Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Serhat Ayan

Serhat Ayan

3252 HABERLER 137 YORUMLAR
Yazı yazmakta ve okumaktan çok hoşlanan, teknoloji başta olmak üzere birçok konunun takipçisi. Alaşılamayanı kolay anlaşılır hale getirmekten sorumlu devlet bakanı

Vodafone dijital TV işine giriyor

Bazen siz haber arar bulursunuz bazen haber sizi bulur.

Linkedin İş Arama sayfaları bana Vodafone TV içerik sorumlusu arıyor dedi. Gerçekten mi dedim ve detayına tıkladım.

Detaylara bakacak olursanız Türkiye’de dijital “transformasyon”dan sorumlu olunacağını duyuruyor. “Manager” seviyesindeki kişi, Vodafone Türkiye’nin Connected Home&TV Services yöneticisine raporlayacakmış.

Peki neler bekleniyor bu işi yapacak olan kişiden? İçerik stratejisini yaratacak ve hayata geçirecek. İçerik sağlalıcılarla uzun vadeli ilişki tesis edecek. İçerik anlaşmalarını yapacak. Günlük içerik operasyonlarını yürütecek. Finans ve hukuk gibi iç birimlerle düzenli olarak konuşup görüş alışverişi yapacak. Ayrıca analizler de yapacak.

Evet dijitalleşmeye bu kadar önem veren Vodafone’un şimdiye dek bir dijital televizyon kurmasını bekliyorduk. Hatta Netflix ile bir işbirliği yaparlar diye de bekledik. Bugün yarın çıkar diye konuşuyorduk gazeteciler kendi aramızda…

Bunu soru olarak yöneltsem muhtemelen Vodafone evet ya da hayır cevabı vermekte zorlanırdı. Linkedin aracılığıyla öğrenmek açıkçası sürpriz oldu.

İngiltere’de 2015 yılından beri var. İspanya ve Yeni Zellanda gibi ülkelerde zaten sürdürüyor dijital televizyon organizasyonlarını…

Bu hikayeden alınacak ders, kurumsal iletişimin sosyal medyaya yansıyan TÜM iletişimi kontrol etmesi, en azından tamamından haberdar olması şart.

 

Operatörlerden parayı BTK mı alsın Maliye mi?

Kamuoyuna yansıyan operatörlerin 5 milyar TL borcu affediliyor tartışmalarının aslını astarını öğrenmek için Plan Bütçe Komisyonu tutanaklarını okudum. Konuyla ilgili birkaç farklı haberi sizinle paylaşacağım. Ancak orada geçen tartışmalardan çok enteresan olan bir bölümünü sizine ayrıcalıklı olarak paylaşmak istiyorum.

Konunun bir tarafında CHP İzmir Milletvekili Zekeriya Temizel var. Temizel’in kamu ve gelirler konusunda nasıl bir uzman olduğunu anlamak için 1971 yılında Gelirler Genel Müdürlüğü’nde işe başlamasından anlayabiliriz. Diğer tarafta Maliye Bakanlığı görevini Mehmet Şimşek’ten devralmış Naci Ağbal var.

Konu ana hatlarıyla operatörlerden alınacak parayı kimin tahsil edeceği noktasında kilitleniyor. Sizler için tutanakların ilgili bölümlerini topladım:

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – (…) Bu tasarıda Hazine payına ilişkin “bürüt satışlar” kavramının veya bürüt satışlara nelerin girip girmediği konusundaki belirleme yetkisini, bu konuda düzenleme yapma yetkisini Gelir İdaresi Başkanlığına verdik. İkinci olarak, “bürüt satışlar” kavramıyla ilgili, şirketlerin tereddüt duymaları hâlinde mukteza talep makamı olarak da Gelir İdaresi Başkanlığını belirledik. Dolayısıyla, şöyle bir yaklaşımımız var: Burada bir rapor yazıldığında raporu yazan birim olarak tarhiyat öncesi uzlaşmayı BDK, bünyesinde yapabilir ya da esasen bütün bu raporların yazılmasına esas mevzuatı belirleyen, yorumlayan, uygulamaya yön veren Gelir İdaresi Başkanlığı bu uzlaşma yetkisini kullanabilir. Çünkü, bu konuda varsayıyoruz ki bürüt satışlarla ilgili hangi gelirlerin bürüt satışlara girdiğini hem mevzuat olarak düzenleyip yönlendirecek hem de firmalardan gelecek tek tek sorulara cevap vererek burada bir uzmanlık olacak. Dolayısıyla, BTK, kendisinin düzenleme yapmadığı, belirleme yapmadığı, görüş vermediği, uygulamayı yönlendirmediği bir alanda bir uzlaştırıcı olarak devreye girdiğinde o zaman yani denetimin yapıldığı kurum ile… Uygulamanın yönlendiği kurum Maliye Bakanlığı. Bir başka kurum, BTK, kendisinin yönlendirmediği bir alanda nihai karar verici durumuna gelir. Biz burada, Bakanlık içerisinde, Gelir İdaresi Başkanlığı içinde bir uzmanlık oluştuğunu varsayarak gelen raporları tek tek, önceki verilen muktezalar, bürüt satışlar kavramına neyin gireceğine dayanarak Gelir İdaresi Başkanlığının veya BDK’nın bu anlamda yapmasını n daha uygun olacağını, uzlaşmaların bu anlamda tamamen teknik birer müzakere olduğunu ve bu müzakereyi yürütecek bilgi birikiminin de Gelir İdaresi Başkanlığında oluşacağını düşünerek bu öneriyle geldik.

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Yani tamamen haklı olabilirsiniz ama asıl o birikimlerin aktarılması gereken kurum yanınızda oturuyor. (BTK’yı kastediyor)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Temel ayrıldığımız nokta, siz diyorsunuz ki: Bütün bu birikimi BTK’da oluşturun.

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Evet, orada oluşturulması gerekiyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Biz de dedik ki: Gelir İdaresinde böyle hazır bir kapasite var -yani var bu kapasite- bu sektörü sürekli inceleyen, sürekli denetleyen, özel iletişim vergisi uygulaması bakımından da sürekli bu konuda uygulamalara yön veren hazır bir birim var, bu birim süratle bu değişimi gerçekleştirsin, amacımız bu.

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Ama bu, bağımsız kurum mantığını ortadan kaldıran bir yaklaşım olur. Bağımsız kurum, hem devlete hem de diğerlerine eşit mesafede olduğunu kabul ettiğimiz…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Biz kamunun tarafıyız. Yani, biz burada diyoruz ki…

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Ama siz tarafsınız.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, şöyle: Taraf olmak istiyoruz. Neden? Burada BTK’nın hakemliğini istemiyoruz. Biz diyoruz ki: Burada devletin bir hazine payı alacağı var, biz bu hazine payı alacağını doğru ödeyip ödemediğinizi denetleriz, denetimde eksik ödediğinizi bulursak cezalandırırız ve bütün süreçleri bitirerek ödenmesi gereken aşamada bir tahsilat kurumu olarak BTK’ya bunu devrederiz diyoruz. Çünkü, açık söyleyeyim, burada, BTK sadece parayı bir emanetçi olarak tahsil edip bir iş günü sonra Hazine aktaran… Bu para tamamen bütçenin geliri, yani BTK’nın geliri olmayacak bu, bütçenin geliri olacak.

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Doğru, bütçenin geliri. Ancak, bu, BTK Yasası’nın gerekçesine de aykırı, kuruluş amacına da aykırı bir düzenlemedir.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ama şöyle mesela Sayın Bakanım, Bankalar Birliğini düşünün.

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Yok, yok. O aktarmayla ilgili…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hiçbir şekilde bankalarla ilgili bir amme alacağının, bir kamu alacağının tahsilinde BDDK o alacağı tahsil etmiyor, ilgili kurum kimse o tahsil ediyor.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Ama alacağı BDDK belirliyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, hayır, belirlemiyor. BDDK’nın kamusal yükümlülüklerle ilgili olarak, benim bildiğim, özel olarak bir yetkisi yok. Tamam, sektörü düzenliyor, sektörü yönetiyor ama bank aların bu tür lisans payları yok galiba ama netice itibarıyla…

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Bankalara katılma payı olarak da miktarı belirliyor, onları alıyor, artı…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hayır, o kendi geliri olarak alıyor, kendi geliri o. Bizim düzenlediğimiz –yanlışsam arkadaşlar beni düzeltsin- Maliye Bakanlığının denetim yetkisine aldığımız sadece hazine payı; yani kurumunun idari ücretlerine falan biz karışmıyoruz, onu gene kurum takip edecek.

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Yani yeniden değerlendirilmesi gereken, tartışılması gereken bir konu.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Açıkçası, hazır burada bir kapasite var diye böyle bir yöntemi benimsedik.

Şirket yöneticisinden Über kurumsal kullanım tanıklığı

Bugünlerde taksicilerin korsan ilan ettiği Über, tüm sosyal medya ve basın organlarında masaya yatırıldı. Benim gazeteci şansımla konu hakkında en verimli bilgi arkadaş soframıza geldi. Türkiye’nin önde gelen iletişim ajanslarından Manifesto’nun kurucusu ve ortağı Ozan Özkan ile konuşurken etkin bir biçimde Üser kullandığını söyledi.

Über’i oradan oraya giderken kullanan insanları elbette görmüştüm ama Ozan Özkan farklı bir konuya farklı noktadan parmak bastı. Ozan yıllardır şirketinde yöneticilerine özel araç veriyormuş. Özel araçlar için şoför istihdamı da yapıyormuş. Beraber otururken kabaca bir hesap yaptı. Aldığı aracın türüne ve şoförün yetilerine göre bir araç için verdiği para aylık 10 bin liraya gelebiliyormuş.

Özkan sonunda Über kullanımı denemeye başlamış. Şirket yöneticilerinden çalışanlarına kadar Über kullanmaları kararını almış. Gerçekten de aylık ulaşım masrafları bir anda onda bir seviyelerine düşmüş aynı yolu yapmalarına rağmen.

Peki sağladığı avantalar nedir diye sorduğumda açtı ağzını yumdu gözünü: Benzin parası- şoförlük için doğru insanı bulma ve onları istihdam etme sorunu, şirketin yeri veya gittikleri yerdeki park sorunu, şoförün serbest saatlerinde yaptığı kazaların şirket sorunu haline gelmesi… Hiç şirket yönetmemiş biri olarak gerçekten de düşünmediğim, düşünemeyeceğim şeylerdi bunlar.

“Peki Über’i nasıl kullanıyorsun ne kazandırıyor sana” diye sorduğumda yine söyleyecek çok şeyi vardı: Öncelikle 10 dakikanın altında bir Über aracı bulabiliyormuş ki bence çok makul bir bekleme süresi. Şirketten birisi taksiye bindiğinde 20 liralık yere 40 lira yazsa bunu kontrol etme imkanınız yok. Oysa Über ile harita üstünden kimin nereden nereye kaça gittiğini görebiliyorsunuz ve karşılıklı olarak güven ortamı oluşuyor. Über için şirket kartından para yüklenmesiyle çalışanlara yol parasını peşin verebilmeniz, kredi vermeniz de mümkün.

O saymadı ama zaman zaman sizinle politika konuşmak isteyen taksici, küfür eden taksici, sizinle yoldayken size sormadan sigara yakan taksici ile muhatap olmamak da bence işin yağı balı…

Eskiden şirkete araba almanın yerini araba kiralamalar aldığında vay be demiştik… Ne kadar rahatlatan bir olaydı bu bizi… Şimdi işin içine Über’i sokunca, ağız tadıyla yolculuk edeceğiniz bir ortamı 9-10 kat ucuza mal etmek müthiş bir şey.

Büyük kurumsal şirketlerle anlaşmalı taşıma işi yapan özel araçlı kurumlar da var. Ama Über kadar her zaman her yerde değiller. Üstünde tartışılması gereken bir konu bu. Sizler için bir tanıklığı ön plana çıkardım.

Eğer sizin de yaşadıklarınız varsa burada yer vermek isterim

İş Bankası’nın bugünü anlayan mükemmel kumbara fikri

Küçüken benim de kumbaram vardı. Hem de İş Bankası kumbarasından… Ama ben çok sağlamcı adam olmanın ve küçük yaşlarda ekonomiye vakıf olamamanın ceremesini çektim hep. Kumbarama nerede para bulsam koyardım. İçi ağzına kadar dolmadan da açılmasını istemezdim.

İçinde ne kadar para olduğunu asla bilemedim. Kumbara dolarken içindeki parayla 10 tane kitap alınıyorsa açıldığında içinden çıkan parayla bir kitap bir dondurma alınabiliyordu. Çünkü bin enflasyonist bir ülkede yaşıyorduk. O zamanlar bunu anlamama imkan ve ihtimal yoktu. Babam bunu biraz anlatmaya çalıştı ama ben ağladım ben uyurken gizli gizli biri gelip paramı alıyor diye…

O yüzden İş Bankası’nın eski kumbara formunu dijital kumbara yaptığını görünce içim ısındı. Bir anda eski günlere döndüm. 16 yaşındaki oğluma kumbara mevhumunu veremedim çünkü o dünyayı dijital ekrandan görüyor. Ama elinde bu aletten olsaydı, mutlaka olaya farklı bakardı.

Ne yapmış İş Bankası gelin basın bülteninden bakalım:

  • Banka, 18 yaşından küçüklerin dijital yoldan da para biriktirmesine olanak sağlayacak şekilde Dijital Kumbara olarak hizmete sunmuş.
  • Dijital Kumbara’nın kullanılmaya başlanması için İşCep kullanıcısı anne veya babanın çocukları adına vadesiz TL hesabı ve vadeli kumbara hesabı açması yeterli oluyor.
  • İşCep içerisindeki “Dijital Kumbara” menüsü ile cep telefonunun bluetooth özelliği sayesinde Dijital Kumbara’ya anında para gönderilebiliyor. İşCep’ten Dijital Kumbara menüsüne giren İş Bankası müşterileri, telefonlarının bluetooth özelliği ile yakınındaki kumbaraları görebiliyor, para göndermek istedikleri kumbarayı seçip istedikleri tutarı ve iletmek istedikleri mesajı Dijital Kumbara’ya gönderebiliyor. İşCep’ten gönderilen para, Dijital Kumbara’nın ekranında yazılan mesaj ile birlikte görüntüleniyor.
  • Dijital Kumbara sahibi çocuklar, istedikleri zaman kumbaranın dijital ekranından birikimlerini takip edebiliyor. Hatta birikim hedefi de tanımlanabilen Dijital Kumbara’nın ekranından biriktirdikleri tutarı ve hedefe yaklaşma durumunu izleyebilen çocuklar için birikim yapmak daha eğlenceli hale geliyor.
  • Dijital Kumbara’ya fiziksel olarak kâğıt ve madeni para atılması da mümkün. Fiziki para atılan haznenin açılması için şubelere başvuruluyor. Şubelerde Dijital Kumbara’nın içindeki fiziki paralar veliye teslim edilebileceği gibi velinin talimatı doğrultusunda bir mevduat hesabına da yatırılabiliyor.

Çok güzel, çok akıllıca ve bugünün çocuklarını anlayan bir iş. Ttüm emeği geçenleri tebrik ediyorum.

Beni bir anda 6 yaşıma götürüp o parlak gümüş kumbaranın şıkırtısını kulaklarıma getiren, damağımda babaannenin verdiği harçlığı kumbaraya tıktıktan sonra zorla yedirdiği hurmanın tadını uyandıran fikir sahiplerini gönülden kutluyorum…

Netflix yeni müşteriler için fiyat artırdı

Netflix, standart ve premium akış abonelik hizmetleri fiyatlarını yükseltiyor.
Müşterilerin dizi ve filmleri aynı anda iki ekrana kadar HD olarak seyredilmesini sağlayan standart servis, aylık 9.99 dolardan 10.99 dolara yükseliyor. Dört ekranda ultra HD görüntüleme olanağı sunan premium servis, 11.99 dolardan 13.99 dolara çıkıyor. Netflix’in tek ekranda yayın akışını sağlayan, HD veya ultra HD görüntülemeye izin vermeyen temel hizmeti, 7.99 dolar düzeyinde kalmaya devam ediyor.

Söylenenlere bakılacak olunursa bu yeni fiyatlar mevcut müşterilere dokunmayacak.

Şirketin fiyat artırması, düşük karlılık oranının da bir sonucu aslında. Geçen senenin son çeyreğinde 2,48 milyar dolar gelir elde eden şirketin net karı sadece 66 milyon dolar oldu.

Ayrıca Netflix’in kendi çektiği diziler için yaptığı yatırım ciddi boyutlara ulaşarak şirketin en büyük giderlerinden, giderek büyüyen gider kapılarından biri oldu.

Bakalım kim ne kadar yerliymiş…

Türkiye’de milli ve yerli kalkınmaya destek olmak isteyen tüm paydaşları bir araya getirmek için Yerli İşletmeler Derneği – YİDER kurulmuş. Yaptığı ilk iş, şirketlerin milli ve yerlilik endeksini çıkarmak. Adını ‘Mildeks’ koymuşlar bu endeksin ve çıkarılması için Boğaziçi Üniversitesi ile işbirliğine girmişler.

Milli ve Yerlilik Endeksi, milli ve yerliliği ayakları yere basan, sayısal olarak ölçülebilen ve objektif bir tanıma dönüştürecek. Bu sayede Türkiye’nin milli ve yerli kalkınma hedefine bir adım daha yaklaşılacak.

Bu noktada sorunumuz çok enteresan: Biz endeksimize göre 3 milli, 8 yerli diye bakıyoruz bu bizim hayatımıza 5 katkı veriyor 13 para kazandırıyor diye değil. Bizim için Türk patronu ve çalışanları olması (endeks kriterlerini bilmiyorum sanırım buna benzer bir şeylerdir) 55 istihdam yaratması, 85 vergi vermesinden daha değerli diye anlıyorum.. 

Milli ve yerli değerlere sahip çıkılması çağrısında bulunan YİDER Başkanı Erdem Eriş, “Uluslararası serbest piyasada rekabet eden şirketler gibi ülkeler de bir yarışın içinde. Bu yarışta bayrağı kaldırmanın tek yolu milli ve yerli üretim, milli ve yerli kalkınma. Yerli İşletmeler Derneği’nin kurulma amacı olan bu hedef, milli ve yerli üretim ile başarıya ulaşacak olan Türkiye’nin global dünya ekonomisinde daha da etkin bir güç olmasına ve sürdürülebilir büyüme sergileyebilmesine katkıda bulunacak” dedi.

Milli ve yerliliğin önem verilen bir kavram olmasına rağmen net olarak tarif edilemediğine değinen Eriş, “Farklı kişi, firma ve kurumların zihninde farklı tanımlar oluşabiliyor. Bu da milli ve yerlilik gibi hayati bir kavramın havada kalması sonucunu doğuruyor. Biz milli ve yerliliğin ayakları yere basan, sayısal olarak ölçülebilen ve objektif bir tanıma dönüştürülmesi için yola çıktık, ölçemediğiniz bir şeyi yönetemezsiniz. ‘Mildeks’ yani Milli ve Yerlilik Endeksi tüm ilgili kriterler dikkate alınarak akademik olarak hazırlanmış bir algoritma tarafından otomatik olarak hesaplanacak. Hem genel toplamdaki hem alt kategorilerdeki Mildeks puanlarının önemli bir karar verme ve satın alma kriteri olması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de faaliyet gösteren tüm kişi ve kurumları YİDER – Yerli İşletmeler Derneği çatısı altında toplanarak Türkiye markasının yükselişine ve dünya ölçeğinde milli yerli ürün ve hizmetlerin üretilmesi için baz teşkil eden ekosisteme katkı sağlamaya davet ediyoruz” dedi.

Türkiye’de üretilen ürünlerin markalaşması, Türkiye çatı markasının sağlamlaştırılmasının yanı sıra Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirket yatırımlarının, özellikle katma değerli yatırımların artırılmasının önemine de değinen Eriş, “Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı şirketlerin yatırımlarının, özellikle katma değerli yatırımlarının önünü açmamız gerekiyor. Amacımız uluslararası firmaları dışlamak değil, tam tersine uluslararası firmaların Türkiye’ye yaptıkları yatırımları teşvik etmek. Uluslararası firmalar da aynı kriterler dahilinde değerlendirilecek ve platformda hak ettikleri yeri alacaklar” diye konuştu.

Bu noktayı hiç ama hiç anlamadım. Yani nasıl oluyor da Siz şirketleri yerlilik kriterleriyle ölçtükten sonra aynı cümlenin içine yabancı yatırımları artsın yazabilirsiniz? Yerliler bizim hayatımızı şöyle yapacak böyle dünyanın en güzel ülkesi yapacak dedikten sonra… Ekonomiye yerlilik kriteri getirdikten sonra yabancılar da şahanedir demek biraz tuhaf geliyor bana. Yani firmaları ne kadar yerliyse o kadar sevelim ama yabancılar da sürekli para, yatırım ve bilgi birikimi getirsinler buraya… Ne güzel dünya…

Derneğimizden hızlıca operatörlerimizin, Türk olduğu iddia edilen cep telefonlarımızın, Türk olduğu söylenen girişimlerimizin ve yabancı olduğu iddia edilen donanım ve yazılım şirketlerinin ne kadar yerli, hangisinin daha milli olduğunun araştırılmasını istiyorum.

Samsung’un global marka olarak yükseliş grafiği

Samsung Electronics, Interbrand tarafından gerçekleştirilen “En İyi Global Markalar” araştırmasında istikrarlı bir şekilde marka değerini arttırmayı sürdürdüğünü açıkladı. İlk kez 2012 yılında, en iyi 10 marka içerisine giren ve 2016 yılında 7’inci sırada bulunan Samsung Electronics, 2017 yılında 6’ıncı sıraya yükselmeyi başardı. Interbrand’in araştırmasına göre bu yılın başarısı Samsung için özel bir anlam taşıyor. Interbrand, bu başarıyı sağlayan faktörler arasında Samsung’un amiral gemisi ürünlerinin başarılı lansmanlarını ve sürdürülebilir yüksek seviyeli mali performansı işaret etti.

Bu yükselişte sadece telefon değil sattığı TV ve beyaz eşyanın da payı çok büyük.

 

Yeni vergilerle konuşma ucuzluyor internet pahalanıyor

Otomobillerin, gazozlu içeceklerin ve şans oyunlarının yeni vergi oranları ülke gündemine bomba gibi düştü. Ancak her nedense herkesin cebindeki telefonların ve evindeki internetin bu konudan nasıl etkileneceğini kimse yüksek sesle konuşmadı. Bu konuda size eldeki bilgilerden bir derleme yapmak istiyorum.

Yeni vergi tasarısı ile telefon konuşmalarının can düşmanı, 1999 depreminin yaralarını sarmak için gelmiş sonra çok beğenilip asla terk edilmemiş Özel İletişim Vergisi ilk kez değişikliğe uğrayacak.

Bugün fiilen cepten yüzde 25, karasal hatlardan yüzde 15 ÖİV alınıyor. Bu oranlar yeni vergiyle beraber yüzde 7,5’a düşürülüyor. Yani cep telefonu faturalarımızda “en az” yüzde 15’lik bir düşüş bizi bekliyor. Eğer bu düşüşü görmezsek operatörler devletin halk için aldığı bu kararı cepliyor demektir. Eğer böyle bir şey olursa vergilerin inmesi için yıllardır operatörlere verdiğimiz desteğe lanet olsun deme vaktidir.

Yeni vergilerle beraber data ve internet hizmetlerinden alınan yüzde 5’lik vergi yüzde 7,5’a çıkıyor. Neden? Çünkü Turkcell ve Vodafone’un sıkça belirttiği gibi artık daha çok data kullanılıyor. Devlet daha az kullanılmakta olan ses pazarında indirim yapıyormuş gözükse de zıplayarak artan veri pazarından bu parayı misliyle çıkarmayı hedefliyor.

Operatörler ve halk için en önemli kararlardan biri de şu: Yurtdışında gerçekleşen telefon konuşmaları ve data hizmetleri için yurtdışındaki operatöre ödenen bedeller üzerinden KDV ve Özel İletişim Vergisi alınmayacak. Böylece kurumlar yurt dışına verdikleri kendileri hiç görmedikleri para için ÖİV vermeyecek.

Yani tam olarak sevinsek mi üzülsek mi bilemedik teknoloji gözlüğüyle baktığımızda…

Kış saati değişikliklerini neden son dakikaya bırakmamalı?

Yaz saati kış saati polemiği 1960’lardan beri, 50 yıldır ülke gündemini meşgul eden bir konu. 1973 yılında yaz saati kış saatini farklılaşması başlayana kadar halk “neden bunu değiştirmiyoruz” demiş. Sonra keşke saatlerle oynamasak denmiş. Bunlar konu hakkında kafaların düzenli olarak karışık olduğunun en önemli göstergesi.

Ancak bizim çok daha önemli bir derdimiz var: Bugün hayatımızın çok önemli bir bölümünü akıllı sistemler yönetiyor. Cebimizde cep telefonları, elimizde tabletler, kucağımızda bilgisayarlar… Nesnelerin interneti kapsamında birbiriyle konuşup duran aletler var. Örgün ağlar; borsa, havalimanları ve finansal sistemler global dünyanın aktörleriyle her saniye konuşup duruyor. Ve bizim aynı zamanda aynı şeyi konuşuyor olmamız lazım.

Saatler değiştiğinde kolunuzdaki saati ve arabanızın çevrim dışı saatini bir kenara bırakın, hiç saat ayarı yapıyor musunuz? Telefonunuzun, bilgisayarınızın, tabletinizin, üstünde web sitenizin bulunduğu sunucunuzun, evinizdeki oyun konsolunun, hatta uydu sistemlerinizin saatleri otomatik olarak değişiyor. Ve siz bunun farkında bile değilsiniz.

Sizce bu değişiklik Allah’tan mı geliyor? Bakanlar kurulu bir düğmeye basarak mı değiştiriyor bunları? Hayır. Bununla ilgili uluslararası firmalar; Microsoft, Apple, Oracle, Google yapıyor bu değişiklikleri.

Ancak orada çalışan zavallı Willam’ın durumunu bir düşünün: “Gaddemit yine değiştirdiler. Şit değiştirdiklerini değiştirdiler.”

Bunlardan biri bile bizim değişiklik hızımıza şetişemese… Uçaklar, online satış siteleri, telefonumuz ne hale düşer düşündünüz mü?

Lütfen şunu son dakikaya kalmadan değiştirin.

Lütfen küresel trendleri takip edin ve herkes ne yapıyorsa onu yapın.

Devletler küresel teknoloji devlerine karşı ayaklanıyor

Biz dünyanın teknoloji devleri bizim hakkımızı yiyor, bizim ürettiğimiz içerikler, bizim hayata geçirdiğimiz şeylerle kendi para kazanma yollarını geliştiriyor bize bir şey vermiyor derken… İşin içine Amerika dışındaki dünya devletleri girdi.

Rusya’nın Federal Bilgi Teknolojileri ve Kitle İletişimi Denetleme Kurumu Başkanı Aleksandr Jarov, kişisel verilere ilişkin yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Facebook’un engellenebileceğini söyledi.

Rusya daha önce Linkedin’i engelledi. Sırada Facebook var. Sonrasında Google ve Microsoft’un geldiğini konuşuyor herkes. Rusya ülkesindeki kanunların herkes ve her kurum için istisnasız geçerli olduğunu söylüyor.

Bunların temelinde Rusya’da 2015’te yürürlüğe giren kanun ve onun söyledikleri var: Ülkedeki yabancı şirketlerin Rus vatandaşlarına ait kişisel bilgileri Rusya’daki sunucularda tutması gerekiyor.

Bunlar Türkiye’de de tartışılıyor. Hatta AB ülkelerinde de. Ama Amerikan devleri bu konuda iyice köşeye sıkışmaya başladı. Ya küçük ülkeler beni kapatırsa kapatsın diyecekler ya da onların söylediği gibi dataları ülke içinde tutmaya başlayacaklar.

Ama buradaki temel sorun çok önemli: Rusya ve bizim gibi ülkeler bu datanın neden ülke içinde kalmasını istiyor? Başkaları bakamasın diye mi? Bunu düşünmek çok çocukça olur. Adamlar öyle ya da böyle bu bilgilere bakacaklardır sonuçta altyapıyı kendileri kuruyorlar.

Peki acaba devletler bu sitelere girenleri, orada olan bitenleri kendi ülkelerinin kanunlarıyla hop deyince hemen inceleyebilmek mi istiyorlar? Bu çok daha feci olur o şirketler için bir daha kimse güvenmez onlara.

İşte tüm bu şarlar içinde küresel teknoloji markalarını, özellikle de bilgi toplayanları çok zor günler bekliyor.

Ucunun biz son kullanıcılara öyle ya da böyle dokunmayacağını düşünmek büyük saflık olur.

Vodafone’dan nesnelere dar bant geniş kapsama

Vodafone, Dar Bantta Nesnelerin İnterneti (NB-IoT) teknolojisini Türkiye çapında kullanıma sundu. Vodafone Türkiye’nin mevcut lisanslarını kullanarak 4.5G şebekesi üzerinden Türkiye’nin 81 ilinde aynı anda hizmete aldığı 5G’nin öncü teknolojisi NB-IoT sayesinde, milyonlarca makinenin düşük güçle her yerde şebekeye bağlanması mümkün olacak.

Dar bantta Nesnelerin İnterneti teknolojisini ilk olarak geçen yıl düzenlenen Vodafone Dijital Dönüşüm Zirvesi’nde Türkiye ile tanıştırdıklarını hatırlatan ve bir yıl içinde bu teknolojiyi tüm Türkiye’de kullanıma açmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirten Vodafone Türkiye Teknolojiden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Mallik Rao, şunları söyledi:

“Tüm dünyada yeni nesil genişbant teknolojilerinin gelişimine öncülük eden Vodafone olarak, Dar Bantta Nesnelerin İnterneti’nin geliştirilmesinde de önemli rol oynuyoruz. 5G’nin öncü teknolojisi olarak kabul edilen NB-IoT teknolojisini mevcut 4.5G şebekemiz üzerinden Türkiye’nin 81 ilindeki abonelerimizin kullanımına sunarak, 5G yolunda ilk somut aksiyonu alan operatör olduk. Bu teknolojiyle çok daha fazla cihazı Nesnelerin İnterneti’ne bağlamak mümkün olacak. Sayaçlar, sensör izleme, demirbaş takibi gibi birçok alanda kurumsal uygulama ihtiyacına yanıt veren NB-IoT teknolojisi; akıllı şehircilik, akıllı tarım ve Endüstri 4.0 için önemli faydalar sağlayacak. Vodafone olarak, bir yandan Türkiye’nin en geniş 4.5G kapsamaya sahip operatörü olarak şebekemizi geliştirirken diğer yandan Türkiye’nin 5G vizyonu doğrultusunda en yeni teknolojileri abonelerimizle buluşturmaya devam edeceğiz.”

Uzun pil ömrü gerektiren ve ulaşılması güç alanlarda bulunan nesneler için düşük enerji ile yüksek kapsama sağlayan Dar Bantta Nesnelerin İnterneti (NB-IoT) teknolojisi, mevcut mobil şebekeler üzerinde de kullanılabiliyor. Kapsamanın zor olduğu alanlarda bile milyonlarca cihazın iletişime devam edebilmesini sağlayan ve düşük güç harcayarak cihazların pil ömrünü 10 yıla kadar uzatan NB-IoT teknolojisi, özellikle sanayide büyük ilgi görüyor.

Aile boyu şarj dönemi

TPlink, yeni powerbank modeli TL-PB20100’ü Türkiye’de satışa sundu. 20100mAh kapasiteye sahip olan ürün, taşınabilir bir ‘güç santrali’ özelliğinde. Güçlü pili sayesinde bir ailenin yedek şarj sorununu tek bir cihazla çözmeye aday olan ürün, ayrıca doğa sporlarını sevenler, gezginler, birden fazla cihazı yoğun kullananlar için de ideal bir yol arkadaşı.

Çift bağlantı girişine sahip olan TL-PB20100 ile aynı anda iki cihaz şarj edilebiliyor. TP-Link’in diğer powerbank modellerinde olduğu gibi Ally serisinin bu yeni üyesinde de LG’nin Premium serisi piller kullanılıyor. Bu nedenle hem güvenli, hem uzun ömürlü olan powerbank, aynı zamanda soğuk havalarda da yüksek performans sunabiliyor. Çok yüksek pil kapasitesi sayesinde uzun yolculuklarda, doğada kampta vb ortamlarda akıllı cihazların şarj sorununa çözüm sunan TL-PB20100, tam dolu iken ve normal koşullarda iPhone SE’yi 10.5 kez, iPhone 6S’i 8.7 kez, Galaxy S7’yi  5.7 kez, iPad Pro 9.7 inç’i 2.3 kez tam olarak şarj edebilecek güce sahip.

TP-Link’in yeni powerbank’ı akıllı şarj teknolojisine sahip. Ürünün her iki çıkış yuvası da bu teknolojiyi desteklediğinden büyük pile sahip olan tablet bilgisayarlar da çok hızlı ve güvenli bir şekilde TL-PB20100 ile şarj edilebiliyor. Akıllı şarj teknolojisi, powerbank’a bağlanan cihazın piline uygun şarj gücünü otomatik olarak ayarlıyor. Bu sayede küçük pile sahip giyilebilir cihazlardan büyük pile sahip tabletlere kadar geniş bir ürün yelpazesine şarj desteği sunuluyor. TL-PB20100, akıllı şarj teknolojisi ve 5V/2.4A ultra şarj hızı sayesinde cihazları yüzde 65 daha hızlı şarj ediyor.

TP-Link’in diğer powerbank’ları gibi güvenli bir ürün olan TL-PB20100, şarj ettiği cihazları ve kendini koruyan çeşitli testlerden geçmiş ve sertifikaya sahip. Cihazda kısa devre, aşırı akım, aşırı şarj, fazla ısınma gibi koruma ve güvenlik özellikleri bulunuyor.

IOS, Android, Windows ve diğer USB şarjlı cihazlarla uyumlu olan powerbank, akıllı cihazlar, tablet bilgisayarlar, akıllı giyilebilir ürünler gibi büyük ya da küçük batarya ile çalışan cihazları şarj edebiliyor. Ayrıca cihaz üzerinde yer alan LED fener sayesinde, powerbank el feneri olarak da işlev görüyor.

TL-PB20100 model powerbank’in tavsiye edilen satış fiyatı 159 TL (KDV dahil).

NOT: Bu ürünü bizzat kullanıyorum. Gerçekten de çok hızlı ve bir gecede masadaki herkesin cihazını şarj edip geriye de ne olur ne olmaz enerjisi kalıyor. Eğer bir büyük şarj kullanacaksanız bunu mutlaka alın…

Turkcell Lifecell ile konjonktür yaratacak

Turkcell içinde ses ve SMS olmayan Lifecell isimli yeni bir yaklaşım yarattı. Artık içinde veriden başka bir şey olmayan bir paket var. Ama iş bu kadar basit değil. Detaylarını sizin de tartışmanıza açmak istiyorum.

2000’li yılların başında Turkcell’de çalışan dostlarımızla konuşurken sürekli konuşma özelliğinin karşısındaki tehditlere karı korkularını dile getiriyorlardı. Ya konuşmaya alternatif yollar üretilirse?.. Neden öncesinde yoktu da 2000’li yıllarda bu korku onları sardı? Çünkü 2000 yılında bayta Avrupa olmak üzere tüm dünyada 3G konuşulmaya başlandı.

Sonrasında bu korku yavaş yavaş kendini unutturmaya başladı. Bir şekilde 2000’li yıllar, bazı merdiven altı sabit hatçılar dışında sesin yerini alacak bir teknolojiyle ön plana çıkmadı. Evet Skype vardı, Microsoft’un Google’ın uygulamaları vardı ama bunlar kullanıcıya sadece veriyle yaşayabilecekleri bir haberleşme konforu vermiyordu.

2010 yılında 4G’nin telekomünikasyon hayatına girmesiyle birlikte bu tip uygulamalar arttı ancak o zamanlardan sonra da şirketlerde ya sesi ikame edecek veriyle kullanılan uygulamalar gelirse korkusu kalmadı. Çünkü başta Turkcell gibi şirketler olmak üzere birçok önde gelen kurum buna karşı önlemlerini aldı ve sırtını kolay ses pazarına dayamak yerine data erişiminin şirketleri olmaya başladı. Turkcell bunu yeni genel müdürü Kaan Terzioğlu’nun gelmesiyle birlikte net bir biçimde, açık yüreklilikle ilan etti zaten.

Turkcell bu alana girmek istediği andan itibaren farklı adımlar atmaya başladı. Örneğin yıllarca derin bir sessizlikte duran müzik uygulamasını canlandırıp, yükseltip, pahalı paketlerin içine ücretsiz olarak koyma suretiyle herkesin bir şekilde kullanmasını sağlamaya çalıştı. TV+ güzel bir hayalden çıktı herkesin kullanmak isteyeceği, kullandıkça mevcut verilerinizden yemeyen bir hale getirdi. Dergilik vardı içinde birkaç yayın olan. Onu geliştirdi, herkesin okumak isteyeceği, içine dergi koyanların para kazanmasını isteyeceği bir şekile soktu. Hatta gazetelerle yepyeni bir hale getirdi.

Tüm bunlarla Turkcell’in hem veri kullanımı arttı hem de hizmetler artık kendi parasını kazanan olgun ürünler haline dönüştü.

‘ATAR’lı Ar-Ge zamanı

Türkiye’nin Ar-Ge gücünün en değerli örneklerinden biri olarak Innovera tarafından geliştirilen ATAR (Automated Threat Analysis and Response), uluslararası pazarlarda varlığını derinleştirmek üzere Diffusion Capital Partners’tan (DCP) Türkiye tarihinin en büyük çekirdek yatırımlarından birini aldı ve ATAR Labs adı ile şirketleşti.

Yeni vizyonunu küresel liderlik olarak belirleyen ATAR Labs, Türkiye’nin yanı sıra BAE, Kıta Avrupası ve İngiltere ofisleri ile çok uluslu bir operasyon başlatmaya hazırlanıyor. 2,5 milyon Euro’luk çekirdek yatırımla kurulan ATAR Labs’in liderliğini Innovera ortaklarından Burak Dayıoğlu, CEO olarak üstleniyor.

Güvenlik Operasyon Merkezlerini (SOC) daha hızlı, esnek ve akıllı bir yapıya kavuşturmak üzere geliştirilen ATAR’ın başarısını tüm dünyaya yaymayı amaçladıklarını ifade eden Dayıoğlu; “Hızlı dijitalleşme ile birlikte siber güvenlik kurumların ve ülkelerin en önemli güvenlik maddesi haline geldi. Bu anlamda Güvenlik Operasyon Merkezleri kritik ve zorlu bir role sahip. Sayıları kimi zaman günde 4.000’i bulan siber alarmları incelemeye ve yanıtlamaya çalışan bu merkezleri desteklemek üzere geliştirdiğimiz ATAR, Türkiye’deki başarısı ile kendini kanıtladı. Şimdi Diffusion Capital Partners’ın sağladığı 2,5 milyon Euro değerindeki yatırımla ATAR Labs’i bağımsız, rekabetçi ve yenilikçi bir kurum olarak küresel arenaya sunuyoruz. Dünyanın dört bir yanındaki ofislerimiz ve iş ortağı ağımızla Türkiye’de doğmuş bu güçlü teknolojiyi tüm dünyanın hizmetine sunmaya hazırlanıyoruz. 10 yıllık bir teknoloji şirketi olan Innovera’dan aldığı güç ve birikimle ATAR Labs’in yeni yolculuğunda hızlı bir başarı ivmesi elde edeceğine inanıyorum” dedi.

 

ATAR, kuruluşların farklı siber güvenlik ürünleri ve kabiliyetlerini bir arada çalıştırmaya imkan tanıyan yenilikçi bir siber güvenlik teknolojisi. Bu sayede kurumlar birbirinden farklı ürünler kullanıyor olsa dahi tek bir siber güvenlik çözümü ile etkin ve hızlı sonuçlar elde ediyor.

ATAR’ın Türkiye’nin uluslararası arenadaki gücüne ve itibarına katkı sağladığını ifade eden Dayıoğlu; “Günümüzde ülkelerin ve kurumların rekabetçiliklerini koruyabilmeleri için katma değerli teknoloji ve ürün geliştirmeleri gerekiyor. Kendini teknoloji üretmeye adamış bir ekibin ürettiği ATAR bu anlamda Türkiye’ye önemli bir değer kazandırıyor. Oluşturduğu bu değerin sonucunda da Türkiye’nin ilk teknoloji transferi hızlandırıcı ve tohum sermaye fonunu yöneten DCP’den Türkiye tarihindeki en büyük çekirdek yatırımlarından birini aldı. İnanıyoruz ki ATAR Labs, küresel ölçekte yeni başarılara imza attıkça ülkemiz için oluşturduğu değer ve sağladığı katkılar da artacak” şeklinde konuştu.

ATAR Labs’in sunduğu ATAR siber güvenlik robotu siber saldırıların hızına ve hacmine yetişemeyen kurumlara destek oluyor. ATAR savunma robotu, ona öğretilen saldırı reflekslerini otomatik olarak işletiyor. Böylece ATAR bir güvenlik operasyon merkezi içerisinde sık tekrarlanan işlemleri bir insan uzmana gerek kalmaksızın işletebiliyor. Böylece toplam alarm işleme yükünün %30-40’lık bölümü robotla karşılanırken, ATAR’ın sağladığı vaka inceleme ve yanıtlama imkanları operasyon merkezi uzmanlarının 15-20 kat daha hızlı analiz ve çözümleme yapmasına imkan sağlıyor.

Denizin altındaki elektriği robotlar kontrol edecek

UEDAŞ, Denizaltı Robotu ile arızalara müdahale ederek, kesintileri gerçekleşemeden önlemeyi amaçlıyor. Robot, yüksek çözünürlüklü kamerası ile deniz altındaki elektrik kablolarında oluşabilecek olası sorunları UEDAŞ merkezine aktaracak ve hızla müdahale edilecek.

UEDAŞ’ın hizmet bölgesinde yer alan; Avşa, Cunda, Paşalimanı, Ekinlik, Gökçeada, Bozcaada ve Marmara adalarında yaklaşık 50 kilometre uzunluğundaki hizmet kalitesini artırmak amacıyla hayata geçirilen Ar-Ge projesinde, deniz altındaki elektrik hatlarında oluşabilecek olası arızalara robotla müdahale edilebilecek. Söz konusu adalarda hali hazırda yaklaşık 30 bin kişiye elektrik sağlanıyor. Bu sayı yaz aylarında 300 bin kişiye kadar çıkabiliyor.

 

Oluşturulan ilk örnek Denizaltı Robotu ile Bozcaada açıklarında keşif ve inceleme çalışmaları yapan UEDAŞ Ar-Ge ekibi, dalgıçlar eşliğinde elektrik kablosunun sonar ile tespiti, kamera ile görünmesi gibi çalışmalar için saha uygulamasını gerçekleştirdi. Toplam bütçesi 1 milyon TL olan Denizaltı Robotu Projesi, ODTÜ Teknokent’te yer alan Desistek firmasının ortaklığıyla hayata geçiriliyor.

UEDAŞ’tan yapılan açıklamaya göre, üretilecek denizaltı robotunun güçlü itici motorları ile 250 metre derinlikte dahi çalışabileceği, yüksek çözünürlüklü kameraları ve sonar sistemleri ile operatöre ve veri işlem merkezine anlık görüntü ulaştıracağı aktarıldı. Ayrıca cihazın gelişmiş teknik özelliklerle donatıldığı, dâhili konum belirleme modülü ile haritadan işaretlenen kablo güzergâhını oto-pilot özelliği ile denizaltı robotunun dışarıdan müdahale olmadan dolaşacağı kaydedildi.

iPhone sayesinde Turkcell baz istasyonlarından kurtulacak mı?

Apple’ın yeni işletim sistemini ilk kuranlaran biri olarak orasını burasını kurcalarken bir anda enteresan bir özellik gözüme çarptı: Ekranda operatör isminin, Turkcell yazan yerin yanında LTE değil WiFi yazıyordu.

İlk baktığımda bunu kozmetik bir değişiklik olarak algıladım. Öyle ya eskiden WiFi logosu vardı, sonrasında WiFi yazısı da çıkmıştır diye düşündüm. Ancak biraz kurcalayıp interneti karıştırıp birkaç kişiyle konuşunca konunun o kadar basit olmadığı ortaya çıktı. Ben evde Turkcell Superonline kullanıyorum. Turkcell evdeki hattım üstünden konuşturuyordu beni, baz istasyonunu kullanarak değil… Zaten konuşma kalitesi, karşıdakine bağlanma hızı gibi şeyler de aslında pozitif bir değişiklik olduğunu çok net bir biçimde gösterdi bana.

Turkcell bun 2017 yılının Ocak ayında duyurdu.Ama nedenini anlamadığım biçimde çok fazla üstüne gitmiş gözükmüyor sonradan yazacağım getirilerini göz önünde bulundurunca. Vodafone da çok bağırmadan iletişimini yapmış bunun.

Turkcell, sonradan araştırınca bulduğum tanıtımlarında bunların Phone 6, 6 Plus, 6S, 6S Plus, 7, 7 Plus, SE ile; Samsung S6, S6 Edge, S7, S7 Edge, S8, S8 Plus, Note 5 ile; LG K10 (2017 model), G4, G5, G6, V20 ile; General Mobile 5 Plus ve Turkcell T80 ile uyumlu çalışabildiğini söylüyor. Buna geçmek tamamen ücretsizmiş.

Yine minik bir araştırmayla bulduğum üzere bu özellik iOS 10’dan beri destekleniyormuş ama buna geçmek için bazı ayarlar yapmak şartmış. Yeni işletim sistemi bunu ekstra ayar yapmadan kullanabilmemizi sağlamış. İsterseniz kapatabiliyorsunuz. İyi de niye kapatasınız ki?

Şimdi bunun aslında ne kadar önemli bir gelişme olduğunu, nelere gebe olduğunu TKNLJ formatında sizlerle paylaşmak istiyorum:

  • Bu sistem sayesinde evinizin çekmeyen alanı kalmayacak. Benim ev yüksek bir apartman dairesi olduğu için çok baz istasyonunu aynı anda görüyor ve bazen evin bazı bölümlerinde ciddi bağlantı problemleri yaşıyorum. Bu sayede, evin her tarafında ciddi WiFi olduğu için hiçbir çekme problemim kalmadı. Artık kesilmiyor.
  • Özellikle iş yeri ve otellerde bazı yerlerde telefonun çekmesinin sağlanması için ciddi cihaz yatırımı yapılıyor. Bu cihazlar küçük baz istasyonları gibi çalışıyor. Ama bunları kurmak ciddi maliyet yaratıyor. Düşünün bunu WiFi ve modemlerle çokladığınızı. Maliyette ciddi bir azalma ve ses kalitesinde artış olacaktır. İnsanlara her yerde internet verebilmeniz de cabası…
  • Ben operatörlerin bunu neden bağırmadığını çok merak ediyorum. Çünkü günümüzde cep telefonu kullanıcı sayısı arttığı için baz istasyonlarının sayısı ve kalitesinin artması gerekiyor. Oysa insanlar evinde kendi internet bağlantılarından kullansalar baz istasyonlarının yükü ciddi bir biçimde azalır ve operatörlerin maliyetleri azalırken kalitesinde artış olur. Kesinlikle olur.
  • Ben operatörlerin bunu zaten şu anda bağırdıkları dörtlü oyun kapsamında neden bir araç olarak kullanmadıklarını merak ediyorum. İnsanlara telefon hattı mı satıyorsunuz? Evlerine bağlantı satmaya da çalışın. Hatta ciddi indirimler verin. Çünkü onlar sizin her sene deli gibi para döktüğünüz baz istasyonlarını rahatlatacaklar. Yani adama TV+ satmaya çalışmak yerine internet satın. İnternet satabildiyseniz TV+’ı bedavaya verin. Kazanç o kadar net ki…
  • Ben yine operatörlerin yerinde olsam yemeyi içmeyi bırakır bunu otellere pazarlamaya çalışırdım. Çünkü oteller, yapılarının her yerinde telefonların çekmesi için bu kadar çok para vermeye razıyken, otellerin birçoğu baz istasyonlarının az olduğu turistik bölgelere konumlanmışken… Otellere saldırmamak, bunun iletişimini yapmamak bana çok acayip geliyor.
  • Şimdi konuştuğum, Türkiye’nin en büyük otellerinde üst düzel yöneticilik yapmış ve yapan bir arkadaşım, bina içi baz istasyonları için operatörlerin otellere para verdiğini anlattı bana daha iyi çekmek adına. Bu ücretler de senelik binlerce doları buluyormuş. Peki bu yeni sistem yaygınlaştığında ücretsiz internet vermezler mi acaba? Bunu da düşünmek lazım.
  • Statlarda mutlaka görmüşsünüzdür üstünde baz istasyonu olan minibüsler getirilir. Acaba bunun yine etkin olarak verilecek WiFi ile sağlanması mümkün olamaz mı? Farklı sebeplerle Vodafone Park’a da Türk Telekom Arena’ya da gitmedim. Acaba orada telefonlarını deneyen arkadaşlar bizi bilgilendirebilir mi ekranlarında çıkan yazılar için?
  • Bu arada Apple bunu kendiliğinden çalışan bir hizmet olarak sunmasa, 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi bunu telefonuma kurmak. Sanırım operatörler Apple’a borçlular bunun için.

Farklı bir dünya bizi bekliyor. Son kullanıcı olarak bizim hayatımıza sadece kalite mi katılacak yoksa bunları kullanmamız için operatörler farklı havuçlar deneyecek mi göreceğiz yakın zamanda…

Halk herkesi gözetleyip polise şikayet edecek. Bittik biz…

Amerika’nın yeni eğlencesi. Orada suçluları takip etmek için uygulamalar çıkarılıyor. Birisinin bir olaya karıştığı rapor ediliyor. Ardından o kişinin görüldüğü yerler ve yaptıkları halk tarafından uygulama içine yazılıyor. Halk da bu alanı elinden geldiğince görebildiğince besliyor.

Aslında buna bir güvenlik uygulaması demek doğru mu bilmiyorum. Zira o ülkenin şartlarına bakalım: Ülkenin milli sporu araba takip sahnelerini canlı yayından izlemek. Mesela bir araba polisten kaçıyor ve tüm ülke televizyonlarının .aşına geçerek saatlerce otoyollarda adamın nasıl kaçtığını, polisin nasıl yakaladığını seyrediyorlar.

Bu bahsettiğimiz uygulama da aşağı yukarı b.u tadı veriyor aslında Amerikan halkına. Hatta bir adım ötesine gidiyor ve sizi de oyunun içine çekiyor. Siz olayı daha etkileşimli hale getirerek sizin oradan geçtiğini filan söylüyor, hem seyrediyor hem de etrafınızı kolluyorsunuz.

Olayın ulvi yanlarını bulmaya çalışsak başarılı olabilir miyiz bilmiyorum. Yani gerçekten ABD polisi kendine gelecek bu tip ihbarlarla halkı daha güvende tutar mı? Yakalayamadığı, eldeki kamera ve benzeri gelişmiş sistemlerle bulamadığı teröristleri halk sayesinde yakalar mı?

Bunun doğru olduğunu varsayalım. Peki halkın olur olmaz bir sürü adamı çocuk tecavüzcüsü, terörist veya kaçak ilan etmeyeceğini bilebilir miyiz? Bunun kesinlikle olmayacağına emin miyiz?

Cep telefonundaki bu tip uygulamalar gerçekten çok kötü bir yere doğru götürür bizi. Bunları hayata geçirirken ya da pazarlarda satışını onaylarken birkaç kez düşünmek durumunda insanoğlu. Şu anda eğlencesine onaylıyoruz ve kullanıyoruz ama sonrasında başımıza çok bela açacak…

Türk Telekom’dan 450 TL zam

2005 yılında Türkiye’de yönetimi ve sahipliği değişen Türk Telekom, sendikalı işçileriyle 12. dönem Toplu İş Sözleşmesini imzaladı.

Anlaşma 12 bin çalışanı kapsıyor. Yani neredeyse mobil rakiplerinin toplam çalışanları kadar bir kitle. Daha önce bu toplu sözleşmeler için grevler yapıldığını da görmüştük. Ama bu sefer olay hızlı ve tatlı bir biçimde halledildi.

Toplu iş sözleşmesi,  T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Türk Telekom CEO’su Dr. Paul Doany, Türk Telekom İnsan Kaynakları, Regülasyon ve Destek Genel Müdür Yardımcısı Şükrü Kutlu, Türk-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Ergün Atalay, Türkiye Haber-İş Sendikası Genel Başkanı Veli Solak ile diğer sendika ve kurum temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen törende imzalandı.

Verilen zam oranları sendikayı mutlu etmişe benziyor. Nedir bu oranlar diye soracak olunursa:

  • İlk altı aylık dönem için seyyanen 325 TL,
  • İkinci altı aylık dönem için seyyanen 125 TL,
  • Üçüncü ve dördüncü altı aylık dönemler için ise yüzde 4 oranında zam yapılmasına,
  • Yine üçüncü ve dördüncü altı aylık dönemdeki TÜFE enflasyon oranının yüzde 4’ü aşması halinde, aşan kısmın ücretlere ilave edilmesine karar verildi.
Şirketin şu anda 34 bine yakın çalışanı var. Özelleştirmeden önce hantal diye adlandırılan yapısıyla 50 bini aşkın çalışana sahip olduğu dönemlere oldu. Özelleşmeden sonra istihdam yaratacağı söyleniyordu. Şu anda ilk yıl 450 TL zam almayı onaylamış 12 bini aşkın sendikalı ve 21 bini aşkın sendikasız çalışanı olan bir şirket…

Turk.Net kotasız internetin sırrını açıkladı

TurkNet, Türkiye’nin her yerindeki aboneleri için AKN’yi (Adil Kullanım Noktası) kaldıran ilk operatör oldu. AKN’siz internet dönemi TurkNet Genel Müdürü Cem Çelebiler ve Bireysel İş Birimi’nden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinan Kurmuş’un katıldığı basın toplantısıyla duyuruldu. Toplantıda konuşan Genel Müdür Cem Çelebiler, internetin ilk gününden beri içinde barındırdığı paylaşım, açıklık ve fırsat eşitliği değerlerini benimsediklerini, bu değerleri yaşattıkları ölçüde işlerinde başarılı olacaklarına inandıklarını belirtti. Herkesin hız, limit, kota düşünmeden gönül rahatlığıyla internet hizmetlerinden yararlanması misyonuyla hareket ettiklerini söyleyen Çelebiler, “Önce taahhüdü kaldırarak kullanıcılara seçme ve memnun kalmadığında hizmetini değiştirme şansı sunmaya başladık. Şimdi de tüm Türkiye’deki müşterilerimizi ve TurkNet’e yeni gelecek herkesi AKN’siz internetle buluşturuyoruz. TurkNet’liler artık AKN hız sınırlamasına takılmayacak. İnternet kullanıcısı olarak bizler bir servis sağlayıcıdan ne istiyorsak müşterilerimize de onu sunuyoruz. Kendini müşterilerimizin yerine koyabilen, en yetkin, en yenilikçi insanlarla çalışarak yepyeni çözümler üretiyoruz, yaratıcı fikirlerle sektör ve teknolojinin sınırlarını genişletiyoruz. Biz internet çağının bireyleriyiz” diye konuştu.

Cem Çelebiler ilk adımı, 2016 Mart ayında, o dönem Türkiye’deki ortalama kullanımın yaklaşık üç katı olan 150 GB AKN’li interneti ve her yönde ayda 1.000 dakika telefon hizmetini tüm müşterilerine taahhütsüz olarak ayda 59,99 TL’ye sunarak attıklarını söyledi. İkinci adım olarak, Yerel Ağın Paylaşıma Açılması (YAPA) uygulamasıyla, sadece bakır kablolar gibi pasif bileşenleri kiralayarak, kendi aktif altyapıları üzerinden kullanıcılarına ulaşmaya başladıklarını, böylece maliyetlerinde önemli bir düşüş sağladıklarını anlatan Çelebiler, “üçüncü adım olarak, bu maliyet düşüşü ile 20 Nisan’dan itibaren aktif altyapıda bulunan TurkNet abonelerinin, AKN’siz internet kullanmasını sağladık. Dördüncü adımda yaz boyunca aktif altyapıda olmayan tüm müşterilerimizin AKN’lerini 250 GB’ta çıkartarak altyapımızı test ettik” diye konuştu. Testlerde kullanımların anlamlı bir şekilde arttığını, uzun yıllardır planlı yatırımlarla büyüyen altyapılarının da bu artışı kolayca kaldırdığını belirten Çelebiler “son adım olarak tüm mevcut ve aramıza yeni katılacak müşterilerimizin AKN’siz internet keyfi yaşamaya hazır olduğuna karar vererek, AKN’yi tamamen kaldırdık” diyerek sözlerine son verdi.

TurkNet, aktif altyapısı kapsamındaki müşterilere herhangi bir fiyat farkı olmadan AKN’siz ve taahhütsüz 100 Mbps’e kadar yüksek hızlı internet hizmeti veriyor. Aktif altyapısı dışında kalan bölgelerdeki yeni müşterilere ise yine AKN’siz ve taahhütsüz 35 Mbps’e kadar hız sunuyor. TurkNet Bireysel İş Birimi’nden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinan Kurmuş, “35 Mbps ile eş zamanlı yedi tane HD kalitesinde film izlenebilir. Pratik olarak evde çocuklar internette oynarken, ebeveynler ayrı ayrı film izleyebilir, eve gelen misafirler cep telefonlarıyla sosyal medyada gezinebilir, bu sırada da bir uygulama güncellenebiliyor olabilir” diye konuştu.

TurkNet’in kapattığı AKN neydi?

AKN, Adil Kullanım Noktası’nın kısaltmasıdır; Adil Kullanım Kotası (AKK) ya da yanlış da olsa kota olarak da bilinir. AKN’li hizmet alan bir kullanıcının kullanım hızı, indirdiği veri AKN sınırına geldiğinde bir dahaki AKN dönemi başlangıcına kadar yavaşlar. AKN dönemleri aylıktır. Bugün kullanıcıların büyük bir kısmı 50 GB ve altında AKN’si olan hizmetleri kullanmaktadır. Yani bu kullanıcıların bağlantı hızları, 50 GB veri indirdikten sonra düşmektedir. 1 Mayıs 2017 tarihine kadar AKN sınırına gelen kullanıcıların hızları, sözleşme hızları ne olursa olsun 2 ya da 3 Mbit/saniyeye düşürülmekteydi. Mayıs ayında BTK tarafından yapılan düzenlemeyle hız düşüşü sözleşmede alınan hıza göre belirlenmeye başladı. Ayrıca 1 Mayıs 2017 sonrasında sabah 02:00 – 08:00 arası yapılan kullanımlar AKN kapsamından çıkartıldı.
Tarifedeki İndirme Hızı – Üst Sınır BTK Düzenlemesine Göre AKN Sonrası Asgari Hızlar TurkNet’te Ay Boyunca 7 x 24 Hızlar
8 Mbit/sn 3 Mbit/sn ——-
16 Mbit/sn 5 Mbit/sn 16 Mbit/sn
24 Mbit/sn 8 Mbit/sn ——-
35 Mbit/sn 16 Mbit/sn 35 Mbit/sn
50 Mbit/sn 24 Mbit/sn 50 Mbit/sn
75 Mbit/sn 24 Mbit/sn 75 Mbit/sn
100 Mbit/sn 24 Mbit/sn 100 Mbit/sn

iPhone “lansman sonrası konuşma” analizi

Klasik iPhone lansmanı yapıldı. Konuyla ilgili haberi ve fikirlerimi yazdım. Şimdi iPhone sonrası konuşmaları ve algı değişikliklerini maddeler halinde TKNLJ formatında sizlerle paylaşmak istiyorum:

  • iPhone modelleri her zamanki gibi kuş kondurmadan, piyasadaki benzerlerinin kimi özellikleriyle bezeli bir biçimde piyasaya sunuldu. Uçuk bir özellik ya da şaşırtıcı bir fiyat indirimi yapılmadı.
  • Türkiye’den de gazetecilerin seçilmiş bir kısmı lansmana giderek oradan ürün tanıtımını vurgulu bir şekilde yaptı. Türkiye’dekiler, lansmana gidecek kadar seçilmemiş olanlar oturdukları yerden lansmanı önlerine açarak videolarla neler olup bittiğini anlattılar.
  • Bunlara kızmadan ya da övmeden önce başka hangi telefon modellerinin böylesi bir “bahis yaratma” gücü olduğuna bakalım. Eğer benim gördüğüm gibi “diğer telefonların böyle bir gücü yok” diyorsanız; bunun sebeplerini tartışmak dururken “bunu yapanlar da çok fanboy” gibi gereksiz yorumlara giriyorsanız olaya düşünce gücüyle yaklaşmıyorsunuz demektir.
  • “Bir telefona bu kadar para verilir mi” sorusu bana çok komik geliyor. Verilmez diyelim. Peki bu sonuç bize ne kazandıracak? Oysa bizim şunları tartışmamız lazım: Adamlar bunu niye alıyor ve bu parayı vermek için neden şartlarını sonuna dek zorluyorlar?
  • Otomobil kullanırken sınıf atlayabilmek için belli başlı büyük markalara yönelmeniz lazım. Bu da size 100 bin euronun üstünde bir maliyet çıkarıyor. Oysa 1.500 euroya sınıf atlama imkanı buluyorsunuz. Bunu da taksitle yapabiliyorsunuz. Bu size çok saçma mı geliyor?
  • Mesela bir otomotiv yazarının çıkarak “o paraya araba mı alınır, onun torkunun aynısını şu paraya alabiliyorsunuz” diye bir yazı yazdığını hatırlamıyorum. Arabanın üstünde taşıdığınız logo size birçok yerde birçok kapıyı açıyor. Gün boyu elinizde dolaştırdığınız telefonun logosu bunu niye yapmasın?
  • Telefonları alanlar “kamera stabilizasyonu bir tek iPhone X üstünde var” diyerek almıyor ki… Gerçekten motivasyonu bu olan hiçbir iPhone kullanıcısına rastlamadım. Rastlayan varsa tanışmak isterim.
  • Bizim teknoloji basını, teknoloji basını olduğu için olayı teknolojik yönden inceliyor. Cümlenin içinde çok teknoloji kelimesinin geçmesi sizi rahatsız etti biliyorum ama olay bu. Oysa iPhone’da bunun ötesinde bir şeyler var. “Ne onlar çabuk söyle” demeyin olmasa neden alsınlar ki o kadar mı aptal insanlar?
  • Lansmanın hemen ardından Türk operatörler ve hatta CEO’ları sosyal medyadan biz fiyatı satış zamanı belli olur olmaz satacağız bunu diye bağırmaya başlıyor. Onlar aptal mı telefon için bu yükümlülüklerin altına girsinler? Demek ki bir yerlerden bir şekilde kazandırıyor işte.

iPhone ve benzeri Apple ürünleri için tartışılması gereken konu şudur:

  • Bu trend sürdürülebilir midir?
  • 500 liraya kulaklık, 6 bin liraya telefon alma işi nereye kadar gider?
  • Apple’ın şu anda sattığı şey nedir? Bu yeni lansmanda, o şey her neyse onu, satabilmeye devam ediyor mu?
  • Diğer markaların o şeyi satması için ne yapması gerekiyor? Hangilerinde var veya olabilir?

Ben sevgili teknoloji basınından ve halkımdan kafalarında bu soru işaretleriyle yazmalarını ve tartışmalarını bekliyorum

MOST POPULAR