart TV güvenliğine yönelik yapılan testler, uygulama kurulumu koruması, uygulama yürütme koruması ve Dijital Haklar Yönetimi (DRM) ile uygulama içerik koruması şeklinde üç bölümden oluşuyor.

LG webOS 3.5 sağladığı eşsiz uygulama kurulumu koruması ile yürüttüğü dijital imza doğrulama süreçleri sayesinde istenmeyen ve yetkisiz uygulama kurulumlarını engelliyor. LG Uygulama Mağazası sunucusu tarafından yönetilen dijital imza üretimi süreci ise webOS 3.5‘un sadece LG Uygulama Mağazası’ndan indirilen uygulamaların kurulumunu yapmasını sağlıyor. LG webOS 3.5 aynı zamanda Platform (Native uygulama) ya da web uygulamaları dahil olmak üzere platform çeşidine göre koruma sağlayabiliyor. webOS 3.5, sistem dosyaları, cihaz dosyaları ve benzeri önemli verilere izinsiz erişimi engellemek amacıyla güvenlik özellerine uygun şekilde Native uygulamalar için sandboxing teknolojisini kullanabiliyor. LG webOS 3.5, web uygulamalarının sadece onaylanmış uygulama programlama arayüzlerini (API) kullanmasına izin vererek, dosya sistemindeki önemli bilgilere doğrudan erişimlerini de engelleyebiliyor. LG’nin en son sürüm webOS platformu tüm bunlara ek olarak, RAM (Rastgele Erişimli Hafıza) içindeki şifrelenmiş içeriklerin çözülmesi ve şifrelenmiş içeriklerin flash bellekte temiz bir şekilde yedeklenmesi için tasarlanan güçlü bir DRM lisans onaylama süreci de sunuyor.

Konuyla ilgili açıklama yapan LG Ev Eğlence Bölümü Ar&Ge Yöneticisi ve Kıdemli Başkan Yardımcısı J.H Hwang şunları söyledi: “webOS 3.5 akıllı TV platformumuzun mükemmel bir uygulama koruması ve en üst seviyede mahremiyet koruması sağlaması için tüm adımları attık. Kullanıcıların ürün güvenliğiyle ilgili hassasiyetine uygun olarak Smart TV platformumuzun güvenliğini en üst seviyeye çıkardık. Veri güvenliği ve kullanıcı verilerinin mahremiyeti göz önüne alındığında Common Criteria tarafından verilen bu sertifika, doğru yolda olduğumuzu kanıtlıyor.”

letgo: Başkaları alsın faydalansın

Türkiye’deki faaliyetlerine Ocak 2016’da başlayan letgo, ikinci el eşya alım satımını saniyelere indiren ileri teknolojiye sahip mobil uygulamasıyla hızlı bir büyüme kaydederek, sadece 1,5 yılda kendi kategorisindeki en büyük pazaryeri olmayı başardı.

Mobil internet ve akıllı telefon kullanımının hızla arttığı Türkiye pazarında 1,5 yıl gibi kısa bir sürede aylık 4,2 milyon yeni ürünün listelenmesine ulaşan letgo, yüzde 680’in üzerinde bir büyüme kaydetti. Aktif olarak satışta olan ürün sayısı ise 16,5 milyonu aşarak, uygulamayı ikinci el pazaryerleri arasında sektör liderliğine taşıdı. ABD başta olmak üzere çeşitli ülkelerde de ikinci el eşya alım satımında en çok tercih edilen uygulamalar arasında yerini alan letgo, dünya genelinde 45 milyon indirilme sayısını aştığını ve platform üzerinden satımı gerçekleşen ürünlerin değerinin yaklaşık 23 milyar doları bulduğunu açıkladı.

letgo kurucu ortaklarından Alec Oxenford, “letgo, ileri teknolojiyi akıllı tasarımla birleştirerek e-ticaret sektöründe ikinci el alışverişi çok kolaylaştırdı. İşte bu yüzden de e-ticaret sektöründeki taşları yerinden oynatabildi” dedi. Oxenford sözlerini şöyle sürdürdü; “Tüketicilere çevrelerindekilerle alışveriş yapmanın yarattığı değeri göstererek, Türkiye ikinci el ekonomisinin büyümesine katkı sağlıyoruz.”

Şirket, yayımladığı Türkiye raporunda alıcı ve satıcıların uygulama üzerinden aylık 85 milyon adede varan mesaj gönderdiklerini açıkladı. Ayrıca kullanımı kolay ve eğlenceli bir alışveriş imkanı sunması nedeniyle de aktif kullanıcı sayısının 2016 başından bugüne 5 kat arttığı belirtildi.

Alec Oxenford, Enrique Linares, Jordi Castello

Akıllı telefonlar için özel olarak geliştirilen letgo’nun teknolojisi ve kullanım kolaylığı hızlı büyümesinde anahtar rolü oynadı. letgo, tescilli yapay zeka ve resim tanıma özelliği sayesinde otomatik olarak ürün kategorisini belirleyebilen alanındaki tek uygulama. Bu teknoloji sayesinde letgo kullanıcıları hiçbir açıklama yazmadan, sadece resim çekerek ürün listeleyebiliyor. Ayrıca kullanıcılar, uygulama üzerinden çevrelerindeki kullanıcılarla anlık olarak iletişime geçebiliyor, üye profillerini görüntüleyerek değerlendirme yapabiliyor ya da kendi sosyal medya hesaplarıyla letgo hesabı arasında bağlantı kurabiliyor. letgo listelemeleri coğrafi olarak konumlandırılabildiğinden , arama sonuçlarında öncelikli olarak yakın bölgelerde bulunan ilanlar görüntülenebiliyor. letgo, ikinci el eşya alım satımında yeni bir dönem başlatan rakipsiz özellikleriyle Google ve Apple tarafından da Türkiye’de 2016 yılının en iyi uygulamaları arasında gösterildi.

Sabancı, Koç ve Özyeğin’den bir Skype çıksın artık!

Etkin Girişimcilere ivme kazandıran ve küresel bir hareketin yerel önderliğini yapan Endeavor Türkiye Derneği, Altıncı Olağan Genel Kurul Toplantısı’nı 5 Haziran 2017’de İstanbul’da gerçekleştirdi. Toplantı sonucu Yönetim Kurulu Üyeleri arasına beş yeni isim; Barbaros Özbugutu (iyzico), Dilnişin Bayel (Accenture), Ebru Dorman (MV Holding), İlker Koçer (Oracle) ve Tankut Turnaoğlu (P&G) katıldı. Yeni üyeler, Endeavor’ın yeni dönem yönetim kurulunda uzmanlık alanları ve sektörel derinliğini artırırken, çok uluslu şirketlerin katılımı Endeavor’ın globalleşme hedeflerinin altını çiziyor.

Girişimcilik ekosisteminin içinde maddi sermayenin gelişmesinde manevi sermayenin kritik bir faktör olduğuna inanan Endeavor’ın Genel Kurulu’u ardından yapılan Yönetim Kurulu toplantısında Yönetim Kurulu Başkanlığı’na yeniden Emre Kurttepeli seçildi.

2017-2019 dönemi Yönetim Kurulu üyeleri tam listesi; dört Kurucu Üye Ali Koç, Murat Özyeğin, Özcan Tahincioğlu, Suzan Sabancı Dinçer; önceki dönemden devam eden on bir üye Alp Saul, Bülent Akgerman, Bülent Çelebi, Cansen Başaran Symes, Ebru Özdemir, Emre Kurttepeli (Başkan), Emre Zorlu, Fady Jameel (Onursal), Hayri Çulhacı, Işık Keçeci Aşur, Nevzat Aydın ve katılan beş yeni isim Barbaros Özbugutu, Dilnişin Bayel (Onursal), Ebru Dorman, İlker Koçer (Onursal) ve Tankut Turnaoğlu’dan oluşmaktadır.

Endeavor’ın 10. Yılında sürdürdükleri tüm çalışmalarında ilk günkü inançlarını hâlâ koruduklarını ileten Endeavor Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Emre Kurttepeli, “Son on yıldır devam eden başarılı ve etkin çalışmalarımız sayesinde desteklediğimiz yatırım alan veya şirketini satan Endeavor Girişimcileri, 1,5 Milyar Dolar değer yarattı. Endeavor Türkiye Girişimcileri, bugün itibariyle 91 ülkeye satış yapıyor ve 22 farklı ülkede 30 ofis açtı. Çin’de Alibaba.com’un, Estonya’da Skype’ın yaptığı gibi, dünya sahnesinde tek bir etkin girişimin başarısı, bütün ülkenin itibarını yüceltiyor ve hikayesini değiştiriyor. Biz de Endeavor olarak globalleşmenin altını sürekli çiziyoruz ve yeni dönemde bu yönde önderlik etmek istiyoruz.” diyerek, Endeavor gibi Türkiye’ye katma değer sağlayan STK’lardan birinin Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden seçilmekten onur duyduğunu iletti.

Konuya şöyle de girmek mümkün: Bu büyük oluşumun içinde Sabancı var, Koç var, Özyeğin var. AIRTIES gibi bir dev yaratmış Çelebiler, Kurttepe, Symes…

Güzel şeyler de çıkardılar şimdiye kadar peakgames’den enocta’ya, iyzico’dan pozitron’a…

ama hala bu kadar büyük insanlar bir tane uluslararası başarı hikayesi, bir tane bir milyar dolarlık şirket çıkaramadılar. bu insanlar tek başlarına bundan daha da büyük şirketyer yaptılar. o zaman niye bir uluslararası şirket yapamıyorlar?

işte onu bunu, başkanlığı filanı falanı bırakıp bize bunu söylesinler

TRT’deki Ertuğrul Gazi bilişim sayesinde okunu çıkaracak

Mecliste kanunlar çıkıyor. Birbiri üstüne ve altına eklenerek bir seferde üçer beşer çıkıyor. Zeytinliklerle ilgili kanun çıkarımı sırasında araya TRT ile ilgili maddeler giriverdi. Ülkenin olağanüstü sorunlarını halledebilmek için çıkarılan olağanüstü durum kararnameleriyle TRT’ye olağanüstü faydalar sağlandı.

Tüketiciler, cep telefonunun etiket fiyatının yüzde 6’sı, bilgisayar ve tabletin fiyatının yüzde 2’sine, her türlü TV alıcısının satış fiyatının yüzde 10’una artık yasa yoluyla TRT bandrol bedeli olarak ödeyecek.

Ben devlete zaten vergi verirken; dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan vergi türlerinde inanılmaz paralar verirken, dünyanın en yüksek KDV oranlarını bilgi taşımakla yükümlü cihazlara verirken neden bir de TRT’ye ekstra para vermek zorundayım? 1.000 dolara telefon almak zaten yeterince zorken neden üstünde 250 lirayı asla seyretmediğim, tasvip etmediğim TRT yapımlarına veriyorum?

TRT benim siyasi görüşümü asla savunmuyor. Yaptığı Ertuğrul, Heredot Cevdet Saati, Pelin Çift ile Gündem Ötesi gibi yapımlarla bende ekstra antipati uyandırıyor. Ve ben aldığım her telefon televizyon ve bilgisayarla o sevmediğim şeylere destek veriyorum.

Ben artık TRT’yi sırtımda taşımak istemiyorum. Bana zerre kadar bir şey ifade etmiyor. Bir de onun kanunun ülkenin en büyük tartışmalarından biri olan zeytinlikler kanununun içinde apar topar geçirilmesinden hiç hazetmiyorum.

Mobil internet kullanımı gelişmişliğin mi geri kalmışlığın mı göstergesi?

Bu tablo internet trendleri raporunu dibine kadar okumanın ödülü. Hindistan’ı anlatırken içinde Türkiye buldum.

Soru çok basit ve net: Mobil internetin sabit internete göre daha çok kullanılması bir gelişmişlik göstergesi midir yoksa geri kalmışlığın mı…

Tablo başta zor gelebilir ama aslında şunu anlatıyor: Buradaki rakamlar ülkenin toplam internetinin kaçta kaçının mobille yapıldığını gösteriyor. Yani Nijerya’da toplam internet trafiğinin yüzde 80’den fazlası mobil cihazlar ve sim kartlar üstünden yapılıyor.

Türkiye bu tabloda altıncı sırada.

Yani mobil internet kullanımının mükemmel bir şey olduğunu, halkımızın önünü açacağını söyleyip durduk. Ama tabloya bakıyoruz ve ne görüyoruz? Çok mobil internet kullanan ülkeler Nijerya, Hindistan, Endonezya, biz, biraz aşağıda Suudi Arabistan ve Malezya…

Bir anda insanın sevinci kursağında kalıyor değil mi? Bu ülkelerin gelişmişliğini bir kenara bırakıyor bence en belirgin özelliği halkının büyük bir bölümünün fakir olması ve gelir dağılımının eşit bir şekilde olmamasında yatıyor.

Aslında mobil internet göreli olarak bize daha acayip şeyler anlatıyor:

  1. İnterneti daha pahalıya kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Yani 30 liraya 5 gigabayt kotalı internet alıyorsunuz 50 gigabayt yerine
  2. Daha az internet kullanıyor, dolayısıyla daha az bilgiye erişiyorsunuz
  3. Daha kısıtlı bir medyadan internet çekiyorsunuz
  4. Daha pahalı aletlerle internet kullanıyorsunuz

Bence bu anlatılanlar bayağı halktan daha çok para koparmak isteyen bir düzenin yaptıklarını çağrıştırıyor.

Ne dersiniz internetimizin büyük bir bölümünü mobilden kullanıyoruz diye sevinelim mi üzülelim mi? Nijeryalılar dünyayı geçtik diye seviniyor mudur acaba?

Fransızlar “lanet olası Türkler bizim iki katımızdan fazla mobil kullanıyor” diye kahroluyor mudur?

Bir düşünün…

Filmler, müzikler, bulut ve oyunlar 2017’de nereye gidecek?

Mary Meeker her sene internet trendleri açıklıyor. Ben de bunları çıktığı anda sizinle paylaşıyorum. Geçen seneki verileri buradan bulabilirsiniz…

Bu seneki verileri sizlere hızlıca, hiç lafa boğmadan TKNLJ formatında vereyim:

  • İnternet kullanıcı sayısı 3,4 milyar oldu. Artış geçtiğimiz seneyle aynı, yılda yüzde 10
  • Cep telefonu kullanıcı sayısı artışı geçtiğimiz senelerde yüzde 10 iken bu sene yüzde 3’e düştü. Evet yavaşlıyor. Yıllık cep telefonu satışı 1,5 milyarı zorluyor.
  • Cepten internet kullanma günde 3,1 saate yükseldi. Geçen sene bu rakam 2,8 olmuştu. Desktop kullanımı 2,2 saat ile sabit kaldı.
  • ABD reklam harcaması 73 milyar dolara çıktı. Mobil reklam hacmi desktop reklamını ilk kez geçti (37 milyar dolar)
  • İnternet reklamları TV reklamlarını 2015 yılının sonlarında geçmişti. Bu sene fark daha da açılıyor.
  • Google 2015 – 2016 döneminde ABD’de reklam pastasını domine etti. Bir yılda yüzde 20 arttı. Facebook henüz gerilerde ama 2015 – 2016 yılları arasında reklam gelirlerini yüzde 62 artırdı.
  • Reklam engelleyici uygulamalar mobilde 400 milyon sınırına çok yaklaştı. Desktopta bu rakam 250 milyon sınırında…
  • Facebook’tan reklam tıklayanların yüzde 26’lık kesimi bunu bir alışverişe dönüştürdü
  • Kullanıcıların yüzde 62 gibi çok büyük bir kesimi oyun içinde kendisine ödül veren reklamlara sıcak bakıyor. Yüzde 81’i mobil uygulamalarda önlerine popup ile çıkan reklamlara negatif…
  • Google pazar değeri 679 milyar dolar, Snapchat’inki ise 25 milyar doları buldu.
  • Kullanıcı tarafından yaratılan içerik (User Genetaret Content), 6,9 kat daha yüksek bağlılık yaratıyor
  • FrontEnd kullanımında resim yazının yerini alıyor
  • BackEnd kullanımında artırılmış gerçeklik hızla büyüyor
  • Mobil cihazlarda verilen komutların yüzde 20’si sesle dijital sanal asistanlar üstünden verilmiş
  • Google’ın asistan kelime tanıma oranı yüzde 95’in üstüne çıkmış

Bilişim öğreten gönüllü gençler ile 24 saat

Habitat ile ilk tanışmam 90’lı yılların ortasında; İstanbul’da yapılan ve dünyanın farklı yerlerinden Türkiye’ye taşınan sivil toplum kuruluşları etkinliğinde oldu. Türkiye bu etkinlik sayesinde STK nedir. neler yapabilir, aslında ne yapmalı gibi bir ufuk turu yaşadı. Bir uyanış oldu ve o günden sonra daha ayakları yere basan STK hareketleri izlemeye başladık.

Habitat ile bir sonraki karşılaşmam, onların bilişime verdiği desteğin ön plana çıkmasıyla oldu. Habitat bir bilişim platformu değil ama insanları iyi şeyler yapmaları için bir araya getiren bir yapı aslında. Gençler kendileri gibi olan insanlara bilişim eğitimi vermek istiyorlar hop Habitat devreye giriyor ve onlara bunun için ortam sağlıyor.

Bu hafta ülkenin değişik bölge ve şehirlerinden gelen eğitimci gençlerle bir aradaydım. Yaşları en fazla 20’lerinin ikinci yarısı. Gerçekten çok gençler ve tek motivasyonları insanlarla bir arada olarak diğerlerine bir şeyler aktarabilmek. Bilgisayar okuryazarlığını artırmak, sosyal medyadan daha iyi faydalanmalarını sağlamak ve daha bir sürü şey.

Bir gece öncesinde kaldığımız otelin balkonundan izledim onları… Hep birlikte söyledikleri şarkılar ve türkülerle ülkenin değişik kafa ve coğrafya yapılarından gelmiş değil, sanki aynı evin içinde yaşayan aile bireyleri gibilerdi. Belki o hep özlediğimiz aile bireyi ortamıydı bu…

Toplantılar başlamadan önce bana “artık benden geçmiş” dedirten şarkılarla oynayıp zıpladılar, toplantı başladığı andan itibaren gayet inançlı ve dikkatli şekilde konuşulanları dinlemeye başladılar.

Algıları çok açık: Öğrenmek, dinlemek, anlamak ve bunu birilerine aktarmak için yanıp tutuşuyorlar. Teknoloji konusunda iyiler. Sosyal medyada birinciler. Instagram’ın bir kibir ortamı olduğunu biliyor, Facebook’un “teyze ve amcalar” için olduğunu düşünüyorlar. Twitter ise “eh olur” dedirten bir sosyal medya organı.

Eğer onları eleştirmek gerekirse iki noktada eleştirebiliriz: Onların yaşında bizim olduğumuz gençliğe kıyasla bariz bir biçimde daha az okuduklarını hissediyorum. İkinci noktada bariz bir biçimde ise kendilerine olan güven eksiklikleri var.

Toplantı aralarında yaptığımız sohbetlerde şaşırtıcı bir biçimde basının neden böyle davrandığını, devletin neden bazı imkanları tanımadığını, yatırımcı şirketlerin niye insanlara yeterli fırsatları tanımadığını konuştuk.

1700’ün üstünde genç, ülkeye bilgi yaymak için bir araya geliyorlar. Ülkenin dört bir yanındalar. Siyasetin üstündeler: HDPli belediyeler de CHPli belediyeler de AKPli belediyeler de eşit şartlarda yardım ediyor onlara. Onlar da “apolitik” demeyeyim ama o yaptıkları işe politika karıştırmayı isteyecek durumda değiller.

Şirketlerin bu gibi oluşumlara destek vermesi lazım. Çocuklara onu anlatmaya çalıştım elimden geldiğince. Böylesi bir organizasyonun başlaması için kaynak sağlayan kuruma minettar olunması gerekmiyor. Çünkü o gençler, olabilecek en temiz yapıyı kurup en yüksek gönül bağıyla ülkeyi ileri götürmek için adımlar atıyorlar. O şirketler ise Türkiye’den öyle ya da böyle para kazanıyorlar. Ve kazandıklarınını bir bölümünü tekrar bu halkla paylşam zorundalar. Politik olmayan, eğitimle harmanlanmış, içinde gençlerden çocuklardan yaşlılara kadar birçok farklı katmanın olduğu bu yapıya katkıda bulunmak o şirketlerin mecburiyeti.

Gençlerle birlikte olmak güzel. Onları sıkmadan anlatmak gerekiyor. Tecrübe aktarmak gerekiyor.

Akıllı Köy + Akıllı Köylü = Zengin Köylü + Ucuz Yiyecek + Tasarruf

Bu ülke ne yaparsak yapalım bir tarım ülkesi. Tamam teknoloji ile ilgili adımlar atılsın diye kasıyoruz kendimizi. Ama bu, bizim genetik gerçekliklerimizi değiştirmiyor. O zaman ne yapmak lazım? Teknoloji ve tarımı tek bir potada eriterek ileri doğru atılacak doğru adımları hedeflemeliyiz…

Vodafone bu konuda benim şimdiye dek gördüğüm en iyi pilot çalışmalardan birini gerçekleştirdi. Aydın’da Kasaplar Köyü’nü hedef aldı.

Toplam 298 dönüm araziye yayılan Vodafone Akıllı Köy projesi için 88.400 metrekarelik bitkisel üretim alanı, üst kullanım hakkıyla birlikte 25 yıllığına Koçarlı Belediyesi’nden kiralandı. Diğer yandan, 26.000 m2’lik mera alanı, Aydın Valiliği, Aydın Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü ve Kasaplar Köyü halkı tarafından 5+5 yıllığına ıslahı ve bakımı karşılığı proje kullanımına verildi. Vodafone Akıllı Köy için 10 yılda yaklaşık 23 milyon TL’lik yatırım yapılma taahhüdü verildi.

Altyapı çalışmalarına 2015 yılında başlanan Vodafone Akıllı Köy’de, modern meyvecilik alanı, tül altı sebzecilik alanı, modern sera uygulamaları, açık tarla sebze ve yem bitkisi yetiştiriciliği, meyve ve sebze işleme deposu, soğuk hava tesisi, toplu sağım ve süt soğutma sistemi, modern mera (otlak) alanı gibi tarım teknolojisinin uygulanacağı alanlar ile birlikte izleme ve takip merkezi, su ve gübre yönetim merkezi, hayvan besleme ve yönetim merkezi, çiftçi karar destek merkezi, yenilenebilir enerji çözüm merkezi, toprak yaprak analiz laboratuvarları, deneyim atölyeleri, eğitim merkezleri, sosyal yaşam ve spor tesisleri gibi bölümler olacak. Vodafone Akıllı Köy’de kurulacak bu modelin domino etkisiyle tüm Anadolu’ya yayılarak Türkiye’deki 38 bin köy ve kırsal yerleşkeye ulaşması hedefleniyor.

Bizim her köyün verimliliğinde yüzde 50’lere varacak bir artırım sağlamamız çevre ülkeler üstünde etkinliğimizi de artırır, ülke enflasyonunu anlamsızca körükleyen gıda harcamalarını da azaltır.

Bunun ilk örneklerinden biri sulama alanında karşımıza çıktı.

Vodafone ve TABİT işbirliğiyle çiftçilerin ekonomik ve sosyal kalkınmasına destek olma hedefiyle Aydın’ın Kasaplar Köyü’nde hayata geçirilen Vodafone Akıllı Köy’de yeni bir işbirliğine daha imza atıldı. 1965 yılında kurulduğu günden bu yana akıllı sulama çözümleriyle tüm dünyadaki tarımsal üreticilerin daha az kaynak kullanarak daha fazla verim almalarına yardımcı olan Netafim, küçük üreticilerin verim ve kârlılığını artırmak için onları ileri teknolojiye sahip sulama ve kontrol sistemleriyle tanıştırdı.

Ülkemizde biz ne kadar su tasarrufu yaparsak yapalım, gerçek hayatta bunun gerçekliği yok. Çünkü toplam su kullanımımızın yüzde 74’ü tarımsal sulamada kullanılıyor. Özellikle aile çiftçiliği yapılan kırsal alanlarda çoğunlukla geleneksel sulama yöntemleri kullanılmaya devam ediyor. Yanlış sulama rejimleriyle kaybedilen su sizin sifondan yapacağınız tasarrufu gözle görünmez hale getiriyor.

Bunun yanında bitkinin ve toprağın ihtiyacından fazla suyun kullanıldığı geleneksel yöntemler hem bitkisel üretime zarar veriyor hem de su rezervlerini tüketiyor. Netafim işte bu noktada devreye giriyor.

Vodafone Akıllı Köy’deki IoT (Nesnelerin İnterneti) uygulamaları Netafim’in sunacağı sulama otomasyon sistemlerini de destekleyecek. Buna göre merkezi bir sunucu ile iletilen ve sulama sistemleri üzerindeki alıcının Vodafone SIM kartı tarafından aldığı sinyaller sulama otomasyonunu meteorolojik veriler de dikkate alınarak aktifleştiriyor ve böylece bitkinin en doğru zamanda ve en doğru miktarda suyla buluşmasını sağlıyor.

Vodafone Akıllı Köy’de her çiftçinin ve ürünün ihtiyacına yönelik basınç ayarlı ve ayarsız damla sulama boruları, otomatik filtrasyon sistemleri, monitörleme, otomasyon, otomatik gübreleme ve uzaktan kontrol sistemleri bulunuyor.

Üretimin damla sulama ve kontrol sistemleriyle desteklenmesi sayesinde, su ve zaman kullanımından kaynaklı maliyet tasarrufunun yanı sıra mahsulde de kayda değer bir verimlilik artışı gözlendi. Böylece, tarımsal üretimi daha kolay ve verimli hale getirmek mümkün oldu ve 30 bin marul üretmeyi başardılar. Ürünlerini yerel ve ulusal zincir marketlerde satışa sunan kadın çiftçiler, günde 2 saatlik bir çalışmayla ilk hasattan yaklaşık 25 bin TL’lik ek gelir elde etti.

MOST POPULAR