Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Serhat Ayan

Serhat Ayan

3219 HABERLER 137 YORUMLAR
Yazı yazmakta ve okumaktan çok hoşlanan, teknoloji başta olmak üzere birçok konunun takipçisi. Alaşılamayanı kolay anlaşılır hale getirmekten sorumlu devlet bakanı

Oda büyüklüğünden kredi kartı boyutuna inen saklama alanları

Samsung Electronics, harici depolama ürünlerinin performansını üst seviyeye taşıyan, en yeni taşınabilir katı hal sürücüsü modeli SSD T5’i tanıttı. Samsung’un tescilli V-NAND (Vertical NAND) teknolojisini kullanan T5, kompakt ve dayanıklı tasarımıyla sektör lideri transfer hızı ve şifrelenmiş veri güvenliği sunarak, tüketicilerin en değerli bilgilerine her zaman, her yerden ve daha önce hiç olmadığı kadar kolay ulaşmasını sağlıyor.

Standart harici disklerden 4,9 kata kadar daha hızlı olarak, 540MB/sn’lik şaşırtıcı bir hız sunan yeni T5, veri erişimine anında yanıt vermek için özellikle çalışanlar, fotoğrafçılar, video içerik üreticileri, yaratıcı profesyoneller ve içerik kullanıcıları için geliştirildi. Ayrıca T5, ortalama bir kredi kartından daha küçük 74×57,3×10,5 milimetre boyutlarında ve yalnızca 51 gram ağırlığında olduğundan kolayca avuca sığıyor. Alüminyum metal yüzeye sahip T5’ler, Deep Black – Derin Siyah (1TB ve 2TB modellerinde) ve Alluring Blue – Çekici Mavi (250GB ve 500GB modellerinde) olmak üzere iki farklı renkte sunuluyor.

Hareketli parçaları olmayan darbeye dayanıklı iç kasası ile T5, 2 metreye kadar yükseklikten düşmeye dayanıklı bir yapıya sahip. PC ve Mac’lerde kullanılabilen Samsung Tanışabilir SSD Yazılımı, AES 256-bit’lik donanımsal veri şifreleme ve kolayca güvenlik yapılandırması imkânı sunuyor. Yazılım, en yeni sürümün ve son güncellemelerin alınmasını da sağlıyor. Ayrıca, daha fazla uyumluluk için, Android işletim sistemli akıllı telefonlar ve tabletler için de bir mobil uygulama bulunuyor. Bunlara ek olarak, T5 ile birlikte verilen “USB-C’den C’ye” ve “USB-C’den A’ya” aktarım sağlayan bağlantı kabloları, sayısız cihazda uyumlu kullanım imkânı sunuyor.

Üç yıllık sınırlı garantiyle gelen T5’in 250GB’lik modeli 550TL, 500GB’lik modeli 900TL, 1TB’lik modeli 1800TL ve 2TB’lik modeli de 3500TL’den başlayan tavsiye edilen fiyatlarla Eylül ayından itibaren Türkiye’de satışa sunuluyor. Daha fazla bilgi için www.samsung.com/T5 adresini ziyaret edebilirsiniz.

Vodafone Beşiktaş ile gol yollarında etkili oldu

Vodafone Beşiktaş ile ilk anlaştığını duyurduğunda açıkçası sektörde kimse olayın bu kadar geniş boyutlu olacağını ve her iki taraf için de kazanç sağlayacak yönünün bu kadar büyüyeceğini düşünmemişti. Ben de dahil.

145 milyon dolara 15 yıllık stadyum ve 5 yıllık ana sponsorluk anlaşması teklifi herkesi şaşırttı ancak herkes hep bir şüpheyle yaklaştı olaya. Nasıl yaklaşmasın daha önceki örnekler çok da parlak değildi: Türk Telekom Galatasaray’ın yeni stadına ismini verdiği zaman kulüp acaba isminde Türk Telekom geçmesin mi dedi, şirket onları mahkemeye vermekle tehdit etti… Bu gibi olaylar iki taraf için de iyi bir iletişim olmadı.

Yine Türk Telekom, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş için zamanın Aveası ile sanal mobil operatörlüğe göz kırpan bir anlaşma yaptığında bundan kulüplerin şahane paralar kazanacağı söylendi. Hatta Aziz Yıldırım buna çok inanarak bayağı işin bayrağını eline alıp taraftarlarını ikna turlarına çıktı. Ama o da olmadı. İş bir noktada tıkandı kaldı. Ne bu sistemde kaç abone olduğu söylendi yüksek sesle ne de bu işten hangi kulübün ne kadar kazandığı…

Vodafone sıfırdan, deyim yerindeyse temelden girdi Beşiktaş iletişimine. Adım adım stadın takipçisi ve tanıtıcısı oldu. Hep pozitif iletişim yaptı ve asla rakiplere ya da rakip takım taraftarlarına çakan bir olaya girmediler. Açıkça söylemek gerekirse biraz da allah yüzlerine baktı diyebiliriz zira gezi olayları arkasından Beşiktaş’a ve taraftar grubuna karşı oluşan pozitif dalga vardı. Beşiktaş’ın o dönemlerde iyi oynayıp şampiyon olamaması bu dalgayı kuvvetlendirdi. Sonrasında iyi oyun şampiyonluğa dönüünce otomatik olarak Vodafone’un da toplam konuşulması yükselip pozitif algısına katkı yapılmış oldu.

Vodafone şu anda belki de şirket iletişiminin dahi iki tık üstünde bir iletişim yürütüyor Beşiktaş ile. Arkadaşını Getir kampanyası organize ettiler mesela. Bu sene Nisan – Haziran döneminde o kadar çok insan arkadaşını getirmiş ki buradan kulübe 1,2 milyon liralık ek gelir sağlandı. Bu ek gelirin toplamı 2,5 sene içinde 5 milyon TL’yi bulmuş. Bunu sıklık ve tutarlılıkla dile getirmek, hem taraftar hem de Beşiktaş kulübü için önemli bir motivasyon kaynağı oldu diye düşünüyorum.

Belki o zamandan bu zamana söylenen ancak sonuca ulaşmayan tek olay, akıllı stadyum altyapısı. Daha stadın ilk maketinin gösterildiği andan itibaren akıllı stadyum ne olacak nasıl olacak gibi sorular sorduk birbiri ardına. Ne yazık ki bunun cevabı halen kendini gösterebilmiş değil.

Şu anda Vodafone kullananlar aylık 3 ya da 5 TL’lik ek paket eçerek bunun parasının tamamının kulüplerine gitmesini sağlayabiliyorlar. Bu mükemmel bir destek şekli. Vodafone daha önce de şimdi de bu paranın tamamının kulübe aktarıldığını söylüyor.

Beşiktaş’ın “arada bir” şampiyon olma günlerinden “acaba nereye kadar şampiyon olacak” zamanlarına gelmesi arasında çok büyük bir zaman farkı yok. Bunun içinde yönetim ve teknik direktörler ve futbolcuların çok büyük payı var. Ancak bu noktada Vodafone’un hakkını da teslim etmek lazım zira öyle ya da böyle Beşiktaş’ın yükselişi bu sponsorluk sonrasında başladı. Bunun bir rastlantı olduğunu söyleyen de sanırım çok büyük günaha girer.

Büyük şirketlerin kulüplere sponsor olmasını destekleyen biri değilim. Eğer böylesi şirketlerin ilgili departmanlarında çalışıyor olsam büyük bir ihtimalle yapmayın derdim. Çünkü siz herkese gitmekle yükümlü bir şirketsiniz. İnsan seçemezsiniz. Ama tek bir kulübe sponsor olunca bayağı seçim yapmış oluyorsunuz. Ötekiler gerekirse gelmesin bu taraftakiler bana yeter diyorsunuz.

Ancak Vodafone’un durumu, kazandığı abone sayısı ve büyüme rakamları ortada. Belli ki bu pozitif iletişimle kendilerini iyi idare ettiler. Burada “bize niye bunu vermiyor yeaaah” diyen kötücül kulüp yöneticilerinin olmamasının da payını yadsımamak lazım.

Dikkatle takip edip gördüğüm gelişmeleri size aktaracağım.

2017’de Türkiye, genişbant internette ucuz ülke oldu

PointTopic isimli bir şirket, 93 ülkeden 5.000 şirketin genişbant internet tarifelerini araştırmış ve ülkelerin genişbant giriş seviyesi ve ortalama fiyatlamalarını çıkarmış. Buna göre Türkiye bu ülkeler arasında ortalama internet fiyatlarında 51. sırada. Giriş seviyesindeki internet fiyatlarına bakıldığında da 29. sırada.

Sıralamada en pahalı ülke olarak ilk beşte İran, Ukrayna, Ruysa Federasyonu, Romanya ve Japonya var.

Elimdeki sıralama megabit başına, hangi kotalı ve yan hizmetlerle bezeli olduğunu göstermediği için dünyanın en sağlıklı araştırması değil. Muhtemelen araştırmanın o boyutları da vardır ancak elimde bu (parayla satılan) araştırmanın tamamı olmadığı için sizlere bu detayı veremiyorum.

Listede Almanya, İsveç, Hollanda, Birleşik Krallık, İtalya ve Çin gibi ülkelerden daha ucuz görünüyoruz.

Gelişmiş ülkeler sıralamasında bizden daha ucuz İsviçre, ABD, Kanada ve İspanya gibi ülkeler var.

Listenin en ucuz ülkeleri, Arap yarımadasının en zengin ülkeleri olarak verilmiş…

Ancak söylediğim gibi çok daha detaylı verilere ihtiyacımız var bunu derinlemesine tartışabilmek için…

Listeyi aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz

Endüstri 4.0 deneyimliler için yüzde 10 iş yaratacak

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Müşteri İlişkileri Danışmanı Rabia Ertan, şirketler için önemi daha da artan Endüstri 4.0’ın yetenek yönetimi sistemini anlatıyor. İlginç bilgilerle bezeli bu yazıyı yorumlarımla sizinle paylaşmak istedim.

Birinci sanayi devrimi, su ve buhar gücü etrafında üretim sürecini organize etti. Mekanikleşmeyi beraberinde getirdi. İkinci sanayi devriminde, elektrik ile üretim süreci kitleselleşti. Üçüncü sanayi devriminde, elektronik ve bilgi işlem teknolojileri ile otomasyon mümkün hale geldi. Bugün ise üretim sürecinin dijitalleşmesinin, makinelerin birbirleri ile doğrudan iletişime geçmesinin önünü açan Sanayi ya da Endüstri 4.0’ı konuşuyoruz.

Sanayinin geçirdiği bu dijital dönüşüm neticesinde kurum içindeki üretim sürecinin, Ar – Ge’nin ve bilişim sistemlerinin bütünleşmesi olarak tanımlanan Endüstri 4.0 Devrimi, iş yapış biçimlerindeki değişimi de tetikliyor. Öyle ki sadece üretim sektöründe yüzde 6 ila 10’luk istihdam artışı sağlaması beklenen Endüstri 4.0, İK departmanlarını hareketlendiriyor. Peki, insan kaynakları sektörü tüm bu değişimleri kendi bünyelerinde nasıl yönetecek?

Endüstri 4.0’ın şirketlere çok sayıda fırsat sunarken çözülmesi gereken yeni tehditleri de beraberinde getirdiğini anlatan DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Müşteri İlişkileri Danışmanı Rabia Ertan, yetenek yönetiminin şirketler için artık daha kritik bir hale geldiğini söylüyor. Ertan, “Yeni sistemde şirketlerin iş yapış şekillerinin değiştiğini anlaması, operasyon ekiplerinin bunun farkına varmasını sağlaması ve süreçlerini yeniden inşa etmesi gerekiyor. Bu noktada yetenek yönetimi önem kazanıyor.” diyor.

(Oysa 1900’lü yılların başından bu yana bize sunulan teknoloji fobisi, teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanların daha niteliksiz olacağını ve zekasından yeteneklerinden vereceğini anlatıp durdu. Hatta Endüstri 4.0 ile birlikte bunun tepe noktaya ulaşacağını düşünmüştük. BU bakış açısı bizim için önemli)

Kökten bir iş anlayışı değişiminin ötesinde işgücü açısından da Endüstri 4.0’a geçişin yepyeni bir bakış açısı sunduğunu anlatan Ertan, “Geçtiğimiz yüzyıldan farklı olarak günümüz rekabet şartlarında kurumların başarısında belirleyici unsur, sahip olunan yetenekli iş gücü. Kurumların rekabetçi üstünlüklerini korumasında yetenekli işgücüne sahip olması, onları elde tutması ve kurum hedefleri doğrultusunda kullanması gerekiyor. Bu durum bir yandan yetenek savaşlarını beraberinde getirirken, diğer yandan yeteneklerin etkili yönetimini de kaçınılmaz hale getiriyor. Artık insan kaynakları alanında yetenek yönetimine doğru bir dönüşüm başladı.” diyor.

(Belki İnsan Kaynakları ekiplerine haksızlık ediyordum. Ne zaman yetenek yönetimi konuşulsa bana “işe doğru yetenekerde adam alamadıkları için sonrasında onları belli yetilere kavuşturmak için verilen nafile çaba” çağrışımı yapıyordu bu kavram. Belki mevcut, hatta yetenek sahibinin bile farkında olmadığı özelliklerden bahsediyoruz. Bilemiyorum)

Gelişen endüstrinin ihtiyaçlarına bağlı olarak her geçen gün yeni meslek dalları oluştuğuna dikkat çeken Ertan, “Endüstri 4.0 ile yeni ve çeşitli iş \ meslek tanımlarında, endüstrinin işleyişinden yönetim organizasyonuna kadar birçok alanda değişim olacak. Stratejik insan kaynaklarının yeni mesleklere de hazır olması şart. Başarılı kurumların sahip oldukları bilgileri en yeni teknolojiyle donatarak Endüstri 4.0’a ayak uydurması gerekiyor.” dedi.

Endüstri 4.0 çağında bilgi ve becerinin yanında deneyimin de önem kazanacağına değinen Ertan, “X kuşağının deneyimi bu sürece adapte olmakta oldukça fayda sağlayacak. 4.0 sayesinde üretim sektöründe yüzde 6 ila 10 arasında istihdam artışı bekleniyor. Yeni işgücüne talep ise en çok mekanik – mühendislik sektöründe hissedilecek. Öte yandan düşük kalifiye işgücüne yönelik istihdam olanakları azalırken, farklı yetkinliklere sahip çalışanlara talep artacak.” dedi.

(Endüstri 4.0 gibi makilenerin kendi aralarında haberleşerek işi mükemmelleştireceği bir sistemde yeni insani işlerin doğması, hatta istihdamı yüzde 10’a varan oranlarda artırması bana çok fantastik geliyor. Daha önce hiç düşünmediğim bir bakış açısı bu. Sebeplerini ve nasılını öğrenmeyi çok isterim. Ne var ki X kuşağı konusunda yaşanmışlıklardan kaynaklanan derin önyargılarım var. Önceki kuşaklara göre öğrenme ve iş bitirme konusundaki çabalarının daha az olduğuna inanıyorum. Yanılmayı çok isterim)

“Günümüz ve gelecekteki iş dünyasında, varlığını sürdürmeyi başarabilen kurumlar; yeni kavramlara, yeni teknolojilere, farklı bakış açılarına, dış çevrede yaşanan değişikliklere ayak uydurabilen ve kendilerini yenileyebilenler olacak.” diyen Ertan: “Bunu sağlayacak olan ise kurumları rakiplerinden daha farklı bir yere taşıma kapasitesine sahip yetenekli çalışanlardır.

Dikkat edilmesi gereken önemli konu, her kurum için geçerli olabilecek evrensel bir yetenek yönetimi modelinin olmadığının bilinmesidir. Çünkü her bir kurum; kültürü, çalışan profili, yönetim tarzı, içinde bulunduğu sektör, rakiplerin durumu gibi birçok faktör açısından kendine özgü şartlara sahiptir.”

Başarılı bir yetenek yönetimi için…

“Stratejik insan kaynaklarının en önemli yetkinliği; yeni yetenekleri keşfetmek, onları yönlendirmek, kurumların hedefleriyle çalışanların yeteneklerinin kesiştiği yetenek yönetimi sistemini kurmaktan geçer.” diyen Ertan, başarılı bir yetenek yönetimi için tavsiye edilen faktörleri söyle sıralıyor: “Üst düzey yöneticilerin de desteğini sağlayarak, yetenek yönetimi uygulamalarının örgütsel stratejileri desteklemesini sağlamak, bütün bileşenlerini en uygun performansı destekleyecek şekilde uyumlaştırmak, yeteneği uzun dönemli bir bakış açısıyla, değişime cevap verecek şekilde yönetmek, yetenek merkezli kurum kültürü oluşturmak, yetenek yönetimi ölçütlerini kullanmak ve yetenekleri etkili şekilde yönetmek için gerekli becerileri geliştirmek.”

Türklerin datası dünyayı dolaşıyor çünkü…

Ulaştırma bakanı televizyona çıkarak milli elektronik postadan bahsetti. Bu konuyu ilerleyen zamanlarda detaylı olarak inceleyeceğiz. Ben işin “neden milli e-posta gerekti” tarafındayım. Yani biz neden ülkece gmail ve türevi bir elektronik posta servisine karşı bir hizmet başlatıyoruz?

Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan bunun sebebini çok net bir biçimde açıklıyor: “Türk kullanıcıların verilerinin tüm dünyayı dolaşmasını, elden ele gezmesini istemiyoruz…”

Yaklaşım çok doğru. Kesinlikle bir ülke kullanıcısının verisi ne kadar az gezerse o kadar güvende olur. Pratikte pek böyle olmasa da teoride doğru yani.

Peki bizim datamız neden ülkeden ülkeye dolaşıyor hiç merak ettiniz mi? Ben size söyleyeyim çünkü biz cehennemde birbirini ateşe çeken Türkler gibiyiz.

Örneğin bir servis sağlayıcıdan diğerine gidiş, bir servis sağlayıcıdan Hollanda’ya gidip gelmekten daha yavaş. Açıklayıcı bir örnek mi istiyorsunuz: Diyelim ki İstanbul’da Kadıköy’den Beşiktaş’a gideceksiniz. Vapur iskelesi sizden öyle bir para istiyor, öylesine işinizi yavaşlatıyor ki siz Sabiha Gökçen havaalanına gidip oradan uçağa binip Hollanda’ya gidip oradan bir başka uçakla Yeşilköy havaalanına gelip taksiyle Beşiktaş’a varınca hem daha az para vermiş oluyorsunuz hem de zaman kazanmış oluyorsunuz. Örnek çok mu uçuk geldi? Maalesef gündeik hayatta yaşadığımız sorunların başında bunlar geliyor.

Siz uçakla Hollanda’ya gidip gelirken bavulunuza filan bakarlar diyor Ulaştırma Bakanı özetle. Ancak bizi uçağa bindiren faktörleri ortadan kaldırmadıkça bu olacak. Daha hızlı internet için fibere ihtiyacımız olacak bizim. Ülkenin altyapısının hızlanması için şirket tekelinden çıkıp devlet kontrollü bir yapı kurma gerekecek. Ülkede veri merkezleri açmak ve işletmek özendirilecek.

Ama en önemlisi, bu ülkede veri taşıyan servis sağlayıcılar hapisle cezalandırılma korkusuyla iş yapmaktan kurtulacak. Bu ülkeye bu yüzden gelmeyen kaç şirket olduğunu devlet yetkilileri, biz o şirketlerle konuşan insanlardan daha iyi biliyordur.

Aynı vapur örneğinden yola çıkacak olursak… Bizi taşıyan vapurlar vardı ya hani… Devlet onun kaptanlarından vapura binen inen insanların hepsinin adresini ve telefonunu, vapura bindiğinde çantasında olanların listesini istiyor ve bunları bir yıl boyunca sakla diyor. Her istendiğinde vapuru durdurup arama yapılmasını istiyor. İstenmeyen adamların vapurdan atılmasını istiyor. Bir de kaptandan vapur içine binenlerin istedikleri limanlara değil de devletin istediği limanlara doğru götürmesini istiyor. Siz Beşiktaş diye biniyorsunuz vapura Kadıköy’den, İstinye’de iniyorsunuz mesela…

Bunlar hallolsa milli e-postaya gerek bile kalmaz… Ha yapılsın mı? Kesinlikle yapılsın. Ama bu söylediklerimiz de gözden kaçmasın…

Turkcell Türkiye’de medyayı kurtarabilir mi?

Turkcell’in Dergilik platformu, son altı ayda 2 milyon 99 bin 279 kişi tarafından indirildi. Bu uygulama ile 7 milyon 239 bin 575 adet dergi okudu. Dergi okuyucuları uygulamayı en çok Cuma günleri saat 06.00-08.30 saatleri arasında kullandı. İndirilen dergi sayısı, Ocak ayından bugüne yüzde 280 oranında arttı. Dergilik aboneleri, aylık ortalama bir dergi fiyatına 300’den fazla dijital yayına erişim ve okuma imkanına sahip oldu. Sadece Turkcell değil, tüm operatörlerin kullanabildiği Dergilik’te yer alan  içeriklerin tümüne ayda 14.99 TL karşılığında ulaşılabiliyor. 100’e yakın derginin ücretsiz sunulduğu uygulamada, isteyen abone olmadan da tek bir dergi satın alıp indirebiliyor.  Ücretli dergiler 3.49 TL, 6.99 TL ve 9.99 TL’den satılıyor.

Şimdi konuyu farklı yönleriyle okumaya başlayalım. Turkcell’in kendi için söyleyemediği, belki de söylemeyi hiç düşünmediği şeyleri TKNLJ formatında açalım:

  1. Türkiye’de medya çöküyor. Basılı medya son günlerini yaşıyor. Basılı medya bittiği zaman medyanın yüzde 80’i bitmiş, alttan yetişen gazeteci sıfırlanmış olacak…
  2. Türkiye’de reklam ve satış giderek azaldığı için medyaya yeni bir soluk gelmesi gerekiyordu. Bu soluk Turkcell oldu bunu da medya piyasasında kime isterseniz sorabilirsiniz
  3. Turkcell müthiş bir medya patronu olmaya doğru emin adımlarla gidiyor. Çünkü hem satıcı hem de dağıtıcı konumunda. Bu da normal medya dünyasıyla paralellik kurduğumuzda Turkcell’i Türkiye’nin en büyük medya patronu haline getiriyor. Merak edenler konuyu YAYSAT dağıtım şirketi çerçevesinde inceleyebilir.

Taramalı teknoloji

Dijital dönüşüm, her geçen gün her ölçekten işletme için bir tercih olmaktan çıkıp bir zorunluluk haline geliyor, rekabet edebilmek ve varlığını sürdürmek isteyen işletmeler için bu konu kritik önem taşıyor. Kağıt tabanlı iş süreçlerini ve doküman iş akışını iyileştirerek çalışan verimliliğini artırmak ve ofis maliyetlerini azaltmak isteyen işletmeler, dijitalleşme yoluna gitmeyi seçiyor. Dijital dönüşümün ilk adımlarından biri olan kağıt ortamlardaki bilgi ve veriyi dijital ortama aktarma işi, kaliteli ve ihtiyaca uygun tarayıcı cihazı seçimini ön plana çıkarıyor.

 Yeni nesil tarayıcılar buluta tarama özellikleriyle dikkat çekiyor. Opsiyonel olarak sunulan yazılım desteği ile belgeleri Dropbox, Office 365 ve Google Drive gibi popüler bulut platformlarına ve istenilen bilgisayarlara tarayabilen bu cihazlar, dokümanlara her yerden erişim imkanı sağlarkan, iş süreçlerini de hızlandırıyor.

Son teknoloji tarayıcıların model ve türlerine bağlı olarak, farklı boyutlardaki dokümanlar anında tespit edilebiliyor ve ek bir işleme gerek kalmadan kağıt boyutuna uygun şekilde tarama yapılabiliyor.  Bu özellik sayesinde dokümanlar boyut sırasına göre diziliyor ve her biri için ayrı ayrı işlem yapma ihtiyacı ortadan kalkıyor. Böylece çalışanların zaman ve iş verimliliği kaybının önüne geçiliyor.

İş hacmi yoğun olan ofisler tarama hızı yüksek ve çift yönlü tarama özelliği olan tarayıcılar tercih etmeli. İş hacmi düşük olan ofisler tek yönlü tarama özelliğine sahip daha yavaş çalışan tarayıcıları tercih edebilir. Yapılan iş türüne bağlı olarak da siyah beyaz ağırlıklı ya da yüksek çözünürlüklü renkli tarama yapan tarayıcılar seçilebilir. Tercih edilecek tarayıcı cihazının çok fazla ayar yapmaya gerek olmadan, bir iki tuşa basarak tarama işlemini yapmaya hızlıca hazır hale gelebilmesi de dikkat edilmesi gereken noktalardan biri.

Xerox Türkiye Teknoloji ve Pazarlama Direktörü Kaan Yünezer tarayıcı seçimiyle ilgili olarak, “Tarayıcı satın alırken ihtiyaçları çok iyi analiz etmek ve bu ihtiyaçlara en uygun tarayıcıyı bulmak önemli. Tarayıcı cihazı alınmadan önce muhakkak test edilmeli, tüm eksi ve artıları ile iyice analiz edilmelidir. Ayrıca alınacak ürün ve markanın satış sonrası servis destek hizmetlerinin kalitesi ve yaygınlığı hakkında da bilgi sahibi olunmalıdır” diyor.

Xerox iş analistleri, her türden çalışma ortamının IT altyapısına kolayca entegre edilebilen, kağıt maliyetlerini azaltan, kağıt dokümanların taşıdığı zarar görme riskini ortadan kaldıran ve ofis verimliliğini artıran tarayıcı cihazlarının, dijitalleşme yolunda sağlam adımlar atmak isteyen işletmeler için ideal bir başlangıç olarak öne çıktığını belirtiyor.

Vodafone Kurumsal’ın başına “Şahin” geliyor

Vodafone Türkiye üst yönetiminde yeni bir atama gerçekleşti. Meltem Şahin, 1 Ağustos 2017’den itibaren geçerli olmak üzere Vodafone Türkiye Kurumsal İş Birimi İcra Kurulu Başkan Yardımcılığına getirildi. Son olarak Millenicom Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmakta olan Şahin, Vodafone’un Türkiye’yi uçtan uca dijitalleştirme vizyonu doğrultusunda yenilikçi endüstriyel ürün ve çözümlerin hayata geçirilmesinden sorumlu Kurumsal Pazarlama ve Kurumsal Satış ekiplerine liderlik edecek. Vodafone Türkiye İcra Kurulu’ndaki ikinci kadın yönetici olan Şahin, şirketin “Yarına Hazırım Platformu” ve “Akıllı Şehirler” gibi alanında öncü kurumsal programlarını da yönetecek.

Son olarak EWE Turkey Grup bünyesindeki Millenicom şirketinde Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmakta olan Meltem Şahin, bu görevleri kapsamında şirketin büyüme esaslı bir şirkete dönüşme sürecine liderlik etmiştir.

Millenicom’a katılmadan önce 10 yıl boyunca Turkcell bünyesinde pazarlama ve müşteri deneyimi alanlarında farklı deneyimleri olan Şahin, Superonline Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı, Eğlence ve IoT Servisleri Direktörlüğü, Müşteri Deneyimi Direktörlüğü gibi görevler üstlenmiş aynı zamanda  Müşteri Merkezli Dönüşüm programına liderlik etmiştir.

Şahin, Sony Ericsson ve Procter & Gamble şirketlerinde de çeşitli yerel ve global görevler üstlenmiştir.

Ege Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun Şahin, Bilkent Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisansı programını tamamlamıştır. Şahin, evli ve iki çocuk annesidir.

160 liraya 1,2 gigabit hızında, ebeveyn kontrollü ve misafir kabul eden internet cihazı

Kablosuz ağ pazarında dünya lideri olan TP-Link, fiyat/performans odaklı yeni bir yönlendirici (router) modelini daha satışa sundu. Archer C50 model yönlendirici, 802.11ac destekli ve toplamda 1.2Gbps kablosuz hızlara ulaşabiliyor.

Son derece geniş ürün ailesine sahip olan TP-Link, tüketicilere her ürün grubunda birden fazla seçenek sunuyor. TP-Link’in AC destekli yönlendirici ailesinin yeni üyesi olan Archer C50, hem evler hem de küçük ofisler için uygun bir ürün. Eşzamanlı çift kanal desteğine sahip olan yönlendirici ile hem e-posta, web’te sörf gibi iş uygulamaları hem de online oyun, HD film indirme gibi eğlence uygulamaları aynı anda ve kesintisiz olarak yapılabiliyor. Cihaz 5GHz kanalında 867Mbps, 2.4GHz kanalında ise 300Mbps kablosuz hızlara ulaşabiliyor.

802.11ac desteği, bir önceki standart olan N destekli cihazlara göre kablosuz hızı üç kat daha artırıyor. Bu sayede daha hızlı ve kaliteli WiFi bağlantısı mümkün oluyor. Aynı zamanda Archer C50’nin yenilikçi anten tasarımı nedeniyle WiFi sinyallerinin gücü artıyor ve kapsama alanı genişliyor. Cihaz üzerinde yer alan USB bağlantı noktası ise yazıcı, disk gibi cihazları kablolu olarak ağa dahil etmeyi sağlıyor.

TP-Link Archer C50, pek çok özellik ile hem kullanımı kolaylaştırıyor hem de güvenliği artırıyor. Bunlardan ilki Ebeveyn Kontrolü. Bu özellik sayesinde evlerde anne-babalar; işyerlerinde ise yöneticiler çocukların/çalışanların ağa erişiminde çeşitli kısıtlamaları basitçe yapabiliyor. Ağa bağlantı saatlerinden erişilmesi istenmeyen sitelerin engellenmesine değin farklı senaryolar Ebeveyn Kontrolü uygulaması ile mümkün oluyor.

Bir başka güvenliği ilgilendiren özellik ise Misafir Ağı uygulaması. Eve ya da ofise konuk olarak gelenlerin özel ağımıza ve şifremize erişmeden WiFi kullanmasını sağlayan bu uygulama ile misafirler için kolayca ayrı bir ağ oluşturuluyor.

TP-Link’in cihazları akıllı telefonlardan kurup yönetmeyi sağlayan Tether uygulaması ise hem Android hem de iOS destekli cihazlardan kolayca tüm ayarları yapmaya olanak veriyor. Bu uygulama ile ürün kurulumu da çok basit şekilde yapılabiliyor. Ayrıca Misafir Ağı, Ebeveyn Kontrolü gibi tüm ayarlar da akıllı telefonlardan düzenlenebiliyor.

Archer C50, en yeni internet protokolü olan IPv6 desteği sunuyor. Bu da ağın gelecekteki değişimlerden etkilenmemesini sağlıyor.  Archer C50’nin tavsiye edilen satış fiyatı 169 TL.

Bilişim 500 listesinin şifreleri

BT Haber yıllardır Türk Bilişim tarihi için güzel bir iş gerçekleştiriyor ve Türk teknoloji şirketlerinin en büyük 500’ünü bizler için büyük bir raporla gözler önüne seriyor. Bu noktada emeği geçen, bir yıl boyunca alın teri döken BT Haber çalışanlarına sevgilerimi, onlara verilerini açarak Türkiye’nin bilişim alanındaki durumunu öğrenmemizi sağlayan şirketlere saygılarımı sunuyorum.

Gelelim sizler için raporun detaylı incelemesine… TKNLJ formatında:

  • Türkiye’nin 500 büyük teknoloji şirketinin toplam değeri 90 milyar 445 milyon TL. Dolar olarak bakıldığında 2016 rakamlarıyla incelediğimiz için 30 milyar dolara yakın çıkıyor.
  • Dikkat edilmesi gereken çok önemli hususlardan biri küçülmeler: 2016 yılında ilk 500 şirketin 115’i TL bazında bir önceki yıla oranla küçüldü. Dolar bazında bu rakam 208’e çıkıyor. Yavaş yavaş alarm zillerini çaldırsak mı acaba?
  • Dolar bazında ilk 10 şirketin beşinde küçülme var. Bu çok daha korkunç…
  • Bütün şirketlerimiz TL bazında 2015 yılına göre yüzde 16, dolar bazında yüzde 4,44 büyümüş.
  • En büyük büyümeyi DEMSİSTEM isimli 5,6 milyon lira ciroluk bir şirket yaşarken 100 milyon TL üstünde cirosu olan şirketler arasında en büyük büyümeyi yüzde 205 ile STM Savunma Sistemleri yaşadı
  • İlk 10 şirketin cirosu toplam 500 şirketin cirosunun yüzde 64’üne yakın bir rakam veriyor. Yani aslında bizim blişim pazarımız hiç de derinlikli değil.
  • Türkiye’nin en alttaki 469 bilişim şirketinin ciro toplamı, Türk Telekom’un cirosuna eşit oluyor.
  • Bilişim deyince aklımıza cep telefonu ve bilgisayar geliyor çünkü listenin ilk üç sırası telekom, altındaki 7 şirket ise cihaz satış şirketleri. Yazılım şirketi diye bir şeyin esamesi okunmuyor yabancı şirketleri saymazsak…

Bunlar bir hayli dikkatli okunması gereken veriler.

Buna göre şunu bilmemiz gerekiyor: Biz bilişim üreten değil tüketen bir ülkeyiz.

Bilişim üretmek için kurulmuş şirketlerimizin ilk 500’de kendine yer bulması çok kolay değil.

Bir girişimi bu ilk 500 listesinde görebilmemiz mümkün değil. O yüzden hiç girişim mirişim diye kendimizi kandırmayalım.

Gelecek sene Bilişim 500 listesine kadar bekleyip duralım.

Bu arada ne zaman Bilişim 500 açıklansa şirketler kendilerini paralıyor ben şurasındayım ben burasındayım demek için. E madem öyle şu yayın ve araştırmaya da destek verin de yaşasın bu araştırma değil mi?

Aksigorta robotlarla kazandı

Aksigorta, sektörde ve Türkiye’de bir ilke imza atarak Robot Dönüşüm Projesi kapsamında 4 farklı süreçte devreye aldığı sanal çalışanlar sayesinde 7 aylık sürede 42 milyon TL gelir elde etti.

Mevcut çalışanların iş kapsamından rutin operasyonları çıkararak onları daha katma değerli işlere yönlendirmek amacıyla uygulanmaya başlayan Robot Dönüşüm Projesi çerçevesinde 4 farklı süreçte kullanılan sanal çalışanlar Aksigorta’ya, trafik filo poliçe üretiminden 14 milyon TL, rücu dosya tahsilatından 28 milyon TL olmak üzere toplamda 42 milyon TL’lik gelir sağladı.  Bu proje ile Haziran 2017 sonuna kadar sanal çalışanlar tarafından yaklaşık 13 bin hasar rücu dosyası, 3 bin adet filo hasar dosyası açıldı, filo trafik ve kasko süreçlerinde yaklaşık 63 bin poliçe ve zeyil üretildi.

Robot süreç otomasyonu (RPA), tekrarlanan, kural tabanlı ve manuel olan insan faaliyetlerini kısmen veya tamamen otomatik hale getirilmesini sağlıyor. Dokümanları hızlıca analiz ediyor, çizelgeleri, e-postaları okuyor, web servis oluşturuyor ve gerekli aksiyonları alabiliyor. Her bir robotun bir iş yapabilme özelliğine sahip olduğu projede sanal çalışanlar, teknolojiden bağımsız birçok uygulamaya da entegre edilebilirken, uygulama aşamasını çok hızlı bir şekilde gerçekleştirebiliyorlar.

Robot süreç otomasyonu halen Filo müşterisine ait araçların Trafik poliçesi ve zeyil işlemlerinin yapılması, Filo kasko hasar dosyalarının açılması, Rücu dosyalarının açılması ve ödemelerin rücu edilmesi, Filo müşterisine ait araçların kasko poliçe ve zeyil işlemlerinin yapılması ihtiyaçları için hizmet veriyor. Tekrarlayan işleri tamamlamak için daha az kaynak gereksinimi duyan sanal çalışanların ilerleyen süreçte, hasar ve üretimde daha da yaygınlaştırılması, finans ve tahsilat bölümlerinde de aktif hale getirilmesi planlanıyor.

Sanal çalışanlar, normal çalışanlara oranla 6 kat daha fazla ve yüzde 50 daha hızlı çalışabiliyor. Normal çalışanlar günde 6 saat olmak üzere yılda 240 gün (1440 saat) verimli çalışabilirken, sanal çalışanlar yılda 365 gün ve toplamda 8.650 saat çalışabiliyor.

Sektörde ve Türkiye’de ilk kez uygulanan Robot Dönüşüm Projesini ile ilgili Aksigorta Bilgi Teknolojileri ve Dijitalleşmeden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Metin Demirel, şunları söyledi: “Bu proje ile son teknolojiyi kullanarak hem müşterilerimize verdiğimiz hizmeti mesai saatleri ile sınırlamıyor 7/24 hale getiriyor, hem de çalışanlarımızın üzerindeki operasyonel yükü alarak onların birikimlerini, uzmanlıklarını daha çok yansıtabilecekleri pozitif müşteri deneyimi yaratacak işlere yönlendiriyoruz”.

 

Araç kameraları kaskoya destek veriyor

Nissan, sürücülere yönelik en güncel inovasyonunun lansmanını gerçekleştirdi. JukeCam adı verilen dünyanın ilk entegre çok amaçlı 360º kamerası birkaç saniye içinde bir aksiyon kamerasına dönüşüyor. Biri Nissan Juke’un kokpitine ve diğeri kaska olmak üzere iki farklı montaj noktasıyla JukeCam, sürücünün yaşamındaki her saniyenin kaydedilebilmesini sağlıyor.

Kokpit kameralarının yaygınlaşmasıyla kayıtlar kanıt olarak kullanılabilir ve dolayısıyla sigorta primleri de önemli ölçüde azaltılabilir duruma geldi.

Nissan JukeCam, 360º kamera üreticisi 360fly iş birliği ile geliştirilmiş olan tamamen yeni bir teknoloji. Akıllı araç içi kamera sistemlerinin daha erişilebilir olmasını sağlayan Nissan, 360º görünüme odaklanarak yol güvenliğini arttırmayı hedefliyor. Nissan’ın yenilikçi kameralı park sistemi Akıllı Çevre Görüş Sistemi aracın kuş bakışı görünümünü oluşturarak sürücünün düşük hızlardaki park ve manevralarına yardımcı oluyor. Marka, bu sistemin geçmiş sürümünü 2012 yılında Qashqai modelinde lanse etmişti.

Lanse edildiği 2010 yılından bu yana Avrupa pazarında 800.000 adet Juke modeli satılırken, bunların 133.000 adedi Akıllı Çevre Görüş Sistemi ile donatılmıştı. Her bir araçta dört adet kamera olduğu göz önüne alındığında bu, lanse edildiği günden bu yana Juke modeline 532.000 adet kameranın monte edildiği anlamına geliyor.

Son yıllarda araç içi kameraların popülaritesi ciddi bir artış gösteriyor. Sadece İngiltere’de son iki yılda satışlar %900 oranında artmış durumda. Araç içi kamera ile oluşturulan kayıtlar anlaşmazlıklarda kanıt olarak kullanılıp sigortacılar ve yetkililer desteklendiğinde tüketiciler yılda ortalama 57.75 poundluk sigorta maliyetinde tasarruf edebiliyorlar.

Tam entegre JukeCam sürekli açık olduğunda araç içi kullanımda 3 saat kesintisiz kayıt yapabiliyor ve yolculukları kayıt altına alarak olası bir kaza anında sigorta şirketine kanıt olarak gösterilebiliyor. JukeCam’in araç içi montaj kitinden çıkartılıp aksiyon kamerası olarak kullanılması halinde bataryanın kayıt süresi 2 saate düşüyor.

JukeCam 360fly teknik özellikler:

Harici Hafıza 64GB
Dayanıklılık Toza, darbeye ve 1 ATM’e kadar suya karşı dayanıklı
Şarj süresi 2 saat
Pil ömrü 2 saat
Kayıt kapasitesi 3 saat
Büyüklük 71 mm
Çözünürlük 4K
Kayıt özellikleri 360° video, sabit & VR
Ağırlık 172g

 

Cep telefonu camının kırılmasına acil çözüm

Herkeste bir cep telefonu var. Ve hala cep telefonlarının ekranları var. En kırılgan parçaları bunlar. Çocukların eline veriyorsunuz aleti, masanın üstüne bırakıyorsunuz… Elinizden düşürüyorsunuz, üstüne bir şey düşürüyorsunuz. Öyle ya da böyle bir şekilde kırılıyor işte. Hiç ce telefonu camı kırmamış insanlarla tanışmak istiyorum mutlaka.

Cep telefonunun camı kırılınca iki sonuç var: Ya çalışıyor ya çalışmıyor. Çalışıyorsa iki seçenek var: Ya öyle devam edeceksiniz ya gidip yaptıracaksınız. Yaptırmak isterseniz iki seçenek çıkıyor önünüze: Ya servise verip çok para verecek ve günlerce telefondan ayrılacaksınız ya da başka bir telefon kullanacaksınız. Başka bir telefon dediğinizde iki seçenek çıkıyor karşınıza: Ya çok para vereceksiniz ya da eski telefonlardan biriyle azap çekeceksiniz.

Bu seçeneklerin hiçbiri benim işime gelmediği için telefonunu çok kullanan biri olarak çaresiz kaldım. Kıvranırken bir arkadaşım gelip bana ekran tamiri yapan bir arkadaşım var dedi. Dünyam aydınlandı.

Uğur Balçık, büyük kurumsal şirketlerde çalışmış, bizler gibi “yeter” noktasına gelmiş bir beyaz yakalı. Teknikten, el işinden anlıyor olmalı ki bu size bahsettiğim açık pazarı hissetmiş. Hemen bir web sitesi açarak bu ekran tamiri işine girmiş.

Motorculuk da onun hayatının önemli parçalarından biri olması işini daha iyi organize etmesine yaramış. Diyelim ki telefonunuzun camı kırıldı. İnternet sitesine giriyorsunuz, oradan cebini buluyor ve arıyorsunuz. Elinde parçalar varsa (ki genelde birçok telefonun birçok parçası var) atlıyor motoruna, yanınıza geliyor ve sadece on dakikada ekranınızı tamir edip el sıkışıp gidiyor.

Uğur’u arayarak ne kazanıyorsunuz? Birkaç maddede özetleyelim:

  1. Kesinlikle çok daha ucuza yaptırıyorsunuz
  2. İsterseniz biraz daha fazla verip orijinal malzeme taktırabiliyorsunuz
  3. Telefon hemen yanıbaşınızda yapıldığı için acaba içindeki verileri korumalı mıyım gibi polemiklere girmiyorsunuz
  4. Çok hızlı yaptırıyorsunuz günlerce bekletilmek, kuyruklara girmek gibi polemiklerden kurtuluyorsunuz
  5. Çok titiz bir adama yaptırdığınız için gerçekten her aşamasında yaptığı testlerle sorun çıkmayacağına kani oluyorsunuz

Ha bunu yaptırınca kötü olabilecek şeyler yok mu? Var. Aletinizin garanti kapsamından çıkması söz konusu olabilir, aletiniz garanti kapsamından çıkabilir veya aletiniz garanti kapsamından çıkabilir. Yani? Benimki zaten garanti kapsamından çıkmıştı.

Üçte bire yakın bir fiyata anında hizmet almak öyle az buz bir şey değil.

Bence süper bir hizmet ve grişim. Denedim oradan biliyorum.

1.300 metrekareye tek cihazla internet

Kablosuz ağ pazarının önde gelen kuruluşlarından TP-Link, yeni ve çok güçlü bir WiFi menzil genişletici (range extender) modelini duyurdu. RE500 model adlı ürün, üstün genişletme aralığı, dört harici anteni ve gelişmiş son teknoloji donanımı ile WiFi menzilini, teorik olarak, 1300 metrekareye kadar genişletebiliyor.

Yeni nesil kablosuz ağ standardı 802.11ac destekli olan RE500, büyük ev ve ofisler için ideal bir WiFi genişletme çözümü. Sadece WiFi menzilini genişletmekle kalmayan ürün, aynı zamanda çok yüksek kablosuz hız desteği de sunuyor. Toplamda 1900 Mbps kablosuz hızlara (5GHz kanalında 1300Mbps, 2.4GHz kanalında 600Mbps) ulaşabilen RE500, eşzamanlı çift kanal desteği ile geleneksel menzil genişleticilere göre üç kat daha hızlı veri iletiyor. 3×3 MU-MIMO teknolojisine sahip olan cihaz, bekleme süresini azaltarak WiFi’a bağlanan her aygıt için verimliliği artırıyor. Bu güçlü teknik özelliklerle 4K video ve online oyun gibi uygulamalar, aynı anda ve sorunsuzca yapılabiliyor.

TP-Link RE500’ün üzerinde harici dört adet ve çift kanal destekli anten yer alıyor. Bu antenler 1300 metrekareye kadar (teorik olarak) WiFi menzilini genişleterek sabit bir bağlantı kurulmasını sağlıyor. Akıllı antenler, ağa bağlanan cihazların yerini saptayarak, o bölgeye yönelik WiFi’i yoğunlaştırıyor ve böylece kapsama alanını güçlendiriyor.

RE500’ün önemli özelliklerinden biri de kesintisiz çift kanal desteği sunabilmesi. Ana yönlendiricinin kanallarından biri aniden kesilse ve ana yönlendirici tek kanal yayınlayabilse bile RE500 çift kanal bağlantısını sürdürüyor. Bu sayede tüm cihazlar dengeli ve kesintisiz bir WiFi bağlantısı elde ediyor.

Ürün üzerinde bir adet Ethernet girişi yer alıyor. Böylece RE500 aynı zamanda bir erişim noktası olarak da hizmet verebiliyor. Kablolu bağlantının Ethernet kablosu ürüne takıldığında kolayca 3×3 MU-MIMO teknolojisine sahip, çift kanallı bir kablosuz erişim noktasına çevriliyor. Aynı zamanda bu girişe oyun konsolu, akıllı TV gibi cihazlar bağlanarak hızlı ve güvenli kablolu bağlantı oluşturuluyor.

TP-Link RE500 menzil genişleticinin kurulumu da son derece kolay. WiFi kapsama alanını genişletmek için en uygun yeri saptayarak ürünü o noktaya yerleştirmek çok önemli. RE500 üzerinde yer alan akıllı sinyal göstergesi, kullanıcılara en uygun noktayı bulmakta yardımcı oluyor. Ayrıca TP-Link’in iOS ve Android uyumlu ücretsiz Tether uygulaması sayesinde hem kurulum hem de RE500’ün ayarları ve kontrolü akıllı telefonlardan kolayca yapılıyor.

RE500’ün Türkiye’de tavsiye edilen satış fiyatı 479 TL (KDV dahil) olarak açıklandı.

Arçelik yüzde 100 yenilenebilir enerjiyle üretim vaat ediyor

Sürdürülebilirlik güzel bir kelime. Dünyanın her yerinde üretim yapan şirketler var. Ürettikleriyle bizim vahşi tüketim hırsımızı beslemeye çalışırken bir şekilde dünyanın canına da okuyorlar. O yüzden büyük üretim yapan şirketlerin çevre ve dünya konusunda attığı adımlar benim için çok büyük önem taşıyor.

“Bunlar böyle diyorlar ama aslında işin aslı öyle değil” diyenler ispatla yükümlü. Ben büyük şirketleri beyanlarından sorumlu tutarak onların söylediklerini sizlerle paylaşıyorum.

Arçelik, çevre adına yaptıklarını. sürdürülebilirlik rakamlarını paylaştı. TKNLJ formatında konuyu inceleyelim:

  • 2016 yılında 270’e yakın enerji verimliliği projesi gerçekleştirmişler
  • 2010 yılına göre ürün başına yüzde 34 düşürmüş.
  • Şirketin 2020 hedefi ise enerji tüketimini yüzde 45 oranında azaltmak.
  • Ürün başı su çekiminde 2012 yılına göre yüzde 31 tasarruf sağlanırken, 2020’de bu oranın yüzde 35’e yükseltilmesi amaçlanmış.
  • Türkiye’deki fabrikalarında yenilenebilir enerji kaynaklarından temin edilen elektrik payını yüzde 88’e çıkartmış.
  • 2020’de kullandığı elektriğin tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı planlıyor.
  • Arçelik A.Ş.’nin planları arasında 2020 sonuna kadar 6 MWp gücünde yenilenebilir enerjiye dayalı enerji tesisi kapasitesine ulaşmak bulunuyor.

Arçelik A.Ş. CEO’su Hakan Bulgurlu, Türkiye’nin en önemli ihracatçı kurumlarından birinin başında. Çin’e üretim yaparken dünyaya neler yapıldığını da anlatması lazım. Eğer Avrupa’daki “A sınıfı” müşteri, çiçekleri kurtararak dünyadaki iklim değişikliğini azaltmaya çalışırken burada verilen çabaları da görmek zorunda. Bir Çin üretimi telefon için salınan karbondioksit miktarıyla bir Arçelik beyaz eşyanınkini kıyaslamak zorunda.

Yüzde 100 yenilenebilir enerji kaynağı inanılmaz bir taahhüt.

Eğer biz yürüyüş yaparak ülkede bir şeyleri değiştirebileceğimizi düşünüyorsak kullandığımız ürünleri de “temizlerinden” alıp dünyaya katkıda bulunmaya çalışmalıyız. Yoksa son 100 yılın en soğuk kışı, son 75 yılın en sıcak yazı söylemleriyle uğraşıp dururuz.

 

Turkcell yeni telefonunu görücüye çıkardı

Turkcell, yeni ve operatör markalı telefonlarını basına tanıttı. Basın toplantısından notları sizlere TKNLJ formatında sunmak istiyorum her zamanki gibi:

  • Turkcell, geçtiğimiz senelerin aksine “bunu Türkler yaptı, biz bunu yaparak devlete şu kadar para kazandırıyoruz, yabancı değil Türk” gibi polemiklerden kaçınarak telefonun özelliklerine odaklanan bir lansman gerçekleştirdi.
  • Telefonun görünümü iPhone ile Samsung’un son modeleri arasında gelip gidiyor. Güzel görünümlü, elinizde tutmak isteyeceğiniz bir telefon.
  • Peşin fiyatı 1.299 lira. Uzun taksit isterseniz (3 yıl) aylık taksitler 39 liraya kadar düşüyor.
  • Günümüz telefonlarını birbirinden ayıracak kaç özellik var bilmiyorum. Ama benim aklıma kamera geliyor. Turkcell de T80 konseptinin en önemli tutar tarafını kamera üstüne kurmuş.
  • T80’in ön ve arka yüzünde 13 megapiksellik kameralar var. Söylenene bakacak olursak karanlıkta da çekiyor, iyi çekiyor, 3 boyutlu çekiyor, derinliği ayarlayabiliyor.
  • Full HD ekranın büyüklüğü 5,2 inç.
  • Renk seçenekleri (bence erkekler için) gri ve (bence kadınlar için) altın olarak sunuluyor.
  • Turkcell geçen telefonda yaptığı ve beni çok şaşırtan tufaya bu telefonda düşmemiş: Geçen sefer çok fazla 4G konuşan Turkcell düşük hızlarda internet hizmet verebilen bir telefon getirmişti. Bu seferki telefon VOLTE destekliyor ve 300 megabitler mertebesinde de mobil bağlantı sunuyor.
  • Turkcell bütün yazılımsal marifetlerini elbette telefona eklemiş: BiP, fizy, TV+, Dergilik, lifebox, Turkcell Akademi, GollerCepte, UpCall gibi Turkcell uygulamaları hazır çıkıyor. Böylesi uygulamalar yapmanın önemi de böylesi telefonlar çıkardığınızda kendini gösteriyor.
  • Turkcell Dergilik uygulaması ile 300’ün üstündeki dergiyi de kullaıncıların beğenisine sunuyor. Tüm uygulamalar için bir yıla varan ücretsiz paketler sunuyor.
  • Turkcell akıllıca bir olay yaparak işin içine oyuncak katan fikirler getirmiş. Çok ucuza sanal görçeklik VR gözlüğü koymuş. Qualcomm 8 çekirdekli işlemci kaldırmayacak mı sanal gerçekliği? Elbette kaldırır. Ha buradan Turkcell geleceğin sanal teknolojilerine daha ağırlık veriyor gibi bir çıkarım yapmak, saçmalığın daniskası olur.
  •  Murat Erkan koltuğunun hakkını en çok veren Turkcell genel müdür yardımcılarının başında geliyor bence. Risksiz ve özgüvenli adımlar atıyor. Net iletişim kullanıyor ve olabildiğince şeffaf davranıyor. Ben söyleyeceğimi söyledim deyip kaçan genel müdür yardımcılarından olmadığı için “temiz” bir haber kaynağı…

Turkcell 7 senede 2,5 milyonun üstünde cep telefonu ve tablet satmış. Bunlar gerçekten de piyasa için büyük rakamlar. En çok T50 serisini satmış ki o rakam 500 bini bulmuş. Yüksek hacimli aldığı için ortalamanın üstü kaliteyi 1.300 liranın altına getirip bir de onu Turkcell Finans desteğiyle ayda 30’lu liralara satınca 500 bin hiç de hayal değil. Üstüne de çıkmak mümkün.

Benim ele alıp baktığımda telefondan edindiğim izlenim, bir telefon alayım, işimi dolu dolu görsün, gerekirse fazlasını yapsın kategorisinin yıldız ürünü olabilir…

Mobilin katma değerlileri “hep bizim dediğimiz gbi olsun” derdinde

Turk-internet.com’da Füsun hanım çok güzel bir haber yapmış gelişen yeni yönetmeliklerin ardından katma değreli mobil hizmet veren kurumlardan bir yetkiliyle. Kendisini tebrik ediyorum. Onun röportajından yola çıkarak sizlere birkaç küçük katma değerli hatırlatma yapma kistiyorum…

Bu ülkede katma değerli hizmet verenler hep çok enteresan bağlantıları olan enteresan insanlar oldu. Neden ne alakası var diyeceksiniz hemen açayım: Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte para kazanmanın çok enteresan yolları çıktı. Eskiden kutulu oyunlar korsan şekilde etrafta dolaşırken şimdinin oyunlarıeğlenceleri bedava gözüküp kullanıcıların cüzdanından aylık 500 TL’ye varan paraları kullanıcıların rızasıyla çekebiliyor.

Bu dünyayı görebilmek için çok akıllı ve teknolojiyi takip eden kişiler olmanız gerekiyor. Genelde böylesi işleri görenler ilk girdiklerinde şahane para topluyorlar. Üstelik yatırım yapmak için o derecede para harcamak da gerekmiyor. Bir de kazanabileceğiniz para miktarı küçük küçük aldığınız için genelde üst limitsiz oluyor. Yani bir ana dolar milyarderi de olabiliyorsunuz.

Bu tip girişimciler genelde kazandıkları paraları örnek göstererek bunları artık para kazanmanın çok zorlaştığı anlarda çok p aralı abilere büyük umutlarla satıyorlar. Çok paralı abiler para kazanmalı umarken bir arda verdikleri parayı bile çıkaramıyorlar.

Örnek mi istiyorsunuz? 2000’li yılların başında Nokia telefonların ekranlarına konan logo satıcılarına bakın. Telefonus istediğiniz melodiyle çalmasını sağlayanlara bakın. Sonrasında gelen arkadaşlık sitelerine, oyun içi satın almalara ve tabii ki SMS reklam gönderenlere bakın. Hpesi bu süreçlerle dallandı budaklandı.

Ülkenin çok ciddi bir derdi var: Bazı şeref yoksunları, Facebook veya benzeri sistemlerle birilerinin hesabını ele geçirip onların arkadaşlarının mobil ödeme sistemlerinden para çalıyor. Hem de öyle böyle değil paralar. Sizin de başınıza gelmiş ya da arkadaşlarınız bu tuzağa düşmüştür. Biraz sorsanız onlarca örneğe rastlarsınız. BTK biraz geç de olsa bu konuya uyandı ve bunu en azından zorlaştırıcı bazı kararlar alıp yönetmelikler çıkmasını sağladı.

Hemen bir uzman çıkmış diyor ki ama bu bizim müşterilerimizin yüzde 70 ila 80’ini elimizden alır diyor. Kandırılıp parası çalınanlar konusunda tek bir söz dahi etmiyorlar. Çünkü onlar para kazanmanın yollarına bakıyorlar.

Aynı polemiği SMS reklamı yapan ve bunun için hiçbir izin almayan şerefsizlerle de yaşamıştık. Biz dedik ki arkadaş eğer reklam atmak istiyorsan bizden izin alman lazım. Onlar dedi ki olur mu o zaman müşterilerimizin yüzde 70 ila 80’ini kaybederiz… Bu söz tanıdık geliyor değil mi? Sonunda onlar kazandılar. Her isteyen SMS atıp siz dur kardeşim ne yapıyorsun diyene kadar bunu atmaya, kişisel haklarımızı çiğnemeye devam etti. Şu anda deli gibi i tenmeyen SMS almamızın sebebi işte bu insanları yaptığı başarılı lobiler.

Şimdi mobil ödemeyle SMS onayını minimuma indirerek ödeme yapılabilmesini savunuyorlar. Onlar bize çakıp kaçan adamların telefonlarının açılmamasıyla, parayı geri alamamamızla, sinirden küplere binmemizle ilgilenmiyorlar. Umurlarında değil. Mühim olan müşteri sayıları yüzde 70 ila 80 azalmasın.

Mesela yollarda rögar kapakları olur. O kapaklar hiç konmasa oradan geçen her 1000 bisikletliden bir ya da ikisi bunların içine düşer. Ama biz ne yapıyoruz? Binde bir bile ihtimali ortadan kaldırmak için oraya kapak koyuyoruz. Mobil ödemedeki SMS de bunu anlatıyor bize işte.

Ben diyorum ki bir kez de bu katma değerli abiler kazanmasın. Bir kez de lobisini yapamayan halk karlı çıksın bu işten. Fena mı olur?

İstediğimiz şey o kadar masumane ki: Talep ve onayımız olmadan bir yere üye  yapamasınlar bizi… O kadar…

BTK’nın pazarı desteklemesi gerekmiyor, kullanıcıları koruması gerekiyor. Bu noktada söylenenlerin cahillik sınırlarını aşarak sinsilik olduğunu söylersem yanılmış olmam sanırım…

TRT “CEP”ten yiyemeyecek, 600 milyon bizde kalacak

TRT’nin daha çok padişahlı dizi yapabilmesi için bir kanun çıkarılmıştı. Ülkemizde satılan her televizyon ve radyo, TRT’ye vergi olarak geri dönüyordu. Meclisimiz TRT’nin çektiği dizi sayısını yetersiz bulmuş olacak ki bir kanunla satıan her cep telefonu ve tabletten de bu kuruma cihaz başı 100 – 200 TL arası para aktarılması kararı aldı.

Ben yazdığım bazı yazılarla bunu eleştirdim. Hep eleştirdim, durmadan eleştirdim

Kendisi de bir gazeteci olan CHP İstanbul milletvekili Barış Yarkadaş, muhalefet partisi olması misyonu ile konuyu Danıştay’a taşıdı. Danıştay bu itirazı bir sene içinde değerlendirdi ve cep telefonları ve tabletlerden TRT’ye aktarılmak üzere bandrol ücreti alınması kararını iptal etti.

CHP’li Yarkadaş, “Danıştay 10. Dairesi’nin aldığı bu karar uyarınca, 2016 Haziranından bugüne dek tahsil edilen bandrol ücretlerinin de yurttaşlara geri ödenmesi gerekiyor. TRT haksız bir kazanç sağlamıştır” dedi.

Telefon ve tabletlerin televizyon olmadığını kanıtlamamız bir yıl sürdü. Böyle söyleyince ne acayip oluyor değil mi?

Bu noktada artık bizim kendimize dönüp şunları söylememiz gerekiyor:

  • Cep telefonlarını özelliklerini yazanlar kadar bu dünyanın düzenlemesi konusunda fikir beyan edenleri de okuyun
  • Aman ben yazarsam okursam ne olacak bir şey değişmeyecek demeyin
  • Ben tepkimi dile getirirsem ne değişir ki demeyin
  • Küfür kıyamet yapmadan da fikir beyan ederseniz bir şeyleri değiştirebileceğinizi unutmayın

Komik belediyeler ve yeni neslin “duyar kasma” edebiyatı

Yeni nesil; umutlarımızı yeşerten, yarınları sırtlayacak, akıllı, bilgili ve meraklı… Teknoloji delisi ve kullanıcısı… Sorgulayan, kendinden öncekileri geçmek için inançlı… DEĞİL…

Bence değil yani. Aradan tane tane aldığım ve çok beğendiğim genç bireyler olmakla beraber, daha az okuyan, gördüğüne inanan, 140 karakterlik düşünce haznesine sahip ama bundan utanıp sıkılmayan… Eleştiri aldığında hemen yumruklarını sıkarak karşısındakini aşağılamaya çalışan… Tecrübe edinmeye çalışmadığı için tecrübe edinmiş olanı hor ve hakir gören. Ama en önemlisi bilgili olana karşı nefret besleyen… Böyle bir nesil görüyorum. Önyargılı veya yanlış anlamış olabilirim. Ama şimdilik böyle düşünüyorum.

Belediyeler… Yerel yönetimler. Desantralizasyon uzmanları. Halkın kendi kendini yönetmesi için son fırsatı. Her şeyi devletten beklememe araçları. Halkın verdiği oyun karşılığını çok hızlı ve etkin geri alabilmesini sağlayan kurumlar.

Belediyeler neden sosyal medyaya girerler? Halkla etkileşime girebilmek için. Çünkü halkın her zaman belediye masası arayacak durumu yoktur. Halkın kendi yönettiği belediye ile konuşup bilgi alıp vermesinin en kolay yolu budur aslında.

Belediyeler bazen bazı şeylerin amacını unutup esas yapmaları gereken şeylerin dışına çıkarlar. Mesela sosyal medyayı daha iyi bir etkileşim ortamı olarak kullanmak dururken yıldız olma tuzağına düşerler. Konuyu komiklik ve şirinlik kapsamında kullanmaya başlarlar.

Mesela Türkiye’nin en başarılı belediyelerinden biri olan, başkanı benim de oylarımla seçilmiş Kadıköy Belediyesi bunlardan biridir. Komik olmasıyla ünlenmiş, işi çözüp çözmediği hiçbir zaman ölçümlenmeyen bir yapıya sahiptir.

Benim birkaç kez işimin düştüğü bu belediyeye sorduğum sorular hep cevapsız ve havada kaldı. Mesela bir gece, sabaha karşı dörtte yol çalışması yapan işçilerin neden sessiz olmadığını sorduğumda karşıma çıkan yetkili “ne var biz de o saatte ayaktaydık” diye cevap verebilme cüretini gösterdi. Ya da kurban bayramları öncesinde 15 gün boyunca atmosfere yayılan kesif koç boku kokusundan kurtulmak için ne yapmam gerektiği konusunda bana yardımcı olmadı. Mesela yollara tecavüz eden dönüşüm kamyonları için şikayetimi almadı bile. Ya da akşam saatinde çalışan inşaatlarla ilgili şikayetlerimi…

Onlar için hayat hep bir komiklik.

Bayram için bir mesa atmış. Artık bütün sokaklar bizim şimdi Bodrum Belediyesi düşünsün diye. Kurum seviyesindeki, kurumsal zekaya sahip olması gereken insanların lafın nereye gideceğini tahmin ediyor olması lazım. “Artık sokaklar bizim” cümlesindeki biz kim? Tatile gidemeyenler mi? Gerçek Kadıköylüler mi? Yalan Kadıköylüler mi? Ne komik ne de kurumsal.

Normal şartlarda bu yazının burada bitmesi lazım. Ama bu saçmalığı Kadıköy belediyesine yine sosyal medya üstünde yazdıktan sonra cevap veren yükselen nesil için de bir şeyler söylemek gerekiyor. Kuruluşunu bildiğim ekşi sözlük dilinde “duyar kasma” diyor birisi. Diğeri sana ne lan pis duyarcı diyor.

Şimdiye kadar çok trol tarafından saldırıya uğradım ama benim belediyemin (bilerek ya da bilmeyerek) üstüme saldığı kitle tarafından duyarlı olmakla, hassasiyet göstermekle suçlandığım hiç olmamıştı. Çok şaşırttı beni. Kimliği gizleyen takma isimlerin arkasına sığınıp çirkin olmaları değil, terbiyesiz konuşmaları da değil… Duyarlı olmakla suçlamaları çok acayip geldi bana. İsminin yanında muhtemelen doğum tarihi olarak 1996 yazan biri. Benim ilk internet gazetesi hizmetini başlattığım, karımla internette tanıştığım yıl olan 1996…

Yeni dünya bu, dedi bana birkaç arkadaşım, yeni nesil bu…

Kolay gelsin ben size kasmayayım. Siz yeterince şeysiniz zaten.

Bir elektrik dağıtıcısının günlüğü

Elektrik dağıtıcılarının ne yaptığını tam olarak biliyor musunuz? Ben yakın zamana kadar bildiğimi zannediyordum. Elektrik paralarını onlara verdiğimizi zannediyordum. Meğerse onların olayı başkaymış. Onların para alan ekiple aralarındaki ilişki tamamen farklıymış. Onlar sadece bizim için sokak lambalarını yanık, panoları çalışır, elektriği akar tutmak işlerini yerine getiren şirketlermiş.

Benim bölgemin dağıtıcısı bir bülten göndermiş, onların bülteni üstünden bilgilerimizi pekiştirelim: AYEDAŞ, Adalar, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kadıköy, Kartal, Maltepe Pendik, Sancaktepe, Sultanbeyli, Şile, Tuzla, Ümraniye ve Üsküdar’da Mayıs ayında toplam 5149 aydınlatma armatürün bakımını gerçekleştirdi, bölgede 637 panonun bakımını yaptı. Beykoz, Çekmeköy, Sultanbeyli, Ümraniye ve Kartal’da 6 trafo değiştirilirken, toplam 443 dağıtım merkezinin bakımı gerçekleştirildi.

AYEDAŞ, Mayıs 2017’de de yeni yatırımlara hız verdi. İstanbul Anadolu Yakası’na 40 kilometrelik yeni kablo döşeyen AYEDAŞ ekipleri, 73 kilometrelik kabloyu da yer altına aldı. Kentte, 750 yeni aydınlatma armatürünün de montajı tamamlandı.

 

MOST POPULAR